35. Bölüm

Bölüm 12: Ambargo - Kısım 3

Destina
destinasyon

"Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum Özlem, bence kaybolduk, Aral'la geldiğimizde böyle değildi."

"Sesleri duymuyor musun Lila? Bu depoların ardında belli ki. Üstelik yolu Çağlar tarif etti, yani tam olarak girişi böyle anlatmadı ama arka girişten falan girdik sanırım. Birazdan ulaşırız, baksana kalabalığın sesine!"

On dakikadır her ne kadar bu cümleleriyle beni ve kendisini rahatlatmaya çalışıyorsa da pek başarılı sayılmazdı. Etrafımızda birçok depo tarzı binalar sıralanmıştı ve pek insan olduğu söylenemezdi. Hatta hiç yoktu, bu yüzden yanlış yolda olduğumuzu düşünüyordum. Neyse ki ışıklandırmalar yeterliydi ve önümüzü arkamızı seçebiliyorduk.

"Pekâlâ ben Aral'a mesaj atacağım. En azından yolu tarif eder." Telefonu cebimden çıkarıp Aral'a mesaj atacakken onun zaten bana yazdığını gördüm. Üzerinden epey geçmesi hoş değildi.

Aral: Rıza'yı aramamışsın? Benim işim geç bitecek, yine de gelip almamı ister misin? [00.30]
Lila: Aslında biz evde değiliz. Özlem bahsetmemi istemedi ama ne olursa olsun yerini doğru bileyim demiştin sen, sizin yarışınızı izlemek istedi, Şaman Tepesi'ndeyiz. [01.02]

"Ama abimin gazabından koru beni!" diyen Özlem'le telefonu düşmemesi için çantama koydum. "Ah, şuna bak!" diyerek baktığı yeri işaret etti. Biri, mekanlardan birinin kapısından giriyordu.

"Tamam işte gidelim, soralım bakalım neredeymiş giriş." diyerek oraya yönlendirdim Özlem'i. Adam içeri girdiğinde yetişmek için hızlansak da kapıyı kapatmıştı. Kapıyı ittirdiğimizde açılmadığını görünce, "Kartla mı açtı o kapıyı? Anahtar girişi de yok, of!" diyerek kapıya tıklatacağı sırada arkadan bir kol kaşla göz arası boynuna sarılmıştı Özlem'in. İkimizden de bir çığlık kaçarken, gördüğüm manzarayla bir Özlem'e, bir ardındaki çocuğa bir de boynuna tuttuğu bıçağa bakıyordum.

"Şş... Uğraştırmadan kartı verin ve siktirin!"

"Ne kartı?!" diye titreyen sesiyle soran Özlem'e ek ben dilim tutulmuş gibi olanları izliyordum. Göz göze geldiğimizde birbirimizden aşağı kalır yanımız olmadığını fark ettik.

"Ne kartı, sen kimsin?" derken ellerimi öne uzattım. Normal bir zamanda dahi insanlarla iletişime geçerken duraksıyorken böylesi bir durumda nasıl iletişime geçeceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu.

Birinin boynuna sarılarak kesici bir aleti ona karşı kullanmak ne gibi bir neden isterdi? Kötülüğün nedeni olamaz, diyen Aral tam olarak bu anları kastediyor olabilirdi. Dışarıda onlardan çok var da demişti. 'Düşmanın ne olduğunu bilmediğinden, kötülüğün varlığına inanmadığından.'

“Uzatmayın, çıkarın!”

“Ne diyorsun be?!”

“Kart falan yok bizde!”

“Ya kartı verirsin ya da gebertirim!”

"Tamam!" diye bağırdım, "Tamam, dur. Vereceğim."

"Çantayı ver!"

"Ne?"

"İçerisinde ne olduğunu nereden bilelim akıllı kız? Çantayı uzat," Özlem'e baktığımda dehşet içinde başını iki yana sallıyordu, "Hayır Lila, abimleri ara!"

"Sence şu durumda aramasına izin verir miyim? Ne aptalsınız ama?!"

"Tamam tamam, kimseyi aramıyorum, al," derken onlara yaklaşıp elimdeki çantayı uzattım. "Lila hayır!"

"Özlem sus!"

"Evet Özlem'ciğim, arkadaşını dinle." diyerek uzattığım çantaya uzandığında kulbu tuttu.

Göğsümde hiç olmadığı kadar korku hissettiğim için oluşan çarpıntı, ellerimi titretiyordu fakat babam bu duyguları, akıl işi olmadığı için görmezden gelmemi söylerdi hep.

En azından belli etme, Lila. "Arkadaşımı bırakırsan ben de çantayı bırakırım."

"Önce çanta. Kartı aldığımda arkadaşını bırakırım."

"Bu adil bir anlaşma değil."

Özlem'in boynundaki kolu sıkılaştı, "Sence bunu düşünebileceğin bir durumda mısınız?"

"Pekâlâ..." çanta askısında olan elimi gevşettiğimde Özlem'in boynunda olan eli gevşemişti ve çantayı çekmeye çalışırken kuvvetle askılığı kendime çektiğimde benimle birlikte o da savruldu.

Havada üç minik inleme sesi duyulduğunda çocuk üzerime düşmeden önce karın boşluğuna vurduğum tekmeyle onu geriye sendeletirken göz ucuyla Özlem'e bakmıştım. "Özlem koş!"

O önden hızla adımlarken yetişmek için harekete geçsem de dikkatimi Özlem'e verdiğim için hatalı bir harekette bulunduğumu fark ettim. Kolumdan tutan çocukla ne yapacağımı bilemezken "Özlem durma! Git ve Aral'ı ara!" diye ona ikazda bulunurken Aral'ın ismini anmam geçen dersimizi hatırlatmıştı. Çocuk beni kendine çektiğinde boyu benden uzun olduğu için zorluk çıkarmadan ona yakınlaştım. Dirseğimi kendime çekerken kalçamı içeri alarak topuğumu çevirip bir aparkatla çenesine isabet ettirdiğimde inleyerek geriye sendeli. Durmadan karın boşluğuna da bir darbe indirdiğimde öne doğru büküldüğü için onu iterek yere devirdim.

Elini ayağımın altına alıp onu etkisiz hale getirmek için bir darbe daha atacakken "Benim mekanımda," diye bir ses yankılandı.

Korku ve gerilimden oluşan adrenalinim ses ile dağılıp yok olmuştu.

"Arbede çıkarmak." diyerek cümlesini tamamladığında ne olduğunu anlamadığımdan nefes nefese arkamı döndüm.

Ne deniyordu? Siktir.

Kaba kuvvetten hoşlanmayan sen biraz önce birine oldukça fazla kuvvet uygulamış ve karşında pek tekin durmayan dört adamla kalmışsın Lila, argo kullanmaktan mı rahatsızlık duyuyorsun şu anda?

Nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken ne olur ne olmaz diye yanımda, yerde kıvranan çocuktan birkaç adım uzaklaştığımda "Hop," dedi karşımda, üç takım elbiseli adamın ortasında duran adam. "Nereye gidiyorsun Küçük Hanım?"

Tayfun abi... şöyle bir his doğsa ya içine, yalnız bahçeye çıktığımda Olaf yapmaya çalışırken karlar içinde kaybolmuşum ve beni bulmuşsun, tıpkı o günkü gibi.

"Ne istiyorsunuz? Bende kart falan yok!"

"Kart?" diyerek sorgulayan bakışlarını aşağı, yerdeki çocuğa indirdiğinde gözleri kısıldı. "Kart mı istedi?"

"E'evet." istemeden heceleme yaptığımda dudaklarımı ıslattım, sesime ve odağıma dikkat etmeliydim, aynı türde insanlar olabilirlerdi. Şu an her şeyi bekliyordum.

"Aptal...” diye mırıldandı. “Alın şu piçi, hangisinden gelme öğrenin." derken etrafımızda birkaç adamın daha belirdiğini gördüm.

Sakin ol Lila, Özlem haber vermiştir bile.

"Bu orta malı bu gecemin malı mı Yancı?" diyerek beni işaret ettiğinde neden bahsettiklerini anlamadığımdan bir adım geriledim.

"Hayır efendim, sizin malınız hazırda." Sağındaki yüzünün yarısı maskeyle saklanmış olan adam onu yanıtladığında beni süzerek bir iki adım yaklaşmıştı ki ben de onunla birlikte geriledim.

"Şş, kaçma. Hangi çiçekçinin kaldırım çiçeğisin gülüm?"

"Ne?"

Yüzüne bir sırıtış ekleyerek başıyla beni işaret etti, "Bu yosmayı da alın, hangi pezevenk bankosuymuş öğrenelim."

Yancı dediği adamın işaretiyle arkalarındaki iki takım elbiseli buraya doğru ilerlediğinde geriye gidecektim ki arkamdaki yolun da iki kişi tarafından tıkandığını gördüm.

En az üç katın olan dört kişi; babanın öğrettiği hangi direkt sağ çıkarır seni buradan, Aral'a attığın kroşelere benzeyecekse...

Kolumdan tutan adam beni ileriye doğru attığında biraz önce konuşan adamın arkasından gelen biri, "Abi akü dol-" cümlesini tamamlayamadan duraksamıştı. Sebebi ise tanıdık bir sima olmasıydı. Fırat'tı bu, Fuat da olabilir. Sakalında toka olan adam. "Abi..."

"Ne var amına koyayım abi de abi. N'oldu lan dondurmalarda mı sorun çıktı itin oğlu?"

"Yok, yok abi akü doldu da," derken beni işaret etti. "Kızı tanıyor musunuz?"

"Hayırdır sen tanıyor gibisin?"

"Estağfirullah abi ama görmüştüm. Yani, kız Kaleli'nin."

"Ha'siktir oradan,"

"Vallahi abi, iki hafta önce mi neydi yanında görmüştüm. Hatta VIP'e getirdi."

"Ortalık malı olmasa sallandırır mı bu sokakta Kaleli, Fuat?"

"Abi yine de bir sor istersen, daha önce görmemiştim, bakarsın borç açılır."

"Emin misin Fuat?"

"Estağfirullah abi sen bilirsin."

"E iyi madem," diyerek konuşmalarını sonlandırdığında bana döndü, "Misafir edelim bayanı Yancı," bana "Buyurun." dese de yolu sağındaki adama işaret etmişti.

"Sadece bırakın ve gideyim." Sonunda sesimi bulabilmiştim.

"Ben kimseye güvenmem bayan, hele bi' netleştirelim bakalım. Üstelik Kaleli'nin misafiri ise bu tekinsiz yollarda kendisine teslim etmemek olmaz." dediğinde iki adam biraz önce girmek için yeltendiğimiz kapıyı açarak yolu işaret ettiler. Yabancılarla bilmediğin yerlerde dolanıyorsun Lila, ilk günler gibi işte, sakin ol.

Pekâlâ benzetmem saçmaydı.

Bir odaya girdiğimizde köşede duran ahşap masa, duvarlarda asılı alet ve edevatlardan başka bir şey yoktu diyecektim ki Yancı dediği adam bana diktiği gözlerini çekerek önümüzde bulunan boylu boyunca rafın açılmasını sağlamıştı. İçerisinin karanlığı giderilirken gördüğüm yer, Aral'la geçen haftalarda gittiğimiz eğlence kulübünün ön gösterimi için minik bir bölümü gibiydi.

Beni bir bar taburesine yönlendirdiklerinde gözlerim her yerdeydi, gelecek bir yanlış harekete kasten.

Gözlerini kısmış, düşünceli bir şekilde beni süzerek "Efendim isterseniz soruşturayım." diyen Yancı'yla bakışları Fuat'ta olan adam, ona bir bakış atıp tekrar Fuat'a döndü ve süzdü. "Doğruysa," sırıtış ekledi yüzüne, "Keyfi ben tadacağım, sen kal." deyip birine baş işareti verdiğinde üç kişi çıkmışlardı.

"Abi hangimize meze olur? Sıra Irgan'daydı," yanımda bulunan maskeli adama söyleyerek sırıttı karşımda bulunan adam. "Bugün yok."

Onun yanındaki adam ise "Ben doluyum Yancı." demişti.

"Lan Kaleli'nin dediler duymadınız mı kulağını siktiklerim, elle bak götüne girmiyor mu o el?

"Ulan öyle olsa ne işi var, duymadın mı patronu? Ne diyorsun abi?" Karşıda bulunan adam bu tarafa bakıyordu.

"Benim yemim diyorum." yakınımda duyduğum sesin peşi sıra karnıma dolanan elle aniden irkildiğim için bir refleksle karın boşluğuna dirseğimi geçirdim. Öne eğildiğinde boyuma geldiği için bir direkt atacaktım fakat isabetim kaşına gelmişti yalnızca. Üstelik elim oldukça ağrımıştı. Elimin ağrısıyla buruşan yüzümü ifadesizliğine çevirdim.

Ya Özlem de Aral'ları ararken başka bir arbedeye denk geldiyse? Neyin içerisine düşmüştük böyle, Aral'ın o gün ikazları bu gibiler için miydi? O neye dahildi peki?

Geriye adımlayarak "Dokunma! Bırakın," derken maskeli adam "Uslu dur lan," diyerek üzerime yürüdüğünde geriye doğru adımladım.

Gözü kısılırken duraksayıp üzerimde gezdirdi bakışlarını, sırıtmıştı. "Hırçın," deyip bir adım daha attığında eş zamanlı olarak ben de geriledim.

"Abi ya Dondurmacı'nın dediği gibiyse?"

Arkasından gelen sesle sırıtışı silinmiş ve duygusuz bir ifade takınmıştı, "Had bil İsa. Karı gibi dili var, her dediğine uysak sikecek vesikalı kalmaz."

"Sen bilirsin abi."

"Bilirim."

Bakışları bendeydi, ben de kaçırmıyordum çünkü ne geleceğini tahmin edemiyordum, dikkatli olmam gerekirdi.

"Seni de bilirim." dedi. "Geç otur bakalım," amacını kestiremediğimden etrafımda gezdirdim gözlerimi, "Otur dedim."

Aral'la iletişime geçeceklerse bir sorun yoktu, diken üstündeliğimi bir miktar kırıp sakince beklesem ve sadece gelse, gitsek şuradan...

İşaret ettiği eski yerime oturduğumda tekrar yanıma gelmişti. "İsa, Fuat'ın doldurduğu aküyü kontrol et, gram eksik olmasın."

"Hemen abi." diyerek geldiğimiz kapıdan geri dönmüştü adamlardan biri.

Arkamda olan Yancı'nın kulak hizama eğildiğini hissediyordum, yakınlığı savunma pozisyonu alma isteği doğurduğu için zor tutuyordum kendimi.

Kulağıma fısıldadı, "Adın," sakin ol Lila, ismini yabancılarla paylaşma.

"Adın," yinelediği kelimeyle aynı sessizliğimi korurken arkamda hareketlenme hissettim bir bağırışla, "Adını söyle la-"

"Gurur," Yüksek çıkan sesiyle tüm bakışlar oraya dönmüştü, onunkiler ise arkamdaydı, "Gurur Kaleli."

Aral'ı görmem tüm bedenimi sıkan korkuyu kovmuş da hafiflemişim gibi hissettirdi. Tek yanlışımla dört doğrum yitecek düşüncesiyle kendi çabalarımla çıkmayı düşünmüştüm çünkü Tayfun abim ya da babam yoktu. Ama gibisi vardı, onlar gibi, Aral.

Bana değmiyordu ama bakışları oldukça ağırdı, omzuma bıraksa kaldıramayacağımdan emindim. Hatta bu yüzden neyse ki bakmıyor bile diyebilirdim.

Arkamdaydı gözleri. Arkamı da dönemiyordum hareket edersem yanlışım ikiye katlanacakmış gibi. Bana doğru gelirken de bakmamıştı. Yanımda durduğunda gözüme değmeden beni kontrol edip elimde kalmıştı bakışları.

Onu bu kadar suskun ve donuk görmemiştim hiç ve şu anda anlayamıyordum. Anlayamadığım için de ne bir şey söyleyebiliyordum ne de hareket edebiliyordum.

Elimden kayan bakışları kaşı yaralı adamı buldu, pek bakış denemezdi sanırım.

Avuç içindeki ısıyı avuç içlerimde hissettiğimde biraz önceki suspus ve hareketsiz diye bahsettiğim hallerimi abarttığımı düşündüm zira şu an nefes dahi almayı kesmiş, kan akışımı bile durdurmuş olabilirdim.

"Ambargo." Eli elimde olsa da bakışları hâlâ arkamdaydı. Sesi argo ve ambargo koyar gibi ağırdı. "Çiğneyen her kuralsızı silerim."

Anlamadığım cümleler uçuşadursun o kadar anda değil ama bir o kadar da andaydım ki... pardon burada değildim, avuç içlerimizin bir dirhem boşluk bırakmadığı birleşimde hiç okumadığım şiirleri okuyordum.

Ama ben şiir sevmezdim?

Çıkışa yöneldiğimizde öncesinde duraksamamız önümüzde bulunan adamdandı. Bende olan gözlerini, "Kontak dahil." diyen Aral'a çevirdiğinde dudağının kenarı kıvrıldı, "Anlaşıldı, anlaşıldı. Belli zaten senin olduğu, fena hırpalamış çocukları."

"Lüzumu yok."

"Estağfirullah, ondan ötürü değil de... bir borcunu alırım?"

Sesi net ve düzdü, "Aldın." diyerek onayladığında, sonunda dışarı çıkabilmiştik.

Özlem ve Özgür'ü dışarıda gördüğümde "Lila-" diyen Özlem yanıma gelemeden Aral'a baktığında duraksadı. Özgür onu yönlendirerek yürürken biz de peşlerinden kesintisiz ilerliyorduk, ona ayak uydurabileceğim bir hızda gidiyordu ama yine de dikkatli atmaya çalışıyordum adımlarımı. Hiç hoş olmayan durumlar olduğunu hissediyordum, bu yüzden yürümeyi unutmuş gibi her an adımlarımı karıştırabilirim diye dikkatliydim.

Arabaya yaklaştığımızda Özgür arkasını dönmüştü, Aral ona "Tepe aralığı." dediğinde duraksamadan ilerlemiştik.

Soldaki kapıyı açıp beni içeriye aldığında eli elimden koparken avuç içime dolan soğuk, buz parçası bırakılmış gibi keskindi. Parmakları çene ucumu bularak yüzümü yüzüne çevirdi, "İyi misin?"

Omuz silktim, "İyiyim ama,"

"İzin ver, sadece beş dakika." diyerek kapıyı kapatıp yandaki yerini aldı.

Şimdi sorma demek miydi bu? Mesela onlar kimdi, neden öyle davranmışlardı, madem böyle bir yer senin burada ne işin var ya da ilk soru, bana kızdın mı?

Büyük bir yanlış yaptığımı hissediyordum. Ama bunu başta öngörememiştim.

Babam bir yanlışımda doğrusunu öğretirdi, kızmazdı, tekrarlarsam cezasını çekerdim. Babamdan başkasına yaptığım bir yanlışın geri dönüşü nasıl olurdu? Babamdan başkası olsa da ona babam ve Tayfun abi gibi diyordum her defasında, tereddüte düşmeye lüzum var mıydı?

Ah, hadi ama... ne zaman geçecekti bu bilinmezlikler ve sorular?

Ona çevirdim bakışlarımı, gözü yoldaydı ve kaşları sanki yolun yılanlı kıvrımlarındaki zehrini görürmüşçesine çatıktı. Ne düşündüğü merak uyandırmıştı.

Yol güzergahından çıkarken farklı bir yere girip Özgür'ün yakınlarında durmuştu. Özlem'le arabanın önünde tartışırlarken Aral inerek bagaja yöneldi. Ben de durmayıp onların yanına gitmek istedim, kızın üzerine gittiği belliydi. O da bilemezdi bunları, bu kadar tepki göstermesi... üstelik Özgür'ü ilk defa bu kadar kızgın görüyordum.

Arabadan indiğimde sesleri ulaşmıştı, "Ulan hadi kendini düşünmüyorsun! O kızı da mı düşünmüyorsun?! Bilmez etmez, nedir ne değildir. Madem duydun böyle bir şey var gelip bana sorsana Özlem! Bu kaçıncı?!"

"Ya abi,"

"Ya abi mi? Geç arabaya Özlem." derlerken kolumda bir el hissettim, Aral birkaç adım geriletmişti beni. "Geç arabaya!" diye yüksek bir ses duyduğumda onlara çektim bakışlarımı tekrar, Özlem ağlıyordu.

Kaşlarım çatılacakken Özgür "Ağlama." dedi ardından. Elleri yüzünü bulduğunda "Ağlama bak daha çok kızarım." demiş ve arabaya ilerletmişti. "Vallahi billahi sabrımla sınıyorsun beni. Anlamıyorum kime çektin anasını satayım."

Kaşlarım çatık Aral'a döndüğümde onun bakışlarının zaten üzerimde olduğunu gördüm. Sıradaki azar sanırım senin Lila, belli ki ortadaki yanlış büyük.

Tam dudaklarımı aralamış konuşacağım sırada Özgür geldi yanımıza. "Ver de hemen yol alayım ben." dediğinde Aral'la bagaja doğru ilerleyecekleri sırada ben de Özlem'in yanına gitmek istemiştim fakat yine bir el kolumu tutarak engellemişti. Bu sefer Özgür'dü. "Gidemezsin Lila."

Cümleyi değil de nedenini anlamadığımdan kaşlarımı çattım, "Neden?"

"Öyle gerekli, az otursun bir başına." Özgür'ün ciddi ses tonu tıpkı birkaç saat önce yemek masasındaki gibiydi.

"Onu ağlattın, bu kadar,"

"Lila," diyerek sözümü kesti, "bu Özlem'in ilk vakası değil. Eyvallah, ben de hayır diyemiyorum ama bakma masum durduğuna şımarıklığından yapıyor bunları, hadi sen neyse, okey. Sence o bilmiyor mu buraların nasıl yerler olduğunu? Senin gibi-"

"Yavaş gel," Araya giren Aral ile cümlesini değiştirdi. "Hadi kendisini düşünmüyor bu kız, seni de mi düşünmüyor? Bilmiyorsun etmiyorsun, amaçlarını anlamadığın insanların içinde ya," derken duraksamıştı, "Ya sabır!" Ellerini geçirdiği saçlarını hafifçe çekiştirip bir nefes vermişti. "Abicim hadi, alayım gideyim." diyerek bagaja yöneldi. Ne yaptıklarını anlamadığımdan aracın kapısına yaslanıp sadece izledim. İşlerini hallettiklerindeyse Özgür arabaya geçip uzaklaşmıştı.

Aral yanıma geldiğinde onu süzdüm, gergin gibiydi. "Kızdın mı?"

"Evet." Elleri ceplerini bulmuştu, birkaç dakika öncesine kadar ise... yapma Lila, sadece yönlendirmek içindi. Yönlendirirken bileğimi tutardı, her zaman. Bir of.

"Özür dilerim."

"Sana kızmadım." dediğinde anlamazca baktım. "Sana hata lüksünü sonsuz kılabilirim, Lila. Sana tüm yanlışları mübah kılabilirim." Biraz daha kıstı mesafemizi sanki ya da ben öne doğru kaydım da anlayamadım, bilmiyorum.

"Kızdım, kızgınım da ama sana değil, gerekli kişilere. Üstelik," karanlıkta arabanın farları aydınlatsa da ortamı, gözlerindeki hareketlenmeyi görebiliyordum sadece. Yüzümde gezindiler, "Sana sinirlenmem, sinirlenemem. Bir yanlışını bir daha tekrarlamıyorsun. Bu büyük bir nimet." Yanlış bir kere yapılır Lila, diyen babamla söylemleri çok benziyordu, tutumları da.

Muhtemelen geçen hafta sahilde yürümek istediğim ama kaybolup, telefonumun şarjını doldurmadığımdan da kimseye ulaşamadığım içindi bu düşüncesi. Bir daha şarjımı doldurmadan çıkmamıştım evden.

Bakışlarım yerde gezindi, omuz silkerken. "Sonuçta yanlış, bana da zarar verir. Tabii ki tekrarlamam." dediğimde tekrar gülümsemişti.

Arabaya ilerlerken kısık sesle bir şeyler mırıldanmıştı ve duyamamıştım. Bunu zaten duymamam için yaptığına da emindim.

"Çiçekleri yemeye çalışman harici."

"Oynat."

"Tamam, hep bir bildiğin oluyor ama bu operasyon dahilinde olmayan bir işlem Gurur, Dağkan Bey'in haberi olmalı."

Asi'nin cümlesini kâle almayan Gurur Aral, söylediği son şeyi tekrar etti, "Oynat, Yosun."

"Sonuçta benim kardeşime zarar verecek bir it bulunuyor orada, gayet gerekli. Oynat Yosun." Gurur Aral'a arka çıkan Özgür, Asi'ye söylemişti bu cümlelerini.

"Operasyonda görevin olmasa bunlara erişimin olmazdı ve haberdar da olamazdın böyle bir durumdan, bir de böyle düşün?" Asi'nin itirazlarından sıkılan Özgür göz devirerek Yosun'un kamera kayıtlarını başlatmasını bekliyordu.

Sıkılmış bir derin nefes alarak araya giren Gurur, gözlerini ekranda sabitleyerek, "Operasyon dahilinde," dedi.

"Nasıl yani?" Tereddütle sormuştu Asi.

Gurur Aral çizdiği planda sekteleri hoş bulmazdı. Attığı her adımın mantıklı bir nedeni olurdu fakat Asi bunu, hiç ihtimal olmasa da, öfkesi nedeniyle yapabileceğini düşünmüştü ilk kez. Karşısındaki adamı sorgulayamazdı ama merakı bundandı.

"Şamancı, aylar geçmesine rağmen hâlâ bir şüphe içerisinde. Kaybedeceğime dair anlaşmamıza rağmen yüzde altmış üçlük getirisi olacak bir orta risk oynadı. Yüzde doksan sekizlik gibi yüksek risk bir kumara yatırım yapmadı."

Yıllardır yanında bulunan bir dostuymuşçasına tanır gibi kendinden emin bir şekilde konuştu. "En ufak bir şüphesi olmasa gözü kapalı basardı."

Asi'nin, "Burada getirimiz ne olacak?" sorusuyla, sadece dinleyen Yosun, "Yeni bir anlaşma." diye araya girdi.

Gurur Aral bu cevabı başını yavaşça eğip, "Daha güven dolu." diyerek onayladı.

Gurur Aral'ın amacını anlayarak sırıtan Özgür, "Yani bir taşakla iki göt si-" küfrünü tamamlayamadan Asi'nin yüz ekşitmesiyle denk geldi, "İğrenç yaratıcılıkların var."

"Teveccühün."

Aralarında boş geçen diyaloğu Gurur Aral 'yeterli' bakışıyla bölerek bilgisayar önünde oturan Yosun'a döndü. Kaydı başlatmadan önce, "Pek bir şey yok, basit alıkoyma." diyerek açıklık getirdi Yosun.

Görüntüleri, Lila ve Özlem'in Şaman Tepesi caddesine girişlerinden almıştı. Kendi aralarında konuşan kızlar, kapıya doğru yaklaştığında yan aralıktan çıkan genç, Özlem'in boynuna dolandığında kaydı durdurmasını istedi Gurur Aral. "Çocuğun sicili bulun."

"Şamancı'nın mekanına girmek istiyor, çoktan dağıtmıştır o."

Saatine bakan Gurur Aral, tekrar Asi'ye döndü, "Sabah namazında alıyor."

"Ne?" Anlamadığındandı Yosun'un sorusu.

"Sağ kolu Yancı, pis işleriyle o ilgileniyor ve herif zırdeli. Kim olursa olsun sabah ezanıyla alıyor canı." diyerek dirseklerini masaya koydu Özgür, kardeşine dokunanı daha net görmek için.

"Ne garip fantezileri var insanların..." diye mırıldanarak devam ettirdi kaydı, Yosun. Kartı isteyen çocuğu onaylayan Lila'yla, Asi şaşkınca Gurur Aral'a döndü. "Lila'da kart mı var?"

Başını olumsuz anlamda sallayan Gurur Aral, videoyu devam ettirdi. Arkadaşını bırakması şartını sunan Lila'nın şartı kabul olmadığında, Özlem'in boynuna bastırılan bıçakla "Piç." diye söylendi Özgür.

Lila, mecbur kalarak uzattığı çantayı bir anda çektiğinde, Asi'den gelen bir, "Yuh!" şaşkınlığına ek Özgür'den de "Ha'siktir," gelmişti. Yosun ise bir kısmını daha önce izlediği için tepkilerini kontrol ediyordu. "Sen mi öğrettin?" diye sorduğunda yine olumsuz anlamda salladı başını, Gurur Aral.

Ondan önce, Liman Mizan'laydı dersleri, ve Gurur'un da hocalarından biri olan Liman, bu konuda kızını eksiksiz eğitmişti, Aral farkındaydı. Lila'nın derslerde bunu göstermiyor oluşu, henüz yapabileceklerinin farkında olmayışındandı. O da burada ve bu kadar erken beklemiyordu Lila'dan.

"Nasıl oluyor o zaman?" Şüpheyle soran Asi'yle yan bir bakış verdi Gurur Aral.

Liman Mizan'ın kızı, bilinmiyordu.

"Muhtemelen derslerimize ek Özlem'le izlediği filmler," diyerek Özgür'e baktı. "Kardeşin kötü örnek oluyor."

Sırıtan Özgür ekranı gösterdi, "Şu an kimin kötü örnek olduğunun farkında mısın?"

Gurur Aral, makarayı bir kenara bırakıp devam etmesi için işaret verdi.

Arbedenin sonunda Lila'nın elini tutan çocukla, Özlem'e gitmesi gerektiğini söyledi. Yalnız kalan ikisi ardına daha da gerilen Gurur Aral'ı ve diğerlerini şaşırtan birkaç hamle daha yapan Lila, vuruşlarında sert değildi aslında. Sadece etkisiz bırakacak noktaları biliyordu. Gurur Aral farkındaydı, Lila, kötüden bir haber olduğu için kıyamıyordu.

Araya giren Şamancı'nın sesiyle daha da dikkat kesildiler. Genci götüren adamların görüntüsünden sonra videoyu durduran Asi oldu, "Düşmanın düşmanıyla iş birliği yapacağız de mi?"

"Hayır, onu da kıstıracağız." diye düzeltti Gurur. "Kim Şamancı'nın özeline erişmek ister?"

"En az onun kadar yasal olmayan."

"Dosyada işe yarar."

Açıklamanın ardından devam ettirilen kayıtta, ilerledikçe tatsız konuşmalar duyuluyordu. Aşağılayıcı cümleler, kimi öfkelendirmezdi?

"Bu iti alıyoruz." Özgür'eydi Gurur Aral'ın emri.

"Gurur, Başkan'ın da-"

Asi'nin cümlesini yarıda kesen bir çift karartıydı. "Daha fazla zaman öldürmeden alıyoruz Özgür, kendi mekanında."

Olumlu anlamda başını sallayan Özgür, Zamir'i de haberdar ettiğinde çoktan varmışlardı mekana. Ne olduğunu anlamadan yatağından alınan Şamancı, kendi mekanında olmasının da ayrı şaşkınlığını yaşayarak etrafta göz gezdirdi. Kimin olabileceği bariz belliydi, küçük kız, Kaleli'ye ötmüş demek ki, diye düşündü.

Terleyen alnına yapışan iki tutam saçını savurmak için başını iki yana sallayan Şamancı başarısız olunca elleriyle ittirdi ve karşısındaki adama baktı, "Kaleli," diyerek. "Hoş geldin." Sesi güvensiz ve tereddütteydi.

"Hoş görmek istersin." diyerek karşısına oturdu Gurur Aral.

"Elbette ama haber etseydin, çayımızı içerdin."

Cümlesini es geçen Gurur çenesini kaşıdı, "Neden usul bilmezsiniz?"

"Bu, usulünce mi?"

"Benim kızıma dokunulduysa?"

Gözleri yavaşça yere kayan adam, baştan onu uyaran Fuat'ı dinlemediği için yakınıyordu içten içe. "Bilmiyordum."

"Bu da bir yanlış."

Açık arayan Şamancı karşısındaki Kaleli'ye baktı. "Ya senin yaptığın, yasal mı?"

"Ne zamandır aramızda yasal geçiyor." diyerek dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru eğildi Gurur Aral. "Ben, bana yapılan yanlışa bakarım."

"Bir Kaleli'nin yasadışı iş yapmasına alışamadım hâlâ, kusuruma bakma."

"Sır meydanda, göz körde Şamancı." Ensesini ovuşturdu, "Borç meselesinden bahsetmiştin, neydi o?"

"Hadi ama!" Bu fırsatı kaçıracağını düşünen Şamancı araya girdi. "Sırf senin olduğunu duyduğumdan el sürdürtmedim, Kaleli."

Dilini damağına vurarak bir, "Cık." nidası döküldü Gurur'dan. "Benim olana dil uzatman ayrı. Herhangi bir kadın da olabilirdi, aşağılık cümlelerini duyan."

Gurur, ayağı kalkarak Şamancı'ya ilerlemeye başladığında, anında araya girmeye çalıştı. "Bana verdiğin zarardan sonra burası ortalık malına döner, magazinde soyadın duyulduğunda kirden çıkamaz!"

Sırıtan Gurur, başını sağa doğru eğdi, "Sence sülalem umurumda mı?" diyerek. "O soyadının pakını önemsesem burada olur muyum?"

Şamancı, kulaktan kulağa duyduğu söylentilerin gerçekliğini görüyordu.

Ayağa kalkacakken omuzunda hissettiği bir avuçla geri çömelmek zorunda kaldı. "Yanımda dövmecimi getirdim."

Şamancı'nın gözleri bir anlığına büyüdü. Ardından odaya giren, elinde metal bir çanta taşıyan Zamir, hiçbir şey demeden arka masaya yöneldi.

"Dövme dedim, diline," dedi Gurur, sakince.

Şamancı önce inanamamış gibi gülümsedi fakat Gurur'un yüzündeki şakasız sakinliği fark etti. "Yapma," dedi, sesi titrekti.

"Bir güven problemimiz varsa baştan konuşalım, malum..."

"Hayır, hayır yok. Ne demek istediğini anladım."

"Emin miyiz? Bak, bir anda yarış lehime dönebilir."

"Hayır, yenileceksin. Eminim, yemin ederim."

Kaşlarını kaldıran Gurur, başını eğerek işaret parmağıyla göz altını kaşıdı. "Bana olan güvenin gözlerimi yaşarttı..." Başını yana çevirdiğinde Zamir'in çantayı açtığı tok ses odada yankılandı. "Bağımızı ileri seviyeye taşımamız hoş, Şamancı. Fakat," kulağına eğildi, "Yapılan yanlış cezasız kalmamalı ki diğerlerinin sofrasına meze olmayalım, değil mi?"

Metal aletlerin tıkırtısı kulakları uğuldattı. Şırınga ucu, iğne başlığı, taze mürekkep...

Her biri tek tek yerleştirildi masaya. Makinenin sesi vızıldamaya başladığında Şamancı'nın boğazı kurumuştu. Zamir'in ilk dokunuşuyla gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. Dilin ucunda başlayan bir yanma, beyin hücrelerinde sürtüşen bin kıvılcıma dönüştü.

"Bir emanet kazıyorum sana," dedi adam, eğilip kulağına. "Unutma diye, her yutkunduğunda hatırla, kadına uzatılan her dil kan ağlar."

Dil, şişiyor, kızarıyor, kanla karışık tükürük göğsünden aşağı sızıyordu. Şamancı çığlık atmak istedi ama dil çırpındıkça acı daha da kudurdu.

"Sır meydanda..." dedi Gurur Aral Kaleli. "Ama sen artık anlatamazsın."

Bölüm : 13.01.2026 00:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...