

Keyifli okumalar dilerimm.🩵🩵
Geçmiş
Her zamanki gibi sıkıcı bir okul gününün ardından ayaklarımı sürüye sürüye anneannemle birlikte yaşadığım eve dönüyordum.
Ben Güneş Akyel, 4 ay önce ailemi benimde içinde bulunduğum bir kazada kaybetmiştim.
Çok zor bir dönemden geçiyordum.
Bazen niye o kazada benimde hayatta kaldığını sorgularken, akıl sağlığımı korumak için kendime karşı direniyordum. Ve bu beni daha çok yoruyordu.
Ben düşüncelere boğılmuşken ayağımla sektirdiğim küçük taş ilerleyip başka bir ayakkabının önünde durdu.
"Hey!" diye seslendi ayakkabının sahibi "Ne yapıyorsun? bu ayakkabıyı daha yeni aldım ben."
Gözlerimi devirerek bıkkınlıkla bakışlarımı karşımda duran ve benden büyük olduğunu düşündüğüm oğlana çevirdim.
Göz göze geldiğimizde gülümsedi.
Yanında üç tane daha arkadaşı vardı. Yüzlerini çıkarmak zor değildi, sanırım bizim okulun son sınıflardandı.
"Bu kadar güzel olmazsan çoktan fişini keserdim."
Onu umursamadan yoluma devam ettim.
"Hey! Sağır yada dilsiz falan mısın? Sana diyorum." diyerek seslendi arkamdan.
Tekrar cevap vermeden yolumda ilerlediğimde o oğlanın bu sefer arkamdan geldiğini işittim.
Tam o anda kolumu tutan el ile birlikte adımlarım kesildi.
"Eğer 2 saniye içinde elini çekmezsen artık bir elin olmayacak." diyerek ciddi bir şekilde tehdit ettim onu.
Arkadaşlarıyla birlikte sözlerime alayla gülerken bana baktı.
"Yaa göstersene, ne yapabilirsin?"
Gözlerim saniyelik olarak etrafta gezindi.
Birkaç metre ilerde sigara içip bizi izleyen, kapşonlu ve siyahlar içerisinde birisi vardı. Büyük ihtimalle benimle uğraşanlar ile yaşıttı.
Ona bakarken kaşlarım çatıldı.
2 dakikadır bizi izliyor ve herşeyi görüyordu ama umrunda değilmiş gibi hiçbir eylemde bulunmuyordu.
O an içime dolan sinirle kolumu tutan oğlanın bileğini diğer elimle tutup sertçe kavradım ve ters çevirdim.
Kolumu tutan kişi acıyla inlerken halen tuttuğum bileğini bırakmayıp kaçmasına engel oldum ve sertçe ittirip karnına tekmeyi bastım.
10 yaşımdan beri savunma ve dövüş dersleri alıyordum. Elbetteki bir gün işe yarayacağının farkındaydım. Zaten kendimi savunmak her zaman hoşuma gitmiştir.
Onları orada bırakıp tekrar yoluma devam ederken "Baksana küçük." diye seslendi arkadaşlarından birisi.
Sanırım bana sinirlenmişlerdi.
Arkamda bir arbede yaşanırken o sigara için kişinin artık orada olmadığını gördüm.
Neler olduğunu görmek için arkamı dönmek istediğimde bir el, elimi acıtmayacak şekilde sıkıca kavradı.
Eimi kavrayan elin sahibi hareketle birken "Koş!" diye emretti.
Başka bir zaman olsa dediğini asla yapmaz, verdiği emire hayatta uymazdım.
Sonuçta duyguları dengesiz ve karmakarışık olan ergenin tekiydim. Bundan doğal ne olabilirdi ki?
Ama bizi arkamızdan 4 kişi koşarken bana verdiği emri sonraya saklamaya karar verdim.
Ayaklarım ona uyum sağlayıp hızla koşarken bulunduğumuz sokağı dönüp ara sokağa girdik.
Gözlerim yanımdaki yabancıya dönerken görüş açıma kapkara gözler girdi.
Yanımdaki yabancıya bakarken gözlerim bir an şaşkınlıkla büyüdü.
"Sen..." diye mırıldandığımda onun da gözleri bana döndü. "Sen 4 ay önce gördüğüm o uçurumdaki çocuksun." diyerek tamamladım sözlerimi.
Onu hatırlamama karşı arkasını kontrol ederken sırıttı. "Sonunda hatırladın."
Yaklaşık 6 dakikadır kaç kovala koşuyorduk ve çok yorulmuştuk.
O da bunu fark etmiş olacak ki bir anda olduğu yerde durdu ve elimi bıraktı.
Birkaç saniyelik arbededen sonra peşimizden koşan dört oğlanında diz çöktüğünü, yabancının ise tam ortalarında durarak önlerinde dikildiğini gördüm.
Bir an hayal, rüya, kabus, kamera şakası, hatta duruma bakılırsa bir wattpad kitabında olduğumu bile düşündüm ama hayır bunlar gerçekti.
Gözlerim kısa bir an üzerlerinde dolaştı. Kendini 6 altı dakikadır kovalayan, 4 erkeği diz çöktüren, ultra alfa, baklavalı, seksi, eril, hırıl gürül,kurtbakışlı adam 4 tane erkeği diz çöktürüyordu.
Kafamda kurduğum senaryonun durumunun saçmalığına ve cringe'lığına yüzümü buruştururken zihnimden geçenlerle gülesim geldi.
Burası wattpad değil Güneş, gerçekliğe dön.
Burası gerçek hayat.
Derin bir nefes alıp soluklarımı düzene sokmaya çalışırken içime dolan sinirle ilerleyip yabancıya döndüm.
"Madem bunu yapabiliyordun. Neden biz tam 6 dakikadır kovalanıyoruz?"
Kelimeler o an tane tane duygu durumumu yansıtacak şekilde tek tek ağzımdan çıkmıştı.
Diğerleri beni onaylarken "Kız haklı." diyerek destek verdi bana içlerinden bir tanesi.
"Canım öyle istedi." diye mırıldandı omuz silkerek rahat bir tavırla.
Dudaklarımdan alaylı bir gülüş çıkarken başımı iki yana sallayıp gözlerimi ona çevirdim.
"Şaka mısın sen?" Sözlerimin ardından gözlerimi etrafta gezdirdim "Hani nerede kamera?"
Göz göze geldiğimizde umursamaz ve rahat tavrını bozmadan bana baktı. "İnsanın istediğini yapması ne zamandan beri şaka oluyor?"
Manyağa bak...
"Neyse." diye mırıldandı ve halen dizlerinin üzerinde olan diğerlerine döndü. "Özür dileyin."
Bende dahil hepimiz şaşkınlıkla ona bakarken hepimiz aynı anda "Ne?" diye mırıldandık.
"Duydunuz, özür dileyeceksiniz. Dilemeyebilirsiniz." Şeytani bir şekilde sırıttı. "tabi ecelinize susamadıysanız."
Bir anda hep bir ağızdan "Özür dileriz!" diye bağırdılar.
Halen yanlarında duran yabancı kafalarına tokatı bastı. "Ne bağırıyorsunuz lan?
Ardından ekledi. "Kaybolun çabuk!"
Dört arkadaş karşımdaki yabancının emriyle toz olurken tekrar göz göze geldik.
Bana doğru elini uzattı.
"Demir." diyerek tanıttı kısaca kendini.
O an ellerimiz birleşti.
Günümüz
"Güneş komiserim, içeride dosyalar kalmış toplamama yardım eder misin?"
Demir'in sesiyle gerçekliğe dönerken onu onayladım ve Hayat'a döndüm. "Sen Sergen dayınla arabaya dön fındık kurdu, bende birazdan geliyorum."
Hayat'ı kucağımdan indirip doğruldum.
"Tamam anneciğim." diyerek Sergen'in yanına gitti Hayat.
Hayat Sergen'in elini tutup çıkışa doğru ilerlerken kısa bir an Sergen ile göz göze geldik.
İkimizde elinde sonunda Demir ile yüzleşmek zorunda kalacağımı, bu anın yaşanacağını biliyorduk.
Çünkü, Dünya insanlar için büyük, kader için bir kum tanesi kadar küçücüktü.
'Eğer kendini iyi hissetmezsen seslenmem yeterli, ne olursa olsun duyup gelirim.' diyerek dudaklarını oynattı.
Dudaklarını oynatarak söylediklerine gülümsedim ve aynı şekilde karşılık verdim.
'Merak etme, iyi olacağım.'
Onlar gözden kaybolurken Demir ile az önce çıktığımız ekip odasına ilerledik ve içeriye girdik.
3,2,1...
