
Burçin hayatının en büyük ikinci şokunu yaşıyordu ve ikisini de bu kadınla yaşamıştı. Biri ilk görüşünde ikincisi de şimdi, kapısında... İyi de neden gelmişti? Hesap sormaya mı?
“Bakın ben-”
Kübra gülümsedi, “Şey... İnan kötü bir amacım yok, sadece konuşmak istiyorum.”
"Sebep? Konuşacağımız bir şey olduğunu sanmıyorum-"
"Lütfen..." diye diretti sonra da gözü kadının karnına takıldı, “Hamilesin?”
Burçin yutkundu ve elini karnına koydu. “Evet,” diye mırıldandı sadece. Kapıyı tam açarak, onu içeri aldı. “Buyurun.”
Birlikte salona geçtiler. Burçin bir an kararsız bir şekilde bekledi. Bu kadını evine almakla iyi mi etmişti? Ya bebeğine ve kendisine zarar verirse. Kadının kendisine masum bakışlarla baktığını görünce düşüncesinden utandı. “Ne içersiniz?”
“Yorulmanı istemem. Sadece konuşmak istemiştim.”
Burçin kadının gülümseyen yüzüne baktı, bir adam neden böyle güzel bir kadını aldatır ki? Tabi ki Serdar gibi şerefsiz biri aldatır.
Burçin mutfağa gidip, çay doldurdu ikisine de, yanına da yaptığı kurabiyelerden koyup, salona geri döndü.
Kübra Uğur’la Burçin’in çerçevedeki düğün fotoğraflarına bakıyordu. “Eşim, Uğur. Yeni evlendik,” diye açıklama ihtiyacı duydu Burçin çayı ikram ederken.
“Çok yakışmışsınız.”
“Teşekkürler.”
Kübra çayını karıştırırken, kadının karnına baktı, “Ondan mı?” diye sordu ansızın. Biraz meraklı mıydı? Ya da patavatsız?
Burçin kaşlarını çattı, “Kızım, benle kocamın Kübra hanım.”
“Yanlış anlama, ben kötü bir niyetle sormadım.”
“Niyetinizle ilgilenmiyorum. Lütfen!”
Kübra çayı kenara koyup, derin bir nefes aldı. “Kocam...” güldü, “Yani Serdar’ın hayatında bir çok kadın olmuş. Ama ben hiç fark etmedim. Bilmiyorum belki konduramadım. İnsan dışarda okur ya da görür ya bu tarz şeyleri, ama kendi hayatına konduramaz. Öyleydim. Serdar’ın beni aldatacağını hiç düşünmedim. İlgisiz bir koca değildi, ama sırılsıklam bir aşık da olmadı. Hiçbir zaman...” Uğur’un kadının saçını öpen fotoğraflarına baktı, “Benim saç telimi öpmedi mesela.”
“Bakın, benim kocanızla artık hiçbir bağım yok. Eğer bunun için geldiyseniz-”
“Hayır.” Ayağa kalktı. “Sizin onunla artık ilginiz olmadığını biliyorum.” Tam kapıya gidecekken geri döndü, “Kızının İstanbul’da artık iki abisi var Burçin. Serhan ve Taylan. Bilmeni istedim. Biz Serdar'la boşanıyoruz. O yurt dışına gidiyor. Babamın İstanbul'daki şirketinde çalışmaya başlıyorum.” kartını ona çıkarıp uzattı, "Sen isteyene kadar oğullarıma kızından bahsetmeyeceğimi bil. Hoşçakal."
Burçin bir şey demedi, kadın da ona son kez gülümseyip gitti.
*
Akşam Uğur eve geldiğinde Burçin koltukta oturmuş, dalgınca dışarı bakıyordu. Kocasının yanına kadar geldiğini bile fark etmedi.
“Nefes sebebim, iyi misin?”
Burçin birden irkildi, “Aşkım, ne zaman geldin? Duymadım.”
Uğur gülümseyerek yanına oturdu ve onu kollarına çekti, “Gözlerin açık bile uyuyor mu benim karım artık? Hamilelik bu kadar dalgın yapmamalı.”
Burçin derin bir nefes aldı, “Karısı geldi," dedi birden bire.
Uğur’un kaşları yavaş yavaş çatılırken, “Kimin karısı?” diye sordu.
“Onun. Serdar’ın.”
Adam birden ayağa kalktı, “Çok oluyorlar ama bunlar. Hepsini polise şikayet edeceğim.”
“Uğur sakin olur musun?”
“Nasıl sakin olayım Burçin? Bugün karısı, yarın anası, öbür gün babası... Hepsinin sırayla gelmesini mi bekleyim? Seni sürekli üzmelerini mi izleyeyim?”
Burçin onun elini tutup, yanına çekti, kalktığı yere oturttu. “Bir şey olmadı. Konuşmaya gelmiş.”
“Sebep neymiş?” derken alayla yüzünü buruşturdu.
“Sadece...” gerisini diyemedi.
“Seni üzdü mü? Burçin lütfen bana doğruyu söyle. Benim seni kendimin üzmesine bile tahammülüm yok. Kalbini kırsam, ölesim geliyor. Eğer o kadın sana-”
Başını sağa sola salladı, “O kötü biri değil aşkım. Ondan ayrılıyormuş. Buraya da İstanbul’a taşındığını söylemeye geldi.”
Uğur sinirle kahkaha attı, “Ne? Seni beş çayına mı davet ediyor? Kanka mı olalım diyor?”
“Hayır Uğur,” dedi adamı tersleyerek. “Sadece... Kızımızın burada iki abisi olduğunu ve...”
“Saçmalık!” diye bağırdı. “Benim kızımın o adamın büyüttüğü çocukların abiliğine ihtiyacı yok. Aslan gibi Emir (!) var, ona abilik yapar. Sonra James var, Emre var. Maşallah bir sürü abisi var benim kızımın.”
Kadın gülümsedi ve kocasının kollarına girdi, “Tamam atarlı kocacım. Zaten kalkıp, kızımı onlara gönderecek değilim.”
“Gönderme!” diye çıkıştı. Sonra kadının gözlerine baktı. “Yemekte ne var?”
“Bal ve tereyağa ne dersin?”
Adam çapkınca sırıttı, “En sevdiğim menü. Bir arada Ela’dan şu ödüllü pilavın tarifini al. Lezzetli bir şeye benziyor. Bulut her akşam yaptırdığına göre...”
“Sapık!” diye homurdandı, onu yatak odasına sürüklerken.
“Sapık diyene bak hele, kocasına yemek yedirmeden, onu yemeğe götürüyor.”
“Susacak mısınız bayım?”
“Az sonraya kadar evet ve bedenim her daim emrinize amade...”
***
“Bu koltuk bizim salona olur mu hiç Oğuz ya?”
Oğuz bir koltuğa bir nişanlısına baktı, “Olmaz mı? Nesi var?”
“Bizim salon kare, bu daha çok dikdörtgen olan odalara olur.”
Ela da araya girip, “Kesinlikle katılıyorum. Hem rengi de soluk,” diye ekledi.
Burçin başını aşağı yukarı salladı, “Enerjisi düşük enerjisi. Yani bir pozitiflik vermiyor. Ferahlık sıfır. Bir kere estetik değil.”
Oğuz, Bulut ve Uğur ağızları açık bakıyorlardı kadınlara.
“Yani sanki emanet gibi geldi bana, benimsenecek bir şeyi yok,” dedi Ayşim yüzünü buruşturacak.
“Oturuşu da rahat değildir ha.”
Oğuz en sonunda dayanamadı, “Allah belasını versin böyle koltuğun o zaman! Koltuk musun lan sen? Sana koltuk diyenin ben ta-”
“Tamam aşkım tamam, sakin olur musun?”
Oğuz gömleğinin yakasını düzeltti, “Rahatladım, tamam iyiyim,” dedi ellerini havaya kaldırarak.
Uğur da düşünceli bir şekilde koltuğa bakıyordu, “Hayır bu kadar olumsuz yorumu iki tekli, bir üçlü koltuktan nasıl çıkardılar, hayretler içindeyim. Valla tebrikler.”
“Üste çıkalım beraber, oradaki modellerimize bakalım isterseniz?” dedi satıcı kadın gülümseyerek.
“Üste çıkalım derken, bir manidar söyledi sanki?” dedi Ela gözlerini kısarak. “Bulut’a mı baktı o? Hayır damat olan Oğuz, ona sorsaymış.”
Ayşim ona ters ters baktı, “Neden ona soruyormuş, kimi beğendiyse ona sorsun.”
Burçin ise kadından gözlerini ayırmıyordu, “Lan! Bu Uğur’a resmen gözlerini dikmiş bakıyor!”
Oğuz o sırada Ayşim’e döndü, “Bakalım mı hayatım?”
“Bakacak mısın Oğuz?” dedi sinirle tehdit arası bir bakışla.
“Bakmayacak mıyız?”
“Ben engel olmayayım, bakan bakıyor zaten!”
“Anlamadım aşkım?”
Kadın yeniden araya girdi, “Çıkalım mı?”
“Çıkacak mısın Oğuz, bak kadın soruyor? Çıkacaksanız yani...”
“Hayatım valla ne dediğini anlamadım.”
“Ben bu mağazayı sevmedim, çıkalım buradan. Negatif negatif enerji saçıyor.”
“Peki.”
*
“İsterseniz köşe takımları göstereyim, onlar daha kullanışlı.”
Oğuz adama gözlerini kısarak baktı, “Ne bakımdan kullanışlı? Koltuk koltuktur yani, ne kadar işlevi olabilir ki?”
“Hayatım...” derken eğilip adamın ismine baktı Ayşim, okuduktan sonra da doğruldu, “Oral bey doğru söylüyor. Köşe takımı evi daha sıcak ve samimi gösterir.”
Oğuz ters ters kadına baktı, “Ne derece samimi olacağımızı koltuk takımımı belirleyecek Ayşim? Ayrıca sıcak ortam için yatak odamıza girmemiz yeterli,” diye sessizce tısladı.
“Ya saçmalama Oğuz ya, adam yardımcı olmaya çalışıyor.”
“Bence daha çok aranızda hanginiz daha güzelsiniz ona karar vermeye çalışıyor.”
Ela ilerideki yatak odasını gösterdi adama, “Oral bey o yatak odasının özellikleri neler?”
“Efendim o-”
“Ela sen evlisin hayatım!” diyerek araya girdi Bulut. “Benimle,” derken de adama baktı. “Yatak odasını ne yapacaksın?” sonra kadına eğilip fısıldadı, “Zaten maşallah yatak dışında her yerde seviştiğimiz için pek eskimedi yatağımız.”
Ela ona ayıplar gibi baktı, “Siz anlatır mısınız Oral bey?”
“Tabi efendim, o yatağımızın özellikleri saf meşeden yapılmıştır.”
“Vay, meşe olunca ne oluyor? Orman havası mı veriyor?”
“Hayır ama-”
“Biz almayacağız.” Ela’yı kendine çekip, ona tehditkar bakışlar attı.
“Ben bu köşe takımını beğendim Oğuz,” diye araya girdi Ayşim.
“Ben beğenmedim.”
“Nesini beğenmedim çok pardon?”
“Satıcısını,” diye homurdandı.
Burçin de alıcı gözüyle baktı, “Valla süper. Çok sıcak ve şık.”
“Katılıyorum,” diye onayladı Ela da.
“Sen neye katılıyorsun. Katılma bir şeye.”
“Oral mısın Anal mısın ne haltsan- isminde hayır yok. Anası ile babası nasıl bir fantezi içinde yapmışlarsa...” diye homurdandı Oğuz, “Her neyse, iyi bunu alıyoruz.”
“Peki efendim. Ölçülerinde değişiklik yapmak istiyor musunuz? Bir de yönü de önemli. İsterseniz bugün ya da yarın ekibimiz evinize gelip bir ölçü alsın.”
Oğuz homurdanarak evin adresini verdi ve o mağazadan çıktılar.
“Hayır yani bir koltuk ne derece sıcak olabilir?”
"Oğuz!" diye üç kadın birden bağırınca sustular.
*
Emir kulağını Burçin'in karnına dayarken Uğur çatık kaşlarla izliyordu onları.
"Burçin teyze şimdi senin karnındaki kız mı?"
Burçin cevap vermeden, Uğur araya girdi. "Evet. Kız. Küçük, minicik kız kardeş geliyor sana Emir paşa."
Emir kaşlarını çattı, "Ya hayır akıllım, onu annem doğurmadı ki, kardeşim olmaz o benim. İstersem evlenebilebilirim."
Uğur öfkeyle baktı çocuğa, sonra Burçin'e döndü. "Bir de korur kızımızı diyorum. Bundan kim koruyacak kızımı? Hayır, bir insan yedisinde neyse yetmişinde aynıymış ya, ya gelip isterse kızımı ne olacak?"
"Of Uğur, doğmamış kıza damat beğeniyor bana."
"Beğenmiyorum. Sıkıntı o. Uzak dursun kızımdan!" çocuğu koktuk altından taşıyıp kendisini ortada bırakacak şekilde diğer tarafa oturttu. "Burada kal."
"Ya Uğur amca ya!" diye çemkirdi çocuk adama.
"Amcaya çemkirilmez!" diye uyarınca onu Emir kaşlarını çattı.
"Görürsün Uğur amca büyüsün de nasıl alacağım onu."
Adam sinirle karısına döndü, "Bak kırdırtacak bana kafasını bu çocuk ha Burçin!"
"Ay Uğur çocukla çocuk olma Allah aşkına!"
Adam tekrar çocuğa baktığında Burçin'in karnına baktığını gördü ve anında yandaki yastıkla kafasına vurdu. "Önüne dön önüne."
"Uğur..." diye uyardı onu Burçin.
"Bakmasın kızıma!" diye homurdanarak çocuğa ters bir bakış attı.
Çocuk da ona kaşlarını çatarak "Kork benden Uğur amca," diyerek gülmeye başladı.
O sırada Bulut ve Ela odaya girmiş ikiliyi izliyordu. "Hayırdır?" diye sordu Bulut.
"Hayır hayır," dedi Burçin gülerek. "Sizin oğlan benim kıza talipmiş."
Hepsi birden güldüklerinde Uğur inanamıyormuş gibi baktı hepsine, "Hayır, yani nesi komik bununda böyle güldünüz anlamış değilim! Çok mu komik?"
Burçin birden donup kaldı. "Uğur!" diye kocasına döndüğünde, adamda endişelenmişti.
"Ne? Ne oldu? Sancı mı?"
Kadın başını sağa sola salladı ve "Hayır! Canım kumkuat çekti."
Uğur kaşlarını çattı "Ne at? Yani beygir gibi bir şey mi bu, ben anlamadım?" deyip Bulut'a döndü. "Ne bu?"
"Ya Uğur, meyve bu meyve. Canım çekti."
Uğur kafasını kaşıdı, "Yani onun yerine mesela şeftali ya da erik olmaz mı?"
"Hayır, Uğur. Canım kumkuat çekti."
"Kumkuat. Bitişik mi yazılıyor ayrı mı?"
Burçin öfkeyle çemkirdi, "Yaz demedim Uğur, al dedim. Bak kızımızın bir yerinde çıkar sonra."
Uğur'un birden aklı Bulut'un yıllar önce ona dediği şeye gitti. Bir yerlerinde çıkar elin oğlu görür, sonra da onu gördüğünü ima ederse...
Ve sert, öfkeli bakışları birden Emir'i buldu. "Hemen alıp geliyorum aşkım!"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.34k Okunma |
576 Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |