

İki gün geçmişti ve ben yataktan hiç çıkmadım desem yeridir. Hala kendime gelememiştim çünkü etrafımdaki insanlara ne diyeceğimi bilmiyordum. Yarın geleceksin demişti ama üstünden iki gün geçmesine rağmen hiç sesi çıkmadı. Tabi, bu numaramı bilmediği için arayamadı. Hem korktum hem merakta ettim, böyle her yerden çıkacakmış gibi geliyor. Allah'ım, sen yardım et.
"Kızım?"
Anneme "efendim" der gibi baktım.
"Murad seninle konuşmak istiyor, gelsin mi?"
Bu seferde onaylayıcı bir baş sallaması yapmıştım. Annem odadan çıktı. Kapı biraz açık olduğundan onları duyabiliyordum.
"Biz iki gündür başaramadık oğlum inşallah sen başarırsın."
"İnşallah, ağzından tek kelime bile çıkmaması için elimden geleni yapacağım."
Yavaşça odaya girdi ve yatağımın yanında yanındaki tek kişilik koltuğa oturdu. Yatak da kalkmaya yeltendim izin vermedi. Onu iki gündür görmüyordum, şimdi daha iyi anlıyorum ki ne kadar da özlemişim. Hemen gözlerim doluverdi.
"Hayat, hayatım, neyin var sevgilim? Konuş benimle lütfen. O gün orada bir şey mi oldu, ya da herhangi bir zamanda, canını sıkan bir şey mi var sevgilim?”
Halim yok, Murad. Dudaklarımı kıpırdatacak kadar bile iyi hissetmiyorum. Murad, konuşurken annesinden oyun oynamak için izin isteyen çocuklar gibi büktüğü boynunu benim konuşmamla beraber sanki oynamasına izin çıkmış gibi bir sevinçle kaldırmıştı. O kadar güzel bakmıştı gözlerime yüreğim kendini tutamadı ve sanki o an evrendeki tüm aşk sözcükleri dudaklarıma aktı. Seni seviyorum, Murad; gördüğüm ilk andan itibaren seviyorum. Sokakta oyun oynamak için annemden izin aldığım günlerden beri seviyorum. Beraber bisiklet yarışı yaptığımız, kovalamaca oynadığımız günlerden beri seviyorum. Hatırlıyor musun sana hep ben büyümek istemiyorum derdim. (Murad yaş dolu gözleriyle evet hatırlıyorum diye beni onaylamıştı). Çünkü büyüdükçe uzaklaşacaktık; bunu biliyordum. Ben de ne yapayım? Evlenme teklifi edebileceğine ihtimal vermez, bu yüzden de hiç büyümek istemezdim. Gözlerine bir saniye bile bakmak için ölebilecekken bakamadım, bakmadım ama hep dua ettim, Murad. Dua ettim ki Rabbim bizi birbirimize bağışlasın. Murad koltuktan kalktı ve yatağın ucuna yanıma gelip yere oturdu.
"Bu mahalleye taşındığımız ilk gün gördüm seni, daha sekiz yaşındaydım. Ama (elini kalbine götürerek) şuradaki o his, o his var ya, hala burada biliyor musun? Ben hala sana baktığımda hatta düşündüğümde bile o sekiz yaşındaki çocuk gibi heyecanlanıyorum, mutlu oluyorum. Her duam da sen varsın, Hayat; seninle bir ömür var."
Ben yaşadıklarımdan dolayı çok duygusaldım ve ağlıyordum; Murad da ağlıyordu. Şu anda ne hayal ediyorum biliyor musun, Murad? Sıcacık evimizdeyiz, sen yine gelmişsin beni güldürmeye, konuşturmaya çalışıyorsun. Ama ben senin göğsünde ağlamaktan bile mutluyum. Keşke her gün ağlasam ama senin yanında olsam. O pisliğin dedikleri aklımdan çıkmıyordu; sürekli bu kurduğum hayaller ya gerçek olmazsa diye çok korkuyordum. Allah'ım, sen en büyüksün yarabbi, sen görürsün, sen duyarsın.
"Seni biraz dışarı çıkarmamı ister misin, deniz kenarına gideriz olur mu?"
Nasıl oldu anlamadım ama "peki" deyivermiştim. Murad sevinçten bana sarılacaktı ama sonra hemen geri çekildi ve bizimkilerin bekledikleri müjdeyi onlara verdi.
"Onu dışarı çıkarmamı kabul etti."
Kızların sevinçten birbirlerine sarıldıklarını, annemle babamın da ağladıklarını tahmin edebiliyordum. Biraz da duyuyorum tabi. Ben böyle odama sindikçe o pislik belki de mutlu oluyordur, sanki çıkmayacak mı dışarı diyordur. İşte bu yüzden dışarı çıkmayı kabul ettim. Belki o evden beni, bizim evi izliyorsa görür de bizi yan yana vazgeçer o saçma düşüncelerinden. Allah'ım inşallah. Tabii, bu dışarıya Murad'ımın kolunda ya da ellerini tutarak çıkmak, öyle gezmek isterdim ama Mevla'm nasip ederse evlenince inşallah.
Kızlar hemen odaya daldılar, e annemde tabi. Onları zor da olsa ikna ederek dışarı çıkardım ki banyo yapıp rahatça giyinebileyim. Duş aldıktan sonra hemen üzerimi değiştirdim, başımı yaptı ve bizimkilerin yanına indim. Bana koşup öyle bir sarıldılar ki sanırsınız bir yıldır o yataktan çıkmıyordum. Ne hakkım vardı iki gündür onları böyle üzmeye?" diye geçirdim içimden. O pisliğe boyun eğmeyeceğim. Hem iki gündür sesi çıkmadığına göre o da kabullendi demek ki.
Evden dışarı çıktığımızda gözüm hemen köşedeki eve kaydı. Ama hiç hayat yoktu sanki. Allah'ım gitti mi acaba, inşallah inşallah. Muratla sahildeki bir kafeye oturduk. (Kızlar da geldi ama onlar başka masada oturdular). "Üzerine titriyor" denir ya hani, işte Murad da aynı öyleydi, benim üzerime titriyordu. Çaylarımızı içerken aslında ikimizin de birbirine diyecek çok şeyi vardı ama biz sanki birbirimizin sessizliğinde sevmeyi daha çok seviyorduk sanırım. İçime derin bir nefes çektim. Bir süre tekrarlayınca Murad dayanamayıp sormuştu,
"Denizi bu kadar çok mu özledin? İçine bu kadar çekersen tüm kokuyu sen alacaksın," dedi gülümseyerek.
Ben şu an seninle olmanın verdiği huzuru çekiyorum içime.
"Bugün hiç olmadığın kadar açıkça konuşuyorsun benimle, endişelenmeli miyim?"
Yaa Muraddd. Başımı utanıp ta yere eğdiğim de...
"Tamam ya sen eskiye döndün, eve gidebiliriz," diyerek beni güldürmüştü.
"Eğer yüz verdim demezsen bir şey soracağım sana, yakında askere gideceğim, biliyorsun, Hayat. Nişanımızı yaparız diye konuştuk hani isteme akşamı, ben diyorum ki onu ne zaman yapabiliriz acaba hani çünkü, şimdi her an arayabilirler biliyorsun."
Baktım Murad'ın yine susacağı yok, daha doğrusu heyecandan saçmalamaya başladı yine. Konuyu ele almak da bana düştü tabi. Bizimkilerle konuşayım, müsait bir gün de gelirsiniz, aileler günü kararlaştırır, olur mu? Çocuk gibi sevinmişti karşımda, ah Murad ah... Bir şu denizin kokusu, bir de senin varlığın. Rabbime aldığım nefese şükrettiğim gibi şükrediyorum varlığına Murad'ım. Murad direk başını bana çevirerek ve ağzı bir karış açılarak tabi;
"Ne dedin sen?"
Allah'ım, ben bunu dedim mi gerçekten? Allah, nasıl kaçacağım buradan? Şimdi bir şey bul Hayat. Biz artık gidelim hem bak ben iyiyim hem bak ben iyiyim, artık anneme derim, anneni arar konuşurlar, hadi kızlar gelin artık gidiyoruz. Oldu görüşürüz.
"Kız, o neydi öyle? Ne yaptın az önce sen orada?"
Ne yapmışım?
"Çocuk ağzını açamadı resmen senin konuşmandan bir Allah'a emanet ol bile diyemedi."
Geç kalmayalım şimdi, annem merak eder, biraz kötüydüm ya, çıkarken aklı bende kalmasın ondan yani. "Yemedik ama neyse."
"Aynen neyse."
"Hem sen böyle gül, biz neler konuştuğunuzu sormayız."
Gülerek benimle deli şeyler dalga geçiyorlar.
"Artık güldüğüne göre biz de buradan evlere dağılalım, malum iki gündür yatmaya gidiyoruz, sadece evlere gidelim de evde görünelim, biraz da akşama annelerden izin çıksın."
Bugün ben çıkarım evden Zeyneplerin bahçesin de otururuz.
"Aaa, Hayat evden çıkıyormuş."
Eylülll...Yapmayın kızlar ya, ilaçlardan halsizdim işte.
"İnşallah ilaçlardandır".
"Bence de."
"Neyse, akşama ifadeni alacağız zaten, sen hiç merak etme."
"Aynen canım."
Eyvah, eyvah. Eve geldiğimde annem beni iyi görünce sevindi, tabi baba da gönül rahatlığıyla işe gidebildi. Anneciğim Murad'la diyoruz ki nişan günü için aileler bir konuşun.
"Tamam kızım, ben Muallayı ararım şimdi. Hadi sen de bir çay koy da anne kız içelim".
Tamam anneciğim (annemin yanağına bir öpücük kondurmuştu). Biz çayı içerken Mualla teyze geldi ve bir hafta sonra nişan yapmaya karar verildi. Akşam Zeyneplere geldim. Evden çıkmama kızlar kadar bizimkiler de sevinmişti tabi.
"Evet, hayat çığım, seni dinliyoruz."
Neyi dinliyorsunuz kızlar, anlamadım (Eylül'de bal gibi anladım, tabi ki de kıvırmaya çalışıyorum çünkü en son ki anları şimdi bunlara anlatırsam beni kolumdan tuttukları gibi annemlere götürürler).
" Hadi o gün tansiyonun düştü diyelim, iki gündür ağzından tek kelime çıkmadı. Bunun bir sebebi olması lazım."
"Ki bizce de var."
Neymiş o benim bilmediğim sebep?.
"Bizce şu oteldeki ayı."
İçtiğim çayı nasıl püskürttüm bilmiyorum.
"Aha, ben demedim mi o işte dimi?"
Ya ne alakası var, Eylül’cüğüm? Size laf anlatacağım derken birden alınca öyle çayı ağzım yandı.
"Hayat işin şakasını geçelim de bak kardeşim, gerçekten o çocuk karşına falan mı çıktı yine de sen böyle oldun?"
"Evet bak anlat bize lütfen."
Ya kızlar, Allah Allah, siz niye beni üzmeye çalışıyorsunuz bu konuyu açıp? Hem öyle olsa ben size anlatmam mı.
"Bilmiyorum Hayat’cığım belki de biz bir daha en ufak bir şeyin de artık saklamayız dediğimizden söylemiyor olmayasın".
"Hıı?".
Canlarım, farkındayım endişelerinizin; aklınıza o ayının gelmesi de çok normal, ama yok öyle bir şeyler gerçekten, bakın.
"Peki peki öyle olsun. Ama bir şeyleri kendi içinde yaşıyor, kendin çözmeye çalışıyorsan var ya seni gebertiriz."
Ben size boşuna kardeşim demiyorum. Siz var ya, siz gerçekten kardeşsiniz.
"O zamannnn."
Hepimiz gülerek "kardeş kucaklaşması"...
Efendim, Murad? "Hayat çığım, kapının önündeyim. Hazırlanıp gelirsen seni bir yere götürmek istiyorum. Merak etme, annenden izin aldım," dedi gülerek. Tamam, canım. Anne, Murad beni nereye götürecek sen biliyormuşsun. "Evet ama söylemem, Murad sana sürpriz yapacakmış." Tamam tamam. Murad aşağıda bekliyordu beni, birbirimizi gördüğümüz de suratımıza yayılan o aptal gülümsemeye bayılıyordum. "Nereye gidiyoruz? Hala söylemeyecek misin?" "Az kaldı, Hayat'ım, sabret, gelmek üzereyiz." Beş dakika daha gittikten sonra Murad arabayı park etti ve indik. Karşımda kuyumcuyu görünce anladım ne yaptığını. "Fark ettim ki, yakında nişanımız var; biz daha alyanslarımızı seçmedik, o yüzden güzel sevgilimi alıp buraya getirmek istedim." Çok teşekkür ediyorum sevgilim, gerçekten de öyle. Alyanslarımızı seçerken "bu anı yaşadığımıza inanamıyorum" dedim gülümseyerek. "İnan sevgilim, daha kurduğumuz diğer hayallerimizi de yaşayacağız." İnşallah, sevgilim. Çok sade iki alyans seçtik. Parmağıma takmak için sabırsızlanıyorum. "Hele ben." Alyanslarımızı seçtik ve tabii gülümseyerek kuyumcudan çıktık, Murad beni eve bıraktı.
Bir hafta o kadar hızlı geçmişti ki biz bile anlamamıştık. Ve hala o hayatımın en kötü gününü yaşadığım evde hayat yoktu. Sanırım iki anlamda da buna şükretmem lazım. Bizim evde yapılan sade bir nişanla artık Murad'la nişanlanmıştık. Babam yüzüklerimizi takarken neredeyse ağlayacaktı ve tabi ben de. Annemi hele kına gecesinde düşünemiyorum. Kızlar sağ olsunlar, gençler az da bahçede duralım diyerek bizi bahçeye çıkarmışlar, sonra da uzaklaşmışlardı tabii. "Nasıl mutluyum nasıl huzurluyum şu an da anlatamam Hayat'ım." Oturduğum yer de Murad'a dönerek; Rabbim yüreğime sevdanı düşürdüğü günden beri Eylül'de kendimi bildim bileli, sevdan içimde benimle büyürken birbirimize helal olmamız için dua ettim hep ve çok şükür o günlere çok az kaldı. Bakarken hasret kaldığım gözlerin de bir ömür tüketmeye çok az kaldı, Murad'ım. Murad'ım dediğimde gözlerini kapattı ve derin bir nefes çekti. Gözünden yaş aktığını gördüm. Bir süre sessiz kaldıktan sonra aynı anda birbirimize döndük ve sarıldık. Ona sarıldığım anda sanki kanatlarım çıkmıştı ve gökyüzünde uçuyordum. Kaç gündür içimde tuttuklarım sarılmamızla beraber ortalığa dökülmüştü sanki. "Ağlama." Çok seviyorum seni. Bunu asla, hiçbir zaman unutma, olur mu? Sevdiğimi ne olursa olsun unutma. "Unutur muyum meleğim. Ama sende ağlama olur mu. Hem ben de seni çok seviyorum, hem de nasıl seviyorum. Kodlarımızı biraz gevşettik ama ayırmadık. Ona bu kadar yakın, bu kadar içten bakmak için o kadar beklemiştim ki o yaşadığım korkular olmasa da şu an yine ağlardım galiba. "Hadi ağlama artık." Peki. Artık içeri girmemiz gerekti ve biz hiç istemeye istemeye içeri girmek zorundaydık tabi. Kızlarla mutfakta birleşerek beraber salona geçtik.
Bugün hayatımdaki en güzel gündü...
Sevgili Günlük,
Yüzükler takılalı tam bir hafta oldu. Herkes hâlâ tebrik ediyor, gülümsüyor, “çok yakıştınız” diyor. Ben de gülümsüyorum. Mutluyum Gerçekten. Murat’la yan yana durduğumda içim daha güvende hissediyor.
Ama içimde küçük bir sessizlik var. Burak’tan bir haftadır hiç ses yok. Ne arama ne mesaj ne bir iz. Sanki bir anda yok olmuş gibi. Buna sevinmem mi gerekiyor, yoksa bu sessizlikten korkmam mı… Emin değilim.
Garip olan şu ki, onun susması bile bende bir his bırakıyor. Sanki bir kapı kapanmış ama kapanırken çıkardığı ses hâlâ kulaklarımda. Bazen insan, rahatsız olduğu bir şeyin bitmesine sevinir sanıyor. Ama bitince, geride tuhaf bir boşluk kalabiliyor.
Kendime kızıyorum. Neden hâlâ bunu düşünüyorum? Yüzüğüm parmağımda. Hayatımda Murat var. Geleceğim belli. Ama kalp bazen aklın kurduğu düzene hemen alışamıyor.
Belki de bu sessizlik iyidir. Belki de bazı hikâyeler, başlamadan bitmelidir. Kendime bunu söyleyip duruyorum. İnandırmaya çalışıyorum.
Ama yine de içimde bir his var:
Bazı insanlar susarak bile iz bırakıyor.
BURAK
"Abi girebilir miyiz?"
Gelin çabuk, konuştu mu?
"Evet abi konuştu, tam tahmin ettiğimiz gibi o yapmış bütün pislikleri."
İcabına baktınız mı?.
"Hallettik abi."
Güzel. Buradaki tüm işleri bitiriyorsunuz, burada en fazla bir gün daha kalırım ona göre.
"Tamam abi."
Bir an önce İstanbul'a, yani ona kavuşmam lazım. Bu salak herifler yüzünden orası boş kaldı. Özledim o kızı.
"Gidince ne yapacaksın abi?"
Artık benim olmamın zamanı geldi. O kız da her şey de bana ait olacak.
Artık zaman doldu...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 134 Okunma |
45 Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |