devam ediyor 2s önce güncellendi
Nefretten aşka
@starry_night_07
Okuma
1
Oy
1
Takip
0
Yorum
2
Bölüm
1
Sabah olmuştu. Ama bugün, yataktan kalktığım diğer sabahlardan çok farklıydı. Yataktan doğrulduğum an, göğsümün üzerinde ağır bir yük varmış gibi hissettim. İçimde anlam veremediğim bir huzursuzluk, tarif edemediğim bir dalgınlık vardı. Derin bir nefes alıp üstümdeki kasveti atmaya çalıştım ve Eleni’yi uyandırmak için odasına doğru adımladım.
Yatağında mışıl mışıl uyuyan Eleni’nin yanına gidip hafifçe sarstım onu.
"Eleni, hadi kalk," dedim sesimi duyurmaya çalışarak.
Eleni gözlerini bile açmadan yorganı kafasına doğru çekti. "Biraz daha..." diye mırıldandı uykulu bir sesle.
"Olmaz, okula geç kalacağız hadi!" diyerek yorganı üstünden çekiştirdim. En sonunda dayanamayıp sitemle bağırdı: "OFF! Tamam kalktım ya!"
Hızlıca hazırlanıp evden çıktık. Yol boyunca Eleni yanımda yürüyor, bir şeyler anlatıyordu ama ben çok dalgındım. Beynimdeki o sesler bir türlü susmuyordu; sanki kafamın içinde bir savaş vardı ve ben çıldıracak gibiydim. İçimdeki bu tuhaf hisle nasıl baş edeceğimi bilemeden yürümeye devam ettim.
Sonunda okul bahçesinden içeri girdik. Koridorda Eleni ile sınıflarımız ayrıldığı için vedalaştık. O kendi sınıfına doğru giderken, ben de derin bir nefes alıp 10-E sınıfının kapısını açtım. Gürültülü sınıfa göz ucuyla bakıp boş bulduğum bir sıraya geçtim ve çantamı sıraya bırakıp oturdum.
Tam kafamı sıraya koyup dalgınlığıma geri dönecektim ki, yanımdaki sandalyenin çekildiğini hissettim. Biri paldır küldür yanıma oturmuştu.
Huzursuzca kafamı çevirip bana sormadan yanıma kurulan o kişiye baktım. Gözlerimi kısarak yüzünü inceledim. O her zamanki sinir bozucu, ukala tavrıyla karşımda duruyordu.
O, İsmail Fırtına`ydı. Okulun da, benim de başımın belası.
Ona ters bir bakış fırlatarak sertçe çıkıştım:
"Hoşt ula! Benim yanıma niye oturaysun?"
İsmail hiç istifini bozmadı. Gözlerimin içine bakıp yüzüne o sinir bozucu alaycı gülümsemesini yerleştirdi ve omuz silkti:
"Noldu, oturamaz mıyım?"
İsmail’in o rahat ve alaycı tavrı, zaten sabahtan beri barut gibi olan sinirlerimi iyice tepeme çıkarmıştı. Sıranın altından sanki her an çıkarıp vuracakmışım gibi duran o hayali silahlarıma sarılmamak için kendimi zor tuttum. Gözlerimi kısıp üzerine doğru bizzat dikleştim.
— Oturamazsun tabii! Koca sınıfta başka sıra mı kalmadı Furtuna? Git başka yerde fırtına kopar, benim asabımı bozma!
İsmail hiç istifini bozmadı. Aksine, o kavgacı ve asi yapısıyla meydan okur gibi gözlerini gözlerime dikti.
— Sınıfın tapusu senin üstüne mi Fadime? Canım buraya oturmak istedi, oturuyorum. Hem fırtınadan korkuyorsan, Karadeniz’in yanına yaklaşmayacaksın.
— Sen bana bak ula... — tam yerimden kalkıp üzerine yürüyecektim ki, sınıfın kapısında sert bir ayak sesi duyuldu.
Gelen, İsmail’in abisi, okulun 11. sınıflardaki en namlı kavgacısı Oruç’tu. Koridorlarda fırtınalar estiren, herkesin çekindiği Oruç, kapıdan girer girmez gözleriyle sınıftakileri şöyle bir süzdü. Ama yüzünde her zamanki o sert, asık ifade yoktu. Sanki az önce çok büyük bir mucize görmüş gibi, gözlerinin içi parlıyordu. 11-B sınıfında olması gerekiyordu ama yine kardeşini kontrol etmeye ya da birilerine laf yetiştirmeye geldiği belliydi.
İsmail abisini görünce kafasını salladı:
— Ne o abi? Yine birilerini mi benzettin sabah sabah?
Oruç, İsmail’in lafıyla gözlerini devirdi ama sesi şaşırtıcı bir şekilde yumuşaktı. Yanımıza doğru yaklaşıp sesini sadece bizim duyacağımız bir tona getirdi. O kavgacı dev gitmiş, yerine adeta süt dökmüş bir kedi gelmişti.
— Yok oğlum ne kavgası... Aşağıda bahçede Eleni’yi gördüm. Sabah sabah öyle bir "Günaydın Oruç" dedi ki... İçimdeki bütün kavga etme isteği uçtu gitti. Kız o kadar uysal, o kadar tatlı ki, onun tek bir sözüyle bütün gün süt dökmüş kediye dönüyorum resmen.
İsmail abisinin bu aşık hallerine bıyık altından güldü:
— Koskoca Oruç Furtuna’yı bir 9. sınıf kızı ne hale getirdi be... Desene yengem yine senin o hırçın dalgalarını durdurdu.
Oruç, İsmail’in kafasına hafifçe vurur gibi yaptı:
— Kes lan sesini! Eleni’nin lafının üstüne laf söylemem ben, o ne derse o. Hem sen kendine bak, yine kızı delirtmişsin sabah sabah.
Tam o sırada okulun ilk zili acı acı çaldı. Oruç, Eleni’nin "Derslerine geç kalma" uyarısını hatırlamış olacak ki hemen toparlandı:
— Neyse, ben sınıfıma çıkıyorum. Eleni’ye söz verdim, bu dönem devamsızlık yapmayacağım. Akıllı durun!
Oruç arkasını dönüp hızla sınıftan çıkarken, İsmail tekrar bana döndü. Gözlerinde o sinir bozucu ama bir o kadar da dikkat çekici pırıltı vardı.
— Evet, nerede kalmıştık Fadime? — dedi, sıraya iyice yerleşerek.
Önümdeki defteri sertçe masaya fırlattım. İçimdeki o sabahki ağırlık gitmiş, yerini İsmail’e karşı duyduğum o büyük öfkeye ve nefrete bırakmıştı. Ama içten içe biliyordum ki, bu nefret lise koridorlarında çok büyük bir fırtınaya dönüşecekti...