
Çok güzel olmuştu Gökçe. Masallardaki prensesler gibiydi üzerindeki gelinlikle. Vücudunu saran balık model gelinliği uçlara doğru açılarak ona tam bir kuğu görünümü sağlıyordu. Straplez gelinliğin üzerine yıldızları andıran binlerce minik taşlarla süslü bir pelerin giymişti.
Saçları, ensesinden yaptığı şık topuz ve pelerinin üzerindekiler ile aynı taşlarla süslü saç aksesuarı ile şekillenmişti.
Odanın kapısı açıldığında kucağımda Alparslan ile kapıya döndüm. Aslan gelmişti. Gökçe'yi gördüğünde olduğu yerde kalmıştı. Boğulanan gözleri bu mesafeden bile görünüyordu.
Gökçe ise çoktan ağlamaya başlamıştı. Aslan döndüğünden beri ilk kez bu kadar sıcak bakıyordu Gökçe ona.
" Abi" diyebildi sadece.
" Miniğim" dedi Aslan. " Allah bir ömür mutlu etsin kardeşim"
Gökçe koşup ona sarıldığında Aslan' ın gözleri bana düştü. Nasıl bakıyordum onlara bilmiyorum ama Aslan'ın bakışları daha da acı çekmeye başladı. İçimdeki terazi kurulduğunda bildiğim tek şey onu çok özlediğimdi.
Gökçe' nın daha fazla ağlamaması için bir an önce kendini toparladı Aslan. " Al bakalım miniğim" dedi elinfeki kutuyu açarken.
İçindeki broşun taşları buradan bakarken bile parlıyordu. Bir süre gözlerini alamadı Gökçe broştan. Alıp hiç vakit kaybetmeden benim yanımdaki aynanın önünde geldi. O broşu yakasına takmaya çalışırken daha yakından gördüm.
Küçüklü büyüklü bir sürü renkli taşlarla süslenmiş bir kuğu figürüydü. Tam olarak Gökçe ile aynı görünüyordu.
" Gelinliğimi gördün". Gökçe bunu soru sorar gibi söylemişti Aslan' a.
" Her şeyin en iyisini hak ediyorsun miniğim" dedi.
O sırada Tuğrul içeri girdi. Bir adımı içeride bir adımı dışarıda iken öylece kalakaldı. Gökçe göz alıcıydı ve Tuğrul gözlerini alamıyordu ondan. Biz şu anda haberimiz bile olmadan yeryüzünden silinmiş olabilirdik.
Adımları birbirini takip ederken takılmadan yanında kadar gelebildi Gökçe' nin.
" Seni seviyorum" dedi. Söyleyebileceği en iyi cümleyi söylemişti. Bunu bilmek başka olsa da böyle harika bir anda duymak gerçekten iyi olmalıydı.
" Bende " dedi Gökçe. " Ben de seni çok seviyorum."
Bizim orada olduğumuzu hiç farketmediler belkide. Bizde aynı sessizlikle odadan çıkmıştık. Kucağımda huysuzlanmaya başlayan Alparslan acıkmıştı.
" Anni, mama" dedi. Onun sesi ile tekrar gerçek zamana dönmüştüm.
" Hemen balım" dedim. " Hadi gidip biraz yemek yiyelim bende acıktım"
Adımlarım Aslan' ı geride bırakmak için döndüğünde onun sesi ile durdum.
" Ece"
Geldiğinde zaten eski halinden eser yokken, şimdilerde daha da zayıflamıştı. Gözlerinin altindki halkalar uzun süredir uyumadığını gösteriyordu.
Kendime bile yalan söylemeyi bırakmalıydım. Geceleri onun odasının ışığına bakarak uyuyordum ve o çoğu zaman uyuyamıyordu.
" Ben yedirsem yemeğini" dedi. Onunla birlikte belki kendisi de yer diye düşündüm.
" Olur" dedim Alparslan' ı ona uzatırken.
Kollarını açıp bize doğru yaklaştığında bir an gözlerimi kapattım. Almak istediğim tek nefes onun kokusu oldu bir anda.
O da Alparslan' ı almayı uzatabildiği kadar uzatmış , o sırada önüme aldığım saçlarımın bir kaç teli eğildiği için onun yeni çıkmaya başlayan sakallarına takılmıştı.
Uzun uzun aldığımız nefesler bile birbirine karışırken göz hizamda kaldı.
"Beni bir kez bile dinlemedin"
Bu bir sitemdi. Yorulmuştu.
" Bir kez dinle, sonrasında yine sen nasıl istersen öyle olsun ama bir kez dinle" dedi.
Bir kez daha ona kızıp yapabileceklerimden korkuyordu.
" Bebeğin babası kim?" dedim.
" Ben değilim, bunu biliyorsun"
" Bilmediğim bir şey söyle o zaman"dedim. O sırada gözlerinde gördüğüm şey ile bir adım geri attım.
O an kafamın içinde birbirine bağlanan bir sürü ağ aynı anda parladı.
" Bebeği babasına karşı kullanırız sanıyor" dedim ağzım bir karış açık halde.
" Bu kadar alçak olabileceğimizi düşünüyor" diye de ekledim.
" Bu onun kararı, beni oradan çıkarmak için tek şartı vardı, sözümü çiğneyemem ama sana anlatması için uğraşıyorum" dedi Aslan.
" Gerek yok" dedim. Onunla yüz yüze gelme ihtimali bile midemi alt üst ediyordu. Bu ihtimalde bile Aslan' ın dudaklarına bakmıştım. Onu öptüğü zaman hala aklımın ortasında yaşıyordu.
Konuşmamızın bitmiş olduğuna kanaat getiren Alparslan babasının kucağında kıpırdandı.
" Baba, acık"
Gözlerini benden ayırmadan Alparslan ile konuşmaya başladı Aslan.
" Hemen gidelim babacığım"
Merdivenlerden inene kadar arkalarından baktım. Üzerindeki siyah takım elbisenin içine de siyah gömlek giymişti. Taktığı bordo kravatın üzerindeki ay yıldızlı kravat iğnesi tüm o siyahlığın arasında bile ben buradayım diyordu.
Bir an kendi üzerime baktım. Yaşadığım şok ile gözlerim açıldı. Kravatını benim elbisem ile aynı renk seçmişti. Bunu nereden bilebilir diye düşünürken elbiseyi Eylül ile birlikte aldığımızı hatırladım.
Arkamdaki kapı bir anda açıldığında ancak kendime gelebilmiştim. Kol kola çıkan gelin ve damada baktığımda kafamın üzerinden milyonlarca kalp çıkıyor gibi hissettim. Kardeşim evleniyordu. Göz bebeğim, çocukluğum şimdi tam anlamıyla mutluydu. Sonuna kadar hak edilmiş bir mutluluk yaşıyordu. Sonsuza kadar sürmesini için tüm dualarımda olacaklardı.
Onlar için yolu açarak kenara çekildim.
" Çok heyecanlıyım" dedi Gökçe üzerini düzeltirken. Tuğrul' un kolundaki eli bile titriyordu.
" Önce bi sakin ol fıstığım" derken yandan da eteğinin arkasını düzeltiyordum.
Çalmaya başlayan müzik ile Tuğrul Gökçe' ye döndü.
" Hadi gidelim"
" Gidelim" dedi Gökçe.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.79k Okunma |
4.7k Oy |
0 Takip |
57 Bölümlü Kitap |