

“Kesişen yollar”
“O gece her şey normal görünüyordu; ta ki göz göze geldiğimiz o an gelene kadar, işte o an kader kapımı çaldı.”
Mezuniyet balom için hazırlanıyordum; kalbim hem heyecan hem de mutlulukla çarpıyordu. Sabahın ilk saatlerinden beri saçımı, makyajımı ve elbisemi hazırlamış, aynada kendi yansımama bakıp derin bir nefes almıştım. Kapı çaldığında kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu; Murat gülümseyerek arabasının kapısını açmış, beni almaya gelmişti. O an, hayatımın en özel gecesine doğru attığım ilk adımı hissettim.
Kapıyı açtığımda Murat’ın gülümseyişi beni karşıladı. Kalbim hızlı hızlı atıyordu.
“Hazır mısın?” dedi, gülümseyerek.
“Sanırım evet…” dedim, biraz utangaç bir şekilde.
“Güzel görünüyorsun,” diye ekledi, gözlerimin içine bakarken. Ben hemen utanarak gözlerimi kaçırdım tabii. Yavaşça arabaya doğru yürüdük. Adımlarımız uyum içindeydi, ama kalbimde hafif bir heyecan ve merak vardı. Murat kapıyı açtı ve içeri girmemi işaret etti.
“O zaman, hazırsak yola çıkalım,” dedi.
Arabaya oturduğumda, içimde bir sevinç ve tedirginlik karışımı his vardı. Bu gece, her şeyin değişebileceği bir gece olacaktı. Eylül’ün evinin önünde durduk ve grubun diğer üyeleri olan Eylül, Tuğçe ve Billur’u alarak mezuniyet gecesinin olacağı otele doğru yola çıktık.
Tütütü maşallah ne güzel olmuşsun kız.
“Sen de öyle canım”.
Tuğçe “Ay valla benim her zamanki halim” diyerek hepimizi güldürmüştü.
Bu arada Murat benim ilk aşkım. Buraya sekiz yaşındayken taşındılar, o günden beri seviyorum onu. O da bizim bölümdendi. Murat tam benim istediğim gibi bir eşti. Her anlamda bana göre biriydi: yakışıklılığı, huyu, suyu ve yaşayış biçimi. Ben nasıl kimseyle görüşmediysem o da kimseyle görüşmedi, hatta Murat kızların gözüne bakmadan konuşuyor dediklerini duyduğum gün işte ben bu yüzden seviyorum demiştim. Hep beraber mezuniyet yemeğini yiyeceğimiz otele geldik. Aslında böyle ortamlar bizlik değil tabii ki ama mezuniyet olduğu için gidiyorduk. Abartılacak bir şey yok tabii ki, mezuniyet balosu yapılan üstelik bize uygun bir otel sonuçta. Murat bizi getirdi fakat erkek arkadaşlarının olduğu masada oturdu tabii ki.
"Seninki biraz daha buraya bakarak yemek yerse ağzını bulamayacak."
"Hah hah Allah iyiliğini versin Tuğçe ama haklısın, eniştenin gözleri şaşı oldu."
"Yok kız, o okuldan antrenmanlı, unuttunuz mu? Bunca senedir olmadıysa artık hiç olmaz."
Kızlar maşallah, yani bugün yine tüm enerjiniz yerinde.
"Ama ne yapalım yani, şuna baksana."
Zeynep’in sözleri üzerine gözüm Murad’a kaydı gerçekten de bu tarafa bakarak yiyordu, bu benim gülümsememe sebep oldu. Canım benim...
Yemeğin sonlarına doğru lavaboya gitmek üzere masadan kalktım. Murad bana yetişerek biraz konuşmak istediğini söyledi. İznin olursa bir lavaboya gidiyordum sonra hemen konuşuruz olur mu? “Elbette". Yüzümü o kadar yıkadım ki heyecandan zaten yaptığım az buçuk makyaj da uçup gitti. Ve Murad'ın kapıda bekliyor olma heyecanı telefonumu burada unutmama neden olmuştu. Maalesef...
Konuşabiliriz. "Şey dışarıda konuşsak olur mu, burası çok ortada kalıyor insanlar falan".
A tabi kusura bakma.
“Teşekkür ederim”.
Murad’la birlikte dışarı yürürken kalbim deli gibi çarpıyordu. Murad benim çocukluğumdan beri beklediğim ilk ve tek aşkımdı. Bugün üniversiteden mezun olduk. Aslında o geçen sene oluyordu ama birkaç dersi kalmıştı. Kızlara göre benim için uzatmıştı okulunu, ama bilemem tabi. Bir gün aramızda bir şey olursa ona bunu sorabilirim.
"Hayat nasıl diyeyim bilemiyorum çok zormuş, Aslında o kadar da prova yapmıştım ama heyecanlandım şimdi".
Ben sessizce konuşmasını bekliyordum zaten bende heyecandan tutulmuş vaziyetteydim.
Gözlerine bile bakamıyordum nasıl konuşurdum.
