25. Bölüm

21)- ༻SAYISIZ DÜŞMAN...༺

Grim_gece
dilekkoc6789

PART 1.

 

"Ağır yaralı Karadeniz,

dalgalarının her çarpışında acısını haykırıyor;

hırçınlığıyla direnen ama derinlerinde sessizce

kanayan bir yürek gibi..."

 

 

🥀 

 

 

Soğuk metalin ucunda sessizce bekleyen ölüm, nefesle arasına yalnızca bir tetiğin mesafesini koymuştu.

 

Namlunun karanlık boşluğu, içine bakan gözlere sonsuz bir uçurum gibi açılıyor; ölüm orada pusuda bekliyordu.

 

Parlayan çeliğin ucunda, görünmez bir kader gizlenmişti; ölüm, sessiz bir davet gibi parmağın basacağı anı bekliyordu.

 

Kadın gülümseyerek izledi ellerinin arasındaki güvercini. Parmaklarının arasından uçup gidecek cana baktı, sevgiyle öpücükler kondurdu. Kokusunu derince içine çekti, baş parmaklarıyla bembeyaz tıpkı beyaz bir gülü andıran tüylerini narince okşadı. Adam ise sevdiği kadına eşlik ederek tıpkı onun gibi güvercini değil de kadını izledi. Onun mutlu olan bakışlarının arkasındaki neşeyi kadından bulaşan gülümsemeyle seyretti.

 

İçtenlikle sadece birazdan uçup uzaklaşacak, kapalı havayı açığa kavuşturacak güvercini izleyen sevdiğine baktı.

 

Namlunun ucunda ölüm, sessiz bir karanlık gibi aralarında bekliyordu; metalin soğuk parıltısı, gözleri içine çeken bir uçurumun eşiğini andırıyordu.

 

Tetiğin gerilimi, zamanın damarlarında donmuş bir anı tutuyor, nefesle kader arasındaki mesafeyi yalnızca bir parmak inceltiyordu.

 

O boşluk, görünmez bir kapıydı.

 

O boşluk, sona erdirecek bir hayattı.

 

Ardında sonsuz bir sessizlik, geri dönülmez bir karanlık vardı. Ölüm, namlunun ucunda bir gölge gibi kıpırdamadan duruyor, insanın üzerine çöken ağırlığıyla varlığını hissettiriyordu.

 

Gülümseyen adamın dudaklarındaki tebessüm yavaşça kendini düzlüğe teslim etti. Sırtına batan dikenler bakışlarını yavaşça sevdiği kadından ayırdı. Güvercini seven kadına bir şey çaktırmamak adına kaşlarını sabit tutmaya gayret etti ve harelerini hızla çevresinde gezdirdi.

 

Tehlike hissediyordu.

 

İçindeki yayılan o kötü hisse güvendi. Kalbinde peydahlanan kaybetme korkusu onu sakince sarmasıyla omzundan geriye bakındı.

 

Ölüm aniden kendini geriye çekip gizlensede, kadının etrafını kuşatan adam onu çoktan hissetmişti bile.

 

Her şey, tek bir kıvılcımın doğuracağı sonsuz bir yokluğa doğru eğilmişti. Adam önüne dönmesiyle ölüm tekrar gizlendiği yerden ayrıldı ve namlusunu bir kez daha indirmemek adına uzattı. Namlunun ucundaki yaşamın bütün ihtimalleri bir anda tükendi, geriye yalnızca kaçınılmaz bir son kaldı.

 

Ölüm, sadistçe bir zevkle silahın tetiğini okşayarak gülümsedi. Dudaklarını saran o gülümseme başaracağının simgesiyken son bir kez daha okşadı ve hafif bir baskı uyguladı.

 

Tam ateşlemek içi parmağına daha kuvvetli baskı uygulayacaktı ki kadının yanında onu tıpkı bir rüzgar, bir çember, bir koruyucu melek gibi etrafını kuşatan adam hızla kadının arkasına geçti. Kadının avuçlarını kendi avuçlarının arasına alarak güvercini gökyüzüne doğru eş zamanda kaldırıp onu serbest bıraktılar.

 

Namlunun ucundaki ölüm, zamanın donmuş bir anında, tek bir kıvılcımın doğuracağı sonsuz karanlık olarak duruyordu.

 

Bekleyişi devam ederken adamın bir an önce kadının arkasından çıkmasını umdu.

 

Ağacın arkasında korkakça saklanarak ateş etmeye hazırlanmış ama edememiş olan ölümün dudaklarında tebessüm hızla sekteye uğradı. Beklediği sonucu alamaması onu öfkeyle elindeki tabancayı indirerek dişlerinin arasından hırlamasına neden oldu.

 

"Allah kahretsin!" diyerek eliyle bacağına sertçe vurdu.

 

Kaya, his ettiği duygularla kadının arkasından ayrılmazken kendini ona siper etti. Kolunu kadına dolayarak mezarlığın çıkışına doğru ilerletti.

 

Ölümün öfkeli bakışları ikisi arasında oyalanırken patronuna ne cevap vereceğini düşündü. Ona güvenmişti.

 

Fakat o bir beceriksiz gibi hızlı hareket etmemiş ve ikisini de uzun bir süre izlemişti.

 

Zaten zamanının yarısından fazlasını onları bulmakla kaybetmişken birde şimdi onca zahmete rağmen işini tamamlayamayarak, içinde büyük bir öfkenin oluşmasına neden olmuştu.

 

🥀 

 

Mira Ahu ALKIM

 

Ellerimin arasındaki güvercini Kaya ile beraber gökyüzüne serbest bırakmamızın ardından beni hızla mezarlıktan çıkarmıştı. Fark etsem de ses çıkarmadan beni kollarıyla sarıp sarmalayan adama ayak uydurmuş ve hiç karşı çıkmadan arabaya binmiştim.

 

Şimdi ise sanki nefes alamıyormuş gibi hafif araladığı camıyla dirseğini kapıya dayayarak çenesini eliyle sıvazlamaya başlamıştı.

 

Sanki bir durum onu rahatsız etmiş gibiydi. Bakışlarım çenesini sıvazlayan elinin yüzük parmağında oyalandı. Yüzüğü tıpkı benim yüzüğüm gibi normal alyanslardan çok başkaydı. Gözlerim benden bağımsız kucağımdaki sağ elime kaydı. Yüzük parmağımdaki yüzüğün çevresini saran mavi taşları izledim.

 

Sonunda annemin istediği gibi yüzük sahibini bulmuştu. Annem tekrardan düşlerimin arasına sızarken dudaklarımda buruk bir tebessüm gün yüzüne çıktı.

 

Güvercinin kokusu hala burun deliklerimde varlığını korurken tekrar derin bir iç çektim. Anlık huzurlu anım Kaya'nın arabayı daha da hızlandırmasıyla yarıda kesilirken gözlerim hızla aralandı.

 

Bakışlarım yanımdaki adamı bulurken dalgın yüz ifadesi ile yol arasında mekik dokudum. "Kaya..." dedim fakat sesim fısıltı eşliğinde çıkmasıyla ben bile zar zor duymuştum.

 

Tekrar gözlerim yolu bulurken serçe yutkunmadan edemedim. Bir elim daha da hızlanan arabayla ön torpidoyu tutmak adına dayanırken bakışlarım tekrar Kaya'yı buldu. "Kaya." Dedim bu defa sesimi çıkartarak. "Kaya, biraz fazla hızlı gitmiyor musun?" Gözlerim hız paneline kayarken dehşetle aralanmıştı. Gittikçe hızlanıyordu.

 

"Kaya!"

 

Gözlerim boş olan yolu taradı. Herhangi bir araba olmasa da yine de korkutmuyor değildi. "Kaya yavaş!" diye en son bağırmamla anlık çenesini kapıya dayanmış elinden çekerek bana bakmıştı. Fakat benim gördüğüm daha dehşet vericiydi çünkü sol şeritten bir araba tamda yola çıkmak adına durmamış ve yolun dolu olup olmadığını kontrol etmemişti.

 

Dudaklarım aralanırken gözlerim yuvalarına dar geldi. Saniyelik çıkmayan sesimin ardından kollarımı başıma sararak çığlık attım. Kaya, gösterdiğim reaksiyonla, o an fark etmiş olmalı ki önüne dönmüş ve arabanın önüne kırdığını anlamasıyla arabayı hızla frenleterek sağa çekmeye çalışmıştı. Yaşadığımız sarsıntı yüzümden başım cama çarparken dirseğimi de vurmuştum.

 

Arabayı sert bir şekilde yolun kenarına frenleterek durdurmasıyla derin bir nefes verip acıyla inledim. Yanımdaki adamın ellerini başımın çevresindeki kollarımda hissetmemle şaşırmış şokta olan yüzümü, kollarımı indirerek ortaya çıkardım.

 

Ne ara emniyet kemerini söktüğünü bilmediğim adam yanıma çoktan ulaşmış ve kapımı açarak üzerime eğilmişti. Kulağımdaki saniyelik uğultular başımı vurmamın nedeni olduğunu idrak edecek kadar kendimdeydim. Ancak bana bağıran ve bir şeyler söylemeye devam eden adamın sesini çok sonradan almıştım.

 

"Ahu!" diyordu Kaya yüzümü ellerinin arasına alarak. "Bana bak, yavrum ses ver." diyerek korku dolu koyu gözlerini açık renk bakışlarımdan asla ayırmadı.

 

"Beni duyabiliyor musun güzelim?" Onu duyduğumu onaylamak adına başımı aşağı yukarı sallayarak derin bir nefes verdim. Gözlerim kapanıp açılırken kendime gelmeye başlamış şoku üzerimden yavaş yavaş atmaya başlamıştım.

 

"İyi misin, hm?" diyerek pişmanlıkla yüzümü taradı. Buz gibi olmuş soğuk ellerimle yüzümdeki ellerini kavrayarak sakince indirdim.

 

"Ben iyiyim." Dedim yavaşça. Kucağıma inen bakışlarım hızla tekrar onu bularak herhangi bir hasarının olup olmadığına baktım. "Sen," dedim hemen. "Sen iyi misin peki?"

 

"Ben iyiyim." Diyerek tekrar üzerime eğilip yanaklarımı avuçladı. "Ben iyiyim ama sen," diyerek başıma baktı. "Başını vurdun."

 

Elim alnıma giderken dokunmama izin vermedi. Elimi hızla kavrayarak indirdi. "Kanıyor mu?"

 

"Kanama yok," dedi tekrar pişmanlık kaynayan hareleri gözlerimi bulurken. "Ama şişmesi ihtimal."

 

Derin bir nefes vererek hızla üzerime daha'da eğildi. Emniyet kemerimi seri bir şekilde çekip çıkararak tek seferde bir elini belime diğerini bacaklarımın altına sokarak kucakladı. "Kaya." Dedim aniden kendimi kucağında bulmamla.

 

"Aptal piçin tekiyim!" derken kendine olan öfkesi hem gözle görünür hem de hissedilir türdendi. Ellerim hızla omuzlarını bulurken bakışlarım yakışıklı yüzündeydi. Çatılan kaşları ve kasılan çenesi şuanki durumunu ortaya sererken arabadan, kapıları örtmeden ilerledi. Ser rüzgar saçlarımı önüme, Kaya'nın yüzüne doğru esmesiyle yutkundum.

 

Anlık ayakta duraksayarak derin bir iç çekmesiyle kalbim sanki bunu beklermiş gibi aniden yanarak alevlenmiş ve atışlarını birden son gaza yüklemişti. Koyu gözleri yüzümü bulmasıyla burnuna doğru rüzgarla savrulan saçlarımı koklamaya devam etti.

 

Utanç duygusu yüzümü kızartırken omuzlarındaki ellerim titredi. "Ne- neden indik?" Gözlerimin içine bakmaya devam ederek yavaş adımlarla yürümeye devam etmiş ve beni yol kenarındaki kaldırım taşlarının üzerine oturtmuştu.

 

Beni oturtur vaziyette bırakıp kendisi arabaya tekrar ilerlemiş ve kendi tarafından bir şişe su kaparak tekrar geri yanıma ışınlanmıştı. Tam önümde diz çökerek kapağını tek seferde açtığı su şişesini elime tutuşturup içmemi işaret etti.

 

Dediğini yaptım. Minik minik yudumlarla suyu içerek tekrar ona uzattım. "Daha iyi misin?" diye sordu suçlu bakışlarının ardından beni izleyerek.

 

"Kendini suçlamaya devam etmezsen, evet." Dedim dilimle dudaklarımı yalayarak. Sol elim sağ kolumun dirseğini ovuşturdu. Vurduğum için acısı kendini uyuşmaya bırakmıştı.

 

"Üzgünüm güzelim." Dedi bir eli tekrar yanağımı okşarken. Daha çok ne diyeceğini bilemiyormuş gibi bakıyordu.

 

"Neden o kadar hızlı gidiyorduk?" Ben belki dikkatini dağıtmasaydım o, arabayı fark eder ve buna engel olabilirdi çünkü Kaya hızı severdi. Biliyordum ama yine de kendimi korkmaya ve panikletmeye engel olamamıştım.

 

O genelde benim yanımda hız yapmaz, kurallara uyardı. Şimdi ne olmuştu da beynindeki düşünceler benim bile yanındaki varlığımı ona unutturmuştu.

 

Bakışları benden kaçarken, "Bilmiyorum." Dedi.

 

"Ben biliyorum." Dedim onun aksine. Yerdeki gözleri tekrar beni bulurken bu defa ben ellerimle onun yanaklarını kavradım. "Sorunun ne bilmiyorum, kafanda dönen o düşünceler ne bilmiyorum ama onlar her neyse benim bile varlığımı sana unutturmuş." Gözleri korkuyla yüzümü talan etmeye devam ederken cevap vermez korkusuyla yinede sordum.

 

"Sorun ne Kaya?" diye sordum. "Neden birden hızla mezarlıktan ayrıldık, anneme bir veda bile edemedim. Neden yüzün sanki rahatsız bir durumun içindeymişsin gibi?"

 

Anlatmak istemeyen bakışlarla izledi yüzümü. Bir süre sadece izledi. "Paranoyak olduğumu düşünebilirsin." Demesiyle hızla başımı iki yana salladım.

 

"Ben seni yargılamam." Dedim baş parmaklarımla yanaklarını severek. "Bana sadece neler olduğunu söyle?"

 

Gözlerini parmaklarımın okşayışıyla yumdu. Bedeni sanki sakinleşmeye başlamış gibi elimin altında nefes alışverişleri normalleşmişti. "Kötü hissetim, Ahu'm." dedi. Gözleri sakince aralandı. Uykusu gelmiş gibi duran gözleri gözlerimi izledi. "İçim de sanki bir anda kötü bir his yayıldı. Sana bir şey olucakmış gibi hissettim."

 

"Bu yüzden mi beni korurcasına etrafımı kendini siper ederek çevreleyip mezarlıktan çıkardın?" Başını küçük bir çocuk gibi sallayarak onayladı.

 

Başım yana doğru hafif düşerken ona gülümsedim. Kaşları hafif çatılırken, "Hiç öyle bakma, Ahu." Dedi. "Ben her yıl doğum günümde yaşayıp yaşamadığını araştıran adamım. Sen buna ister takıntılık de ister başka bir şey. Bende ki tek nedeni yaşama sebebim olman."

 

Duyduklarım kulaklarımda uğuldama yaratırken dudaklarım bir balık gibi aralık kalmıştı. Ne...

 

Yutkunuşuma engel olmadım. Her yıl doğum gününde yaşadığımı mı araştırmıştı?

 

Söyledikleriyle ellerim yanaklarından kayarken bakışlarını benden kaçırdı. "Bunu bilmese miydin acaba?"

 

Ona parıldayarak bakmaya devam eden bakışlarımı görmesiyle, "Bakma öyle." Dedi. Kalın, erkeksi sesi fısıltı gibi çıksa da sanki üzerimde bağırmış etkisi yaratmıştı. "Senden vazgeçmek kolay mı sanıyorsun."

 

Bakışlarım hafif gülümseyen dudaklarımla açık maviden koyu maviye doğru dönüşen gökyüzünü izledi. "Keşke bunu öğrenmek içi yanıma gelseydin." Derken sesim hüzünlüydü. Bakışlarım tekrar onu bulurken gözlerindeki üzüntüye dayanamadım. Ellerim tekrar yanaklarını kavrarken, "Hayat hep keşkelerle doludur fakat benim etrafım hep seninle doluymuş, Kaya." Diyerek yüzüme doğru kalkan gözlerini izledim. Soru işaretli olan gözleri maviliklerimi talan etmeye devam ederken elleri yanaklarındaki ellerimin üstüne kapanarak okşayıp sevdi.

 

"Ben senin için neden bir gülüm?"

 

Soruma bir anlam veremese de cevapladı. Hem de en derininden... "Sen benim gözümde beyaz bir gülsün," diyerek doğruladı. Onunda elleri benim yanaklarımı kavrarken devam etti. "Çünkü dokunulmamış kadar safsın, kötülük bu saflığı asla aşıp kalbine ulaşamadı. Hayatın sert rüzgârlarıyla incinmiş buna rağmen dalında dik durmaya çalışan bir gülsün. Bembeyaz bir gül..." Dudaklarındaki derin gülümseme bulaşıcıydı. İkimizde öylece bibirimizin yanaklarını kavrarken göz göze öylece deli gibi gülümsüyorduk.

 

"Yaprakların, zamanın izlerini taşısa da hâlâ ışık saçıyor. Kalbindeki iyilikle parlıyorsun." Sözleri beni derince gülümsetti.

 

Buna karşılık gülerek, "Senin benim gözümde ne olduğunu bilmek ister misin?" diye sormamla tek kaşı havalandı. Buna hitaben derin bir nefes verdim.

 

"Gerçeği söylemek gerekirse senin beni tek bir kategoriye soktuğun gibi benimde seni tek bir kategoriye sokmam zor." Dikkatle dinledi. Hiçbir cümlemi atlamadı.

 

"Sen sanki etrafımı çevreleyen bir kalkan gibisin, darbeleri üzerine çekip beni incitmeyen bir kalkan." Diyerek yüzüne yaklaştım. "Bir toprak; köklerimi besleyen, ayakta kalmamı sağlayan." Demele genişçe hoşuna gitmiş gibi gülümsedi.

 

"Ulan kadın,"

 

"Sen bir rüzgârsın," diyerek devam ettim. "Etrafımdaki karanlığı dağıtan, nefesime ferahlık veren."

 

"Öğretmen olduğunu bu kadar belli etme yavrum. " demesiyle yüzüne doğru güldüm. "Abartma, türkçe öğretmeni değilim."

 

Gözleri parıldadı. "Fark eder mi?"

 

"Tabi ki,"

 

Hızla boğazını temizleyerek tekrar bana odaklandı. "Devam edebiliyor muyuz?" diye çekinircesine sormasıyla tekrar güldüm. O da benimle beraber yüzüme yüzüme gülerken nefeslerimiz çoktan birbirlerine karışmıştı.

 

"Sen bir gecesin, adam." Dedim gülüşlerimin arasından. "Üzerime örtü gibi inip beni gündüzün sertliğinden saklayan, kötülüklerden koruyan. Etrafımda oluşturduğun bir çember var, görünmez ama beni çevreleyen, sınırlarımı koruyan. Ben beyaz bir gülsem, sen benim beyazlığımı solmaktan alıkoyan, yaralarımı saklayan, varlığımı tamamlayan güçsün."

 

İkimizinde gülümsemleri sekteye uğrasada devam ettim. "Yıllardır beni çevreleyen o güçle, umutla ayakta kalabildim ben Kaya. Gelebilmenin umuduyla, gelmeseydin ve gerçekten göçüp gitseydin yine de bir ömür boyu beklerdim. "

 

"Yıllardır yalan da olsa beni hep araştırmışsın, yaşadığımı öğrenmişsin ama ya ölseyd-." Dudaklarıma kapanan parmağıyla yüzünü hafifçe geri çekti.

 

"Bu konuyu merak etmesen? Bunun cevabını benden istemsen?"

 

Biliyordum ki...

 

Cevabını biliyordum. Tıpkı o da benim yapmaya kalkıştığımı yapacaktı. O yoksa bende yokum diyecekti.

 

"Ölürsen ölürüm Ahu, sözü dimi?" diye sormamla gözlerini yumsada derin nefeslernin arasında başıyla onaylamıştı.

 

Yutkundum, dudaklarımın ardındaki sözler tükenmiş gibiydi. Bu konuda ne denirdi ki, ne diyebilirdim ki?

 

Hiçbir şey.

 

"Yaralarım iyileşiyor." Dedim. Kaçan bakışları tekrar beni bulmasıyal hızla konuştu.

 

"Tamamen iyileşene kadar hani bakmayacaktın?" diye sordu. "Söz vermiştin?"

 

Alt dudağımı dişleyerek, "Dayanamadım." Diye fısıldadım. "Ama bakmayacağım bir daha, söz."

 

Kınarcasına baktı. "Bu söz ne kadar sürücek bakalım?" Göz devirdim ona karşı. Bana diyene bak.

 

Uzun bir süre diz çöküğü için yavaşça ağrılar içinde doğrularak bacaklarını salladı. Ardından bende ayaklanmamla, "Gel bakalım, rüzgarına, çemberine, gecene, kalkanına..." Duruldu ancak çoktan beni kucaklamış arabaya adımlıyordu. Kaşları çatık bir biçimde düşünüyordu. "Bir tane daha vardı sanki?"

 

Ellerimle omuzlarını kavrayarak kıkırdadım. Neden tekrar kucakladığını sorgulamadım bile. Çünkü... Açıkçası umrumda olmamıştı. "Toprak." Dedim.

 

"Hah, toprak. " dedi arabaya varmamızla. "Toprak önemli," diyerek koltuğa oturtup emniyet kemerim için üzerime eğildi. "Toprak olmasa gül nasıl filizlenip büyüsün, dik kalabilsin."

 

Geri çekilirken ona güldüm."Dalga mı geçiyorsun yoksa ciddi misin bir türlü çözemiyorum." Hızla ben fark edemeden geri çıkar gibi yapsada alnımdan öpüp kapıyı kapadı. Ani öpücükleri beni sersemletirken sesimi çıkarmadım ve ön camdan kendi kapısını açıp oturarak yerine kuruluşunu izledim.

 

"Ciddiyim yavrum," dedi arabayı çalıştırırken. "Neden dalga geçeyim?"

 

"Benim için endişelenmene gerek yok. "dedim hızla konu değişirken. "Zaten evden çıktığımda yok."

 

Moreli tekrar bozulurken kucağımdaki elimi kendine çekerek öptü. "Endişelenirim," diyerek yoldan saniyelik gözlerini ayırdı. " Peşinde bir adam var, kimdir nedir belli değil, henüz yüzünü bile oraya çıkaramamışken bana endişelenmememi söyleyemessin."

 

Tam konuşlacaktım ki yüzüme bakarak bakışlarıyla susturdu. "Özellikle o piçin amcası olması daha da canımı sıkarken lütfen daha fazla bu konudan bahsetme. Ben halledeceğim." Diyerek hemen arkasından çarpık bir gülümseme göndermişti. "Nasıl olsa kalkanın burda yavrum."

 

Bu kelimeyi beklediğim için sözlerinin hemen ardından kahkaha attım. Takmıştı herif iyi mi?

 

Artık gelir gider övünürdü. Bu erkek milletine cidden iki çift laf söylenmeye gelmiyordu ki benimki de şimdi az iki çiftle kalmamış gibiydi ya neyse...

 

İkimizde birbirimizi parıldayan gözlerle izlerken bir an eskiye, eski halimize dönmek çok iyi gelmişti.

 

Sevginin iyileştirmediği şey yok derler, haklılar. Bir saat öncesine kadar ağlarken şuan mutluluktan gözlerimden yaş gelmişti resmen. Enerji gelmişti.

 

Zaman ayrı sevgi apayrı iyileştiriyordu insanı..

 

Zamanın unutturmadığı, sevginin ise iyileştiremediği insan yoktu.

 

🥀 

 

"Naptun Şemso?" diye sordu Furkan çıktığı marketten. Çıkar çıkmaz kapıda iki tane arkadaşıyla sohbet eden lise arkadaşı Şemsettin, Furkan'ı görür görmez ağızındaki şekeri dilinin altına iterek gülümsedi.

 

"Oo, Furkan'ım." Dedi avucunu tokalaşmak için ona doğru uzatarak. Furkan gülümseyerek eski dostunun avucuna avucunu vurup ses çıkartarar selam verdi. "Hiç aramıyorsun, öldük mü kaldık mı naptık ne ettik hiiç." Dedi uzatarak, başını Furkan'ın başına iki kez çaprazlamasına tokuşturdu.

 

Furkan göz devirerek, "Senun de benden bir farkun var sanki hıyar." dedi geri çıkmasıyla, ikiside güldü.

 

Furkan'ın arkasından elindeki poşetle marketten çıkan Burak, gözleri kardeşini ararcasına etrafında döndü. Gördükleriyle yüzünü buruşturarak konuştuğu eski arkadaşına baktı. Görüşmeyeli epey bi eski apaçiler gibi olmuştu.

 

Şemsettin'i tanısa da hemen arkasında, Şemsettin'e son bir selam verip dönüp giden iki genci tanımıyordu. Zaten tanımakta istemiyordu.

 

Şemsettin, Burak'ı görmesiyle ona da elini kaldırarak selam versede Burak ona sadece samimi olmayan bir gülümseme yollamış ardından yanına çağıran iki adama da elindeki telefonu işaret ederek onlardan biraz daha uzaklaşmıştı.

 

Evlerinin hemen bir iki sokak altındaki markete gelmişlerdi. Amaç biraz yürüyüş yapmakken kardeşi sadece birkaç cadde yürümesine ve bir saat önce yemek yemesine rağmen midesinin kazındığını söyleyerek markete girmişlerdi.

 

Şimdi ise asla haz etmediği lise arkadaşlarından biriyle sohbete dalmış görünüyordu. O da boşluğu fırsata çevirerek ekranda yazan BALLIIM yazının altındaki telefon simgesini tuşlayarak cihazı kulağına yasladı.

 

Her zaman ki gibi telefonu ilk çalışta açılmasıyla iğrentiyle bükülmüş dudakları anında geniş bir gülümsemeyle gerginleşmişti. "Ballııım!" dedi Burak dolu dolu kulağındaki telefona doğru.

 

Karşı taraf zar zor, "Burak." demesiyle genç adamın dudaklarındaki gülümseme kaybolur gibi oldu.

 

"Hazan," dedi duyduğu rüzgar seslerine karşı. "Sevgilim o ne sestur oyle, bu hava da dışaruda musun sen?"

 

"Ya," dedi Hazan ancak devamı gelmeden bir rüzgar sesi daha uğuldadı kulağına. "Ya öğlen ki olaylardan dolayu Hazal'un tepesu atmuştu gene, dedum teyzeme gidelum dağ bayur çayur hava alur kendune gelirur diye." derken nefes nefese sonunda üzgün ifadesiyle derdini anlatmaya koyulmuştu.

 

Burak bir elindeki poşetleri ayaklarının dibine bırakırken pür dikkat karşıyı dinliyordu. "Sonra," dedi Hazan hattın diğer ucunda anlatmaya devam ederek. "Biz gittuk, teyzemun en büyü oğlu gelmuş eşiyle teyzeme ziyarete."

 

"E ne var bunda ballum?" diye sordu Burak.

 

Hazan sıkıcı bir nefes vererek karşı taraftan devam etti. "Ya Burak." Dedi Hazan. "Davut abimun üç dane çocuku vaar."

 

"Hay maşallah," dedi Burak dolu dolu. "Kız bunlar bizumle aynu anda tanuşmadu mu ne ara çoc-."

 

"Dördüncüsu de yolda Burak." Hazan'ın, Burak'ın sözünü keserek söyledikleriyle Burak poşetleri bırakıp soğuk havanın girdabıyla cebine koymuş olduğu elini çıkararak dudaklarına yasladı.

 

"YUH!" Furkan ve Şemsettin kısa bir ona doğru dönmesiyle geniş ama sahte bir gülümseme yollayarak el salladı. İkili sohbetine geri dönerken Burak telefona doğru, "Hep söylemişumdur, Davut abimun azmine hayranum."

 

Hazan kısa bir an kıkırdar gibi olurken hemen boğazını temizleyerek toparlandı. Yolun kenarında fakat ondan önde yürüyen kardeşinden ters bir bakış yemesiyle susmuştu.

 

"Vay arkadaş," dedi Burak şaşkınlığını gizleyemeden. "Bizumle aynı anda tanuştu kadunla, ne ara dört tane çocuk dizdu da?"

 

Kısa bir düşünmenin ardından tekrar telefona dönerek, "Ee sonra?" diye sordu. "Bellu ki bu konu bir yere bağlanacak, ne oldu?"

 

"Sonra," dedi Hazan tekrar sıkıntıyla, "Hazal'un zaten tepesu atuktu, çocukların çığlıklaru ve yaramazlıklaru arasunda kalmasuyla daha da attu." Dedi. "Şimdi de akşamun bu saatinde teyzemun evundan kaçarcasına ayrulduk. Arabada geçmeyi yoldan. Ee Hazal da izin vermeyi konağu arayalum da gelip bizu alsunlar. İlla yürüyeceğuz diyor başka da bir şey demiyor. Evle teyzemun evi arasunda arabayla bir iki saatlik yol var, biz yaya halde varana kadar geceyi geçip sabahu bulacak ama dinlemeyi."

 

Burak kaşlarını çatarak olduğu yerden doğrulmasıyla nefesini verdi. "Yenge cidden sıyırdu artuk. Bu soğukda yürünecek hava midur?"

 

Sonra telefonun diğer ucundan bir ses yükseldi. "Kes be!" diye. "Sensun sıyırmuş. Valla Burak sana ha burdan sinyalli bir koyarum uzay boşluğundaki uyduya doğru ışınlanurun." Demesiyle Burak sanki sözlerle yaşamış gibi irkilmişti.

 

Hazan'ın 'öyle

Bölüm : 26.02.2026 20:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...