devam ediyor 14s önce güncellendi
SÜVEYDA
@okur_cdee9669629f
Okuma
132
Oy
15
Takip
2
Yorum
0
Bölüm
8
Sevda dedikleri, ayaklarına dikenler batsa da sonuna kadar yürünmeye değer bir yol muydu gerçekten?
Peki ya bir insan, aynı yerden kaç kez kırılabilirdi? Kırıldığı o yerinden bir daha çiçek açabilir miydi ?
Kırgındım.
Bana çocukluğumdan beri biçilen bu çaresiz kadere kırgındım. Kendi sevdasına sahip çıkamayan, öz kızının arkasında dağ gibi durmaktan korkan babama kırgındım. Beni dünyaya getirirken canından olan, daha ilk nefesimde beni bu koca konağın gölgesinde kimsesiz bırakıp giden anama kırgındım...
Ve en çok da, bana umut olacağını sandığım an karanlığıyla beni boğan o adama kırgındım.
Ama hepsinden öte, en büyük kırgınlığım kendimeydi. Bu hayatta bir gün gerçekten sevilebileceğini sanan o saf ruhuma; sevilmek, bir çift sıcak gözde sığınak bulmak için deli gibi umut eden kalbime kırgındım. Her şeyi görmesine, her gerçeği bilmesine rağmen susup göz yuman aklıma kırgındım.
Anam adımı Süveyda koymuştu. Ölmeden önce son nefesinde fısıldamıştı kulağıma...
“Kalbin ortasındaki o gizli siyah nokta... Bir sır, bir günah...”
Tam da bana layık bir isimdi. Bana her seslenildiğinde yüzüme tokat gibi çarpan bir gerçekti bu. Anamın ölümünün lekesi, benimse bu konaktaki haddim ve hududumdu.
Ve beni karanlığıyla boğacak olan o adam...
Karan Cihanbey.
Cihanbey aşiretinin en büyük oğlu...
Yüzünü topu topu bir kez görmüştüm. Ama o tek bir an, yetti de arttı bile. O gün düşmüştü aklıma bir kere. Bakışıyla insanı buz kestiren o soğuk mavi gözleri, o günden beri hem beynimde hem de sızlayan kalbimde amansız bir hüküm sürüyordu.
Lakin haddim değildi onu sevmek.
O başkasına aitti. Sevdası belki bu diyarlardan göçüp gitmiş, toprağa karışmıştı ama herkes bilirdi onun bitmeyen yasını. Karısı Mihriban’ı, karnında henüz doğmamış bebeğiyle toprağa verdiği günden beri ruhuna matem giydirmişti. İsmi gibi kalbi de kılığı da zifiri bir siyaha bürünmüştü Karan’ın. Hem de karısını kendi canı, kendi kanı yüzünden kaybetmişti...
Ben işte bu imkânsıza tutunmuştum. Kalbime kor bir ateş düşmüş, günden güne yüreğimi dağlıyordu.
İmkânsızımdın sen Karan Cihanbey... En derin, en kanayan sızımdın.
Ve nereden bilebilirdim ki kaderin, gün gelip de bu imkânsızı benim canımı yakarak mümkün kılacağını?
"Doğduğu gün annesinin canını, büyüdüğü gün ise tüm umutlarını kaybeden hırçın bir kız... Ve kalbini bir mezar taşına gömmüş zifiri bir adam."
Annesini doğumu sırasında kaybedip Kozanlı Konağı’nın gölgesinde bir sığıntı gibi büyütülen Süveyda, tüm acılarına rağmen dik duruşunu, neşesini ve hırçınlığını kaybetmeyen saklı bir lekedir. Babanın kıza baktıkça hem kaybettiği sevdasını hem de vicdan azabını gördüğü bu konakta, Süveyda'nın tek sığınağı büyüttüğü küçük kardeşidir.
Ancak üvey abisinin Cihanbeylerin kızını kaçırmasıyla iki aşiret kanlı bir savaşın eşiğine gelir. Dökülecek kanı durdurmanın tek bir yolu vardır: BERDEL.
Ama feda edilen kişi üvey ablası değil, konağın "gözden çıkarılan" öksüz kızı Süveyda olur.
Karşısında ise karısının ve doğmamış bebeğinin yasını tutan, kalbini aşka tamamen kapatmış acımasız ağa Karan Cihanbey vardır.
Bu berdel bir kurtuluş mu olacak, yoksa iki yaralı ruhun birbirini yakacağı büyük bir yangın mı?