

"İyi geceler müstakbel tekrar evleneceğim kocam." Dediğimden bu yana kapının önünde bekliyordu.
"Ada, güzelim yapamazsın bunu bana! Aç kapıyı!" Takati kalmamıştı ama vazgeçmeyi de bilmiyordu. Bu adam beni dört yıl sevmekten vazgeçmemiş birkaç saat kapının önünde beklemekten mi vazgeçecek? Düşüncemle kendi kendime güldüm. İyi ki de vazgeçmemişti.
Beni dinlemeyip Antep'e gitmesi ve annesinin de geldiğini söylemeyip ona rezil olmamın cezası yetmişti galiba, biraz. Onu özlediğim gerçeğini de unutmazsak açabilirim kapıyı. Gitme dememe rağmen beni bırakıp gitmesini yıllarca yüzüne vuracaktım. Aslında kin tutan biri değildim ama Ömer Asaf ayarlarımla oynamayı başarıyordu. İşler ona gelince bende sarpa sarıyor, en önemli kişi oluyordu hep. Memnundum, onunla her anımı paylaşmaktan. Her zaman memnunda kalacağımdan eminim.
Bir kez daha hafifçe kapıya vurdu. Zaten hiç sert vurmamıştı. Çünkü ben korkuyordum ani darbelerden.
"Kapıyı kırayım mı istiyorsun karıcığım?"
"Anahtar daha iyi bir seçenek değil mi sence de müstakbel tekrar evleneceğim kocam?" Gerçekten aklı başından gitmiş yedek anahtarı düşünemiyordu.
"Yok ki!" Yerim seni ya! Tatlı tatlı yok ki diyor birde.
"Sen kilitledin ya kapıyı, anahtar da sende."
"Hmm doğru bende." Dudaklarımı ısırıp gülmemi engelledim.
"Bi dakika," dedi aydınlanmış gibi "Yedek anahtar." Oturduğu yerden sonunda kalkmıştı duyduğum sesler kadarıyla. Bende çok beklemeden kapıyı açtım. Kapı sesiyle attığı adımları geri döndü.
Üstünden yük kalkmış gibi "Sonunda açtın." dedi.
"Kapıyı açtım ama bu seni odaya alacağım anlamına gelmiyor."
"Ada," Bunu sen istedin Asafcım.
"Efendim?"
"Ben sensiz uyuyamam sende bensiz uyuyamazsın."
"Yeniden evlenene kadar idare edeceğiz artık Ömer Bey." Mutfağa gidip iki bardak çay doldurdum. Çaylar ve atıştırmalıkların olduğu tepsiyi alıp balkona geçtim.
"Bu süre zarfında sizinle tekrar tanışmak isterim Ömer Asaf Bey. Sizde uygunsanız?" Bilerek damarına basıyordum, isteğimi geri çevirmeyeceğini de biliyordum.
Yüzüne baktığımda aşık olduğum gülümsemesini dudaklarına kondurmuştu çoktan.
"Seve seve güzelim." dedi. Elimdeki tepsiyi işaret edip "Masaya bırak ben getiririm. Kaç defa diyeceğim ağır taşımak yok diye!" Sitemine göz devirmemek için kendimi zor tuttum.
"Abartma," dedim "Ya da gözüme girmeye çalışıyorsan abartılı bir yöntem. Tavsiyedir." Göz kırparak onu orada bırakıp tepsiyle balkona çıktım.
Arkamdan geldiğinde omuzlarıma battaniye örtüp ellerini çekmeden kulağıma fısıldadı "Göz kırpmana fena oldum." deyip kendi göz kırptı. Sen her yapınca bende fena oluyorum diyemedim.
"Sen niye battaniye almadın?"
"Sen yanımdaysan soğuk etki etmiyor." Erimek yok Elif Ada, kendine gel!
"Öyle diyorsan."
"Öyle diyorum." Dayanamayıp ayağa kalktım ve dolaptan başka bir battaniye alıp getirdim. Hasta olması isteyeceğim bir şey değil.
"Neden getirdin? Üşürsem sana sokulacaktım."
"Bu hain planlarını sezdim o yüzden getirdim."
"Hain ha! Öyle olsun güzelliğim benim." Bir süre gözlerimize bakıp gülümsedik. Yaşadığım en güzel anlardan biriydi bu. Konuşmadan, öylece gülümseyerek birbirimize bakmak, çok güzel bir andı.
Gözlerini ayırmadan "Nereden başlıyoruz yeniden tanışmaya?" diye sordu.
"En baştan," dedim "Beni gördüğün ilk andan." Gözlerimde eskiye dalar gibi kalakaldı. Manidar tebessümüyle anlatmaya başladı.
"Seni gördüğüm ilk an," dedi "İlk gördüğüm gibi aşığım ki sana." Kelebekler sadece karnımın içinde uçmuyordu dışarı taşmış beni de mutluluktan uçuruyordu. Önce başımı eğdim, utandım sonra onun gibi gözlerinin derinine bakıp "Bende seni ilk aşık olduğumu anladığım andan beri seviyorum. Aşkım aynı kalmadı arttı ve artmaya devam ediyor." Her şeyi geride bırakmıştım. Onu ne kadar çok sevdiğimi her türlü belli edecektim.
"Biliyorum güzelim," diyerek alnımdan öptü. Geri çekilmeden planını gerçekleştirdi. Yanıma sokulup battaniyesini ikimizin üzerine de örttü. Ben kolay yeniliyorum bu adama gerçekten.
"Üşüdün galiba?" diye sordum imayla. Üşürsem sana sokulacaktım demişti ne de olsa.
"Küçük burnun kızardı hanımefendi, sen daha fazla üşüme diye geldim sardım."
"Demek öyle."
"Öyle tabii." dedi "Hem biz niye soğukta balkonda oturuyoruz güzelim?"
"Canım istedi."
"Canını yerim." diyerek daha sıkı sardı beni kollarının arasında.
"Neyse anlat hadi! Kaytarmak yok!"
"Ne kaytarması güzelim ben seni gördüğüm anı ömrüm boyunca anlatırım. Hiçte sıkılmam."
"Yaaa." dedim hoşuma gitmişti.
"Hoşuna gitti bakıyorumda."
"Gitti tabii. Çocuklarımıza da anlatırsın inşaAllah."
"İnşaAllah güzelim çok isterim." Aklına bir şey gelmiş gibi "Çocuk demişken," dedi "Yarın kontrolünden sonra kadın doğum uzmanıyla da konuşalım. Riskli ameliyatlar geçirdin, bebek olursa seni nasıl etkiler bilmemiz lazım. Ona göre bakarız bebek konusuna." Çocuk istediğini biliyordum ama ilk önce benim sağlığımı düşünüyordu. Gülümseyerek yanağından öptüm.
"Sınırlarımı çok kolay aşıyorsun." dedim elim yanağındayken.
"Vardır öyle etkilerim." Güldüm.
"Var öyle etkilerin."
"Seni çok seviyorum güzel karım."
"Ben daha çok." Yarışacağımız tek konu bu olsun.
Elimi yanağından çekip geri çekildim. Çayımdan bir yudum alıp "Gerçekten anlamıyorum, ne ara beni bu hale getirdiğini?" Cevabı göz kırpmak oldu.
Benim gibi çayından bir yudum alıp "Anlatıyorum," dedi. Heyecanla başımı sallayarak onayladım.
"Seni ilk gördüğüm gün bildiğin gibi kardeşimin düğünüydü. Annem ilaçlarını getirmemi istediği için erkekler bölümünden çıkmıştım. Biraz dalgındım galiba o sırada da seninle çarpıştık."
Araya girdim "Önüne bakmadığını kabul ediyorsun yani?" diyerek gülümsedim.
"Kabul ediyorum. İyi ki de bakmamışım önüme çarpışmışız."
"Kafamın ne kadar acıdığından haberin var mı? Duvara çarpmış gibi hissetmiştim."
"Özür dilerim güzelim canını acıtmak isteyeceğim son şey bile değil."
"Geçti zaten." dedim "Devam et."
"Sonra sen bana saydırırken ilk kez göz göze geldik. Gözlerini gördüğüm an dedim ki bu kadın benim dünyam, nefes almak istediğim yer, hayatım." Kelebekler beni gerçekten uçurur musunuz? Bir şey denicem.
Ben görmemiş olsam da gözlerimde o anı tekrar yaşıyordu sanki.
"Sen çok güzeldin, atarlı halin çok tatlıydı, gözlerin... Gözlerin aklımdan çıkmadı. Arkanı dönüp gittiğinde asla da çıkmayacağını anlamıştım." Bu kadar güzel, saf duygularla, bakışlarla anlatacağını bilmeliydim. Gözlerimin dolacağını da hesaba katmalıydım. Ama bu adam hesapsız çok daha güzeldi.
"Sonra," dedim yine heyecanımı saklamadan.
"Sonra ben senin arkandan baktım bir süre. Ertesi gün olduğunda ise anneme böyle güzel bir kız gördüğümü ve aşık olduğumu söyleyip istemeye gidiyoruz kim olduğunu bul dedim."
"Gerçekten mi?" Tepkime gülüp "Gerçekten." dedi. "Tabii seni parmağında yüzük ve başka bir adamla havaalanında görmeyi beklemiyordum." diye de ekledi.
"Yani sen beni öyle görüp yanlış anlamasaydın istemeye gelecektiniz benim hiç haberim olmadan?"
"Evet, tanışırdık sonra da evlenirdik. Mis gibi dört yıllık evliliğimiz olacaktı üç dört tane de çocuğumuz olurdu belki."
"Tanışıp, evlenirdik? Üç dört tane de çocuğumuz olurdu?" Sözlerime "Evet," dedi kısık sesle.
"Ben senin gözünde kolay lokmaydım sanırım?"
"Estağfurullah güzelim. Seninde beni seveceğini biliyordum sadece."
"Ne alakası var?!" dedim "Ben çok küçüktüm bir kere! Okulum vardı yine var o detayı atlayalım. Sen ne kadar istemeye gelsen de kabul etmezdim."
"Bende peşinden koşardım asla vazgeçmezdim." dedi kendinden emin bir şekilde.
"Karım peşinden az koşturmadı beni diye de anlatırdım."
"Peşimden koşacağından en sonunda da benim kabul edeceğimden eminsin yani?"
"Tabii ki." dedi "Belki o zaman daha güzel olurdu her şey. Sen bana kendi rızanla gelmiş olurdun."
"Ben sana zaten rızamla geldim. Bizi zorunluluklar birleştirmiş olsa da sen benim kaderimsin, ben de senin kaderinim. Olmasaydı ama oldu. Olması gerekiyormuş oldu. Ben seninle olduğum için çok mutluyum. Yolun başında olsakta beni asla kırmadın, üzmedin, ağlatmadın. Sevginle, aşkınla, muhabettinle sardın. Yaralarımı iyileştirdin, bir anne daha kazandırdın bana." Sımsıkı sarıldım. Kendini suçlu hissetmesine izin vermedim.
"Ben Rabbime şükrediyorum her daim, bizi birbirimizin ömrüne yazdığı için."
"Bende," dedi "Bende şükrediyorum nasibim olduğun için."
"Elhamdülillah," diyerek bir kez daha şükrettik.
"Benim sana aşık olma hikayem böyle birazda sen anlat bakalım bana ne zaman tutuldun?" Gözlerindeki pırıltılarla ona olan aşkımı anlatmamı istiyordu.
"Anlatayım," diyerek eski konumumu aldım. Ondan uzaklaştığım için biraz homurdansa da bir şey demedi.
"Seni ilk gördüğüm an yani çarpıştığımız gün aklımda kalmamıştı." Dilimi ısırıp tepkisini izledim. Onun heyecanla anlattığı anlar bende çok yer etmemişti maalesef.
"Olabilir güzelim bakma öyle, kızmadım."
"Tamam o zaman." dedim "Benimle görüşmek istediğin gün buluşmada seni bayağı inceledim ben. Başta beni görür görmez ayağa kalkıp gitmen geri geldiğinde ise daha önce evlenip evlenmediğimi sorman açıkçası çok sinirlendirmişti beni. Bu adam niye böyle davranıyor, demiştim. O gün orada sebebini anltamasan da sonra öğrendim ve rahatladım. Her neyse işte ben seni orada gözlemledim, hareketlerini, halini tavrını izledim. Bir miktar yüzünü inceledim," Sözümü kesip "Alıcı gözle baktın yani?" diye sordu gülerek.
İtiraz etmeden "Evet," dedim "Sonuçta alıyorum seni değil mi?" dememle gülme sırası bana geçmişti.
"Aldın beni," dedi "Çok güzel aldın beni, aklımı başımdan aldığın gibi." Yüzüm kızardı. Benim bu utanmlarım son bulmayacaktı galiba?
Gülümseyerek "Sonra her şey çok hızlı gelişti. Ben sana alışmaya başladım. Sevmeye çabaladım, senin sevgine aşık oldum önce sonra da sana aşık oldum. Beni evimize götürüp mescid odasını gösterdiğin gün senin gibi orada seni sevdiğimi itiraf ettim." O ev bizim birbirimize ilk sevdiğimizi söylediğimiz yer, yuvamız olmuştu içine girip yaşamasakta.
Asaf hüzünlenmişti. Neden üzüldüğüne anlam veremedim. Elimle kolunu okşayıp "Neden yüzün düştü?" diye sordum. Gözlerimde eskiyi hatırlayıp mükâfatlandırıldığını görüyor gibi bakıyordu. Işıltısını kaybetmeden sevincini, zaferini yaşıyordu sanki.
"Ben," dedi zorlukla "O evde senin hayalini gördüm, hayalinle yaşadım. Şimdi ise yine o evde aşkımı itiraf ettim, aşkını itiraf ettin. Geri kalan hayatımız da orada geçecek belki sadece ikimiz değil, üç kişi, dört kişi. Bunları bilmek değişik hissettiriyor. Gördüğüm hayallerin gerçekleşmesi mucize gibi. Sen hayatıma dokunan bir mucize gibisin." Sadece ben onun hayatına değil oda benim hayatıma dokunan bir mucizeydi. Yoluma ışık, yanıma yoldaş oldu.
"Sende benim hayatıma dokunan bir mucizesin Ömer Asaf."
"İyi ki seni sevmişim. İyi ki kalbim senin için atmaktan vazgeçmemiş."
"İyi ki beni sevmişsin Asaf'ım, iyi ki."
(...)
Ertesi gün olduğunda hastaneye gitmiş gerekli bütün testleri yaptırmıştık. Asaf her yerde yanımda olmuştu, MR'da benimle girecekti son anda ikna ettim. Şimdi ise doktorumun odasında onun sonuçları incelemesini izliyorduk.
Benden daha tedirgin olan kocam "Nasıl sonuçlarımız?" diye sordu. Sonuçlarımız diyordu birde, canım benim. Bu haline tebessüm edip elimi tutan elini sıktım rahatlatmak için.
Doktor gözlüğünü çıkarıp masaya koyup bize baktı. Yüz ifadesinden sonuçlarla ilgili bir şey çaktırmıyordu. Diğer doktorlarda böyle mi bilmiyorum ama benim doktorum işin içine birazcık gizem katmayı seviyordu. Onun bu hareketleriyle bende tedirgin oluyorum.
Sonunda gülümseyip belirsizlik bulutlarını biraz dağıttı. "Sonuçlar temiz." demesiyle Ömer Asaf "Çok şükür," deyip elimi öptü. Ona gülümseyip tekrar doktora döndüm.
"İlaçları kullanmaya devam edin. Umuyoruz nüksetme olmaz."
"İnşaAllah olmaz." dedik Asaf'la aynı anda.
Doktordan aldığımız güzel haberlerle el ele odadan çıktık. Sonraki durağımız yine bir doktor odasıydı, kadın doğum uzmanının.
Odaya girdiğimizde oturup Doktor Sevda Hanım'a da çıkan sonuçları gösterdik. Bunlara göre bize bilgi verecekti.
"Evet zor ve riskli ameliyatlar geçirmişsiniz böyle durumlarda vücudun ve beynin kendini toparlaması zaman alır. Gebelik düşüncenizi de sonraya almanızı tavsiye ederim."
Asaf "Ne kadar sonra mesela?" diye sordu.
"Bir iki yıl geçmesi gerekiyor." İkimizin yüzünde de büyük bir şaşkınlık ibaresi yer aldı. Bir iki yıl mı?!
Asaf "Ne?!" dedikten sonra şaşkınlığını atlatıp "Ya bilmeden gebe kalırsa o zaman ne olacak? Karıma bir şey olur mu?"
"Bakın uzun olarak iki yıl beklemelisiniz. Kısa olarak ise bir yıl. Oldu ki daha kısa sürede gebe kaldınız, kontroller ve iyi bir bakımla bu süreçi sonlandırabiliriz." O zaman neden bizi korkutuyorsun doktor hanım?
"Normal doğum yapmanız da beyin fonksiyonlarından dolayı mümkün değil maalesef. Sezeryan ameliyatla alacağız bebeği olursa." Doktorun söylediklerini not alıp teşekkür ederek odadan çıktık. Çıkar çıkmaz Asaf "Başka bir doktora da görünelim." diye tutturdu.
"Gerek yok oda aynı şeyi söyleyecek."
"İki yıl demez herhalde karıcığım?"
"Neden demesin? Duydun bu ameliyatlardan sonra vücudumu toparlamamın uzun süreceğini söyledi üstelik sadece Sevda Hanım değil diğer doktorumda aynı şeyi söyledi."
"Yine de başka doktora gitmekten zarar gelmez."
"Asaf çok yoruldum şimdi gitmeyelim bari."
"Çok mu yorulmuş benim güzelim?" diyerek kendine yasladı bedenimi "Yaslan bana, eve gidince dinleneceksin. Doktora da sonra gideriz." Bedenimin çoğu ona yaslanmış bir şekilde hastaneden çıktık. Kocama temas halinde olmak her zaman iyi hissettiriyordu. Yanımda olduğunu bilmek gücüme güç katıyordu.
Arabaya vardığımızda kapımı açıp önce benim oturmamı bekledi. Kapıyı kapattıktan sonra arabanın önünden yürüyüp şoför koltuğuna oturdu. Her zamanki gibi arabayı çalıştırdıktan sonra elimi tuttu. Sol eliyle direksiyonu çevirip park yerinden çıkarması yine havalıydı kocamın. Hayran bakışlarımla onu izledim yol boyu. Asaf'ta arada bir yoldan çektiği gözleriyle bana bakıyor göz kırpıp yola geri dönüyordu. Onu böyle izlemem hoşuna gidiyordu.
Arabayı sitenin önünde durdurduktan sonra bana döndü. "Eve gidince bende seni izleyeceğim doya doya." dedi. Kıkırdadım, sanki yapmadığı bir şeydi.
"Yüzümü eskitme Asaf." dedim gülerek. Nereden aklıma gelmişti bu laf bilmiyorum.
"Eskitmek mi?" dedi şaşkınlıkla "Ben senin yüzüne baktıkça ömrüme ömür katıyorum güzelim." Her cümlesinde bir iltifat saklıydı.
"Romantik adam." deyip yanaklarını sıktım.
"Güzelim ya," dedi sitemle "Yapma şunu!"
"Ne yapayım dayanamıyorum bu tatlı hallerine."
"Koca adam olmuşum tatlı halin diyor ya!" Ellerimi tutup "Tamam çek artık." dedi. Gülüp ellerimi çektim yanaklarından. Birden güzel şeyler söyleyince ne yapacağımı bilmeyip saçma şeyler yapıyorum ne olmuş yani?! Aslında alışmam gerekiyordu ama birden olunca tepkimi kestiremiyorum.
"Hadi in. Eve gidince tatlıyı göstereceğim ben sana." Bir şey söylemeden indim arabadan. Ardımdan o da inince evimize girdik.
Elimi yıkadıktan sonra üzerime daha rahat bir şeyler giymek için odamıza gittim. Odaya girdiğimde Asaf'ın üzerini değiştirdiğini gördüm. Üstünü çıkarmış kıyafet arıyordu. Bana döndüğünde gözüm karnındaki ize takıldı. Dikiş izi gibiydi ama tam emin değilim. Bunu daha sonra soracaktım. Telefonumun zil sesini duyunca gözlerimi vüdundan çektim. Yüzüne baktığımda sırıtarak beni izlediğini gördüm. Yanaklarım yanarken telefonuma sarıldım, kurtuluş yolu gibi.
Gülizar anne arıyordu. Yanıtlayıp kulağıma yasladım. Odadan çıkmadan yatağa oturdum. Asaf'tan sonra üzerimi değiştirecektim, bu sırada da Gülizar anneyle konuşurdum.
"Selamün aleyküm kızım. Nasılsın, sonuçların nasıl çıktı?" diye konuya girdi hemen. Bugün kontrolüm olduğunu biliyordu o yüzden sormasına şaşırmadım. Durumumu öğrendikten sonra aile üyelerinin hepsi aramış geçmiş olsun dileklerinde bulunmuşlardı. Eskisinden daha çok üzerime düşüyorlardı.
"Aleyküm selam Gülizar anne. İyiyim, sonuçlarda iyi çıktı çok şükür. Sen nasılsın?" Sevinçle yanında olduğunu düşündüğüm Gül'e "İyi çıkmış çok şükür Allah'ıma." dedi. Gülümsedim çok mutlu olmuştu, ona anne dediğim için daha da mutluydu.
"Çok şükür kızım, iyi olduğunu duyunca daha iyi olduk."
"Eksik olma Gülizar anne."
"Sende kızım." Telefonun ucunda hareketler oldu sonra da "Gül'e veriyorum telefonu sana bir haberi var." dedi. Tamam diyerek Gül'ün konuşmasını bekledim.
"Nasılsın kuzum? Çok sevindim sonuçların iyi çıkmasına."
"Elhamdülillah sen nasılsın? Allah razı olsun, teşekkür ederim."
"Cümlemizden canım bende iyiyim çok şükür."
"Bir haberin varmış merak ettim."
Heyecanla "Evet," dedi. "Azad Ömer ağabeye söyleyecekti ama ben dayanamayıp sana söylüyorum." Bu sırada Asaf üzerini değiştirip yanıma oturmuştu. "Bebeğimin cinsiyetini öğrendik." Ağzım kulaklarımda "Yaa, kız mı erkek mi?" diye sordum heyecanla.
"Kız," dedi oda büyük bir sevinçle. Bende çok sevinmiştim.
"Canım çok sevindim. Allah sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin."
"Amin kuzum Allah razı olsun. Ömer ağabeye söyleme olur mu Azad sürpriz yapacak."
"Tamam canım. Allah'a emanet olun. Evdekilere selam söyle."
"Aleyküm selam. Sende Allah'a emanet ol."
Kız çocuğu, Asaf'ın en büyük hayali. Bize de nasip olurdu inşaAllah.
"Duydun mu?" diye sordum. Yanımda olduğu için konuşmanın çoğuna şahit olmuştu.
"Duydum," dedi gülümseyerek "Daha önce kız dayısı olmuştum şimdi de kız amcası olacağım inşaAllah. Darısı kız babasına."
"Amin," dedim tebessümle "Ama Azad ağabeye belli etme bildiğini sana özel söyleyecekmiş."
"Aslanım benim, büyüdü de kız babası olacağını söyleyecek ağabeyine."
"Sen çok güzel bir adamsın." dedim. Ona olan sevgim kalbimden taşıp çıkacak gibiydi.
"Sende çok güzel bir kadınsın." diyerek alnımdan öptü.
Bende üzerimi değiştirdikten sonra bir şeyler atıştırıp yatağa geri döndük. Ben dinlenmek istiyordum Asaf'ta yanımdan ayrılmıyordu. Sonuç olarak göğsüne başımı koymuş uzanıyorduk.
Gülizar annenin anlattıkları ve Asaf'ın karnındaki izle geçmişe daldım. Ben bu yarayı daha önce görmüştüm. Doğrulup tişörtünü yukarı sıydırım. Asaf şaşkınlıkla "N'apıyorsun güzelim?" diye sordu. Elimi izin üzerinde gezdirdim. Gerçekten bu oydu. Bu yara bıçak yarasıydı.
"Ada?" dedi soru dolu bakışlarıyla "Yorgun değil misin?" Yorgundum ama onun o kişi olabileceği ihtimali şaşkına çevirmişti beni.
Sağlık meslek lisesinde okuduğum için son sınıfta hastanede staj yapıyordum. Acil rotasyonundaken karnından bıçaklanmış bir yaralı getirilmişti. Dosyasına bakmadığım için adını bilmiyordum.
"Bu iz nasıl oldu? Ben neden daha önce görmedim?"
"Önce görmemen normal." diyerek göz kırptı. İmasına aldırmadan "Nasıl oldu?" diye sordum tekrar.
"Gençliğimde oldu önemi yok."
"Sen hâlâ gençsinde nasıl oldu anlat." dedim.
"Teşekkür ederim güzelim beni genç görmen iyi hissettirdi."
"Asaf saçmalama 28 yaşındaki birine yaşlı demem herhalde."
"Tamam deme zaten."
"Anlatacak mısın?" diye direttim.
"Karıcığım tatsız bir konu ben unuttum sende boşver."
"Ya Asaf lütfen anlat. Gülizar anne bahsetti zaten ne kadar deli dolu olduğundan. Kadının kalbine indirirmişsin gençliğinde." dedim gençlik kelimesine vurgu yaparak.
"Annemle bir olup dedikodumu yaptınız demek?!"
"Dedikodu değil çocukluğundan falan bahsettik sadece."
"Ne anlattı?" diye sordu korkuyla.
"Neler anlatmadı ki?" diyerek daha çok korkuttum onu.
"Ah anne! Karımın gözünde itibarımı mı karaladın?"
"Ya saçmalama kocacığım ne itibar karalaması? Sadece ne kadar yaramaz olduğunu, başını sürekli belaya soktuğunu söyledi." dedim "Açıkçası senin gibi beyefendiden öyle bir çocukluk beklemiyordum." diyerek güldüm.
Başını geriye attığı için belirginleşen ademelmasını izleyip yutkundum. Hâlâ kaldırdığım tişörtünü bırakıp geri çekildim etki alanından.
"Anlatacak mısın?" diye sordum kısık sesimle. Ateş basmıştı.
"Annem anlatmadı mı?" diye sordu bıkkınlıkla. Sonra "Gerçi tam olarak bilmiyorlar, anlatayım." dedi. Asaf anlatmaya başlarken bende geçmişe döndüm. 18 yaşıma staj yaptığım hastanenin Acil Servisine.
(...)
Geçmiş
Yazarın anlatımı ile-
Yoğun bir staj gününün sonuna gelirken yorgunluktan bitap düşmüş halde hissediyordu kendini Elif Ada. Bugün birlikte çalıştığı diğer öğrenci de gelmediği için ekstra yorulmuştu.
Çıkış saatini kontrol ederken acil servisten içeri sedyeyle bir genç getirildi. Kanaması çok fazla görünüyordu. Hemşirelere yardım etti görev dahilindeki şeyleri yaparak.
Hasta ameliyata hazırlanırken anlamadığı şekilde başında sadece o kalmıştı. Elif Ada istemsiz kendini onu izlerken buldu. Yüz hatları güzeldi, yakışıklıydı yani. Yüzünde yer yer bulunan kanlar onu daha çekici hale getiriyordu. Hayatında hiçbir erkeğe bakmadığı kadar çok bakmış, incelemişti onu. İçinde bir yerlerde bilmese de bu yaralı genci tanımak istiyordu. Nedeni yok sadece kuvvetli bir istek.
Hemşireler tekrar hastanın başına toplanırken kendini toparlamayı başardı. Gözlerini zorlukla kapalı gözlerden çekti ve başını iki yana salladı. Yaptığın yanlış, kendine gel, der gibi silkelendi.
"Ağa oğluymuş iyi bakmak lazım." dedi hemşirelerden orta yaşlı, burada uzun süredir çalışan kadın. Diğer hemşirede ona katılırken hasta bakıcılar ameliyat için sedyede götürdüler hastayı. Elif Ada staj saati dolduğu için hastaneden ayrıldı. Yarın erkenden gelip iyi olması için dua ettiği genci bulmayı umdu.
Yolda birçok kez geri dönüp görmek için can atsa da kendine engel olmayı başarmıştı. Gece üçe kadar meraktan uyuyamamış sonra iki saatlik uykuyla kalkmış ve sabahın altısında hastane yolunu tutmuştu. Yorgun olacağını düşünsede aksine dinç hissediyordu kendini. Bu haline de anlam veremedi.
Sonunda hastaneye ulaştığında eski rotasyon yerine yani ameliyathaneye gitti. Dün gelen yaralı genç diyerek durumunu öğrendi. Çok şükür iyiydi ve odaya alınmıştı. Odasını da öğrenip tüm cesaretiyle 1008 numaralı odaya girdi. Tahmin ettiğinin aksine kimse yoktu ne odada ne de dışarıda. Ağa oğlunun yanında kimse olmamasına çok şaşırmıştı.
Yatağın ucuna geldiğinde çıplak üst bedeni sargıyla kapladıkları karın bölgesini ve sargılı sol kolunu gördü. Bu görüntü karşısında acı bir şekilde yüzünü buruşturdu. Nasıl bu hale gelmişti bu çocuk? Battaniye bacaklarının üzerine örtülüydü sadece. İç güdüsel olarak yavaşça yanına gitti ve ona dokunmadan battaniyeyi üzerine örttü. Alnına dökülmüş saçlarını izledi. Yumuşak görünen tutamlara dokunmak için parmaklarının ucu sızladı resmen. Bunu hissetti Elif Ada. Bu hisle de ellerini çekip uzaklaştı ondan. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı.
Elini tutan başka bir el! Bir dakika kadar hızla çarpan kalbi ve şaşkınlıktan çekemedi elini. Ne oluyordu böyle, kalbi neden yerini terk etmek ister gibi hızla artıyordu? Gözlerini görmediği yaralı onu da mı yaralamak istiyordu? O an bir kere gözlerini görebilmiş olmayı istedi. Görseydi asla unutmazdı kahve gözleri. Ama görmedi yaralı genç açmadı, göstermedi gözlerini.
Elif Ada yine sonradan kendine gelerek bir dakika birbirine tutunan parmakları ayırdı. Elini ilk tutan, kalbinin bu kadar hızlı atmasını sağlayan yaralı genci unutmadı. Bir yıl sonra karşısına çıkan gözlerini ilk kez gördüğü adamı hatırlamadı. Toplam beş yıl sonra ona ilk temas eden erkek kocası oldu. Gülüşüne aşık olduğu, sevdiği adam. Kalbinin yıllar önce onun için attığı çocuk.
(...)
Günümüz
Elif Ada'nın anlatımı ile-
On sekiz yaşımdayken elimi tutan ilk erkekle evlenmiştim ben... O gün alnına dökülen saçlara dokunmak için kıvranan parmaklarım bugün özgürce saçlarının arasında dolaşıyordu. O gün hoşlandığım çocuk bugün aşık olduğum adam olarak karşımdaydı.
Yarasının nasıl olduğunu, neden kavgaya karıştığını tane tane anlattı. Arkadaşlarıyla yaşadığı ufak bir tartışmadan sonra öfkeyle onların yanından ayrılmış. Dediğine göre o zamanlar öfkesini kontrol etmekte şimdi olduğundan kat be kat daha zorlanıyormuş. O sinirle de sokak ortasında bir kadını zorla götürmeye çalışan birini görmüş. Hemen koşmuş tabii ki yardımına. Kadını kurtarmış ama o şahıs ve yanına gelen diğerlerinden dayak yemiş. En kötüsü de kadını ondan kurtardığı kişi bıçaklamış karnından. Sonrasında da hastaneye getirilmiş. Ve ben görmüş oldum onu.
"Sen o'sun," dedim sesimi bularak "Elimi tutan ilk erkek." Sana kadar kalbimde olan adam, yine senmişsin. Ben senden önce yine seni seviyormuşum.
"Ne?" diye sorguladı "Nasıl yani?"
"Asaf," dedim heyecanla. Tişörtünün üzerinden ezbere bildiğim yara izine dokundum. Alnına dökülmüş tutamlarını okşadım. Elini tuttum. O gün olduğu gibi.
"Sen baygınken hastaneye getirildiğinde bende oradaydım."
"Nasıl, neden hastanedeydin?"
"Staj yapıyordum çünkü. Sağlık meslek lisesinde okudum ben son senem olduğu içinde stajdaydım. Sonra sen geldin kanlar içinde. Hemşirelere yardım ettikten sonra bir bakmışım herkes gitmiş başında sadece ben varım." Sözümü kesti yerinde doğrularak "Bir dakika," dedi "Sen o gün beni gördün ve ben seni görmedim öyle mi?"
"Gözünü bir kere açmış olsaydın sende beni görürdün ve ben seni asla unutmazdım. Gözlerini gördüğüm için."
"Ne yani, unuttun mu beni?"
"Sen hayatıma girene kadar unutmadım, seninle geçmişi de sildim. Bir nevi seni silmiş oldum."
"Bak sen şu işe! Benim için beni unutmuş güzel karım."
"Öyle."
"Peki sonra neden gelmedin yanıma? Hiç mi merak etmedin?"
"Merak etmez olur muyum, ettim tabii ki. Ama cesaret edemedim ve utandım. Üzerin açıldığı için çarşafı yukarı çekmiştim. Sonra sen ben elimi çekerken tuttun parmaklarımdan. Ne yapacağımı bilemedim kaldım öyle. Ne yanına tekrar gelebildim ne de seni unutabildim. Sadece durumunu sordum hemşirelerden iyi olduğunu duyunca çok sevindim. Bir daha yaralanma diye dua ettim. Allah'ım çabuk iyileştir onu dedim."
"Bilincim kapalı da olsa ellerim ait olduğu elleri bulmuş."
"Evet buldu. Sadece gözlerini bir kerecik olsun görmeyi isterdim. Görmüş olsaydım unutmazdım. Saçma ama yüzünü hatırlamadım, hafızam bu konuda hiç iyi değil büyüdükçe yüzler de değişti. Ama gözlerini unutmazdım." dedim kahvelerine bakarak "Sen nasıl benim gözlerimi unutmadıysan bende unutmazdım." Bu gözler nasıl unutulur ki? Kim unutmak ister?
"Allah bizi tevafuk eseri birçok kez karşılaştırmış. Şimdi de yarim, yarım oldun tamamladın beni."
"Tamamladık birbirimizi." Göğsüne yaslanarak kolumu beline sardım olabildiği kadar.
"Seni seviyorum Asaf'ım."
"Bende seni seviyorum Elif'im."
(...)
Hastaneden çıkmamama az kalmıştı. Arkadaşlarım ameliyat olduğum için çok çalışmama izin vermiyorlardı asla. Çıkış saatimiz geldiğinde kızlarla çıkışa gittik. Asaf arabasına yaslanmış beni bekliyordu. Onu görünce yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. O da beni fark edince aynı gülümseme yer etti dudaklarında. Adeta gözlerinin içi de gülümsüyordu. Kızlarla vedalaştıktan sonra koşar adımlarla yanına gittim.
Geldiğim gibi kollarını açıp sarıldı bende karşılık verdim. Ayrıldıktan sonra arabaya bindik. Asaf'ta yerine geçtiğinde arka koltuktan beyaz güllerin olduğu çiçek buketini alıp "Nasılmış benim güzelim?" diye sordu. Buketi elime alıp kokladım.
"Çok iyiymiş senin güzelin. Peki benim yakışıklım nasılmış?" diye karşılık verdim. Gülleri aramızdan çekip tekrar sarıldım ve yanağından öptüm.
"Oh, çok iyiymiş senin yakışıklında." dedi gülerek. Bende güldüm "Teşekkür ederim bu güllerde çok güzel."
"Senin kadar değil."
"Yaa." Dondurma gibi eriyorum burada adam yapma! Halime gülüp arabayı çalıştırdı ve elimi tuttu. Yola çıktıktan sonra "Torpidoyu aç bakalım." dedi. Oradan ne çıkacaktı acaba? Dediğini yapıp açtım. Açmamla da kucağıma çikolatalar döküldü. Elimi tuttuğu eli çekip yere düşmeden tuttum çikolataları.
"Asaaff," dedim "Çok güzel bunlar teşekkür ederim."
"Lafı olmaz gülüm." dedi "De elimi bıraktın çikolataları görünce yine çikolata canavarı oldun." Bir tanesini açıp ağzına götürdüm yemesi için ama "Önce sen ye." deyince bir ısırık alıp tekrar ona uzattım "Şimdi oldu," dedi ve bir ısırıkta o aldı. Benim yediğim şeylerden yemeyi seviyordu, bende alışmıştım artık.
Eve ulaştığımızda Asaf "Hazırlanmak için geldik güzelim, bir yere gidiyoruz." dedi.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum şaşkınlıkla. Bir planımız yoktu bugün için.
"Sürpriz." diyerek göz kırptı. Nereye götürecekti acaba beni?
"Nereye gideceğimiz hakkında bilgi ver ona göre hazırlanayım bari Asaf." Ağzından kaçırırdı belki. Tamam sürprizler güzeldir ama bende çok meraklıyım.
"Rahat ama şık bir şeyler giy güzelim. Zaten benim gözümde hep mükemmelsin." Böyle söyleyince her şeyi unutmuştum. Gülümseyip tamam diyerek odamıza gittim. Dolabı açtığımda asla karar veremiyordum. Elbiseleri yatağın üzerine atmış bakıyordum öylece.
Asaf odaya geldiğinde "Senin yüzünden ne giyeceğime karar veremiyorum. Gideceğimiz yeri söylesen ne olur sanki." dedim yatağın üzerindeki kıyafetleri göstererek "Sen karar ver ne de biliyorsun mekanı." Bir şey söylemeden gözüne kestirdiği elbiseyi yatağın üzerinden alıp bana uzattı.
"Bu elbiseyi daha önce giymemiştin. Özel bir an olacağı için elbise de özel olsun güzelim. Sende beğendiysen bunu giy."
"Daha önce giymediğimi nereden biliyorsun?"
"Her halini hafızama kazıdığım için kolayca bilebiliyorum karıcığım." Seçtiği elbiseyi inceledim, kahverengi, her kıyafetim gibi uzun ve bol bir elbiseydi. Şalı da aynı renk tercih ederdim muhtemelen. Ve gerçekten çok güzeldi. Daha önce nasıl görmemiştim acaba?
Elbiseyi alıp "Zevkin güzelmiş kocacığım, beğendim."
"Öyledir," diyerek beni süzdü ve göz kırptı. Daha sonra onu odadan gönderip hazırlandım. Çıkmadan önce kendi giyeceği kıyafetleri de almıştı.
Elbiseyi giyip aynada kendime baktım. Çok yakışmıştı. Şalımı yapmak için makyaj masasına oturdum. Onu da uğraşlarıma rağmen güzelce yapmıştım. Yüzüme güneş kremi sürüp, dudaklarımı nemlendirdim. Ekstra bir makyaj yapma gereği duymadım. Zaten çok makyaj yapan bir kadın olmamıştım hiçbir zaman.
Sonunda hazır olduğumda tekrar ayna karşısına geçtim. Ve bir kez daha sorguladım bu güzel elbiseyi nasıl daha önce fark edip giymemiştim? Haksızlık yapmışım ama bugüne nasipmiş demek. Ne olduğunu bilmesem de Asaf özel demişti, bu elbise de özel olacaktı artık bizim için.
Odadan çıktığımda Asaf'ın hazırlanmış beni beklediğini gördüm. Siyah kumaş pantolon, beyaz gömlek ve siyah ceketiyle yakışıklı olmuştu, fazla yakışıklı. Çok fazla hemde. Beni kendine tekrar tekrar aşık edecek kadar fazla.
İkimizde aynı anda "Çok," dedik ve devamını getiremedik. Ağır çekimdeymiş gibi yavaş adımlarla ortada buluştuk.
"Çok güzel olacağını biliyordum ama nefes kesici olacağını tahmin etmemiştim güzelim." dedi.
Gülümseyerek "Sende nefes kesicisin ve gideceğimiz yeri daha çok merak etmemi sağlıyor bu durum."
"O zaman ben fikrimi değiştirmeden gidelim."
"Gidelim," dedim gülerek. Her an gitmekten vazgeçecek gibiydi gerçekten.
"Abdestin var değil mi bitanem? Akşamı dışarıda kılacağız." Eve geldiğimizde Asaf dışarı çıkacağımızı söyleyince almıştım.
"Evet var." dedim.
Yola çıkmıştık ve uzun süredir de yoldaydık. Nereye gideceğimizi söylemeyeceği için sormuyordum.
Şehir dışında olduğunu düşündüğüm bir yerde durduk. Etrafa bakıp "Burası neresi?" diye sordum.
"Sakin ol güzelim, göreceksin." Cevap vermeden onayladım başımla. Asaf arabadan indikten sonra gelip benim kapımı açtı.
"Teşekkür ederim beyefendi."
"Görevimiz güzel hanımefendi." Uzattığı elini tutarak arabadan indim. Ayaklarım toprak zemine bastığında iyi ki yüksek topuklu ayakkabı giymemişim dedim kendi kendime. İkimizde bu kadar şıkken Asaf nereye getirmişti böyle? Dağ gibi bir yerdi. Yine de sesimi çıkarmadan bekledim. Ona güveniyordum, kötü bir yere getirmeyeceğine eminim.
Bagajdan piknik sepetiyle yanıma gelince şok oldum. Bunu ne zaman hazırlamıştı, ne ara oraya koymuştu?
"Bu nereden çıktı?" diye sordum şaşkınlıkla.
"Hazırlıklıydım güzelim. Hadi gidelim." Elimden tutunca o önde ben arkada yürüdük.
İlerledikçe ortaya çıkan manzara adeta beni büyüledi. Burası çok güzel bir yerdi. Güneş ufuk çizgisinde kaybolmaya başlamıştı. Gökyüzünün rengi sarı ve turuncu tonlarında hayran olunası bir manzara oluşturmuştu. Harika bir şeydi.
Hayranlık dolu bakışlarımla "Asaf, burası çok güzel." dedim gözlerimi manzaradan çekmeden.
O ise bana bakarak "Evet, çok güzel." dedi. Gözlerimi çektiğimde etrafı inceledim. Çeşit çeşit çiçeklerin olduğu cennet gibi bir yerdi. Asaf sepetten çıkardığı uzun bezi yere çimlerin üzerine serdi. Bana bekle dedikten sonra arabanın yanına gidip iki tane minderle geri döndü. Beni de elimden tutarak karşısına oturttu. Önce birlikte oturup manzarayı seyrettik. Sonra Asaf'ın hazırladığı harika şeylerden atıştırdık. İçecek bile düşünmüştü kocam. Bu kadar hazırlığın neden olduğunu çok merak ediyordum. Asaf ufaktan heyecanlandağını belli ediyordu. Sadece beraber güzel vakit geçirmek için değildi tüm bunlar. Altından başka bir şey çıkacaktı ve bende heyecanla bekliyordum onun gibi.
Asaf iç cebinden küçük mushaf çıkarınca gülümsedim. Nisa suresini açıp o muhteşem sesiyle okudu. Sonrasında ise anlamını okudu. Nisa suresi kadınlarla ilgili şeyleri kapsayan bir ayetti. Keza Nisa da kadın demek.
Anlamını da okumayı bitirince iç cebine tekrar yerleştirdi mushafı. Cebinden kutuyla başka bir şey çıkarınca gülümsemem kaldı dudaklarımda bu neydi?
Kutuyu açmadan önümde diz çöktü. Oturduğumuz için aynı hizada sayılırdık ama yine de o uzundu benden. Tahmin ettiğim şeyi yapacak olamaz değil mi?
Hafifçe öksürüp "Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem veda hutbesinde kadınlar sizin emanetiniz olarak buyurdu. Sende benim kalbime düşen, kaderime yazılan en güzel emanetsin. Ömrüm yettiğince seni koruyacağım, mutlu edeceğim inşaAllah. En büyük şükür sebebimsin. İstemediğimiz şekilde bir yola girdik. Sevdik birbirimizi çok şükür. Bu zamana kadar sana karşı bir hatam olduysa özür dilerim, isteyerek yapmamışımdır." Gözlerimden yaşlar akarken başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. Hatası olmamıştı.
Devam etti "Benimle yeniden, severek bir yuva kurmaya, iki kişilik ailemizi büyütmeye var mısın? Benimle tekrar evlenir misin cennet kokulum?" dedi.
Asla beklemiyordum ve sadece ağlıyordum, yüzümdeki kocaman tebessümle sözlerine karşılık. O gün konuşmamızın ardından bir daha yeniden evlenme meselesini açmamıştı. Haliyle bende bi anlık heves sanmıştım ama değilmiş.
Önümde yüzük kutusunu açmış cevap beklerken, ağlıyordum mutluluktan. Sözleri beni çok etkilemişti. Her zaman Allah'ın emaneti olarak görmesi beni manevîyattan, mutluluktan ağlatıyordu. Rabbime ne kadar şükretsem azdır.
Onu daha fazla bekletmeden "Evet," dedim "Varım seninle tekrar evlenirim." Yüzüğü diğer her şeyi unutup boynuna sarıldım.
"Allah razı olsun senden. Her şey için teşekkür ederim, iyi ki beni sevmişsin iyi ki seni sevmişim Asaf'ım." Kollarını belime sarıp "Senden de razı olsun Elif'im. İyi ki." dedi. Bir süre omzunda mutluluk gözyaşlarımı akıttıktan sonra geri çekildim. Pırlanta yüzüğü sol parmağımın yüzük parmağına takınca gülümsedim. Kuyumcu dükkanı gibi olmuştum. Bir alyansım bir önceki evlilik teklifinde taktığı yeşil taşlı yüzüğüm ve pırlantam olmuştu.
Hâlâ ağladığım için "Ağlama artık güzel gözlüm." dedi. Burnumu çekip "Ağlamayayım da ne yapayım? Yaptığın konuşmaya bir on gün daha ağlarım haberin olsun."
"Ağla diye yapmadım ki!"
"Biliyorum ama sende karını tanımıyor musun? Ağlayacağımdan emin olman gerekir."
"Haklısın." Güldüm tekrar sarıldım, öptüm. Ne kadar sarılsam azdır.
Akşam ezanı okununca dinledik sükunetle, sessizce dualarımızı fısıldadık. Sonra çimlerin üzerine seccadelerimizi serip namazımızı kıldık. Her şey çok güzeldi, huzurluyduk.
Karanlık çöktüğünde yıldızları izledik. Şehrin ışıklarından görünmeyen yıldızlar şu an çok parlaklardı.
Asaf başımdan öpüp "Bu çıktığımız ilk yol değil sonda olmayacak." dedi. "İnşaAllah," diye de ekledi.
"Seninle her yola varım."
(...)
Bölüm Sonu...
Selamün aleyküm herkesee...
Nasılsınızzz?
Bölümü beğendiniz mi??
Yazım yanlışım varsa affola.
En sevdiğiniz sahne 👉🏻
Bölümü hangi emojilerle anlatırdınız 👉🏻
Elif Ada'nın Ömer Asaf'ı önceden görmüş ve kızın elini bilinçsizce tutmasına ne diyorsunuz?🤭 Adam biliyor kimin elini tutacağını.
Evlilik teklifine ne diyorsunuz, nasıldı? Ben orayı yazarken ağladım Elif Ada gibi. Kadınlar Allah'ın emanetidir kısmını çok içten yazdım. Rabbim tüm kadınlara bizi O'nun emaneti olarak gören adamlar nasip etsin. Amin.
Şükürler olsun Rabbime bana Asaf gibi bir karakter yazmayı nasip etti.
Hayalet okurlarım oy ve yorumlarınızı esirgemeyin lütfen. Emek veriyoruz ve sizden bir tepki bekliyoruz doğal olarak.:)
İnstagram: gizeml_yazardemir0
OY VERMEYİ VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN...
SATIR ARALARI BOŞ KALMASIN!!!
SİZİ ÇOK SEVİYORUM💙...
Selam ve dua ile...
Unutmadan Elif Ada'nın kıyafeti için fotoğraf aradım ama içime sinen bulamadım maalesef. Sadece çok güzel olduğunu bilin lütfen.💚
Hepinizi Allah'a emanet ediyorum❤️ 🌼...

Gizemliyazardemir0
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 96.18k Okunma |
8.76k Oy |
0 Takip |
39 Bölümlü Kitap |