29. Bölüm
Hayaliyazar22 / Tesadüf Eseri (Savcı) / 28. Bölüm : Sessizlikten Doğan Fırtına

28. Bölüm : Sessizlikten Doğan Fırtına

Hayaliyazar22
hayaliyazar22

Keyifli okumalar dilerimmm.💜💜

Odadan içeriye girdiğimde Karam arkamdan gelmemişti. Sanırım bizi yalnız bırakmak, mahremiyet sağlamak istemişti.

Odanın içinde ilerlediğimde Nazlı'yı gördüm.

Simsiyah, uzun saçları yattığı hastane yatağına dökülmüş kahkülleri anlına dağılmıştı, bembeyaz teni onu bulduğumuz zamandan beri biraz düzelmişti ama halen solgun gözüküyordu.

Elinin üstünde seruma bağlı olan damar yolu vardı ve her zaman bakımlı tuttuğu tırnakları kırılmış, yıpranmış gözüküyordu.

Onun görüntüsüne bakarken içim sızladı. O benim canımdı, çocukluğum, ailemdi.

O olaydan sonra dayım beni almıştı ama o beni almadan önce bir süre yetimhanede kalmıştım. Nazlı ile orada tanışmıştık ve bağımız hiç kopmamıştı.

Daha sonra babam kişisi beni mahkeme kararıyla dayımdan geri almıştı. Dayım'da bunun altında kalmayıp nasıl yapmıştı bilmiyorum ama beni geri almayı başarmıştı.

O zamandan beri ikimiz Ayaz'ı, kardeşimi aramaya devam etmiştik. O sırada babam kişisi ise kayıplara karışmıştı.

Yatağa doğru ilerlerken her bir parçamın sızladığını hissettim.

Onun bir ailesi, kaybedecek bir şeyi yoktu ki yapılanlara karşı gelememiştir. Canı çok yanmıştır. Benim kardeşimin canını çok yakmışlardır.

O Ezgi acılar içinde kıvranırken ölmek için yalvaracaktı. Aynı şekilde arkasındaki kişilerde öyle.

Yanına ilerleyip yatağın kenarına oturdum.

Elimi yavaşça onun elinin üzerine koydum. Parmaklarımın altında hâlâ tanıdık olan o sıcaklığı hissettiğimde boğazım düğümlendi.

“Nazlı…” dedim fısıltıyla.

Uzanıp yüzüne gelen siyah saçlarını çektim ve bir süre yüzünü okşadım.

Nazlı'nın kirpikleri titredi, sonra yavaşça gözleri aralandı. Bakışları netleştiğinde kafasını bana çevirdi ve göz göze geldik.

Göz göze geldiğimiz an yemyeşil gözleri hafifçe doldu ve dudakları kıvrıldı.

“Geldin.” dedi sanki gelmeyeceğimden korkmuş gibi.

"Geldim Nazlım, geldim. Ne olursa olsun, senin için hep gelirim."

Sözlerimle güzel gülüşü daha çok büyürken ikimizde yıllar önce birbirimize verdiğimiz sözü anımsadık.

"Ne olursa olsun, senin için hep orada olacağım." diyerek beni onayladı.

Kollarını açtığında bir saniye bile beklemeden hızla ona sarıldım.

Kolları bana dolandığında bedenindeki zayıflığı hissettim ama o sarılış hâlâ aynıydı.

Yıllar geçmiş, acılar birikmiş, hayat bizi defalarca savurmuştu ama o an yetimhanenin soğuk gecelerinde birbirimize tutunan iki çocuk gibiydik yine.

Yanağı saçlarımın arasına gömüldü. Nefesi titriyordu.

“Çok korktum,” dedi fısıltıyla. “Gerçekten her şey bitecek sandım.”

Gözlerimi kapattım. Onu biraz daha sıkı sardım ama sarılırken incitmemek için kendimi zor tuttum çünkü onu incitmekten ölesiye korkuyordum.

“Bitmedi.” dedim sözlerine itiraz ederek. “Bitmesine izin vermedim, vermeyeceğimde.”

Başı omuzumun üstüne düşerken omuzları hafifçe sarsıldı.

Ağlamıyordu…

Nazlı ağlamazdı.

Ama burnundan firar eden kısık bir nefes, aralık dudaklarından çıkamamış olan sözler, güzel gözlerinden akmayan yaşlar, içindeki her şey öylece dökülüyordu.

"Özür dilerim." dedi omuzları sertçe sarsılırken "Özür dilerim Dolunay. Dayanamadığım, güçsüz olduğum için, seni üzdüğüm, sevdiğin birini tekrar kaybetme korkusuyla seni yaraladığım için çok özür dilerim kardeşim."

Sözleri omzuma ağır ağır çökerken içimde bir şey kırıldı.

Onu kendimden biraz ayırdım. İki elimin arasına yüzünü aldım. Kaçmasına izin vermedim. Gözlerimin içine bakmasını istedim; çünkü bu özrü kabul etmeye değil, reddetmeye gelmiştim.

“Hayır.” dedim net bir sesle. "Bunu söylemeyeceksin çünkü sen çok güçlüsün Nazlı."

İkimizin arasında her zaman güçlü olan kişi o olmuştu. O soğuk yetimhanede titreyen ben, elimi tutan o, düştüğümde ağlayan ben, beni kaldıran o, canı yandığında köşesine sinen yine ben, canım yandığında ortalığı ateşe veren yine o olmuştu.

Ben şimdiye kadar hiçbir zaman bu kadar güçlü olmamıştım.

Her zaman ona ben güç vermiştim bana ise o güç vermişti. Ama şimdilerde bana güç veren başka biri daha vardı.

Deniz gözlü adamım...

Şimdi ise Nazlı'nın gözlerinde beni böyle görmenin etkisi olan tatlı bir bakış vardı.

Aklıma gelenlerle gözümden akan bir iki damla yaşı silip kıkırdadım.

"Hatırlıyor musun? Birgün yurt görevlisi bana vurmuştu ve lavaboya girdiğinde sende kibriti tepesinden atıp kadını ateşe vermiştin."

Nazlı aklına gelenlerle kaşlarını çattı. "O pislik kadın sırf annenin kolyesini sakladığın için senin dudağını patlatmıştı, yanağında kocaman parmaklarının izi vardı. Az bile yaptım, oh olsun ona."

"Kadının vücudunda 2. dereceden yanıklar oluşmuş o zaman Nazlı."

Nazlı ciddi bir ifadeyle gözlerini bana dikti. "O zamanlar sana dokunan elini satırla kesmeyi düşündüğümü tabiki sana söylemedim Dolunay. Yoksa beni psikopat zannedebilirdin."

O zamanlar orada herhangi aksesuar takmak yasaktı ve bende annemden kalan tek eşya olan kolyeyi o kadından saklamıştım. O da sinirlenip bana tam 4 kez tokat atmıştı.

Şimdilerde kadın mezarında yatıyor olmalıydı. Kolyenin ise nerede olduğunu bilmiyordum.

Benim çevremdeki hiç kimse normal değildi ki çocukluk arkadaşım normal olsun.

Göz göze geldiğimizde ikimizde aynı anda kahkaha attık.

"Tamam tamam, merak etme en Adanalı sensin Nazlı."

Nazlı arkasındaki yastığı alıp suratıma geçirecekken bir an duraksadı ve gözlerini kıstı. Bakışlarındaki o tanıdık pırıltıyı hemen fark ettim.

“Sen,” dedi yavaşça, sesi kısık ama tehditkâr bir tondaydı. “az önce beni Adanalı diye mi fişledin?”

Gülmemi tutmak için yanağımın içini dişledim.

“Ne yapayım.” dedim omuz silkerek. Yatakta hafifçe kayarak ondan uzaklaştım. “O kadar şeyi yapıp hâlâ masum görünmeyi becerebilen biri olarak ve kanındaki deliliği memleketinden aldığını düşünerek yanlış mı yaptım?”

Ona sırıtarak masum masum gözlerimi kırpıştırdım.

Beni satırla 10 kilometre kovalayan canım arkadaşım elindeki yastığı kafama geçirmek için tereddüt bile etmezdi.

Nazlı beni şaşırtacak bir şey yapıp elindeki yastığı sakince yerine koydu ama gözlerini devirmeyi ihmal etmedi.

Halen kısık olan gözlerini bana çevirdiğinde şaşkın halime bu sefer o sırıttı.

"Sen nasıl böyle güçlü olabildiysen Dolunaycığım, bende yıllar içinde biraz sakinleşmeyi başardım." dedi imalı bir ses tonuyla.

Karam'dan mı bahsediyordu o?

"Hayatta sakinleştiğine inanmam." başımı iki yana salladım "Bıçak, satır, kaşık, çatal, silah falan gördüğün an içindeki Adanalı ortaya çıkar."

Nazlı hışımla yastığı alıp sert bir şekilde bana doğru savurduğunda vücuduma keskin bir acı yayıldı.

Gözlerim irice açılırken alttan alttan kahkaha atan suratına baktım.

Poposu yerle buluşmuş ve şaşkınca yerde oturan bana baktıkça arkadaşımın kahkahası artıyordu.

Beni resmen elindeki yastıkla sinek gibi yere yapıştırmıştı. Gözümün önüne gelen saçlarımı sakince geriye itip gülümsedim.

Nazlı ile göz göze geldiğimizde sırıtışı silindi. "Hayır Dolunay sakın! Sakın düşündüğüm şeyi yapma! "

"Evet." diyerek psikopatça sırıttım. "Benim, sayende ezilmiş olan arka tarafıma karşı senin o çok sevdiğin kahkülün."

Hafifçe popomun üstünde sürünerek hasta yatağına yaklaştım.

"Ruh hastası manyak!" diyerek kenara kaydı Nazlı. Bir eli kahküllerine kapanmıştı. "Yaklaşma bana, sakın dokunma kahküllerime."

Tam 'O saçını başını yolacağım' diyerek ayağa kalkacaktım ki kapı tıklandı ardından aralandı.

İkimizinde bakışları dik dik birbirimizin üzerindeyken içeriye Karam ve Emir girdi.

Karam'ın gözleri önce Nazlı’ya, sonra yatağın yanındaki dağınık yastıklara, en sonda yerde oturan bana takıldı.

Bir an duraksadı. Kaşları hafif çatılır gibi oldu ve bir kaşı yavaşça havaya kalktı.

“Beş dakika dışarıdaydım.” dedi sakin bir sesle. “Ne kaçırdım?” daha çok yüzünde burada ne haltlar döndü ifadesi vardı.

Nazlı'nın gözleri Karam'ın yanındaki Emir'e takıldı ardından tekrar Karam'a dönüp masum bir ifadeyle sakince omuz silkti.

“Travma terapisi.” dedi normal bir şeyden bahsediyormuş gibi rahatça.

Gözlerim Emir ve Nazlı arasında gidip gelirken kısıldı. İkiside birbirini inceliyordu.

Emir'in onun iyi olup olmadığını öğrenmek için incelediği belliydi çünkü olay yerinde bulunmuştu. Ama o an arkadaşımın neden kendisini süzdüğüyle ilgili haberi yoktu. Yani henüz yoktu.

Emir'in ela gözleri Nazlı'nın yeşillerinde durduğunda saniyelik olarak duraksayıp baş selamı verdi.

Sırıtışımı gizleyip Karam'a döndüm.

Başımı kaldırıp mağdur bir ifadeyle Karam’a baktım. “Yalan.” dedim. “Şiddet gördüm.”

Gözlerimi büyütüp beni yapıştırdığı yastığı işaret ettim. "Karam, sevgilim. Beni o yastıkla sinek gibi yere yapıştırdı. Sinek miyim ben?"

Karam gülmek ve sinirlenmek arasında gidip gelirken bakışlarını sakince Nazlı’ya çevirdi.

Nazlı ise Karam'ın bakışları karşısında hiç geri adım atmadı. Hatta gururla arkasına yaslandı.

Emir ise benim sözlerime gülmemek için mücadele veriyordu. Başını yere eğip gülüşünü sakladı.

Gözlerim kısılırken bakışlarını bana çevirdi ve gözlerimde gördükleriyle teslim olur gibi ellerini kaldırdı.

İşaret ve orta parmağımı gözlerime ardından onun gözlerine doğrulttum.

Parmaklarımı gözlerimden onun gözlerine doğru indirirken bakışlarımı kilitledim Emir’e.

“Görüyorum,” der gibiydim.

O da anlamıştı zaten.

Boğazını temizledi, ciddiyetini toparlamaya çalıştı.

“Ben dışarıda bekleyebilirim isterseniz.” dedi ama sesi hiç de gitmek ister gibi çıkmıyordu. Çok eğleniyordu beyefendi.

Nazlı kafasını hafifçe yana eğdi. O an avını izleyen yırtıcı bir avcı gibiydi. Bakışları Emir’in üstünde gezinirken o tanıdık, tehlikeli sakinlik yüzüne yerleşti.

“Yok.” dedi nazik ama keskin bir sesle. “Kal. Nasıl olsa daha yeni tanışıyoruz.”

Tanışıyoruz kelimesini öyle bir vurgulamıştı ki o an dudaklarım kıvrılırken düğünlerini hatta kaç tane çocukları olacağını bile kafasında kurguladığına emindim.

Emir'e bakarken parıldayan gözleri ve dudaklarındaki psikopatlığını gizleyen kibar, aldatıcı sırıtışı bunu ele veriyordu.

Karam’ın bakışları ikisi arasında gidip gelirken dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.

Ardından bakışlarını bana doğru çevirip bana bir iki adım attı.

“Elinden tutup kaldırayım mı?” dedi sakin bir tonla. “Yoksa yerde yaşamaya devam mı edeceksin?”

Başımı hafifçe yana eğip ona baktım. Dudaklarımda muzip bir gülümseme vardı.

“Yerdeyken hayat çok daha dramatik.” dedim. “Ama teklifini reddetmeyecek kadar da mağdurum.”

Elini bana uzattığında hiç tereddüt etmeden tuttum. Parmakları avucuma değdiği an, içimde o tanıdık güven duygusu yerli yerine oturdu.

Tek bir hamleyle rahatça beni ayağa kaldırırken, istemsizce ona biraz fazla yaklaştım.

Nazlı’nın gözlerinden hiçbir şey kaçmıyordu.

Bakışları önce Karam’a, ellerimize, sonra yüzüme, en son tekrar Karam’a kaydı. Detaylıca onu incelerken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Hımm.” dedi, tek kaşını kaldırarak. “Demek deniz gözlü.”

Karam kaşlarını çatıp bana baktı. “Bu bakıştan korkmam mı gerekiyor?” dedi sorgularcasına Nazlı'dan bahsederek.

“Kesinlikle.” dedim hiç düşünmeden. “Birazdan seni soy kütüğüne kadar araştırabilir.”

Nazlı yatakta doğrulup kollarını göğsünde birleştirdi. “Merak etme.” dedi Karam’a bakarak. “Henüz seni kesip biçmeye niyetim yok.”

“Henüz?” diye sordu Karam, sesi alaylıydı.

Sevgilim henüz alaya almaması gereken son insanın Nazlı olduğunu bilmiyordu tabi.

“Dolunay’ı üzersen,” diye devam etti Nazlı sakin ama tehditkâr bir ifadeyle kafasını Karam' doğru yaklaştırarak “o zaman kara listeme giremeden işin biter deniz gözlü Savcı.”

“Ben yanlış bir zamanda mı geldim?” diye araya girdi Emir.

Nazlı’nın bakışları bir anda Emir’e döndü. Yeşilleri masum bir ifadeye bürünürken gülümsedi.

“Hayır.” dedi yumuşak bir sesle. “Tam zamanında geldin.”

Emir’in yüzündeki hafif gerilim, dudaklarının kenarında beliren o karizmatik belli belirsiz gülümsemeyle karıştı. “Bunu iyi mi kötü mü anlamalıyım?” diye sordu.

Nazlı’nın gülümsemesi bir anlığına derinleşti. O gülümseme insanı rahatlatmazdı; tam tersine, tetikte tutardı.

“Henüz karar vermedim.” dedi sakinlikle. Kesinlikle kararını vermişti. “Ama merak etme, ben kararlarımı hızlı alırım.” Emir'e doğru sırıtıp sol gözünü kırptı.

Emir başını hafifçe yana eğdi. Gözlerindeki o ölçüp tartan ifade yerini belli belirsiz bir meydan okumaya bıraktı.

“Sabırsızlıkla bekliyorum o hâlde.”

İkisi arasında görünmez bir ip gerilmişti sanki. Kim daha çok çekecek, kim koparacak belli değildi.

Karam ortamdaki elektriği fark etmişti ama müdahale etmek yerine yanımda durmayı tercih etti. Elini belime koydu; ne çok sıkı ne de gevşek. Sadece temas etmenin ve buradayım demenin en sade hâliydi bu.

Nazlı’nın bakışları Karam'ın belimdeki eline ardından bana ve Karam'a kaydı. Gözleri hafifçe kısılırken beyninde dönenleri anlamak zordu.

Nazlı’nın bakışları bir süre üzerimizde oyalandı. Sonra yavaşça arkasına yaslandı. Yastığa sırtını dayarken omuzları gevşedi ama gözlerindeki tetik hâl kaybolmadı.

“Güzel.” dedi sakin bir sesle. “Demek yanında durmayı bilen birini seçmişsin.”

Karam bakışlarını ondan ayırmadan konuştu.

“Yanında durmak yetmez.” dedi net bir tonla. “Gerektiğinde siper olur önünde dururum, dayanağı olur arkasında dururum ama onu bir an bile sevmekten vazgeçmem.”

Bir anlık sessizlik oldu.

Nazlı’nın gözlerindeki o çok tanıdık bakışı yakaladım. Sadece Karam'ı değil ikimizide test ediyordu

Ve Karam'ın kim olduğunun hayatımdaki öneminin farkındaydı.

Nazlı'nın dudaklarının kenarı kıvrıldı.

"Güzel, sevdim seni deniz gözlü savcı ama sevmek yetmez."

'Dolunay'ı üzersen ağzına ederim' adlı tehditini halen sürdürüyordu.

Ortamda sessizlik oluşurken Karam ile ikisi kısa bir süre bakıştı ardından Karam hafifçe başını sallayıp onu ve o bakışmalarını onayladı.

O an Emir sessizliği bozdu.

“Şunu söylemeliyim,” dedi hafif bir gülümsemeyle “odaya girdiğimden beri kendimi yanlış bir dizinin pilot bölümünde gibi hissediyorum.”

Bakışlar ona döndü.

Nazlı bu kez gerçekten güldü.

“Merak etme.” dedi. “Bu dizi uzun soluklu. Kimin ne olacağı belli olmaz.”

Emir başını salladı. “Tahmin etmiştim.”

Kapı tıklandığında içeriye hemşire girdi. Nazlı’nın serumuna göz gezdirdi, değerleri kontrol etti.

“Birazdan Nazlı hanımı kontrole alacağız.” dedi nazikçe. “Hazırlanmamız lazım.”

Nazlı hemşireyi başıyla onayladı. Sonra gözlerini bana çevirdi.

“Gitme.” dedi sessiz ama kesin bir sesle. “Döndüğümde konuşacağız.”

Kalbimde bir düğüm oluştu. Başımı sallayıp onu onayladım.

“Buradayım.”

Karam elini belimden çekmedi ama varlığıyla beni daha çok sabitledi. Emir'de ciddileşmişti; bakışlarındaki eğlence yerini dikkatli bir gözleme bırakmıştı.

Hemşire Nazlı’yı hazırlamaya başlarken Nazlı son bir kez gözlerini Karam’a dikti.

“Deniz gözlü savcı,” dedi sakince. “Bir uyarı.”

Karam gözünü kırpmadan ona baktı. “Dinliyorum.”

“Dolunay,” dedi adımı vurgulayarak, “kolay vazgeçilecek ve vazgeçecek biri değildir. Bir kez daha senin tarafından ona zarar verecek, üzecek bir şey yaşanırsa yemin ederim gölgem ömür boyu üzerinde olur, bunu unutma.”

Karam’ın sesi Nazlı'ya bakarken yumuşadı ama sözlerindeki kararlılığı ve Nazlı'ya verdiği söz çelik gibiydi.

“Bunu en başından biliyordum.”

Nazlı’nın bakışları bana döndü. O an çocukluğumdan beri bildiğim o şey vardı gözlerinde.

"Her ne olursa olsun yanındayım."

Sedye hareket etti, kapı açıldı. Nazlı dışarı alınırken Emir hafifçe bana yaklaştı.

“Arkadaşın,” dedi alçak sesle, “tehlikeli.”

Gözlerim ona dönerken dudaklarımda bir sırıtış belirdi.

"Emin ol isminin hakkını verenlerden değildir. Tam tersi insanın üstüne deccal gibi çöker."

Kapı kapandığında Karam elimi sıktı.

“İyi misin?”

Derin bir nefes aldım. “İyiyim sevgilim, daha iyi olacağım.”

Karam başını sallayıp onayladı ve beni kendine yaklaştırıp yanağıma öpücük bıraktı.

"Benimle bir yere gelir misin?"

Ona gülümseyip uzattığı elini tuttum. "Nereye olursa, seninle her yere gelirim."

Karam ile beraber odadan çıkıp asansöre bindik ve başka bir kata gittik. Oradan biraz yürüdükten sonra Karam'ın adımları büyük, camlı bir alanın önünde durdu.

Gözlerim şaşkınlıkla, irice açılırken önümdeki odaya bakakaldım.

Cam odanın içinde birkaç tane bebek vardı ve bir hemşire başlarında bekliyorlardı.

Gözlerim aralarından bir tanesine takıldı. Nazlı'yı bulduğumuz yerde olan bebekti bu. Halen ağlıyordu, çok ağlamaktan sesi kısılmıştı.

Gözlerim onda takılı kaldı. Sanki beni hissetmiş gibi kafasını cama doğru oynattı.

Kalbim göğsümde sıkıştı. Nefesim boğazıma düğümlenirken istemsizce cama bir adım daha yaklaştım.

O kadar küçüktü ki…

Dünyaya bu kadar gürültülü, bu kadar acımasız bir yerden merhaba dememeliydi.

Minik elleri havada, kontrolsüzce hareket ediyordu. Yüzü kızarmıştı; ağlamaktan yorulmuş ama vazgeçmemişti. Sanki hâlâ bir şey arıyor gibiydi. Bir ses. Bir koku. Bir temas.

“Bu…” dedim, sesim fark etmeden kısıldı. “O bebek.”

Karam başını salladı. Bakışları benden ayrılmadan cama yansıyan görüntüye kaydı.

“Evet,” dedi. “Nazlı’yı bulduğumuz yerdeki bebek. İkisini de buraya getirdiler belki bilmek istersin dedim.”

"İyi yaptın, bilmek isterdim."

Avucum camın soğuk yüzeyine değdi. O soğukluk içime kadar işledi ama gözlerimi ondan alamadım.

“Yalnız,” diye fısıldadım. “o çok yalnız Karam.”

Karam’ın eli omzuma geldi. Bu kez daha koruyucuydu. “Şimdilik.” dedi net bir tonla. “Ama bu böyle kalmayacak onunda bir ailesi olacak.”

Bebeğin ağlaması bir anlığına kesildi. Gözleri cama doğru daha çok açıldı. Minik bedeni hafifçe kıpırdandı. Sanki gerçekten… beni görmüştü.

Boğazım yandı.

Gözlerimi kırpmadan ona bakarken içimde bir şey, yıllardır sessizce duran bir yer sızladı. Tanıdıktı bu his. Çok tanıdık. Adını koyamadığım ama bedenimin ezbere bildiği bir boşluk.

“Ben…” dedim ama sesim yarım kaldı. Kelimeler boğazımda dağıldı.

Karam bir şey söylemedi. Söylemesine gerek yoktu. Omzumdaki eli hafifçe sıkıldı. Ne acele ettirdi ne de geri çekti. Sadece oradaydı. Yanımda. Olduğu gibi.

Bebek yeniden ağlamaya başladı. Bu kez daha kısık, daha kırık bir sesle. Ağlamaktan çok, sanki yorulmuş bir çağrı gibiydi bu. Vazgeçmeyen ama gücü azalmış bir ses.

“Bende ailemden ayrıyken böyle ağladım mı?” dedim aniden. O an kendi soruma kendim bile hazırlıklı değildim.

Karam’ın bakışları yüzüme döndü. Gözlerinde şaşkınlık yoktu. Sadece dikkat, şefkat ve ciddiyet vardı.

“Bilmiyorum,” dedi dürüstçe. “ama biri duymuş olmalı.”

Yutkundum. Avucum hâlâ camdaydı ama parmaklarım titriyordu.

“Ya duymadıysa?” dedim. “Ya kimse gelmediyse?”

Karam bir adım daha yaklaştı. Sesini alçalttı, sanki camın arkasındaki küçücük beden bile duyabilirmiş gibi.

“O zaman,” dedi sakin ama net bir tonla, “biz duyarız.”

Başımı ona çevirdim. Göz göze geldik. O an ne romantikti ne büyük cümlelerle doluydu. Ama gerçekti. Çok gerçek.

Kalbim hızlanırken beynime dolan ihtimaller içime heyecan ve umut serpti.

“Bunu söylüyorsun ama…” dedim tereddütle. “Bu kolay bir şey değil Karam. Hayatımız, işler, tehditler… geçmiş…”

“Biliyorum.” dedi sözümü kesmeden sabırla dinleyerek. “Hepsini biliyorum.”

Sonra bir elini destek verircesine belime yerleştirip bakışlarını tekrar bebeğe çevirdi.

“Kolay olsa herkes yapardı.” diye ekledi. “Ama bazı şeyler doğru olduğu için yapılır, kolay olduğu için değil.”

Bebeğin minik eli havada bir an durdu. Sonra yavaşça cama doğru indi. Camla arasında birkaç santim vardı ama sanki aramızdaki mesafe kapanmış gibiydi.

Gözlerim doldu. Bu kez tutamadım.

“Ben onu kurtarmak istiyorum,” dedim fısıltıyla. “Ben… onun yalnız kalmamasını istiyorum.”

Bebeği kucağıma aldığım ilk an aramızda bir bağ olduğunu hissetmiştim.

Karam’ın nefesi derinleşti. Başını çok hafif sallayıp beni onayladı.

“Ben de,” dedi. “Onun yalnız kalmasına izin vermek istemiyorum.”

Aramızda yine sessizlik oldu. Ama bu sessizlik ağır değildi. Karar öncesi bir durgunluktu. İkimizin de içinden geçen şeyin adını koymaya çalıştığı bir an.

Arkamızdan bir ses geldi.

“İsterseniz,” dedi nazik bir kadın sesi, “size biraz bilgi verebilirim.”

İkimiz de aynı anda döndük. Hemşire kapının yanında duruyordu. Yüzünde alışılmış bir mesafe vardı ama gözlerinde merak gizlenemiyordu.

Karam bana baktı. Bu kez soru sormadı. Sadece gözleriyle yokladı beni.

Derin bir nefes aldım. Göğsüm hâlâ sıkışıktı ama kalbim ilk kez bu kadar net atıyordu.

“Dinlemek isterim.” dedim.

Karam elimi tuttu. Sıkı değil. Kaçamayacağımı hissettirecek kadar değil. Gitmek istersem bırakacak kadar ama kalırsam yanımda olacak kadar.

Hemşire bizi içeri davet etti. Cam kapıdan geçtiğimiz anda bebeklerin bulunduğu odanın kokusu çarptı yüzüme; o steril, hafif sabunlu, biraz da ilaç karışımı koku… Ama asıl içime işleyen şey koku değil, sessizlikti. Ağlamalar vardı ama yankılanmıyordu. Sanki herkes kendi yalnızlığına ağlıyordu.

Nazlı’yı bulduğumuz yerdeki bebeği kucağına alan hemşire, onu bana doğru getirdi. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.

“İsterseniz,” dedi yumuşak bir sesle, “biraz tutabilirsiniz.”

Karam’ın eli belimdeydi. Hissettiğim tek güven oydu. Başımı salladım.

Hemşireye ilerleyip bebeği kucağıma aldığım an zaman durdu.

Minicik bedeni o kadar hafifti ki… Sanki kollarımda bir insan değil de kırılacak bir umut taşıyordum. Küçük dudakları titredi, sonra gözlerini araladı.

Ve bana baktı.

O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı.

Dünya bu minicik varlık için çok acımasızdı.

Mavi gözleri… Henüz ne gördüğünü bilmeyen, ama hisseden gözlerdi. Dünyayı tanımıyordu ama dokunuşu tanıyordu. Kalp atışımı, nefesimi, sıcaklığımı.

Kucağımdayken önce ağlaması yavaşladı. Sonra tamamen sustu.

Dudaklarımda güzel bir gülümseme oluştu.

"Merhaba miniğim."

Karam eğilip bebeğe baktı. Gözlerinde sertliğinin, kararlılığının, savcılığının, bütün o güçlü duruşunun altından çıkan saf bir sevgi ve korunma içgüdüsü vardı.

Onunda dudaklarında gülümseme oluştu. Uzanıp işaret parmağını bebeğin yumuşak, pürüzsüz yanağına değdirip hafifçe yanağını okşadı.

Karam’ın parmağı yanağına değdiği anda bebek hafifçe kıpırdandı. Minik dudakları büzüldü, sonra çok kısık bir sesle mırıldandı.

Sanki bir şey anlatmayı deniyordu.

Kalbim sıkıştı.

“Bak,” dedim fısıltıyla. “Sanki bizi tanıyor.”

Karam’ın gözleri benden bebeğe, bebekten tekrar bana kaydı.

“Belki de,” dedi yavaşça, “ilk defa güvende hissettiği için susuyordur.”

Bu cümle içimde bir yere saplandı.

Gözlerimi ondan kaçırmadan yutkundum. “Keşke hep böyle hissedebilse. Hiçbir çocuk bu dünyanın pisliklerinde boğulmasa, acı çekmese.”

Hemşire yanımızda sessizce bekliyordu. Bakışları yumuşaktı ama profesyonel mesafesini koruyordu.

“Bu bebek geldiğinden beri ilk defa ağlamıyor.” dedi nazikçe, “Şimdilik devlet korumasında. Annesine dair hiçbir bilgi yok. Kimliği belirsiz. Muhtemelen bir süre burada kalacak, sonra çocuk esirgeme kurumuna devredilecek.”

Sözleri odanın içine soğuk bir gerçek gibi düştü.

Devlet koruması.

Çocuk esirgeme.

Yetimhane.

Bu kelimeler zihnimde yankılandı.

Bir an için yıllar öncesine, demir ranzaların gıcırdadığı, ışıkların hiç tam sönmediği, gecelerin hep yarım kaldığı o soğuk koridorlara döndüm.

Kollarımdaki minik bedeni refleksle biraz daha kendime çektim.

“Orası…” dedim ama devam edemedim.

Karam beni çok iyi tanıyordu. Cümlemi tamamlamama gerek kalmadı.

Elini omzuma daha da sıkı bastırdı ve beni kendine yaslayarak şakağıma minik bir öpücük bıraktı.

Hemşire başını hafifçe eğdi. “Elimizden geldiğince iyi şartlarda kalmasını sağlıyoruz ama malesef bu her zaman yeterli olmuyor.”

Boğazım düğümlendi.

“Adı var mı?” diye sordum.

Hemşire hafifçe başını salladı. “Şimdilik yok. Kayıtlarda sadece ‘kız bebek’ olarak geçiyor.”

İsimsiz.

Kimliksiz.

Sahipsiz.

Bu üç kelime içimde fırtına kopardı.

Bebeğin minik eli parmağıma dolandı o an. Bana beni bırakma diyordu.

Nefesim kesildi.

Karamla bakışlarımız kesiştiğinde o an hiçbir şey söylemedik.

Ama ikimiz de aynı şeyi düşündük. Bunu hissedebiliyorduk.

Hemşireye bebeği geri vermem gerektiğinde ona yavaşça gülümsedim. "Görüşürüz miniğim, seni görmeye tekrar geleceğim."

Gözlerim yanı başımdaki Karam'a döndü. "Geliriz değil mi? "

Karam bana bakarken hafifçe gülümsedi ve başını salladı. "Tabiki geliriz güzelim."

Bebeği yavaşça hemşireye bıraktım.

Hemşire bebeği kucağımdan aldığında içimde bir parçada onunla birlikte çekilip alındı sanki.

Odayı terk ederken dönüp son kez cama baktım.

Minik beden artık tekrar yalnızdı.

Ve içimde bir yerde, çok derinde, sessiz bir söz yankılandı:

Belki bir gün yollarımız yeniden kesişebilirdi.

Ama şimdi... halletmemiz gereken bir hesap, cayır cayır yakmamız gereken yerler ve sessizlikten doğan bir fırtına vardı.

 

Hellooo
Nasılsınız canlarım? Umarım çook iyisinizdir.

Biz 4k olmuşuzzz.🥳🪷🫶😘 Çok sevindimm. Okuyup, destek veren, benimle birlikte satırlarda kaybolan okuyucularıma, herkese çook teşekkür ederim. Birlikte daha nice hikayelere, nice 4k'lara adım atacağız. İyi ki varsınız.

Dolunay, Nazlı? Karam? Emir? Bebek🥺?
Bölümü nasıl buldunuz?

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Oy verip yorum yapmayı unutmayın. Desteklerinizi bekliyorum. Seviliyorsunuz.🥰😘

Senin gibi parlak bir yıldız bu kitabın yıldızına basıp onu da parlatırsa çok sevinirim. ✨✨

Bölüm : 12.02.2026 15:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...