
VE VEDA ZAMANI... EN GÜZEL SEVEN ADAMLARIN, EN GÜZEL SONLARI SİZLERLE...
***
Oğuz Ayşim’i masadan şimşek hızı ile kaldırmıştı. Eve girdikleri an kadına öfkeyle “Salon!” diye bağırıp, eli ile orayı gösterdi.
“Şey... Benim şeyim var.”
“Bir bebeğin var onu anladık, ama bundan neden haberim yok onu anlayacağız. Salon dedim Ayşim!”
“Tamam işte bebek şeylere baskı yapıyor, hah mesaneye, evet oraya baskı yapıyor. Öyle böyle değil. Çişim geliyor sık sık. Şimdi de az korkunca daha bir çok geldi. Yapıp gelsem. Altıma kaçırırsam-”
“Çabuk Ayşim! Beş dakikan var.”
“Buradan tuvalet gidiş geliş o kadar yapar, kurtarmıyor. Kurtarsa dükkan senin-”
Oğuz kaşlarını çattı, “He gülüm he, çünkü bizim evin bir ucu ile diğer ucu on beş kilometre. Ayşim! Beş dakika dedim! Çabuk! Bana pazarlık yapan müşteriyi ikna etmeye çalışan iş sahibi ağzıyla konuşma, hadi! Dört dakikan kaldı ayrıca!”
“Hemen!” Ayşim koşarak tuvalete geçti ve kapıyı kapattı.
“Az koş az, çocuk düşecek!” dedi Oğuz kadının arkasından.
Ayşim tuvalette klozete oturup, elini çenesine koydu. Ne yapacaktı şimdi? Nasıl çıkacaktı işin içinden? Ne diyecekti adama? Ben sana küstüm, ondan bebeğimizi söylemedim mi?
Kapı çalınınca -yok yumruklanınca Ayşim eli ile damağını çekti. “Korkutma beni, çocuk düşer! Malum kanallar açık şuan-”
“Çık oradan Ayşim! Ne yapacaksın, çocuk doğana kadar işeyecek misin durmadan?”
“Yok, sağlam nedenlerim var, cümle içinde kullanmaya çalışıyorum. Halleder halletmez çıkacağım.”
Oğuz gülse de Ayşim’den bu neşeli halini sakladı. Azıcık da kendi süründürsün. Çok az.
“Bekliyorum karıcığım!” dedi iğneli bir sesle.
“Beklemesen de olur, uykun varsa yani kocacığım.”
“Yok yok iyiyim ben.”
“Oldu o zaman. Allah sağlıktan düşürmesin!”
“Amin karıcığım amin, seni de...” Oğuz biraz daha yaklaştı tuvalete, “Ee hani ses gelmiyor. Bitti sanırım.”
“Yok bebek uyuduğu için, sessiz sessiz yapıyorum. İçten işemeli bu.” Oğuz kahkaha atmamak için zor tutuyordu kendini. “Hem çok affedersin sen ne diye kapıda durup çişimin sesinin hesabını soruyorsun bana?”
“Olmayan çişinin hesabını ne soracağım acaba ben?”
Ayşim sinirle kapıyı açtı, “Yalancıyım yani ben öyle mi?”
“Sifonu çek sifonu!”
“Dalga geçme soruma cevap ver!” dedi elini beline koyarak.
Oğuz da ellerini göğsünde birleştirdi, “Öncelikle bugün soruları ben soracağım, sen hesap vereceksin ve hemen salona gidiyoruz Ayşim!”
“Gidelim bakalım salona, ne varsa bu salonda. Tutturdun geldiğinden beri salon da salon!” diye homurdandı ellerini yıkarken.
Karşılıklı oturduklarında Oğuz geriye yaslanıp, ayak ayak üstüne koydu. “Evet seni dinliyorum. Neden bana hamile olduğunu söylemedin Ayşim? Planın neydi? Hayır aynı evin içindeyiz, ne kadar daha saklayabilirdin? Karnın şişince gaz mı diyecektin?”
“Yok derdinden, yedim yedim şiştim diyecektim.” Sonra sabır çekti, “Yani söyleyecektim Oğuz her halde.”
Adam “Ne zaman Ayşim?” diye bağırınca, Ayşim yutkundu.
“Kırgındım. Bu haberi de kırgınken vermek istemedim.”
“O ne demek? O ne saçma bir şey? Ne demek kırgınken vermek istemedim. Ayşim bu böyle bir şey mi ya? Bebek o bebek, ikimizin bebeği. Şuna bak, bebeğimi masada üçüncü bir şahıstan barbunya yerken öğreniyorum!”
Ayşim’in gözünden bir damla yaş aktı, “Bu haberi sana verdiğim an, mutluluktan beni sarmanı isterdim, beni öpmeni, taşıyıp yatak odamıza götürmeni. Ama sen değil ben öpmek, eve geldiğinden beri biz birbirimizin yüzüne bile bakmıyoruz.”
“Ben mi bakmıyorum sen mi? Sen bakmadığın için sana baktığımı görmüyorsun! Ayşim sen tek bir yerde takılıp kaldın, seni bırakacağımı, terk edeceğimi hep düşündün. Bardağa dolu tarafından bakmayı denedin mi? Beni anlamaya, kendini benim yerime koymaya çalıştın mı? Yok! Neden? Çünkü beni bencillikle suçlarken, asıl sen tam da o taraftaydın!”
Ayşim inanamıyormuş gibi baktı adama, “Benden boşanmak istemenin doluluğu ne acaba? Ben göremedim de...”
“Seni seviyor olmam geri zekalı!” diye gürledi. “Sadece ben mi senden ayrılacaktım? Sen de benden gidecektin. Üstelik senin ailen, sevdiklerin yanında olurken, ben o cehennem kuyusu kadar soğuk yerlerde tek başıma altından kalkmaya çalışacaktım. Bu mu bencillik? Ben senden seni bırakacak kadar nefret ettiğimden değil, seni özgür bırakacak kadar çok sevdiğimden ayrılmak istedim.”
“Oğuz...”
İkisi de bir süre birbirlerinin gözlerinin içine baktı. Şuan birbirlerine sarılmaya, birbirlerine sevgi sözcükleri söylemeye o kadar ihtiyaçları vardı ki, ilk adımı da Oğuz attı.
“Şimdi artık bana çocuğumuz olacağının müjdesini verir misin? Karıma sarılmayı özledim.”
Ayşim hıçkırıklarının arasında elini ağzına koymuş adama bakıyordu. İkisi de aynı anda ayağa kalkıp, karşı karşıya durdular.
Ayşim adamın elini tutup, karnına koydu. Bir süre gözlerini yumdu. Dudağında adamın aklını başından alan o tebessüm vardı ve sonra o üç kelimeyi kadının ağzından fısıltılı sesi ile duydu, “Aşkım... Baba olacaksın.”
Oğuz da gözlerini yumdu ve bir süre kadının karnını okşadı. Hissetmek ister gibi, bir pamuğu okşar gibiydi dokunuşları. “Baba olacağım,” dedi sonra kadını onaylayarak.
En sonunda da ikisi yine aynı anda birbirlerine sarıldılar. Oğuz onun saçlarını öperken, Ayşim burnunu boynuna değdirip, adamın o eşsiz kokusunu içine çekiyordu. “Sana çok kızgınım, gelinliğimi sen çıkarmadığın için, o gece beni yalnız bıraktığın için, benden ayrılmaya kalktığın için.”
“Tüm cezalarımı çektim bence, fazlasıyla. İstersen bende seni cezalandırmadan sus ve kocanı öp!”
Ayşim ayaklarının üstünde yükselerek, kocasının dudaklarını önce hafifçe kavradı ama adamın sert karşılığı ile bir anda kendini Oğuz’un kollarında yatak odasına giderken buldu.
“Nasıl karıcığım, hayalin tam olarak bu muydu?”
“Eh, idare eder.”
“Seni şuan sararak boğabilirim Ayşim, kaç gecedir kıvranıyorum biliyor musun?”
“Çünkü ben mutluluktan bulutların üstümdeydim sevgilim.”
“Az sonra tam da orada olacaksın bebeğim, sabret.”
Ayşim kocasına sevgiyle sarıldı, “Zaten şuan da bile öyleyim Oğuz.”
***
Burçin hamileliğinin sekizinci ayını biraz sancılı geçiriyordu. Sürekli uzanmış bir vaziyetteydi ve canı çok ama çok sıkılıyordu. Uğur elinden geldiğince seveceği şeyleri yapmaya çalışıyor, onu mutlu edebilmek için canla başla uğraşıyordu. Başarılı da oluyordu. Tek sıkıntıları ise tabi ki Emir’di.
“Sevdiğin bir film buldum ömrüm,” dedi adam arkasına yaslanarak. Ama Burçin’in o an film görecek gözü yoktu, çünkü karnına hafiften hafiften sancılar giriyordu.
“Uğur!” dedi kadın uyarıcı bir tonda.
“Efendim canım?”
“Bebeğim!”
“Efendim hayatım?”
“Uğur!” diyerek bağırdı bu sefer.
“Efendim aşkım?”
“Ya Uğur bebeğim!”
“Efendim diyorum ya Burçin, ne var?” diyerek kadına döndü. Yüzündeki kasılma ve acıyı fark edince kaşları çatıldı, “Burçin iyi misin?"
"Bebek Uğur!" diye gürledi, “Bebek geliyor!”
Uğur dehşetle açtı gözlerini, “İmkansız! Ben çizelgeye baktım daha tam yirmi üç günü var.”
“Uğur başlatma çizelgene bebek geliyor! Hadi!”
“Ama ben hazır değilim! Olmaz!”
“Ay!” diyerek karnını tuttu, “Uğur saydırtma sülalenin yedi ceddine be adam, benim hazır olmam önemli! Yürü, suyum gelecek!”
“O-Oğuz’u arayalım bence!” diye telaşla evin içinde koşturuyordu.
“Uğur!” diye tüm gücü ile bağırdı, “Eğer şimdi beni hastaneye götürmezsen boşarım seni adam! Öleceğim diyorum.”
Uğur neredeyse ağlayacaktı, “Hayatım, daha erken, ya kızımıza bir şey olursa?” diyor bir yandan da kadının arabaya kadar yürümesine yardımcı oluyordu.
“Uğur annenleri ara, teyzemi de ara, Ela’yı da ara...” biraz durdu, “Ay Ayşim’i de ara-yok arama, korkar şimdi o doğurmaz, içinde bırakır çocuğu.”
“Hadi Burçin sen bin de yolda tüm telefon rehberini ararız hayatım!”
Kadını arka koltuğa oturttu ve hızla gaza basıp hastaneye doğru yol aldı.
“Serin serin nefesler al aşkım hadi!”
“Derin o Uğur derin!”
“Ya bir harfin pazarlığını mı yapacağız Burçin, niyet önemli! Al hadi! Bir iki üç... Al ver!” derken kendi de aynı şekilde veriyordu. “Hadi şimdi ıkın güzelim.”
“O doğum esnasında Uğur!” diye cırladı kadın sık ve derin nefesler alırken.
“Ha öyle mi? Tamam işte, ne yapılacaksa yap, geldik sayılır.”
Hastanenin önüne geldiğinde anahtarı valeye atıp gelen sandalyeye karısını oturttu ve telaşla hemşireye durumu özetledi (!) “Karım hamileydi, ama daha yirmi üç günü vardı. Biz yolda derin nefesler aldık ama ıkınmadık. Ikınma doğum sırasında çünkü. Gerçi şuan doğumun sırası da değildi. Sıra çok karıştı hemşire hanım!” diye en son isyan ederek bağırdı.
Kadın anlayışla gülümsedi, “Tamam beyefendi şimdi sakin olun siz. Biz karınızı muayene edeceğiz ve ona göre müdahale edeceğiz. Bu aylarda yalancı sancı da olabilir.”
“Yalancı sancı mı? Şaka gibi mi? Ne yani benim karımın sancıları yalancı mı?” başını eğip, derin derin nefesler veren karısına baktı, “Burçin sen yalan mı söyledin bana karıcığım?”
“Uğur!” diye sancılarının arasında bağırdı kadın. “Allah aşkına bi sus!”
Hemşire kadını doğumhaneye geçirirken, Bulut ve Oğuz yetişmişlerdi ona.
“Uğur, Burçin nasıl?” dedi Bulut biraz telaşla.
“Bilmiyorum. Burçin sancım var diyor, hemşire karınız yalancı olabilir diyor. Ben anlamadım bir şey.”
O sırada hemşire yeniden kapıya çıktı, “Uğur bey doktorunuz şimdi geldi ve yalancı sancı değilmiş. Eşiniz durumu iyi, fakat suyu geldiğinden onu hemen doğuma aldık. Bilginiz olsun.”
“Karım!” diye bağırdı, “O-o korkmuştur.”
“Merak etmeyin gayet iyi.”
Uğur derin derin nefesler almaya çalıştı, ne yani az sonra kızları dünyaya mı gelecekti? Birden bunu fark edince, elini başına koydu, “Kızım doğacak. Az sonra meleğim dünyaya gelecek.”
Bulut ile Oğuz da gülümsedi, “Evet az sonra prensesin gelecek. Hadi artık biraz sakinleş.”
Bulut kafasını kaşıdı, “Abi benim iki oğlum vardı. Ama bu üç numaralı var ya, bambaşka. O cadı var ya o cadı, Allah’ım görmeden uyuyamam her halde.”
Uğur adamın kafasına vurdu, “Hadi oradan, Emir de ilk doğduğunda görmeden yapamıyordun. Sabah öğlen akşamüstü lokantadan kaçacak bir bahane bulup bulup eve gidiyordun oğlunu görmeye.”
Bulut sırıttı, “Doğru söylüyorsun. Hepsi evlat işte, hangisi kucağındaysa, onu daha çok sevdiğini sanıyorsun.” Sonra bir an düşündü, “Ama bu bir gerçek ki,” dedi Uğur’a bakarak, “Sen harika bir baba olacaksın Uğur. Çünkü biz çocuklarımızı kucağımıza aldığımızda baba olduk. Oysa sen Burçin’in elini tuttuğun an baba oldun. Bu... Bu gerçekten de mucize.”
Oğuz da onun omzuna vurdu, “Her erkek baba olamıyor maalesef. Baba olmak için adam olmak gerekir. Sanırım üçümüzde harika babalar olacağız.”
Uğur gözündeki yaşı sildi, “Tamam hadi ağlatmayın beni. Saçma sapan konuşuyorsunuz.”
Bir kaç saatin ardından ‘DOĞUMHANE’ yazan kapı ardına kadar açıldı. “Uğur bey gözünüz aydın kızınız Aslı dünyaya geldi,” dedi gülümseyen hemşire.
Uğur pembe battaniyeye sarılı kızını gördüğünde elini ağzına koydu. “Bulut, bak... Kızımmış bu...” heyecandan konuşamıyordu. Hemşireye yaklaştı. Ağlayan bebeği gördüğünde kendisinin de gözünden yaşlar akmaya başladı, “Kızım... Neden ağlıyor?”
“Sanırım küçük hanımın uykusunu böldük. Cadı bir kızınız var haberiniz olsun,” dedi kadın neşeyle.
“Annesi? Karım, o nasıl?”
“Çok iyi. Ufak bir kanaması oldu. Ama doktor bey kontrol altına aldı. Az sonra odaya alınacak. Kızınızın da ilk muayenesi yapıldı, ikisi de çok sağlıklı.”
Uğur başını aşağı yukarı salladı. “Allah’ım şükürler olsun, ikisini de bana sağ salim bağışladın,” dedi yeniden kızına bakarak.
“Ee onu kucağınıza almayacak mısınız?”
“Be-ben mi?” diye şaşkınlıkla sordu Uğur, bunu hiç düşünmemişti işte.
“Evet. Hadi alın.”
Hemşirenin uzattığı kızını kucağına yavaşça aldı. Hemşire ona kızını nasıl tutacağını gösterdikten sonra Uğur burnunu yavaşça yanağına değdirdi. “Kalbime, evime, ömrüme, her bir saniyeme hoşgeldin kızım. Hoşgeldin Aslı’m. İyi ki doğdun bebeğim,” dedi.
“Torunum nasıl? Gelinim nasıl?” diyerek hastaneyi inleterek gelen Semra hanımı duyan Bulut, hemen koştu kadına doğru.
“Semra teyzeciğim iyi onlar iyi, merak etme.”
“Neredeler hani? Erken doğuyor dedi Uğur bana.”
Ümit bey sabır çekti, “Tansiyonu fırladı. Annenle ancak sakinleştirip getirdik. Ee nasıllar Bulut oğlum iyi mi ikisi de?” diye sordu endişe ile.
“İyiler Ümit amca, Allah’a şükür çok iyiler.”
Emsal hanım da sevinçle Uğur’a baktı, “Ay doğdu mu?”
O an Semra hanım oğlunun kucağındaki pembe battaniyeye sarılı torununu fark etti, “Oy pamuk prensesim benim doğmuş,” diyerek o tarafa gitti.
Uğur gözündeki yaşlarla kızını annesinin kucağına verdi. Kadın kucağına aldığı torununu gözünde yaşlarla izliyordu. “Aa Uğur oğlum bu aç, baksana meme arıyor. Oy babaannesi kurban olsun ona, oy babaannesi sevsin, pamuklara sarsın onu.”
Uğur sevinçle gözlerini yumdu. Böyle bir aileye sahip olduğu için çok ama çok şanslıydı.
***
“Dur Burçin ben yapacağım. Allah Allah, bir bez mi bağlayamayacağım ben? Beceriksiz miyim çok affedersin?”
Burçin ofladı. Gecenin üçünde kızının içine edeceği bez için kavga ettiklerine inanamıyordu. “Uğur beceriksizsin demiyorum, ama uykumuz var, bir saat oldu. Bak kız da uyukluyor. Eğitimini gün içinde alsan olmaz mı?”
“Ben eğitimliyim zaten Burçin. Koca lokantanın mali işlerini yapıyorum. Bunu mu yapamayacağım-” dediği an Aslı babasının eline üstüne tüm çişini yapmış, daha onun şaşkınlığını üzerlerinden atamadan, tazyikli bir şekilde sıvı olan kakasını da yapmış, Uğur’un üstü başını batırmıştı.
Burçin inanamıyormuş gibi sinirden kahkaha atarken Uğur şok içinde kızına bakıyordu. “Aslı? Kızım?” dedi şaşkınlıkla. Sonra karısına döndü, “Babanın ağzına sıçmak bu olsa gerek,” diye isyan etti. “Kızım üstüme sıçtı ya!” banyoya giderken hala homurdanıyordu, “İyi kızım annen değiştirsin altını, babana hiç yüz verme. Böyle üstüme başıma sıç sen!” sonra sinirle geri döndü, hala kahkaha atan karısına baktı, “Sende Burçin, iki gün sonra hazır ol! Malum kırkı doluyor kızımızın. Asıl uykusuzluk neymiş o zaman görürsün sen!” diye çıkışıp, yeniden banyoya gitti.
***
Oğuz yine pastane pastane geziyordu. “Allah’ım ben nereden bulacağım kestaneli yaş pasta ya. Üstelik bu saatte. Hayır çilekli iste, ne bileyim çikolatalı iste. Kestane ne arkadaş?"
Uğur da sağa sola bakınıyordu, “Abi erkek olsa boşver derdim de, kız olunca bulmak zorundasın.”
“Neden?”
“Bulut öğretti bana bunu. O yüzden Burçin’in canı Çin’deki Koronayı çekse, onu getirirdim valla. Allah korusun ileride kızın büyüdü, senin de kızının görünmeyen bir yerinde çıktı o kestane."
"Allah korusun, ee?"
“Adamın biride geldi sana o kestaneden bahsetti-”
Oğuz’un kaşları çatıldı, “Deşerim.”
“Öldürürsün,” diye bağırdı. “İşte katil olmamak için bulmak zorundayız.”
“Kesinlikle. Bulmadan uyumak yok!”
“Yok,” dedi Uğur. Sonra bir pastane daha gördü, “Hah, burada dur. Bak bu pastanede çok çeşit var gibi.”
“Olmasa da yapacak artık! Almadan çıkmam!” diye kararlılıkla girdi içeri, Uğur da arkasından...
Kader onlara çok ama çok güzel anlarla, aşklarla dolu bir hayat hediye etti, onlarda dibine kadar bu şansın hakkını verdiler.
YILLAR SONRA – SON SAHNE
“Bu piknik işi güzel oldu,” dedi Uğur elini açıp temiz havayı içine çekerek.
Aslı Emir ile diğerlerinin top oynamaya başladıklarını görünce Nefes ve Ayşegül’ün yanından ayrılarak, onların yanına koştu.
“Bende top oynayacağım sizinle!” dedi kaşlarını çatıp.
James ona ters ters baktı, “Hadi sen git kızlarla papatyadan taç yap Aslı. Kızlar top oynamaz.”
Aslı sinirlenmişti ve Emir’e döndü. “Emir! Bende oynamak istiyorum.”
“Aso hadi güzelim, git de kardeşimle Ayşegül’le oynayın. Şimdi eline çarpar, yüzüne çarpar zırlarsın, hiç çekemem. Hadi canım hadi,” derken ayağına gelen topu Oğuz’a pasladı. “Oğuz abi şutla şutla!” diye bağırdı sonra.
Oğuz şutlayıp top Aslı’nın oraya çıkınca, Aslı şeytanca sırıtıp topu yakaladı ve koşarak masaya gitti.
“Aslı ver topu!” diye bağırdı Emir.
“Vermem!” eline bıçağı alıp topa sapladığı an herkes Aslı’ya şaşkınlıkla bakıyordu. Emir’in gözlerinden ise ateş çıkıyordu resmen.
“Aslı ne yaptın abiciğim ya?” dedi James sinirle.
“Aslı kızım!” diye bağırdı Burçin, “Bebeğim neden abinlerin topunu patlattın?”
Aslı’nın gözleri dolmuştu, “Çünkü topu benden daha çok seviyor!” diye çemkirip, bir ağacın köşesine gitti. Gözünden akan yaşları silerken dönüp, Emir’e baktı. “Bugün değil, ama bir gün benim peşimden koşacaksın Emir!”
James sinirle diğer ağacın oraya çöktü ve Nefes’e baktı. Onu gördüğü an tüm siniri geçmişti. Gülümsedi, ne de güzeldi. Büyüdükçe daha da güzel oluyordu. Hemen yerinden kalktı ve içerilere geçip, en güzel papatyaları topladı. Ardından güzel bir taç yaptı ona. Şimdi tek sorun Bulut dayısına görünmeden bunu Nefes’e takmaktı.
“Ah dayı ah! Birgün alacağım kızını, göreceksin o zaman beni böyle kıvrandırmanın nasıl bir şey olduğunu!”
Devamı nerede mi?
*MUTLU SON*
Aşkın en çıkmaz sokağında veda vakti geldi. Sırada çocuklarının aşkları var YANLIŞ ADRES’te ama en DOĞRU AŞK’ta görüşmek üzere. Hoşçakalın...
VE TABİ Kİ ŞİİR
Aşk eşittir bendim senin için,
Sen de vazgeçilmezimdin benim...
Sen ve ben sevgilim,
Kebapla soğan gibiyiz,
Ekmeğiydi bebeğimiz...
Lahmacunla Limon gibiyiz,
Nanesiydi kızımız...
Biz sevgilim seninle,
Ekmekle sucuktuk,
Sodamızdı kızımız bizim...
Seni seviyorum Burçin'im benim...
SON SÖZ- BURÇİN:
"Bildiğiniz iyi bir avukat var mı?"
???
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.34k Okunma |
576 Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |