7. Bölüm
slmnhnm / Hayat'ın Sırları / 7. Bölüm 'BAŞKASINA BIRAKAN NE OLSUN'

7. Bölüm "BAŞKASINA BIRAKAN NE OLSUN"

slmnhnm
kitsevmuallime

 

                                                                                                    HAYAT

Ne iyi oldu çıktığımız anneciğim. "Evet kızım, hava da çok güzel dağıtmış olduk. Kızlarla gezmekten beni ihmal ediyordun."

Annemin kıyısına iyice girerek yanaklarını sıkıyordum. Ah, benim dünyalar güzeli annem alınır mıymış, yerim ben seni.

"Tamam deli kız tamam, yanaklarımı koparacaksın."

Ben seni hiç ihmal eder miyim, bir tanecik annem benim? Ama işte kızları da biliyorsun; ben gitmesem onlar gelir ya da çağırırlar.

"Biliyorum güzel kızım, ben takılıyorum öyle sana."

Vay vay bak sen şuna takılıyormuş.

"Kız, elini kolunu oynatma dışarıdayız."

Eve gidince bir savaş başlatırım ama.

"Başlat bakalım, senden korkan senin gibi olsun."

Vay, Anne! Görüşürüz.

"Görüşelim yavrum."

Annemle kahvaltıdan sonra dışarı çıkmıştık. Biraz alışveriş yaptık, sahilde gezdik, kahve içtik. Annemle harika bir gün geçirmiştim. Eve geldikten sonra mutfağa girdim; bugün yemekleri ben yapacaktım ama annem de masada oturup benimle sohbet etti tabii. Babam da geldikten sonra bahçede soframızı kurduk.

"Bugün yemekler Hayat'tan"

"Ben zaten anlamıştım bu kadar harika olmalarından."

"Bak bak ben kötü mü yapıyormuşum?"

Annemle babamın birbirlerine aşkla bakarak şakalaşmalarını sabaha kadar izleyebilirdim. O kadar tatlılardı ki. Afiyet bal şeker olsun, canım babam benim.

"Sen yaparsın da olmaz mı kızım bir an parmaklarımı saydım valla eksilmiş mi diye."

Ya baba ya.

"Tamam tamam. Hadi sen o marifetli ellerinle birer Türk kahvesi yap da içelim hep beraber".

Tabii ki babacığım, hemen. Masa da o kadar güzel bir aile tablomuz vardı ki, hiç bozulmaması için dua ettim. Kahvelerimizi içtikten sonra babam sahafa gitti. Arkadaşlarıyla sohbet edecekler. Bizde güzel bir komedi filmi koyduk ve annemle beraber bol kahkahalı bir akşam geçirdik. Odama geldiğimde kitabımı elime aldım ve koltuğuma oturacaktım ki camıma bir taş atıldı. Aklıma hemen o gelmişti. Allah'ım, geri gelmiş olamazdı, değil mi? Camdan bakmaya korktuğum için açamamıştım ki bir tane daha geldi. Cama yanaştım ve hafif araladım. İşte o an her şey bir saniyede normale döndü. Hemen camı açtım. Murad, ne işin var burada?

"Seni özledim."

Yaa deli şey, annem yakalarsa görürsün ama. Yüzünde hemen bir panik oluştu, kıyamam.

"Ben yatmıştır diye düşünmüştüm özür dilerim, aslında biliyorum uygun değil ama ne yapayım dayanamadım işte."

Gel, bahçede de oturalım; annem banyodan sonra yatacaktı. Öyle dediğimde parlayan gözlerini görebilmiştim. Sen geç, ben çay alıp geliyorum bize. Al bakalım, afiyet olsun.

"Teşekkür ederim, sanki evlenmişiz de bahçemiz de oturuyormuş Gülümsedim. Sanırım öyle oldu.

"O günleri görmek için sabırsızlanıyorum."

Bende öyle Murad. Kupayı iki elimle tuttuğumda tek taşımın olmadığını fark etti.

"Tek taşın nerede?".

Ona gülümseyerek aynı teklif ettiği gün yaptığımız gibi boynuma astığım yüzüğümü çıkarıp ona gösterdim. O da hatırlayıp bana gülümsedi.

"Neden tekrar boynuna taktın canım?"

Bugün az daha düşüyordu elimden, biraz büyük geliyor yarın gidip parmağıma göre yaptıracağım. Kaybolmasından korktum, ben de boynuma taktım.

"Anladım canım, hem düşer tabi şu haline bak üflesem uçacaksın."

Ne güzel işte şişko bir kız olmamı mı istiyorsun yoksa? .

"Ben seni şişko da severim."

Sev tabi.

"Yarın beraber gidelim kuyumcuya, seni almaya geleyim mi?"

Olur tamam, ama gelmeden ara ki çok bekleme.

"Ay ay benim nişanlım beni de düşünürmüş."

Düşünürüm tabi. Biz sohbet ederken saatin kaç olduğunu fark edememişiz. Babam ne ara gelip yattı, anlamadım. E tabi adam bahçeye niye baksın. Allahtan bakmadı, orası ayrı. Saat ikiye geliyor; bizimkilere yakalanmadan artık ayrılsak mı?

"Allah korusun."

Ne! Benim jeton sonra düştü tabi. Ya sen ne tatlı bir şeysin ya. Bilse şu an yanaklarını sıkarak onu sevmeyi nasıl istiyorum.

"Gidiyorum o zaman."

Dudaklarını büzmüş, kafasını eğmiş öyle gidiyordu. Ya yapma bak, sen böyle yaparsan ben nasıl gireceğim içeri.

"Tamam tamam, yarın görüşürüz canımın şiiri."

Ay, bu çocuk beni öldürecek. Odama geldim ve pijamalarımı giyerek yatağıma girdim. Çok hareketli bir günün ardından hemen uyumuştum.


 


 

BURAK

Sonunda gelebilmiştim.Yarın hemen karşısına çıkmam lazım. Ben banyoya gidiyorum; çıkana kadar o kızın ben yokken ne haltlar karıştırdığını öğrenin. Evet, sizi dinliyorum. Bir saat geçti ben odamdan çıkana kadar.

"Abi şey...".

Ne lan?

"Abi istersen uyu, zaten yorgunsun yarın konuşuruz."

Delirtmeyin oğlum beni. Evlenmiş mi yoksa?.

"Yok abi de nişanlanmışlar. Çocuk askere gidip gelince de evleneceklermiş."

Duyduklarım karşısında ikisini de öldürebilirdim. Yanımda duran aynaya yumruk atmıştım ve ayna kırılmıştı.

"Abi, ne yaptın?"

"Elin çok kötü oldu abi, gel de pansuman falan yapalım ya da hastaneye gidelim, dikiş gerekebilir."

Çekilin önümden, bırak oğlum beni ya. Bak fena olacak sonra, ben kendim giderim.

"Abi, arabayı nasıl kullanacaksın? Bırak biz de gelelim."

Çekilin dedim.

"E anahtarı almadı bu."

"Hastaneye gitmiyor da ondan anlamadın mı?".

"Durdurmayacak mıyız?"

"Nereye durduruyorsun oğlum sanki tanımıyorsun, bizi dinleyip de durur"

" O zaman dua et de kızı sırtına atıp getirmesin."

"İnşallah."

Evden çıkıp evinin önüne gelmem, hele ki bu sinirle, beş dakikamı almıştı. Camını da açık bırakmış güzel kız beni uğraştırmadı zaten, elim acıyor. Camın önünde sayılan ağaçtan yardım alarak kendimi içeri bıraktım. Odasına vuran sokak lambasının gölgesinde ne kadar da güzel gözüküyordu, hele o saçları. Saçlarını açık bırakmıştı; düşer tarafa dönüktü yüzü ve saçları yastığa uzanmış gibiydi. Yavaşça yaklaştım ve saçlarını elime alarak kokladım. O kadar güzeldi ki insanı delirtirdi. Boynunu açıkta bırakan geceliğini söylemiyorum bile. Bu kızı asla başkasına bırakmam. Beni delirten her şey benim olacak. Şu anda çok yorgunum; yanına yatsam uyurum koynunda kokusuyla, düşüncesi bile harika. Bir yandan da elim acıyor ve kanıyor; yastığına ve yatağına kan damlamıştı. Birden benim olduğum tarafa döndü. İstemsizce ayağa kalktım Allah'ım, bu nasıl bir güzellik böyle, melek gibi. Seni ne o hıyara ne de bir başkasına bırakanı ne yapsınlar lan. Fark etmeden sesli konuşunca hemen gözlerini açtı.


 

HAYAT

Çığlık atamayacak kadar donup kalmıştım. Karşım da öylece duruyordu. Allah'ım geri gelmiş, sen bana yardım et. Bir anda saçlarımın açık olduğu aklıma geldi ve kalkıp hemen sabahlığımı üzerime geçirdim; başıma da yazmamı takıyordum ki elime yapıştı.

"Saçlarını görmek istiyorum."

Ağlamaya başlamıştım. Allah'ım, sen beni affet, Allah'ım, sen affet. Üzerime doğru yürüyerek beni duvara yapıştırdı. Saçımın ucunu eliyle tutarak kokladı.

"O kadar güzel ki."

O kadar korkmuştum ki dudaklarım istemsizce konuştu. Beni korkutuyorsun. Eliyle saçlarımı okşayarak

"Şii bebeğim, ağlama ama korkma da ben sana asla zarar vermem."

Git buradan, hem nasıl girdin diyecekken camı açık bıraktığımı hatırladım.

"Kendine kızma kapalı olsa da ben bir şekilde girerdim."

Elini belime dolayarak beni kendine çekti. Hareketleri beni çok korkutuyordu; yüzüne bakamıyordum, başımı yana çevirmiştim. Bırak beni dokunma bana.

"O çocuk dokunduğun da böyle diyor musun?".

O kadar kızmıştım ki kendimi tutamadım ve ne kadar delireceğini düşünemedim. Hayır demiyorum, aksine hoşuma gidiyor oldu mu, dokunsun istiyorum. Söylediklerimden sonra gözünden ateş çıkmıştı resmen, beni kolumdan tuttuğu gibi yatağa fırlattı. Ağzımı kapatarak başımı yana çevirdi ve dudaklarını boynuma getirdi. Allah'ım, şu an ölmek istiyorum. Bana dokunmasına izin verme Allah'ım, ne olur. Geri çekilerek beni ona bakmaya zorladı.

"O herif sana dokundu mu?"

Ağlayarak başımı hayır anlamında salladım çünkü eli hala ağzımdaydı.

"Güzel ve şimdi korkma. Şu an da sana dokunmayacağım, onu gerdek gecemize saklıyorum."

Ben seninle asla evlenmeyeceğim.

"Evleneceksin. Seni o hıyara bırakmam."

Hıyar, sensin onu seviyorum ben. Suratıma öyle bir tokat atmıştı ki başım yana döndü.

"Beni seveceksin."

Asla, ölürüm daha iyi. İkinci vurduğun da dudağımın kenarı patlamıştı. Ellerimi yüzüme getirdim ve hıçkırarak ağlıyordum ki birden elimi çekti. Ne yapıyorsun?

"Çıkar şu yüzüğü."

Bırak yüzüğümü. Pencereye doğru gidince hemen kalktım ve koluna yapışmaya çalıştım ama olmadı, yüzüğümü yola fırlatmıştı.

"İşte şimdi oldu."

Ya sen manyak mısın?

"Aynen öyle güzelim."

Yüzüğümü atmakla beni ondan ayırmış olmuyorsun.

"Bence bu gece daha fazla beni zorlama. Zaten sınırdayım bak".

Benden sana yar olmaz.

"Öyle bir olacak ki."

Ne yaparsan yap asla senin olmayacağım.

"O çok sevdiğin Murad'ını gebertsem bile mi?"

Yapamazsın.

"Neden yapmayayım benim kadını mı almaya çalışıyor?"

Asıl sen onun kadınını almaya çalışıyorsun, sen geldiğin de ben çoktan sözlenmiştim. Üzerime gelmeye başlamıştı; ben yine duvara yapışmıştım.

"Sana şanşını zor-la-ma de-dim."

Ne yapmamı istiyorsun, boynuna mı atlayayım geri döndün beni bırakmamışsın diye.

"O kadar güzel olur ki."

Hah, çok beklersin.

Bence sen o çocukla evlenmeyi çok beklersin, atacaksın o nişanı."

Ya sen deli misin, neden öyle bir şey yapayım?

"Çünkü ben öyle istiyorum ve evet deliyim, daha anlayamadın mı?"

Bak birini beğenebilirsin ama nişanlı bir kıza böyle ısrar edemezsin, hatta sevgilisi olana bile. Bu erkeklik kitabında yazmaz. Yapıştığım duvar yetmezmiş gibi bir de çenemi sıkıyordu.

"Bak daha beni tam tanımadığına veriyorum bu sözlerini, yoksa seni mahvederdim."

Ne oldu az önce ben sana asla zarar vermem diyordun. Öldürmeye benden mi başlayacaksın?

"Asla sana öyle bir şey yapmam."

Anladım, sen de o, sana ölüyorum deyip kuklan istediğin gibi davranmadığın da şiddete sarılanlardansın.

"Bak güzelim, beni çok zorluyorsun. Ben sana uyarımı yaptım. Eğer dinlemezsen o ço...".

Ne olurmuş dinlemezsem?.

"O çok sevdiğin, şu durumda bile vazgeçmediğin aşkın, tahtalı köyü boylar."

Sana inanmıyorum. Pencereden çıktı ve bana dönerek "İyi, öldüğünde inanırsın o zaman."

Arkasını dönüp gitmişti. Allah'ım, ben ne yapacağım? Işığı yaktım ve aynada yaşlı gözlerime, kanayan dudağıma baktım ve saçlarıma, daha da ağladım. Hemen sessizce merdivenlerden inerek dışarı çıktım; yola yansıyan ışıkta yüzüğümü bulmaya çalıştım. Ama bulamadım; hemen içeri girerek odama geri geldim. Nevresimi çıkardım ve banyoya geldim, kan lekeleriyle uğraştıktan sonra makineye attım. Üzerimdekileri de tabii. Allah'tan annemlerin odası aşağıda da sesi duymazlar. Tam duşa girecektim ki o an da aynada boynumdaki kolyeyi gördüm. Murad'ın evlenme teklifi ettiği tek taşımı...

Gözyaşlarım öyle akıyordu ki tüm ömrüme bedel sanki. Kolyemi çıkardım ve rafa koyarken kolumun morarmış olduğunu gördüm. Ağlamaktan bayılmadan suyun altına girdim. Oldukça uzun bir süre saçlarımı yıkadım ve o iğrenç dudaklarının değdiği boynumu. En sonun da dayanacak gücüm kalmadı, olduğum yere çökerek saatlerce suyun altında ağladım. Çıktığımda hemen yüzüğümü boynuma geri taktım. İyi ki boynuma takmışım seni.

Banyodan çıktığımda odama gidecek kadar bile halim yoktu. Yarım saat süründüm desem yalan olmaz. Odama geldiğimde hemen üzerimi giyindim ve yatağıma temiz nevresim geçirdim. Seccademi serdim ve namaz kıldım. Ellerimi Rahmana açtım. Gerçekten Murad'a bir şey yaparsa ben ne yapardım? Ya bir şey olursa. Sen bana bir çıkış kapısı göster, Allah'ım, yalvarırım, bana bir yol göster.

Sevgili Günlük,

Bu gece, odamın duvarları bana eskisi kadar güven vermedi. Gözlerimi açtığım an, kalbim sanki göğsümden çıkacak gibi attı. Söylenen sözler, bakışlar, ses tonu… Hepsi içime ağır bir gölge gibi düştü. Bir insanın sesi bile bazen bir odayı karanlığa çevirebiliyormuş.

O an anladım ki korku, sadece bağırarak gelmiyor. Bazen fısıldayarak geliyor ve insanın içine yerleşiyor. Ne söylediğinden çok, nasıl söylediği kaldı bende. Tehdit gibi duran kelimeler, zihnimin içinde dönüp duruyor.

Kendimi anlatamadım. Sesim çıkmadı. Sanki kelimeler boğazımda düğümlendi. En acısı da buydu. İnsan korktuğunda, sadece karşısındakinden değil, kendinden de uzaklaşıyor mu? ş.

Saatlerce suyun altında kaldım. Sanki su, üzerimde kalan o ağırlığı alıp götürebilirmiş gibi. Aynaya baktığımda, gördüğüm kişi ben miydim, emin olamadım. Gözlerimde tanımadığım bir korku vardı. O bakışı daha önce kendimde hiç görmemiştim.

Ama garip olan şu: En çok canımı yakan, söylenen sözlerden bile çok, yaşadığım o çaresizlikti. Kontrolün benden alındığını hissetmek… Bu, insanın içini paramparça eden bir his.

Şimdi yatağımdayım ama uyku bana uğramıyor. Gözlerimi kapattığımda, aynı karanlık geri geliyor. O yüzden açık bırakıyorum. Sanki ışık kalırsa, korku da biraz uzak durur gibi geliyor.Bugün anladım ki bazı geceler, insanın hayatında iz bırakıyor. Ve bazı izler, görünmüyor. Ama insanın içini sessizce değiştiriyor.

 

Bölüm : 01.04.2026 14:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...