
BİR HAFTA SONRA
BURAK
Hayat'ı yatırdığım gibi doktoru aradım; hatta tüm hastaneyi eve getirttim desem yeridir. Serum bağladılar, kendine gelir gibi oldu ama sürekli sayıklıyordu. Diğerlerinde değil ama o pisliğin adını sayıklaması sinirlerimi bozuyordu.
"Bundan sonraki planın ne abi?"
Hele bir gözlerini açsın da sonrası harika olacak. O bundan sonra benim kadınım ve bunu değiştirmeye kimsenin gücü yetmeyecek, onu benden ayırmaya çalışan olursa da kafasını koparacağım hem de hiç düşünmeden yapacağım bunu.
Günlerdir gözlerini bir kere bile açmadı; doktorlar endişelenmemem gerektiğini söylüyordu ama elimde değildi. Gözlerini aç, külkedisi, tam kavuştum derken beni daha fazla kendinden mahrum bırakma. Kızgın bak yine istemiyorum seni diye bağır çağır ama aç gözlerini.
"Burak Bey?"
"Ne var?"
"Efendim, işle ilgili bir konu vardı da..."
Bir şeyi de bensiz becerin ya Hayat gözünü açmadan onu yalnız bırakmam.
"Efendim, telefonlarımı açmadığınız için gelmek zorunda kaldım. Kusura bakmayın ama imzalamanız gereken şeyler vardı zaten, getirdim yanımda."
Peki, peki, geç aşağıya geliyorum. Dosyaları imzaladıktan sonra tekrar Hayat'ın yanına geldim.
EYLÜL
İnanamıyorum ya, bu yaşadıklarımız gerçek değil, gerçek olamaz. Na-nasıl olur?
"Bana da bir tane sakinleştirici yaptırın; ben de uyumak istiyorum ve mümkünse bu durum düzelene kadar da uykuda kalmak."
Bende bunu çok isterdim ama düzelebilecek türde şeyler yaşamadık.
"Korkarım ki Eylül haklı Tuğçe."
Ya nasıl olur aklım almıyor. Hayat böyle bir şeyi nasıl yapabilir?
"Ben asla Hayat'ın o Burak denen pisliğe âşık olduğuna inanmam, hem de asla inanmam."
"Al benden de o kadar, ama ortada da anlayamadığımız onlarca şey, onlarca soru işareti var."
Sakin kafayla düşünelim de illaki bir şeyler bulacağız.
"Evet, zaten Hayat'la da konuşmaya gideceğiz."
"Tabi o hayvan bizi eve alırsa."
Hele bir almasın, o evi başına yıkarım.
"Kızlar, siz artık gidebilirsiniz."
Hasan amca zar zor ayakta durur bir vaziyette yanımıza gelmişti. Gözlerinden ne kadar ağladığı belliydi. Olur mu hiç Hasan amcacığım, biz buradayız.
"Sağ olun kızlar, ama gidin; burada durmanın bir manası yok. Her şey için teşekkür ederiz."
Hasan amcacığım bizi de bir kızın olarak görüyorsan bırak biraz daha kalalım.
"Benim başka kızım yok zaten."
Hasan amca, "Son lafı" diyerek Esma teyzenin yanına gitti. Biz bile böyle perişan olmuşken onlar nasıl üzülmesin ki... Kızlarla Esma teyzeler için biraz yemek yaptıktan sonra bize geldik.
"Eylül, kızım?"
Biz geldik anneciğim.
"Kızım, sen gelme. Esma Teyze uyuyor dedin ama benim içim hiç rahat değil be yavrum. Bir gitsem mi?"
Anneciğim, dedim ya, sakinleştirici yaptılar, zaten uyuyor."
"Bana bakın siz biliyor muydunuz yoksa Hayat'ın ilişkisini gerçi ilişkisi demekte içime sinmiyor ama başka türlüde nasıl olur bu durum anlayamıyorum ki?”
Biz de anlayamadık ki anneciğim, hem emin ol öyle bir şey bilsek Hasan amcadan önce biz keserdik onu.
"Hakikaten ya Hasan amcayı ilk defa öyle gördüm, ben resmen başka biri olmuştu bugün."
"E kolay mı Zeynep çiğim neler yaşandı."
Orası öyle tabi.
"Neyse, kızlar, hadi biz gidelim artık, geç oldu."
"Evet, kalkalım." Tamam, kızlar, kalkınca haberleşiriz.
"Tamam Eylül’cüğüm."
"Hadi Allah'a emanet olun, hayırlı geceler."
Hayırlı geceler, kızlar. Kızlar gittikten sonra bir duş alıp, bugün yaşadıklarımızın bir kâbus olması için dua ederek yattım.
MURAT
Babamlar beni otobüse bindirdiğin de gözyaşlarım daha otobüs kalkmadan akmaya başlamışlardı. Bana el sallayanlar içinde sevdiğim kadın yoktu. Canım sökülüyordu otobüs uzaklaştıkça. İçim öylesine anlam veremediğim bir huzursuzlukla kaplıydı ki, Allah'ım, sen bana güç ver, irade ver, sabır ver...
EYLÜL
Sabah uyandığımda kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki hiç yataktan kalkmak istemiyordum. Ta ki kızlar gelip de beni çıkarana kadar. Annem ve kızlarla kahvaltı yaptıktan sonra, annem Hayat'lara, daha doğrusu Esma teyzelere, bizde Hayat'ın yanına gitmek üzere evden çıktık. Biraz yürüdükten sonra o uğursuz evdeydik. Kapıyı elli yaşlarında tesettürlü çok tatlı bir teyze açtı ve bize Hayat'ın hala uyuduğunu söyledi.
"Ama şimdi daha da merak ettik teyzeciğim. Ne olur izin ver de iki dakika da olsa görelim."
" Ah, güzel kızım, elimde olsa yardımcı olmam mı? Hem şu an hiç alamam zaten. Burak Bey, arkadaşınızın yanında, ben alsam bile o odaya almaz sizi. Beni de sizi aldığım için kovar. O yüzden güzel kızlarım başka sefere inşallah hem Hayat yavrum da iyileşmiş olur."
Peki teyzeciğim, telefonun yanındaysa alabilir miyim telefon numaramı vereyim sana, iletişim halinde olalım, olur mu?.
"Bir dakika yavrum hemen getireyim."
Numaramızı bırakarak oradan ayrıldık. Yüzünde tatlılığın yanında öyle bir masumiyeti vardı ki arkadaşımla böyle biri ilgilendiği için rabbime şükrettim.
HAYAT
Günlerdir ne uyuyorum ne uyanığım. Bedenim yaşıyordu sanki ama ruhum paramparçaydı. Gözlerimi açmaya korkuyordum. Hatırladığım şeylerin bir kâbus olmasını istiyordum. Gözümü açtığımda yanımda o pisliğin değil Murat'ın olmasını istiyordum. Elimde de onun yüzükleri... Sanırım yaşadıklarımın gerçek olduğunu bildiğimden açamıyordum gözlerimi. Çoğu kez Burak’ın sesini duyuyordum (maalesef), ama arada Kuran sesleri de duyuyordum. Rabbim bana bundan sonrası için güç ver (âmin).
Gözümü açtığımda korktuğum manzara karşımdaydı. Burak yatağın yanındaki tekli koltukta oturuyordu. Neredeyim ben?
"Ah, sonunda güzelim, ya nasılsın?"
Aslında çok fazla susamıştım ama ondan istemek istemiyordum. Bir de "Nasılsın?" diyor. Nasıl olabilirim acaba? Ne kadar süredir buradayım?
"Bir hafta oldu, prenses. O zamandan beri uyuyorsun, beni epey korkuttun."
Neden, zorla sahip olmaya çalışacağın biri kalmaz diye mi korktun? Gerçi sen iki güne bulursun yine öyle masum bir kız.
"Kimse senin yerini tutamaz külkedisi, zaten öyle olmasaydı sen de bu kadar ısrar etmezdim değil mi? ".
Aman ne kadar mutlu oldum anlatamam.
"Bir şeye ihtiyacın var mı? ".
Senden hiçbir şey istemiyorum ben.
"İstediğin kadar direnebilirsin ama unutma ki artık benden başka kimsen yok ve bundan sonra buradasın, bunu güzel kafana soksan iyi edersin."
Odadan çıkar mısın?
"Ama ben ne diyorum, sen ne diyorsun külkedisi?"
Banyo yapmam gerek ve lütfen odama ben uyurken girmeyi de kes. Allahtan uyandığımda kontrol ettim, başörtüm başımdaydı.
"Neden, sen bundan sonra benimsin."
Ben şu an da senin hiçbir şeyin değilim. Şimdi çıkar mısın? Burak söylene söylene kapıdan çıkmıştı, ben de hemen arkasından kapıyı kilitledim ve kendimi banyoya attım. Bedenim o kadar yorulmuştu ki küvette saatlerce kalabilirdim. Çıktığımda saçlarımı kuruttum ve giyecek bir şeyler var mıdır diye dolabı açtığımda kendi giysilerimin bu dolapta asıldığını gördüm. Babam beni evden atmakla kalmamış, anlaşılan arkamdan eşyalarımı da göndermişti. Ah, babam, bir bilsen bunları hep sizin için yaptım. Ama oda haklı nereden bilebilir ki yaşananların gerçek sebebini? Acaba annem, sonra kızlar inanmış mıdır tüm bu olanlara, ya Murat? Gerçi onun inandığı beni sokakta ona yalvarırken bırakıp gitmesinden belliydi ama ondan bir dakika önce gördüğü manzarayı düşünürsek o da pek haksız sayılmazdı. Dolaptan giymek için bir şeyler aldığımda odanın bana niye bu kadar tanıdık geldiğini şimdi anlamıştım. Bunlar benim eşyalarımdı. İyi de tüm bunlar buraya nasıl gelmişti? Üzerimi giydikten sonra başımı da yapıp odadan çıktım. O pislik nerelerde diye bakınırken...
"Bir şey mi istedin güzel yavrum?"
Hii.
"Ay korkuttum mu yavrum? Özür dilerim."
Yok teyzeciğim, olur mu hiç? Ben evde Burak'tan başka birinin olduğunu bilmiyordum da.
"Ben burada çalışıyorum yavrum; en ufak bir ihtiyacın da söylemen yeterli."
Aman estağfurullah, olur mu öyle şey?
"Olur tabi güzel kızım, benim işim bu."
İsminiz nedir teyzeciğim?
"Hayriye yavrum."
Memnun oldum bende, Hayat.
"Bende memnun oldum güzel kızım, gerçi senin için tanışmamak isterdim ama işte Burak Bey sağ olsun bir şeyi istedi mi elde etmeden bırakmaz."
Tanıyor musunuz onu?
"Evet yavrum, diğer evinde de onunla çalışırdım, şimdi buraya getirince çok şaşırmıştım, bu mahallede ne işi olur diye ama öğrenince kahroldum."
Öyle deyince gözlerim dolmuştu ve başım döndü; hemen kendimi koltuğa bıraktım.
"Ah, özür dilerim yavrum, ben seni üzmek istemedim, iyisin değil mi?"
Yok yok, estağfurullah, hiç olur mu öyle şey? İyiyim, merak etmeyin, hem beni üzen kişi belli.
"Nerede gördü Burak Bey seni?"
Ah, ah, Sorma Hayriye Sultan. Ah pardon anneme de hep böyle derdim de ağız alışkanlığı.
"Ne demek yavrum, sen öyle demek istiyorsan ben sadece mutlu olurum."
Sevindim. Mezuniyet için düzenlenen yemek bir oteldeydi; orada karşılaştık. Tam otelden çıkarken orada kafayı taktı, bana bir daha da kurtulamadım. Nasıl yaptı etti bilmiyorum evime, hayatıma kadar her şeyi öğrenmiş.
"Yetişmez mi hiç o nerede karanlık birinin hayatını karartacak şeyler olsun bulur çıkarır."
Göründüğünden daha kötü biri mi yani?.
"Yani kızım, gözümle bir şeyini görmedim ama hep bu şekilde gezerdi; seni korkuttuğu gibi beni de korkuturdu hep."
Neden onunla çalışıyorsun Hayriye sultan?
"Ah kızım mecburum, eşim rahmetli olunca ortada kaldım, yanına işe girdim, e kalacak yer yemek masrafı yok gayet iyi gelmişti sonra da çıkamadım kaldım öyle."
Başımı öne eğmiştim. Sanırım ben de çıkamayacağım.
"Yardım edecek kimsen yok mu yavrum?"
Kimseden yardım isteyemem Hayriye Sultan.
"Neden yavrum?"
Çünkü beni hep tehdit etti. Hatta dediğini yapmadım diye kız arkadaşlarımdan birinin üstüne araba sürmüştü. Allah'tan kız kaçmış ama ayağıyla üzerimden geçmiş hayvan.
"Aman aman Allah'ım ıslah etsin bu adamı."
Ah Hayriye sultan, daha en büyüğünü duymadın bile.
"Daha büyük ne yaptı?"
Onunla tanıştığım gün, ilk aşkım, yani çocukluktan beri aşkım Murat bana evlenme teklifi yapmıştı. Hatta sadece bir saat önce. İnanabiliyor musun? Sadece bir saat. Yüzüğü boynumdan çıkartarak elime aldım. Bu işte ondan bana kalan tek şey.
“Yoksa ona da mı bir şey yaptı?”
Evet yapmaya kalktı, silah çekti Murat'a.
"Eee sonra ne oldu?"
Ben Murat'ın yanındaydım o sıra Allah'tan, onun önüne geçtim.
"Hii sen mi vuruldun yani kızım?"
Evet.
"Sen o yüzden mi kaç gündür yatıyordun?"
Yok, Hayriye Sultan, yani evet, biraz ağrım var, ama ailemin beni silmesi bana daha ağır geldi sanırım.
"Sildiler mi seni?"
Ah ah Burak’ın oyunları yüzünden öyle bir halde gördü ki bizi Murat, babamlarda duydu tabi. Hayriye teyze bana meraklı gözlerle bakıyordu; ben de devam ettim ve Burak’ın son yaptığı hamlesini anlattım.
"Ağzım açık kaldı yavrum, bu nasıl bir insan böyle?"
Sorma Hayriye sultan bunu duyan babamda tuttu, beni kolumdan Burak’ın önüne attı.
"Ah yavrum benim kıyamam ben sana."
Kızlar ve annem hayatta inanmazdı. Babamın ve Murat'ın ona inanmaları beni o kadar yaraladı ki anlatamam. Yani evet, Murat gözüyle gördü ama sonraki halimi de gördü. Nasıl bana inanmaz? Beni dinlemesi için yalvardım. Demek ki beni hiç tanımamış.
"O hatasını zamanla anlar yavrum, emin ol sen. Nerede şimdi?"
O gün askere gitti, dedim gözlerim dolarken.
"Hah, tam yeri işte. Şimdi orada seni düşüne düşüne bulur işin doğrusunu."
Bu saatten sonra bulsa ne değişir ki? Hayriye Sultan, bak işte, Burak’ın yanına hapsoldum ben.
"Allah bilir yavrum, biz bilemeyiz ki, zaman neler gösterir."
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 134 Okunma |
45 Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |