16. Bölüm

16. Bölüm "Vicdan Savaşı"

slmnhnm
kitsevmuallime

BİR KAÇ SAAT SONRA

"Kızım, sana yemek getirdim, hadi birazcık ye yavrum."

Hiç canım istemiyor Hayriye sultan gerçekten.

"Aaa olmaz yavrum bak ilaçların var içmen lazım."

Peki, biraz yemeğe çalışayım. İlaçlar umurumda falan değildi; sadece Hayriye teyzenin hatırı için birkaç lokma yemeye çalışmıştım.

Burak, elinde iki kutu ve çiçek buketiyle odaya girdi. Kapıyı neden çalmıyorsun? Durumum uygun olmayabilir, başım açık olabilir değil mi?.

"İşte ben de tam bu konuyla ilgili gelmiştim ama yine de affedersin."

"Ben tepsiyi götüreyim."

Peki, peki (zaten başım kapalı olduğu için uzatmamış Bununla ilgili geldim derken ne demek istedin?.

"Artık bu evdesin yani beraber yaşıyoruz ve senin düşüncelerini de bildiğim için bir sürprizle geldim aslında. Bunu daha önce yapardım ama kendinde olmadığın için iyileşmeni bekledim. Bu y....”

Ne söyleyeceği umrumda değildi, dayanamamıştım. İyileşmek mi sen ne iyileşmesinden bahsediyorsun? Ya buna iyileşmek mi denir ya da bana yaşattıkların iyileşecek şeyler mi? Gerçekten böyle mi düşünüyorsun sen?

"Biliyorum, öyle demek istemedim; yani yataktan kalkma olarak iyileşmenden bahsettim."

Neyse tamam, ne diyeceksen der misin artık? Hem, bu çiçekler bunlar ne? Burak’ın yüzünde söylediklerim canını acıtmış vaziyette bir ifade belirmişti.

"Aşağıda da imam var, merak etme, başka bir yerden imam getirdim. Sen, kendine haram bir erkekle aynı evde kalmak istemezsin, kalmazsın, bunu bildiğim için imam nikahı kıymak istiyorum, bunlar da nikah kıyılırken giyersin diye aldıklarım biliyorum, senin hayalindeki eş değilim, inan beklerdim de ama dediğim gibi senin içini rahatlatmak için beklemedim ama resmi nikah ne zaman dersen onu o zaman yaparız."

Burak beni oldukça şaşırtmıştı. Beni bu kadar iyi tanıması ve anlaması, üstelik kurduğu cümleler, çünkü ben kendime geldiğim gibi üzerime atlar zannetmiştim daha önce yaşadıklarımızı düşünürsek. Peki, doğru düşünmüşsün, evet, her ne kadar asla karın olmak istemesem de gidecek bir yerim yok. Hoş olsa sen yine beni tehditlerinle burada tutarsın. Bu yüzden evet, haram olarak kalmak istemem ama bazı şartlarım var.

"Dinliyorum".

Gerçekten sadece bunlar için mi yoksa daha önce bazı yaşamaya çalıştığın şeylerde seni durdurduğum için mi bu nikahı istiyorsun bilmiyorum, bu yüzden bazı şeylere açıklık getirmem gerek. Ben asla kocam olarak görmediğim ve de sevmediğim biriyle bir şey yaşamak istemem, bu benim için büyük bir travma olur zaten. Sayende son zamanlarda yeterince travma yaşadım, üstüne yenisini eklemek istemiyorum. Bu yüzden ben tamam diyene kadar resmi nikah kıyılana kadar da tabi, doğal olarak karı koca ilişkisi yaşamayacağız. Bunu kesinlikle kabul etmem ve bunun için beni sevdiklerimle tehdit etmene de müsaade etmem. Böyle bir şey yaptığın an direkt kendi canıma kıyarım. Böyle dediğim an Burak’ın gözleri büyüdü.

"Saçmalama Hayat, o nasıl laf? Tamam, anladım, merak etme, tamam, kesinlikle sen istemeden dokunmayacağım sana. Benim için zor olacağını kabul etmeliyim çünkü seni çok seviyorum ama bekleyebilirim. Kötü biri gibi gözüktüğümün farkındayım, evet yanımda olmanı istedim ama bu şekilde olmasını kesinlikle istemedim. Ben her şeyi usulüne göre yapacaktım ama olaylar böyle gelişti, evet başkasının nişanlısını almaya çalıştım, bu da doğru değil ama inan seni hakketmediğini anlamasam asla bunu yapmazdım.”

Beni hak etmediğini mi söylüyorsun? Nasıl karar verebiliyorsun?

"Beraber büyümüşsünüz ama o bunca sene hiç bir şey yapmamış, sadece beklemiş, üstelik onu sevdiğini bilmediği halde hissetmek falan geç bunları sonuçta emin değildi ve sen ilişki olmasa bile görücü usulü gelen birine evet diyebilirdin ya da ailen birini sana uygun görüp evlenmeni isteyebilirdi neden okurken gelmedi sana illa ilişki mi yaşaması gerekti o zaman da evlenebilirdiniz ben olsam asla beklemezdim evet evlenme düşüncem olmadı hiç bir kızla ama sen farklısın seni gördüğüm an evlenmeye karar verdim ben, bunun için de hemen harekete geçtim ama onun elinde seneler vardı öylece bekledi ve bence en önemlisi seni hiç tanımamış. Evet bakma öyle tanımamış, seni biraz tanısaydı bütün bu olanlara inanır mıydı? Evet, tamam, son olayı gözüyle gördü ama ne derler, gözümle görsem bile inanmam, hani seni öyle tanıyorum, demek ki o seni "öyle" tanımıyormuş. Sanki beraber büyüyen bizde yeni tanışan sizmişsiniz gibi, hemen seni ne şekle soktu, hatırlasana, neler söyledi o gün sana ne elini kirletmesi kaldı ne düşüklüğün, gerçekten seven bir adam bunlara nasıl inanır? Ben görseydim aynı şeyi, yani onun yerinde ben olsaydım orada onu gebertir, seni alır giderdim elbette, ne oldu diye sorardım ama o şekilde değil, anlatabiliyor muyum? Senin yaşayış tarzını biliyor, seni tanıyor, üstelik daha kısa bir zaman önce sen ona gelen bir kurşunun önüne atladın ya, onun için ölüme atladın ama o böylesine seven birinin çocuk için evlilikten vazgeçtiğine inandı, hatta başka biri olduğuna inandı ya, hayatında başkası olan bir insan iki gün önce senin için kurşunun önüne atlar mı? Kusura bakma ama o bu kadar aptal olmasaydı ve seni gerçekten sevseydi, şu an ne olursa olsun onun yanındaydın. Ben seni asla bir şeylere zorlamayacağım, sadece sana bir an bile sensiz duramayacak kadar âşık oldum bu kadar. Şimdi gidiyorum ister bunları giyerek gel ister böyle gel, aşağıda bekliyor olacağım."

Burak beni darmaduman etmişti, gerçekten söylediklerin de haklıydı. En azından Murat'ın benim hayatımda başka biri olduğuna inanması ve o şekilde şeyler yapacağıma inanması beni de çok üzmüştü. Nasıl inanır kısmı benim için de geçerliydi. Ben olsam inanır mıydım, bilmiyorum. Bu düşünceleri kafamdan atmaya çalışarak Burak’ın getirdiği kutuları açtım. Beyaz bir elbise ve ayakkabı almıştı, çiçek buketi de beyaz lalelerdi. Evet, çok güzel ve şıklardı. Burak'tan bu zarafeti beklemezdim ama yine de onları giymedim. Sadece abdestimi tazeledim ve Burak’ın karısı olmak üzere aşağıya indim. Artık gerçekten karısı olmuştum, sanki omuzlarıma biraz daha yük yüklemişler gibi ağır hissediyordum. Hemen odama çıktım ve ağlıyordum. Burak, kapıyı tıklayarak içeri girdi. Yatağın ucunda otuyordum, o da diğer ucuna oturdu.

"Ağlıyorsun, ağlama, inan o söylediğim hiçbir şeyde ciddi değildim, ailenin seni affetmesi için her şeyi yapacağım ve kızlarla da görüşebilirsin ama sadece tek bir isteğim var, yaptıklarımı söyleme, o zaman seni benden alırlar ve içimdeki o kötünün tekrar ortaya çıkmasını istemiyorum. Tehtit değil bu ama almaya kalkarlarsa tekrar kötü bir adam olmak istemiyorum."

Burak yatağa yatmaya yeltenince fark ettim pijamalı olduğunu. Sen ne yapıyorsun?.

"Yatacaktım ama merak etme, bu uçta yatacağım, sana hiç değmeyeceğim."

Kusura bakma ama böyle bir şey olmayacak, ben asla seninle uyumam.

"Uyumama da mı izin vermeyeceksin?"

Asla. Sen kimsin de ben seninle uyuyacağım? Bunu kabul etmem demek karı koca olmak demektir. Zaten unutma ki bu nikahı helal oturabilmek için kabul ettim. Şimdi çıkar mısın odamdan? Burak başını öne eğerek odadan çıktı. Bende arkasından kapıyı kilitledim ve defterimi elime aldım onunla konuşmaya gerçekten çok ihtiyacım vardı.

Sevgili Günlük,

Bugün… Her şey farklıydı. Burak odaya girdi; çiçekler, nikahta giyeceğimiz şey ve söyledikleri… Beklemediğim kadar doğru, nazik ve düşündürücüydü.

Kötü biri olmadığını söyledi, sadece sevdiğini almak istediğini ve Murat’ın bunu hak etmediğini düşündüğünü… Sözleri öyle açıktı, öyle samimiydi ki, şaşırdım. Ne kadar doğru şeyler söylediğini ne kadar dikkatli davrandığını fark ettim. İçimde bir karışıklık yoktu; sadece… Bu kadar nazik ve doğru davranmasına hayret ettim.

“Seni hiç tanımamış,” dedi… Murat için söylediği bu söz, o an daha da anlam kazandı. Onun söylediklerine hak verdim; Burak’ın sözleri karşısında şaşırmıştım. Ama kalbim hâlâ Murat’ta. Burak’a karşı hiçbir his taşımıyordum; ona ilgi duymuyordum. Sadece söyledikleri ve davranışları beni şaşırtmıştı, başka bir şey değil.

Bugün anladım ki, ne kadar doğru ve nazik olursa olsun, Burak’ın sözleri kalbimi değiştiremez. Kalbim hâlâ Murat’ındı ve bunun dışında hissettiğim tek şey, şaşkınlıktı.

Ama yine de… kalbim hâlâ korkuyordu. Bu yeni durumun sorumluluğunu, riskini düşündüm. Burak’ın ciddiyetini ve bana verdiği sözleri, kendi güvenliğim için kabul etmek zorundaydım. İçimde bir karışıklık, bir şaşkınlık, bir tedirginlik… Ama bir yandan da yeni bir hayatın, yeni bir sayfanın eşiğindeydim.

Bugün hem şaşkın hem korkmuş hem de.

Burak’ın bu tutumu içimde sanki onun için de bir yerlerde iyi bir adam var hissi getirdi. Umarım doğru hissediyorumdur ve bu durumdan en kısa zamanda kurtulurum.

Sabah uyandığımda Burak evde yoktu; Hayriye teyzeyle kahvaltı yaptım, tabi ne kadar yaptım denirse.

"İyi misin yavrum? "

Burak nerede, Hayriye teyze?.

"İşe gitmiştir herhalde, kızım. Neden sordun? Bir ihtiyacın mı var?

"Yok, öyle merak ettim, pek düzenli işe giden biri gibi durmuyordu da uzaktan.

"Yok, işine gider her gün; şimdi bir şey diyemem. Hem insanın içini uzaktan bilemeyiz ki, yavrum. Son zamanlarda çok değişti; hem oturması, kalkması, ne bileyim, konuşması bile bir ağırbaşlılık getirdi ona senin bu eve gelişin.

"Öyle mi diyorsun? Gerçi dün beni de çok şaşırttı, gayet güzel ve üsluplu konuştu benimle. Nikah kıyıldı diye beni zorlamadı falan.

"Evet, fark ettim, kendi odasında yatmış.

"Yani ne diyeyim ben de Allah razı olsun, seni istiyorum işte benim olacaksın falan diye peşimde gezerken gerçekten öyle bir şey olursa beni çok kötü günler bekliyor diye epey korkuyordum. En azından öyle olmadı.

"Bence sen onu iyi biri yapıyorsun yavrum, ben öyle görüyorum. "

İnşallah iyi biri olur, bunu isterim tabi ama o kadar istediği ve beklediği şekilde onu asla sevmeyeceğim, hatta istemediği şekilde de yani az bir şey bile olsa onu sevmem, sevemem, bana yaşattıklarını unutamam.

"Haklısın yavrum, kolay şeyler yaşamamışsın. Burak beni ona, kendini de kendini asla sevmeyecek birine mahkum etti. Yani büyük konuşmak istemiyorum ama onu sevebileceğimi düşünmüyorum. Derken Burak'tan bir mesaj geldi.

"Kızlar gelirse konuşabilirsin ama dün dediklerimi unutma ve evde konuşun; dışarı çıkma. Daha tam iyileşmedi yaran ve çok uzun sürmesin, yatıp dinlenmen gerek. Seni seviyorum."

Burak, kızlar gelirse konuşabilirsin diyor, anlam.

"Ha, o şeydendir; kızlar senin uyuduğun zamanlar hep gelip eve girmek istediler ama Burak Bey izin vermedi. Onlar da bana telefon numaralarını verdiler; hep arayıp soruyorlardı. Demek görüş izni verdi, artık hayret. "

Bence kafasına bir şey düşmüş, kesin.

"Hiç güleceğim yoktu, Allah iyiliğini versin kızım, hem bence onun kafasına aşk düşmüş ama bu aşk senin gibi birinin aşkı olduğu için de onu değiştiriyor.”

İstediği kadar değişsin, benim umurumda değil. Hem o zaman kızları arayalım mı, Hayriye Sultan?

"A tabi yavrum, sen mi arayacaksın? "

Yok, şimdi beni telefonda soru yağmuruna tutarlar. Sorguyu eve saklayayım ben, sen ara.

"Yine güldürdün beni.”

Hayriye teyze, Esmayı arayarak Burak’ın gelmelerine izin verdiğini söyleyince Esma'nın çığlığını masanın öbür ucundan duymuştum. Tabi ki deli kız.

"Uçarak geleceğini söyledi yavrum, peki geldiklerinde ne anlatacaksın onlara? Burak Bey gerçeği anlatmana izin vermemiştir tabii ki.

"Evet, tabi, şu vurulma olayından devam ederim herhalde. En inandırıcı yolu bu; yoksa Burağı hep beraber keser, katil olurlar, ben de Burak'tan kurtulmuş olurum ama arkadaşsız kalırım.

"Doğru".

Hayriye teyze kızlar gelecek diye hemen çay koymuş ama bizimkiler daha oturmadan kapıyı yumruklamaya başladılar tabii.

"Ben açarım, Hayriye teyzeciğim," diyerek kapıyı açmaya gittim ve derin bir nefes çekerek kapıyı açtım. "Aaaaaa" "aaaaaaaa" "aaaaaaaaaa" bizim deliler çığlıklar eşliğinde bana sarıldılar. Durun durun deliler, canımı yakıyorsunuz.

"Ayy, çok özür dileriz, kuzum benim, biz onu unuttuk. "

Hadi içeri gelin.

"Gelcez gelcez, merak etme," lafları altında kızlar içeriye geçerken Hayriye teyze "sen yandın, geçmiş olsun" bakışları atıyordu bana ki bence de gerçekten yanmıştım. Bizimkiler oturunca Hayriye teyze çaylarımızı getirdi, sağ olsun ve mutfakta işleri olduğunu söyleyerek bizi yalnız bıraktı.

"Hemen dökül hemen."

"Aynen, her şeyi anlatmanı istiyoruz."

"Ve en önemlisi, Burağa âşık olduğuna falan da inanmıyoruz. "

Tamam, tamam, kızlar, anlatacağım, sakin olun.”

Oldu lafa bak, sakin olacakmışız biz. Günlerdir ne çekiyoruz, haberin var mı senin? "

Biliyorum kızlar, haklısınız, ama inanın yeni yeni kendime geliyorum, yoksa ben sizi merakta bırakır mıyım?

Tamam, tamam, dökül hadi.”

Biliyorsunuz ki vurulduktan sonra çocuğum olmayacağını öğrendim ve bu yüzden de Murat'tan ayrıldım ama Murat bunu kabul etmedi, sürekli gelip arayıp beni ikna etmeye çalıştı ve biliyorum ki eğer Burağa tamam demeseydim de bu yıllar bile sürse başkasıyla evlenmez, beni beklerdi. Ben de bu yüzden Burağa tamam dedim ama o gördüm dediği şey yanlış anlama, yani ben öyle şeyler yapar mıyım?.

"Peki peki, hadi buna inandık diyelim, çocuğun olmayacağını Burak nereden öğrendi ki?"

Eyvah, şimdi iyi bir yalan bulmazsam kızlar beni kesebilir. Benim doktorum Burak’ın arkadaşıymış işte, durumumu en ince ayrıntısına kadar anlattırmış, e benim de bu yüzden Murat'tan ayrıldığımı öğrenince bana gelip bunun için sorun olmayacağını ve benimle evlenebileceğini söyledi. Başta kabul etmedim ama Murat'ın hallerini görünce kabul ettim ama böyle etmedim tabi, o da böyle demedi zaten, gelip babamlarla konuşacaktı, izin alacaktı falan ama Murat yanlış anlayıp herkese söyleyince böyle oldu.

"Biz zaten Murat'ın dediklerine asla inanmadık, seni kaçırdı zannettik; yani o telefon konuşmalarından sonra falan işte, 'tehdit ediyordur' falan demiştik.”

Kızlara sokularak bir an bile inandığınızı düşünmedim, kızlar, merak etmeyin. Canım kardeşlerim benim. Murat'ın da inanmamasını beklerdim ama neyse, iyi oldu, inanmasaydı işler daha zor olurdu.

"Doğru, biz de öyle dedik, ama sonra biz telefon sapıklığını falan bildiğimiz için mi hiç inanmadık falan dedik, ama yok ya dedik. Sonra onları bilmesek de inanmazdık; seni tanıyoruz sonuçta, değil mi? "

Burak'ta aynen böyle dedi, biliyor musunuz? "Seni biraz olsun sevseydi ve tanısaydı, onu aldatmayacak bir kız olduğunu bilirdi," dedi. Murat beni hak etmiyormuş.

Eylül "Çok doğru söylemiş, öyle bir anlatıyordu ki Hayat'ı öyle gördüm, tövbe, tövbe diye hiç yakıştırmamıştım, ne yalan söyleyeyim, Burak doğru söylemiş."

"Bence de."

Bizimkiler nasıl konuşuyor musunuz?.

"Tabi, hiç yalnız bırakır mıyız? Gidiyoruz arada, gerçi sensiz biraz tuhaf oluyor ama anneni merak ediyoruz, ama merak etme, hasta değil, sadece seni özlüyor."

"Ve o da tabi ki Murat'ın gördüm dediklerine ya da aldattığına inanmıyor.

"Canım annem benim, biliyordum onun da bana inanacağına.

"Ve bizim annelerimiz de tabi ki merak etme.

"Ah, sağ olun kızlar, sizi görmek bana ilaç gibi geldi. Çok teşekkür ederim varlığınıza.

"Biz de kuzum, biz de. Hem sen merak etme, biz şimdi size geçeriz, istersen arayalım oradan seni."

"Ya da sen de gel.”

Yok, şimdi babam gelir falan, annemi zor duruma düşürmek istemem. Siz şimdi gidin ama durumu iyi falan deyin, gördük deyin, bakalım ne diyecek. Bende gelince Burak'la konuşayım; eğer izin verirse yarın annemi de getirirsiniz.

"Ah, tabi, kuzum olur. O zaman biz kalkalım, haberleşiriz.

Tamam canlarım benim, çok sağ olun.

Sen de canım kardeşim, sen de."

Kızlar gittikten sonra Hayriye teyze geldi: "Her şeye rağmen çok şanslısın, yanında böyle güzel arkadaşların var yavrum. "

Evet, Hayriye teyze, bu yüzden Allah'a sonsuz şükrediyorum. Onlar olmasa ben ne yapardım?

"Hem sen üzülme, ben annenin de seni görmek isteyeceğine eminim.

"İnşallah, Hayriye Sultan, inşallah. Kızlar bize gittiklerinde mesaj attılar; annem Burak izin verirse geleceğini söylemiş, buna çok sevindim. Hayriye teyze, Hayriye teyze, annem, "Burak izin verirse tabi giderim," demiş. Sevinçle koşarak Hayriye teyzeye sarılmıştım.

"Bak, gördün mü? Ben sana söylemiştim.”

Evet, çok şükür tabi Burak'ta izin verirse. "

Kızlara verdi, ona da verir herhalde, hem dün görüştürürüm demiş ya, sen merak etme.

"İnşallah. Kaçta gelir eve Burak?"

Belli olmuyor ki yavrum. "

Bekleyeceğim artık, ne yapalım? Ben odaya çıkayım da hatmimden cüz okuyayım bari.

"Tamam kızım, Allah kabul etsin."

Âmin, Hayriye teyzeciğim. İki buçuk saat sonra kapı çalınca yüreğim ağzıma geldi. Burak’ın gelmesine bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. Hemen kalktım yanına koştum.

"Beni kapılarda mı bekliyorsun?"

Tam ağzının payını verecektim ki annem için izin isteyeceğim aklıma geldi. Biraz konuşmak istiyordum da seninle vaktin var mı?.

"Tabii ki var, ama çok acil bir şey değilse bir duş alayım olur mu? Hemen dersen konuşalım ama."

Yok alabilirsin, ben seni yukarıda beklerim.

"Tamam, hemen geleceğim. "

Burak on beş dk sonra yanıma geldi.

"Dinliyorum seni."

Öncelikle bugün kızlarla görüşmeme izin verdiğin için teşekkür ederim. Sana, buna çok ihtiyacım vardı; onları görmek çok iyi geldi bana.

"Rica ederim."

Bir de şey, yüz buluyor demezsen, yani izin verirsen, yarın annemle gelmek istiyorlar. Anneme söylemişler, o da senin izin verirsen beni görmeye gelmek istediğini söylemiş. Ve gerçekten onlara hiçbir şey anlatmadım; tabi onlar sordular ama ben çocuk mevzusundan dolayı senin bunu sorun etmediğini ve o yüzden sana tamam dediğimi falan anlattım. Gerçekten.

"Bende sana teşekkür ederim Hayat ve tabii annen seni görmeye gelebilir. "

Gerçekten mi, çok teşekkür ederim sana.

"Buna gerek yok, sen böyle gül yeter, ben her şeyi yaparım senin için.

" Buna ne cevap vereceğimi bilemedim ve ben "odama gideyim" diyerek ayağa kalktım; gerisini hatırlamıyorum.

"Hayat, hayat, aç gözlerini. İyi misin, hayat? Lütfen bana bunu yapma, nolur.

Burak’ın sesini duyuyordum ama gözlerimi açamıyordum ve hayriye teyzenin de tabi. Sonra sesler kesildi ve ben doktor geldiğinde ayılmıştım. Uyandığımda hastane odasında olduğumu fark ettim. Ne oldu bana?

"Ah, Hayat, beni çok korkuttun, iyi misin?”

İyiyim, birden başım döndü.

Merhaba Hayat Hanım, geçmiş olsun, nasıl hissediyorsunuz?"

İyiyim doktor bey, teşekkür ederim.

" Biraz tansiyonumuz düşmüş, merak etmeyin, ciddi bir şeyiniz yok, serumunuz bittiğinde çıkabilirsiniz ama kendinizi fazla yormayın, hala tam olarak iyileşmiş sayılmazsınız. Peki teşekkür ediyorum, sağ olun. Doktor çıktığın da Burak’ın gözlerinin dolduğunu gördüm ve ona acıdığımı, onun için üzüldüğümü fark ettim. Kimseye bir şey söylemedin, değil mi?.

"Hayır, hayır, söylemedim.”

Ambulansı görmüşlerdir, ama telefonum yanımda mı, kızlar? Annemler merak etmiştir.

"Yok yok, merak etme, sen öyle bayılınca ambulans falan bekler miyim? Ben hemen arabayla getirdim seni.”

Anladım, peki, teşekkür ederim. Serum bittiğinde eve geldik. Hayriye teyze de çok korkmuştu, canım benim; hemen sarıldı, bana ağlıyordu. Bende ona sarıldım. Merak etme, Hayriye teyze, bak, çok iyiyim, bir şeyim yok.

"Ah yavrum, öyle önümüze yığılınca çok korktuk, çok şükür rabbime iyisin, hadi gel seni odana çıkarayım da dinlen.

" Hayriye teyzenin kolunda yukarı çıktım. Küveti doldurabilir misin, Hayriye Sultan? Suda dinlenmek bana çok iyi geliyor. "Elbette yavrum, ne demek? Başka bir isteğin varsa söyle bana. "Sonra belki bana ballı süt yaparsın annem gibi. Annem çocukluğumdan beri her gece yapardı bana, özellikle canımın bir şeye sıkkın olduğunu anladığı zaman. Sen söylemesen de anneler anlar diye getirirdi hemen. Hayriye teyze "Ah, tabi yavrum, ben hemen yaparım. Ben sana hiç merak etme, ben de bir annenim senin. "

Öylesin tabi, diyerek ona sarıldım. Sonra banyoya girdim. Üzerimi değiştirdikten sonra Hayriye teyze geldi.

"İzin verirsen saçlarını tarayıp kurutayım yavrum.”

Çok isterim ama sana zahmet olmasın, Hayriye Sultan.

"Aaa, ne demek? O, öyle hiç zahmet olur mu? " diyerek arkama geçti; önce güzelce saçlarımı taradı, sonra da kuruttu. İşte o an annemi ne kadar özlediğimi fark ettim, canım annem benim. Bitirdikten sonra gözü yaşlı ona sarıldım, o da bana tabii.

"Sen şimdi dinlen, ben hemen sütünü de getiriyorum, kızım. "

Tamam, çok teşekkür ederim. Hayriye teyze çıktığı gibi Burak’ın sesini duyunca kapıyı kilitlemeye koşmuştum ki konuşmalarını duydum.

"Durumu nasıl, Hayriye Hanım? Hayat iyi değil mi?"

"İyi, Burak Bey, merak etmeyin."

"Çok üzdüm onu hep benim yüzümden hastalandı hep. Ben bu kadar kötü biri olduğum için, kötü, kötü."

Burak kafasına mı yüzüne mi vuruyordu bilmiyorum ama Hayriye teyze onu durdurmaya çalışıyordu. Aman Burak Bey, yapmayın lütfen, durun, o iyi, merak etmeyin. " Burak’ın kapının önüne çöktüğünü duydum ve sanırım ağlıyordu.

Ben böyle olacağımı hiç tahmin etmiyordum. Hayat eve gelince her şey çok güzel olacaktı, ben çok mutlu olacaktım ama değilim, çok huzursuzum, neden böyle aklım almıyor."

"Rabbimin planlarını biz bilemeyiz, Burak Bey. Siz de üzülmeyin lütfen. Her şey güzel olacak, eminim ben. "

Burak'tan cevap gelmedi; sanırım Hayriye teyze de aşağıya inmişti. Biraz sonra kapıyı tıklattı Burak, sandım ama Hayriye teyzeymiş, sütümle geri gelmişti. Sütü alırken dayanamadım, sordum. Neler oluyor, Hayriye teyze? Hayriye teyze fısıldayarak konuşuyordu: "Burak Bey dışarıda, kapının yanındaki duvarda oturuyor ve ağlıyor.”

Ağlıyor mu gerçekten?.

Evet yavrum, sana yaptıkları ve yaşattıkları için çok pişman, vicdanı rahatsız ediyor onu. "

Farkındayım...

"Hadi sen iç bakalım sütünü, sonra da ben seni yatırayım.

Hayriye teyzeye gülerek tamam dedim ve gerçekten sütümü içinde beni yatağa yatırdı ve öperek tıpkı bir anne gibi uyuttu.

Sabah namazını Hayriye teyzeyle beraber kılmak için odadan çıktığımda Burak’ın duvar dibinde öylece uyuduğunu gördüm. Çok savunmasız duruyordu; haline gerçekten çok üzülmüştüm. Ne yapacağımı da şaşırmıştım; uyandırsam mı acaba diye biraz düşündükten sonra uyandırmaya karar verdim. Burak, Burak?

"Ne, ne oldu, iyi misin?"

Şii, tamam, sakin ol. İyiyim ben, uyuyakalmışsın. Lütfen gidip yatağında yatar mısın?.

"Saat kaç? Sen neden uyandın gece gece? Doğru söyle, iyi misin?"

İyiyim, dedim ya, merak etme, sabah namazını kılmak için kalktım, lütfen odana geç, sen de.

Bende uyanmadın sandım sana geliyordum".

Hayriye teyze yüzümü görünce hemen panikledi.

"Kızım, ne oldu? İyi misin?"

İyiyim, merak etme Hayriye Sultan. Seni uyandırmak için odadan çıkmamla Burak’ın kapımın önünde köpek yavrusu gibi uyuduğunu gördüm de az önce.

"Hala orada mıymış? Ben çıkarken de oradaydı da biraz durur gider sanmıştım."

Ben de öyle sanmıştım ama gitmemiş. Neyse, ben gitmesini söyledim. Hadi gel kılalım namazımızı. Namazı kıldıktan sonra tekrar odama geldim. Bu ilaçlar bana uyku yaptığı için biraz daha uyumak istedim. Burak'ta gitmişti.

                                                                                  ...

Gözümü uzun zamandır mutlu açmıştım çünkü bugün annemi görecektim. Canım annem.

"Anneni göreceğin için mi iştahın yerinde bakıyorum".

Hayriye teyzeye gülümseyerek, "Sanırım," dedim. İki gibi annem geldi, kızlar yoktu. Eylül mesaj atmıştı:

"Annenle baş başa kalmak istersin diye düşündük. Her zaman yanındayız ve seni çok seviyoruz."

Annem geldiğin de birbirimize sarılarak ağladık.

"Yavrum, en kıymetlim iyi misin?".

İyiyim, annem, merak etme. Sen nasılsın? Babam nasıl?

"İyi yani, sağlığında da bir şey yok ama üzgün tabii. Bana gelince, sen gerçekleri anlattığında daha iyi olacağım."

Tam lafa girecektim ki beni susturdu.

"Kızları bu annelik yalanıyla ikna etmiş olabilirsin ama anneni bu numaralarla kandıramazsın ben senin Murat'tan başkasına âşık olacağına kırk yıl geçse inanmazdım sen buna iki günde inanmamı bekliyorsun üstelik daha Murat hayatındayken o yüzden geç bunları ve bana işin doğrusunu anlat bir şey yapmayacağım kimseye demeyeceğim söz ama hadi anlat".

Peki, teslim oluyorum, diyerek anneme Burak’ın evde odama gelişleri hariç olanları anlattım.

"Nasıl söylemezsin nasıl?" diye tabii uzun bir serzenişte bulundu.

"Anneciğim sakin ol bak, Burak bana çok iyi davranıyor gerçekten, değil mi Hayriye teyze?" diyerek onu takviye güç olarak yanıma çektim.

Evet, evet, merak etmeyin, gerçekten oda böyle olduğu için çok pişman. Dün kapının önünde ağlayarak uyudu, siz düşünün."

"Gerçekten mi?"

Evet, annecim, öyle.

"Yani seni bir şeylere zorlamıyor, öyle mi?"

Öyle tabi, merak etme, aynı odalarda bile uyumuyoruz.

"Anladım. Neyse, içim biraz rahat etti öyleyse, ama yine de seni burada bırakıp gitmek çok zor geliyor be yavrum."

Biliyorum anneciğim, ama öyle ya da böyle artık evliyiz ve inan kötü davransa ben sana derdim. Hem babam şu an beni istemiyor, biliyorsun.

"O da zamanla hatasını anlar, kızım, emin ol.”

İnşallah, anneciğim.

Ben artık kalkayım; babandan gizli geldim. O gelmeden eve gideyim.”

Tamam anneciğim, merak etme sen beni, tamam mı? Aklın kalmasın; istediğin zaman ara, gel. Annemle öpüşüp sarılarak ayrıldık. Hem mutlu hem mutsuzdum.

Burak eve geldiği zaman annem için teşekkür ettim ve odama çıktım. Burak, bir süre sonra elinde bir kutuyla içeri gelmek istediğini söyledi. Bu ne?

"Sana bir hediye aldım. Aşağıda benimle oturmamak için televizyon izlemiyorsun; canın sıkılıyor, biliyorum. Ben de sana da getirmek istedim. Müsaaden olursa takayım."

Peki, teşekkür ederim. Burak on dakika içinde her şeyi halletmişti. Kumandayı bana uzatarak,

"İlk başa çizgi film kanallarını koydum. Biliyorum uyumadan önce çizgi film izlemeyi seviyorsun," dedi hafif gülümseyerek. Evet ama sen bunu nereden biliyorsun?

"Kapında beklerken telefonundan açtığını duyuyorum hep".

Yüzümdeki anlamsız ifadeyi görünce devam etti “Sen uyuyana kadar burada bekliyorum yani bakmıyorum tabi uyuyacağım dedikten bir iki saat sonraya kadar sonra odama gidiyorum”.

Ne diyeceğimi bilememiştim; sadece teşekkür edebildim.

Yatmaya hazırlanırken Hayriye teyze yine sütümle içeri girdi ve ben çizgi film izliyordum.

Tam çocuğumu yatırmaya geldi gibi oldu," dedi gülümseyerek. Burak'ın kaç gün kapımda yattığını bilmiyorum ama yatmadan telefonumdan çizgi film izlediğimi duymuş ve bana bu yüzden televizyon almış, ilk başa çizgi film kanallarını ayarlamış inanabiliyor musun, Hayriye Sultan?

Bu çocuk gerçekten çok değişti, inanamıyorum ama demek ki içinde iyilik varmış ve bu senin sayende ortaya çıkıyor kızım."

Buna onun adına seviniyorum tabii ki ama keşke böyle olmasaydı.

"Haklısın yavrum."

Zaman geçiyordu; kızlarla ve annemle görüşüyordum, ama babam hala benimle görüşmüyordu. Tam üç kez eve gittik, ama bizi eve almamıştı...


 

Bölüm : 06.04.2026 14:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...