
Kafam da dolanan türlü türlü hikayeler.
Kimin kaderi, ailesinin hatasına bağlı, Kiminin kaderi en başta güzel yazılı.
Geçmiş, gelecekle ilişkilidir. Gelecek, geçmişin gölgesine bağlıdır.
Mirza müşade odasından çıktı. Çıktı ama kimsenin anlam veremediği kelimeyi söyledi.
"Araf"
Araf kardeşi olan mıydı? Yoksa başka biri miydi?
Agir aklındakini dile getirmekten korktu.
Mirza kimseden ses çıkmayınca anladı durumun ne olduğunu.
Gözler de korku, diller lal oldu. Sessizlik sardı koskoca kolidoru.
"İçeri de yatan adam, kardeşim Araf ağadır." dedi soğuk kanlılıkla.
Üzülmeye vakti yoktu. Ağlamaya vakti hayatında hiç olmamıştı.
Dilşad geldi yanına. Gözleri kızardı. Gözbebekleri küçüldü.
" Oğul ağzından çıkanı kulağın duyar mı? Ne demek Araf? İçeri de yatan Araf olamaz! Oğlum düğüne gelir benim. Eli yüzü kan içinde olan adamı... biz tanımayız. Öyle değil mi Agir? Oğlumuz düğüne gelir. Ölüme değil. " dedi gözyaşları içinde.
Agir ağa, Mirza'ya yaklaştı. Sadece gözlerinde öfke vardı.
" Bu acıyı bize yaşatmaya hakkın yok Mirza. Araf uçakta. Sağlamdır, ben bilirim Araf yaşar. Senin yaptığın adamlığa sığmaz. " dedi.
Mirza: İster kabul edin ister etmeyin. Size kalmış. Ben kendi kanımdan birine zarar vermem.
Bir süre sessiz kaldı.
"Bana en büyük zararı ailem verdi. Şimdi gelelim asıl meseleye, Araf'ı kim bu hale getirdi? Bunu siz mi öğrenirsiniz yoksa ben mi öğreneyim?" dedi.
Dilşad çığlık attı. Evlat acısının tarifi yoktu.
Melek yanlarına bitmiş, feri fermanı olmayacak, tükenmiş bir şekilde geldi. Bahar annesini görünce ağlayarak yanına gitti.
Mirza anne kızın sarılmasını durgunlaşarak izledi.
Mirza: Agir ağa Allah bilir yâ yine kimin canını yaktın? Hepimizi perişan ettin." dedi.
Agir ağa, kendinden emin bir şekilde: Kimin canını yakacağım Mirza. Yıllarca ne olduğu belli olmayan işlerle uğraşan sensin. Haddini bil, karşında baban var." dedi.
Mirza kalabalığı umursamadan, Agir ağaya yaklaşıp: Ben ardımda ailemi riske atacak birini bırakmam. Benim kitabım da kendi kanımdan birini hedef alacak adama yer yok. Önümde belli, ardımda. Yıllarca benim yüzümden bir kişi kapına geldi mi? Gelmedi. O zaman boş yapmayacaksın Agir ağa. " dedi.
Dilşad yanlarına gelip olaya dahil olacağı sırada, Mirza eliyle sus işareti yaptı.
" Bana hesap sorup, hedef göstereceğinize, oğlun içerde canı ile cebelleşir. Ana ol, ata ol, oğlun için dua ette bir işe yarasın. Ben gerekeni yapar hesabını sorarım. Bir daha bana ve karıma ilişen olursa kendine girecek mezar arasın. Bu böyle biline." dedi kesin bir dille.
Koridor da sessizlik yerini aldı. Hiç kimseden ses çıkmıyordu.
Mirza dediğini yapan adamdı. Sevdiğinin yanına gitti. Bahar yerde dayesi ile ağlıyordu.
Demir ağa perişan haldeydi. Hanzade hanımın durumu kritikti.
Bahar'ı kolundan tutup kaldırdı. Bahar kalkmak istemedi. Kardeşi içerde ölüyordu ve elinden hiç bir şey gelmiyordu.
