

Herkese merhaba canlarım, yeni bir kurguyla karşınızdayım. Aklımda Tesadüf Eserini farklı hikayeler ile seri yapmak vardı. Bende ilk adımı attım.
Karşınızda Tesadüf Eseri'nin ikinci kitabı Hayat Tesadüfleri Sever. Umarım beğenirsiniz.
Keyifli okumalar dilerimm.🩵🩵
Minik eller saçlarımda ve yüzümde dolanırken gözlerimi araladım.
Hayat, yatakta oturmuş yüzündeki dünyalar güzeli gülüşüyle bana bakıyordu.
Yüzümde gülümseme oluşurken kızımı kucakladım ve gıdıklamaya başladım. Odada kıkırdamaları yankılanırken gülümsemem büyüdü.
"Anneeee!" diyerek isyan etti gülüşlerinin arasından.
"Demek beni uyandırırsın ha." diyerek yalandan kızmam onu daha çok güldürürken yüzünde bilmiş bir ifade oluştu.
"Saat 7, sen zaten hep bu saatte uyanıyorsun." diyereke karşılık verdi.
"Allah Allah demek öyle."
Ben onu tekrar gıdıklamaya başlamadan önce yana doğru yuvarlanıp yataktan indi ve kapıya doğru koşmaya başladı.
O gidince bende yataktan kalkıp banyoya doğru ilerledim.
Genç yaşta anne olmuştum.
Hayat henüz 6 yaşındaydı. Bana benzeyen koyu dalgalı saçları, aşırı koyu kahve gözleri ve bembeyaz teni vardı.
15 yaşımda, lisenin ilk yıllarında hayatımın o an için en zor zamanlarımı geçiriyordum. O zamanlar ailemi daha yeni kaybetmiştim ve kendi ayaklarımın üstünde dimdik durmaya çalışıyordum.
Kimsesizdim, yetimdim. Anneannem dışında ne gidecek bir yerim vardı, ne de bana destek olacak birisi.
Ta ki onunla tanışana kadar...
Bu öyle bir şeydi ki tüm dünyam onun etrafında dönüyordu sanki, her zaman onun yanındayken hayat duruyormuş gibi hissederdim.
Her düştüğümde bıkmadan beni kaldıran, en mutsuz, en umutsuz anımda bile hayatıma ışık getiren bir adamdı o.
18 yaşıma geldiğimde o da 22 yaşındaydı. İkimizde polis olmak istiyorduk ve ikimizde sınavları kazanmış okula girmiştik.
Bir gün, aradan geçen yıllar sonra ilişkimizi ilerletip ben 18 yaşındayken evlenmeye karar verdik.
Başlarda ailesi bu karardan memnun olmamış ve desteklememişlerdi. Hatta babası bize şiddetle karşı çıktığında annesi onu sakinleştirmişti.
Sonuç olarak evlenmiştik ve herşey bir süre çok güzel gitmişti. Tıpkı rüya gibi...
Şimdi ise iki yabancıya dönüşmüştük ve yıllardır birbirimizi görmüyorduk. İtiraf etmek gerekirse içimde bir yerde ufacık sızı olarak kalmıştı, ama o sızı yaşadıklarımdan sonra benim için bir noktada önemsizleşmiş gibiydi.
Şuanda kızımla oturduğumuz eve 3 gün önce taşınmıştık. Ve atandığım yere, Hayat'ın okuluna yakındı. Burayı bulmak hiç kolay olmamıştı ve beni çok uğraştırmıştı ama değmişti.
Banyoda işimi halledip elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa ilerledim.
Gördüğüm manzarayla adımlarım duraksarken içime dolan sıcaklıkla gülümsedim.
Hayat masaya iki tane tabak, iki bardak, ve iki çatal yerleştiriyordu.
Yanına yaklaşıp saçlarına öpücük bıraktım. O da bana dönüp havadan öpücük attı.
"Tekrardan günaydın anneciğim." diye neşeyle şakıdı o tatlı sesiyle.
"Günaydın bebeğim, acıktın mı?"
Dalgalı saçlarını yüzünden çekip arkaya atarken beni onaylayarak kafasını salladı. "Evet acıktım. "
Gözleri masaya dönünce kurduğu masayla gururlu bir şekilde bakıp tekrar bana döndü. "Bak, kahvaltı masasını kurdum. Nasıl olmuş? beğendin mi?"
Dolaptan kahvaltılık malzemeleri çıkartarak ona yardım ederken
gülümseyerek saçlarını okşadım. "Teşekkür ederim bebeğim, ellerine sağlık. Hepsi harika gözüküyor."
Kahvaltımızı yaptıktan sonra Hayat okul kıyafetlerini giymeye gitti. Bende odama geçip üstümü değiştirmeye başladım.
Altıma siyah, rahat bir kot üstüne beyaz bir tişört giydim. Bugün klasik ve rahat bir kombin yapmak istemiştim.
Ardından iflah olmayan, uzun ve dalgalı saçlarımı sabit durması ve rahat olmak için düzleştirip tepeden at kuyruğu yaptım.
Ben hazırlanmakla meşgulken yan odadan gelen kızımın sesi kulaklarıma doldu
"Annee," diye seslendi bana. "Gelirmisin?"
"İki saniye sonra oradayım fındık kurdu."
Eşyalarımı alıp odamdan çıktım ve koridorda bir iki adım ilerleyip sol tarafta kalan Hayat'ın odasına girdim.
Hanımefendi odasındaki boy aynasından kendisini inceliyordu.
"Ne oldu fındık kurdu?" diye sordum sorunun ne olduğunu anlamaya çalışarak.
Hayat'ın dudakları büzülürken koyu gözleri bana doğru döndü. "Saçlarımı yapamadım, sen yapabilirmisin?"
Gülümsedim ve kapının önümden ayrılıp yanına ilerledim.
Elindeki tokaları alıp onu aynaya bakacak şekilde çevirdim. Ardından eğilip saçlarını düzelttim
"Tabiki yaparım, nasıl olsun?"
"İki tane at kuyruğu yaparmısın?"
Onu onayladıktan sonra elime bir miktar şekillendirici köpük sıkıp ve saçını yapmaya başladım.
Yaklaşık 10 dakika sonra Hayat'ın saçları bitmişti ve bence çok iyi iş çıkarmıştım.
Hayat aynadan saçlarını incelerken neşeyle ellerini çırptı ve bana dönüp yanağıma öpücük bıraktı.
"Teşekkür ederim çok güzel olmuş."
Ben bu kızın tatlılığından şeker komasına girip ölecektim.
Ona göz kırpıp bende yanağına öpücük bıraktım ve eğildiğim yerden doğruldum.
Evden çıkalı yaklaşık yarım saat geçmişti ve Hayat'ı okula bırakıp karakola geçmiştim.
Buraya yeni tayin olduğum için ilk günümdü ve beni neyin beklediğini henüz bilmiyordum. O yüzden biraz heyecanlıydım.
Arabamı dışarıdaki otoparka park edip indim ve kilitleyip karakola ilerledim.
Girişte duran polis memuruyla göz göze geldiğimde ona polis kimliğimi uzattım. "Günaydın, ben başkomiser Güneş Akyel. Buraya yeni atandım."
1.78-79 boylarında, büyük, siyah gözlü, siyah saçlı, esmer, 30'larında olan adam polis kimliğime bakıp kısa ve resmi bir baş selamı verdi. "Hoşgeldiniz başkomiserim, hayırlı olsun."
"Teşekkür ederim, kolay gelsin."
Bir süre koridorda ilerleyip Emniyet Amiri'nin odasını bulduğumda kapıyı çaldım.
"Gel" diyen bariton, sert sesle kapıyı açıp içeriye girdim.
Emniyet Amiri Metin Karay.
"Günaydın Amirim, ben başkomiser Güneş Akyel. Bugün itibariyle burada çalışmaya başlayacağım." diyerek kendimi tanıttım ve onu bilgilendirdim.
Yeşil gözlere ve kahve saçlara sahip olan orta yaşlı adamın gözleri bana dönerken babacan bir tavırla tebessüm etti.
"Aramıza hoşgeldin başkomiserim, bizde dört gözle seni bekliyorduk."
"Hoşbuldum Amirim."
Metin Amir birden ayaklandı ve bana doğru ilerledi. "Gel seni ekibinle tanıştırayım."
Gözlerim ona dönerken kararına hafifçe itiraz ettim. "Zahmet etmenize gerek yok Amirim ben bulurum."
Metin Amir'in yeşil hareleri bana dönerken bir an sanki babama bakıyormuş gibi hissetmiştim.
"Ne zahmeti başkomiserim, benimde bacaklarım uyumuştu oturmaktan." dedi.
Ardından bana daha fazla itiraz hakkı vermeden önüme geçti ve ben arkasından gelirken koridorda ilerlemeye başladı.
Odadan çıkıp koridorda biraz ilerledik ve sol tarafta kalan odanın önüne geldik.
Gözüm kapıda yazan birim isimliğine takılırken bir kez daha kendimle ve bu yaşta başardıklarımla gurur duydum.
Onun yüzünden hayattan soyutlanmış ve yeterince geç kalmışken aşırı hırslanmış ve kendimi mesleğime vermiştim. Bunun sonucunda ise kolay olmasa bile çok iyi bir yere gelmiştim.
Mesleğim, Hayat ve en yakın dostum dışında bana gelen en iyi şeydi. Ve ben bu üç yıllık geç kalmışlığımı tamamlamayı, erken yaşta yüksek yerlere gelmeyi başarmıştım.
Cinayet Büro 1. Ekip Odası...
Metin Amir kapıyı açıp içeriye girerken bende yanında ilerledim.
Odanın içerisinde bulunan dört kişinin gözleri merakla bize doğru döndü.
"Herkese kolay gelsin arkadaşlar," dedi Metin Amir sonlara bakarken. "Tanıştırayım, Güneş başkomiser aramıza yeni katıldı ve bugünden itibaren sizinle birlikte çalışacak."
Metin Amir onlara gerekli açıklamayı yaptıktan sonra bana doğru döndü. "Herhangi bir şey olursa yanıma gelmekten çekinme başkomiserim, kolay gelsin."
Ona tebessüm ederken başımı hafifçe sallayıp sözlerini onayladım.
"Teşekkür ederim Amirim, sizede kolay gelsin."
Metin Amir gittikten sonra odadaki tüm gözler bana döndüğünde bende hafif bir tebessümle herkeste göz gezdirdim.
Bu insanlar bundan sonra benim iş arkadaşım olacaktı.
"Ben Başkomiser Güneş Akyel." diyerek tanıttım kendimi. "Sizlerle tanıştığıma memnun oldum."
İri yapılı, uzun boylu, kahverengi saçlara ve alevleri andıran kehribar gözlere sahip olan adam yanıma gelip elini uzattı. "Hakan Kahraman."
Oldukça sert ve sivri yüz hatlarına sahipti ama samimi bir tavrı vardı.
Uzattığı elini tutup hafifçe sıktım. "Tanıştığıma memnun oldum."
Hakan ayrılırken ekipteki tek kadın yanıma geldi.
Güzel bir vücudu, koyu renkli saçları, çikolata kahvesi gözleri vardı. Tam bir esmer güzeliydi.
Bana doğru kayıtsız be soğuk bir tavırla elini uzattı. "İlayda Denizci."
Benimle birlikte çalışacak olmaktan pek memnun görünmüyordu yada hep böyle asık suratlıydı.
Hafifçe gülümseyip elini tuttum.
O memnun olmamış olabilirdi ama ben, benim gibi kadın meslaktaşımı görmekten mutluluk ve gurur duymuştum.
"Tanıştığıma memnun oldum."
Aralarında en sert hatlara sahip olan, uzun boylu, koyu gözlere ve koyu saçlara sahip olan adam İlayda'dan sonra yanıma gelip elini uzattı.
"Doğu Atahan."
Elini sıktım. "Tanıştığıma memnun oldum."
Diğerlerine göre daha soğuk, ciddi ve sessiz bir yapıya sahipti.
Son olarak ise sarışın, kısa saçlı, kahve gözleri olan, hafif iri yapılı adam gülümseyerek hızla bana sarıldı.
Ona karşılık verirken diğerlerinin bizim arkadaş olduğumuzu bildiği için şaşırmadığını gördüm.
Samimi tavrına karşı gülümsedim.
Canım dostum nerede olursa olsun herkesle anlaşıyordu. Sergen ile yaklaşık 6 yıldır arkadaştık. Ve tabiki de Demir'den haberi vardı.
Sergen'den ayrıldıktan sonra ortamda kısa bir sessizlik oldu. Herkes şimdi ne olacağını, belkide benim nasıl biri olduğumu düşünüyordu.
Arkamda kalan kapının açılma sesi kulaklarıma dolarken önümdeki gözler bir bir kapıya döndü. Ardından herkes resmi bir tavıra büründü.
Sanırım benimle aynı rütbede olan başkomiser gelmişti. Bu karakoldaki her birimde iki üst rütbeli olma zorunluluğu olduğunu öğrenmiştim.
Anlaşılan o ki biri bendim diğeri ise arkamdaki kişiydi.
Arkamı dönüp gelen kişiye baktığımda hafif tebessümüm yüzümden silinirken bir an nefes alamadığımı hissettim.
Gözlerim anın verdiği şaşkınlıkla irileşirken, bakışlarım insanı içine çeken siyahımsı harelere çekildi.
Derin bir nefes alıp toparlanmaya çalıştım ama aldığım nefes yıllar sonra bana tekrar ihanet ederek boğazıma takıldı.
Tam yeni yeni toparlanmışken tekrar dağılamazdım.
Hayır, bunu yapamazdım.
Demir Bozdağ; hayatımın ışığı, aşkı aynı zamanda hayatımın katili olan adam...
Yıllar sonra simsiyah dalgalı saçları, buğday teni, uzun, kaslı vücudu ve insanın içine işleyen siyah hareleriyle karşımda duruyordu.
Elbetteki değişmişti, hemde çok değişmişti...
İfadesi kendini asla belli etmiyordu. Sert ve soğuk çehresi dağılmayan bir duvarı andırıyordu. Özellikle o çok sevdiğim gözleri sanki gülmeyi bilmeyen bir robot gibi bomboş bakıyordu.
Sanki o da yıllar sonra beni karşısında görmeyi beklemiyormuş gibi şaşkındı. O an ifadesine engel olamadı ve şaşkınlığı, inanamayışı gözlerinde hayat buldu.
Odadaki gerginlik bariz bir şekilde hissedilirken dağıtmak adına boğazımı temizleyip belli belirsiz yutkundum ve zoraki bir şekilde tebessüm ettim.
Eğer beni azıcık hatırlıyorsa gözlerimden içimde fırtınaların estiğini anlardı.
Vücudumu ve çenemi dikleştirip aramızdaki birkaç adımlık boşluğa doğru elimi uzattım.
Onun karşısında yıkılmış değil dimdik ve güçlü bir şekilde durmak istiyordum.
"Merhaba, ben başkomiser Güneş Akyel bundan sonra aynı ekipte çalışacağız."
Burnumdan usulca bir nefes süzülürken ona karşı içimde varlığını gizleyen hislerimden dolayı sesimin titremediğine mutlu oldum.
İsmimi söylememle birlikte gözlerinin bir an titrediğini hissettim.
Son ana kadar benim olduğuma inanmamıştı ama sesim ve sözlerim ona sertçe çarpıp varlığıma dair en güçlü kanıtı sunmuştu.
Ancak bu çok kısa bir andı ve hemen toparlanmış ifadesiz haline bürünmüştü.
Büyük ve kemikli elini uzatıp elimi avcunun içine aldı ve sıkıca kavradı. "Ekibe hoşgeldin, Güneş komiserim."
Yüzüne yumruğu çakıp suratını dağıtmamak için insanüstü bir güç sarf ederken o an adımı ağzına alma diyerek haykırasım gelmişti.
Bulunduğumuz ortam müsait olmadığı için ağzıma gelenleri ve yapmayı düşündüklerimi bir bir geri çevirmiştim.
"Hoşbuldum, Demir komiserim."
Cehenneme kadar yolun var Demir Bozdağ.
Ellerimiz ayrılırken İlayda bir kedi gibi kıstığı gözleriyle ve meraklı bakışlarıyla araya girdi.
"Siz İkiniz daha önceden tanışıyormusunuz?"
Aynı anda ikimizinde birbirimize meydan okuyan bakışları birleşti.
"Hayır."
"Evet."
Ne demek evet?
Ne saçmalıyordu bu ibretlik cehennemlik?
Herkes merakla bize bakarken Demir diğerlerine kısa bir bakış attı.
"Size hiçbir açıklama yapmak zorunda değilim ama saçma sapan şeyler uydurmayın diye söyleyeceğim. Aynı lisede okuduk." dedi açıklama yapma zahmetinde bulunarak.
Eğer son cümlesinde 'sadece' kelimesini kullansaydı, Allah şahidim zıvanadan çıkıp onu öyle bir döverdim ki bir ay ayağa kalkamazdı.
Neyse ki her zamanki gibi paçasını kurtaracak bir seçim yapmıştı.
Gözlerim hafifçe kısılırken "Öyle mi? " diye fısıldadım sadece onun duyabileceği bir sesle "Demek ki ne kadar umrumda değilse unutmuşum."
Koyu renkli biçimli kaşları hafiften çatılırken bir iki saniye gözlerinin sinirle titrediğini hissettim. Bu o kadar kısa sürmüştü ki neredeyse uydurduğumu zannedecektim.
Onu umursamayıp benim için ayrılan masaya geçerken yan tarafımda Sergen onun yanında ise Doğu vardı. Karşımda Demir yanında ise Hakan vardı. İlayda ise karşı tarafın sonunda hafif ortaya doğru oturmuştu
Yaklaşık üç saat sonra biz belge işleriyle uğraşırken kapı çalındı.
Kapı açılırken içeriye elinde tuttuğu dosya ile polis memuru girdi. Selam verdikten sonra Demir'e döndü.
"Metin Amir gönderdi başkomiserim." diyerek dosyayı Demir'e uzattı.
Demir teşekkür edip polis memurunu gönderirken dosyayı açıp bir bakış attı ve karşıdan bana doğru uzattı.
Dosyayı alıp açtım ve kısaca göz gezdirdim.
O sırada diğerleride merakla bana dönmüştü. Onlarında duyabilmesi için dosyayı sesli bir şekilde okumaya başladım.
"Maktül Sedef Ayçıl, 25 yaşında, Bekar, üniversitede okuyor. Yaklaşık 2 gündür kayıpmış. Ailesi dün sabah saatlerinde karakola gelip kayıp olduğunu bildirmişler ve bu sabah ise orman yolunda cesedi bulunmuş."
Sessizlik oluşurken Demir ile göz göze geldik. Aramızda sessiz bir istişare geçerken onu onaylayıp kafamla işaret verdiğimde diğerlerine doğru döndü.
Yıllar sonra bile halen bu özelliğimizi yitirmemiş olmamız çok iyi bir olaydı gerçekten.
Beynimde ona dair olan anılarımı ve duygularımı geriye atacak hatta silecektim. O benim için iş arkadaşından başka bir şey değildi ve olmayacaktı.
"Sergen ve İlayda siz bizimle geliyorsunuz. Doğu ve Hakan sizde araştırmaya başlayın belki işimize yarayacak birşeyler buluruz." dedi ekibi ayarlayarak.
Hep bir ağızdan "Emredersiniz komiserim." diyerek onu onayladılar.
Herkes işinin başına geçerken bizde olay yerine gitmek için ayaklandık ve kapıya doğru ilerledik.
Tam kapıdan çıktığımızda "Annee!" diyen sesle adımlarım durdu.
Hepimizin bakışları demin dosyayı getiren polis memurunun elini tutarak bize doğru gelen kızıma döndü.
"Hayat?" diye mırıldandım ona bakarken.
Kızıma doğru döndüğümde şaşkınlığıma kıkırdadı ve yanındaki polis memuruna döndü. "Ben demiştim Burak abi, annem beni görünce şaşıracak diye."
Adının Burak olduğunu öğrendiğim polis memuru Hayat'a gülümserken Hayat onun elini bırakıp bana doğru koştu.
Eğilip onu sıkıca kucakladım ve doğrulurken "Buraya nasıl geldin fındık kurdu?" diye sordum merakla.
İşe dalıp çıkış saatini unuttuğum için içimden söve söve kendime kızmayı ihmal etmedim.
"Sen bana burada çalışacağını söylemiştin, bende senin burada çalıştığını Selen'in annesine söyledim o da beni buraya getirdi." diyerek açıkladı.
"Aferin sana." Yanağına uzanıp öpücük bıraktım. "Ve bir daha çıkış saatini unutmayacağıma söz veriyorum minik sincap."
Hayat kocaman gülümseyip gözlerini etrafta gezdirdi. "Sorun değil anneciğim. Ne olursa olsun bana geleceğini ve her zaman bir araya geleceğimizi biliyorum."
Bu arada kızım Sergen'i görmüş olacak ki ben ona cevap veremeden Sergen'i uzandı.
"Aaaa Sergen dayımda buradaymış." diyerek neşeyle şakıdı.
Sergen ona gülümserken bize doğru bir iki adım attı ve "Naber güzellik." diyerek Hayat'ın yanağını okşadı.
"Çook iyiyim Sergen dayı, sen nasılsın?"
"Bende çook iyiyim." diyerek tıpkı onun gibi konuştu Sergen.
Sergen onu taklit ederken ikisi birlikte kıkırdadığında onlara gülümsedim.
Sergen'le Hayat doğmadan önce tanışmıştık ve benim dayanağım, kardeşim, can dostum olmuştu.
İyiki vardı, iyi ki yanımdaydı.
O benim tek ailemdi ve o olmasaydı benim için herşey daha zor olurdu.
Hayat'ın meraklı gözleri diğerlerine dönerken onları tanıştırdım.
"Hayat benim kızım, buradaki abilerin ve ablanda benim iş arkadaşlarım minik sincap."
Hayat hepsini incelerken başını sallayıp beni onayladığında devam ettim.
"Hakan abin, İlayda ablan, Doğu abin, Sergen dayını zaten tanıyorsun."
Hayat diğerlerine gülümserken bir an Demir ile göz göze geldik.
Kaşları çok hafiften çatılmış merakla bana ve kucağımdaki Hayat'a bakıyordu. Onun dışında hisleriyle arasında kocaman bir duvar vardı sanki.
O an içinde bulunduğumuz andan dolayı zihnime dolan farkındalıkla nefesim kesildi.
Acaba hissetmiş miydi?
Aramızdaki bakışma Hayat'ın Demir'e dönmesiyle kesildi.
O arada ikisini tanıştırmayı atlamıştım ve kızım neyseki kendi işini halletmişti. "Merhaba, ben Hayat." diyerek ona gülümsemişti.
Demir'in gözleri Hayat'a dönerken karşılaştığımız andan itibaren ilk defa insanı bir belirti gösterip gülümsedi.
"Merhaba Hayat, bende Demir."
Hellooo
İlk bölümü nasıl buldunuz?
Hayat? Güneş? Demir? Ekip?
Yeni bölümden görüşmek üzere. Oy ve yorumlarınız benim için çok önemli. Desteklerinizi bekliyorum.Sizi seviyorum tesadüflerim🌠🌟
Senin gibi parlak bir yıldız bu kitabın yıldızına basıp onuda parlatırsa çok sevinirim . ✨✨
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 530 Okunma |
89 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |