
Selamlar canlarım yeni bölüm ile geldim.
Veto atıp yorum yapmayı unutmayın sayfamı takibe alırsanız sevinirim. Sizleri seviyorum🥰
İyi okumalar yorumlarda buluşalım.
____________________________
Saat geceyi çoktan devirmişti. Zaman artık yalnızca sessizliğin nabzında akıyordu.
Barlas, Aden'in nefesleri düzene girdiğinde yavaşça yerinden kalktı başının altına yastığı koydu. Üzerini usulca örttü, saçlarını okşadı yanağında ki parmak izinin üzerine kuş tüyü kadar hafif bir öpücük kondurdu. Başını geri çekmeden, Aden'in dudağının kenarındaki yara izine yaklaştırdı dudaklarını. Ama canını acıtmaktan korktu. Bunun yerine boynuna dudaklarını bastırıp kokusunu derince içine çekti. Yaşamayı tekrar hatırlatan o koku, yüreğine ev sahipliği eden bu küçük kadının sevdası, genç adamın kalbine sığmıyor; taşarak etine, kemiğine, ruhuna yayılıyordu .Aden boynunda hissettiği baskı ile hafif kıpırdanınca Barlas geri çekildi uyanmasını istemedi. Son bir bakış attı uzun, suskun, içinde tonlarca duygu barındıran bir bakış bıraktı ona. Sonra odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Odadan dışarıya adımını attığı dakika Aden'in yanındaki o sakin adam kayboldu.
Ayak sesleri, geceye inen bir öfkenin adımları gibiydi. Her adımı karanlıkta yankılandı, her adımda içinde bastırdığı bir sızı vardı.
Alt kata indiğinde salonun ışığı yanıyordu. Ferman, tek başına koltukta oturuyordu. Başını iki elinin arasına almış başını yere eğmiş öylece oturuyor du, sanki zihninde onlarca savaş dönüyordu. Sehpanın üzerindeki küllükte bir sigara yanıyor ama tüten dumanı bile fark edemeyecek kadar dalgındı.
Barlas, ağır adımlarla ilerledi. Karşısındaki koltuğa sessizce oturdu. Pantolonunun cebinden sigara paketini çıkardı, bir dal alıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Çakmak çakıldığında salonun sessizliği alevin çıtırtısıyla delindi.İlk nefesle birlikte içine çektiği duman gibi sustu bir süre.
Birkaç dakika boyunca konuşmadılar. Sadece saat tıkırtısı vardı. Ve kül tablasında kendi kendine yanan bir vicdan gibi tükenen sigara.
Ferma iki elinin arasındaki başını kaldırmadan : " Bir gün olsun saçının telini incitmedim Aden'in ." Dedi boğuk çıkan sesiyle. " Ben onu ne şartlar altında büyüttüm Barlas bunu en iyi sen biliyorsun." Sesi git gide güçsüzleşip titriyordu. Barlas ile dostluğu çocukluktan geliyordu yan yana geldiklerinde ve telefon görüşmelerinde bir birlerine dertlerini anlatırlardı. Şimdi ise dostlukları sarsılmıştı bunun yüküde ayrıydı ikisi için.
Barlas sırtını koltuğa yaslayıp parmaklarının arasındaki sigarasın dan derin bir nefes aldı. Hiç ses çıkarmadı bakışlarını Ferman'a sabitleyip dinledi.
" Ulan ben kardeşim için çocukluğumdan vaz geçtim saçının tek bir teli incinmesin diye . Abiden çok baba oldum ben ona Barlas ." Dedi gözleri dolmaya başladı dim dik durmaya çalışan Ferman'ın.
" Sen Aden'i en son beş yaşında gördün ." Yere eğdi başını iki elinin arasından kaldırıp Barlas'a baktı dolmaya başlayan gözleri ile. " O bıcır bıcır neşeli kızı gördün en son . O gün bile Aden için seninle kavga etmiştim. Aradan geçen üç yıl sonraki hâlini görmesende az çok biliyordun ne yaşadığını anlatırdım sana ." Üç yıl sonrası ise Aden babasının ölümüne şahit olmuştu . Ferman bakışlarını, Barlas'a sabitledi.Bir yandan içinde Aden'in maruz kaldığı şiddetin acısını yaşarken bir yandanda çocukluktan bu yana dost bildiği adamın ihanetinin acısı vardı bakışlarında.
Barlas, Ferman'ın sözleriyle başını hafifçe eğdi. Yüzünde geçmişin gölgesinden doğan bir tebessüm belirdi. Gözlerini sigaranın dumanına dikti, derin bir nefes aldı. Sonra kelimeler yavaş yavaş, sanki kalbinin en dibinden sökülürcesine döküldü dudaklarından.
"Hatırlıyorum.Beş yaşındaydı. Seninle bahçede oynuyorduk. Mardin'den Antep'e gelmiştik. O gün Aden birden ağlamaya başlamıştı. Nedenini hatırlamıyorum ama ağlaması içimi delip geçmişti. Kucağıma almıştım. Cebimde Deva için sakladığım bir çikolata vardı. Onu verdim. Eline çikolatayı alması ile Aden sustu. O minik elleriyle çikolatayı tuttu, sonra bana baktı." Dedi sanki o anı tekrar yaşıyormuş gibi. "Gülümsedi. O gamzeler... O gamzeleri gördüğüm anı unutamam. Sonra yanağımı öptü. 'Teşekkür ederim,' dedi. 'Sen bana yine çikolata alır mısın?' diye sordu. 'Alırım,' dedim."
Gözleri şimdi uzak bir boşluğa dalmıştı. Sanki yıllar önceki o ana geri dönmüştü.
"Sonra, 'Büyüyünce de alır mısın?' dedi. Yine 'alırım' dedim. ' ama sen uzakta yaşıyorsun alsan bile getiremezsinki ' dedi Ve en son... 'Ben seninle evleneceğim. O zaman uzak olmazsın. Bana bir sürü çikolata alırsın' dedi. Ben de 'tamam sen bir büyü' dedim. O zaman sadece susturmak içindi söylemiştim bu sözü . Ama birkaç ay önce bana öyle bir gülümsedi ki, o gamze... her şey geri geldi. O günü, o sözleri, o çikolatayı hatırladım." dedi birkaç ay önce Aden'in bir gülümsemesi ile unutmam dediği gamzelerini gerçekten unutamadığını gördü tek bir gülümseme si ile. " Şimdi ise o küçük kız benim kaderim oldu ."
Kafasını iki yana salladı, buruk bir tebessümle güldü.
"Ve sen o zaman da aynıydın. Kızgın boğa gibiydin. Burnundan soluyordun. Aden'i benden kıskanmıştın."
Bakışlarını Ferman'a çevirdi. Sesi yumuşaktı ama içinde saklı bir gurur ve sahiplenme vardı.
"Ve ne oldu biliyor musun? O küçük kızın dediği oldu. Şimdi benimle nişanlı ,ve Allah katında karım."
Ferman'ın çenesi hafifçe seğirmeye başladı. İçindeki eski kıskançlık kabuk bağlamış bir yara gibi yeniden kanamaya başlamıştı. Başını hafifçe çevirdi, sesi kırgın ama içinde diken gibi batan bir gerçek vardı.
"Demek ki ta o zamandan anlamışım senin böyle bir piçlik yapacağını. Onun için kavga etmişim ."
Barlas başını çevirdi, dikkatle Ferman'a baktı. Sessizliğin içinde yankılanan duygular ağırdı. Ve bu yüzden Ferman'ın savurduğu küfrü dâhi duymamazlıktan geldi.
"Çocukken bile kıskanmıştım seni, evet. Çünkü Aden bir gülümsedi mi dünya duruyordu. Ve sen o gülüşü paylaşmaya cüret eden tek kişiydin. Şimdi de öyle. Onu seviyor olman, seni haklı yapmaz Barlas .Sen benim dostumdun. Ama dostum dediğim adamın yüzüğünü kız kardeşimin parmağında görmeye tahammül edemiyorum."
Bir an sustu. Sesi yumuşamıştı Ferman'ın ama aradaki buz hâlâ erimemişti .
" İster tahammül et ister etme bu gerçekleri değiştirmez ." Dedi buzgibi çıkan sesi ile Barlas.
"Ben o gerçeği değiştirmesini bilirdim ama Aden'e kıyamadım. " Aden'in yüzündeki izler tekrar aklına gelince sert bir soluk verdi. " Bugünde benim kıyamadığım kardeşime o piç kıydı."
Son cümlede boğazı düğümlendi. Başını eğdi, omuzları çöktü.
Barlas'ın gözleri karardı. O an, içinde uyuyan başka bir adam uyandı. Karanlık, keskin ve acımasız. Sözleri bu karanlıktan döküldü:
"Bedelini ödeyecek. Aden'in saçının her teli için Savaş iti nefes aldığı her anın hesabını verecek. Aden'in yaşadığı her korkunun, her gözyaşının cezasını çekecek o piç"
Ferman başını kaldırdı. Karşısında eski dostunu değil, bir lideri görüyordu. Mardin'in Karahan Aşireti'nin ağasını... İstanbul'un yeraltı dünyasının karanlık efendisini. Ve o adam şimdi, kız kardeşi için savaş açmıştı.
"Düğünü erkene alacağım," dedi Barlas. "En yakın tarihte olacak."
Ferman öfkeyle doğruldu bir anda Barlas'ın sözlerini duyunca hiddet ile.
"Hayır! Bu düğün yangından mal kaçırır gibi olmaz. Zaten hâlâ kabul etmiş değilim siz-"
Barlas sözünü bıçak gibi kesti. Sesi tok, kararlı ve acımasızdı:
"Sen yoktun Ferman! Bu gece karımın yanında sen yoktun. Ama ben vardım. Sen benim karımı koruyamadın."
Ferman'ın yüzü gerildi. Yumrukları dizlerinde sıkılı duruyordu.
"Karım deyip durma," diye hırladı. "Aranızda sadece dinî nikâh var. Hâlâ yasal olarak-"
"Benim için yeterli," dedi Barlas, gözlerini kaçırmadan. "Ve bundan sonra Aden'i bir daha yalnız bırakmayacağım. Aden sıradan bir kadın değil artık.Karahan ailesinin gelini ve benim karım."
Bir an sustu. Sonra, Ferman'ın yüreğini çatlatırcasına devam etti Barlas.
"Bu düğünü erkene almama hiçbir şey engel olamaz. Aden'in adı artık benim adımla anılıyor. Karıma yapılan herşey bana yapılmış olur . Aden'e kalkan o el bugece banada kalkmış sayarım ve ben Aden'e yapılanı unutacak bir adam değilim."
Ferman öfke ile alıp verdiği solukla göğsü hiddetle inip kalkıyordu. " Kardeşime yapılanı bende unutmam ! Senden önce ben varım kardeşime yapılanın hesabını sormak için ve sen bu durumu fırsata çevirip düğünü erken bir tarihe alma çabasında sın ama be- " sözünü bitirmeye fırsat bulamadam Barlas bıçak gibi kesti sözlerini gözlerindeki taşan öfke ile.
Sesi daha da sertleşti Barlas'ın:
"Aylar önce evine adamlar girdiğinde de koruyamadın kardeşini. O zaman da Fransa'daydın. Başını işten kaldıramıyordun. Bugün de yoktun. Aden o piçin şiddetine maruz kalırken yine yoktun. "
Odadaki hava buz gibi kesildi. Sessizlik, Ferman'ın içine işledi. Barlas bir adım daha ileri gitti.
"O gün de ben yanındaydım Aden'in. Bugün de ben vardım. Ve ben... karımı savunmasız bırakacak bir adam değilim. İster bizim sevdamızı kabullen, ister kabullenme. Bu beni ilgilendirmez. Ama bu düğün olacak. Hem de en kısa zamanda . Buna ne sen nede bir başkası engel olamaz eğer ki engel olmak isteyen olup karşımda durmak isteyen olursa kim olduğu umrumda olmaz ezer geçerim." Dedi tehdit eder gibi .
Ferman başını eğdi. Gözlerinde yenilginin acısı vardı. Barlas'tan korktuğu için değildi başını eğmesi Aden'i koruyamadığı içindi. Ve bazı gerçekleri Barlas'ın yüzüne vurmasının ağırlığından dı.Sonunda Ferman konuştu, sesi yorgundu ama kabul taşıyordu.
"Seninle evlenmesine hâlâ razı değilim. Şimdi kabul ediyorsam sırf Aden ikimizin arasında daha fazla kalıp yıpranmasın diye kabul ediyorum .Ama bu içime sinmeyecek."
Barlas başını eğdi. Zafer, bazen bir yük gibi olurdu.
"Yarın Aden'e bir şey söyleme. Onunla ben konuşurum."
Ferman başını sallamakla yetindi. O an, iki adam da anladı ki bazı savaşlar kazanılmazdı ,sadece kabullenilirdi.
Barlas kısa bir süre daha oturtup evden ayrıldı. Zaten gün ağarmaya başlamıştı bile . Arabasına bindiği gibi Savaş'ın yanına depoya doğru yola çıktı. Şimdi hesap vaktiydi .
🕯️🕯️🕯️🕯️
Geceden kalan soğuk, sabahın ilk ışıklarıyla daha da keskinleşmişti. Beton zemin çatlayacak gibiydi, içerideki paslı demir kokusu mideye oturuyordu
Soğuk, içerideki nemle birleşip taş duvarlara sızmıştı. Demir kapı gıcırdayarak açıldığında içerideki karanlık birden titredi. Ayak sesleri yankılandı ağır, kararlı, her biri öfkeyle atılan bir adım.
Barlas içeri girdiğinde depo hâlâ gecenin izlerini taşıyordu. Ortalık darmadağındı; köşede bir sandalye devrilmiş, yerde kan lekeleri donmaya yüz tutmuştu. Ama merkezde zincirlerle sabitlenmiş, kan içinde bir adam yatıyordu. Savaş. Gece önce Ferman'ın öfkesinden payını almış,sabaha karşı Cihangir den. Şimdi ise payına düşeni Barlas'ın elinden alacak Aden'in saçının teline dokunmanın bedelini ağır bir şekilde ödeyecekti.
Barlas adım adım yaklaştı. Gözleri kıpkızıl, çenesi kilitli, nefesi bile öfkeyle doluydu. Derin bir sessizlik vardı içerde, ama iç sesi içeriden bir şeyler bağırıyordu. Sevdiği kadının canını yakan birinin hâlâ nefes alıyor olması, ona hakaretti.
Ceketini usulca çıkardı. Kol saatini bileğinden çözüp köşedeki masa üstüne koydu. Karanlığın içinde yalnızca zincirlerin metal sesi, ayak sesleri ve Savaş'ın boğuk nefesi vardı.
Savaş başını usulca kaldırıp dudağının kenarından sızan kanı umursamadan zar zor gülümsedi. " Daha erken bekliyordum seni Karahan." Dedi zarzor çıkan sesi ile . Bedeni oldukça bitkin düşmüştü ama bunu umurasamadan güçlü durmaya çalışıyordu Barlas'ın karşısında.
Barlas tek kelime etmeden ölümü çağrıştıran bakışlarını Savaş tan ayırmadan ağır ağır adımladı yanına doğru.
" Beni beş yıldır yaktığı gibi senide yakmış Karahan. Bir erkeğin aklını başından alacak kadar güzel,zeki ve zarif bir kadın. " Dedi dik durmakta zorlanarak.
Barlas ise tek kelime etmeden karşısında duruyor Savaş'ın son zırvalıklarını dinliyordu biraz sonra içindeki öfkeyi kusacaktı.
Savaş olduğu yerde sendeleyerek konuşmaya devam etti:
" Hele o masumluğu yokmu işte beni bitiren de o oldu . " Yüzündeki aptal sırıtma bir anda kaybolup yüzünü bir öfke bürüdü. " Nişanlanıp,dini nikah kıymış olmanız dahi benim için bir engel değil! Aden'i sana bırakmam ." Dedi hiddetle."Gerekir ise yıllardır aşık olduğum kadını kendi ellerim ile toprağa gömerim ama senin olmasına müsade etmem. "
Barlas sabrının sonuna gelmişti Savaş'ın sözleri ile .
" Karımın adını ağzına alma lan şerefini siktiğim! " Hiddetle bağırarak Barlas, ilk yumruğunu Savaş'ın yüzüne geçirdi.Yumruk kemiğe çarptığında çıkan ses, bir şeylerin kırıldığını işaret ediyordu. Savaş'ın başı savruldu. " Karımın adını sikik ağzına alıp kirletme . Ulan beş yılını zehir etmişsin hâlâ aşk diyorsun seninki hastalık lan hastalık!" Diye boğazı yırtılır casına bağırdı adeta depo Barlas'ın öfkesi ile titredi. İkinci yumruğunu kaldırıp Savaş'ın yüzüne tekrar indirdi.İkinci yumruk burnunu parçaladı. Üçüncüsü, çenesine indi.
" Karıma yaptıklarının bedelini tek tek ödeyeceğim sana! " Diyerek ardı arkası kesilmeyen yumruklarını Savaş'ın yüzüne indirmeye devam etti.
Savaş yüzüne inen darbeler ile tek kelime edemedi. Depoyu Barlas'ın öfkesi ile attığı yumrukları ve Savaş'ın acı dolu çığlığık sesleri yankılandı. Cihangir ise dün geceden beri durduğu yerde Barlas'ın Savaş'ı yerle bir edişini izledi.
Barlas kendini kaybetmiş bir şekilde saniyeler,dakikaları , dakikalar saatleri kovalar oldu ve Barlas durmadan, saatlerce devam etti. Yumruk, diz, tekme... Omzuna, göğsüne, böbreğine, karnına... Nefes almadan, düşünmeden, hiç merhamet göstermeden Savaş'ı dövmeye devam etti.
"Derdin neyse benim karşıma çıkacaktın karımın değil .Gücün gerçekten yetiyorsa, karşıma geçip erkek gibi savaşsaydın." Dedi Savaş'ın karın boşluğuna yumruğunu geçirerek.
Depoda yankılanan Savaş'ın bağırtısı bir kurban çığlığı gibiydi.Cihangir sessizce izliyordu.
"Ama sen pisliğin önde gideni, cesaretsizliğini karımın üzerinde kullandın!"
Zaman diye bir şey kalmamıştı içeride. Dışarda gün aydınlanıyor muydu, yoksa geceyemi dönüyordu bilinmiyordu. Barlas için tek gerçek, Aden'in yüzündeki korkuydu. Onun sesi, onun gözyaşı, onun titreyen bedeni , her biri Barlas'ın içine işlemişti.
Yerde, parçalanmış bir yığın gibi duran Savaş'ın başını saçlarından tutarak kaldırdı. Yüzüne eğildi. Nefes nefese ama hâlâ dimdikti.
"Sen..." dedi, dişlerinin arasından.
"Sen Aden'in tenine dokundun canını almak için .Gözlerine korku düşürdün. Karıma el kaldırdın. Ve hâlâ yaşıyorsun..."
Savaş boğuk bir inleme çıkardı. Cevap veremedi, dişleri kırılmıştı, dudakları parçalanmıştı.
Barlas elinin birini kaldırdı, Savaş'ın sağ elini bileğinden kavradı.
"Bu parmaklarla mı dokundun karıma?" dedi.
Baş parmağını tuttu.
"Kadına el kaldırmak ne zamandan beri adamlık oldu ha?" Tuttuğu parmağı hiç acımadan kırdı.
Savaş canın acısı ile bağırmaya başladı depoda çığlığı yankılandı.
"Hangi kitapta yazıyor erkeğin, bir kadına el kaldırabileceği? Adam dediğin, gücünü kadına mı gösterir ha?!"
İkinci parmağını kırdı .
"Adam olan, korunmasız bir kadının karşısına dikilir mi lan ? Gücünü masum bir kadının üzerinde kullanır mı? " Diyerek
Üçüncü, dördüncü, beşinci parmakları hepsi birer birer kırıldı. Her biri Barlas'ın içindeki yangına bir parça su serpiyordu ama yetmiyordu.
Sonra Barlas bir adım geri çekildi. Gözlerini yumdu. Derin bir nefes aldı. Açtı ellerini, tekrar yaklaştı Savaş'a doğru .Bu kez sağ kolunu kavradı.
"Bu kollundan mı güç alıp vurdun karıma?"
Bir diz darbesiyle Savaş'ın omzunu sabitledi. " Hiç mi acımadın lan nasıl kıydın."Dirseğinden kolunu yukarı büktü.
"Gücünü, bir kadının üstünde gösterecek kadar şerefsizsin. Ama ben sana gerçek gücü göstereceğim."
Son bir baskıyla kol kemikleri yerinden oynayarak kırıldı.
Savaş artık sadece inliyordu. Ne bağıracak nefesi kalmıştı ne de dayanacak dermanı.
Barlas eğildi, nefesini Savaş'ın yüzüne kadar indirerek söyledi:
"Aden, benim her şeyim... Sen benim canıma dokundun." Öfke ile göğsü hiddetle inip kalkıyor du içindeki öfkenin alevi halen damarlarında sinsice geziniyordu."Ve sen benim karıma yaptığının bedelini en ağır şekilde ödeyeceksin. Pis canını şimdi almayacağım ama hergün ölmek için yalvaracak sın bana."
Bir süre Savaş'ın yüzüne baktı dinmek bilmeyen öfkesi ile . Sonra sessizce doğruldu. Elini pantolonunun cebine attı, sigarasını çıkardı, çakmakla ateşledi. Bir nefes çekti.
"Cihangir," dedi kapıya doğru dönerken, sesi buz gibiydi.
"Ölmesin ama ölmek için yalvaracak hale getirin . Ben her gün gelip özen ile ilgileneceğim ."
Bu sözler, Barlas'ın artık geri dönüşü olmayan bir noktada olduğunu gösteriyordu. Sevdiği kadın için kendi cehennemini yakmayı göze almıştı.
" Tamam abi ."
Adımlarını ağır ağır dışarıya doğru attı Barlas .Yüzünde kan vardı, ellerinde kırılmış kemiklerin izi , ama içindeki öfke hâlâ susmuyordu.
Aden'i seven Barlas gitmişti artık. Onun yerinde, sevdiği kadın için her şeyi yapacak bir adam vardı. Gerekirse kendi cehennemini yakacak kadar gözü dönmüş bir adam...
Soğuk, yeryüzünün her zerresini kışkırtıcı bir sessizliğe bürümüştü. Barlas, deponun kapısından çıktığı gibi dışarıdaki soğuk hava bedenine çarptı. Hava soğuktu ama Barlas'ın içindeki ve bedenin deki yangını söndürmeye yetmiyordu. Elleri hâlâ kanlıydı. Cihangir'in sessiz bakışı eşliğinde arabasına binmiş, kimseye tek kelime etmeden doğruca o eve geçmişti.
Kapıyı açar açmaz üst kata odasına çıktı hızlı adımlar ile odasına girer girmez üstünü çıkardı. Parmak aralarında kurumuş kana bulanmıştı.Duşun altına geçtiğinde suyun sıcaklığı bedenini değil, öfkesini yakıyordu. Ellerindeki kan, parmakları arasında kurumuştu. Duşun altına geçtiğinde sıcak su, tenini değil öfkesini yakıyordu.
Gözlerinin önünden Aden'in o hali gitmiyordu. Dudak kenarındaki kan, yanaktaki morluklar...
Gözleri, Aden'in o yüzünü hatırladıkça yeniden kararır gibiydi. O an, kim olduğunu, ne kadar güçlü olduğunu, neleri göze aldığını unuttu; sadece Aden'i düşündü.
Barlas gözlerini kapadı. Bir insan, sevdiği kadına dokunmayı düşlerken… başkasının o kadına el kaldırması… Bu yalnızca bir hakaret değil, bir cinnet sebebiydi onun için.
Barlas duştan çıktığında göğsü hâlâ inip kalkıyor, damarları öfkeyle atıyordu. Ellerinin titremesi durmuştu ama içinde fırtına hâlâ dinmemişti. O fırtınada kolay kolay dinecek gibide durmuyordu
O sırada karşıdaki evde, başka bir odada bir başka sessizlik vardı. Aden başını Ferman'ın göğsüne yaslamış gözleri karşısındaki duvara boş boş bakıyordu. Gece bitmişti ama kalıntıları Aden'in yüzünde ve ruhunda iz olarak kalmıştı. Bir diğer yandan Ferman'ın içini sızlatan vicdan azabı vardı. Dün geceden beri cehennem ateşinde yanıyor gibi içi yanıp kavruluyor du.
Aden için çocukluğundan vaz geçmiş bir abi bir baba olmuştu. Bu güne kadar Aden'in saçının tek bir teline zeval gelmesin diye koruyup kıllanmış ama dün gece Aden'in tenine Savaş'ın nakış gibi işlediği izleri gördüğünden bu yana içinde dinmek bilmeyen bir öfke kardeşinin yanında olmadığı için pişmanlık ve vicdan azabı vardı.
Ferman bakışlarını Aden'e çevirdi genç kadının bakışlarını boş bir şekilde duvara sabitlediğini görünce endişelendi ciğerlerini yakan titrek bir nefes çekip konuşmaya başladı:
"Aden iyi misin abim ?" diye fısıldadı. Sesindeki kırılma duvarlara çarpıp geri döndü.
Aden başını kaldırdı. Gözlerinin altında mor halkalar vardı. Ama o yine de Ferman’a gülümsemeye çalıştı.
"İyiyim," dedi kısık bir sesle. “Gerçekten...”
Ferman elini uzattı ama Aden'in yüzüne dokunmaya cesaret edemedi. Gözleri Aden’in yanağındaki morlukta, dudağındaki çatlakta takılı kaldı. Bir şeyler söylemek istedi ama kelimeler boğazına düğümlendi.
"Orada olmalıydım..." dedi sonunda, sesi çatallıydı. "Ben orada olmalıydım Aden. Kardeşimin böyle bir şey yaşamasına izin verdim."
"Sen nerden bilebilirdin ki abi ? Onun böyle bir anda çıkıp geleceğini, bana bunu yapacağını. Hiç birimiz bilemezdik bunu."
"Yine de," dedi Ferman, yumruklarını sıkarak. "Kendimi affedemem. Kafamı İşe gömdüm seni yanlız bıraktım .Şirketmiş... başarıymış... hepsi anlamsız şimdi. Ben o herifi kendi ellerimle—"
"Abi ? " Bedenini Ferman'a çevirip buğulanmış gözler ile baktı. " Kendini suçlamak tan vaz geç. Savaş--" Adını telaffuz ederken sertçe yutkundu. Zihnine dün gece yaşadıkları üşüştü. Savaş'ın gelişi yüzüne yediği tokat, saçlarının kökünden sökülürcesine çekilmesi , yere sertçe firlatılması ve en son ise canını almak için üzerine çöküşü. O iğrenç sözleri birer birer kulağında uğultu ile tekrar tekrar duydu. Artık ismini dahi duymak istemiyor du o adamın. Derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti. " O bunu yapmaya kafasına koymuş bir kere dün gece olmasa bir gün yine yapacaktı. Belki başka bir yerde,belki dışarıda ama yapacaktı. Ama dün gece evde olupta Barlas'ın sesimi duyması tamamen benim için büyük bir şanstı." Barlas'a karşı kendini mahçup hissediyor du . Ne zaman başı belaya girde ne zaman kötü birşey olsa ilk yetişen Barlas'tı ve Aden bu adamın yüzüne defalarca ' senden nefret ediyorum seni sevmiyorum ' diye haykırmıştı ve Barlas buna rağmen vaz geçmemişti. Aden şuanda bunun bilincinde olduğu için içinde büyük bir mahcubiyet vardı. Kalbini kırıp paramparça ettiği adam her defasında yanında olmuştu.
Ferman tam konuşacak iken odayı Aden'in telefonun sesi doldurdu. Ferman yatağın yan tarafındaki komidinin üzerinde duran telefona uzanıp aldı ekrandaki isme baktı.
Barlas ...
" Barlas arıyor." Diye sakin bir şekilde telefonu Aden'e uzattı.Aden bir an dondu. Ferman’ın ses tonunda öfke ya da kıskançlık yoktu. Sadece kırgınlıkla karışık, ağır bir kabulleniş.
Aden göz ucuyla Ferman'a bakarak çalmaya devam eden telefonu açıp kulağına götürdü: "efendim."
Barlas yumuşak bir ses tonu ile : " Kapıda arabada bekliyorum gelir misin? "
Aden cevap veremedi. Göz ucuyla tekrar Ferman’a baktı. Abisinin tepkisinden çekiniyordu dün gece yaşadığı cehennemde sonra abisi ve Barlas'ın arasında kalmaktan korkuyordu.Ne söyleyeceğini bilemedi. Dudakları aralandı ama kelime çıkmadı.
Ferman ayağa kalktı. Aden’in omzuna elini koydu, gözlerinin içine baktı.
" Git bekletme."
Aden’in gözleri hafifçe büyüdü. Barlas’ın adını duyduğunda damarları kabaran ağabeyi, şimdi onu bekletme diyordu.
O an, Ferman’ın bu kadar sakin kalmasına şaşırmıştı. Bir zamanlar Barlas'ın adını duyduğunda dahi öfkeden deliye dönen abisi, şimdi onunla görüşmesine sessizce izin veriyordu.
Aden yutkundu, sonra tekrar telefona döndü.
“Tamam,” dedi sade bir sesle.
Barlas’ın sesi bu kez biraz daha yumuşaktı:
“Bekliyorum güzelim.”
Telefon kapanınca Ferman Aden’in saçlarına usulca eğildi. Bir baba gibi, bir dost gibi, bir abi gibi öptü. Tek kelime etmeden sessizce odadan çıktı.
Aden bir süre yatağın ucunda öylece oturdu. Sonra yavaşça doğruldu. Gardırobun kapağını açtı.
Eline ilk ne geçtiyse alıp gardrobun kapağını kapattı.Bej rengi yüksek bel bir kumaş pantolon üzerine sade siyah bir bluz . Eline aldığı kıyafetler ile üzerini değiştirdi Spor ayakkabılarını giyip üzerine siyah kabanını aldı. Telefonunu cebine koydu.
Uzun kahverengi saçlarını toplamaya gerek duymadı. Yüzündeki izleri kamufle etmek için yüzünün sağ tarafını kapatmaya çalıştı aynaya bakmadan. Zaten artık hiçbir şey o izleri saklamaya yetmezdi.
Odasından çıkıp alt kata indiğinde Ferman ortalıkta görünmüyordu. Kapıyı açıp bahçeye çıktı.Bahçeye adım attığında serin hava yüzüne çarptı. Adımlarını yavaşça kapıya doğru sürerken, Barlas’ın görüş açısına girdi.
Barlas, arabanın ön kaputuna yaslanmış, bir elinde sigara, diğer eli cebinde bekliyordu. Gözleri Aden’e takıldığı an sigarasını unuttu. Bakışları yavaşça Aden’in yüzündeki her izde dolaştı.
O izler, dün geceyi anlatıyordu.
O morluklar, sessiz çığlıkları. Dün gece Aden'in o çaresizliği tekrar canlandı Barlas'ın gözünde. Aden'in tenine nakış gibi işlenmiş o izler Barlas'ın içinde bir yerlerin sızlama sına sebep olurken bir yandanda içindeki dinmek bilmeyen öfkenin dalgalanma sına sebep oluyordu .
Aden’in her adımını izledi. Saçlarının rüzgârda uçuşunu, başını öne eğişini, kabuğuna çekilişin. Aden'in kendine doğru attığı her adımı gözünü bir saniye ayırmadan içi titreyerek izledi. Aden'in bu masum hallerini gördükçe, birde dün gece maruz kaldığı şiddet tekrar zihnine akın edince Barlas'ın içinde depremler oluyor ama dışarıdan bakıldığı zaman en kazı görünmüyor du.
Aden yaklaştı. Barlas kaputun üzerinden doğrulup arabasının kapısını açtı. Aden bindi. Barlas kapıyı kapatıp kendi yerine geçti. Gözlerini bir an Aden'in yükünü taşıyan haline gezdirdi, sonra sessizce arabayı çalıştırdı.Barlas, direksiyon başında sessizce yol alırken, arabanın içinde sanki bir matem hüküm sürüyordu. Aden camdan dışarı bakıyor, zaman zaman dizlerinin üstünde duran ellerine göz atıyor, parmaklarının titremesini durdurmaya çalışıyordu. Her nefesi, içini kavuran bir hatıranın yeniden canlanmasıydı. Gözlerini kaçırıyordu, hem Barlas’tan, hem kendi gerçeğinden.
Araba yavaşça ilerliyordu. Dışarıda esen soğuk rüzgarın uğultusu dışında içeride başka hiçbir ses yoktu.
Motorun sesiyle birlikte ağır ağır ilerlemeye başladılar. Camdan içeri kara bulutların arasından süzülen kışın sabah güneşi, Aden’in yüzüne değiyordu ama içini ısıtamıyordu. Arabanın içi sessizdi. Sözcükler, dudakların kenarında asılı kalmıştı. Ne Barlas konuştu, ne Aden.
Konuşulacak çok şey vardı oysa. Ama o an hiçbir kelime, yaşanılanların altından kalkacak kadar güçlü değildi. Sessizlik, ikisinin arasında bir duvar değil; kırılgan bir köprüydü şimdi. Her nefes, içlerinde biriktirdikleri duygulara karışıyor, arabanın içinde ağır ağır dolaşıyordu.
Aden, gözlerini camdan ayırmadan dışarıya baktı. Yüzünden geçen ışık ve gölge, içindeki çalkantının sessiz izleriydi. Barlas göz ucuyla baktı ona ama bir şey demedi. Gözlerini yola sabitledi. Direksiyonun başında, direksiyondan çok Aden’in darmadağın ruhunu tutuyordu elleriyle.
Yol, ikisi için de hiç bu kadar uzun olmamıştı. Ne radyoda bir şarkı çaldı, ne de motorun sesi konuşmaları bastırmak zorunda kaldı. Hiçbir şey, bu suskunluğu bozamadı. Çünkü bazı sessizlikler öyle güçlüdür ki, insanın içini kelimelerden daha çok titretir.
Yol kıvrıldı, şehir geride kaldı. Deniz kokusu burna dolarken, Aden bir an gözlerini kapadı. O an bile, gözkapaklarının ardında Barlas’ın göğsünde geçirdiği gecenin izleri vardı.
Ve hâlâ susuyordu.
Barlas deniz kıyısında, kimsenin olmadığı tenha bir noktaya sürdü arabayı. Motorun sesi sustuğunda, içeriye yalnızca dalgaların ritmi ve zamanın sessizliği doldu.
İkisi de konuşmadı.
Aden cama yasladığı başını geri çekti. Bakışları dalgaların uzağında değil, içindeydi sanki. Sakin görünüyordu ama o sakilliğin ardında parçalanmış bir ruh gizliydi. Gözleri hâlâ şiş, ama kararlıydı. Yaşamaya mecbur edilmiş bir kalbin, ayakta durma çabasıydı onunki.
Deniz, uzaktan sakin görünüyordu ama yaklaşınca dalgaların dibinde bir sarsıntı hissediliyordu. Tıpkı Aden’in ruhu gibi... yüzeyi durgun, içi kırık.
Barlas göz ucuyla Aden’e baktı. Sessizlik, ikisinin arasında ağır bir perde gibi asılıydı. Aden bakışlarını camdan dışarıya çevirmiş denizin dalgalarının hırçın bir şekilde kayalara çarpşını izliyor du ama zihni çok uzakta, belki de hâlâ dün gecede takılı kalmıştı. Gözleri sönüktü. Parmakları, dizlerinin üzerinde kenetlenmişti.Barlas bir an Aden’e kaydı bakışları. Yüzündeki morluklar, dudak kenarındaki kabuk, göz altındaki solgunluk... hepsi dün gecenin acı tanıklarıydı. Ama asıl yıkım, Aden’in içindeydi. Onu en iyi bilen Barlas, sessizliğin bu kadar yüksek sesle bağırabileceğini ilk kez öğreniyordu.
Barlas sıkıntı bir nefes çekti derince . Bedenini tamamen genç kadına çevirdi."Nasılsın?" Diye sordu. Paramparça bir halde olduğunu görüyordu ama Aden'in sesini duymaya ,ne hissettiğini bilmek istiyordu.
Aden denizdeki bakışlarını Barlas'a çevirdi. " Bilmiyorum" dedi titrek bir nefes vererek " sanki bir boşlukta süzülüyorum her an yere sert bir şekilde çarpacak mış gibi hissediyorum. Buna rağmen iyi gibi görünmeye çalışıyorum."
Kırılgan cümle, göğsünde yankılandı genç kadının. Barlas bir süre cevap vermedi. Sessizliği bölmek istemedi belki de. Ama sonra yavaşça elini Aden’in elinin üzerine, onun istemeyeceği kadar sert olmayan, ama çekilmeyecek kadar yumuşak bir şekilde koydu.
“Sadece iyiymiş gibi davranmanı istemiyorum,” dedi. “Gerçekten iyi olmanı istiyorum, Aden.”
Aden tek kelime etmeden bakışlarını dizlerinin üzerindeki Barlas'ın avucu arasındaki sım sıkı tuttuğu ellerinde gezindirdi bakışlarını. Barlas'tan ne zaman kaçsa yine onun avuçları arasında buluyordu kendini. Hemde en çok koruyup , kollayan sahiplenen ve sevgisi günden güne arttığını görüyordu. İşin garip tarafı da Aden kendini Barlas'ın yanında güvende hissediyor du.
Üzerindeki yoğun bakışların farkındaydı gözlerini hâlâ Barlas'ın avuçları arasındaki elinden çekmeden: " “Saba uyandığımda yoktun,” dedi, sesi biraz çekingen, biraz utangaç. “Ne zaman gittin?”Nedense uyandığından beri bunu merak ediyor du .
Barlas’ın dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi. Aden’in o hâli, göğsüne sığınmış hâli hâlâ zihnindeydi, kalbinde ise izi.
“Ferman gelince seni yalnız bırakmak zorunda kaldım,” dedi, sesi yumuşak ama içten. “Konuşmamız gereken şeyler vardı.”
Aden’in bakışları, Barlas’ın avucunun içinde duran kendi elinden kayarak ona döndü. Gözleri şaşkınca biraz büyüdü, belli belirsiz titreyen sesiyle sordu:
“Abim bizi o hâlde gördü mü?”
Barlas bir an başını eğip, sonra doğruca ona baktı. Gözlerinde hiçbir telaş yoktu. Sadece netlik ve kabulleniş.
“Evet.”
Aden’in yanaklarına sıcak bir ateş yayıldı. Gözlerini kaçırmak istedi ama Barlas’ın avuçları onu hâlâ tutuyordu. Başını eğdi, mırıldanır gibi konuştu:
“Ama sabah tek kelime etmedi. Normalde kıyameti koparması gerekirdi. Bu hiç normal değil.”
Barlas, Aden’in bu utangaç hâline göz ucuyla bir tebessüm daha koydu. Sesi, içinde bir rahatlıkla birlikte geldi:
“Demek ki benim senden vazgeçmeyeceğimi sonunda o da anladı.” Gözlerini Aden’in gözlerine dikti, kelimeleri neredeyse bir fısıltı kadar sakindi. “Hem sen benim karımsın. Bu durum gayet normal yanakların kızaracak kadar utanmana gerek yok .”
Bu söz, Aden’in başını biraz daha önüne eğmesine yetti.
Arabanın içi sessizliğe bürünmüştü. Barlas’ın avucu, Aden’in küçük ellerini sıkıca kavrarken, Aden gözlerini yavaşça indirip, ellerinin arasındaki sıcaklığa teslim olmuştu. Barlas ise, tutkulu ve derin bakışlarını Aden’in yüzünde gezdiriyordu; o yüz, ona dünyadaki tüm güzelliklerden daha kıymetliydi.
Bir süre sonra, bu sessizliği bozan Barlas oldu. Sesi alçak, ama kesin ve kararlıydı:
“Bilmiyorum… Ne yeri, ne zamanı. Ama dün gece yaşadıkların gözümün önünden gitmiyor, Aden. O halin, o çaresizliğin…”
Aden başını kaldırdı, Barlas’ın koyu kahverengi gözlerine baktı. Barlas, bir eli hâlâ Aden’in elini tutarken, diğer eliyle yüzüne düşen bir tutam saçını nazikçe kulağının arkasına itip, avucunu genç kadının yanağına bastırdı. Baş parmağıyla hafifçe okşarken devam etti:
“Ben bir karar verdim… Düğünümüzü en erken tarihe alacağız.”
O sözler Aden’in göğsünde bir volkan patlattı. Kalbi, sanki yerinden fırlayacakmışçasına hızla çarptı. O an, hayatının tüm ağırlığı omuzlarına bindi; hiç sevmediği biriyle evlenmenin, kaçamadığı bu kaderin, acı gerçekliği yüreğine saplandı. Umutsuzluk içinde boğulurken, sesini titreyerek yükseltti:
“Hayır… Daha dün gece ölümün kıyısından döndüm, Barlas. Şimdi düğün konusunu konuşmak istemiyorum. O tarihin öne alınmasını da kabul etmiyorum.”
Gözleri doldu, yaşlar yanaklarından sessizce süzüldü. Elinden hiçbir şey gelmiyordu; sadece kelimelerle direnebilirdi.
Barlas, Aden’in ellerini sımsıkı tuttu, kararlı ve acı dolu bir sesle yanıt verdi:
“Tam da bu yüzden, Aden… Düğünümüzü erkene almak istiyorum. Dün gece seni o hâlde gördüm. Gözlerindeki o korkuyu, canının nasıl yandığını gördüm. Birkaç dakika geç kalsaydım…” Kelimeler boğazında düğümlendi. “Daha geç kalsaydım… Bu ihtimal bile delirtiyor beni.”
Kısa bir duraksamanın ardından devam etti:
“Ben karıma yapılanı sessizce izleyemem. Sana uzanan her el, bana kalkmış sayılır. Senin yerin benim yanım. Gecenin bir vakti, piçin biri gelip karıma el kaldırıyor. En güvenli olduğunu düşündüğün evinde şiddete maruz kalıyorsun, yanında kimse yok. Ulan benim dokunmaya kıyamadığma dün gece canına kast ettiler ” son sözlerini daha çok kendine söyler gibiydi.
Barlas’ın sesi, her kelimesinde bir duvar örüyordu aralarına; koruyor, savunuyordu onu.
“Aden, sen istesende istemesende, benim karımsın. Ve ben bir daha seni savunmasız görmek istemiyorum.”Bir an durdu, bedenindeki her kas gerildi. Dün gece Aden'in o halleri tekrar zihnine akın etti ve bu durum Barlas'ı oldukça zorluyordu. Sabah Savaş'ı öldürmekten beter etmişti ama hala içi soğumamıştı. " Ben bu saatten sonra karımı savunmasız ve yanlız bırakmam. Senin artık sıradan bir hayatın yok Aden hâlâ soy adımı almamış olsanda sende bir Karahan sın . Bu olanlar kimsenin kulağına gitmeden laf söz olmadan kapanacak ." Eğer Aden'in dün gece yaşadığı cehennemi Mardin'de duyulur ise Aden için iyi olmaz dedikodular başını alır giderdi. Tabi Barlas böyle bir şeye müsade etmezdi ama kulaktan kulağa Savaş ve Aden'in adı çirkin bir şekilde anılırdı . Barlas kimin ne düşündüğünü umursamazdı ama ateşin ucu yine Aden'e değip yakacağını bildiği içindi bu çırpınışı.
Aden’in gözlerinde yaşlar gelip birikti, sonra birikti, sonra yeni gözyaşları döküldü.
Dün gece… O halde şahit olan tek kişi Barlas’tı. Ölümün eşiğinden çekip alan, saran, sarmalayan da. Ve Barlas'ın son sözlerinde ne demek istediğini de çok iyi anlamıştı ve yine Barlas'ın kendini koruduğunu gördü Aden . O da doğuda doğup büyümüştü böyle bir dedi kodu birinin kulağına gitse bomba patlamış gibi koca bir ailenin temelini sarsardı.
Aden, ağır ağır kelimelere boğuldu:
“Barlas daha çok erken. Parmağımdaki yüzüğün ağırlığını hâlâ taşıyamıyorum. Her şey üst üste geliyor. Gücüm kalmadı… Senden kaçışımın olmadığını biliyorum artık ama… Hemen evlenmeye hazır değilim. Lütfen… İstemiyorum.”
Gözyaşları sel olup akarken, Barlas Aden’in yüzünü ellerinin arasına aldı. Başparmaklarıyla gözyaşlarını sildi, alnını genç kadının alnına yasladı.
“Biliyorum, Aden. Ama bizim için en doğru olanı bu. Düğünümüzü biran önce yapmalıyız. Çünkü benim bir sınırım var ve o sınırı sen üzülme diye aşmamak için savaşıyorum. Eğer sabrım taşarsa, ben o duvarları yıkarım. Senin canının yanmasını kim sebep olduysa hepsi altında kalır… Dün gece yanında olmadığı için, Ferman da dahil.”
Aden, boğuk bir sesle, göz yaşları içinde fısıldadı:
“Barlas " dedi başını küçük bir çocuk gibi çaresizce sağa doğru yatırdı." Lütfen. Dayanacak gücüm kalmadı. Artık kaldıramıyorum…”
Barlas,genç kadının göz yaşlarını silip alnına dudaklarını bastırdı geri çekilmedi alnını alnına dayadı. " İnat etme artık güzelim. Sen her inat edip geri adım attığında herşey dahada kötü oluyor farkında değil misin? " Diyerek Aden'in alnına yasladığı başını geri çekip iki elinin arasına hapsettiği yüzünden yağmur taneleri gibi akan göz yaşlarını sildi." Bir kez olsun kendini bana bırak . İnat etme artık tamam mı?" Diyerek Aden'in buğulu gözlerine baktı.Barlas’ın avuçları Aden’in yüzünü çerçevelemişti. Parmak uçları, genç kadının yanaklarında süzülen gözyaşlarına dokunuyor ama silemiyordu. Ne yapsa, Aden’in içindeki yangını durduramıyordu.
Aden’in bakışları yerle bir olmuştu. Gökyüzünü bile unutmuş gözlerle, Barlas’a bakıyordu; ama artık bakışlarında dirençten eser yoktu. Umut, çoktan çekilmişti göz bebeklerinden. Sadece sessizlik vardı. Bir kadının kendi içinden sessizce vazgeçişi gibi…
“Ben seni korumak için her şeyi göze alırım,” dedi Barlas, sesi yumuşak ama kırılmaz bir kararlılıkla. “Sen istesen de istemesen de artık benim karımsın.Benim için tek gerçek sensin, Aden,” dedi yavaşça. “Seni bir daha o halde görmeye tahammül edemem.Ve ben bir daha seni o hâlde göremem, Aden. Gecikseydim… bir dakika bile geç kalsaydım...”
Sustu. Çünkü o cümle bitmezdi. Bitmemeliydi. Aden’in ölümüne açılan o kapıyı zihninde yeniden aralayıp bakamazdı içine.
Aden ise usulca başını eğdi. Gözleri Barlas’ın avuçlarının içine düştü. Dudakları titredi. Nefesi boğazına düğümlendi. Tüm bedeninde bir kırılma yaşanıyordu sanki, sessiz ama içten içe yıkıcı.
Ve sonra…
Başını yavaşça kaldırdı. Gözleri, Barlas’ın gözlerine değdi. Yüzü hâlâ onun elleri arasındaydı.
Yutkundu. Gözlerinden yaşlar süzülürken, dudaklarından yalnızca tek bir kelime çıktı:
“Tamam.”
O “tamam” bir teslimiyet değildi, çaresizliğin, tükenmişliğin ve artık daha fazla savaşamayacak olmanın bir ifadesiydi. Sanki hayatına dair tüm kararları, bir başkasının ellerine teslim etmişti o an. Çünkü ne gücü kalmıştı, ne de yönü.Kendini bir uçurumun kenarında bulmuş gibiydi. Gözyaşlarını bile gizleyemeden, sesi çıkmadan ağlamaya başladı. Çünkü o “tamam”da hiçbir umut yoktu. Ne istek ne rıza... Sadece mecburiyet. Sadece tükenmişlik. Sadece çaresizlik.
Barlas, Aden’in o hâlini görünce daha fazla dayanamadı. Onu usulca kollarına çekti . Kucağına oturtmak için kollarını bedenine doladı.Aden, hiçbir direnç göstermedi. Sessizce geldi, bir yabancı gibi. Kucağına oturduğunda başını Barlas’ın göğsüne yasladı. Omuzları titriyordu.
Ağladı. Derin, içten, sessiz… ama yakan bir ağlayışla.Barlas’ın avuçlarının arasında titreyen Aden’in yüzüne baktığında, içindeki fırtına yavaşça yükseldi. O an, tüm dünyada sadece ikisi vardı; etrafı saran sessizlik bile onların ağır soluklarının arasında kaybolmuştu. Aden’in gözlerinden süzülen her damla, sanki yüreğine bıçak gibi saplanıyordu Barlas'ın. Gözyaşlarının ardında sakladığı korkular, çaresizlik ve teslimiyet, Barlas’ın adamlığını, ağalık ruhunu sarsıyor, yüreğinde ateşler yakıyordu.
O, sevdiği kadını istemediği bir evliliğe sürüklüyor, onun kırık kalbini daha da derinlere itiyordu. Ama bunun ötesinde, onun için bu karar kaçınılmazdı; koruması gereken bir sınır, aşması imkansız bir duvar vardı. Barlas, kararlılığının içinde bazen sevgi, bazen acı, bazen de karanlık gölgeler taşıyan bir adamdı. İçindeki bu sarsılmaz irade, Aden’in kırılganlığının karşısında bir kale gibi duruyordu. Ancak o kalenin duvarlarının ardında, yıkılmayı bekleyen bir adam vardı aslında; sevdiği kadın için savaşırken, kendi ruhunun parçalarını harcıyordu.
Aden’in gözyaşları, durmak bilmeyen bir sel gibi yüzünü ıslatıyor, teslimiyetin ve çaresizliğin en keskin haliydi bu. “Tamam,” derken sessizliğiyle, sanki hayatının en ağır yükünü sırtlamıştı. Barlas’ın avuçları arasında saklanan o küçük yüz, tüm kırılganlığıyla ona teslim olmuştu. Bir zamanlar dimdik duran, güçlü kadının yerine, şu an sadece yorgun ve parçalanmış bir ruh vardı.
Barlas, onu kucağına biraz daha çekerken kendi yüreği de paramparça oldu. Kadının saçlarını okşayıp alnını öptü, göz yaşlarını silerken sessizce fısıldadı: “Seni sevmek, hem kutsal hem cehennem gibi, Aden. İçimde bir yangın var, sönmeyecek bir ateş. Senin acın, benim acım oldu. Ne kadar kırılırsan kırıl, ben hep burada, seni korumak için var olacağım.”
İkisi de biliyordu; bu hikaye kolay olmayacaktı. Fırtınalar kopacak, sınırlar zorlanacak, bazen yıkılacaklardı. Ama o sabah, o sessizlikte birbirlerine yaslanarak anladılar ki, bu kör ateş onları yok etmeyecekti; tam tersine, birbirlerine daha da sıkı bağlayacaktı. Çünkü sevgi, bazen en derin yaraları bile saran, kalkan gibi güçlü bir şeydi.
Göğsünde Aden’in titreyen kalbini hissederken, Barlas kendi içindeki savaşla sessizce kavruluyordu. Bu aşk, her ne kadar acı ve mücadeleyle doluysa da, vazgeçilemeyecek kadar gerçekti. Ve belki de en kötüsü, en güzeliydi Barlas için.
Bazı anlar vardır, kalbin kırık olduğu hâlde tutunduğun tek sığınak, seni en çok yaralayan kişinin kucağı olur. Aden için Barlas, bazen kırgınlığın sebebi, bazen de istemediği hâlde ihtiyaç duyduğu tek huzurdu. Kafasında çınlayan onlarca cümle, yüreğinde taşıdığı bir tek gerçekle çatışıyordu: Barlas’ı sevmiyordu. Ya da… hâlâ bunu kendine itiraf edecek cesareti yoktu.
Sevmediği bir adamın kollarında saklanmak, onu daha çok yoruyordu. Ama ondan uzaklaşmak da artık bir yere varmıyordu. Gururu, kalbinin önünde kalkan gibi durmuştu. Aklı sürekli bağırıyor, kalbi ise ne düşüneceğini bilemez bir hâlde susuyordu. Ne istemediğinden tam emindi, ne de gerçekten neye ihtiyaç duyduğundan.
Barlas ise… sevilmediğini biliyordu. Aden’in her bakışındaki mesafe, her sözündeki tereddüt, ona bir hançer gibi saplanıyordu. Ama o, geri çekilmeyi hiç düşünmedi. Sevildiği için değil, sevdiği için kalmayı seçti. Çünkü bazen aşk, karşılık almak için değil, birini korumak için savaşmayı gerektirirdi. Barlas işte bu yüzden oradaydı. Yara almaktan korkmadan, karşılıksız sevmeye razı olarak.
Birbirine denk düşmeyen iki kalbin arasında, sessiz bir mücadele yaşanıyordu. Biri sevilmediğini bile bile gitmiyordu. Diğeri, kalbinden taşan inkârla gitmek istiyor ama kalamıyordu.
Ve o an Aden Barlas’ın kollarında sustu. Kalbiyle gururu arasındaki savaşta, sadece yorgunluğunu bıraktı geride. O suskunluk, ne kabuldü ne inkâr. Sadece bir ara durak… belki de parçalanmaktan kaçınan bir kalbin son molasıydı.
Çünkü her kadın bir gün yorulur.
Ve bir adam, sevilmeden de sever bazen.
Ama asıl hikâye, bu iki yorgun kalbin ne zaman gerçekten birbirine ait olacağında saklıdır.
Bölüm sonu...
________________________________
– Barlas, Aden’i korumak için daha ne kadar ileri gidebilir?
– Aden, istemediği bir hayata ne kadar dayanabilir?
– Bu evlilik onları birbirine yaklaştıracak mı, yoksa daha da uzaklaştıracak
Beğeni atıp hesabımı takip etmeyi unutmayın lütfen. Yorumlarda buluşalım.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 14.38k Okunma |
888 Oy |
0 Takip |
28 Bölümlü Kitap |