

Uyandığım da gözlerim etrafı minicik görecek kadar ağlamaktan şişmişti. Dün gece yaşadıklarımın kâbus olmasını dileyerek aynanın karşısına geçtim. Ama hayır, işteşte oradaydılar. Kolumdaki morluklar ve patlamış dudağım. Allah’ım, ben ne yapacağım? Ne olur, bana bir çıkış yolu göster. Boş parmağıma baktım ve Murad’a ne diyeceğimi düşündüm. Güç bela giyinerek odadan çıktım. Annem beni kahvaltıya çağırmış ama uyumak istediğimi söylemişim, hiç hatırlamıyorum tabii ki. Ama canım annem sofrayı kaldırmamış; yiyecek hâkim olmasa da annemi üzmemek için biraz atıştırdım ve Murad’la buluşmak üzere hazırlandım.
"Canım, hoş geldin."
Hoş buldum, Murad.
"Neyin var? Ne oldu sana?"
Şey, çok kötü bir şey oldu, Murad.
"Allah korusun ne oldu."
Dudağımı kızlara minnet duyarak kapatmıştım, e kolumda kıyafetten gözükmüyordu.
"Alyansım," dedim, ağlamaklı bir sesle.
"Ne oldu alyansına?"
Kaybettim, nasıl oldu bilmiyorum ama elimde yoktu. (Yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu ne kadar bilsem de tabi ki bana kafayı takan bir manyak gece gizlice odama girip elimden çıkarıp pencereden attı diyemeyeceğim için böyle bir yalan bulmuştum.
"Ah, benim meleğim buna mı üzülmüş? Kıyamam ben bu yaşlara."
Sana karşı çok mahcubum, Murad.
"Aaa kaldır bakayım o güzel yüzünü, hem bu melek surata ağlamak hiç yakışmıyor."
Ama kaybettim.
" Kaybettiğin yüzük olsun, güzel gözlüm, gider alırız tekrar."
Şu anda ben de boynuna atlamamak için kendimle verdiğim savaş içindeydim, bir bilse. Yüzümü inceleyerek konuştu "Bak ya, bir de dudağında yara çıkmış üzüntüden. Bu kadar mı dert ettin, canım benim?"
Ben ağlamaya başlayınca ne yapacağını bilemedi. Elini yüzüme doğru getirirken bir anda çekti; yüzüme dokunmak istemişti ama yapamadı, yapmadı.
"Ağlama kurban olduğum bak zaten kuyumcuya gidiyoruz alırız yenisini hemen hadi bakayım sil gözyaşlarını da".
Ellerimle yüzümü silerken tamam anlamında başımı salladım ve kuyumcuya gitmek üzere arabaya bindik. Kuyumcuya girdiğimizde onlar tek taşımı bana göre ayarlarken biz Murad'ın kaybettim bildiği alyansımı tekrar aldık ve çıktığımızda yüzüklerim parmağımdaydı.
"Sahile götüreyim mi? Biraz yürürüz, çay falan içeriz ya da sen ne istersen."
Olur tabi. Sahilde deniz kenarı bir masaya oturduk. Murad'da karşıma oturmuştu.
"Asma, artık yüzünü bak, hallettik."
Seni üzmeyi hiç istememiştim.
"Asıl o güzel yüzünü asarsan böyle, o zaman üzülürüm ben. Gül bakayım hadi."
Başımı kaldırıp gülümsemiştim ona.
"İşte böyle benim güzel gözlüme gülmek yakışıyor."
Gözlerimiz bir süre birbirine kaldı ve ben ona bir zarar gelirse ne yaparım diye düşünmekten kendimi alamadım. Bir yol, bir çözüm bulmam şarttı ama ne? Kızlara desem annemlere demek isterler. İyi ama o pislik onlara zarar vermekle tehdit etmişti beni. Ya gerçekten zarar verirse ben ne yapardım sonra? Allah'ım, sen bana yardım et, ne olursun, beni bir tek sen kurtarabilirsin.
"Biraz daha böyle bakarsan kalkınca hastaneye gitmemiz gerekecek çünkü tansiyonum düşmeye başladı".
Bu sefer gerçekten gülümsemiştim.
"Heh şöyle. Hayat?"
Efendim, Murad?
"Şaka bir yana gerçekten iyi misin?"
Neden ki?
"Gözlerin buğulu buğulu bakıyor gözlerime sanki ardında anlatmak istediğin, seni korkutan şeyler var gibi."
Ey Allah'ım, ben konuşmadan böylesine içimi okuyan birini bana gönderdiğin için sana şükürler olsun, derken içimdeki ses bu gönderilişin çok uzun süreli olmadığını söylüyor ve beni iyice korkutuyordu. Artık öyle deyince nasıl baktıysam...
"Hayat, korkutma beni ama."
Yok gerçekten hani ben öyle yüzüğün etkisinden çıkamadım, başka bir şey yok.
"Öyleyse artık böyle bakma yani, tabi ki bak ama yaş olmasın gözlerinde."
Dediği gibi baktığım zaman da derin bir nefes çekerek
"Ah, işte buna da kalbim tekledi şu an," diyerek beni güldürmüştü. İyi ki varsın, Murad.
" Sen de güzel gözlüm".
Askere ne zaman çağıracakları belli olmadı mı? Ne zaman gideceksin? Şimdi, "Askere gitmeden evlenelim," dese hiç düşünmeden kabul ederdim. Belki o manyak da evlenince vazgeçerdi.
"Bugün yarın ararlar meleğim bende bekliyorum bir an önce gideyim de geleyim istiyorum, geleyim ki sana kavuşayım, yuvamıza kavuşalım istiyorum."
Bende Murad bende o kadar istiyorum ki.
"Aaa ama yapma Hayat, dayanamıyorum seni böyle görmeye. Elimden de bir şey gelmiyor, kahroluyorum."
Çok özleyeceğim seni, Murad. Sen gelene kadar nasıl dayanacağım sensizliğe burada bilmiyorum. Daha şimdiden kalbimden parçalar sökülmeye başladı. Konuşa konuşa Murad'ın da gözlerini doldurmuştum.
"Yapma güzel gözlüm, vallahi gidemem sen böyle yaparsan."
Sen bakma bana, ben bugün biraz fazla duygusalım.
"Ona tamam, her halin başım üstüne, ama sana bakmamayı işte, onu beceremem."
Yüzüne tekrar bir gülümseme kondurmuş, beni de güldürmek için çabalıyordu. Biraz gülümseyerek devam ettim. Tüm ömrüm boyunca baksam doyamam ben de güzel yüzüne ama işte bu bekleyiş çok zor olacak.
"Kesinlikle," diyerek dudağını büzer gibi gülümsedi. Ben tekrar ağlamayayım diye resmen karşımda şebeklik yapıyordu canım benim. Artık kalksak mı?
"Kalkalım canım."
Murad'ın evi sokağın başında bizim ve kızlarınki daha sonra olduğu için, sen gir Murad ben de zaten kızlara uğrayacağım.
"Olsun bırakayım seni."
Zaten iki adım boşuna yorulma, kıyamam. Kalbini tutup konuşarak beni güldürmüştü.
"Ah, şimdi gelemeyeceğim sanırım çünkü dizlerim titriyor."
Ben de gülümsememi bozmayarak devam ettim. Hadi hadi sen gir, mahalledeyiz zaten, kızların evi şurada, ben hemen giderim.
"Peki güzel gözlüm, kendine çok dikkat et."
Gözlerine bakarak konuşmam bir yana, benden duyduğu şey gerçekten onu dondurmuştu. Seni seviyorum. Çekemedim gözlerinden gözlerimi, o da bana donmuş bir şekilde bakıyordu.
