7. Bölüm

6.BÖLÜM – GEÇMİŞİN ACISI VE GELECEĞİN KAYGISI

Eda Şahinoğlu
mutlusonlarinyazar

 

Genç kız işe geç kalmış aceleyle otobüs durağına doğru koşuyordu. Lanet olsun ki uyuyakalmıştı. İş yerine geçtiği an rahat bir nefes alıp verdi. Patronu daha gelmemişti. Hemen çantası ile paltosunu yerine koydu ve küçük büronun içindeki mutfağa yöneldi. Çayı ocağa verdikten sonra, kahve yapmak için cezveye su ekledi.

Kapının açılma sesi ile hemen o yöne doğru koştu. “Hoşgeldiniz Ha-run bey,” derken arkasındaki adamın keskin mavi gözleri ile dona kalmıştı.

“Hoşbulduk Burçin. Tanıştırayım Serdar Toprak. Kardeşi için ev baktık da o yüzden geç kaldık. Sonunda beğendirdik neyse ki.”

“Hayırlı olsun.”

Serdar kızın gözlerinin içine bakarak hafifçe gülümsedi, “Teşekkür ederim.”

Ve sonrası tam bir masal gibiydi Burçin için. Serdar her yerde karşısına çıkmaya başlamış, haftalarca peşinden koşmuş, türlü sürprizler ve hediyelerle ne yapıp edip kızın gönlüne girmeyi, ardından da hayatına, aylar sonra da evine girmeyi başarmıştı.

Yaşadıkları o tek gecenin ardından adam afallamıştı. Onun bakire olması, dahası farklı beklentilerle dolu sözleri onu korkutmuştu ve kıza uzun bir seyahate gideceğini söyleyip, resmen ondan kaçmıştı. Bir ay sadece telefonda görüşmüşlerdi, o da çok ama çok nadir.

Ta ki o gün eşi ve çocukları ile onu gittiği bir kafede onları görene kadar...

Hayal kırıklığı, kalp kırıklığı... Hangisi daha çoktu o gün bilmiyordu ama içinde büyüyenler sadece bunlarla sınırlı değildi. Bir de küçük bir bebeği vardı içinde büyüyen. Küçücük masum bir bebek.

Bir an sinirle kalkıp o masayı başına yıkmak istedi adamın. Ama sonra yanındaki iki küçük oğlanı gördü ve vazgeçip yerine oturdu. Onların bir suçu yoktu. Ne karısına ne de çocuklarına böyle bir şey yaşatmaya hakkı yoktu. Ama adamı korkutmaktan da zarar gelmezdi.

Yerinden yavaşça kalktı ve masalarına gitti. “Merhaba Serdar bey,” dedi gülümseyerek.

Serdar duyduğu sesle birden başını kaldırıp, kadına şok olmuş bir şekilde bakakaldı.

“Bu-Burçin... Hanım.”

“Nasılsınız?”

Adam yutkunarak önce karısına sonra da yeniden Burçin’e baktı. “İyi-iyiyim. Siz?”

“Bende iyiyim.” Sonra karısına çevirdi bakışlarını, “Merhaba, Burçin ben.”

“Memnun oldum. Bende Kübra.”

Burçin anlamıyordu, gerçekten anlayamıyordu. Eşi çok güzel, kibar biriydi. İnsan böyle bir kadını neden aldatırdı ki? Şerefsizliğinden tabiki.

Sonrasında adam günlerce aramıştı onu. Hamile olduğunu ise, onu takip ettiği bir gün fark etmişti. Burçin’in karşısına geçmiş, ona ev tutacağını, çocuğuna ve kendisine bakacağını söylemişti. Ama Burçin asla böyle bir şeyi kabul edecek biri değildi ve uzun yıllardır görmediği teyzesinin oğlunun Manisa’da askerlik yaptığını öğrenir öğrenmez yanına gidip, İstanbul’daki adreslerini almış ve buraya gelmişti. Yani ondan kaçmıştı. İşte tüm hikayesi buydu Burçin’in. Tek hatası güvenmekti onun da bedeli ağır olmuştu çok ağır.

 ***

GÜNÜMÜZ

Birlikte o harabeye gelmişlerdi ve Burçin kendi isteği ile başından geçenleri anlattı ona.

Anlatacakları bittiğinde “Hata benim ya da suç her neyse. Buna rağmen, hala evlenmek istiyor musun benimle?” dedi adama bakışlarını çevirip.

Uğur da ona baktı. “Ben geçmişine hata olarak bakmıyorum Burçin. Yaşanması gereken bir şeydi. Seni bana getirecek bir nedendi. Belki bu olay yaşanmasaydı ya da bu karnındaki minik melek olmasaydı sen İstanbul’a hiç gelmeyecektin. Bende seninle hiç tanışmayacaktım.”

Burçin gülmeye başladı, “Sen bardağın boş tarafını görmez misin be adam?”

“Bak sen diyorsun,” dedi ve o da gülmeye başladı, “ Bardağın dolu tarafı varken, boş tarafını ne yapayım ben?”

“Bir şey daha soracağım.”

“Sor bakalım,” derken ellerini göğsünde bağladı.

Kız sır verir gibi eğildi, “O şiirleri gerçekten sen mi yazıyorsun?”

Adam da onun taklidi yaptı, “İnanması zor ama, hepsi benim.”

Burçin “Bir umut demiştim,” diye mırıldanıp, geri çekildi.

“Ne?”

“Harikalar. Senin olduğuna bir an inanamadım.” Adam görmese de gözlerini devirmişti.

“Çok beğendiğini fark etmiştim,” dedi kendini beğenmiş bir gülümsemeyle.

“Ya ya, cevap veremedim. Sen düşün.”

Uğur’un gözleri kızın karnına takıldığında Burçin de o yana baktı. “Ne oldu?” diye sordu tekrar Uğur’a bakıp.

“Tekme atıyor mu?”

Kız gülerek başını sağa sola salladı, “Hayır. Henüz çok küçük. Fasulye kadar.”

“Taze mi kuru mu?”

“Ne taze mi kuru mu?”

“Fasulye kadar dedin ya. Taze fasulye kadar mı kuru fasulye kadar mı?”

Burçin yüzünü buruşturup, “Ayşe kadın fasulyesi kadar Uğur. O ne biçim soru ya.”

“Ne var ya? Fasulye diyen sensin. Ne bileyim ben hangi fasulye. Hem sen ne benim kızıma Fasulye diyorsun, ayıp değil mi?”

İkisi aynı anda sustu. “Daha cinsiyeti belli değil ki...” derken yutkunmuştu kız.

“Ay-Ayşe kadından erkek mi doğarmış? Hem ne bileyim, kız gibi geliyor bana.”

Burçin onun elini avuçlarına alıp, karnına bastırdı. Uğur gözlerini yumdu gülümseyerek. Hareket etmiyordu, ama kalbindeki hisler fazla hareketliydi. “Hoşgeldin,” diye mırıldandı.

“Peki ailen? Onlara da mı bu çocuğun senden olduğunu söyleyeceksin?”

Uğur kızın karnını son kez okşayıp, uzaklaştırdı elini, hiç istemese de. Hatta tüm gün eli yapışık orada gezebilirdi. Sonra karşıya bakıp biraz düşündü. “Babam neyse de annem hayatta inanmaz,” dedi kendine gülerek. “Eğer Semra sultanı tanısaydın ne demek istediğimi anlardın. İznin olursa tabi, ona yalan söylemek istemiyorum.”

“İstemeyecektir. Haklı da.”

Uğur kızın ellerini tutup, avuçlarının arasına aldı, “O benim annem Burçin. Bana güven olur mu?”

Burçin sadece başını aşağı yukarı salladı. Güveniyordu. Hem de çok güveniyordu.

 ***

Oğuz iş dönüşü bilerek yolunu değiştirdi ve Ayşim’in evinin önünden geçti. Çaktırmadan başını çevirdi, ama onu beklerken babaannesi ile gözgöze geldi. Kadın sinsi sinsi gülümsüyordu ona.

“Ne o Oğuz oğlum yolları mı karıştırdın? Senin ev bir alt sokakta değil miydi?”

Oğuz yutkundu, “Ha öyle miydi? Şey ben dalmışım öyle yürüyorum ya. Farkında bile değilim. İyi ki hatırlattın Saniye teyzeciğim.”

“Ben her şeyin farkındayım ama evladım,” dedi gülerek.

“Ya... Şey... Neyin farkındasınız pardon?” şimdi yanmıştı. Bu kadın bildiğin kaçın kurasıydı, hey maşallah.

“Gel de bir çay iç. Torunum da çay demliyordu.”

Oğuz kafasını kaşıdı. Sonuçta bugüne kadar hemen hemen her komşu onu çaya, böreğe, yemeğe davet etmişti ve Oğuz’u da zorla geçirmişlerdi. Yani buraya da geçerse sorun olmazdı. Hem yakında damatları olacaktı sonuçta.

“Peki, madem çok şey ettiniz, sizi kırmayayım Saniye teyzecim.” Oğuz heyecanla çayın gelmesini beklerken, “Ne zaman gelir?” diye sordu kapıya bakarak.

“Torunum mu?”

“Yok, şey demlenir yani. Çay, ne zaman demlenir?” dedi gülümseye çalışırken.

“Dur ben sesleneyim,” derken pencereden mutfağa doğru bağırdı, “Kız! Çay nerede kaldı. Misafir de var, iki tane getir.”

İçeriden homurtu sesleri duyan Oğuz gülümsedi, “Homurtuna öleyim senin,” diye fısıldadı.

Sonra çayları getireni görünce gülen yüzü birden asıldı ve istem dışı yaşlı kadına döndü, “Ee hani Ayşim?”

Kadın gülümsemesini gizlemeye çalışıyordu. Az şeytan değildi. Adamın niyetini de anlamıştı. “Ayşim mi? Annesi ile pazara gitti, neden?”

“Hiç söylemedi- şey yani sen Ayşe olduğunu hiç söylemedin. Torunum dedin ya çay yapan için.”

“Ayşe neyim? Mahallenin tırmık bekçisi mi? O da torunum benim.”

“Şey ama en çok o torunun. Yani o büyük ya, bu küçük-“ kurduğu cümlenin saçmalığının farkına vararak, hemen küçük kıza çevirdi bakışlarını ve kaşlarını çattı. “Sen küçücüksün. Ya çay üstüne dökülseydi?”

Kız gülümsemiyor, sırıtıyordu resmen. “Bir şey olmaz Oğuz enişte. Ben hep yapıyorum.”

Oğuz içtiği çayı püskürtürken, yaşlı kadın kıs kıs gülüyordu. “Ne-ne eniştesi evladım? Oğuz ben.”

“Ee ninem dedi ki sen Ayşim ablamla evleneceksin, o senin enişten dedi.”

Adam birden kadına çevirdi bakışlarını ve onda gördüğü bakışlarla her şeyi bildiğini, deminden beri onunla dalga geçtiğini anladı.

“Aşk olsun Saniye teyze,” diye mırıldandı. Çayı masaya bırakıp, ayağa kalkarken de kaşlarını çatmıştı. “Ben torununa evlenme teklifi edene kadar da siz iki oyunbaz o dilinize hakim olacaksınız, anlaşılmayan bir şey?” dedi iki yana ellerini açarak. Nine ile torunu aynı anda ağızlarını gülerek fermuar varmış gibi kapattılar. Oğuz da gülümsedi, “Böyle uyumlu insanlara bayılıyorum,” deyip kapıya yönelmişti ki Ayşim ile annesini gördü.

“Doktor Oğuz evladım, hayırdır kötü bir şey yoktur inşallah?”

“Yok Nevin teyzeciğim, öylesine yürüyordum. Saniye teyzem illa çay içelim deyince, kıramadım onu.”

Saniye hanım çayını keyifle içerken aynı zamanda laf yetiştiriyordu, “Ama çay kesmedi oğlanı, kahveye gelecekmiş sonra,” dedi kıkırdayarak.

Oğuz sertçe kadına baktı. Bu kadınlar gerçekten tehlikeliydi, “Ama demin ne konuşmuştuk Saniye teyze, fazla konuşmayacaktık, gereksiz heyecan, gerilim, merak uyandırmayacaktık. Değil mi? Sağlık önemli sonuçta. Allah korusun doktorun biri sana yanlışlıkla tansiyon diye uyku ilacı verir, aylarca uyursun maazallah.”

Saniye hanım yüzünü buruşturup, torunu Ayşe’ye baktı, “Ne zaman dedi kız bunların hepsini?” diye sordu.

Oğuz başını sağa sola sallayıp, tam çıkarken Ayşim’e yapmacık bir şekilde gülümsedi ve kimsenin duymayacağı şekilde tısladı; “Bir daha pazara giderken de haber ver küçük hanım. Gereksiz beklentiler içine girip, rezil oluyorum sonra!”

 ***

Uğur ailesi ile konuşmak için annesini ve babasını karşısına almıştı ki kapı zili çaldı.

“Tam sırasıydı,” derken, koşup açtı kapıyı. Bulut elinde bir hediye paketi ile duruyordu. “Hayırdır ortak?” dedi kırgın bir sesle. O hastahane olayından sonra çok kırılmıştı ona.

Bulut elindeki koca hediye paketini ona uzattı. “Yeğenine ilk hediyesini amcası olarak ben almak istedim,” dedi gülümseyerek.

Uğur başını yana çevirip gülümsedi ve paketi yere bırakıp, ona sıkıca sarıldı. “Çok teşekkür ederim kardeş. Sen olmasan, senin desteğin olmasaydı, yarım hissederdim kendimi.”

“Ben her koşulda yanınızdayım. İlk duyduğumda sadece şaşırdım. Yoksa dediğin gibi aynı durumda Ela olsa, bende onu bırakmazdım. Sen kendine yakışanı yaptın.”

“Ee bu hediye neyin nesi bu kadar kocaman?” derken hediyeyi eline alıp, içeri davet etti onu.

“Hastahane çıkışı mıdır nedir? Bir sürü şey var işte içinde. Cinsiyet belli değil diye beyaz aldık Ela’yla.”

Uğur, hediye paketini kendi odasına koyup, Bulut’u durdurdu. “Geldiğin iyi oldu. Annemlere durumu anlatacağım. Yanımda ol.”

“Tamam, hadi içeri geçelim.”

Uğur sözün çoğunu üstlenirken, Bulut da ona destek verecek şekilde konuşmanın bir çok yerine dahil olmuştu.

Konuşmanın sonunda ise Uğur’un ailesinin tepkisi tam da onun beklediği gibiydi.

Bulut onun eline vurup, gülümsedi ve Semra hanıma döndü, “Ee düğün yakın o zaman,” dedi.

“Çok zaman olmadığı kesin,” diye onu destekledi Semra hanım.

Evet, her anne oğluna alacağı gelinin masum olmasını isterdi. Ama masumluğun tanımı bakirelikle alakalı değildi ve eğer Uğur bu kızı sevmişse, yüreğini bu kıza teslim etmişse, bu kızın kalbinin masum olduğundandır. Semra hanım, oğlunun mutluluğunu her şeyden, herkesten çok isteyendi ve eğer oğlu Burçin’le mutlu olacaksa, o da o kızı da onun yavrusunu da bağrına basardı. Allah da biliyor ya, kızı ilk gördüğünde zaten oğluna yakıştırmıştı, onu gelini olarak görmeyi de çok isterdi.

 ***

Oğuz yatağına uzandığında gözlerinin önüne gelen kızın hayali ile gülümsedi. Ne kadar çok özlüyordu onu be. “Bir insan bu kadar özlenir mi be imansızın kızı!” dedi kahkaha atarak ve telefonu eline aldı. Kızın isminin üstüne tıklayarak, görüntülü arama tuşuna bastı. En azından ekrandan görmek istiyordu onu.

Ama henüz ikinci çalıştayken, meşgule alınmış, Oğuz’un da tüm hayali suya düşmüştü. Gelen mesajı ise suratı asık bir şekilde açtı. Bir video vardı. Oynat tuşuna bastığında gördükleri ile kendi kendine güldü.

Saniye hanım koca koltuğa sultan gibi kurulmuş, çekirdek çitleyerek televizyona bakıyor, aynı anda da onlara laf yetiştiriyordu. Babası da gazete okuyor, annesinin soyduğu meyveyi yiyordu. Kız kardeşi ise telefonda bir şeyler izliyordu. Oğuz başını gülerek sağa sola salladı ve arkasından gelen mesajı okudu.

A: “Göründüğü gibi müsait değilim canım.”

O: “Canına ölürüm senin, müsait ol o zaman. Banane ninenin tükürüklü çekirdeğini nereye fırlattığından, ben seni görmek istiyorum. Bana babasını çekiyor!”

A: “-Video -Bumerang olarak dil uzatan kendini çekmişti.

O: “Yarın buluşuyorduk değil mi? O dilinle ilgili harika planlarım var Ayşim!”

Oğuz sinirle telefonu koltuğa fırlattı. “Bu kız benim sonum olacak! Hayır acaba bir dilin şuan bende nasıl ve ne gibi bir etkisi olacağının farkında mısınız acaba?” dedikten sonra hızla yerinden kalktı ve kendini soğuk suyun o serinliğine bıraktı.

 ***

Burçin karşı karşıya oturduğu kadınla aslında ne konuşacağını bilmiyordu. Buraya neden geldiğini de bilemiyordu ki. Hangi cesaretle, neye dayanarak?

“Şey... Semra teyze, ben sizinle aslında...” derin bir nefes alıp, verdi. “Yani ben sizinle-”

Semra hanım gülümsedi, “Biliyorum, kızım. Uğur her şeyi anlattı, rahat olabilirsin.”

“Sahi mi?” dedi şaşırarak. “Yani dün anlatacağını söyledi, ama bu kadar çabuk anlatacağını tahmin etmedim. Açıkçası bu yükü de ona bırakmak istemediğim için kendim konuşmak istedim.” Eli istemsizce kulağına giderken, bir yandan da devam etti konuşmasına, “O sizin oğlunuz, belki onu kırmamak için gönüllü olmasanız da evet dersiniz. Böyle bir şeyi size yaşatmak istemediğimden ben konuşmak istedim.”

Semra hanım başını sallayıp, yerinden kalktı ve kızın yanına oturarak ellerini tuttu. “O benim oğlum da sen kimsin?” diye sordu.

Burçin önce anlamadı, “Ben... Yani...”

“Sen el kızı mısın?”

“Şey...” konuşamıyordu, kadının neyden bahsettiğini de anlamıyordu.

“Bak kızım, teyzen benim otuz yılı aşkındır komşum. Bizim iyi kötü günlerimiz hep birlikte yaşanmıştır. Şu gördüğün omuz varya-” dedi kendi omzunu göstererek, “Teyzenin senin için, annen için döktüğü gözyaşları ile dolu. Anneni fazla tanımam, yalan yok. Ama sen bu dünyaya onun emanetisin. Kimsenin seni üzmesine de seni kırmasına da izin vermem. Birgün gelip oğlum seni üzse, bu kapı ona değil, sana açıktır kızım bunu bil.”

Kız karnını tuttuğunda Semra hanım oraya gülümseyerek baktı “Ama ben...”

“Benim oğlumun ‘evlat’ bildiği benim torunumdur. Kanından değil ama canından parçası benim de canımın parçasıdır. Sen de benim kızımsın. Bunu aklına yaz, bir daha böyle şeyler için kendini de bizi de üzme. Olur mu? Kimsenin de seni üzmesine izin verme.”

 

Bölüm : 30.11.2024 15:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...