46. Bölüm

FİNAL

eprar
gotten_bacakli

 

Medyadaki şarkı aşırı bizimkilerin enerjisini verdi bana.

 

Şaka maka harbiden Final bölümündeyiz.

 

Bu kurgunun yeri her zaman bende ayrı olacak. Saçmaladığım, mantık hatalarının bolca olduğu bir kurgu ama yine de çok seviyorum.

 

Bu kurguyu biterebildiysem sizin sayenizdedir. İlk başta amacım asla okunmak değildi. Kendimi eğlendirmek için yazıyordum. Sonra baktım okunmaya başladı. Ve gördüm ki benimle beraber eğlenen başkaları da var. Sonra amacım hem sizi hem kendimi eğlendirmek oldu.

 

Bana varlığınızla, yorumlarınızla ve oylarınızla çok destek oldunuz. Teşekkür ederim. Hepinizi çok seviyorum.

 

Amacım her zaman size samimiyeti hissettirebilmekti.

 

Bu kurguya pek de bir ümidim yok ama halledeceğim diye başlamıştım. Halletme işi bendeydi ümit veren de siz oldunuz.

 

Tekrardan çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

 

Size samimiyeti hissettirebildim mi? Umarım hissettirebilmişimdir.

 

Neyse lan ne bu böyle okuyun yorum falan yapın hadi yallah.

 

Bakın upuzun bi bölüm yazdım. Yorumlarla şov yapın tm.

 

 

𔓘 Keyifli Okumalar 𔓘

 

"Ananı avradını..." Oğuz elini Cafer'in omzuna bastırarak destek almaya çalışıyordu. "Ayağım çok fena uyuştu, çok fena." dedi. Azıcık kıpırdayınca hafifçe çığlık attı gözlerini sıkıca kapatmış bir şekilde.

 

 

Sinan "Hangi ayağın?" diye sordu hırkasını giyerken. Normalde yazda olduğumuz için gece de olsa hava sıcak oluyordu genellikle fakat bu gece soğuk diyebileceğimiz seviyeydeydi.

 

 

Beraber eğlenerek geçirdiğimiz tatil bitmişti. Delicesine eğlenmiştik. Sınavın konusu asla açılmamıştı. Hani konu bir ara Yüce Honos'un Selena'nın tarafında olup Hades'e adaletsiz yaklaşımına bile gelmişti ama sınava gelmemişti. Onun dışında gülüp vakit geçirmiştik. Ama bizimkileri bayağı özlemiştim.

 

 

Annem ben kafamı dinleyeyim diye abimin beni aramasına izin vermemişti. Ama tabii ki de kendi aramıştı. Abim ise sadece mesaj atmak zorunda kalmıştı. Babam da aramıştı tabii.

 

 

"Sol." dedi Oğuz. Yüzünde sanki işkence çekiyormuş gibi bir ifade vardı.

 

 

Uyuşma acısı berbat bir şeydi. Harbiden çığlık atmak istiyordu insan.

 

 

Sinan birkaç saniye yüzüne baktı. Sonra bir anda ayağını Oğuz'un uyuşan ayağına bastırdı.

 

 

Of. Acısını hissettim.

 

 

Allah belanı vermesin Sinan.

 

 

Oğuz Allah'ın Sinan'ın belasını vermesin deyişime katılmıyor olmalı ki acı sesleri çıkarırken bir yandan da Sinan'a küfürler yağdırıyordu. Küfürler beni bile rahatsız edecek seviyeye geldiğinden başımı Çınar'ın göğsüne yaslayıp Oğuz'un Dünya'nın ters dönüp Everest Dağı'nın Sinan'ın götüne montelenmesi hakkındaki küfürünü duymamaya çalıştım.

 

 

Şimdi küfür etme de diyemezdim. Hak etmişti Sinan.

 

 

Çınar ben ona yaslanınca kolunu belime sarmış saçlarımın üstüne bir buse kondurmuştu.

 

 

Oğuz, Sinan'ın götüne meteor yağmasını ve üç gün alev sıçmasını istediği hakkındaki uzun küfürler devam ederken Sinan bütün sakinliğiyle onu dinlemeye devam etti.

 

 

Oğuz'un küfürleri bitince Sinan yüzündeki sırıtmayı silip "Ne sövdün be?" dedi. Sanki hiçbir şey yapmamış gibi. "Ben uyuşukluğunu geçirmeseydim daha çok zırlardın."

 

 

Oğuz ters bir bakış atıp gözlerini devirdi. Haklı olduğunu bildiğinden pek bir şey söyleyememişti.

 

 

Servisten inmiştik. Ama hepimiz yorgun düşüp uyuya kaldığımız için ailelerimize haber verememiştik. Aslında Çınar beni evine bıraktıktan sonra kendi evine gidebilirdi ama abim geleceğini kesin bir dille belirtip reddetmişti.

 

 

Bunu Çınar'a güvenmediği için değil kendi içinin rahat olması için yapmıştı, biliyordum.

 

 

Biliyordum, çünkü abim telefonda Çınar'a. "Ne kadar yavşak bir herif olsan da sana güveniyorum. Oraya gelmem seninle değil, benimle alakalı. Sen de abisin anlarsın beni." demiş ardından yine özüne dönüp "Neyse ya fazla yüz verdim gereksiz. Şımarma. Kardeşime de fazla yakın durma ben gelene kadar it." demişti.

 

 

Çınar asla son sözlere takılmamış mavi gözlerinin kısılmasına yol açan kocaman bir gülümsemeyle "Teşekkür ederim abi." demişti.

 

 

Ve abim de telefonu suratına kapamıştı.

 

 

Evet, odunlar odunu bir abim vardı.

 

 

Çınar bu davranışa da takılmamış aşk itirafı almış birinin salaklığıyla sırıtıp durmuştu bir süre.

 

 

Neyse işte ben abimi bekleyince Çınar da seni yalnız bırakmam demiş yanımda kalmıştı. Diğerleri de o zaman biz de gitmiyoruz, demişti ve sonuç olarak hepimiz abimi bekliyorduk.

 

 

Neyse ki abim bizi çok bekletmemiş beş dakika içinde gelmişti.

 

 

Hızlıca yanıma geldiğinde kollarını bana dolayıp boynumdan öptü birkaç defa. "Özlemişim cücem." Kıkırdarken aynı şekilde kollarımı ona doladım. "Ben de."

 

 

Geri çekilip kollarını benden ayırdı ama vücudumu göğsüne çekip saçlarımdan öpmüştü birkaç kere.

 

 

Bakışlarını benden ayırıp arkadaşlarımda gezdirdi. "Siz niye böyle başımızda dikiliyorsunuz veletler?"

 

 

Nil ile göz göze gelince "Sen hariç abim. Üstüne alınma" dedi. Nil ufak bir tebessümle "Sağ ol Sarp abi, alınmam."

 

 

Abim bakışlarını Nil'den çekip diğerlerinde gezdirdi. "Siz alınabilirsiniz." dedi.

 

 

Arkadaşlarım abimin bu zorbalıklarına alıştığı için bir şey demediler. Abim de bir şey demelerini beklemediği için konuşmaya devam etti.

 

 

"Nil abicim gel, seni de bırakalım."

 

 

Akın itiraz etmek yerine "Beni de bırakır mısınız Sarp abi?" diye sordu.

 

 

"Yok, bırakamayız." dedi abim bir anda. Akın'ın şaşkın bakışlarını görünce ise güldü. "Şaka lan. Atla arabaya. Bırakalım." Oğuz'ların evi zaten hemen okulun bir alt sokağındaydı. Cafer'de bugün onlarda kalacaktı.

 

 

Oğuz ve Cafer'le vedalaştıktan sonra arabaya bindik. Abim herkesi bıraktıktan sonra bizim eve geldik.

 

 

"O kadar yorgunum ki. Anlatamam." dedim ayakkabılarımı çıkarıp içeri girerken.

 

 

"Anlatırsın anlatırsın." dedi abim. "Ben kaç gündür ağzına çorap sokabilecek biri olmadan kaldım, haberin var mı?"

 

 

Gülerken göz devirdim. "Bir git abi ya." ittirmeye çalıştım onu tabii ki de bir adım bile gitmedi.

 

 

O da gülüp yanağımı öptü sertçe. Ben de parmak ucumda yükselip dudaklarımı yanağına bastırdım.

 

 

Ben hırkamı asarken o salona geçti. "Hadi bak ben cips falan her şeyi koyuyorum. Sende gel."

 

 

Elimi yüzümü yıkadıktan sonra salona girdim ben de. Yanına oturup başımı omzuna yasladım, alttan alttan baktım. "Yarın konuşsak? Gerçekten çok yorgunum abi."

 

 

Tek kolunu omzuma sarıp göğsüne yasladı beni. Şakağıma dudaklarını bastırdı. "Olur abiciğim. Ama çorba yaptım senin için. Açsındır. Onu iç sonra uyu."

 

 

Aç olduğum için hiç itiraz etmedim. Ayağa kalktım hemen. Mutfağa girdiğimde abime seslendim. "Sana da koyayım mı?"

 

 

"Yok abim."

 

 

Kendime çorba koyduktan sonra kaseyi tepsiye yerleştirdim. Ekmek ve kaşık da koyduktan sonra tepsiyi alıp salona girdim. Tepsiyi masaya koyduktan sonra koltuğa oturdum.

 

 

O değil de annemler neredeydi lan?

 

 

Başımı kaldırıp abime baktım. "Annemler nerede?" diye sordum merakla.

 

 

"Çok şükür aklına gelebildi. Cenaze varmış. Apar topar çıktılar. Kim ölmüş diye sorma valla bilmiyorum."

 

 

Başımı salladım. "Allah rahmet eylesin." diye mırıldandıktan sonra çorbama döndüm.

 

 

"Amin."

 

 

Ben çorbamı bitirdikten sonra kendimi yatağa fırlatmıştım adeta. Ama önce telefonuma bakmak istemiştim.

 

 

Kafankarışamazçünkükafasızsın grubu

 

 

Oğuz: ben bi bok yedim

 

 

Çınar: Ne yaptın salak

 

 

Oğuz: Şey

 

 

Oğuz: Yanlışlıkla cafoyu daha fazla depresyona sürüklemiş olabilirim.

 

 

Çınar: nasıl başardın peki bunu

 

 

Oğuz: Ya biz eve geçtik tm mı

 

 

Oğuz: Cips mips ne varsa çıkardım ortaya bir şeyler izleyelim dedim

 

 

Siz: Eee

 

 

Oğuz: Neyse işte hani ben Friends'e başlayıp yarım bırakmıştım ya

 

 

Çınar: Yarım bile değildi lan

 

 

Akın: Doğru sadece 7 bölüm izledin

 

 

Oğuz: Konumuz şu an bu değil

 

 

Oğuz: Sonra dedim ki Friends izleyelim

 

 

Oğuz: İzlemeye başladık

 

 

Siz: bi dk

 

 

Siz: Sen cafoya friends mi izlettin

 

 

Siz: anansatimKHALFBQXLALADLQLAH

 

 

Sinan: BXBZBXNABXNQKXQBKAJDLABX

 

 

Çınar: Harbiden mal bu ya

 

 

Siz: Çocuğun flörtü lezbiyen çıktı ve sen gidip çocuğa friends mi izlettin

 

 

Siz: AŞXBAŞJXŞQHWĞXĞQHFĞSJ

 

 

Oğuz: Ya ne yapayım unutmuşum

 

 

Oğuz: Küstü resmen bana konuşmuyor benimle aq

 

 

Cafer: Konuşmayacağım

 

 

Cafer: Sen bir serefsizsin

 

 

Oğuz: ya ask bahcem valla unutmusum ya😭😭

 

 

Cafer: Bana ne

 

 

Cafer: Size de yazıklar olsun

 

 

Cafer: travmalarımla bu kadar eğlenemezsiniz

 

 

Nil: Özür dilerim ama Cafer ben bile güldüm

 

 

Sinan: ALJDŞQNXŞADJĞADJŞAJD

 

 

Sinan: Ross bu kadar yıpratmadı kendini cafo bos ver ben sana yeni birini bulurum

 

 

Cafer: siktir git

 

 

Sinan: 🫶🏻

 

 

Cafer: biraz kaderdasim Ross için ağlayacağım arkdslar bb

 

 

Cafer: Bu arada Carolların da Allah belasını versin

 

 

 

"Zuhal, abicim kalk. Uyan hadi." abimin sesini duymamla gözlerimi araladım. Birkaç saniye bakıştık. Ardından kıçımı ona dönüp uyumaya devam ettim.

 

 

"Cücem kalkmalısın. Sonuçlar açıklanmış, bir tanem."

 

 

Şu an beni ağzıma dayadığım çikolata akan musluktan ayırmaya çalışan abimi biri yanımdan alsın, please.

 

 

Rüyama devam etmek istiyorum. Diğer hiçbir şey umrumda değil şu an.

 

 

"Ya abi istemiyorum. Boş ver." diye homurdandım.

 

 

Yanağımda hissettiğim sert baskıyla gözlerim açıldı. İyice uykum açılırken abime bıkkın bir bakış attım. Umursamadan beni yatakta oturur konuma getirdi.

 

 

"Abim sınav sonuçları açıklandı. Kalk elini yüzünü yıka. Hadi böcek."

 

 

Ne sonucu?

 

 

Hangi sınavın sonucu?

 

 

Dünya sınavının sonucu Zuhal. Herkes Kıyameti bekliyor ama sen bu sabah alacaksın sonuçları.

 

 

Siktir.

 

 

Siktir siktir siktir...

 

 

Bayılacağım.

 

 

Abim yüzümdeki endişeyi görmüş olmalı ki -görülmeyecek gibi değildi- koca elleri yanaklarımı kavramıştı bir anda.

 

 

"Ya abi böyle mi uyandırılır insan? İstemiyorum ben. Bakmayalım boş ver."

 

 

Kesin batırmışımdır ben. Eminim yani. Kaydırma falan da yapmışımdır. Eksi nete de düşmüş olabilirim.

 

 

"Saçmalama Zuhal." dedi abim net bir sesle. "Kafandaki o felaket senaryolarını da çıkar."

 

 

Evet, çıkarmalıydım. İş işten geçmişti zaten. Bundan sonra zırlamak bana bir şey kazandırmayacaktı.

 

 

Derin bir nefes aldım. "Tamam." dedim hem kendime hem ona güven verme amacıyla. "Ben lavobaya gireyim sen de o sırada sonuçlara bakmaya çalış. Tamam mı?"

 

 

Gülümsedi. Dudaklarını alnıma bastırdı sonra. "Bakarım abim. Ama sakin oluyorsun."

 

 

Başka bir şey söylemeden başımı salladım. O odadan çıkınca birkaç saniye mal mal yamuk duran halıma baktım. Bu overthink perileri fazla üstüme çullanmasın diye hızlıca ayağa fırladım.

 

 

Lavaboda işlerimi halledip elimi yüzümü yıkadıktan sonra salona girdim. Abim koltuğa uzanmış kucağında olan dizüstü bilgisayarla sonuç ekranının açılmasını bekliyordu.

 

 

Gerçekten benim panikliğimle abimin umursamazlığın uyumu harika.

 

 

"Abi bari yalandan endişelen ya." dedim ben de koltuğa otururken. Boş hissedince kucağıma kenarda duran yastığı alıp yastığa sardım kollarımı.

 

 

Abim bütün sakinliğiyle sayfayı tekrar yeniledi. "Niye endişeleneyim ki? Çok çalıştın. Başaracağını biliyorum."

 

 

Keşke ben de kendime böyle güvenebilsem ama işte olmuyordu. Korkuyordum.

 

 

"Kalk bir şeyler ye hadi. Açılmaz zaten şimdi."

 

 

Başımı sağa sola salladım. Şu an hiçbir şey yiyemeyecek kadar gergin hissediyordum.

 

 

"Yersem kusarım, olmaz."

 

 

Neyse ki abim ısrar etmedi. Başını sallayıp bilgisayara döndü. "Of ağlayacağım." dedim ellerimle yüzümü kapatırken.

 

 

Abim göz devirip "Valla malsın." dedi bütün zorbalığıyla.

 

 

Kucağımdaki yastığı kafasına fırlattım ama havada yakaladı tek eliyle. Bana aşağılayıcı bir bakış atıp yastığı kenara koydu.

 

 

"Ben Çınar'ı aramaya gidiyorum."

 

 

Abim yüzünü buruşturup bir şeyler homurdandı ama umursamadan odama girdim. Telefonumu elime aldığımda cevapsız çağrılar olduğunu gördüm. Annemden, babamdan, Nil'den, Sinan'dan ve Çınar'dandı.

 

 

Hemen telefonu açıp Çınar'ı aradım hemen. Annemleri ararsam annemler minnoş minnoş konuşur, beni duygulandırır, ağlatırlardı beni.

 

 

Nil'i arasam otomatikman beraber ağlamaya başlardık.

 

 

Sinan'ı arasam umursamaz umursamaz takılır, sinirimi bozardı.

 

 

Bu yüzden en mantıklı karar tabii ki de Çınar'ı aramaktı.

 

 

Bir iki çalışta hemen açmıştı telefonu. "Güzelim?" dedi. Arkadan sesler geliyordu ama on on beş saniye sonra kapı kapama sesi duydum. Ve ortamdaki sesler gitti. Büyük ihtimalle odasına girmişti.

 

 

"Çınar ağlayacağım gerçekten şimdi."

 

 

Aynen, en mantıklısı Çınar'ı aramaktı.

 

 

Gülüşü doldu kulağıma. "Bebeğim şimdi ağlasan da sonuçların değişeceğini sanmıyorum. Ayrıca sonuçlarını daha görmedin diye düşünüyorum. Haksız mıyım?"

 

 

Sanki yanımdaymış gibi başımı salladım. "Evet, görmedim."

 

 

"O zaman şu an ağlamana gerek yok. Aslında hiç ağlamana gerek yok ama sonuçlar açıldığında ağlamak seni rahatlatacaksa beraber ağlarız."

 

 

Burnumu çektim. "Söz mü?"

 

 

Dürüst olmaya karar verdi. "Yani... sen ağlayınca benim canım acıyor. Büyük ihtimalle seni güldürebilmek için elimden geleni yaparım."

 

 

Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim. Sinir bozukluğuyla gülerken "Of Çınar ya."

 

 

Güldü kendi kendine o da. "Yavrum, başardın. Bunu ikimiz de biliyoruz."

 

 

Başka bir şey demeden sessiz kaldım. Ben bir şey demeyince "Annemin de sana ve abinlere selamı var. Sizi bir ara bize davet ediyor."

 

 

Gülümsedim samimiyetle. Sevim ablayı seviyordum. Tatlı bir kadındı.

 

 

"Geliriz tabii." dedim bu yüzden.

 

 

"Bir de senin istediğin yeri kazandığına inandığını söyledi. Ne olursa olsun seninle gurur duyuyormuş."

 

 

Bir an utançtan sesimi çıkaramadım. "Teşekkür ederim."

 

 

"Of," dediğini duydum. "Utandın. Ne de güzelsindir şimdi. Keşke yanında olsaydım."

 

 

Daha da kızarırken dudaklarımı ıslattım. Tabii ki de çözümü çirkefleşme de buldum. "Sus ya. Ben ne diyorum sen ne diyorsun?"

 

 

"Güzelim kendine güveniyorsun değil mi?" Söylediklerimi umursamadan konuyu değiştirdi.

 

 

Dudaklarımı büzdüm düşünceli bir şekilde. Güveniyordum sanırım artık. Evet sabah batırmışımdır falan dedim ama o yeni uyanma mallığındandı.

 

 

Çalıştığımı biliyordum. Sınavın kötü geçtiği falan da yoktu. İyi bir sonuç yaptığıma inanıyordum.

 

 

"Güveniyorum."

 

 

"Aferin." dedi onaylayan bir sesle. "Başardık. Tamam mı?"

 

 

Tam cevap verecekken salondan bana seslenen abimin sesini duydum.

 

 

"Zuhal! Sonuç ekranı açıldı abim."

 

 

Ananı avradını.

 

 

Abimin sesini duyunca kalbim bir anda depar atmaya başladı.

 

 

Bayılacağım.

 

 

"Çınar sonuç ekranı açılmış. Şey ben ona bakayım. Hadi bay." diyip bir anda suratına kapadım telefonu. Yaptığım şeyin saçmalağıyla yüzümü buruşturdum ama fazla umursayamadan koşa koşa salona girdim.

 

 

"Göster abi ne olmuş? Sıralama ne?"

 

 

Telaşlı sesime gülüp bilgisiyarı uzattı. Neyse ki abim düşünceli bir insan olduğundan ekran görüntüsü almıştı.

 

 

Öküz falan ama kafası çalışıyor.

 

 

Endişeyle koltuğa oturup dizüstü bilgisayarı da kucağıma bıraktım. Gözlerim telaşla ekranda dolaşırken abim bütün rahatlığıyla tek kolunu omzuma atmıştı.

 

 

Şu an abim kadar rahat olmak isterdim.

 

 

Sıralamamı görünce gözlerim yaşlarla doldu.

 

2547.

 

 

Başarmıştım.

 

 

Başarmıştım gerçekten.

 

 

"Abi," dedim bir yandan gülüp bir yandan ağlarken. "Abi başardım." Sevinçle kollarımı boynuna doladığım da o da kollarını belime doladı.

 

 

"Biliyordum bebeğim başaracağını." dedi yumuşak bir sesle. "Bir an bile şüphe etmedim."

 

 

"Doktor olacağım."

 

 

Başını salladı beni onaylayarak. "Benim minik doktorum olacaksın."

 

 

Söyledikleri beni daha da gülümsetirken geriye çekildim. Elleriyle yüzümü kavrayıp gözyaşlarımı sildi. Yanağıma dudaklarını bastırdı sonra. "Kurban olurum gözyaşlarına güzelim benim."

 

 

"Çok teşekkür ederim abi. Sen olmasan başaramazdım."

 

 

Abim çok mütevazi(!) biri olduğundan sırıttı bütün egosuyla. "Biliyorum cüce. Bu borcunu beni her hasta olduğumda iyileştirerek ödeyebilirsin."

 

 

"İyileştiririm be!" diyerek yükseldim bir anda. "Bütün serumlar sana feda olsun."

 

 

Kahkaha attı. Gülüşleri durulurken "Salaksın." diye mırıldandı.

 

 

Aklıma gelenlerle ayağa fırladım. "Ay annemleri arayacağım ben."

 

 

Yine koşarak odama girdim bu sefer.

 

 

Telefonu elime aldığımda zaten bizimkilerin birkaç kere aradığını gördüm. Tam o sırada babam tekrar aramaya başladı beni. Hemen açtım.

 

 

"Güzel kızım?"

 

 

Hiç uzatmadan sevinçle söyledim. "Baba başardım. Sıralama 2547."

 

 

Kahkaha sesini duydum. "Aferin benim bebeğime. Gurur duyuyorum seninle."

 

 

Annemin sesi geldi sonra. "2547 mi? Ay Allah'ım çok şükür sana."

 

 

Beraber sevinç çığlıkları atarken birçok kez benimle gurur duyduklarını ve çok iyi bir doktor olacağımı söylediler.

 

 

Telefonu kapadığımda bütün sevincimle salona abimin yanına gittim zıplaya zıplaya. Ayakta durmuş telefonla konuşuyordu.

 

 

"2547. olmuş lan Boran. 2547. gururdan ağlayacağım şimdi."

 

 

Ya abim benim ya. Canım.

 

 

Boran abi, abimin çok yakın bir arkadaşıydı. Ortaokuldan beri beraberlerdi. Kendisi abimin arkadaşı olmasından ötürü abim kadar sinir bozucu birisiydi. Ama eğlenceli biri olduğundan severdim kendisini.

 

 

Abim arkasını dönüp benimle göz göze gelince kocaman gülümsedi. Tek kolunu bana doğru açınca beklemeden hemen yanına gidip başımı göğsüne yasladım.

 

 

Dudaklarını saçlarıma bastırdı. "Al güzelim. Boran seninle konuşmak istiyormuş."

 

 

Uzattığı telefonu elime alıp aramayı hoparlöre aldım. "Efendim Boran abi?"

 

 

"Kız, yerden bitme." dedi. "O sıralama ne lan öyle? Ortalığın amına koymuşsun."

 

 

Güldüm kıkır kıkır. Abim ise öfkeli bir sesle. "Küfür etme lan kardeşimin yanında." dedi.

 

 

Boran abi, abimin dediklerini umursamadan konuşmaya devam etti. "1.50'lilik doktor olacaksın demek. Etkileyici."

 

 

"Ben 1.50 değilim."

 

 

Güldü. "Öylesin."

 

 

"Senin sinir bozma saatin gelmiş Boran'cığım. Abime veriyorum telefonu." dedim yapmacık bir gülümsemeyle.

 

 

Boğukça güldü. "Tamam, tamam." dedi. Sonunda alayı bırakıp ciddi olmaya karar verdi. "Seninle gurur duyuyorum abim. Aferin sana."

 

 

Tebessüm ettim. "Teşekkür ederim abi."

 

 

Bir anda telefon elimden gitmişti. Şaşkınca çatık kaşlı abime baktım. Ne olmuştu ki?

 

 

Abim bütün tersliğiyle "Sen nereden onun abisi oluyorsun it? Benim kardeşim o." diyip telefonu Boran abinin suratına kapadı.

 

 

Kendisine gülerek baktığımı görünce iki eliyle yanaklarımı sıkarak döve döve sevme eylemini yapmaya başladı.

 

 

"Şunun sıfatına bak. Nasıl da güzel gülüyor kurban olduğum benim."

 

 

Abim art arda yanağımı sertçe öpmeye başlayınca kıkırdayarak geri çekilmeye çalıştım ama başarılı olamadım. Hızlı hızlı öpmeye devam etti.

 

 

"Benim kardeşim doktor mu olacakmış ya? Aferin benim kardeşime. Şu zekaya şu harikalığa bak!"

 

 

Yanaklarımın kıpkırmızı olmasına sebep olan on dakikanın ardından abim sonunda beni özgür bıraktı.

 

 

"Benimkilerin yanına gitmem lazım acilen." deyip ayağa kalktım. Onların ne yaptığını çok merak ediyordum.

 

 

Başını salladı abim. "Tamam abim. Aradığımda aç."

 

 

Ben de onun yanağını öptükten sonra odama girdim. Telefonumu elime aldığımda hemen gruba girdim.

 

 

Kafankarışamazçünkükafasızsın grubu

 

 

Siz: acilen bulusuyoruz

 

 

Oğuz: evet

 

 

Oğuz: ay bayilcam

 

 

Cafer: dur salak

 

 

Akın: gelin benim eve

 

 

Oğuz: Geliyorum

 

 

Cafer: Şu anında arayan yılan yengemden kurtulayım bi dk

 

 

Siz: Şahsen ben direkt telefonu uçak moduna aldım

 

 

Cafer: ben de yapacaktım da unuttum aq

 

 

Çınar: Güzelim ben senin evine geliyordum zaten

 

 

Çınar: Sen hazırlanırken beklerim seni

 

 

Çınar: Sonra da beraber çıkarız

 

 

Siz: tamamdırr

 

 

Sinan: marketteyim istediğiniz bir şey var mı

 

 

Akın: doritos

 

 

Sinan: aldım onu

 

 

Siz: Akındaki doritos aşkı kimsede yok

 

 

Akın: Ben iki şeyi severim

 

 

Akın: Doritos

 

 

Akın: Bir de Nil'imi.

 

 

Siz: Allah razı olsun knk iyi bari sevion nili

 

 

Cafer: biz niye yokuz orda

 

 

Cafer: Orospu muyuz biz

 

 

Akın: Ve Caferi severim

 

 

Akın: oldu mu

 

 

Cafer: evt🫶🏻🫂🧚🏻‍♀️🦄💕🌸💗

 

 

Gülerek telefonumu bırakıp dolabımın kapağını açtım. Kıyafetlerimde gözlerimi gezdirirken ne giyineceğimi düşünüyordum. Sonunda karar verdiğimde kıyafetleri ütülemek için ütü masasını açtım.

 

 

O sırada kapı çaldı. "Abi kapıya bakabilir misin?" diye seslendim.

 

 

Abim bir şey demeyince kapıyı açmaya gittiğini anladım. Bu yüzden ütü yapmaya kaldığım yerden devam ettim.

 

 

Bir dakika içinde abim odama geldi. "Ee kim gelmiş?" Ben konuşur konuşmaz zil sesi aramıza doldu.

 

 

Kaşlarım havaya kalktı. "Abi açmadın mı kapıyı?"

 

 

"Boş ver abiciğim. Çalar çalar gider."

 

 

Abimin yanından geçip odadan çıktım. Tahminlerimde yanılmıyorsam kapıyı çalan Çınar'dı.

 

 

Kapıyı açtığımda yanılmadığımı fark ettim.

 

 

Göz göze geldiğimizde hızla kollarımı boynuna doladım. O da sıkı sıkı sardı kollarıyla beni.

 

 

Boynuma bir öpücük kondurdu. "Nasılsın bebeğim?"

 

 

Doladığım kollarımı gevşetip geri çekildim yüzüne bakabilmek için. "Çok iyiyim. Sen nasılsın?"

 

 

"Sen çok iyisen ben de çok iyiyim."

 

 

Gülümsedim kocaman. O da gülümseyip gamzeme bastırdı dudaklarını. "Sıralamanı öğrenebilir miyim, bir tanem?"

 

 

Ya sen böyle ponçik ponçik konuşursan benden istediğin her şeyi öğrenebilirsin.

 

 

Başımı salladım. "Öğrenebilirsin tabii ki." dedim ardından büyük bir zevkle cevapladım sorusunu. "2547."

 

 

Koskocaman gülümsediğinden gözleri kısıldı. Kolları daha da sıkı sarabilirmiş gibi daha da sıkı sardı beni.

 

 

"Biliyordum. Gurur duyuyorum seninle."

 

 

Bugün gülümsemekten yanaklarım ağrıyacaktı belliydi. "Teşekkür ederim. Seninki?"

 

 

"Eh biz de senin kadar olmasak da bir şeyler yaptık." dedi. "7895."

 

 

Büyük bir sevinçle "Ben de seninle gurur duyuyorum." dedim. Gerçekten çok gurur duyuyordum. Öylesine söylediğim bir şey değildi. Yükselip yanağını öptüm. "Başardık, Çınar!" O da benim yanağımı öptü. "Başardık güzelim." diyerek onayladı.

 

 

Mükemmel romantiksel anımız abimin sesiyle bozuldu. Salondan bize doğru bağırıyordu. "Tamam lan yeter. Gelin içeriye."

 

 

"Ay ben seni içeriye almadım değil mi? Pardon bir an heyecandan öyle oldu." diyip geri çekildim içeri gelsin diye. Bana kısıkça gülüp ayakkabılarını çıkardıktan sonra içeri geçti.

 

 

Parmak uçlarımda yükselip dudaklarımı çenesine bastırdım. "Sen salona abimin yanına geç. Ben de hemen hazırlanıp geliyorum."

 

 

Kuzuyu kurda emanet ediyoruz da neyse.

 

 

Onu salona abimin yanına gönderdikten sonra seke seke banyoya girdim. Bakım falan ne varsa hallettikten sonra odama girdim. Üstümü giyindikten sonra makyaj masama oturup hafif bir makyaj yaptım.

 

 

Hazırdım.

 

 

Salona girdiğimde beraber gülüşerek konuşan abim ve sevgilimle karşı karşıya kaldım.

 

 

Beraber gülüşerek konuşan abim ve sevgilim...

 

 

Gülüşerek?..

 

 

Tövbestağfirullah. Bu gözler neler görüyor, Allah'ım?

 

 

"Abi!" dedim büyük bir sevinçle. "Öküzlüğünden kurtulup insan olmaya karar vermişsin."

 

 

Abim benim sevincimin aksine yüzündeki gülümsemeyi silip gözlerini devirdi. Kaşları çatıkça Çınar'a bir bakış attıktan sonra ensesine vurdu bir tane.

 

 

Çınar, abim tarafından zorbalanmaya alıştığından yandan yandan masum bir şekilde abime bakmak dışında bir şey yapmadı.

 

 

Abim tarafından daha fazla zorbalanmasın diye elinden tutup ayağa kaldırdım onu. Abime döndüm ardından. "Biz çıkıyoruz abi."

 

 

Başını salladı ayağa kalkarken. "Neredesiniz?" diye sordu.

 

 

"Akın'ın evinde."

 

 

"Tamam abim. Aradığımda aç. Bir sıkıntı olursa ara beni." benim cevap vermeme izin vermeden Çınar'a döndü. "Kardeşim sana emanet."

 

 

Gözlerini kapatıp açtı Çınar. "Bana emanet." dedi.

 

 

Çınar'la evden çıktığımızda mutlulukla ellerimi çırptım bir anda. "İstediğimiz sonucu aldık. Çalıştığımız her şeyin sonunda hak ettiğimiz karşılığını aldık Çınar!"

 

 

Şahsen durup durup bunu söylemek istiyordum.

 

 

Gülümsedi. Eğilip boynumdan koklayarak öptü. "Başardık yavrum."

 

 

Beraber yürürken "Diğerlerinden hiç haberin var mı, Çınar?" diye sordum merakla.

 

 

"Bilmiyorum güzelim." dedi. "Ama kötü bir şey olsaydı haberimiz olurdu." ona hak vererek başımı salladım. İllaki öğrenirdik yani. Mesela Oğuz düşük alsa grubu mesajlarıyla doldurur, hayatın bittiğine dair şeyler olan ses kayıtları atardı.

 

 

Otobüs durağına geldiğimizde Çınar'ın tebessüm ettiğini gördüm. "Ne oldu?"

 

 

Hala tebessüm ederken bakışları bana döndü. "İlk kez beraber otobüse bindiğimiz zaman geldi aklıma."

 

 

Anılar aklıma doluşurken ben de gülümsedim. "O gün bütün gün beni sinir etmek için elinden gelen her şeyi yapmıştın." dedim kaşlarım çatıkken.

 

 

Alnımdan öptü hemen. Sevimli sevimli bakmaya çalıştı. "Yavrum hani çocuklar hoşlandığı kızın saçlarını çeker ya benimki de o hesap."

 

 

Ters bakışlarım sekteye uğrayınca kendime engel olamadan gülmeye başladım.

 

 

"Ben senin resmen adını bile bilmiyormuşum güzelim." dedi hayretle. Hayreti güldürdü beni.

 

 

"Okula yeni gelmiştim o sırada. Tek konuştuğum Sinan ve Nil'di. Diğerleriyle pek konuşmuyordum. O yüzden tanımıyordun beni." dedim hala gülümserken. "Ayrıca sen de ya derslerle ilgileniyordun ya da Akın'larlaydın. Kafanı kaldırmıyordun ki."

 

 

Sırıttı. "Ama tam vaktinde kaldırmadım mı kafamı?"

 

 

Güldüm. "Evet. Aferin sana."

 

 

Parmakları hafifçe yanağımda dolaştı. Tenimi okşadı nazikçe. "Bebeğim kızma ama iyi ki bana büyü yapmana sebep oldum."

 

 

Kaşlarım çatık olsa da kıkırdamaktan geri kalamadım. "O gün çok sinirliydim. Kolumun ağrısından ders çalışamamıştım."

 

 

Mahcup bir şekilde bakıp omzumu öptü.

 

 

Beş dakikanın ardından otobüste gelmişti. Ben bindiğimde arkamdan Çınar da bindi.

 

 

Ve ne yazık ki oturacak yer yoktu.

 

 

Tam bir yere tutunacaktım ki belimden tutulup çekilmemle kendimi Çınar'ın göğsünde buldum. Başımı kaldırıp ona baktığımda burnumun ucunu öptü.

 

 

"Bu sefer montun ucuyla yetinmek zorunda değilsin." deyince kıkırdayıp başımı göğsüne yasladım.

 

 

 

"Lan benim hayatımdaki eksiklik buymuş!" Cafer ayaklarını birbirine yaklaştırarak çoraplarının el ele tutuşmasını sağladı. Sonra ise büyük bir keyifle güldü.

 

 

Oğuz kendini affettirebilmek için Cafer'e el ele tutuşan çoraplardan almıştı. Cafer çorapları görünce aşırı mutlu olmuştu.

 

 

Akın'ın evindeydik Oğuz'un isteği üzerine hep beraber Winx izliyorduk.

 

 

Evet, Winx.

 

 

Ve bu arada hepsinin sıralaması da gayet iyidi. İstedikleri üniversiteye yetecek sıralamaları vardı hepsinin çok şükür.

 

 

Televizyonda yine Bloom gözüktüğünde Sinan Bloom nefretini öne sürmekten tabii ki de geri durmadı.

 

 

"Allah'ın darbuka fizikli tırnaksızı." dedi içindeki bütün nefretiyle. Televizyona ters ters bakışlar atıyordu.

 

 

"Neden bu kadar nefret ediyorsun ki Bloom'dan?"

 

 

"Çünkü bu kızıl kafa gördüğü her testosterona yürüyor."

 

 

Nil yandan bir şekilde Sinan'a baktı. "Bence biraz abartıyorsun Sinan." Ona hak verircesine başımı salladım ama Sinan ikimizi de umursadan Winx izlemeye devam etti.

 

 

Bu sefer televizyonda Riven gözüktüğünde ben yüzümü buruşturdum tiksinircesine. "Iy," dedim bütün nefretimle. "Ben de Riven'ı hiç sevmem. İnstagram alevi saç."

 

 

Bloom'a olan nefret tartışılabilirdi ama Riven'a olan nefret tartışılamazdı. Kendisi tam bir şerefsizdi. Ve asla ama asla Miusa'yı hak etmiyordu. Şahsen küçükken -aslında şimdi de- Miusa Riven için ağlarken ufak çaplı sinir krizleri geçirirdim.

 

 

"Benim favorim Stella bu arada." diyen Oğuz'a elime uzattım çaksın diye. "Benim de kendisi bir divadır." Sırıtıp elime çaktı. "Katılıyorum." dedi başını sallarken.

 

 

"Benim favorim Flora." dedi Nil.

 

 

"Flora ve sen birebir aynısınız zaten ikinizde de aynı ponçiklik." Nil, Oğuz'un dedikleriyle utanıp kızarırken başını Akın'ın omzuna yaslayarak gizlenmeye çalıştı. Akın gülümseyip başının üstünden öptü.

 

 

Sizi ponçikellalar sizi...

 

 

Başını kucağıma yaslamış bir şekilde koltukta uzanan Çınar'la göz göze gelmek için başımı eğdim. "Senin favorin kim?"

 

 

"Ben izlemedim yavrum bunu."

 

 

Gözlerimi kısarak ona baktım. "Yalan söyleme." dedim şüpheyle.

 

 

"Güzelim ben Winx izlemezdim. Benim favorim Çilek Kız'dı."

 

 

Söylediklerine gülerken eğilip burnunun ucunu öptüm. O da gülüp başını dizlerimden kaldırarak çenemi öptü. Ardından yine başını dizlerime yasladı. Benim de tek elim saçlarıyla buluştu. Kendi kendime saçlarıyla oynamaya başladım.

 

 

Hala çoraplarıyla ilgilenen Cafer'e döndüm. "Cafer senin favorin kim?"

 

 

Bakışlarını çoraplarından ayırıp bana döndü. Kaşları havaya kalktı. "Hı?" diye bir ses çıktı ağzından.

 

 

Oğuz kısa bir kahkaha attı. Cafer'in ensesinden tutup kendine çekti. Dudaklarını saçlarına yasladı. "Yavrum benim ya nasıl da şapşal şapşal oynuyor. Hani şu kadar sevineceğini bilsen daha önce alırdım."

 

 

Cafer normal bir zamanda olsaydık Oğuz'un kafasına bir tane yapıştırır ve küfür ederdi. Ama şu an normal bir zamanda değildik. Bu yüzden hiçbir şey demeyip ayaklarını birbirine yaklaştırarak çorapların el ele tutuşmasını bütün zevkiyle izledi.

 

 

Benim sorum arada kaynadığı için ağzımı açıp tekrar sormaya yeltenmiştim ki Akın konuştu. "Cafer de Winx izlemez o My Litte Pony sever."

 

 

Oha bayılırım.

 

 

"Oradaki favorim tabii ki de Rainbowdash." dedi Cafer bana dönüp.

 

 

"Ben oradan en çok Spike'ı seviyordum." dedim. "Bence çok sevimliydi."

 

 

"Evet, bence de." dedi Nil bana katılarak.

 

 

Oğuz sehpanın üstündeki cips paketine uzandı. "Hani şaşı etrafta salak salak davranan bir pony vardı ya. Ben onu çok seviyordum."

 

 

Bakışları çoraplarında olan Cafer "Aynı sen." diye mırıldandı.

 

 

"Ben şaşı değilim."

 

 

Alayla tek kaşını kaldırdı Cafer. "Salak olduğunu kabul ediyorsun yani?" dedi. Oğuz kaşlarını çatıp kafasına vurdu. Cafer de karşılık verecekken ikisi de Akın'ın sesiyle durdu.

 

 

"Adam akıllı durmayanı evden atarım."

 

 

İkisi de birbirlerine ters ters bakıp önlerine döndüler. Bu halleri komik geldiği için güldüm.

 

 

Oğuz "Sigara böreği gibi çükü olanlar konuşmasın." dedi ters ters.

 

 

Hepimiz kahkahalarla gülerken Cafer gözlerini devirip küfür etti.

 

 

Aradan geçen saatlerin ardından bakışlarımı bizimkilerde gezdirdim. Başını dizlerime yaslamış saçlarını okşadığım için onca sese rağmen mayışan Çınar, Cafer'e aldığı çorapların aynısından alan Oğuz gidip o çorapları giymiş ayağa kalkıp çoraplarını el ele tutuşturup halay çeken Cafer ve Oğuz, onlara katılmak için çoraplarını giyen Sinan, kendi aralarında gülüşerek sohbet eden Nil ile Akın ve hepsini yüzümdeki derin tebessümle izleyen ben.

 

 

O an Çınar'ın neden büyümekten korktuğunu anladım. Burada hepimiz mutluyduk. Beraberdik. Araya mesafeler girecekti ve ben onlardan ayrılmayı hiç ama hiç istemiyordum. Sanki önümüzdeki pazartesi yine kargalar bokunu yemeden uyanacak okula gidecek ve Oğuz'la beraber sabah sabah olan fizik dersine sövecektim.

 

 

Ama artık fark ettim ki onlarla büyümek de çok güzeldi. Mesela bundan 5 sene sonra nasıl olurduk? Değişir miydik? Yoksa yine nasılsak öyle mi olurduk?

 

 

Normalde hayatıma girenlere çok bağlanan biri değildim. Çünkü çoğu arkadaşlığım bir süre sürmüş sonrasında eski samimiyet yok olmuştu. Ama onlarla böyle olmayacağını biliyordum. Emindim.

 

 

Bundan 5 sene sonra ne halde olduğumuzu bilemem. Ama yine de onlarla olduğum her an gülmekten yanaklarımın ağrıyacağını biliyorum.

 

Hiç emin değilim ama halledeceğim dedim başlarken, hallettim.

 

Aslında kurguyu daha farklı şekillerde bitirebilirdim. Ama bizimkiler böyle bitmeliymiş gibi. Bu yüzden beraber Winx izleyip gülüşerken bitirdim.

 

Şey bir de Sarp'ın arkadaşı Boran var ya onu Sarp'a kurguda çok fazla göreceğiz.

 

Kurgularımı da yazın yayımlayacağım. Şimdilik yazıyorum sadece.

 

Başka kurgularda görüşmek üzere

 

Hayatınıza sizi gülmekten yanaklarınızı ağrıtacak hale getiren insanlar girmesi dileğiyle...

 

 

Bölüm : 29.12.2025 19:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...