"Biz beraber büyüdük ne ben senden başkasını bildim ne sen benden başkasını bilirim. Hiç bunu konuşmasak da biliyorum ben. Biz bekledik birbirimizi ve şimdi zamanı geldi".
Gülümseyerek birazda heyecanla tabi neyin zamanı geldi ki, diye sordum.
"Evlenmemizin"...
Ne!
Yani istersen. Ben hep sende olduğumu hissettim ve sende hep bendeydin,bende o yüzden istiyorum ki yani düşünüyorum hem de uzun zamandır düşünüyorum.
Senden başkasıyla olmaz, ondan hani dedim ki"...
Şii (parmaklarımla onu susturdum). Tamam, sus da cevabımı vereyim dedim gülümseyerek. Oda gülümsedi ve sustu.
Doğru hissetmişsin. (İki elimi kalbimin üzerine koydum). Burada hep sen vardın ve hep de sen olacaksın. "Nasıl sevindim anlatamam şu an. Peki cevabın?". Evet Murad, seninle evlenirim. Murat sevinçle ayağa fırladı. "Allah, var ya şu an kızmayacağını bilsem, yani günah olmasa seni kucağımda döndürmüştüm". Sanki baba olacaksın demişim gibi oradan oraya gülerek koşuyordu. Allah'ım ne kadar sevimli gözüküyor şu an bir bilse. Sonra birden bir şeyi hatırlar gibi oldu, yanıma koştu. "Ya çok özür dilerim sevinçten unuttum." Cebinden siyah kadife kutuyu çıkardı ve önümde diz çökerek kutuyu açtı. Şu an o kutunun içinde plastik yüzük olsa bile ben havalara uçardım ki harika bir yüzüktü. Mavi kalpli bir pırlantaydı, iki katı içim gitmişti tabii ki. "Karım olur musun hayat, ömür boyu kadınım?". Senin kadının olmak her şeyden çok istediğim şey Murad, tabii ki evet, binlerce kez evet. Söylememe gerek yok sanırım, tabii ki şu an hüngür hüngür ağlıyordum. Sümüklerim akmasaydı bari. Takmak için ayağa kalktığında 'ama ben yüzüğü alamam ki Murad. "Kabul ettiğini söylemiştim ama". Yok yok hemen düşürme yüzünü, evet kabul ettim de hani daha babama sormadan, onun onayını almadan parmağıma takmam doğru olmaz ya ondan.
"Sen nasıl birisin böyle ya?"
Ya.
"Peki tamam ama ağlama lütfen ve kaçırma gözlerini, hem yakında gözlerini kaçırmana gerek kalmayacak."
Murad.
"Tamam tamam. Peki boynuna taksan olmaz mı?"
Nasıl yani?
Boynumdaki kolyeyi göstererek konuşuyordu.
"Yüzüğü diyorum boynuna taksan hani".
Gülümsedim. Başımı onaylarcasına sallayarak kolyemi çıkardım. Yüzüğü kolyeye geçirdi, boynuma geri taktım.
Elime alarak çok zevklisin. Ne kadar beğendiğimi anlatamam. Murad, bu harika bir şey. Ve uzun kolyemi elbisemin içine sallandırdım.
"Benim karşımda bir harika şey var oda sensin.
Tamam tamam hemen kaçırma gözlerini. Hadi kızlar, resepsiyona anons geçirtmeden yanlarına dönün." Gülümseyerek tamam dedim.
Hem zaten kalkabiliriz artık, herkes gidene kadar beklemeye gerek yok bence.
"Siz nasıl isterseniz, ben size tabiyim."
Kızların yanına tabi ki Murad'ı diğer tarafa göndererek gittim ve onlar da yemeklerini bitirmişti; kalkmaya karar verdik. Murad bizi bıraktığı gibi kızlara anlatmam lazımdı. Tam otelden çıkıyorduk ki telefonumu lavaboda unuttuğumu hatırladım. Hay aksi, telefonumu lavaboda unutmuşum. Siz gidin arabaya, ben de hemen alıp geliyorum.
"Beklememi ister misin?".
Yok yok ben hemen alıp gelirim zaten.
"Peki".
Lavaboya girdim orada duruyordu Allah'tan. Hızlı hızlı yürürken biriyle çarpıştım. Hem de çok sert bir şekilde ve telefonum elimden fırladı. Bu şekilde nasıl konuştum bilmiyorum ama adama çok sinir olmuştum. Yuh be öküz, biraz yavaş yürüsene. Ben böyle deyince adamın yanındaki muhtemelen korumaları "abi" diye lafa girmeye çalıştılar ama adam "tamam beyler" diyerek onları susturdu. "Hanımefendi asıl siz dikkat edin üzerime çıkan sizsiniz. Sizin özür dilemeniz gerekiyor." Hadi be, oradan. Ben düz yolumda yürüyordum yandan gelerek siz bana çarptınız. Siz özür dileyeceksiniz. "Sen bana emir veremezsin." Allah Allah, verirsem ne olur? "Bence bilmek istemezsin güzelim."