Demir, kapanan kapıya yaslanmamı sağlayıp kollarını iki yanıma koydu ve beni kıskacı altına aldı.
"Evlendiğini bilmiyordum." dedi gözlerinde hayat bulan merakla.
Tam tahmin ettiğim gibi bazı huyları hiç değişmemişti.
"Evlenip evlenmediğimi söylemedim ki." dedim alayla nefesimi verirken.
"Gerçi evli olsaydım olmadığımda hiç bir şey değişmeyeceği ve ellerini çekmezsen birazdan olacağı gibi çoktan yeri boylamıştın."
Cevabıma karşı dudaklarında küçücük bir kıvrım belirdi.
Ona açıkça evli olmadığımı ama bunun onu ilgilendirmediğini söylemiştim.
"Peki..." diye mırıldandı biraz daha kısık bir sesle.
Gözlerim gözlerine çakılırken burukça gülümsedim. Sorusunu anlamıştım.
"Evet," diyerek yanıtladım sorusunu "Hayat benim kendi ve öz kızım."
Bir an gözlerinin titrediğini hissettim.
"Hayat." diye mırıldandı. "Güzel bir isim, boşandın mı?"
Gözlerini içine bakarken sorusuyla yutkunmamak için kendimi tuttum. En az beni acıttığı kadar onu acıtmak istiyordum.
"Evet, uzun zaman önce boşandım."
Tanıdık hoş parfümünün kokusu burnuma dolarken eğilip kolunun altından geçtim ve dosyaların olduğu tarafa ilerledim.
Kendine hakim ol Güneş! bunu başarabilirsin.
Dosyaları alıp kapıya doğru ilerlediğimde Demir'in kapıya yaslanarak beni seyrettiğini fark ettim.
"Çekilir misiniz Demir komiserim?"
Demir tek kaşını kaldırarak bana baktı. "Çekilmiyorum."
"Neden peki?" kollarımı göğsümde bağlayıp kendimi rahat bir pozisyona geçirdim. Anlaşılan bir süre daha buradaydık.
"Canım öyle istiyor." dedi hafifçe dudaklarını kıvırırken.
Verdiği yanıt sinirlerimi tepeme çıkartırken bir hışımla yanına ilerledim.
"Artık karşında o 14 yaşında tanıdığın Güneş yok Demir Bozdağ. Senin karşında Güneş Akyel var, ayağını ona göre denk al."
"Farkındayım," diye mırıldandı bana bakarken. "gözlerinde görebiliyorum gün ışığı. Aynı şekilde seninde karşında tanıştığımız zamandaki 17,18 yaşında olan Demir yok."
Bu cümle benim için o kadar çok anlam ifade ediyordu ki birkaç sene önce olsa belki bir şeyler yakalayıp mutlu olurdum.
Ama o an dikkatimi başka bir şey çekti.
Bana karşı hitabıyla kaşlarım çatıldı. "Bana öyle hitap etme." diye uyardım onu "Benim bir adım var."
Ardından bir şey söylemesine izin vermeden tekrar kapıya ilerledim.
"Kaçınca beni görmezden gelmiş olmayacaksın gün ışığı." diyerek inatla ı hitabı kullandı. "Ben hep vardım ve hep var olacağım."
"Hayır." diye mırıldandım cümlesini düzeltme isteğiyle. "Bir zaman vardın sonra yok oldun... "
Onu tüm gücümle köşeye çekip kapıyı açtım ve kendimi dışarıya attım.
Başka zaman olsa yerinden bile kıpırdamazdı ama şimdi sözlerimin etkisindenmidir bilemiyorum sanki boşluğa düşmüş gibiydi.
Adımlarımı hızlandırıp arabamın yanına vardığımda Sergen'i gördüm. Benim arabamın yanında dikiliyordu.
Gözlerim arabamın yanındaki arabaya değerken, Hayat'ın Sergen'in arabasının arka koltuğunda uyukladığını gördüm.
Uyku konusunda kızımla birbirimize benziyorduk.
"Orada uyuya kaldı." diyerek açıkladı Sergen "Sen olay yerine git bende arkanızdan gelir birkaç metre uzağa park ederim. Uyandığında seni görmüş olur."
Ona minnetle gülümsedim.
"Teşekkür ederim Sergen, inan sana olan borcumu nasıl ödeyeceğim bilmiyorum."
Sergen cümleme karşı şefkatle gülümsedi.
"Öncelikle bana borcun morcun yok bunu unut. İkinci olarak ise tabiki de biricik kız kardeşime yardım edeceğim. Sen benim kardeşimsin."
Duygusallaşırken hafifçe burnumu çektim. "İyi ki varsın Sergen, iyi ki varsın kardeşim."
Öyleydi iyi ki vardı. O olmasaydı her şey olduğundan daha zor ve katlanılmaz olacaktı.
Sergen benim için hiç olmayan kardeşim ve abim gibiydi.
"Yaaa." diye mırıldandı. "Gerçekten iyi ki varmıyım?"
Dudaklarımdan kıkırtı dökülürken hariç dolan gözlerimi kırpıştırdım.
"Evet, öylesin."
İkimizde arabalarımıza binip olay yerine doğru yola çıktık.
Olay yerine vardığımızda Demir ile aynı anda varmış olacağız ki garip bir şekilde aynı anda arabadan da indik.
İlayda'da aramıza katılırken Sergen Hayat ile birlikte arabada kalmıştı. Ormanlık alana girdiğimizde kocaman çukurun etrafına sarı şeritleri çizildiğini ve adli tıp görevlilerinin araştırma yaptığını gördüm.
Oraya doğru biraz daha ilerlediğimde çukurdaki cesedi fark ettim.
Genç kadının simsiyah olduğunu tahmin ettiğim saçları yolunmuş, kahverengi gözleri açık ve cansızlaşmış, ölümle birlikte şişen bedenininde morluklar ve yaralar vardı.
"Burası olay yeri hanımefendi, geçemezsiniz." diyerek ona bakmamı engelledi bir polis memuru.
Gözlerim benimle konuşan olan polis memuruna döndü. Ona polis kimliğimi gösterdim ve Demir ile İlayda'yı işaret ettim.
"Cinayet bürodan geliyoruz."
"Affedersiniz başkomiserim." diyerek yan tarafa geçti ve bizim için şeriti açtı. "Buyrun."
Polis memurunun açtığı şeritten geçip çukura doğru adımladım.
Demir ise oradaki küçük, gri masadan bir çift eldiven alıp eline geçirdi.
Eli refleksle bir çift eldivene daha uzandı ve aldığı o eldiveni bana doğru uzattı.
Elindeki eldivenleri alıp bende elime geçirdim. Olay yerinde parmak izi bırakmasak iyi olurdu.
"Teşekkürler." dedim sadece, önüme dönüp ona bakmadan.
Cevap vermesini beklemeden çukura iyice yaklaştım.
Boyumdan sadece birkaç santim uzundu. Eğer içeriye girebilirsem işe yarar bilgiler bulabilir cesedi oradan çıkarabilirdim.
Ben düşüncelere dalmışken yanımıza bir adamın geldiğini fark ettim.
Üstünde krem rengi pantolon ve bembeyaz bir gömlek vardı. Kehribar gözleri, ne yumuşak ne sivri olan yüz hatları ve çikolata kahvesi saçları onu yakışıklı kılıyordu.
"Merhaba, siz cinayet büro ekibinden gelecek polisler olmalısınız. Ben Cumhuriyet Savcısı Toprak Atahan." diyerek kendimi tanıttı.
Tam elimi uzatıp onu onaylayacakken aramıza bir el karıştı.
"Evet öyleyiz, ekip lideri başkomiser Demir Bozdağ."
"Memnun oldum Demir komiserim." diyerek karşılık verdi Toprak Savcı, bu hayvanlıktan nasibini alana adama.
İkisi el sıkıştıktan sonra İlayda kendini tanıttı. Onun ardından Savcının gözleri bana dönerken nazikçe elini uzattı.
Uzanıp elini sıktım. "2. ekip lideri, başkomiser Güneş Akyel."
"Tanıştığıma memnun oldum komiserim." diye mırıldandı bana doğru.
Ardından hepimize bir bakış attı.
"Vaka ile ilgili herhangi bir şey düşündünüz mü? Bir öneriniz var mı?" diye sordu gözlerini çukurda gezdirerek.
"Eğer oraya inebilirsem faydalı bilgiler edinip cesedi inceleyebilirim." diyerek az önce düşündüğüm fikri ortaya attım.
Herkesin gözü sözlerimle birlikte bana dönerken fikrime ilk karşı çıkan Demir oldu.
"Olmaz, sana zarar gelebilir."
"Yanıma yeterince ekipman alırsam gelmez, ayrıca ben kendimi koruyabilirim." diye karşılık verdim.
"Demir komiserime katılıyorum bir yerini incitebilirsin." dedi İlayda Demir'i destekleyerek.
"Ben ikinize de katılmıyorum." dedi Toprak Savcı.
Tüm gözler ona dönerken "Bence Güneş yapabileceğine inanıyorsa ki potansiyeli var bunu başarabilir. Halatlar ile destekte bulunuruz ve herhangi durumda onu çıkarabiliriz."
Demir'e bakıp "Olumsuz bir durum oluşacağını zannetmiyorum." diyerek ekledi.
"Yapabilirim." diyerek kendimden emin bir şekilde hızla atıldım.
Kendimden emindim daha zor görevlere katılmıştım ve başarıyla halletmiştim. Bu benim için hiç bir şeydi.
Bir süre sonra belimdeki halatın sıkılığını kontrol ederken, hoşnutsuz gözlerle belimdeki halata bakan Demir ile göz göze geldim.
İçimden sırıtmak gelsede bu fikirden hemen vazgeçtim.
"Merak etme daha kötülerini atlattım."
Göz ucuyla etrafa baktığımda Toprak Savcı'nın bana doğru ilerlediğini gördüm.
Elinde bir çift eldiven vardı. Diğer eldivenleri demin çıkardığım için bana yenilerini getirmişti.
Elimi eldivenleri giymek için halttan çekince halatın henüz gerilmediği için kaydığını fark ettim.
Ben diğer elimi tekrar halata yerleştirirken Savcı elini halttan çekip bana doğru uzatınca göz göze geldik.
"Bir elinle halatı tutarken eldiveni giymene yardım edebilirim." dedi nazikçe.
Onu onaylarken sağ elimi Toprak Savcı'ya doğru uzattım. Toprak savcı zarif ve dikkatli bir şekilde eldiveni elime geçirdi.
Sağ elimle halatı sıkıca kavrarken bu sefer sol elimi öne doğru uzattım.
O sırada görüş açıma başka bir beden girdi. Gözlerim önümde dikilip Toprak'tan hızla eldiveni alan Demir'e döndü.
Sol elimi tutup kendine çekerken engel olamadığım şaşkınlıkla ona bakakaldım.
Neden böyle bir şey yapma gereği duymuştu ki şimdi?
Burnundan derin soluklar verirken eldiveni elime geçirdi.
Onu görmezden gelmeye çalışarak gözlerimi Savcıya çevirdim ve hazır olduğumu işaret ettim.
"Bizde hazırız. Eğer kendini rahatsız hissedersen veya herhangi bir şey görürsen haber ver."
Onu onaylayıp çukurun başına geldiğimde derin bir nefes alıp dizlerimi hafifçe kırdım ve aşağıya atladım.
Benim boyum 1.76'ydı. Çukur ise tahminen boyumdan yaklaşık 5-6 santim yüksekti.
Maskemi burnuma çekip doğruldum ve cesedin yanına ilerledim.
Cesedin ten rengi solmuş, morarmaya başlamıştı.
Gözlerim yukarıya tırmanırken çukurun başında bekleyen Demir ve Toprak'a anlatmaya başladım.
"Öleli yaklaşık 8,9 saat olmuş. Bedeni şiş ama yeni yeni morarmaya başlamış. Tırnakları kırılmış ama arasında kalıntı olma ihtimali var. Ellerinde ve ayaklarında yer yer morluklar var. Cinsel istismar izine rastlamadım. Dudağının kenarında kurumuş kan izine benzer bir iz var sanki tokat veya ağır bir darbe sonucu dudağı patlamış gibi."
Ardından aşağıya gönderilen ceset torbasına cesedi yerleştirip sedyeye koydum. Ceset yukarıya çıkarken bende çıkmak için hazırlandım.
Gözüm son bir kez çukurda dolaşırken dikkatle baktığımda kenarda telefon ve kırılmış bir sim kart gördüm.
İyice eğilip çukuru biraz eşeledim. Telefon ve sim kartı çıkartıp yanımdaki delil torbasına koydum.
"Ben çıkmak için hazırım." diyerek bilgilendirdim çukurun başında bekleyen iki adamı.
Kollarımı kaldırabildiğim kadar kaldırıp çukurun sonuna tutundum ve kendimi yukarı çektim.
Demir ve Toprak'ın arasından yukarıya çıktığımda ikisininde çıkmam için çukura doğru elini uzattığını gördüm.
Toprak duruşunu düzeltirken Demir tek kaşını kaldırarak bana bakıyordu.
Eldivenlerini çıkartıp çöpe atarken gözlerimi kara harelerine dikip onun gibi tek kaşımı kaldırdım.
"Ne?" dedim. "Karşında tanıdığın küçük Güneş olmadığını söylemiştim."
Onu orada bırakıp biraz ilerlediğimde tanımadığım bir adamla konuşan Toprak Savcı görüş alanıma girdi.
Beni görünce konuşmasını bitirip yanıma geldi. "Cesaretinden dolayı tebrik ederim Güneş komiserim, çok iyi bir iş çıkardın."
Uzattığı eli tutup sıktım. "Görevimdi, bende yerine getirdim."
"Yarın sabah otopsi yapılacak." diyerek bizi bilgilendirdi. Sizinde gelmeniz bu dava için iyi olacaktır."
"Tamamdır savcım yarın orada oluruz."
Toprak savcı beni onaylarken hafifçe gülümsedi. "O zaman yarın hastanede görüşürüz."
"Görüşürüz."
Oradan ayrılıp arabamın olduğu yere geldiğimde hemen arkamdan gelen Demir'inde arabasının yanında durduğunu fark ettim.
Yakıcı, siyaha çalan hareleri üzerimde geziniyordu.
Hayat'ın "Annee!" diyerek bana doğru koşmasıyla bakışlarımı ondan çekip eğildim ve kızımı kucakladım.
Yüzünü boynuma gömerken saçlarını çekip yanağını okşadım.
"Ne oldu fındık kurdu?"
"Uyanıp başka bir yerde olunca ve seni göremeyince biraz korktum." dedi tatlı bir sesle.
Ona sıkıca sarılıp kokusunu içime çektim. "Ben buradayım bebeğim, yanındayım. Korkacak bir şey yok."
Kucağımdaki Hayat'ı sakinleştikten sonra arka koltuğa bırakıp kemerini taktım ve şoför koltuğuna ilerleyip yerime geçtim.
Kemerimi takıp arabayı çalıştırdığımda konuya çalan hareler ile göz göze geldim.
Aramızda duvar gibi duran ifadesiz suratıyla beni seyrediyordu.
Bakışlarımı üzerinden çektiğimde yutkunup bir iki saniye gözlerimi kapattım ve onu görmezden gelip eve doğru sürdüm.
Eve gelince duş alıp üstümdeki toprak kalıntılarından arındım ve kızım ile bol bol vakit geçirdim.
Aradan birkaç saat geçtiğinde akşam olmuştu ve ben yatağımda kitap okuyordum.
Önce minik ayak sesleri duydum sonra ise kapıda Hayat belirdi.
"Anneciğim birlikte uyuyabilirmiyiz?" diye sordu gözlerini kırpıştırarak bana bakarken.
Yavru kedi gibi gözlerini karıştırıp sorduğu soruyla gülümsedim ve ona kollarımı açtım.
O böyle şirin şirin bakarken nasıl hayır diyebilirdim ki?
Yanıma gelip yatağa zıpladı ve kollarımın arasına girdi. Sırtı bana doğru yaslanırken sol elimle kafasını kavrayıp saçlarını okşamaya başladım.
Beynim düşüncelerle dolarken dayanamayıp kızıma döndüm.
"Hayat ben nasıl bir anneyim?" diye sordum içime dolan engel olamadığım bir merakla. "Sana iyi geliyor muyum?"
Hayat soruma önce kaşlarını çattı daha sonra ise kıkırdadı ve bana doğru döndü.
"O nasıl bir soru anneciğim? Sen dünyanın en iyi, en güzel annesisin. İyi ki varsın."
İçim tarifsiz duyguların sıcaklığıyla dolarken kocaman gülümsedim ve kızımın alnına öpücük bıraktım. "Sende iyi ki varsın kalbim, tüm hayatım."
Hellooo
Nasılsınız canlarım? Umarım iyisinizdir?
Bölümü nasıl buldunuz?
Favori karakteriniz kim?
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Oy ve yorumlarınız benim için çok önemli. Desteklerinizi bekliyorum. Sizi seviyorum tesadüflerim🌠🌟
Senin gibi parlak bir yıldız bu kitabın yıldızına basıp onuda parlatırsa çok sevinirim . ✨✨
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 530 Okunma |
89 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |