19. Bölüm

18.Barsgan

Ebrar Aydın
ebi_books

Yine zamanın hızla akıp gittiği bir sabah geliyordu Algedi adasına.

Günkut,Barbaros ve üç ateş muhafızı masanın etrafında toplanmıştı.Yalkı derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

"Geçen gece bir rüya gördüm,"zorlukla yutkundu,dağınık hanın ortasında bu defa yalnızca onlar vardı.Önlerindeki bardaklardan birini alıp yudumladı Yalkı.

"Barbaros ve Günkut,ikisi adına yazılmış bir hikaye vardı lakin hikaye küçük bir kağıda yazılmışken koca okyaunsun içerisine düşüyordu.Ardından büyük dalgalar ortaya çıkıyordu ve bereketli topraklar üzerine geliyorlardı."

Günkut başını salladı."Bu,küçük olanın büyük sonuçlar doğuracağı anlamına gelir."dedi.

Yalkı başını salladı ve hemen ardından,"Fakat daha sonra Alkurah'da buldum kendimi,tıpkı eski günlerdeki gibi.Hepimiz daha çocuğuz.Beraber oynuyoruz yemek yiyoruz çalışıyoruz.Akademinin iyi zamanları."

Herkesin yüzünü samimi bir gülümseme alırken Günkut uzun uzun baktı Yalkı'ya.Yalkı,bardaktan bir yudum daha aldı."Daha sonra bir rüzgar esiyor.Adeta bir fırtına ve bizler onu yönetemiyoruz.Büyümüz işe yaramıyor,zaman geçiyor adada yalnızca Günkut ve hemen yanında bir kadın kalıyor.Kadının evi tam okyanusun yanında."

Barbaros merakla,"Günkut'u nasıl gördün?"

"Yaşlı."dede Yalkı hızla,"Yaşlı ve sessiz, Alkurah ise eski günlerine benzemiyor."

"Sonra,"dedi Kara hızla.Alkurah'ın kötü bir kaderinin olması ihtimali onu üzdü.

"Bahsettiğim kadının evine dalgalar vuruyor ve en başta okyaunsun içerisinde kaybolan hikaye,eline ulaşıyor.Fakat daha sonra hikayenin varlığı bir tehdit oluşturuyor ve yakılması gerekiyor."

Yalkı yavaşça sol kolunu açtı.Neredeyse kolunun yarısını kaplayan yanık izini gösterdi."Nasıl oldu bilmiyorum ama kadın parşomeni yakıyor ve aynı ateş beni de yakıyor."

Çakır,"Yani rüyadaki ateş seni yaktı öyle mi?"diye sordu.

Yalkı başını salladı.Günkut geriye çekildi."Bunun anlamını biliyorum."dedi.Tüm gözler ona dönerken derince nefes aldı,"Gördüğün rüyada gerçekten yara alıyorsan ve bu,buradaki bedeninde hissediliyorsa, rüyanın gerçeğin habercisi olduğunu gösterir."

Barbaros,"Bize o kadından bahset,kimdi o kadın?"diye sordu.

Yalkı başını iki yana salladı."Bilmiyorum,yüzü netti,güzel bir yüze sahipti ve,"biraz düşündü,"boynunda bir kolye vardı,saçma olduğunun farkındayım ama çok net bir kolyeyedi."

"Nasıl bir kolye?"diye sordu Barbaros.

Yalkı yine bilmediğini gösterdi.

Günkut derin bir nefes aldı."Yanie elimizde bunlar var."

Yalkı başını olumsuz anlamda salladı."Hayır,sadece bunlar değil,rüyanın sonunda yanan hikayenin üzerinden iki duman çıktı.Tıpkı iki yol ayrımı gibiydi.Birinci yol rüyada gördüklerimi dumanla gözler önüne serdi,"sağ elini kaldırarak dumanların masanın üzerinde sahne oluşturmasına izin verdi,"ikinci yolda ise hikayelerin biri okyanusa biri de toprağa karışıyordu ve ikisinden de büyük bir güç doğuyordu.Gücün ucunda ise kehanetler vardı."

Masadakiler sessiz kalırken üzerlerine asırların büyüsü çöktü.Kehanetler,kurtarıcıların kehanetleri.

Günkut, emin olmak isteyerek,"Birinci kademelerin kehanetleri mi?"diye sordu.

Yalkı yutkundu ve başını salladı.

Barbaros gülümsedi,"Şöyle düşünelim,bu topraklar üzerinde bu görevi yapacak başka kabiliyetli muhafız olmadığı için bize düştü."

İyimser bakmaya çalışıyordu ama Çakır,"Hayır kardeşim bu topraklar üzerinde başka enayiler olmadığı için evrenin kaderini kurtarmak bize düştü."dedi.

Barbaros,"Birincisi,evrenin kaderini kurtarmak enayilerin işi değildir,ikincisi hepimize değil yalnızca Günkut ve bana."

Kara başını hızla iki yana salladı."Hepimizin olduğu yerde yalnızca iki kişiden nasıl bahsedebiliriz?"

Haklıydı.Hiçbir zaman yalnız olmamışlardı beraber güçlülerdi.

Bu defa Günkut başını iki yana salladı."Dostluğun benim için çok kıymetli Kara, yalnız bu işin içine sizi karıştıramayız.Belli ki sonunda herkes farklı yerlere dağılıcak en azından ateş muhafızları bir arada olmalı."

Kara,"Yolun başında bir arada değilsek sonunda olmamız pek de bir anlam ifade etmez Günkut."dedi.

Günkut gülümsedi.içten bir gülümsemeydi bu.Dostluğun gülümsemesiydi.

Ve dostluklar,karanlıklar onları sardığı zaman sessizleşirler.Çünkü birinci kademenin varisinin bu kehanetler adına karar vermesi gereken tek kişi olması gerekir.

Boris başını iki yana salladı.Küçümseyen bakışlarını kuşansa dahi içten içe biliyordu.Güçlü dostlukları büyü ile kıramazdı.Ya da yapabilirdi,insanlığını kaybederek.

Yanındaki çakalına döndü."Umut,"dedi derin bir nefes alarak,"umut gerçekleri geride bırakır."

Geriye doğru adımladı.Hanı uzaktan izliyor içeride olup biten her şeyi duyabiliyordu.İki genç çocuğun o kehanetleri bulabileceğine imkan dahi vermek istemedi.

Yavaş adımlarla Algedi'deki büyük malikanesine giderken adamlarına emir verdi.Yüksek tavanlı,oldukça lüks işlemeleri ile eskiyi ve yeniyi sentezleyen odasına girdi.Geniş koltuğuna otururken ise aklında tek bir plan vardı.

Bu küçük tehtidi yalnızca aralarını bozarsa yok edbeilirdi.Ve aralarını bozmak hiç de zor değildi.Kapısı tıklandı."Gel."dedi.

Kapısına gelen adamlarından biri,"Beni emretmişsiniz efendim."dedi.

Başını salladı Boris."Gel."dedi yineleyerek.

Adam yavaşça içeriye girdi.boris,kollarını önünde birleştirdi."Birileri var bu adaya yeni gelen birileri,gece muhafızları onlardan haberdar mı?"

"Elinize son girişlerin listesi ulaştı, kapalı listede de bilmemeniz gereken isimler bile var."

Boris başını iki yana salladı.

"Adada büyü yapabilen insanlar var yüzbaşı."

Yüzbaşı şaşırarak geriledi."Nasıl olabilir?"

"Siz büyüsüzler,bazen büyüyü küçümsüyorsunuz."

Yüzbaşı sessiz kaldı."Toplam beş kişiler üstüne üstlük her biri birer muhafız."

Boris,eski, siyah tahtaya doğru ilerledi.Üç amblem çizdi biri su,biri ateş biri de topraktı.

"Şüphesiz ateş muhafızları kolay parlayan insanlardır Yüzbaşı."

Yüzbaşı sessizce başını salladı.Boris ateş ambleminden üç adet çizdi."Ve birbirlerine de tıpkı parlak güçleri gibi bağlılardır.Eğer onları kırmayı başarırsan her yeri ateşe verirler."

Yüzbaşı yine sessizce başını salladı.

"İçlerinde bir kadın var.Kıvırcık saçlı bir kadın,"Boris sol elini kaldırdı ve ufak bir duman çıkardı avucunun içinden,ardından Yüzbaşına yönlendirdi,"Bu duman onu bulmanızı sağlayacak.En kısa sürede o kızı bana getirin."

"Emredersiniz efendim."deid Yüzbaşı.

Tam çıkacakken Boris,"Dikkatli olun,en güçlüleri o."dedi.

Yüzbaşı başıyla selam verdi ve odadan çıktı.Boris ise yavaş hareketleri ile malikanesinin dışına çıktı.Biraz uzakta,yere açılan bir kapıdan içeriye girdi ve parmaklıkların ardından gelen çığlık seslerini umursamadı.İlerlemeye devam ederken en son dolu hücrenin kapısını açtı.

Karşısında bir adam vardı.Her yeri kanlar içerisindeydi.Üzeri çıplaktı ve soğuk havadan titriyordu.Aynı zamanda etraftaki sular, onun ıslatıldığını gösteriyordu.

Boris,yanına gidip elindeki eldivenle,aksi takdirde iğrenirdi insanlardan,başını kaldırdı adamın."Belli ki seni epey bir hırpalamışlar büyüsüz."

Adam güldü.

"Hırpalasınlar."dedi zorlukla.

"Neden o büyülülere yardım ediyorsun Dağhan?"

Dağhan öksürmeye başladı ve cevap vermedi."Yazık."dedi Boris.

"Sana yazık."

Boris başını yana yatırdı."Kendine bir bak,benden habersiz adım atabileceğini zannediyorsun,o akıllarını umutla doldurduğun küçük askerlerinle orduculuk oynuyorsun.Üstelik senin gibi kıdemli bir askerin basit bir han işleteceğine inanmamı bekliyorsun.”

Dağhan güldü.

"Madem senden habersiz adım atamıyorum o halde neden buradayım Boris?"

Boris güldü."Çünkü bu yaptığın, senin sınırındı General."

"Sınırları sen çizmiyorsun."

Boris geriye çekilip büyük bir satır aldı eline."Bir büyüsüz bana sınırları çizip çizemeyeceğimi öğretemez."

"Öğretir."dedi Dağhan hızla.Korkmuyordu.Canı yanıyordu ama korkmuyordu.

Boris kapının ardındaki adamlarına işaret verdi.Adamlardan iksi gelip Dağhan'ın bacaklarından birini ileriye doğru uzattı ve çektiği taburenin üzerine koyup tuttu.

Dağhan kaçırmak istedi bacağını ama yapamadı.

"Ne olursa olsun Dağhan,senin gibi büyüsüz bir Generali öylesine yok etmek istemem."

Dağhan ne yapacağını anladı ama sesini çıkarmadı.

"Şans ve umut bana göre değil,yalnızca sana bir seçenek sunuyorum.Bu uğurda savaşmaktan vazgeç,zaman asla geri gelmeyecek ve asayiş sağlanamayacak."

Dağhan gülümsedi.Gözlerini zorlukla açıp kararlı gözlerle Boris'e baktı."Ne önemi var o zaman."dedi fısıltıyla başını arkaya yatırıp gözlerini kapattı.

Uyuyunca geçecek ve hiçbir şey hissetmeyecek gibi.Boris ise kapının ardına çıkarken başıyla işaret verdi.Satır,Dağhan'ın sağ diz kapağının tam üzerine inerken acı bir çığlık yükseldi hücreden.

Gür ve acı dolu bir çığlık.Generalin artık bir bacağı yoktu.Ama her şeyini kaybederken bile vazgeçmeyecek bir kalbi vardı.Şüphesiz bu ona yeterdi.

****************

Tomris

Dumana karışmanın etkisi ile boğazım yanıyor midem bulanıyordu.Neden duman yolunu tercih etmiştim ki?

Başımı iki yana salladım.Alkaevli'nin halkının ne tepki vereceğinden haberdar olmadığım için bunu tercih etmiştim belki de.Yine de rüzgarı yeğlerdim.

Bir kere öksürdüm.Gece yarısıydı ve gökyüzündeki yıldızların ışığı yalnızca benim yolumu

aydınlatıyordu.Pelerinime iyice sokulurken soğuk rüzgar tenime esti.

Gökçe buralarda mıydı?Seslenemezdim buraya gizlice girmiştim.İçeriyi, tıpkı diğer toprak adasında olduğu gibi, ağaçlarla sarılı bir kapı korumuyordu.Alkaveli'de çok daha az insan olduğunu biliyordum.Ama az insan az sorun demekti ve beni burada sorun olarak görebilecekleri yüksek bir ihtimaldi.

"Hani nerede bu kız?"

Ardımdan gelen ses ile,bir süredir duymadığım için rahatladığım,gözlerimi devirdim.

"Sanane Kılıçarslan."

"Ben dedim sana gitmeyelim diye."

"Gitmemiz gerekiyordu."

"Bana nedenini söylemedin."

"Söylememem gerekiyordu çünkü."

"Ama her dediğimi yapman gerekiyordu Toprak Muhafızı?"

Tıpkı kendi koyduğu oyun kurallarıyla oynanmayan bir erkek çocuğu gibiydi.O kadar sinir bozucuydu ki göz devirmekten başka tepki vermiyordum.Onun da üzerine bir pelerin vermiştim ama şu an üzerinde değil gibiydi.

"Neden pelerinini giyinmiyorsun sen?"

"Çok sıcakladım."

"Kılıçarslan hava eksi derecede."

Derin bir nefes aldı.Kısa bir an durağanlaşıp sadece ona ciddi misin der gibi bakıyordum.O ise öyle boş boş gözlerime bakıyordu.

"Tamam tamam,"koluyla taşıdığı pelerinini tekrar üzerine aldı,"çok kapalı bir giysi beni tutsak hissettiriyor."

Başımı iki yana sallayarak ilerlemeye devam ettim.

"Ya sabır, ya sabır."

"Bana sabır çekme Toprak Muhafızı."

"Tamam Okyanus Muhafızı."dedim aynı onun tonunda.Hızlanarak yanıma geldi ve ben yürürken başını eğerek gözlerime bakmaya çalıştı."Neden Okyanus Muhafızı dedin?"

"Sence neden Kılıçarslan."

"Neden Kılıçarslan diyorsun?"

İç çektim."Canım öyle istiyor Korsan."

Ben hızlandıkça o da hızlandı.O bana bakmaya çalışıyordu ve ben hiç ona dönmeden ilerliyordum."Neden Kaptan demiyorsun."

"Demeyeceğim."

"Diyeceksin."

"Öyle mi,"güldüm,"demeyeceğim Kılıç."

"Diyeceksin."

"Nedenmiş?"

"Çünkü ne istersem onu yapacaksın aksi takdirde,"bir saniye de olsa güçten düştüğümü hissettim ama bu yalnızca kısa bir andı,Kılıçarslan'ın sol parmağı havadaydı.Ona öfkeyle bakarken oldukça keyif alıyordu."Böyle çarparlar Toprak Muhafızı."

"Bak bakalım bu Toprak muhafızı seni nasıl çarpıyor."

Tam bunu dediğinde ayaklarım yerden kesildi.Havaya yükselirken ağzımdan şokla,"Kaptan!"diye bir ses çıktı.

"Toprak Muhafızı!"dedi o da aynı anda.

Birkaç saniye sonra fark etmiştim.Bir ağın içerisinde yüksek ağaçların ortasındaydık.Ağ birbirine dolanırken biz de birbirimize dolanmıştık.

"Bak ne güzel Kaptan dedin."dedi Kılıçarslan hiçbir şey olmamış gibi.

"Sen ciddi misin!"diyerek sesim yükselirken eliyle ağzımı kapattı.Kulağıma doğru fısıldadı,"Sussana Toprak Muhafızı gecenin bu vakti bizi öldürtecek misin?"

"Bizi kolay kolay öldüremezler Kılıç,biz birinci kademeyiz."dedim fısıltıyla.

"Biraz daha sözümü dinlemezsen birinci kademe falan olmayacaksın hatırlatırım."

"Seni mahvedicem Kılıç."

"Yeni emir veriyorum,artık bana sürekli ve daima Kaptan diyorsun."

Gözlerim kocaman açıldı."Şu durumda bile bana şunu diretiyorsun ya."

"Şu durumda bile aklımı çeliyorsun ya Toprak muhafızı."

İç çekti.Gözlerim biraz daha açıldı.Sessizliği bozan sıkışık halde belimdeki hançere ulaşmaya çalışmamdı.Ulaşıp ipleri kesmeye başladım.

"Neden kesiyorsun?"diye sordu Kılıçarslan.

"Buradan inmek için."

"Neden acele ediyorsun ki?"

"Napalım,sabaha kadar burada mı duralım Kılıçarslan,"kaşlarını kaldırarak baktı ve bıkkın bir nefes vererek düzelttim,"Kaptan."

"Bekleyelim,"başını kaldırdı,"zaten zaman yok."

"Zaman olmadığı için bu haldeyiz."

"Ne halde?"

"Bu halde işte beraber."

Güldü.Gülerken başını arkaya yasladı ve gözlerini yıldızlara çevirdi.Beyaz teni, gecenin karanlığına zıttı,siyah saçları ise oldukça uyumlu.Mavi gözleri ise parıldıyordu tıpkı baktığı yıldızlar gibi.

"Bu gece yıldızlar düzenli."dedi derin bir nefes alarak,"Tıpkı seninkiler gibi."

"Benimkiler gibi olduğunu nereden biliyorsun?"

"Çünkü senin gibi bakmayı öğrendim."

"Neden benim gibi olmak isteyesin ki?"

"Çünkü sen,"içli bir nefes aldı uzun uzun baktı gözlerime ve oradan yüzümün her bir yerine değdi koyulaşan mavileri,"Mükemmelsin toprak Muhafızı."

Başımı yana yatırdım.Hiçbir şey düşünmedim çünkü gözleri ve cümleleri insanı uzun süre etkisi altına alabilir,aklını kaçırması sağlayabilirdi.

Tıpkı onun az önce yaptığı gibi sakince gözlerimi gökyüzüne çevirdim.Bir yıldız parladı.Başımı iki yana salladım.Hançer ile ipi kesmeye devam ederken üzerimdeki gözlerini hissettim.

Ve ipler koptu,kendimi geriye doğru bıraktığımda.Kılıçarslan da aynısını yaptı.Yere birkaç santim kala rüzgar bizi taşıdı ve tekrar ayakta durmamızı sağladı.

Bir çıtırtı sesi duydum.Pelerinimi başıma örttüm."Saklanmalısın Kaptan."dedim hızla.

Hala bana bakarak gülümsüyordu."Şu ciddiyetin,"dedi iç çekerek ardından başını yavaşça eğdi ve söylediğimi kabul ederek ağaçların ardına ilerledi.

Elim yine de hançerime gitti.Karşıdan başına yeşil,kalın bir pelerin geçirmiş biri geliyordu.Yaklaştığında pelerinin kapşonunu arkaya doğru attı.

"Tomris,"deid Gökçe fısıltıyla.

"Gökçe."

Yanıma hızlı adımlarla yürüdü."Geleceğini düşünmemiştim."bir anda sıkıca sarılması ile ne yapacağımı bilemedim.Saniyeler sonra kollarımı yavaşça kaldırdım.Gökçe is o kadar candan sarılıyordu ki o an,eksikliğini hissettiklerimin beni buluğunu düşündüm.

"Geldim."dedim gülümseyerek.

"Güntek nerede,o gelmedi mi?"

Başımı olumsuz anlamda salladım."Yorulmasını istemedim."

Gökçe gülümsedi."Fazla zamanımız yok,sana anlatmam gerekenler var."

Zayıflamış görünüyordu.Zayıfladığı için de elmacık kemikleri ve büyük gözleri çok daha ön plandaydı.Saçları dağılmıştı ve örgülü değildi.

Derin bir nefes aldım.

"Bak tomris,"Gökçe gözlerime bakmak için çenesini hafifçe kaldırdı,benden birazcık kısaydı,"sana olan güvenim ne kadar akıllıca bilmiyorum."

"Akıllıca değil."dedim hızla.

Gökçe sessiz kalırken devam ettim."Bir toprak büyücüsü hiçbir zaman karşısındakine güvenmemeli,"soğuk havaya nefesimi verirken aramızdan buhar geçti,"ama toprak büyücüsü yalnzıca toprağa güvenir."dedim ve gülümsedim.

Gökçe de gülümsedi.Gecenin yüzünde yıldızlar yoktu ama Gökçe’nin kocaman gözlerinin acı kahveleri parlıyordu.Bir kere daha ne kadar güzel bir kız olduğunu fark ettim.

"Takip edilmediğinden eminsin değil mi?"

Hızla başımı salladım.O,tam söze girerken kaşlarımın kalkmasıyla sustu.Söylemeli miydim?Ya söyleyeceği şey yalnızca toprak halklarını ve muhafızı ilgilendiren bir durumda ve Kılıçarslan'ın duyması durumunda ölmesi gerekirse.

Saçmalama Tomris,gittikçe paranoyak olmaya başladın.Uzun süre beklemiş olmalıyım ki Gökçe,"Bir sorun mu var?"diye sordu.

Derin bir nefes aldım."Aslında bir sorun yok ama,"başımı iki yana salladım."var."

"Sorun ben miyim yani?"diyen ses şüphesiz Kılıçarslan'a aitti.Gökçe, önce kaşlarını kaldırıp büyük gözleri ile bana baktı daha sonra yüzü alışılmış bir hal aldı."O niye burada?"

"Çünkü şöyle ki,"Kılıçarslan arkamdan Gökçen'in yanına yürüdü,savsak ve alaylı adımlarla.Başını yana yatırıp ne zaman taktığını bilmediğim şapkasını indirip söze girdi,"Çünkü varis Gökçe,karşındaki hanımefendinin sözümden çıkmama gibi bir sözü var,"kaşlarını çattı,"ne kadar da tekrara düşen bir cümle oldu bu böyle."

Gökçe öfkeyle soludu.”Şimdi beni iyi dinliyorsun Okyanus Muhafızı,o alaycı bakışların ve ciddiyetsiz tavrın hatta sen,buradan oldukça uzak bir yerde Tomris'i bekliyorsun."

Kılıçarslan başını iki yana salladı."Olmaz,yanımdan ayrılamaz."

"Neden?"

"O zaman sözümden çıkıp çıkmadığını nereden bileceğim?"

Bu sözleri sinir katsayımı arttırırken yine,o gıcık halinin üzerinde olduğunu fark ettim.

"Yeter bu kadar,"dedim aralarındaki gerilimi bitirmek için,"Uzaklaş Kaptan önemli bir şey konuşacağız."

"Neden ben dinleyemiyorum?"diye sordu mızmız bir çocuk gibi.

"Çünkü bu bizi ilgilendiren bir konu."dedim hızla.

Gökçe,"Karşında iki toprak büyücüsü duruyor Okyanus Muhafızı haddini kelimelerle aşmaktan vazgeç."dedi.

Kılıçarslan elini kalbine götürdü."Ah kusura bakmayın varis,çünkü söylenenin aksine kibri bana kanıtlayan size karşı, saygıda kusur etmek pek haddime değil."

"Gerçekten durun."dedim ciddi bir sesle.Başımı çevirdim ve kaşlarımla işaret verdim.Kılıçarslan nefes alıp başını salladı ve uzaklaşmaya başladı.

"Anlat Gökçe daha fazla zamanımız olmayabilir."dedim yalnız kaldığımızda.

"O,okyanus Muhafızına güveniyor musun?"

"Evet."dedim hızla.Ve saniyeler içerisinde söylediğim bu söze inanamadım.Öyle ki, kısa bir an düşünmeme bile izin vermezken dilimin ucundan tek bir kelime düşmüştü,evet.

Gökçe başını iki yana salladı.Ardından son kez etrafı kontrol edip söze girdi."Bundan yıllar önce,Toprak ana yani en büyük varis,bir büyüsüz ile evlendi.Algedi'li bir büyüsüz.Hemen ardından bir kız çocukları doğdu.Toprağın melez varisi.Zaman kaybolduğu için beraber yaşamaları mümkün değildi,büyüsüz olan baba,toprak halkının adasında kalamazdı.Çünkü toprak halkı sayısız ihanete uğramıştı."

Sessiz kaldım.Bu hikayeyi bilmiyordum.

"Genç baba uzaklara gitti.Kızından ve ailesinden uzak, yıllarını geçirirken özlemiyle yanıp tutuştuğu ailesini güvende tutmak için gerektiği yerde düşmanının yanında yaşaması lazımdı."

"Neyden bahsediyorsun?"dedim sorgulayarak.

"Lütfen,sadece beni dinle.Baba,yıllarca düşmanının güvenini kazandı ve kızını,ailesini korudu.Lakin onun varlığının bilinmesi hem korunanların hem koruyanların hem de düşmanların dengesini bozabilir."

Geriye doğru bir adım attım.Tüm bunlar elbette karşımdakinden uzak bir kişiliğe ait değildi."Gökçe bu,"sessiz kaldım ardından dudaklarımdan,"sen melez varissin."cümlesi döküldü.

Başını salladı.

"Bak Tomris,ne zaman bilmiyorum.Zaten bana zamanlar hiç gelmez,babam ya da Alderomin zaman ile çalışmaz.Lakin şunu biliyorum,bir gün Alderomin'den birine ihtiyaç duyacaksın.O zaman bu mektubu aç,içinde posta kodu var Bozdoğan ile yollayabilirsin ama ondan başka bir kuşa güvenme,kuşların çoğu gerçek değil."

"Nasıl yani?"

Başını salladı,"Alderomin hayvanları yok ediyor ve geriye birer gerçekçi kopyalarını bırakıyor."

"Çünkü hayvanlar ikinci kademeler tarafından yönetilebilirler."

Hızla başını salladı.

"Tüm haberleri babamdan alıyorum.Ona Carlos diyorlar.Sakın unutma onun adı Carlos."

Başımı salladım.Sorgulamanın sırası değildi yalnızca biriktirmenin ve doğru,olmayan vaktin,gelmesini beklemenin sırasıydı.

"Son olarak,"ön ceplerine uzandı ve minik,içinde papatya olan camlı kolyeyi çıkardı."Babama rastlarsan ona bu kolyeyi ver.Onu yıllardır görmüyorum ve,"tereddüt etti,"böyle bir sorumluluk almak istemezsen anlarım."

"Sorun değil."dedim hızla."O senin ailen ona senden bir parça vermek benim boynumun borcudur Toprak Varisi."

Gülümsedi,yavaşça başını eğdi,"Teşekkür ederim Toprak Muhafızı."etrafına baktı,"şimdi gitmem gerekiyor."dedi.

Başımı salladım.Tam arkasını dönüp giderken geri dönü ve gülümsedi,"Tomris,"diye seslendi,çenemi kaldırdım,"okyanuslara dalmışsın,dikkat et de boğulma."keyifli bir kahkaha attı ve hızla ilerledi.

Ne demek istemişti?

"Gidelim mi artık?"

Kılıçarslan'ın sesini duymam ile irkildim."Kaptan,sen ne zamandır buradasın?"

"Çok uzun zaman olmadı konuşmanızın süresini hesapladım ve sadece şey kısmına yetiştim."dudağının bir kenarı kıvrıldı.

"Ney kısmına?"

"Okyanuslara dalman kısmına."

Derin bir nefes daha aldım."Ama yeter artık."diyerek adımlarımı sertçe vura vura yürümeye başaldım.

Yanaklarım yanıyordu.Bu gece bu kadar Kılıçarslan dozu yeterdi.

"Hey, Toprak Muhafızı!"bana yetişmeye çalışıyordu,"Toprak Muhafızı yanakların mı kızardı senin?"

Sessiz kaldım.

"Sevgili Toprak Muhafızı,senin yanakların kızarmış."

Koca bir kahkaha attı.

***************

"Hazır ol!"

Gözlerimdeki uykuyla hazır ola geçtim.Kılıçarslan bana söz geçirme işini kesinlikle abartmış olmalıydı.Çünkü yalnızca iki saat uyumuşken ve dinlenmem söz konusuyken bir anda odama girip,"Uyan Toprak Muhafızı mürettebat ile plan yapacağız!"demişti.Üstelik güneş yeni doğarken müthiş bir neşe ile dile getirmişti bunu.

Gözlerimi ovuşturdum.Yanımda duran Berkay da farklı bir durumda değildi.

"Yok,ben bu aralar seni fazla boş bıraktım."deid Kılıçarslan uykulu mürettebatı görünce.

Gencay,"Haklısınız Kaptanım,"uzunca esnedi,"biz çok şımardık."dedi.

Kılıçarslan elmasından bir ısırık adlı."Bu güzel gün doğarken camış gibi uyusanız ne olurdu,"yüzünü bana çevirdi,"sen hariç Toprak Muhafızı eminim sen melekler gibi uyuyorsundur."

Berkay sinir bozukluğuyla gülerken ben de gülmemek için kendimi zor tuttum."Valla kurt gibi uyuyorum Kaptan!"dedim gülerek.Tüm mürettebat kahkahalara boğuldu.Ama Kılıçarslan'ın yüzünde mimik yoktu.Ciddiyetle bana dönüp yanıma doğru adımladı.

"Kaptan'ın ile dalga mı geçiyorsun?"

"Yok hayır, ben kaptan ile dalga geçiyorum kaptanım ile değil."

Daha da sinirlendi,"Kimmiş Kaptanın?"

Tam bu esnada Güntek'in uluması duyuldu.Kılıçarslan'ın hemen arkasında güverteye merdivenden inen uzun kazağını ve pijamaya benzeyen pantolonunu giymiş Gündüz bağırdı,"Al senin kaptanın da bu Kılıç!"diyerek.

Kılıçarslan arkasını döndü.Gündüz elindeki bardaktan kahvesini yudumladı."Hava da baya soğukmuş."dedi.

"Gündüz,"dedim beni kurtarmasını ümit ederek.Ellerini iki yana kaldırdı.

Kılıçarslan yine önümüzde volta atmaya başladı."Şimdi,Dündar ve Kıvanç'ın son söylediklerine göre,"başını gökyüzüne kaldırıp indirdi,"bir çalgı aleti arıyoruz."

"Aslında Kopuz Kaptanım."dedi Kıvanç.

"Neyse ne,Kaptanını neden düzeltiyorsun sen?"

"Ne haddime Kaptanım."

Kılıçarslan başını sallayıp elini arkasında birleştirdi.

"Bu kopuzu bulmak için ise su altı mağaralarını kullanacağız."bir anda sesi yükseldi,"O halde size bir soru."

Berkay kulağıma eğildi,"Hazır ol, bilirsen bugün yırttın."dedi.

"Nasıl yani?"

"Bilirsen bugün seninle ilgilenemeyecek."

Çağrı aramıza girdi,"Ama merak etme Tomris Kaptan hep seninle ilgilenir."

Çağrı'ya omuz attım."Kes sesini de önüne dön,söyleyeceğim şimdi seni."

Çağrı iki yana ellerini kaldırdı.Gülerek göz devirdim.

"Mağaralarıyla bilinen su altı şehri?"

"Barsgan."dedim hızla.

Keyifle bana dönü."Aferin Toprak Muhafızı."

"Bahsi geçen alet,"kaşlarını kaldırarak Kıvanç'a baktı,"hatta Kopuz.Tam olarak Barsganm'ın altındaki mağaralarda.Lakin bir sorunumuz var,tahmin eden var mı?"

Herkez sessiz kalırken kollarını iki yana açtı,"O mağaralara yüzyıllardır kimse giremedi."

"Biz yüzyılları da çözeriz Kaptan sıkıntı yok."dedi Gencay.Hepsi gülüştü.Kayıp Zamanlar gemisi mürettebatı büyük bir cesaret ve bağlılıkta oluşuyordu.Ama her şeyden öte bunca büyüsüz insana rağmen güçlerinin farkındalardı.

İki yüz seksen ki yıldır kimse Aldeormin’e asilik yapamazken onlar tabuları yıkıyordu.Atlıyor zıplıyor onarıyor ve gerektiği yerde yakıyorlardı.

Kılıçarslan başını salladı,"Ve neyseki karşınızda bir Okyanus muhafızı duruyor."

Hemen arkasından sessizce gelen Komutan Barbaros'u fark etmemişti.Gülümsedim,Komutan Barbaros da gülümsedi.

"Yani ben ,öyle değil mi Kılıç?"

Kılıçarslan irkilmedi sadece gülümsedi,"Şimdi Komutanım boynuz kulağı geçti diye bir deyim vardır."

Komutan Barbaros keyifle güldü.Gündüz'ün yanına ilerleyip olanları uzaktan izlemeye hazırlanırken de gözleri parladı,gururla baktı.Aralarındaki bağı hissettim.

Kılıçarslan tekrar söze girdi."Gemi,Kuzeye yani Barsgan'a gidiyor.Lakin mağaralar düşündüğümüzden daha büyük ya da tehlikeli olabilir."

"Ne yapacağız Kaptanım?"diye sordu Gencay.

"Yalnızca her şeye hazırlıklı olun.Böyle ne mağaralar gördük ne tehlikeler atlattık lakin bu defa her şey farklı,bu defa beklenilen zamandayız ve sakın unutmayın,"gözlerini bana çevirdi,"beklenilen zaman en değerli zamandır,onu kaybedemeyiz."uzun uzun baktı gözlerimin içinde.

Kılıçarslan mürettebatın her biriyle ilgilenirken ve çalışmalar çok daha dağınık bir hal alırken dalgalar bizleri ahenkle taşıdı. Barsgan'a yaklaşırken soğuk hava tenime uğradı.

Mürettebatın bir ksımı olasılıklarla ilgilenirken bir kısmı da yanlarına götürecekleri eşyaları hazırlıyordu.Hazırlanmam gerekirdi.Odama ilerleyip ahşap çekmeceden içime giymek için kalın siyah bir takım aldım.Ardından hemen üzerine dar,belime oturan kahverengi bir kazak giyindim.Altıma bir kat daha pantolon giyip silah kemerimi belime bağladım.

Saçlarımı sımsıkı topladım.Bir alttaki çekmeceden hançer ve gerekli birkaç malzemeyi aldım.Güntek bacağımın yanında dimdik duruyordu.Şöminenin yanında duran aynada ikimiz vardık.O tarafa dönüp kendimi tamamen görmek istedim.

Elmacık kemiklerim gün geçtikte belirginleşiyordu.Daha çok yemek yemeliydim.Lakin durup düşünmeye vaktim olmadığı ve her an düşündüğüm bu dönemde mideme vakit kalmıyor gibiydi.

Yemek yememin gerekliliğini bana gösteren bir diğer şey Güntek’in zayıflamış olmasıydı.Başını kaldırdı,hırıltılı sesi odayı doldurdu."Zayıflamışsın Güntek,"bende başımı kaldırıp ikimize baktım.Dizimin üzerine çöküp Güntek'in başını avuçlarımın arasına aldım,"belki de yavaşlamaya hiç vaktimiz olmayacak."dedim sessizce.

Başını anladığını göstermek için salladı ve ufak mırıltılar çıkardı."Suyun üzerinde olmaktan sıkıldın öyle değil mi?"

Yine başını salladı."Seni yanıma sürüklemek istemezdim."

Başını yana yatırarak avuç içime sürtündü.Güldüm."Gemide kalmalısın."dedim,mağarada ne olacağı belli değildi onu yanıma alamazdım.Komutan Barbaros burada kalacaktı onunla ilgilenebilirdi.

Kapıyı kapatıp çıktım.Mürettebat hazırdı.Bir süredir görmediğim Alaz da hazırlanmıştı.Kıvırcık saçları dağınıktı.Gözleri ise yorgun.Bana bakınca sıcak bir gülümseme sundum ve o da tıpkısı ile karşılık verdi.

Güvertedenin ortasından bir tahta uzatıldı.Kaşlarımı çatıp etrafı keyifle izleyen Kılıçarslan'a baktım."Buradan mı atlayacağız?"

Derin bir nefes aldı."Sevgili Toprak Muhafızı,bir su altı şehrine nasıl gireceğimizi düşündün?"

"Belki umut etmişimdir."

Şapkasını düzelterek yanıma adımladı."Merak etme,"nefesini verdi,"sevgili Toprak Muhafızı, Kaptan Kılıçarslan yanındayken boğulmazsın."

Bunu söylerken dahi mavinin şahane tonu gözleri beni içine çekiyordu.Ama hayır,bu boğulmak değildi.

"İşaret verdiğimde beklemeden atlayacaksınız.Toprak Muhafızı ve ben girdabı kontrol edeceğiz."

Herkes sıraya girdi."Bende mi kontrol edeceğim?"diye sordum.

Başını salladı."Beni rüzgarla desteklersen ortak bir basınç oluşturup hortumu boşaltabiliriz.Kapıyı açmak için ise tüm bu büyüyü geri çekeceğiz."

"O halde biz nasıl derine inceğiz?"diye sordum.

Başını iki yana sallayarak güldü."Bazen yanında bir Okyanus Muhafızı olduğunu unutuyorsun Toprak Muhafızı."

Bende başımı iki yana salladım.Kılıçarslan hemen yanımda dururken sağ elini yavaşça kaldırdı.Başını yana yatırıp elini döndürdüğünde okyanusun akıntısı da dönmeye başladı.

Gündüz başını ona döndü.Yavaşça sallamasıyla işaret gelmişti ve her biri sırayla atlamaya başladı.

Çenemi kaldırarak havayı yönettim ve işaret parmağımı gökyüzüne kaldırıp indirirken sanki ucunda büyük bir ağırlığı indiriyordum.Hava,okyanusun üzerine çöküyordu,baskı uyguluyordu.

Okyanus oval bir biçimde derinleşmeye başladı.Kılıçarslan keyifle gülümserken son atlaması gereken kişi Gündüz de ardımızdaki Komutan’a baş selamı vererek atladı.

Arkama dönüp Komutan Barbaros ile göz göze geldim.Gülümsüyordu,o da başıyla onayladığını göstererek odasına ilerledi.

Hortum büyüdü ve atlayan herkesi gideceği yere ulaştırdı.Kaptan kılıçarslan suyu en başarılı şekilde yönetiyor rüzgarın gücüyle birleşmesindeki geçişi kontrol altına alıyordu.

"Elini indirebilirsin Toprak Muhafızı,"dediğinde suyun üzerine uyguladığım güce son verdim.

Gülümseyerek yapması gereken son şeyi yaptı ve avcunu kapatarak büyyü mühürledi.Hortumun gün yüzüne çıkan kısmı kapandı lakin bu öylesine büyüleyici bir manzaraydı ki,hortumun gördüğüm kısmı kapansa bile derinlere inen kısmı yavaş yavaş yok oluyordu.Ve gün yüzü şeffaflığı ile bize bunu seriyordu.

Kılıçarslan tahtanın üzerine çıktı.Kolunu bana uzattığının farkına geç varmış olacağım ki,"Çok güzel öyle değil mi?"diye sordu baktığım manzaraya karşın."Gösterişli."dedim gülümseyerek.

"Ben de öyleyim değil mi Toprak Muhafızı."

"Sen sadece şımarıksın Kaptan."

"Şımarık dediğin için sana kızabilirdim ama Kaptan demen gönlümü aldı."

Eline tutunarak yanına çıktım."Şimdi,"dedi bana iyice yaklaşarak,"bana sıkıca tutunmalısın sevgili Toprak Muhafızı."

Elini sıkıca tuttum.Başını iki yana salladı."Bu yeterli değil."

Kaşlarımı çattım.Okyanus o beklettikçe gözümde büyüyordu ve içine girmekten korkuyordum.Kara büyünün ardından okyanusa uzunca bir süre bakmanın bile bana acı vereceğini düşünüyordum.

"Ne demek yeterli değil."

Yüzü boynuma yaklaştı,"Korkuyorsun ve korkun okyanusu sana çekiyor,"nefesini verdi,"buna izin vermem."

"Ne yapabilirsin ki,"gözlerim tekrar okyanusa kaydı,"kara büyüden beri böyleyim."

Başını yavaşça salladı."Benim yanımda korkmamalısın."

"Senin özelliğin ne Kaptan?"

Geçen rüzgarına arasında, koca açık okyanusta yalnızca ikimiz var gibiydik.

"Bana sarılmanı istiyorum sevgili Toprak muhafızı,"tereddütle geri çekilecekken sendelemiş gibi hissettim öyle bir korkuydu ki sendelemezsem bile sendelemiş gibi hissediyordum.

Ve bedenim benden uzak bir kontrol ile yavaşça Kılıçarslan'a sokuldu.KIlıçarslan'ın kolları belimi sardı ve ben yüzümü boynuna gömdüm.Başı başımın üzerindeydi."Bana güven Toprak Muhafızı boğulmana izin vermem."

Başımı salladım."Güvenmek istiyorum."dedim.

Hiç düşmeyecekmişim gibi sıkıca tutttu.Ve yana doğru okyanusa düştük.Kalbim hızla çarpıyordu biz okyanusu delip geçerken nefesimi tutuyordum ama Kılıçarslan'ın nefes seslerini duyuyordum.Nefes alabileceğimiz şekilde ikimize bir balon oluşturmuş olmalıydı.

"Nefes al Toprak Muhafızı,"dediğinde sanki bunu bekliyormuş gibi derin bir iç çektim.

"Gözlerini aralamalısın Toprak Muhafızı bunu görmeni istiyorum."

Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım."Yapamam."dedim savunmasız bir fısıltıyla.

"Yapabilirsin."

Kesik nefeslerim düzene girdi.Ardından yavaşça gözlerimi araladım ve bu olan öylesine üstün bir sakinlikle dalgaların arasında gerçekleşti ki durup düşünmeye vaktim dahi olmadı.

Sanki sudan yapılmış bir tünelin içerisinde yavaşça aşağı inyorduk.Ve etraf büyüleyiciydi.Karşımda rengarenk balıklar sürüler halinde yüzüyor,deniz bitkileri ise hayatımda hiç görmediğim çeşitleriyle süzülüyordu.

O kadar etkileyiciydi ki nutkum tutulmuştu adeta ve gözlerim büyümüştü.Tam bu sırada iki köpek balığı hızla önümüzden geçti.Korkuyla Kılıçarslan'ın kolunu tuttum.

"Güzel değil mi?"diye fısıldadı.

Yalnızca dudaklarımı kapatıp başımı salladım.Ve büyük bir balina ağır gövdesiyle süzülerek bize yaklaştı.Kılıçarslan'a daha çok tutundum,üzerimize geldikçe korkmaya başladım."Kılıç,"nefesimi verdim,"buraya geliyor."

Güldü."Bizi göremez bile Toprak Muhafızı."

"Nasıl?"

"Çünkü tam şu anda,okyanusun bize ait bir halkası var.Bize izin veriyor."

Haklıydı.Sanki bizim için akıntı oluşturmuştu.Yalnızca ikimiz için."Şimdi bira hızlanacak."dedi Kılıçarslan ve saniyeler içerisinde büyük bir döngü bizi alıp,su altı şehrine taşıdı.

Her şey durağanlaştığında bile korkudan kapattığım gözlerimi açamamıştım.Ta ki Gündüz'ün sesini duyana kadar,"Kılıç,kıza ne yaptıysan fazla samimi olmuşsunuz."

Aniden gözlerimi açtım.Kılıçarslan'ın gömleğine hala sıkıca tutunuyordum.Bir adım geri çekildim.Kılıçarslan Gündüz'e ters bakışlarını attı.

Kendimi ,toparlamaya çalıştım.Tüm mürettebat sırıtarak bizi izliyordu.

"Bakın önünüze,"dedim sertçe.

Gencay,"Tamam Kaptanım!"diye bağırdı.Hepsi gülüştü."Hepiniz okyanusun içine doğmadınız ya korkuyoruz ne var bunda."

Çağrı,"Estağfurullah Tomris abla,sen hiçbir şeyden korkmazsın."diyerek kolunu Gencay'ın omzuna attı.

"Kesin."dedim bu defa gülümsemeden.Sert adımlarla,her yanı taşlardan oluşan bu yerde yürümeye başladım.Lakin boşluklarla dolu oluşundan adım seslerim yankı yapıyordu.

"İki yakınlaşıyoruz adamlar anında göndermelere başlıyor,"kendi kendime söylendim,"yakınlaşmak bile değil iki tutunduk sadece."

"Baya sıkı tutunmuştun ama."

Başımı hızla çevirdim.Alaz gülerek yanımda yürüyordu."Bir sen eksiktin."dedim.

Güldü hatta minik bir kahkaha attı.Başımı arkama çevirdim,diğerleri ardımızda yürüyordu."Nereye gidiyoruz?"

"O kadar hızlı gittinki sorgulamadın bile."

"Olabilir."

"Sinirlendiğin zaman kaçıp kendi kendine münakaşa ediyorsun."

Başımı iki yana sallayarak güldüm.Hatta gülüşüm kahkahaya dönüştü.Alaz,"Neye gülüyorsun?"diye sordu.

"Bu gemide sadece karakter analizi yapan bir eleman yoktu onu da bulmuş oldular."

Alaz'ın omzuna kolumu attım."Sen artık Kayıp Zamanlar Gemisinin psikoloğusun."

Alaz başını hızla iki yana salladı,"Asla."kahkaha attım."Neden,müthiş bir iş bence üç vakit yemek var,kalacak yer var.Sadece mental bir bedeli olabilir."

"Ben sudan nefret ederim Tomris."

"Ne tesadüf bende."

"Sen artık nefret etmiyor gibisin."

Bunu dedikten sonra durakladım.O ise yürümeye devam etti."Ne demeye çalışıyorsun Ateş Muhafızı?"

Yanına geldiğimde bu defa o,keyifli bir kahkaha savurdu.Nefes aldı,"zaman yokken dahi bir şeylerin muntazam bir ahenkle gerçekleşmesi ne hoş."

"Tamam anladık geminin edebiyatçısı da sensin."

Çağrı aramıza girdi."Rolümün çalınması hoşuma gitmez."dedi.

Başımı iki yana salladım.Gözlerim Kılıçarslan'ı aradı.En arkada Gündüz ile yürüyordu.Gerçekten hızlı yürümekten nerede olduğumuzu incelememiştim bile.Sıralı mağaraların ve sığ suların ieçrisindeydik.Mağaralardan aşağı inen sarkıtlar vardı.Hepsinin ucunda da adeta elmas gibi parlayan taşlar,yosun huyluymuş gibi dolanmıştı.

İçerisi çok soğuktu.Lakin kalın guyindiğimden pek etkikenmiyordum.

Dündar bir anda durdu.Onunla beraber herkes durdu,derin bir nefes alıp,"Mağaralar zannettiğimizden daha uzun olabilir."dedi.

Kılıçarslan ciddileşerek yanına geldi."Ne kadar?"

"Neredeyse Alkurah'ın yüz ölçümü kadar."

Akurah en büyük adydı.Ve adayı yürüyerek bitirmek günler alıyordu.

Kılıçarslan hiç düşünmeden,"Devam ediyoruz."dedi ve kimse de sorgulamadı.Aynen devam ettiler.

Kılıçarslan tekrar geride kaldı bu defa ben onun yanına ilerledim."Komutan Günkut, her zaman,’ Uzun yollar göze alınıyorsa ya bir planın,ya da plansız gitmeyi göze alacak bir ganimetin olmalı,’derdi."

Kılıçarslan güdü."Komutan Barbaros ise her zaman,"omzunu dikleştirdi ve onun edası ile,"Yola çıkmak için sebebe gerek yoktur Kılıç.Sen yola gitmezsin yol sana gelir ve sen de uyum sağlarsın hiçbir teferruat da gerektirmez."

Kahkahalarımız birbirine bulaştı.

"Kesinlikle çok farklı kişiler"ded Kılıçarslan.

Başımı salladım,"Baksana biz de öyleyiz."

"Ben de farklı olanı seviyorum galiba."dedi gülümseyerek.

Bazen öyle cümleler kuruyordu ki bir anda saatlerce kalasım geliyordu.Ya da tüm bu andan beni soyutlayacak derecede uyuşturuyordu aklımı.Ve bunları tıpkı bir laf hokkabazı gibi doğru anda fark ettirmeden söylüyordu.

Başımı iki yana salladım.Bazen kendimize gelmek yalnzıca soğuk bir suyun,soğuk bir rüzgarın,yüzümüze çarpmasıyla bile mümkün olmuyordu.

Ve yol uzadı.Saatlerce yürüdğümüze emindim.Ne bir ışık ne de başka bir şey vardı.Yalnızca ellerimize aldığımız birkaç meşale ve sarkıtlardan parlayan taşlar aydınlatıyordu uzun mağarayı.

Gencay,"Daha ne kadar yürüyeceğiz?"diye sordu.

"Yol bitene kadar."dedi Kılıçarslan.

Bu repliğin en az on kere tekrarlandığına yemin edebilirdim,ama kanıtlayamazdım.Kıvanç ve Dündar sürekli bir şeyler konuşuyordu.İpuçları,mağaranın izleri.Lakin hepsi sonuçsuz bilgilerdi.

Kıvanç durakladı,"En azından yolu tahmin edebilmeye başladık."

Berkay,"Çok şükür."dedi.

Dündar derin bir nefes alıp Kılıçarslan'a döndü,"Kaptanım,yol tam beş gün sürüyor."dedi.

Kılıçarslan başını salladı."Biraz daha devam edelim,sonra kamp kurarız."dedi.Bunu söyledikten hemen sonra Gündüz yanına ilerledi.Bende peşlerine gittim.

Gündüz,"Alderomin bu kadar süre ellerimizi üzerinden çekmemizi fark eder."

"Etsinler."dedi Kılıçarslan hızla.

"Aklında ne var senin?"

Kılıçarslan derin bir nefes aldı.Hemen arkalarındaydım."Komutan yokluğumuzu aratmayacaktır.Ama ben,bu defa kısa bir an da olsa yokluğumuzu hissetmelerini istiyorum."

"Harekete geçtiğimizi düşünüp korkmaları için mi?"diye sordu Gündüz.

Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım."Hayır,"dedim,sanki Kılıçarslan'ın aklından geçeni biliyor gibi,"yalnızca bir şeylerin değiştiğini bilmeliler."

Kılıçarslan gözlerime baktı ve başını salladı."Aynen öyle."dedi.

Gündüz,"Bakın,Boris'in son yaptığı beni düşündürmüyor değil.Ayağımızın dibindeki Tomris'i alıp malikanesine hapsedebiliyor. Ve biz,hiçbir şey yapamıyoruz."

"Biz vaktiyle,isteyerek ya da istemeyerek onun gücünü engellerken onun da eli kolu bağlıydı."dedi Kılıçarslan.

"Nasıl yani?"

"Bak Tomris,bunu hala nasıl yaptığımızı bilmiyoruz ama Komutanın söylediğine göre,Boris bir süre sessiz kaldı.Bunun sebebi ise planları değildi.Güçten düşmesiydi."

"Ne yani,bir kara büyü ustasının güçlerini engellediniz ve sebebini bilmiyor musunuz?"

"Tam olarak bilmiyoruz.Ama anlatmaya çalıştığım şey bu değil,o ansızın bizim elimizden bir şeyleri alabiliyor ve elimizi kolumuzu bağlayabiliyor.Bunu biz de yapabiliriz,büyünün güç dengeleri her an değişir."

Gündüz başını hızla olumsuz anlamda salladı."Biz onu nasıl engellediğimizi dahi bilmezken o biliyor Kılıçarslan.Benim bahsetmeye çalıştığım şey de onun birikimi.Yalnızca biz değil bizden öncekileri de tanıyor."

Kılıçarslan güldü.Gündüz ile birbirimize baktık."Bizden öncekilerin içerisinde bir Kaptan Kılıçarslan yoktu."dedi.

Gündüz gözlerini devirerek bıkkın bir nefes verdi."Yine başlıyoruz."dediğinde ben de başımı salladım.

"Bu kadar heyecanlanmayın,alt tarafı, gelmiş geçmiş en iyi Korsan birinci kademe ve daha nicesi kaptan Kılıçarslan ile zamanı arıyorsunuz."

"Korktuğumuz şey de tam olarak bu."dedi Gündüz kulağıma fısıldayarak.Ardından Kılıçarslan'a seslendi,"Bir Kılıçarslan daha yok diyerek güçlü insanları yeneceğine inanıyor olman gerçekten galip geleceğin anlamına gelmez."

"Gelir."diye bağırdı Kılıçarslan.

Ve yine bizi bekleyen uzun saatler boyunca yürüdük.Bazen sessiz,bazen atışmalı bazen de hayıflanarak.Fakat inkar edilemez bir gerçekti ki ilerledikçe mağara soğuyordu.

Biraz sonra herkesin beti benzi solmuştu.Herkes nefes nefese ve yorgundu.Kılıçarslan ansızın durdu."Bu kadar yeter,burada kamp kuracağız."

O,bunu der demez Gündüz yanıma geldi ve büyük,kahverengi eski işletmelere sahip çantasından iki tane uyku tulumu çıkardı.

"Teşekkür ederim."dedim gülümseyerek,uyku tulumunun içlerini açtım ve yere serdim.

"Tulumları birbirine yakın serin,ateş sönerse soğuktan hipotermi geçirme ihtimalimiz yüksek."

Kıvanç'ın söylediğinden sonra tüm mürettebat tulumları yan yana serdi.Tam tulumumu Gündüz'ün yanına serecekken kılıçarslan elimden aldı.

"Ne yapıyorsun?"

"Benim yanımda yatacaksın."

"Bu söylediğinde başka bir ima aramalı mıyım?"diye sordum gülerek.

Kılıçarslan oldukça ciddi bir şekilde,"Aramalısın."dedi.Bir anda gülüşüm soldu,gözlerim büyüdü ve ciddileştim.Kılıçarslan'ın yüz ifadesi ise bir anda gevşedi ve bu halime koca bir kahkaha attı.Ardından tulumu serdi.Yanına da kendininkini.

Gencay güldü."Soğuktan donmamak için böyle samimi bir ortam oluşturmamız ne kadar hoş."

Çağrı sinir bozukluğuyla burun kemerini sıktı.Gencay gülerek ona bakıp kolunu omzuna attı.Kıvanç,"Berkay yuvarlandığı an bittik biz beyler.Kendinizi kollayın."

Yüzünü bana çevirdi,hafifçe kaşlarımı kaldırdım,gülerek lafını düzeltti,"Beyler ve büyük Toprak Muhafızı Tomris Han."

Başımı salladım."İşte şimdi oldu."dedim.

Dündar ve Gündüz ateş için odunları dizdiler.Gündüz başını kaldırıp,"Kılıç yak şurayı."dedi.Kılıçarslan ellerini iki yana salladı,"Gerekmedikçe ateş kullanmam."

Gündüz kaşlarını çattı,"Gerekliliği mi var Kılıçarslancım donarak ölürüz burada."

Kılıçarslan başını yana yatırdı ve adeta küçük bir çocuk gibi,"Bana istemediğim bir şeyi yaptıramazsın."dedi.

Gündüz,bu defa ateşe uzak yerde sırtını yaslamış oturan Alaz'a baktı.Alaz da ellerini iki yana kaldırdı,"Hayatım boyunca istemediğim halde ateş kullandım uzun bir süre kullanmayı düşünmüyorum."

Kılıçarslan göz devirdi Alaz'a bakarak.Alaz da ona ters ters baktı.Sakin bir çocuktu ama nedense Kılıçarslan öyle bir etki bırakıyordu ki en sakin insan bile onunla yarışırken buluyordu kendini.

"Çekilin,"dedim öne atılarak,sağ elimi uzattım yavaşaça döndürdüm,ateş odunların altından başlayarak yukarıya doğru çıktı.

"Biri birinci kademe,biri ateş muhafızı ama küçük bir ateş bile yakamıyorlar."

Kılıçarslan başını mağaranın duvarına yasladı."Yakamadığımdan değil,seni ateş yakarken izlemek hoşuma gidiyor."

Ona ters bakışlarımı attım Gencay,"Yani Tomris sen de Kaptanıma biraz yumuşak baksan adamcağız sana burada latife ediyor."

Ona ciddi misin der gibi bakarken arkamda duran Berkay,"Öyle deme Gencay,bak geçen mağarada nasıl anlamlı bakışıyorlardı."

Çağrı,"Orada da Tomris tam ayık bile değildi."dediğinde hepsi kahkaha attı.

Dündar bile ve ben, ona inanamıyormuş gibi bakamk zorunda kaldım.Başımı iki yana sallayarak yerime döndüm.Berkay,tuluma ilk yerleşen kişi oldu.Kalın battaniyeyi üzerine aldı.Sağ tarafın en köşesinde o vardı.Hemen yanına da Kıvanç geçti.Ardından Çağrı,Gencay ve son olarak Dündar.Hemen sonra Gündüz ve Kılıçarslan.En sona da ben kalmıştım.Üzerime battaniyeyi alıp başımı koymadan önce gözlerim Alaz'a kaydı.Omzuna battaniye almıştı ve başını dizlerine yaslamıştı.Düşünceli gözlerle ateşi izliyordu.

Kendini bizimle uyuyabilecek kadar yakın hissetmiyordu belki de.Tam ağzımı açacakken Berkay doğruldu,"Alaz,uyumayacak mısın?"diye sordu.

Alaz başını iki yana salladı."Sanırım uyumamam daha doğru olur."

Kılıçarslan yatıp sırtını mürettebata yüzünü de benim yattığım tarafa dönerken,"Burada bir şeyin doğru olup olmadığına ben karar veririm."dedi.

Yattığı yerden mavi gözlerini bana dikti."İki saniye şu ukalalığını konuşturmasan mı?"

"Sen yeterki iste Toprak Muhafızı."diye geçirdi zihninden. Diğerleri duymadı çünkü ben, yalnızca bana açtığı zihninin fısıltısını hissettim.Gözlerine daldım.Ne yapacağımı bilmezken yapmam gereken tek şeyi yapıyor gibiydim.

Berkay,"Gel buraya Alaz."dedi ve Kıvanç ile kendi arasındaki yeri açıp başka bir tulum serdi.O tuluma uzandığında ikisinin arası Alaz için ayrılmıştı.

Alaz emin olamıyor gibi baktı.

Bu defa Gencay dikildi,"Gel hadi Alaz.Üşürsün tek başına burada sana samimi bir ortam vaad ediyoruz."

"Ama ne samimiyet,"dedim gülerek.

Hepsi gülüşürken Berkay yeni yerine yerleşti."Gel hadi Alaz,hem sen yenisin öyle biz uyurken ayık kalmana izin veremeyiz."

Alaz'ı ikna etmek için bu cümleleri kuruyordu.Yoksa elbette mürettebat,ki normalde aksi olurdu,bu yeni çocuğa hemen alışmıştı.O,diğer ateş muhafızları hatta büyücüler gibi değildi.

Alaz en sonunda kabullenerek aralarına girip üzerine battaniyeyi aldı.

Ben başımı geriye yasladım.Ateşten çıkan çıtırtılar duyuluyordu soğuk mağarada.Kılıçarslan’a arkamı dönmek istedim.Ama yüzümü inanılmaz bir soğukluk karşıladı.

Yine zihninden bir fısıltı geldi kulağıma,"Direnme Toprak Muhafızı yüzünü bana çevir."

"Bütün gece zihnimle mi konuşacaksın?"diye sordum tıpkı onun yaptığı gibi zihnimle.

"Belki de bu gece zihninde öğrenmek istediklerim vardır."

"Kılıç,"dedim nefes vererek bu defa dışarıya çıktı sesim ama bizi bizden başkası duyamazdı."Yine yapıyorsun."

"Ne yapıyorum?"diye fısıldadı gözleri parlarken.

"Yine bir cümle kuruyorsun ve ben,"yine nefes verdim.Kaşlarımı çattım.O ise keyifle gülümseyip bana iyice yaklaştı.

"Ve sen,"nefesini verdi.Gündüz Kılıçarslan'ın arkasından kafasını kaldırıp dehşetle bize baktı.Kılıçarslan'ın arkası dönük olduğundan,Gündüz’ün karşısında mahcup olan tek kişi bendim.Gündüz başını iki yana sallayıp bu defa sırtını Kılıçarslan'a çevirdi.

Kılıç ise her şeyin farkında gibi,"Sen ne takılıyorsun şuna Toprak Muhafızı benimle ilgilenmeye devam et."dedi.

Ona ters bakışlar attım."Sıkıntılı mısın be adam?"diyerek ben de sırtımı çevirdim."Sen bilirsin,"dedi oldukça rahat bir sesle,"ısınmak için bana ihtiyacın olacak."

"Bu nasıl bir cümle?"diye zihnimden düşündüm ama zihnimin hala açık olduğunu fark ettiğimde Kılıçarslan da yine zihninden bir kahkaha attı.Bir dakika,zihninden nasıl kahkaha atabiliyordu?

"Çok kolay,"diye geçirdi,"gerçekten güldüğünü hayal et ama sesini dışarıya verme."

"Çık lan zihnimden."

"Kapıdan kov bacadan girerim."

"Zihin lan burası!"

Buna bir son vermek için gözlerimi kapatıp bariyerlerimi yerleştirdim ve girişleri kapadım."Sükunet ne güzel şey değil mi Kaptan?"diyerek gözlerimi açtım.

"Hayır değil."dedi inatlaşarak.

Sırt üstü uzanıp tavanı seyretmeye başladım.Yüzüm üşüyordu.

"Hatırladınız mı bir kere Alkurah'ın ormanlarında kaybolmuştuk."

Gencay'ın söylediğinden sonra herkes gülüştü."Alkurah'a mı gelmiştiniz?"

"Kısa bir iş içindi,"dedi Kılıçarslan,"gece vakti ormanda kaybolduk."

Gündüz güldü."Alkurah'ın ormanlarının büyük olduğunu söylemiştim ama beni dinlememiştiniz."

“Çok biliyorduysan gelseydin bizimle."dedi Kılıçarslan.

"Komutan bırakmadı."dedi Gündüz.

Güldüm."Kaybolmanız gayet normal orman büyük ve ağaçlar sürekli yer değiştiriyor."

Hep bir ağızdan aynı şeyi şaşkınlıkla dile getirdiler,"Ağaçlar yer mi değiştiriyor?"

Başımı olumlu anlamda salladım."Ağaçların şekilleri bile geceden sabah değişiyor.Alkurah bir hafta içerisinde aynı ormanda bir sürü canlı çeşidi yaşatabiliyor."

Gencay,"Kesinlikle en sevdiğim ada olabilir."dedi

Çağrı dalga geçerek,"Zaten diğer adalar cenneti de Alkurah'ı lutfedip seçtin."edi.

Berkay,"Öyle demeyin Algedi gayet güzel bir ada."dedi iç geçirerek.

"Neden böyle düşünüyorsun?"diye sordu Kıvanç muzip bir ses tonuyla.

Çağrı,"Yoksa o pazarcı kız yüzünden mi?"diye sordu.Hepsi kahkahalara boğuldu.Hepimiz tavana bakıyor ve birbirimizi görmüyorduk yalnızca yankılanan seslerimizi ve ateşin çıtırtsını duyuyorduk.

"Demek pazarcı kız Berkay,"dedim takılarak,"ne satıyordu?"

Gencay keyifle,"Berkay'ı etkilemek için ne satabilir koyun,kuzu,inek."söyledikten hemen sonra herkes kahkahaya boğuldu.

Berkay ise gururla,"Ne dalga geçiyorsunuz,bir yiğidin hele benim gibi güzel,geniş vücuda sahip bir yiğidin aklına giden yol mideden geçer."

Gencay,"Kaptanım siz de vücudu güzel ve geniş biri olarak yiğidin aklına giden yolun nereden geçtiğine inanırsınız?"diye sordu.Güldüm.

Kılıçarslan da sinir bozukluğuyla güldü."Vücudu güzel bir Kaptan olarak bunu hiç düşünmedim Gencay."

Çağrı,"O zaman düşünün kaptanım."dedi.

Dündar,"Kaptanım vaktiyle şiirlere merak salan sizdiniz vardır güzel bir sözünüz."diyerek sessizliğini bozdu.

Bunun ardından da gülme sırası bendeydi.Kılıçarslan bozulmuş gibi,"Birincisi ben öyle uzun uzun bir şeyler okumam o yalnızca Komutanın bana dayattığı edebiyat ürünlerinden biriydi."

Berkay,"Tabiki öyleydi Kaptanım.Zaten sizin şiirle ilgilendiğinizi düşünmek bizi derinden yaralardı."dedi.

Kılıçarslan kaşlarını çatarak başını kaldırdı,"Ne var canım ben edebiyatla ilgilenemez miyim?"

Çağrı kahkaha attı,"Kaptanım bene edebi kişiliğinizi desteklemeyi Başbalık'a gittiğimiz gün bıraktım."

"Noldu ki o gün?"diye sordum.

Gündüz söze girdi."Kılıçarslan su altı adasının liderinin odasına girebilmek için kızını ayartmaya çalıştı."

Dündar,"Hem de ne ayartmak."dediğinde Kılıçarslan'a yüzümü döndüm.Bana yandan kaçak bakışlar atıp geri çekti."Yani öyle değil Tomris,"dedi toparlamaya çalışarak.

Berkay,"Ne öyle değil Kaptanım,girdiniz adamın sarayına,ilk gün bir sorun da yoktu.Kızla gayet iyi anlaştılar.Hatta kız Kaptana bayıldı."Kıvanç devam etti,"Hatta o kadar bayıldı ki ikinci günün sonunda Kaptan ile evlenmek istedi.Ama kaptanın ona dillere destan bir evlilik teklifi etmesi gerekiyormuş."

"Sahi Kaptanım o zamanlar kaç yaşındaydınız?"diye sordu Çağrı.

"Yirmi bir."dedi Kılıçarslan,"yedi yıl önce."

Şaşrıdım."Kılıçarslan sen yirmi sekiz yaşında mısın?"diye sorudm.Başını olumlu anlamda salladı.

O kadar şaşırmıştım ki doğruldum."Kılıç sen nasıl yirmi sekiz yaşındasın?"

"Ne demek nasıl Toprak muhafızı,baya yirmi sekiz yaşındayım."

Gündüz gülerek bana bakıyordu.Aramızda bu kadar yaş farkı olduğunu elbette biliyordu.Ama benim bu zamana kadar gözümden nasıl kaçmıştı?

Berkay,"Tomris sen kaç yaşındasın ki?"diye sordu.

"Yirmi."dediğimde hepsi şaşırdı.

Bu defa Gencay doğruldu,"Bu nasıl olabilir Tomris sen büyük duruyorsun."

Gündüz başını olumsuz anlamda salladı."Tomris gayet yaşı duruyor sadece yaşından olgun düşünüyor.Ama Kılıçarslan hep yirmi yaşında kalmış gibi."

"Çok komik Gündüz,"dedi Kılıçarslan,ardından bana kaçamak bakışlar attı,"Toprak Muhafızı beni yaşlı bulamadın değil mi?"

Tekrar yerime uzandım."Yani yaşlı bulmak demeyelim de sen benim yaşlarımdayken evleniyormuşsun diyelim."

Ve koca bir kahkaha koptu.

Berkay devam etti."Neyse Kaptanım son gün bir yüzük aldı.Evlilik teklifi edip babasının mührünü alacaktı ve kaçacaktı.Ama kızın evlilik teklifi için beklentisi büyüktü."

"Ne kadar büyük olabilir?"diye sorduğumda hepsi aynı anda,"Çok büyük."dedi.

Çağrı devam etti bu sefer."Kaptanın suyu yönetebildiğini biliyordu.Kızın istediği şey su altı şehrinin üzerindeki döngüyü gökyüzünde kadar çıkarıp ona yıldızları göstermesiydi."

"İyi ama yıldızlar kayıp."dedim hızla.

Çağrı,"Zaten sorun da buydu.Kaptan'a yıldız tozu bulmasını ve tozlardan büyük bir yıldız yapmasını söyledi.Kaptan da yapmadı tabiki."dedi

Kılıçarslan başını iki yana salladı,"İstesem yapardım.Ama yıldızları gökyüzünden sökecek kadar sevmek bu kadar doyumsuz bir evlilik teklifi ile gerçekleşmiyor."

Çağrı,"Kaptanım bu söylediğiniz,kıza evlilik teklifi ederken söylediğiniz edebi cümleyi yok etmiyor."dedi gülerek.

En sonunda Gencay,"Kaptan kıza gidip yıldız tozu getirmediğini çünkü bunun yerine kendi dişlerini söküp toz haline getirirse daha çok parlayacağını ve sonsuza kadar mutlu olacaklarını söyledi."

"Ne,"dedim şaşkınlıkla ve gecenin en büyük kahkahasını attım.

Kılıçarslan bile dayanamayıp gülmeye başladı."Bence dişlerim çok değerliydi ama o kız bunu kavrayamadı."

"Kim ne yapsın senin parlayan dişlerini Kılıç."deid Gündüz.

"Karanlıkta yolunu bulmak için mi kullanacaktı."dedim gülerken zorlukla.Ardından aklıma gelen şeyle daha çok gülmeye başladım,"Kılıçarslan'ın dişlerini cidden döküldüğünü hayal etsenize."

Kılıçarslan yüzünü bana çevirdi.Artık tavanı değil yalnız beni izliyordu.Ben ise gülmekten başka bir şey yapamıyordum.

"Gerçekten çok komik olur."dedi Gencay kendini tutamayarak."Merak etme Tomris öyle bir şey olursa Kaptanımız sen olursun çünkü dişleri olmayan bir Kaptan bize karanlıkta yolumuzu gösteremeyebilir."

"Merak etmeyin ben size yardımcı olucam."

Gece boyu gülüp durduk ve Gencay sessizliği on dakikada bir bozarak,"Şunu hatırlıyor musunuz,bir keresinde Berkay ejderhanın kuyruğunda asılı kalmıştı,şunu hatırlıyor musunuz bir keresinde hepimiz rehin alınmıştık ve Çağrı o kadar zayıftı ki zincirlerden bileklerini çıkarmıştı,şunu hatırlıyor musunuz bir gün az kalsın yanardağdan kayıp düşüyordum ama Kaptan beni kurtarmıştı."anılarından bahsetmeye başladı.

En sonunda ise Berkay,"Gencay sus,yoksa bu sefer kimse seni kurtaramayacak."diyerek geceyi bitirmişti.

Ateşin çıtırtısını duyarken yorgun bedenim kendini uykuya bırakıyordu.En son ise bir şekilde kapısı aralanmış ve usulca içeriye sızılmış zihnimde gerçekliğinden emin olmadığım bir cümle yankılandı.

"Dişlerimin olmaması sana komik gelebilir Toprak Muhafızı ama bir gün,dişlerin dökülüp çirkin bir adam olacak kadar yaşlandığımda bile yanımda ol isterim.İşte o zaman kimin çirkin olduğu önemsiz kalır.Yalnızca sen,ben ve yıldızlar."






************

Kaptan kalbim dayanmıyor yapma.

Herr neyseee çok gecikti farkındayım ama tıkanmalarıma alıştınız diye düşünüyorum WFELFWU

Umarım 20. bölümden önce bir on bin oluruz ilk kitap finalinde.Videolarla destek olursanız çookk sevinirim.İstediğiniz zaman bana yazabilirsiniz uzun uzun kzg konuşabiliriz.

Her neyse bölümün son sahnesi aile gibi hissettirdi onları çok seviyorum bir mağarada herşeyden uzak geçmiş hakkında saatlerce konuşabilirim hepsiyle.

Sizinle de tabiki.Hepinizi çok öpüyorum ballarım yorumlarınızı eksik etmeyin iyi ki varsınız.













Bölüm : 04.01.2026 16:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...