Bunu söylerken yanağımdan makas alınca bende film koptu ve suratına bir tane yapıştırdım. Telefonumu almak için eğildiğimde kolumdan yakaladı ve beni kendine bakmaya mecbur bir vaziyette getirerek konuşmaya başladı. "Benimle doğru konuş yoksa elimde kalacaksın”. Ha bir de döveceksin yani?". Diğer elini yüzüme getirerek, "Bilemiyorum, epey güzelmişsin; belki başka şeyler de yaparım, hiç belli olmaz." Kolumu çektim kolundan 'pislik herif.' Arabaya nasıl yürüdüm, bindim bilmiyorum. Bütün heyecanımı, sevincimi almıştı pislik. "Nerede kaldın kız?" Aman anlatırım nasıl olsa bugün biz de kalıyorsunuz. "Peki bakalım, Hayatcığım, öyle olsun."
Şu pislikle karşılaşana kadar gözlerim mutluluktan parlarken kızlara anlatacak hal kalmamıştı resmen. Hepimiz aynı mahallede olduğumuz için Murad'ın yolu değişmiyordu zaten, ondan onun arabasıyla gelmiştik. Hepimiz bizim evin önünde indik. Kızlar duş aldılar; en son ben kaldım. Eylül fermuarımı açsana, sana zahmet. Eylülde fermuarımı açınca kolyem dışarı çıktı, karşıda da Zeynep vardı, hiç gözünden kaçmadı, tabi bizim kurnazın hemen gördü kolyenin ucundaki yüzüğü ve tüm mahallenin duyacağı kadar bir çığlık attı. "Orda bir yüzük varrrr." "Ne yüzük mü?" Eylül beni kendine çevirdi ve odaya bastı bir çığlık. Derken tüm kızlar beni çembere aldılar. "Anlat çabuk neyi bekliyorsun "Kızım anlatsana." Tamam tamam, bütün akşam patladım. Ben de bir duş alayım, anlatacağım. "Beş dakikadan uzun sürerse içeri dalarız ona göre." Aynen.
Banyodan çıktığımda yan yana dizilmiş meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. Canım arkadaşlarım kendileri teklif almış gibi sevinmişlerdi. Tüm detaylarıyla birlikte anlattım tabi can arkadaşlarıma. Ama işte çıkarken salağın biriyle çarpıştım, sinir etti beni, pis pis asıldı falan, enerjimi düşürdü, yoksa tabi ki çok mutluyum, senelerdir beklediğim şeyler nihayet bu gece başladı, Allah'ıma şükürler olsun ki. Hii ben telefonumu gene unuttum ya orada. "E aferin, nasıl becerdin telefonunu almaya gidip de almamayı? Ya işte ne biliyim, o hayvan bana asılınca bir tane yapıştırıp çıktım, öyle de telefon kaldı işte." "Ooo, sen bir adama tokat attığına göre iyi asılmış demek ki." " Aman neyse, ne boş ver bebeğim bak dediğin gibi Murad ya Murad sana evlenme teklif etti, boş ver o aptalı, sen bu mutluluğun tadını çıkar. Haklısınız kızlar. Baksanıza şuna ne kadar zarif bir yüzük seçmiş bayıldım ya. Dur parmağıma takayım da nasıl duracak göreyim. "Hakketen neden parmağında değil de boynunda bu şahane şey." Ya şimdi babamın izni olmadan takmak istemedim. Murat da o zaman boynuna takalım dedi. Öyle yani biz de boynuma taktık. "Hımm, ikiniz de güzel demişsiniz." Yatsak mı, artık çok yorulduk. "Aynen"
Her ne kadar sonunda sinirlerim bozulsa da yine de güzel bir gündü ve ben elim boynumdaki yüzüğümde uyuyakalmıştım.
Sevgili Günlük
Bugün hayatımın en tuhaf günlerinden biriydi. Sabah uyandığımda her şey normaldi. Teklif alacağımı biliyordum, evet… Ama insan bildiği bir şeye bile tam hazır olamıyormuş. Yüzüm gülümsedi, herkes mutlu oldu. Ben de mutlu olmaya çalıştım.
Ama sonra… O çarpışma. Bir anlık dalgınlık, bir anlık temas ve içimde anlamsız bir sarsıntı. Özürler, bakışlar, garip bir sessizlik. Sanki tanımadığım biri değil de bir şekilde hayatıma çoktan dokunmuş biri gibiydi. Bu, beni korkuttu.
Kendime kızıyorum. Bugün mutlu olmam gereken bir gündü. Murat’ın teklifi, geleceğe dair umutlar… Ama aklımın bir köşesinde, o çarpışma var. Neden bu kadar etkiledi beni bilmiyorum. Basit bir an olması gerekiyordu. Öyle kalmalıydı.
Belki de bugün şunu öğrendim: Hayat bazen aynı güne iki farklı kader sığdırıyor. Biri planlı, biri tamamen tesadüf. Hangisi daha güçlü, hangisi daha gerçek… Bunu zaman gösterecek.
Keşke bazı anlar sadece an olarak kalsaydı. Ama bazıları kalmıyor. İçine yerleşiyor. Ve insan, nedenini bile bilmeden taşımaya başlıyor.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 134 Okunma |
45 Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |