30. Bölüm

30. Bölüm: Kavuşma

Sinem Sipahi
cagtucu_sinem

TUANA NAZ AK'tan

 

Dudakları dudaklarıma değdiği anda dünya bir anlığına durmuş gibiydi, sanki ay ışığı bile nefesini tutmuş bizi izliyordu, terastaki hafif rüzgâr saçlarımı yüzüme savururken Çağan’ın eli ensemdeydi; parmakları saçlarımın arasında sıkı sıkı tutuyordu beni. Öpüşü aceleci değildi… ama açtı. Uzun zamandır bastırdığı bir özlemin, bir korkunun ve bir sevginin karışımıydı.

 

İlk başta donup kalmıştım, bir saniye sonra ellerim kendiliğinden hareket etti göğsüne koyduğum ellerim yumruk oldu, sanki onu itmek ister gibi… ama itmedim. Parmaklarım gömleğinin kumaşını kavradı, kalbi... Kalbi deli gibi atıyordu o kadar hızlıydı ki sanki kaburgalarını kırıp dışarı çıkacak gibiydi.

 

Çağan dudaklarını yavaşça geri çektiğinde alnını alnıma yasladı nefesi yüzüme vuruyordu gözlerimizi açmadık birkaç saniye boyunca, sonra fısıldadı.

 

ÇAĞAN: Ben bunu yapmamalıydım Doktor kusura bakma, senin rızan yoktu ama durduramadım bir an kendimi özür dilerim

 

Diyerek geri çekildi, bense nefes nefese kalmış bir biçimdeydim ve ağırca yutkundum. Çağan geri çekilecekken sıktığım gömleğini dahada sıktım ve bir yere gitmesine izin vermedim. Afallamıştı bu yaptığım şey karşılığında, yüzüme baktı ve önüme gelen saç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı.

 

Gözlerinin içine baktım o kadar koyulaşmıştıki benim gözlerimde kesinlikle O'ndan farksızdı, kalbim deli gibi çarpıyordu ve ben biraz daha ileriye giderek tam dibinde durdum ve fısıltıyla konuşmaya başladım.

 

TUANA: Ben "Beraber yanalım" diyorum ve sen geri çekiliyorsun öyle mi?

 

Çağan’ın bakışları bir anlığına dondu, sanki söylediğim cümle, içinde sakladığı bütün duvarlara aynı anda çarpmıştı. Nefesi düzensizleşti, gözleri dudaklarıma kaydı sonra tekrar gözlerime döndü. O kararsızlık… o geri adım atma isteğiyle ileri atılma arzusu arasında sıkışıp kalmışlık hali o kadar belliydi ki.

 

Elimi gömleğinden çekmedim, tam tersine, biraz daha yaklaştım aramızda zaten neredeyse hiç mesafe yoktu ama ben yine de o son kırıntıyı da yok ettim.

 

Çağan yutkundu.

 

Gözlerini bir an kapattı, sanki kendine gelmeye çalışıyormuş gibiydi, sonra başını iki yana hafifçe salladı ve kısık bir sesle konuştu.

 

ÇAĞAN: Doktor... Bak bu işin geri dönüşü olmaz, eğer küllenen ateş alevlenirse sadece yanan biz olmayız.

 

Sesi derinden geliyordu sanki zorla konuşuyormuş gibiydi istemsizce kaşlarımı çattım, gözlerimi ondan ayırmadan konuştum.

 

TUANA: O halde beraber yanalım.

 

Cevap veremedi ama gözleri bir tık daha koyulaştı söylediğimden sonra çünkü benden beklemediği sözleri duyuyordu. Hâlâ susuyordu ve o suskunluk beni daha da ileri itti, elimi yavaşça gömleğinden çekip bu sefer ensesine koydum. Az önce onun bana yaptığı gibi… parmaklarımı saçlarının arasına geçirdim bu hareketimle birlikte gözleri bir anlığına irkildi, nefesi kesildi.

 

TUANA (fısıltıyla): Küllenen ateşi alevlendirmek lazım değil mi ama?

 

Bir anlığına bakışlarımız kilitlendi.

O an… sanki bütün dünya susmuştu, rüzgârın sesi, şehirden gelen uğultu… hepsi bir anda susmuştu

 

Sadece o vardı... Ve ben.

 

Çağan bir adım geri atmak istedi ama atamadı çünkü ben izin vermemiştim, parmaklarım hâlâ ensesindeydi. Gözleri bu sefer daha kararlı baktı bana, derince bir nefes aldı. Sonra, dişlerinin arasından konuşur gibi fısıldadı.

 

ÇAĞAN: Sen ne yaptığının farkında değilsin Doktor.

 

Başımı hafifçe yana eğdim.

 

TUANA: İnan bana farkındayım.

 

Yutkundum ve ardından tekrardan konuşmaya başladım.

 

TUANA: Ama sen istemiyorsun belliki.

 

Deyip geri çekilmeye yeltendim ama Çağan beni bırakmadı bir elini yavaşça belime koydu diğer elide yine ensemdeydi. Sertçe kendine çekti ve ardından beni hoyratça öpmeye başladı, nefeslerimiz birbirine karışırken aramızdaki elektrik artık taşınamayacak kadar yoğunlaşmıştı.

 

Bende elimi tekrar Çağan'ın göğsünün üzerine koydum ve diğer elimide ensesine götürdüm, Çağan ensemdeki elini boğazıma götürdü ama sıkmadı. Dudağımın birini ısırdı ve ağzının içine inledim hem acıdan hemde zevkten, sonra ısırdığı yeri diliyle okşadı acısını almak ister gibiydi.

 

Ardından beni duvarla arasına sıkıştırdı dudaklarımdan ayrıldı nefes nefeseydik, boynuma doğru yöneldi ve boynumu öpmeye başladı bende ellerimle üzerindeki gömleğin düğmelerini çözmeye başladım. O'da benim kıyafetimin fermuarını aşağıya indiriyordu.

 

...

 

(Heheh en heyecanlı yerde kestim, arkadaşlar ben o tarz şeyleri yazmayı çok sevmiyorum o yüzden burada kestim gerisini sizin hayal gücünüze bırakıyorum biz sabahtan devam edelim. Sizi çok seviyorum bana sövmeyin sjsjjsj😂)

 

TUANA NAZ AK'tan

 

Sabah gözlerimi açtığımda karşımda Çağan'ı görmek uzun zaman sonra en güzel şeydi galiba, üzerine t-shirt giymiş altında ise eşofmanı vardı -tabi ki yine siyahtı- ve beni izliyordu bense üzerime gece banyodan sonra gecelik giymiştim.

 

O, bana gülümsüyordu bende O'na gülümsedim ardından bir elini kaldırdı ve yüzümdeki saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Sonra elini dün geceden sonra moraran boynumdaki yerlerde gezdirdi ve yüzünü buruşturdu.

 

ÇAĞAN: Daha dikkatli olmalıydım, canın acıyor mu? Keşke-

 

Dediği anda parmağımı dudağına götürdüm ve susturdum.

 

TUANA: Senin bir suçun yok, ve de acımıyor merak etme.

 

Dudağında olan elimi öptü ve koluma doğru öpücükleri derinleşti. Tam bir şey söyleyecekti ki aşağıdan Yağız'ın sesi geldi.

 

YAĞIZ: Lan Çağan, kalk lan kalk Yengem ecdadımı sikecek benim sen nasıl dün gece burda kalırsın nasıl?!

 

Diyerek bir anda odaya daldı ve dumura uğramış bir şekilde bize bakıyordu, kapıdan çıktı ve içeriye tekrar girdi "Acaba doğru mu görüyorum?" Diye ben bıyık altından güldüm ve Çağan bir anda ayağa kalktı ardından Yağız'ın yanına doğru gitti ve ensesinden tutup sıktı.

 

ÇAĞAN: Lan sen benim başıma bela mısın amına koyayım?! Kapı çalmak diye bir adet var hani öyle yapıp girsene laaan!

 

Yağız bana bakıyordu öylece, sonra elini kaldırıp Çağan'ı göstererek konuştu.

 

YAĞIZ: Y-Yenge bu Çağan mı yoksa ben hayal mi görüyorum?

 

Öyle dedikten sonra beni kahkaha tutmuştu Çağan ise diğer elini Yağız'ın yüzüne doğru salladı.

 

ÇAĞAN: Hop, Alo benim lan ben, gerçeğim, burdayım.

 

Yağız Çağan'ı kendine çekip sımsıkı sarıldı, ardından koşarak bana da sarıldı.

 

YAĞIZ: Heyt be Yengem benim sonunda affettin şu meymenetsiz suratı-

 

Çağan Yağız'ın bir şey demesine müsaade edemeden ensesine sertçe bir tokat geçirdi ve kendine doğru çekip konuştu.

 

ÇAĞAN: O meymenetsiz suratı diyen ağzını bir güzel severim Kardeşim sen anladın onu. Fazla derin sularda yüzüyorsun, dikkat et de boğmayım seni o sularda.

 

Yağız Çağan'a "he he" dercesine kafa sallamıştı, sonra bir elini kaldırıp Çağan'ın burnuna bir fiske vurdu.

 

YAĞIZ: Sen bana kıyamazsın be Paşam, o iş yaş.

 

Çağan Yağız'ın parmağını alıp canı yanmadan hafifçe ters çevirmiş ve kulağına bir şeyler fısıldamıştı. Ne dediğini bilmiyordum ama Yağız yutkunmuştu. Çağan Yağız'ı bıraktı ve Yağız toparlanıp konuşmaya başladı.

 

YAĞIZ: Neyse şaka bir yana cidden iyiki de barıştınız, biz sizi böyle görmeye dayanamıyorduk Teyzem, Leya, ben yani bilmiyorum hepimiz üzülüyorduk bu aşkın biteceğine.

 

TUANA: Yağız, asıl ben teşekkür ederim hep yanımdaydınız destek oldunuz bana ama iyiyiz çok şükür merak etme olur mu?

 

YAĞIZ: Rica ederim Yenge ne demek, o zaman sizin ilişki de yoluna girdiğine göre Çağan işlerin başına dönmen gerekiyor Kardeşim. Biliyorum Amcamla aran bozuk ama her şeyi öyle bir anda bırakamazsın yapmaman lazım, haklısın her anlamda ama biz bu yola kolay gelmedik.

 

Çağan benimle göz göze geldi bende kafa salladım, ardından Yağız'a döndü ve elini omzuna koydu destek vermek istercesine.

 

ÇAĞAN: Tamam Kardeşim merak etme, bem bir hazırlanayım aşağıya inip kahvaltı yaptıktan sonra çıkarız olur mu?

 

Yağız kafa salladı ve odadan dışarıya çıktı, ardından Çağan yanıma geldi, dudağıma öğücük kondurup geri çekildi ve dolaba gidip eşyalarını aldı. Bende şaşırmış bir şekilde Çağan'a bakıyordum.

 

Bana döndüğünde bıyık altından gülümseyerek göz kırptı.

 

ÇAĞAN: Ne oldu şaşırdın, kaldın?

 

TUANA: Ş-şey beklemiyordum sadece, öyle dan diye öpülür mü ya?

 

ÇAĞAN: Bundan sonra hep olacak bu Naz alışsan iyi edersin.

 

Bana Naz deyince şaşkınlıkla Ona baktım çünkü ilk defa bana Naz demişti.

 

TUANA: Naz derken?

 

ÇAĞAN: Niye senin diğer adın Naz değil mi?

 

TUANA: Yani öylede şaşırdım sadece bu bana ilk Naz deyişin.

 

ÇAĞAN: Yok bu iki oldu, vurulduğun zaman yoğun bakımda kalbin durmuştu, o zaman ilk defa ağzımdan "Seni seviyorum Naz" çıkmıştı ağzımdan istemsizce, sonra duran kalbin yeniden atmaya başlamıştı.

 

Yüzüm kendiliğinden gülümsemeye başlamıştı ve kalbim benden bağımsız atmaya başlamıştı yine! Ben bir şey diyememiş utanmıştım, ardından Çağan konuşmaya başladı.

 

ÇAĞAN: Ooo sen utandın mı ya?

 

TUANA: Ne utanıcam yaa hadi sen git banyoya üzerini değiştirsene.

 

Banyoya gitmemiş ve üzerini burada çıkarmaya başlamıştı bir anda gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, sanki dün onca yaşanan olmamış gibi! Bir anda utanmıştım, ellerimi yüzüme doğru hava yaptım.

 

TUANA(fısıltıyla): Ay bayılıcam şimdi.

 

Çağan dediğimi duymuş olacak ki kahkaha atmıştı bende yanımdaki yastığı onun yüzüne atmıştım.

 

🤍

 

YAĞIZ KILINÇ'tan

 

Kahvaltımızı yapmış ve Çağan ile depoya doğru yola çıkmıştık, aslında depo dediğim yerde ofis gibi bir yerdi ofisin alt tarafında depo vardı. Arabayı ben kullanıyordum Çağan ise yan koltukta oturuyordu ve keyfine diyecek yoktu. Bense gülümsemiştim ve az çok tahmin edebiliyordum Çağan'ın bu halini söze girdim.

 

YAĞIZ: Ne o Kardeşim, keyfine diyecek yok baya mutlu gibisin.

 

ÇAĞAN: Sence normal değil mi mutlu olmam Kardeşim, karımla barıştık ya hani.

 

YAĞIZ: Yok yok onu anladım zaten, onda bir sıkıntı yokta sen daha bir keyiflisin. Sanki üzerinden bir yük kalkmış gibi falan geldi bana gece.

 

Bunu deyince keskin bir hareketle yüzüme baktı ve kafama çokta sert olmayacak bir şekilde vurdu.

 

ÇAĞAN: Oldu işte bir şeyler sen boşver onu bence kafanı kırmayım senin.

 

YAĞIZ: Tamam lan tamam hadi uğraşmayacağım seninle barıştınız ya keyfime diyecek yok kardeşim.

 

ÇAĞAN: Neyse sövmeyeceğim sana, gelelim iş konusuna, Emir iti nasıl hâlâ tutuyor musunuz depoda?

 

YAĞIZ: Tutuyoruz Kardeşim evet ama karanlık bir odada kendisi eli kolu bağlı bir şekilde oturuyor sandalyede. Amcama olanlardan sonra kendisine ışık falan göstermiyoruz, karanlıkta kalıyor piç!

 

ÇAĞAN: Peki bunu kim biliyor?

 

YAĞIZ: Ben, amcam, Selim birde şimdi sen biliyoruz sadece malum adamlar arasında köstebek olunca kimseye söylemiyoruz.

 

ÇAĞAN: En iyisini yapmışsınız Kardeşim, ben köstebeğin Selim olduğunu düşünmüyorum, adam yıllardır bizimle çalışıyor babamın en has adamı sonuçta. Oğlu bizimle beraber büyüdü neredeyse, bizimle beraber eğitim aldı. O yüzden ben Selim'in olduğunu düşünmüyorum.

 

(Ufak bir bilgilendirme; Selim neredeyse İsmail ile aşağı yukarı aynı yaşta o yüzden İsmail'in en has adamın desem yeridir.)

 

YAĞIZ: Bende düşünmüyorum Kardeşim oğlu Tarık ile beraber büyüdük, beraber eğitim aldık. Bende düşünmüyorum o yüzden.

 

🖤

 

MUSA UZUNLAR'dan

Sadakat… En pahalı şeydi bu dünyada, çoğu insan satın alınamaz sanır kendini, sonra doğru fiyatı, doğru zamanı ve doğru korkuyu bulursun…

 

Hepsi diz çöker.

 

Masamın üzerindeki bardağa dokundum, içindeki içkiyi hafifçe çevirdim, camın çıkardığı o ince ses, odanın içindeki sessizliği daha da keskinleştirdi, kapı tıklanmıştı.

 

MUSA: Gir!

 

Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.

 

MUSA: Şükür gelebildin!

 

Başımı kaldırmadan söyledim bunu, adımlarını tanırdım tereddütlü ama kontrollüydü korkuyor ama belli etmemeye çalışıyordu. Karşıma doğru geldi ve iki elini önünde birleştirip durdu, gözlerimi yavaşça kaldırdım.

 

Tarık.

 

Selim’in oğlu, onların gözünde “bizden biri.” Ama benim gözümde ise: yerleştirilmiş bir anahtardı.

 

MUSA: Evet seni dinliyorum!

 

TARIK: Musa Bey, oğlunuz Emir Bey depoda ve hâlâ yaşıyor.

 

Başımı hafifçe eğdim.

 

MUSA: Bunu zaten biliyorum

 

Bir adım attım,ona doğru.

 

MUSA: Ben bilmediğim şeyleri duymak isterim, Tarık.”

 

Sesim yükselmemişti ama Tarık yutkunmuştu.

 

MUSA: Sakin ol kimse köstebeğin kim olduğunu bilmiyor, senden şüphelenmiyorlar.”

 

Bir an gözlerinin içine baktım, uzun uzun.

 

MUSA: Zaten, eğer bilselerdi muhtemelen şuan burada olmazdın.

 

Sözlerim havada asılı kaldı, sonra arkamı döndüm, masama doğru yürüdüm ve oturdum.

 

MUSA: Senin baban, sadık bir adam.

 

Kısa bir an duraksadı söyleyeceğim şeyi bekliyordu.

 

MUSA: Onun sadakati, senin ihanetini daha değerli yapıyor.

 

Bu cümleyi özellikle kurmuştum.

Çünkü bazı insanlar para için çalışır, bazıları korku için, bazıları ise geri dönüşü olmayan bir yola girdikleri için.

 

Tarık üçüncüsüydü.

 

MUSA: Şimdi beni dikkatle dinle

 

Yavaşça ona doğru döndüm.

 

MUSA: Çağan, Yağız. Hiçkimse hiçbir şeyden şüphelenmeyecek.

 

Gözlerim kararmıştı.

 

MUSA: Çünkü şüphelenirlerse… önce seni kaybederler, sonra da birbirlerini babana çok yazık olur.

 

Kısa bir gülümseme yerleşti yüzüme ve tekrar konuşmaya başladım.

 

MUSA: Şimdi git ve onların adamıymış gibi yaşamaya devam et. Ama benim adamım olarak.”

 

BÖLÜM SONU...

 

Biliyorum özlediniz farkındayım da ama inanın çok sıkıntılı zamanlar yaşadım ve bence beklediğinize değen bir bölüm oldu. Sizleri seviyorum okuyun ve değerli yorum ve oylarınızı eksik etmeyin olur mu?

 

Özlediniz mi ÇağYağ atışmasını, ben çok özlemişim. 🫠

 

Bölüm sonu yine mükemmel yerde bitti. Beklemiyordunuz değil mi Tarık'ın köstebek çıkmasını? 😂

 

İnstagram: cagtucu_sinem ve siyahvebeyazwatty

 

TikTok: cagtucu_sinem

 

X(Twitter): cagtucu_sinem

 

 

Bölüm : 28.03.2026 16:33 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...