"Çok seviyorum," dedim. Ne zaman ne ara geldi bilmiyorum ama bana öyle bir sarılışı vardı ki eliyle kalbimi sökse bu kadar kaskatı kalamazdım. Ağlayarak konuşuyordu. Bende, bende seni seviyorum, çok seviyorum. Sıcaklığı karşısında içim erimişti sanki; kollarımı ne ara ben de ona sardım, farkında değildim. Başım boynunun hizasına denk gelmişti ve ben ilk defa o yıllardır merak ettiğim kokusunu almıştım. Uğruna ölünesi kokusunu... Allah'ım, bu nasıl bir şeydi? Şu anda ilk defa bana helal olmayan birine sarılıyordum ama geri çekilemiyordum çünkü ölesiye ağlıyordum. Sanki kollarına çivilenmiştim. Ah, keşke tabi ona bile razıydım. Yeter ki bir tek o sarılsın. Kollarımızı ayırmadan yüzümüzü hizalayarak konuşuyordu.
"Ağlama."
Korkuyorum. Bir elini yüzüme getirerek hafifçe dokundurmuştu.
“Neden güzel gözlüm, nur yüzlüm?"
Seni kaybetmekten, sensiz kalmaktan çok korkuyorum. Tekrar sarılmıştım.
"Korkma, Allah'ın izniyle biz birbirimizin helali olacağız. Korkma, canımın şiiri, ben hep yanındayım."
Ne olursa olsun ne yapmak zorunda kalırsam kalayım, asla ama asla sana olan sevgimden şüphe duyma; asla unutma ki senin için canımı bile veririm.
"Canım benim canım."
Kollarından çok zor da olsa ayrılmayı başarmıştım. Ne kadar bırakmak istemesem de ne kadar nişanlı da olsak birbirimize helal değildik. Ah Murad...
"Söyle güzel gözlüm."
Kokun diyerek başımı eğdim. Yağmur sonrası toprak kokusu gibi, yeni pişmiş tarçınlı kurabiye kokusu gibi, güven gibi, aşk gibi. Bana öyle bir bakıyordu ki onun da benim kadar ağladığını fark ettim başımı kaldırdığımda. Tekrar sardı beni kolları.
"Kokum sana kurban olsun."
Ayrıldı kollarımız, sonra hemen oda hatırladı tekrar; sanki bedenlerimiz bizden istemsiz hareket ediyordu. Tekrar ortamı yumuşatmak ister gibi
"Ben arayıp geliyorum diyorum ki şu düğünü hemen yapalım yoksa sana böyle uzaktan bakmaya dayanamayacağım" dedi gülerek.
Gülümseyerek, "Artık gitmem lazım Onaylarcasına başını salladı. Ben de kızlara gitmek üzere yürümeye başladım. Tuğçeler de olacaklardı. Tam köşeyi dönecekken bir el çekti kolumdan ve beni duvara yapıştırdı. Kafamı kaldırmamla onun olduğunu gördüm ve dizlerim korkudan titremeye başladı.
"Sen ne halt ettiğini sanıyorsun bakalım küçük hanım?"
Kolumu sıkarak konuşmuştu ve dün zaten morarttığı için feci şekilde acıyordu. Lütfen bırak kolumu, canımı acıtıyorsun.
"Sen buna can acımak mı diyorsun? Eğer bir daha senin birine sarıldığını görürsem bu kolunu kırarım, anladın mı?"
O biri değil, benim nişanlım. Attığı tokatla yere kapaklanmıştım. Kolumdan kaldırarak tekrar duvara yapıştırdı, çenemi sıkarak ona bakmamı sağladı.
"Ben sana o nişanı bozacaksın demedim mi?".
Ben onu seviyorum, lütfen kendine başka birini bul. Bizi rahat bırak lütfen. O kadar ağlıyordum ki zor konuşuyordum. Çenemi daha da sıkıyordu, canım, çok acıyordu. Allah'ım sen yardım et.
"Bu dudaklardan bir daha başka birini sevdiğini duyarsam keserim, anladın mı? Bir daha konuşamazsın."
Kes beni kes, ama sevdiklerime dokunma. İstersen beni öldür ama onlara zarar verme.
"İstediklerimi yaparsan ki yapacaksın zarar vermeyeceğim"
Ne istiyorsun benden? Yüzünü iyice yüzüme yaklaştırdı.
"Bin kere söyledim güzelim, seni. Sen benim olacaksın".
Gözlerini dudaklarıma indirmişti; onlara bakarak konuşuyordu.
"Bu dudaklar benim olacak."
Öpecek gibi yanaşınca başımı çevirdim. Yapma lütfen, ne olur yapma.
"Eninde sonunda her şeyinle benim olacaksın."
Asla...
"O salaktan hemen ayrılacaksın."
Bunu yapmayacağım.
"O zaman o dünyadan ayrılır."
Bu kadar kötü olamazsın.
"Cesedini kapına attığım da inanırsın".
Öyle bir ağlıyordum ki bayılmak üzereydim.
"Sana bir daha dokunduğunu görürsem dokunan her yanını keser atarım. Anladın mı beni? Şimdi gidiyorum ve seni son kez uyardım."
Beni yere atarcasına bırakmıştı; kaldırıma düştüm ve kalkamadım, öylece ağladım. Allah'ım, sen bana yardım et. Ben ne yapacağım? Bir saat kadar orada ağladıktan sonra eve geldim. Allah'tan annem yoktu; ben de rahatça banyoya girdim, kendimi küvete bırakarak öylece ağladım. Çıktığım da adım atacak halim yoktu. Kendimi güç bela bahçeye attım. Ağlayamayacak kadar donuk bir şekilde oturuyordum ki kızlar geldi.
"Hani bize gelecektin, yoldayım demiştin. Gelmeyince merak ettik, aradık, telefonu da açmayınca bir bakalım dedik. Ne yapıyorsun burada böyle tek başına?"
Ay, ne uzun bir cümle kurdun, Eylül; beynim yandı.
"Tamam olabilir, ama sen de cevap ver."
Kuyumcudan çıkınca Murad'la sahilde bir kafede oturduk biraz öyle lafa dalmışız. Yeni geldim, ben de duş aldım, gelecektim, siz geldiniz.
"Öyle olsun bakalım."
O an da hayatımda böyle kardeşlerim olduğu için şükretmiştim. Keşke anlatabilseydim kızlara tüm olanları, ama onlara bir zarar gelmesine sebep olma düşüncesi beni susturuyordu.
Akşam yemekte normalde hiç sevmememe ve yapmamama rağmen yemeğimle oynuyordum. Annemle babam da fark etmiş ki beni sıkıştırmaya başladılar.
"Kızım?"
Efendim, babacığım.
"Canın bir şeye mi sıkkın, güzel kızım?"
Yok, babacığım, iyiyim.
"Yemeğine hiç dokunmadın son günlerde de üzgün gözüküyorsun gözümüze yavrum bir derdin mi var?".
"Evet kızım annen doğru söylüyor, anlat bize."
Yok yok, gerçekten merak etmeyin, iyiyim ben.
"Kızım, yanlış anlamazsan bir şey soracağım."
Tabi ki babacığım, estağfurullah.
" Murad oğlumla yüzük taktığından beri eski neşenin kalmadığını fark ettim, yani evet, Murad çok iyi bir delikanlı, ama eğer istemiyorsan bize söylemen yeterli; biz hep senin yanındayız."
Ne diyeceğimi bilememiştim çünkü evet, haklılardı; o pislik yüzük taktığımdan beri tüm neşemi alıp götürmüştü. Ama şimdi ne diyebilirdim nasıl anlatabilirdim. Canlarım benim, sizi çok seviyorum, ama inanın ki öyle bir şey değil. Bir şeyim de yok hani öyle anlatabileceğim. Evet, doğru cevap tam olarak da buydu; anlatabileceğim bir şey yoktu, olanlar anlatamayacaklarıydı.
"Peki, güzel kızım, sen öyle diyorsan."
Sağ olun canlarım benim, kahvenizi yapayım mı?.
" Hadi yap bakalım içelim o güzel ellerinden."
Hemen, babacığım. Kendimi mutfağa zor atmıştım; elimle ağzımı kapattım, bir süre ağladım, sonra hemen yüzümü yıkadım. Kahvelerini götürdüm. İzniniz olursa Eylüllere gidebilir miyim babacığım?
"Tabi kızım, ama dikkatli ol, olur mu? Çok geç döneceksen de beni ara, ben alırım seni."
Babamın yanağına bir öpücük kondurarak, "Tamam babacığım," dedim. Annemi de öperek evden çıktım. Aslın da akşam akşam tek başıma çıkmam ne kadar doğruydu bilemiyordum ama yine de kızlara gidip kafamı dağıtmazsam delirebilirdim.
Eylül?
"Efendim, tatlım?".
Kızlar yanında mı, neredesiniz?
"Tuğçelerdeyiz canım gel."
Tamam canım, sesin kötü geliyor. Bir şey mi oldu?"
Eh işte tatlım, gel konuşuruz".
Hemen geliyorum. Hih, çarptığım gövde duvar kadar sertti.
"Bu saatte nereye bakalım ufaklık?"
Sanane, çekil önümden. Kolumu kavradı ve tıslarcasına konuştu.
"Nereye dedim?"
Arkadaşlarımın yanına gidiyorum, şimdi çekil önümden.
"Ha, anladım, sen geçmiş olsuna gidiyorsun."
Ne! Ne geçmiş olsun yoksa kızlara bir şey mi yaptın? Yok canım, sadece birine hem bir şey yapmış sayılmam ufacık."
Yakasına yapıştım ve var gücümle duvara ittirmeye çalıştım ama sadece biraz yerinden oynatabilmiştim. Kime ne yaptın, seni pislik?
"Onu da gidince görürsün güzelim."
Allah seni kahretsin inşallah. Bir de pis pis sırıtmıyor muydu, sinir oluyordum. Hemen koşarak Tuğçelere gittim. Seher teyze kapıyı açtığı gibi içeriye dalarak salona koştum. Hiii!.Tuğçe'nin ayak bileği sarılı öyle koltuğa uzatmış bir yastığın üzerinde duruyordu. Canım, ne oldu sana?
"Önemli bir şey değil canım".
Ne zaman, nasıl oldu, neden arayana kadar benim haberim olmuyor kızlar?
"Bugün akşam üstü oldu canım eve de yeni geldik sayılır tam konuşurken sen aradın".
Nasıl oldu peki?.
"Manyağın biri gelirken arabasını üstüme üstüme sürmeye başladı. Oraya kaç, buraya kaç derken en son kaldırıma düştüm. O anda tam o sırada gaza basınca ayağımın üstünden geçti. Ama çok az sürttü, hemen çekebildim Allahtan."
Hi, canım arkadaşım benim. Koşarak Tuğçe'ye sarıldım.
"Şii tamam, ağlama deli kız, birkaç güne bir şeyim kalmaz."
Hayvan herif ne istemiş benim canımdan. Billurun sözleri yüreğime taş gibi oturmuştu. Ne istediği açıktı. Ben.
Bütün akşam etrafın da döndük en çok da ben, çünkü kendimi suçlu hissediyordum hem de çok. Gece 12'de döndüğüm için babam almıştı beni. Aslında mahallede kötü bir şey olmazdı ama yine de içi rahat etmiyordu işte. Canım babam. Bizimkiler de yatmaya hazırlanıyordu zaten, ben de hemen odama geldim. Işığı yaktığımda gördüğüm manzara karşısında ufak bir çığlık atmıştım. O pislik buradaydı, hem de yatağıma uzanmış, bir de utanmadan uyumuştu. Yavaşça yanına doğru gittim, uyuyup uyumadığını anlamak için biraz eğildiğimde bileğime yapıştı ve beni yatağa çekti.
"Seni özledim güzel kız."
Bırak beni Allah'ın cezası.
"Seni bundan sonra asla bırakmam."
Arkadaşıma, "Neden bunu yaptın? Ne yaptı ki o sana?" dedim.
"Benim bir suçum yok; kendine çok bencil arkadaşlar seçmiş."
Ne diyorsun sen be?
"E baksana, ben seni kaç kere uyardım ama sen sadece kendini düşünerek o salaktan ayrılmadın. Beni sen mecbur bıraktın".
Bir daha sakın onlara dokunma, anladın mı beni? Sakın.
"Bu sana bağlı güzelim, hem zaten sıra o salak nişanlında ve o bu kadar ucuz kurtulamaz."
Ondan uzak dur.
"Sen uzak durursan ben de dururum."
Ya sen deli misin?
"Yeni mi anladın güzelim ama en çok sana deli oluyorum."
O, iğrenç ellerini bedenimde dolaştırarak konuşuyordu, beni kıskaca aldığından kıpırdayamıyordum.
"Bu güzel bedenin, sonra dudakların, tenin derken," başımda başımdaki tülbenti çektiği gibi saçlarım yatağa dökülmüştü çünkü öylece gelirken dolamıştım. Saçlarımı eline alarak kokladı. "Of, bu saçların kokusu beni deli ediyor. Evet, şu anda deli gibiyim." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı ve öpmek için dudaklarını iyice yaklaştırdı. Bir yere kaçamıyordum. Gözlerimi kapattım ama korkudan sanki kapatırsam vazgeçermiş gibi... Yaklaşan nefesini hissediyordum. Son umudum yalvardım, ne olur yapma, günah ben bugüne kadar kimseyi öpmedim, böyle dokunmadım. N'olur yapma. Bir yandan da ağlıyordum. Geri çekildiğini hissedince gözlerimi açtım. Yüzünde anlamlandıramadığım hoşnut bir ifade vardı.
"Yani sen bu yaşına kadar kimseyi öpmedin, öyle mi? ".
Tabii ki yapmadım.
"Bunu tahmin etmeliydim."
Elini yüzüme tekrar yanaştırınca geri kaçtım. Lütfen daha fazla günaha sokma beni, yapma. Yataktan kalkarak karşımda dikildi.
"Sana haramken dokunmamı istemiyorsan benimle evleneceksin"
Ben zaten evleniyorum; ne olur yapma artık, kendine başka birini bul lütfen.
"Anlaşıldı, o salak çocuk ortadan kalkmadan sen ne beni ciddiye alırsın ne de nişanı atarsın."
Yataktan fırlayarak, "Sakın," dedim, "sakın ona dokunma." Pencereden atlarken bana bakmadan konuşuyordu; konuşarak uzaklaştı.
"Bunu sen istedin güzelim..."
Sevgili Günlük,
Son günlerde hayatım, sanki daralan bir koridor gibi. Nereye dönsem aynı korku önüme çıkıyor. Yolun kesildiği anlar, yaşananlar Hepsi içimde üst üste birikti. Artık sadece tedirgin değilim, yorgunum da.
En çok canımı yakan şey, sadece yaşananlar değil. Sürekli tetikte olmak. Kapı sesi duyduğumda irkilmek. Sokakta yürürken arkamı kollamak. İnsan böyle yaşayınca, kendine ait hissettiği şeyleri bile kaybediyor.
Bugün bir kez daha anladım ki bu sadece benim korkum değil. Bu, hayatımı daraltan bir gölge gibi. Söylenen sözler, konulan şartlar… Hepsi beni sıkıştırıyor. Sanki nefes almak için bile izin almam gerekiyormuş gibi.
Ama içimde küçük de olsa bir ses var. Bana diyor ki: Bu böyle gitmemeli. Korku, benim kaderim olmamalı. Kimsenin benim hayatım üzerinde bu kadar söz sahibi olmaması gerektiğini biliyorum. Bunu hissetmek bile, içimde küçük bir güç kıvılcımı yakıyor.
Bugün kendime şunu söyledim:
Yalnız değilim. Susmak zorunda değilim. Korkmak zorunda da değilim.
Belki bugün değil… Ama bir gün, bu gölgenin benden uzaklaştığı bir sabaha uyanacağım. O gün geldiğinde, tekrar özgürce nefes alacağım. Buna inanmak istiyorum. Buna ihtiyacım var.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 134 Okunma |
45 Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |