18. Bölüm

17.BÖLÜM - İFTİRA

Eda Şahinoğlu
mutlusonlarinyazar

 

“Ay yemin ederim burnumdan getirdin partiyi!” diye cırladı Burçin.

Uğur dudaklarını büzüp kadına üzgün suratla bakıyordu, geldiğinden beri susmamıştı.

“Ne yaptım ben ya? Karımı yanımda istedim yanımda! Bu mu suçum?”

 

Burçin birden arkasını döndü, “Yok Uğur, suçun şiir yazmak! Yazma koçum, yazma evimin direği, yazma aşkım! Bu evliliğin, bu birlikteliğin en önemlisi bebeğimizin sağlığı için yazma!”

“Nedenmiş? Tabi çok heyecanlanıyorsun, o da bebeğe zarar! Anladım,” dedi bilmiş bir ifade ile. “Tamam doğuma kadar şiir yok.” Kadının inanamıyormuş gibi bakışına aldırmadan yanaştı ona, “Baksana, peki yarın kınaya gelebiliyor muyuz biz?”

 

“HAYIR UĞUR!” diye bağırıp, banyoya geçti ve kapıyı adamın suratına kapattı.

“Oraya yasak, buraya yasak! Nereye gideceğim ben o zaman?” kapıdan uzaklaşırken devam ediyordu homurdanmaya, “Sanki ‘Yüksek yüksek tepeler’ şarkısını bilmiyoruz! Kınayı nerenize yakıyorsunuz da biz göremiyoruz acaba-”

Birden kapı açıldı ve kadın yeniden bağırdı, “SUS UĞUR!”

“Susmayacağım!”

 

ANTALYA -DÜĞÜNDEN İKİ GÜN ÖNCE

 

"Ya anne anlamıyor musunuz, ben buraya sizden onay almaya gelmedim. İki gün sonra düğünüm var ve size haber vermeye geldim. Hani olur da anne-baba olduğunuzu hatırlar, gelirsiniz diye."

"Oğlum tamam da bu kadar erken konuşmamıştık. Biraz düşünsen, zaman geçirsen?"

"Çok düşündüm, gereğinden çok zaman geçirdim ve onsuz ziyan ettim zamanlarımı, şimdi karar verin, geliyor musunuz, yalnız mıyım?"

 

Sinem abisinin yaptığına inanamıyordu, "Bu acele niye, ona anlam veremiyoruz sevgili kardeşim? Yoksa senden hamile kalmayı başarabildi mi?" diye sordu alayla.

Oğuz kızın dibine kadar geldi, "Evleneceğim kadın Kübra değil canım, orada bir karışıklık olmasın da. O tarz oyunları senin o şeytan arkadaşın yapar ancak."

 

“Bak sen, senin yavru çok masum yani,” sonra birden öfkeyle bağırdı, “Ondaki masumluk değil yalnız, cahillik. İkisinin arasındaki farkı-”

 

Cümlesini bitiremeden Oğuz işaret parmağını ablasının dudaklarına sert bir şekilde bastırdı, “Sen ne anlarsın kızım masumluktan! Ablamsın diye senelerce sustuğum için mi şimdi bu sözler? Kaç erkekle birlikte olduğunu bilmiyorum mu sanıyorsun? Bu mu ileri görüşlülük sizin için, bu mu medeni olmak? O kız tertemiz Sinem ve onu ablam bile olsan sözlerinle kirletmene izin vermeyeceğim.”

Sinem öfkeyle dönüp, dışarı çıkacağı an, kapıdan Kübra girdi.

 

"Bir sen eksiktin," diye homurdandı Oğuz. Şimdi bu kızı hiç çekemezdi.

"Oğuz!" dedi kız sinirle ve şaşkınlıkla, "Üç gün sonra evleneceğin doğru mu?"

"Hayır yalan Kübra, iki gün sonra evleniyorum. Hayırdır, bir sakıncası mı vardı?"

 

Kız etrafına bakındı, "Elbette var!" diye bağırdı, "Sen kafayı yemişsin. O varoş, beş para etmez kızla-" dediği an Oğuz sertçe kızın kolunu kavradı ve onu kendine çekti. Kızın kolunu o kadar sıkmıştı ki canı yanıyordu.

 

"Dinle beni, sevdiğim, evleneceğim ve değer verdiğim kız hakkında bir daha ağzından-“ ablasına da baktı, “Ağzınızdan bu söylediklerinizden bırak birinin çıkmasını, bakışlarınız da bile o kelimelerin anlamını görürsem, sizi öldürürüm. Anladınız mı? Yemin ediyorum o nefesinizi keserim. Bıktım sizden!"

 

"Sen kimin nefesini kesiyorsun?" diye bir ses duyulduğunda, herkes bakışlarını o tarafa çevirdi. Kübra'nın babasını gören Oğuz içinden küfürler ediyordu. Bu adamla hiç karşılaşmak istemiyordu.

"Hoşgeldin İbrahim amca, ben de tam düğünümden bahsediyordum. Davetiyenizi annemlere bıraktım. Şimdi izninizle benim gitmem gereken yerler var,” deyip kapıdan çıkmıştı ki, İbrahim bey cüssesi ile onu durdurdu.

 

“Dur bakalım delikanlı!” diye bağırıp, ateş saçan bakışlarını ona yöneltti.

“Buyurun İbrahim amca.”

“Sen benim kızımla evlenmiyor muydun? Bu ne şimdi? Sustuk sustuk, ama yeter!”

 

Oğuz alayla güldü, “Bundan sonra sizinle karşılaşacağımız tek tören, cenaze törenleri olur İbrahim amca. O kızın karıma bir daha laf söylerse de bu çok uzak bir tarihte olmaz. İnanın bana, hadi hoşçakalın!”

 

*** 

 

“Burçin!” diye bağırdı adam diğer odada olan karısına.

Burçin adamın dehşet içeren sesi ile koşa koşa salona geldi, “Ne oldu Uğur?”

“Bak bu oğlan ne almış kızımıza?” derken elindeki zıbını yanlara açıp gösterdi.

 

Burçin sevgiyle gülümsedi Emir’e, “Ay Emircim çok teşekkür ederiz. Çok sevimli.”

“Ben aldım bunu Burçin teyze. Kendi paramla. Babamın yanında çalıştım tam üç gün, sonra da babam bana para verince Aslı’ya hediye aldım.”

 

“Çok hoş bir davranış, aferin sana.”

Uğur karısı ile Emir’in arasında hayretle bakışlarını gezdiriyordu. En sonunda dayanamayıp, kalktı ve karısının yanına geldi. “Sen valla normal değilsin Burçin. Bir de alkışla adamı tam olsun.”

Burçin elini alnına vurdu, “Ne adamı Uğur Allah aşkına parmak kadar çocuk. Hem kızımızı düşünüp hediye almış, ne var bunda?”

 

Uğur karısı konuşurken Emir’e kaşlarını çatmış bakıyordu ki bir anda karısına tekrar dönüp, elindekini salladı, “He hediye he!” biraz daha yaklaşıp, “İç çamaşırı almış Burçin kızıma, iç çamaşırı!” diye tısladı. “Gitsin patik alsın, çorap alsın! Kızımın zıbınından ona ne acaba?”

 

Burçin bıkkın bir nefes verdi, “Gerçekten artık kendini bile aştın! Ben sana diyecek laf bulamıyorum.”

“Ha! Kızıma iç çamaşırı alan bu densiz, ama saçmalayan benim, öyle mi?” çocuğun duymayacağı şekilde fısıldadı sonra, “Bir atasözü vardır bilir misin, ‘milletin kızını çalan, çeyizini hazırlar’ çeyiz ne? İç çamaşırı falan!” diye dehşetle bağırdı, “Allah korusun ya Rabbim! Uzak olsun!”

 

Burçin sesli bir şekilde gülmeye başladı, “O ‘minareyi çalan, kılıfını hazırlar’ olmasın hayatım?”

Uğur huysuz bir şekilde omuz silkti, “Aynı şey. Bu da işte kızımı çalacak, çeyizini hazırlıyor.” Tekrar Emir’e bakarak kaşlarını çattı.

 

“Uğur, hayatım. Daha kızın doğmadı bile, hadi rahat ol; çocuğu da üzme. Ela bir saate gelir.”

“Evet, gelsin alsın oğlunu. Ben istemiyorum damat tipli erkek çocuğunu evimde.”

“Olur Uğur, sadece Ela gelene kadar sabret!” diye çemkirip, içeri geçince Uğur da çocuğa doğru yürürken sevimsiz bir şekilde gülümsedi.

 

“Velet, uzun eşek oynayalım mı? Sen eşek ol, bende üzerini zıplayım, ha ne dersin?”

“Uğur! Seni duyuyorum.”

Uğur somurtarak yerine oturup, ellerini göğsünde bağlayınca, Emir ona sırıtarak bakıyordu.

Buna sinirlenen Uğur “Bana bak velet, ileride kızımı sana vermeyeceğim haberin olsun!” diye sinirli bir sesle söylenip, başını yana çevirdi.

 

*** 

 

Genç adam arkadaşlarının yardımı ile damatlığını giyinirken tam papyonunu takacaktı ki “Onu ben takabilir miyim?” diyen sesle hepsi kapıya döndü.

“Abi?” dedi Oğuz sevinçle.

Kapıdaki adam gülümseyerek ona doğru yürüdü. “Birileri bana herkese meydan okuyup, evlendiğini söyleyince açıkçası bu aklını başından alan kızı merak ettim.”

“Birazdan tanışırsın.”

 

Oğuz’un elindeki papyonu alıp, onun boynuna takarken, “Ben ve babam yanındayız Oğuz. Kimse umurumda değil, sadece senin mutluluğun önemli benim için. Annemler bana durumu farklı anlattı. Babamla konuşunca işin aslını öğrendim ve ilk uçakla geldim,” diyerek açıklama yaptı.

“Teşekkür ederim abi. Bu benim için önemliydi.” Sonra arkasında onları izleyen kişilere bakıp, gülümsedi, “Abim Orçun.” Abisine döndü, “Abi bunlarda benim dostlarım Özgür abi, Uğur, Bulut. Uğur aynı zamanda Ayşim’in kuzeni.”

 

“Hepinizle tanıştığıma memnun oldum beyler. Kardeşime sahip çıkıp abilik etmişsiniz. Çok sağolun.”

İlk yanına Bulut gelip elini sıktı, “Asıl biz teşekkür ederiz. Gelmeniz Oğuz için önemliydi.”

Uğur’la ve Özgür’le de el sıkıştıktan sonra babası Orhan bey de gelmiş, o da hepsi ile selamlaşmıştı.

Oğuz abisi ile babasının yanında olmasına çok ama çok sevinmişti. Bu gerçekten önemliydi onun için.

 

 

“Hayatım çok... Çok... Yani fazla çok şey olmuşsun,” diye geveledi Uğur, ama çok da konuşamıyordu.

“Ne olmuşum hayatım?”

“Yani bir hamileye göre çok güzel.”

Burçin kaşlarını çattı, “Ne yani hayatım anlamadım. Hamileler güzel olmaz mı normalde?”

 

Uğur onu kollarına aldı, “Siz kızımla birlikte dünyanın en güzel kadını oldunuz. Bilmem farkında mısınız Burçin hanım ama aklımı başımdan aldığınızı bilseniz iyi olur.”

“Uğur... Aşkım...”

“Aşkın ölsün yoluna, gel buraya,” deyip kadını sardı ve saçlarına öpücükler kondurdu.

 

 

Tören başladığında Oğuz ile Ayşim heyecanla içeri girmişlerdi. Oğuz bir an bile gözünü kadından ayıramıyordu. Çok güzel olmuştu. Kabarık bir gelinlik seçen Ayşim, çiçek detaylarını özellikle pudra pembesi istemişti. Gelinliğin tüllerine de iliştirilen kır çiçekleri görünümündeki küçük pembe çiçeklerin canlısı da elinde vardı.

 

Nikahları kıyılırken ikisi de çok heyecanlıydı. Ayşim’in şahidi Ela Oğuz’un ki ise Uğur olmuştu. İmzalar atılıp, ilk dans için piste çıktıklarında Oğuz kızı kendine çekip sımsıkı sarılmıştı karısına.

“Bugün nefes kesiyorsun Ayşim.”

“Sen de öyle Oğuz. Çok özledim seni.”

“Ben de seni. Bir an bile aklımdan çıkmadın.”

“Dün gelecektin güya. Hem neredeydin, hala söylemedin.”

 

Oğuz kadına gülümsedi, “İşlerim vardı dedim ya Ayşim. Hadi bunları düşünme de sarıl bana.”

“Bir an düğüne gelmeyeceksin sandım.”

Oğuz gülerek daha çok sarıldı ona, “Ölürdüm de bu günümüzü kaçırmazdım meleğim.”

 

Ve düğün boyunca hepsi çok eğlenmişti. Ama beklenmedik misafirler herkesin huzurunu kaçırmıştı. Düğün salonunu bir anda saran polisler yüzünden misafirlerin çoğu salonu boşaltmıştı. Saniyeler içinde olan olaylar yüzünden herkes panik olmuştu.

Oğuz hemen öne gelip, “Buyurun memur bey nasıl yardımcı olabiliriz?” dedi.

“Oğuz Kartal sen misin?”

 

Orhan bey Oğuz cevap vermeden öne atılmıştı, “Memur bey sorun nedir?” diye sordu.

“Oğuz Kartal’ı Kübra Sürel’i öldürmeye teşebbüsten ifadesini almak üzere karakola almak zorundayız.”

 

Oğuz bir anda babasını çekip öne geçti, “Ne öldürmesi ne teşebbüsü? Bir yanlışınız var.”

“Kübra hanımı herkesin önünde tehdit ettiğinize dair tanıklarımız var Oğuz bey, ayrıca dün gece de birlikteymişsiniz. Lütfen zorluk çıkarmadan bizimle karakola kadar gelin.”

Ayşim henüz ilk şoku atlatamadan ikinci duyduğu şeyle sendelemişti ki Uğur son anda tutmuştu onu.

 

“Bir yanlışlık olmalı memur bey,” diye araya giren Bulut’u Oğuz durdurdu.

“Siz Ayşim’le ilgilenin. Ben hallederim. Sorun yok,” derken ona acı ile bakan karısından gözlerini ayıramıyordu.

Orhan bey diğer oğluna bakıp, “Sen Oğuz’la git, ben de bir kaç görüşmeden sonra size yetişirim,” dedikten sonra Uğur’a döndü, “Özgür bayanları ve Ayşim’i eve götürsün. Sen ve Bulut da Orçun’la gidin. Bende geliyorum hemen,” diye talimatları sıraladı.

 

“Tamam Orhan amca.”

Oğuz karısının karşısına geçti ve elleri ile yüzünü avuçladı, “Dün gece onunla değildim, yemin ederim. Ona bir şey yapmadım, elimi bile sürmedim.” Kadını alnından öpüp “Bana güven ve beni bekle,” dedikten sonra ellerine takılan kelepçe ile götürüldü.

 

O ana kadar ağzını açmayan, açamayan Ayşim hıçkırıklarla ağlamış en sonunda da Özgür’ün kollarında bayılmıştı.

“Ela siz eşyaları alın gelin odasından ve Ayşe ile benim arabayla gelin.” Sonra köşede tedirginlikle bekleyen diğer aile üyelerine bakıp, karısına döndü, “Şermin ablamlar ve diğerleri sende. Bulut’un arabasını Ümit abi kullansın, sende Uğur’un arabasını al. Burçin de sende.”

 

“Tamam hayatım.”

Özgür kucağında Ayşim’le arabaya giderken arkasından Ayşe ağlayarak geliyordu.

“Özgür abi Oğuz enişteme ne olacak?” diye sordu korku ile.

“Bir şey olmayacak güzelim merak etme.”

 

Arabaya bindiklerinde Ayşim biraz biraz kendine gelmişti. “Ayşim! İyi misin abicim?” diye sordu Özgür kızın saçlarını yana çekerek.

Ayşim birden içli ve sessizce ağlamaya başladı, “Özgür abi, Oğuz...” dedi ama cümlesini tamamlayamadan ağlamaya devam etti.

 

“Ona bir şey olmayacak. Merak etme. Sabaha kadar evine dönmüş olacak. O kimsenin canını alacak biri değil. O senin kocan, sevdiğin adam. Şimdi en çok sana, senin ona inanmana ihtiyacı var Ayşim.”

Ayşim ona önce başını sallayarak onay verdi sonra da “İnanıyorum, ona güveniyorum ben,” diye fısıldadı.

 

Ela gelip öne oturunca, Özgür de yerine geçip arabayı çalıştırmıştı.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordu dikiz aynasından Ayşim’e bakıp.

Ayşim sessiz kalınca Ela cevap verdi adama, “Dayı bence Nevin teyzelere götürelim-”

“Hayır!” diye bağırdı Ayşim ikisine de, “Evime götürün beni. Orada bekleyeceğim kocamı!”

Özgür başını salladı, “Peki abiciğim, oraya gideriz.”

 

Ela da diğerlerine Ayşim’in evine gelmelerini söyledi. Evin önüne park ettiği arabadan ilk Ayşim indi. Arkasından da Ayşe inince Ela dayısına dönüp, “Dayı, bence büyükleri buraya getirmesinler. Şimdi kızın canını sıkacak şeyler söyleyip dururlar,” dedi. Dayısı da ona onay vererek telefonu çıkarıp, Şermin’i aradı.

 

Ayşim kapıyı açtığı an etrafa bakınarak yeniden ağlamaya başladı. Bugün bu eve birlikte geleceklerdi. Işıkları yakıp, vestiyerdeki aynanın üstündeki yazıya bakıp gülümsedi.

“EVİMİZE HOŞ GELDİK”

 

Ayşe ablasının koluna geçip, onu yatak odasına yönlendirdiği an Ela onlara yetişti. “Ayşecim yok yok oraya hiç geçirmeyelim, sen onu bu boş odaya geçir, ben giyecek bir şeyler getiririm.”

“Tamam Ela abla.”

Ela yatak odasına geçtiğinde acıyla gülümsedi, adam ne kadar da ince düşünmüştü her şeyi. Yatağın üstünde gül yaprakları bile vardı.

 

Dolaptan kıyafet çıkarıp tekrardan kızların olduğu odaya döndü. O sırada Burçin ile Şermin de gelmişti.

Şermin kocasına bakarak, “İyi ki de büyükleri eve götürmüşüm,” dedi.

Burçin de onu onayladı, “Ay evet Özgür abi, sanırsın Allah korusun cenaze çıkmış evden, bir ağıtlar, bir çığırışlar. Anam bunlar kızın canını daha da sıkacaklardı.” Üzerindeki şalı çıkarıp, astı. “Neredeler?”

 

“İçerideki boş odadalar. Gelinliğini çıkarıyorlar sanırım.”

“Tamam.”

Burçin içeri geçecekken Şermin ona bakıp, “Sen geç bende bir şeyler hazırlayayım, kız açtır belki,” dedi.

“Tamam canım iyi olur.”

 

“Uğur dolaba bir şeyler koymuştu,” dedi Özgür de karısı ile mutfağa geçerken. “Çocuklar nerede?”

“Annemlere bıraktık hepsini. Uyurlar zaten yarım saate.”

“İyi.”

 

 

Ela ile Burçin Ayşe’yi dışarı çıkararak, Ayşim’in üstünü çıkarırlarken sadece sessiz sessiz ağlıyordu. Bunu fark eden Ela onu kollarına aldı, “Ayşim güzelim yapma öyle. Bak birazdan arayıp, çıkardıklarını söylerler. Orhan amca herkesi araya sokuyor,” dedi, bir yandan da saçını okşuyordu. Ama Ela anlıyordu onu, hiç kolay bir şey değildi.

 

“Bu gelinliği o çıkarmalıydı abla, o!” diye bağırıp neredeyse parçalayarak üzerinden gelinliği çekip attı ve iç çamaşırları ile koşarak banyoya girip, kapıyı kilitledi ardından.

Ela “Dayı!” diye bağırırken, Burçin kapıyı açması için Ayşim’i ikna etmeye çalışıyordu.

“Ne oldu?” dedi karı koca yanlarına gelerek.

 

“Kendini banyoya kilitledi. Hiç iyi değil.”

“Orçun doktor muydu?”

“Sanırım öyle bir şeyler okuyordu yurt dışında.”

“Tamam arayın o gelsin.”

 

Ela ile Burçin birbirlerine bakıp, tekrar adama baktılar, “Dayı daha bugün adamı ilk kez gördüm. Numarasını ne bileyim?”

Özgür saçını başını yolacaktı, kadınlar neden ona kalmıştı ki? “Kızım kocan yanında kocan! Onu ara!” sonra da ikisini de kenara çekip, kapıyı tıkladı, “Ayşim kapıyı açmazsan kıracağım!” ses gelmeyince tekrar tıkladı, “Ayşim abicim bak kıracağım kapıyı.” Yeniden ses gelmeyince hafifçe geriye gidip, omzu ile vurdu. Birinci de açılmayan kapı, ikinci vuruşunda açılmıştı.

 

Duşu açıp, iç çamaşırları ile altında oturduğunu gören Özgür hemen arkasını dönüp, kapıya asılı bir bornoz aldı ve karısına verip, “Sen giydir de çıkaralım. Biraz uyuması lazım,” dedi ve dışarı çıktı.

Şermin başını sallayıp, içeri girdi. Burçin ile Ela da ona yardımcı oldular.

Saatler geçtikçe tedirginlik artıyordu. Özgür arada Bulut’u arıyor, ama bir türlü iyi bir haber duymuyorlardı. Avukattan başkasını da almıyorlardı zaten. Hiçbiri görememişti Oğuz’u.

 

Orçun kıza sakinleştirici verip odadan çıktığında ona bakan kalabalığa, üzgünce baktı. “Babam aradı.” Herkes heyecanla adamın söyleyeceği şeye odaklanınca, Orçun yüzünü sıvazlayarak, “Tutuklu yargılanacak maalesef,” dedi.

 

???

 

 

Bölüm : 12.12.2024 08:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...