Mirza, Bahar'ı hemen yanındaki bekleme koltuğuna oturttu. Sonra yerde ağlamaktan perişan olmuş Melek hanımı kaldırdı ve Bahar'ın yanına oturttu.
Dilşad oğluna gözlerini sinirden kısarak baktı. Kendi perişan haldeyken Mirza başkalarına yardımcı oluyordu.
Mirza kimseye umursamadan, Bahar'ın alnından öptü. Saçlarını düzeltti. Bahar ayağa kalkıp Mirza'ya sımsıkı sarıldı.
"Geçecek bu günler de bana. Her şey güzel olacak. Eskisi gibi mutlu olacağız de. Yalvarırım her şey düzelsin Mirza. Kardeşimi kurtar. Kulun köpeğin olayım kardeşimi ve ailemi bu durumdan kurtar." dedi hıçkırıkları arasında.
Mirza sevdiğine sımsıkı sarıldı.
"Sana yemin ederim her şey güzel olacak. Artık ağlama, dayanamıyorum güzel gözlüm. Beyazı bana kana bulatma. Sana yeni kavuşmuşken, beni sensiz bırakma." dedi.
Bahar: Ahirim de sensin. Dünyam da sensin. Bana kan deme. Ne geldiyse başımıza Allah'ın cezası töre yüzünden geldi. Ben seninle mutlu olmak istedim. Önce iftira attılar. Şimdi kardeşimi elimden aldılar." dedi.
Ağlıyordu. Gözlerinde yaş kalmamıştı. Dilan köşe de öylece bekliyordu. Dul kalmak istemiyordu. Peki Ömer iyileşmez ise, hasta birine de bakmak istemiyordu.
Müşahede odasının ağır kapıları aniden açıldığında, sedyelerin metalik gıcırtısı feryatları bastırdı. İki farklı adam sedyede, bu topraklarda iki aşiretin gelecekte ki ağaları, Araf ve Ömer yatıyordu.
Dışarıda bekleyen mahşeri kalabalık, sanki tek bir vücutmuş gibi sedyelerin üzerine yığıldı.
Koridorda "Ağam!" sesleri yankılanıyordu. Beyaz önlüklü doktorlar kalabalığı yarmaya çalışıyordu. Her iki ağa da kanlar içindeydi; omuzlarındaki o ağır heybet gitmiş, yerini ölümcül bir solgunluğa bırakmıştı.
Dilşad kalabalığın içinden oğlunu buldu.
"Araafff, oğlum kurban olurum aç gözünü. Anana evlat acısını yaşatma. Ben dayanamam kuzuuum. Aç gözünü Arafımm." diye feryat ediyordu.
Melek sendeleyerek Ömer Asaf'ın yanına geldi.
" Ömerrr, dayen kurban olsun sana. Biz seni garip, kimsesiz koymak istemedik oğlum. Hatanı anla diye gelmedim düğününe. Affet beni oğlum. Affet bi çare ananı. Ben bu acıyla yaşayamam. Yalvarırım uyan Ömer'im. Sen çok gençsin. Hayatının baharındasın. Senin yerine benim canımı alsın Rabbim. Benim ömrümden alıp sana versin. Uyan oğlumm." diye yakarışları devam etti.
Bahar da aynı şekilde pişman olmuş bir şekilde Ömer'e yalvarıyordu. Dilan bekleme koltuğuna oturmuş kara kara düşünüyordu.
İki kadın oğlu için ağlıyordu. Biri samimi, diğeri göstermelik. Mirza, kendini sorgulamaktan vazgeçti. İçindeki çocuk, hayal kırıklarına rağmen ayaktaydı.
Ailesi çıkarları için yaşamıştı. Çıkarları Mirza'yı çocukluğundan koparmıştı.
Doktorlara yardımcı olmak için etrafa bağırdı. Kimse oralı olmayınca havaya iki el sıktı.
Araf ve Ömer arkalarında kalabalıkla koridorda ilerledi.
Ameliyathanenin "Girilmez" yazan kırmızı ışığı yandığında, koridordaki o gürültülü kalabalık bir anda dilsiz bir duvara dönüştü. Silahların sustuğu yerde, artık sadece neşterlerin sesi vardı.
*****
Ameliyathane kapısında başlayan o bekleyiş, koca bir kışı hastane odalarında tüketti. Günler haftalara, haftalar aylara devrildi. O gece koridoru inleten kalabalık yavaş yavaş seyreldi; önce uzaktan gelenler gitti, sonra işi gücü olanlar. En son sadece en yakınları ve hastane kokusuna sinmiş bir hüzün kaldı.
Baharda hastane bahçesinde çiçek açan badem ağaçları etrafa neşe saçıyordu.
Hastane camından dışarıyı seyreden Ömer, büyük hayal kırıklığı yaşıyordu.
Aylar olmuştu hastane de kalalı. Koskoca kışı geride bırakmıştı.
Yapayalnız bir şekilde soğuk duvarlar üzerine üzerine gelmişti. Bir kadın uğruna ailesini yok eden adam, şimdi perişan halde idi.
Dilan ameliyattan sonra yanına gelmişti. O gün söylediği sözler, Ömer'i yarım bırakmıştı.
Hayata dair yaşama hevesi kalmamıştı.
İki kelime hayatını mahvetmişti.
"Ben böyle hayal etmedim. Özür dilerim. Bundan sonra sakat bir adamla hayatımı devam edemem."
"Sakat bir adamla yoluma devam edemem."
Ömer: Öyle olsun Dilan, öyle olsun." dedi.
Melek hanım yanına geldi. Ömer'in yanına gidip diz çöktü.
" Olan da hayır vardır oğlum. Giden gitti. Ardından nereye kadar yas tutacaksın? Oysa bir zamanlar duamdı, Araf ile Bahar evlensin. Dilşad ile ahiretlik olalım diye. Bir zamanlar kızımı emanet etmekten korktuğum adam, kızıma dünyaları verdi. Mirza, Bahar'ı bu denli seveceğini bilseydim Allah'ın yazdığına karışır mıydım. Bu sebeple senin dışında olana karışma. Üzülme. Değmez oğlum. İnan bana değmiyor." dedi.
Ömer bir süre sessiz kaldı.
" Daye sen sevdiğin adamla birliktesin. Beni anlamazsın.İçimde kopan fırtınaları anlamazsın." deyip ağlamaya başladı.
"Bana bak, şu halime bak. Hiç bir işe yaramayan bir adamım. Dilan sakat birini ne yapsın." dedi.
Melek ellerinden tuttu.
"Biliyor musun? 18, 19 yaşlarındaydım. Babamın adı kız kurusu adama çıktı. Esma teyzen 55 yaşındaki adama kuma verildi. Sonra sıra bana geldi."
"Ne demek sıra bana geldi? Daye senin ağzından çıkanı kulağın duyar mı?"
"Oğlum susta motorun soğusun. Evet kuma verilecektim. Hayatımdan vazgeçtim. Sonra baban geldi. Beni çarşıda görmüş, sevdalanıp gelmiş. Tüm aşireti karşısına aldı ve biz görkemli düğünle evlendik."
"Babam aşiretin başından kız kurusu adamın kızını aldığı için mi alındı?"
" İlk çocuğumuz kız doğduğu için alındı. Oğlum vazgeçmedi. Yemin ederim benden, Bahar'dan vazgeçmedi. Kuma da getirmedi. Agir ağaya ağalığı verdi. Üzüldü, yıprandı. Beş para etmez adamların aşirete müdahale etmesine izin verdi. Sonra sen oldun. Muhammed doğdu. Kız kurusu adamın kızları damgası ortadan kalktı."
Bir süre düşündü. Ortamda anlamsız bir sessizlik oldu. Ömer dayesinin nereye bağlayacağını merak etti.
Sonra bir ses duyuldu.
"Ben aşireti karşıma aldığım için bugün mutluyum. Sen, kalbindekini silip, mutlu olabilecek misin?"
Ömer arkasına baktı. Demir ağa tüm heybetiyle karşısında duruyordu.
"Silmek kolay olaydı, sen ağalığı bırakmazdın. Sen ağalığı bırakmasaydın, ben bu hale gelmezdim.(Sol tarafını göstererek) Aha da burası acır. İşe yaramaz adamın tekiyim. Kim ne yapsın beni." dedi.
Demir ağa yanlarına yaklaşıp: Gidenin ardından ağlamak erkek adama yakışmaz. Ben sevdamdan vazgeçmedim. Pişman da değilim ağalığı bıraktığım için. Ömer şunu unutma, senin hatan düşünmeden, bir kadının ardından gitmekti. Ben ağalığı bıraktım. Aşireti mi değil. Sen aileni geride bıraktın." dedi.
"Demir"
"Melek sen karışma."
"Ömer bana gelip söyleseydin. Başımı öne eğer gider isterdim. Eğer bana söyleseydin, bugün onun için üzülmezdin. Şimdi beni suçlayamazsın. Sana bunu yapanların hesabını soracağım. Bebek gibi ağlamak yerine, ayağa kalk ve benim ardımda dur." deyip odadan çıktı.
Ömer gözünü pençereye dikti. Öylece boş boş izlemeye başladı. İstese yürüyecekti. İstemediği için gücü tükenmişti.
Koridordan bir ses duyuldu.
"Dayanacak gücüm kalmadı"
Melek hanım bakmak için yanından ayrıldı. Ömer'de tekerlekli arabayı koridora sürdü.
Dilan ağabeyine yalvarıyordu.
"Ağabey yapma, kurban olayım yapma."
Ömer içi giderek baktı. Dilan bir kez olsun yanında olmamıştı.
Dilan hala yalvarıyordu.
Araf fısıltı ile: Toprak dediğin ayaklarımızın altındaydı, şimdi sadece seyrediyoruz." dedi.
Dilşad yanlarına koşarak geldi. Lavaboya girmişti. Bir anda sesler yükselmişti.
"Ayakla yürünmüyormuş meğer Dilan... Sabırla taşınan bir yükmüş."
Araf konuştu öylece dinlediler.
Bir zamanlar fırtınalar koparan o kudretli adamlar, şimdi birer çocuk gibi birinin onları itmesini bekliyordu. Hastane bahçesinden çıkarken arkalarında kalan tek şey, tekerlekli sandalyelerin toprak yolda bıraktığı o ince, paralel izlerdi. Güç bitmiş, asıl imtihan şimdi başlamıştı.
Araf dayesine dönüp: Bir zamanlar çiçek, böcek seven adamdı. Şimdi toprak hala yerinde duruyor.Ama bizim onları adımlayacak ferimiz kalmadı. " dedi.
Dilşad: Eskisi gibi tekrar ayağa kalkacaksın. Yeter ki vazgeçme oğul. Bak elalem ne der. Ardımızdan gülerler. Ayağa kalk ve onlara kim olduğunu göster." dedi.
"Biliyor musun daye, biz eskiden gölgeydik, herkes bizim altımızda serinlerdi. Şimdi güneş batıyor, gölgelerimiz bizden uzun ama bizden zayıf."
Dilşad anlamaz bir şekilde bakar.
"Gölgeniz, güneşi kapatacak güce sahip." dedi.
Etrafta fısıltılar çoğaldı. Koridor dedikodu için toplanan kalabalığa eşlik ediyordu.
Araf dayanacak takati kalmadı. Sandalyenin tekerleğini merdivenlere çevirdi. Ömer ağa öylece izliyordu.
Melek hanım oğlunu içeri almak için sandalyeyi hareket ettirdi. Ömer sessizce içeri gitti.
Koridorun soğuk duvarlarına yankılanan bir ağıt duyuldu.
"Araaafffff"
Anladı ki; ağalık da, toprak da, güç de gelip geçiciydi. Aylarca süren o hastane odası ve tekerlekli sandalye, onlara bir şeyi öğretmişti: İnsan, ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın, sonunda hep toprağın seviyesine inecekti.
Bölüm sonu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 10.73k Okunma |
728 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |