

Keyifli okumalar dilerimmm.🩵🩵
Geçmiş
Güneş evinde oturuyordu akıl hastanesinden yeni çıkmıştı. O gün İtalya'ya uçtuğunda akıl sağlığını yitirdiğini düşünenler onu akıl hastanesine kapatmışlardı.
Güneş çıkmıştı çıkmasına ama bir bebeğini kaybetmesi onu daha çok delirtmişti ve hastanede bebeğini almalarının ardından geçirdiği kriz tekrar akıl hastanesine gitmesine yetmişti.
Karnı burnundaydı ve Hayat neredeyse 9 aylıktı. Bir bebeği gitmişti ama ikizi halen Güneş'in içinde ve hayattaydı. Ondan kopmamış dünyaya gelmeyi bekliyordu.
Doğumu yaklaşmak üzereydi ama önünde bir ameliyat vardı. O tümörün alınması lazımdı.
"Merhaba miniğim ben annen, belki seni ilk kucağına alan ben olmayacağım belkide senin değil kardeşinin yanında olacağım. Ama seni hep sevdim ve çok sevmeye devam edeceğim bunu bil "
Evin içi sessizdi. Dışarıda yaz rüzgarı hafifçe perdeleri aralıyordu. Karnında hissettiği hareketlilikle gülümsedi ve eli karnına gitti.
"Evet bebeğim seni herşeyden çok seviyorum ve elimden geldiğince yanında olacağım"
Bir anda karnına saplanan şiddetli ağrıyla gülüşü solarken dişlerini sıktı. Nefesi düzensizleşti. Gözleri doldu ama bu gözyaşları artık korkudan çok, hazırlıklı bir annenin gözyaşlarıydı.
Hayat tam o an annesine karşı çıkıp dünyaya gelmeye karar vermişti.
Güneş ayağa kalkmaya çalışırken bir eli beline, diğeri bebeğini korumak ister gibi karnına gitti. Adımları ağır ama kararlıydı. Telefona uzandı ama elleri hafifçe titriyordu.
“Derin nefes Güneş, derin nefes…” diye fısıldadı kendi kendine ve eli tekrar karnına gitti. “Bunu birlikte atlatacağız, minik sincap.”
Telefon ikinci çalışta açılırken karşı taraftan Sergen'in sesi duyuldu.
İlk havalanında karşılaşmışlardı. Eğer Sergen orada olup Güneş'i hastaneye yetiştirmeseydi Hayat ile ikisi yaşıyor olamayacaklardı.
Güneş tümörün ve kanlar içinde bayılmanın eşiğindeyken Sergen yetişmiş ve onu hastaneye götürmüştü. Onu hiç var olmayan kız kardeşi gibi görmüştü. Uyanana kadar başında beklemiş ve onunla ilgilenmişti.
Sergen Güneş'i girdiği karanlıktan çıkarmış onun aydınlığı, dayanağı olmuştu.
İkisi kardeşliğin sadece kan bağıyla olmayacağını kanıtlamış birbirlerinden hiç kopmamış, kopamamışlardı.
Ve o günden sonra yakın iki dost, kardeş olmuşlardı.
Sergen karşı taraftan Güneş'in derin nefes alışverişini duyunca duraksadı. Kaşları çoktan çatılmış onun için endişelenmeye başlamıştı.
Minik sincabın yakın zamanda yanlarında olacağını biliyorlardı.
"Güneş, ne oldu iyimisin?"
"Sergen... Sergen yardım et. Galiba doğum başladı. Başım... başımda çok dönüyor. "
Sergen soğukkanlılığını korurken hızla arabasına ilerledi. Sesi ciddi ve netti. "Tamam Güneş sakin olmaya çalış ve derin nefesler al. Ben 10 dakikaya oradayım ve ambulansı arıyorum"
"Sergen... onu kurtarsınlar. ben eğer başaramazsam " o an daha fazla dayanamadı Güneş, dudaklarından bir çığlık firar etti. "aahh" "
Seçim yapmak zorunda olursan ne olur onu kurtarsınlar. Sen benim tek yakınımsın, kardeşimsin ve benim minik sincap'ı bırakacak kimsem yok. Bir kaybı daha kaldıracak gücüm yok Sergen, lütfen"
Sergen'in kaşları daha çok çatılırken bütün gücüyle gaza bastı. "Saçmalama Güneş, şuanda bunları düşünme ikinizde kurtulacaksınız ve iyi olacaksınız. Bunun için elimden gelen herşeyi yapacağım."
Sergen aradan geçen 10 dakika sonra eve geldiğinde Güneş'in verdiği yedek anahtarla içeriye girdi. Gördüğü manzara hiç iç açıcı değildi.
Güneş yere çökmüş karnına sarılmıştı. Her ne kadar başı dimdik, güçlü olsa da korkuyordu ve acı çekiyordu. Ve lanet olası tümör onu sonuna kadar zorluyordu.
Sergen hızla Güneş'e koşup yanına çökerken rahatlaması için sırtını okşadı. "Buradayım Güneş, geldim kardeşim. Ambulans'da birazdan burada olur. Sen çok güçlüsün, minik mucize çok güçlü. Kendini bırakma, biz neler atlattık bunuda atlatacağız"
Ambulans'ın siren sesiyle birlikte içeriye görevliler doldu. Güneş'in kulağına İtalyanca konuşmalar dolarken yutkunup gelen sancıyla acı çığlığı bastı.
Hastaneye vardıklarında "Hem doğum hem nörolojik vaka. Bebeği yaşatmak için zamanımız az olabilir" diye bildirdi kadın görevli karşısındaki doktora İtalyanca konuşarak.
Güneş doğumhaneye alınırken Sergen kardeşinin elini bırakmak zorunda kaldı ve onu rahatlatmak için gülümsedi.
Oysaki endişeleniyor, içi içini yiyordu. Minik sincabı'da Güneş'i de kaybetmekten ölesiye korkuyordu.
Kardeşim dediği, mutlu olsun diye herşeyi yapıpı gözlerinin içine baktığı kadın gözleri önünde ölüyordu ve o ne yapacağını bilmiyordu.
Gözleri dolarken duvara yumruğunu geçirdi. İkiside birbirinin can dostuydu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Doğumhane
Işıklar parlıyor, doktorlar emirler yağdırıyor, hemşireler koşuyordu. Güneş’in bilinci gidip geliyordu ama içindeki can hâlâ kıpır kıpırdı. Karnına gelen sancılarla birlikte bir uğultu duymaya başladı… ama o uğultunun içinden minik bir kalp sesi duyuldu.
“Bebeğin kalp atışı hâlâ güçlü!” dedi biri. “Hemen sezeryana hazırlayın, ardından tümör için müdahaleye geçeceğiz.”
Tüm ekip zamanla yarışırken, içeride hayatla ölüm birbiriyle mücadele ediyordu. Bir doktor, monitördeki değerlere bakıp mırıldandı.
“Hayat… Hayatı için savaşıyor.”
Ve birkaç dakika sonra...
O ameliyathanede minik bir çığlık yankılandı. Bütün doktorlar bebeği kurtardıkları için rahat bir nefes alırken Hayat dünyaya gözlerini açtı.
Ve adı gibi, herkese nefes "Hayat" oldu. Başta annesine, Sergen dayısına ve oradaki tüm doktorlara...
Günümüz
"Hayat 6 yaşında ve ben hiçbir anında yoktum." Gözlerim Demir'e döndü. Sanki kendi kendine konuşuyormuş gibiydi. "Doğumunu, ilk yürüyüşünü, gülüşünü, ilk kelimesini, ilk doğum gününü hiçbir şeyini göremedim. Senin yanında olamadım"
Ellerini yüzüne kapattı. "Lanet olsun onu da beceremedim "
Burnumu çekip ayağa kalktım ve televizyonun altındaki çekmecede bulunan video kasetleri televizyona bağladım.
Geri dönüp Demir'in yanına oturdum ve oynatma tuşuna bastım.
İster istemez yüzümde bir gülümseme oluştu. Görüntüde Hayat ve ben vardım.
Demir'in gözleri avcundan ekrana döndü.
Hayat orada 1 yaşındaydı ve doğum günüydü. Etrafına gülücükler saçıyordu. Ağzı çikolatalı pastaya bulanmıştı.
"İyi ki doğdun minik sincap, iyi ki varsın"
Hayat neşeyle kıkırdarken bir, iki adım attı. "Demek ilk adımlarını böyle atacaksın"
Demir gülümserken gözlerinden yaşlar süzüldü.
"İlk doğum günüydü ve baş başa kutlamıştık. O zamandan çikolatayı çok sevdiği belliydi" Onun tatlı hallerine kıkırdadım.
Başka bir video açıldı. Hayat yine aynı yaşlardaydı. Kucağımda uyumaya çalışıyordu.
Bir anda minik dudakları aralandı. "Anne"
Videodaki 20 yaşına yaklaşan Güneş gülümsedi. "Anneciğim, bebeğim "
"Anne " dedi tekrar Hayat. Sanki hoşuma gittiğini anlamıştı.
Ben onu öpücüklere boğarken kıkırdamaya başlamıştı.
Ekran değişti ve başka bir video başladı. Hayat bu sefer 4 yaşındaydı. Birlikte resim çiziyorduk.
"Anne" diye seslendi bir anda başını kaldırıp bana bakarken. "Benim babam nerede?"
Videodaki Güneş'in içine hafif bir huzursuzluk dolduğu belliydi "Baban mı? o nereden çıktı minik sincap? "
"Bütün resimlerde, çizgi filmlerde ve dışarıda çocukların babası var. Benim babam nerede?"
Videodaki Güneş'in gözleri aklına gelenlerle bir an donuklaştı. Sonra Hayat'a gülümseyip yumuşak bir sesle konuştu.
"Baban çook uzaklarda minik sincap, orada işini yapıyor."
"O zaman neden beni görmeye gelmiyor?"
"Çünkü babaların çok önemli işleri vardır. Ve o da onları yapıyor. Ama seni çok seviyor. Sen her zaman onun kalbindesin"
"Ben onun kalbinde mi yaşıyorum? "
"Aynen öyle minik sincap" Eğilip alnını öpmüştüm. "sen onun hem hayallerinde, hem de kalbinde yaşıyorsun "
Hayat gülümseyerek eline kalem aldı ve resime bir adam çizdi. Daha sonra hiç beklemediğim birşey yaptı.
Eline kırmızı kalem alıp adamın kalbini boyadı. "Bak şimdi kalbinde ben varım "
Video burada bitiyordu. Yutkunduğumda gözlerim Demir'e kaydı.
Çok acı çekiyordu. Gözlerini kapatmış, ellerini yumruk yapmıştı. İçinde fırtınalar kopuyordu.
"Ben 19 yaşındaydım Demir başaramazsın dediler, ölürsün, o tümör seni öldürür dediler, sen zaten ölüsün dediler. Ama bak, ben buradayım ve büyüdüm, büyüyorum. Ben Hayat'la birlikte büyüyorum. Sende öyle yapabilirsin" Uzanıp elini tuttum. "Hayat seni çok seviyor. Senin için kalbinde her zaman yeri var "
"Tek yapman gereken o kalbi saklayıp korumak ve onu çok sevmek."
Demir kararlılıkla başını salladı. "Öyle yapacağım Güneş onun için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Hatta yarın pedagog'la görüşelim ve ne yapabileceğimize bakalım"
Gülümseyip elini tuttum ve sıktım. Ona Hayat konusunda güvenebileceğimi biliyordum ama kendim güvenebilirmiydim? "Bunu duyduğuma sevindim. Onun için çabaladığını görmek beni mutlu ediyor."
Demir'in gözlerinde yanan ışık artık karanlıktan sıyrılmıştı. Yorgundu belki ama içinde yeni doğan bir baba vardı.
"Artık geç kaldığım her anı telafi etmek istiyorum. Ne gerekiyorsa… ister sabahları okula bırakmak, ister geceleri masal anlatmak. Her zaman yanında olmak istiyorum"
"Masal anlatmayı becerebilirmisin? Hatırladığım kadarıyla pek başarılı değildin "
Demir'in gözlerinde tanıdık kendini beğenmiş parıltılar belirirken hafifçe sırıtıp kaşlarını çattı. "Ben Demir Bozdağ'ım , benim için birşey değil "
Gözlerimi devirirken aklıma gelenle bende sırıttım. "Tabi egon sağlam ama o işler öyle olmuyor. Ders 1 Hayat'ın masal taleplerine ve sorgularına hazır ol çünkü seni sınava tabi tutabilir. Ansızın neden prensin bir kurbağa yada tam tersi olduğunu veya rapunzelin neden birileri için saçını uzattığını sorgulayıp sorgulatabilir. "
Demir kahkaha atarken gamzeleri belirdi. O an minik sincap sayesinde bir anlık kederden sıyrılmıştık. "Demek öyle minik sorgu yargıcı iş başında. Aklıma not ettim"
Hitabına kıkırdadım. "Tabiki, hatta geçen gün neden prensese pembe elbise giydirildiğini sorgulayıp kendi kendine istediğini giyebileceğini, onun özgür bir birey olduğunu söyledi "
Parıldayan gözleri bana döndüğünde göz göze geldik. "Tıpkı senin gibi sana benzemiş"
Dudağımın kenarı kıvrıldı "Tabiki, benim kızım o. Güçlü, sorgulayan, kendi yolunu çizen biri olacak."
Demir hafifçe başını salladı, gözlerindeki o kararlı ışık daha da parladı. "Onun için her şeyi yapacağım. Artık eksik kalan zamanı telafi etme zamanı."
Bir an sessiz kaldık, göz göze geldiğimiz o anlarda ikimiz de geçmişin yükünü ve geleceğin umutlarını aynı anda hissettik. Biz eskisi gibi olmayacaktık belki ama kızımız için herşeyi yapacaktık.
"Hayat, bizim en büyük mucizemiz," dedim ağırlık çöküp gözlerim kapanırken, "ve onun için ne gerekiyorsa birlikte başaracağız."
Hellooo
Bölümü nasıl buldunuz?
Güneş ve Demir?
Yeni bölümde görüşmek üzere. Oy verip, yorum yapmayı unutmayın. Desteklerinizi bekliyorum. Seviliyorsunuz. 💖💖
Senin gibi parlak bir yıldız bu kitabın yıldızına basıp onu da parlatırsa çok sevinirim. ✨✨
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 530 Okunma |
89 Oy |
0 Takip |
19 Bölümlü Kitap |