
Bazı hayatlar, kalbi kırık veda ederdi hayata...
Bazı hayatlar kalbi yorgun...
Mirza elini kalbine götürdü. Hissettiği sıcaklık bir vedanın hüznü idi.
Hayata veda etmek için çok gençti. Kaybedecek bir sevdası kalmıştı. Gözleri Bahar ile kesişti.
Bahar elini kalbine götürdü.
"Mirzaaaa" diye bağırdı.
Demir ağa ve İhsan ağa arkalarına dönünce gördükleri manzara hoşlarına gitmedi.
Baver ağa tekerlekli sandalyesi ile gözlerinde yılların intikamı ile karşılarındaydı.
Bahar koşarak Mirza'nın yanına geldi. Her şey bir anda olmuştu.
Baver ağa: Ölümün açamadığı tek kapı, gördüğünüz tekerlekli sandalyeye mahkum kalmak. Yıllarca ben çektim. Şimdi sıra sizde." dedi.
Demir ağa emniyet güçlerini umursamadan, belindeki silahı çıkardı.
"Baver hala aklın bir karış havada. Ağalık sevdanız hem size, hem bize zarar verdi. Ne sen masumdun, ne de baban. Doğmamış bebeğin canını alacak hırsa sahipsin. Hata bende o gün canını almam gerekirdi." dedi.
Komiser: Sakın Demir ağa. Silahını indir. Biz varken sana düşmez hesap sormak." dedi.
Demir: Ailem dağılır görmez misin? Bazı hesaplar için bedel ödemek gerekir!" dedi.
Mirza güçsüz düşen bedenini yere bıraktı. Polislerden biri ambulans çağırdı.
İhsan ağa: Kıyamet yakın Baverrr. Her insan ölümünde kıyametini kendi yaşar. Sana dünyada rahatlık vermem. Tıpkı babana vermeyeceğim gibi." dedi.
Baver ağa: Benim kaybedecek bir şeyim kalmadı. Sizin de kalmayacak." dedi ve Demir ağayı vurdu.
Sonra kendi kafasına sıktı. Bir vedanın çığlığıydı. Bahar kulağındaki çınlamaya engel olamadı.
Sevdikleri birer birer hayatından çıkıyordu. Demir ağa yere düştü. Canını vermeye hazır bir ruhtu.
Ölüm bu kadar soğuk olmamıştı. Aran ağa ağlayarak gitti oğlunun yanına. Başındaki kanayan yarayı durdurmak ister gibi bastırıyordu.
"Oğlumm" demek yetmedi.
"Ben öleydim Baver. Neden bunu yaptın. Niye yaşlı babana bu acıyı yaşattın." dedi.
Kalp dayanmazdı böyle acıya. Kalbi paramparça olmuştu. Kırıp döktüğü hayatların ahının sonucu idi.
Bahar durmadan delirmiş gibi çığlık atıyordu. Gözlerinin önünde sevdikleri ölüyordu.
Ambulans geldi. Polisler tuttu Bahar'ı. Önce Demir ağa sonra Mirza ambulansa konuldu. Bahar'da polis arabasında gitti hastaneye.
Ellerinde kelepçe, kollarında kendine zarar vermesin diye tutan kadın polisler.
Hastanenin soğuk acilinin önünde durdu ambulans. Personel ve doktorlar koşarak geldiler.
Bir anda hastane bahçesi dolup taştı. İki aşiret ağası içerde kanlar içinde yatıyordu.
Bahar delirmiş gibi hali vardı. Melek hanım hangi acıya ağlayacağını şaşırdı. Kendi acısını bıraktı. Kızı için korkmaya başladı.
Ömer ağa öylece sandalye de yere bakıyordu. Ellerini dizlerine vurmaya başladı.
"Neden, neden, neden" diye.
Feryad etmek boşunaydı. Nedeni belli olmayan acılar vardı.
Dilşad ve Agir ağa geldiler hastaneye. İnanmayarak etrafa baktılar. Bir umut evlatları iyidir diye düşündüler. Bahar'ı gördükleri an dünyaları başlarına yıkıldı.
Dilşad oğlunu kaybetmenin korkusu ile bağırdı.
"Mirzaaaam."
Ana yüreği dayanmıyordu. Bir evladının toprağı kurumadan diğerini mi koyacaktı.
"Allah'ım beni bu acıyla sınama. Yüreğim dayanmaz. Mirza'mı bana bağışla." dedi.
Bahar gözyaşları içinde delirmiş gibi hareket ediyordu.
Ömer yanına gitmek istedi. Pişmanlığı, üzüntüsünden ağırdı.
Hastane koridorları iki acıya şahitlik ediyordu. Hanzade hanım felç geçirmişti.
Oturduğu sandalyede sadece gözlerinden yaşlar akıyordu. Bu dünyadaki tek varlığı, evladı ölüm düşeğindeydi.
Bahar yere düşüp bayıldığın da Ömer ağa bağırdı.
"Bahaaarrr"
Hemen ardından ameliyathane kapısı açıldı.
Bahar'ın başına Ömer kalabalığı umursamadan gitmeye çalıştı. Dilşad ve Agir ağa doktoru dinlemeye başladı.
"Her şeye hazırlıklı olun."
Dilşad feryad figan ağlamaya başladı. Melek hanım kendinde dahi değildi.
Ömer tek düşündüğü Bahardı. Dizlerini oynatmaya başladı. Sonra acılar içinde dizlerine vurmaya başladı.
Doktor Bahar'ı muayene etmeye başladı. Sonra sedye istendi. Ömer dayanamayıp ayağa kalktı.
"Kardeşim ölüyooorr. Siz hala yok doktor, yok sedye. Ne bekliyorsunuz? Yetmedi mi kayıp ettiğim hayatlar. Bizi böyle darmadağınık görünce mutlu oluyorsunuz?" dedi acı çekerek.
Doktor ve etrafındakiler şaşkınlıkla Ömer ağaya bakıyordu.
Yere eğildi. Bahar'ı kucağına alıp: Nereye götürüyorum doktor" dedi gür çıkan sesi ile.
Doktor titreyen sesine engel olamayıp: O o oda odaya alalım Ömer bey" dedi.
Ömer gösterilen odaya kadar Bahar'ı taşıdı. Hala yürüdüğünün farkında değildi. Aylardır tekerlekli sandalye de oturmaktan nasıl duygu olduğunu dahi unutmuştu.
Melek hanım gözleri yaşlı geldi yanlarına.
"Oğul sen; sen yürürsün" dedi.
Ömer kendine baktı. Dizlerini tuttu. Ağlamaya başladı. Gözlerinden akan yaşlar, aylardır gösterdiği sabrın sonucuydu.
"Elhamdülillah daye. Rabbim bu günleri de gösterdi. Elhamdülillah" deyip annesine sarıldı.
Öyle içten, öyle samimi. İkisi de ağlamaya başladı.
"Şükürler olsun oğlum. Rabbim bu günleri gösterdi bana. İnşallah babandan da güzel haberler alırız." dedi ellerini semaya açarken.
Bahar gelen hastane personeli tarafından muayene ediliyordu.
Kan tahlili için kolundan tüplere kan alındı.
Bayılması normal değildi. Melek hanım baş ucunda beklemeye karar verdi. Ömer ağa ameliyathanenin olduğu koridora gitti.
Hanzade hanımın önünde durup yere diz çöktü. Dilan gelmiş uzaktan izliyordu.
"Her şey iyi olacak sultanım. Akıtma incilerini. Bak ben yürüyorum. Her olanda vardır bir hayır. Aylardır bunu bana sen söyledin" dedi umut verir gibi.
Agir ağa ve Dilşad yanına gelip helallik istediler. Göz işareti ile Dilan'ı yanlarına çağırdı.
Ömer ağa kesin bir dille: Beni sabrımla sınamayın. Herkes olmak istediği yerde mutlu. Ben bundan sonra etrafımda acı istemiyorum." dedi.
Dilan başını öne eğdi. Pişmandı ama çaresi yoktu. İki ağabeyi de ellerinden kayıp gidiyordu.
Doktor ameliyathanenin kapısı açtı. İki sedye ölüme koşar gibi yoğun bakıma gidiyordu.
Kalabalığı yarması o kadar zordu ki. Doktor duyuru yaptı.
"İkisi de iyi olacak. Yalnız hastaneyi boşaltalım. Diğer hastalarımızı rahatsız etmeyelim" dedi.
Hastane koridoru yavaş yavaş boşaltıldı. Bu sefer bahçeye çadırlar kurdular. İki aşiret lideri yoğun bakımda yatıyordu. Ağalarını bırakıp gitmek olmazdı.
Saatler geçti. Ne Mirza uyandı, ne de Demir ağa.
Bahar'ın tahlil sonuçları çıktı. Yoğun bakım önüne doktor elinde sonuçlarla geldi.
İki aile de gözünün içine bakıyordu. Dilşad güç vermek ister gibi Bahar'ın yanına geçti.
Doktor : Bunca acı üzerine size mutluluk getirmek isteyen biri var. Bakmış iki aile de dağınık. Ben gidip toparlayım demiş. Müjde mi isterim hanımlar, beyler. Mesela terfi gibi. Neyse Bahar hanım hamile gözünüz aydın." dedi.
Bahar istemsizce elini karnına koydu. İçinde ki umut arttı. Mirza evladı için yaşayacaktı.
Diğer aile büyükleri tek tek birbirine sarıldı. Koridor bu sefer mutluluğa şahitlik ediyordu.
Melek kızının yanına gelip sarıldı. Öyle içten, öyle duygusal anlatamam.
Dilşad çekinerek yanlarına geldi.
"Gözün aydın kızım. İnşallah sağlıcakla kucağınıza alırsınız. Kız olursa Rabbim sana benzetsin. Benim deli kız gibi olmasın." dedi.
Bahar düşünmeden gidip içten sarıldı. İki ailenin de böyle mutlu haber almaya hakkı vardı.
"Kızım olursa, kesinlikle halasına benzemesin. Allah yazdıysa bozsun" dedi sitem ederek.
Dilşad ve Agir ağa gülümsedi. Dilan'ın yüzü düştü.
Tek kelime dahi edemedi. Ailesini kaybetmişti. Yabancı gibi kenarda bekliyordu.
Bahar doktordan izin aldı. Mirza'ya baba olacağını söyleyecekti.
Doktor izin verince hazırlanıp yoğun bakıma girdi.
Yavaş yavaş adımlarla önce babasına baktı. Gözleri doldu. Koskoca adam çökmüştü. Hortumlara bağlı nefes alıyordu.
Babasının yanına gidip ellerinden öptü.
"Biliyor musun? Ben seni çok sevdim. Tıpkı senin beni sevdiğin gibi. Belki de bu yüzden bu kadar şımarık yetiştim. Sonra anladım ki; ardımda dağ gibi babam varmış. Ben o yüzden güçlüydüm. Beni bırakma baba. Ben sensiz yaşayamam. Bak torunun da geliyor. Onu da boynunda taşı. Tıpkı benim gibi. Onu da koru. Tıpkı annemi koruduğun gibi. Beni sensiz bırakma. " dedi ağlayarak.
Demir ağa tepki dahi vermedi. Bahar sessizce akıttı göz yaşlarını.
"Sana güzel haberim var. Bugün de güzel haberler bitmedi" dedi gülümsemeye çalışırken.
"Baba müjde mi isterim. Ömer Asaf yürüyor. Kardeşim benim için yürüdü. Beni kalabalıkta bırakmamak yürüdü.
Bir cevap bekledi. Sonra umudunu kesti.
"Küstüm sana. Hem de kırıldım. Bana bunu yaşatmaya hakkın yok baba. Beni ağlatmaya hakkın yok. Kalk bana vur, bağır, sarıl. Yeter ki bana bir şey de" dedi.
Ayağa kalktı. Demir ağa ölü gibi yatıyordu.
Umutsuzca Mirza'nın yanına gitti.
"Ben geldim sevgilim. Biliyorum yine hatalıyım. Babama söylemem gerekiyordu. Benim ilk aşkım babam olduğu için ona söyledim. Beni affet olur mu?" dedi süt dökmüş kedi gibi.
Mirza'dan cevap alamayınca: bebeğimiz seni istiyor. Babam uyansın diyor. Bak nasıl da kıpır kıpır. Tıpkı babası gibi söz dinlemeyecek anlaşılan" dedi.
Sonra Mirza'nın yanağından öptü.
"Seni seviyorum siyahım. Beyazını bırakıp gitme. Ben tek başıma yapamam. Sensiz olmaz. Yalvarırım uyan Mirza. Söz veriyorum, bir daha seni üzmeyeceğim" dedi.
Mirza, umutsuzca yatıyordu. Ağlamam çare değildi. Mirza'nın kolunu kaldırdı.
Karnına götürdü.
"Bak bebeğimiz burada. Benim dışımda seni bekleyen başka biri daha var. Babacığım uyan diyor. Lütfen onu üzme. Senin uyanmanı dört gözle bekliyoruz." dedi.
Mirza hala aynı idi. Bahar bu sefer yalvarmaya başladı. Gözlerinden akan yaşlar Mirza'nın yüzünü ıslatıyordu.
"Beni üzmeye hakkın yok. Zaten beni bırakıp gittin. Ardına dahi bakmadın. Hem bana açıklama borçlusun. Mirza Korkmaz uyan bana hesap ver. Yoksa ben de yanına geleceğim." dedi.
Sesi yüksek çıkmıştı. İçeri hemşireler geldi. Bahar'ı kolundan tutup dışarı çıkarmaya başladılar.
"Bırakın beni. Size söylüyorum konuşacaklarım henüz bitmedi. Bırakın beni yoksa işinizden olursunuz. Duyuyor musunuz beni, bırakkkk." diye bağırdı.
Melek hanım ve Ömer yanına geldi.
Bahar sakinlemiyordu. Ömer ağa kollarından tuttu ve dışarı çıkardı. Melek hanım ardından gideceği sırada bir ses duydu.
"Bahaarrrr"
Bölüm Sonu
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 10.73k Okunma |
728 Oy |
0 Takip |
46 Bölümlü Kitap |