8. Bölüm

7.BÖLÜM – GÜN GELİR GEÇMİŞİN ÇIKAVERİR

Eda Şahinoğlu
mutlusonlarinyazar

 

U: “Sanki olmuş bana kırk yaşında,

Ne var sanki gözünde kaşında.

Giyeceksin tabiki gelinlik,

Gece tenha olur, gezme ormanda.

Yoksa kıstırır öperim seni dudağından.”

B: “Uğur bu ne?”

U: “Sen demişsin ya gelinlik giymek istemiyorum. Bende giymen gerektiğini sana romantik bir şiirler göstermek istedim. Birde araya öpmek istediğimi ekledim.”

B: “Sadece deseydin de olurdu Uğur! Ayrıca öpme işi de öyle randevu ile olmaz! İyi günler.”

U: “Biliyorum. Öpme işi bende! Onu şey etme.”

 

Ela yolda yürürken suratı değişen Burçin’in yüzüne baktı ve acıyarak başını salladı. “Şiir mi?” diye sordu.

“Nereden bildin?”

“Bulut’la evliyim ben şekerim,” dedi sol elindeki alyansı sallayarak. “Kaç yıl o şiirlere maruz kaldım. Bana da yazıktı ama takan yoktu. Çekeceksin.”

“İyi de bu şiirleri okuduktan sonra nasıl evlendin, onu anlamıyorum.”

Ela iç çekti, “Nasıl sevmişsem artık. Romeo gibi gözüktü gözüme.”

İki kız kıkırdamışlardı. Ela gerçekten sevmişti, seviyordu da hala. Ama Burçin’in gözlerinde sadece çaresizlik görüyordu ve Uğur için üzülüyordu. Uğur sevilmeyi hakkeden nadir erkeklerdendi. Yüreğinde kocaman bir sevgisi vardı. Bulut’un çocuklarını bile bu kadar seviyorken, kendi çocuğuna harika bir baba olacağını biliyordu. Ama bu hikayede eksik bir şeyler vardı sanki. Bulut çocuğun Uğur’dan olduğunu söylemişti ama bu kızın Uğur’la olan geçmişini kestiremiyordu. Tek gecelik miydi? Sevgililer miydi? İyi de aşık değildi ki bu kız Uğur’a. Üstelik Uğur da öyle tek gecelik bir ilişki yaşayacak bir adam değildi.

Burçin durup Ela’ya baktı. “Kafanda sormak istediklerin mi var?”

“Nereden çıkardın bunu?” diye kekeledi Ela.

Burçin güldü, “Yüzünden anlaşılıyor. Bana ve karnıma bakıp bakıp duruyorsun.” Sonra yutkundu ve kenardaki banka oturup, Ela’nın yanına gelmesini bekledi. Ela da yavaş adımlarla onun yanına gelip, oturdu.

“Aslında Uğur’la olan geçmişinizi merak ediyorum. Bulut bana şey olduğunu söyledi...”

“Sana yalan söylemeyeceğim Ela. Hamileyim evet, ama Uğur’dan değil.”

“Onu kandırıyor musun?” diye dehşetle sordu Ela.

“Hayır. Biliyor.”

“Bile bile evleniyor,” dedi geveler gibi. “İyi de neden?”

Burçin başını eğdi. “Ben keşke ondan önce tanışsaydım Uğur’la. Çok isterdim. Ona kalbimi vermeyi, onu aşkla sevmeyi çok ama çok isterdim Ela.”

“Ona bunu yapamazsın!” diye sinirle ayaklandı. “Sana olan aşkını kullanamazsın!”

“Bunu isteyen ben değilim. Aileme çocuğun ondan olduğunu o söyledi. Ben gidiyordum, beni durduran da oydu.”

“O seni sevdiği için yapmış. Ama sen onu sevmiyorsun!” diye bağırdı. “Ben onun böyle bir evlilik yapmasına asla izin vermem!” sonra yeniden oturup, sakinleşmeye çalıştı. Burçin’in ağlayan gözlerine baktı. “Bak sorun hamile olup, olmaman değil. Belli ki sevmişsin, sevildiğini düşünmüşsün. Sonra da yollarınız bir şekilde ayrılmış. Sen demin bana her şeye rağmen Uğur’a aşık olduğunu söyleseydin, yine sorun olmazdı. Ama aşık değilsin. Mutsuz olursunuz.”

“Aşksız evlenip de mutlu olan çok insan var. Evlilik saygı ile alakalıdır.”

“Hayır. Evlilik aşkla, saygıyla, sevgiyle, tutkuyla bir aradaysa mutluluk getirir. Öbür şekil sadece ‘mutluyum’ diyerek kendini kandırırsın.”

“Onu mutlu edeceğim.”

“Onu mutlu etme. Sev. Sen seversen o zaten mutlu olur.”

Burçin dayanamayıp kıza sarıldı. Ela da ona sarıldığında iki hamile kadın hormonları yüzünden ağlamaya başlamıştı.

 *

Uğur telefonu bırakırken, Bulut’un ona baktığını görünce gülümsedi. “Çok beğendi çok.”

“Beğenecek tabi. Benim kardeşim şiir yazacak da karşıdaki beğenmeyecek. Dünyada görülmemiş.”

Oğuz ise ikisine şaşkınlıkla bakıyordu. “O şiiri cidden beğendi mi şimdi abi?”

“Ya öldü bitti, diyorum. Geçen dedi ki bana ‘O muhteşem şiirleri gerçekten sen mi yazıyorsun,” dedi. Bak o derece mükemmel. İnanamıyor lan benim yazdığıma. Yemin ederim en ünlü şairin elinden çıkmış gibi şiirlerim.” Sonra Oğuz’a doğru eğildi. “Seninkine de yazalım diyorum. Yok, diyorsun. Adı neydi?”

“Me-meçhule.”

Uğur yüzünü buruşturdu. “Öyle isim mi olur lan? Meçhule. Sen onu en mükemmel gecende yap, dokuz ay taşı, binbir sancı ile dünyaya getir. Sonra da adını ne olduğu belirsiz anlamına gelen Meçhule koy.”

“Sanane abi ya benim sevgilimin isminden. Ben onu her ismi ile seviyorum.”

“Kaç ismi var lan bu kızın?”

Bulut ikisine bakıp, kahkaha atarken, içeri Ayşim, Ela ve Burçin girdiler. “Uğur biz alışverişe gideceğiz de, kredi kartını versin dedi annen,” diyerek elini uzattı Ela.

Uğur kaşlarını çattı, “Ya ne bitmez alışverişmiş arkadaş. Ekstreye bakarken başım döndü yemin ederim. Bak bak bitmiyor. Mahalle evlenir bu bütçeyle,” cüzdanından kredi kartını uzatırken, Ela ona ayıplar gibi bakıyordu.

“Yemin ederim yüz karasısın. Azıcık Bulut’tan nem kap da romantik ol. Ağzını açmamıştı o.”

Bulut sırıtarak karısına göz kırptı. “Akşam ödüllü pilav isterim o zaman.”

Ela kıpkırmızı bir şekilde kıkırdadı, “Tamam, yaparım. Gecikme sende.”

“Gecikmem.”

Uğur, Oğuz, Ayşim ve Burçin gözleri kocaman bir şekilde onlara bakıyordu.

“Ödüllü pilav ne lan? Ne çıkıyor o pilavdan?” diye dehşetle sordu Uğur. “Sizde pilav da yemem ben daha da.”

Bulut önündeki kalemi adama fırlattı, “Sus lan sen. Sanane benim karımın pilavından zaten.”

“Onun pilav olduğundan da şüpheliyim artık,” dedi Uğur. Sonra Oğuz’a döndü, “Sen senin Mahmure’yi bunlarla dolaştırma. Valla evlilikten soğur kız.”

Ayşim birden Oğuz’a baktı. “Mehpare kim?”

“Kim?”

“Şimdi Uğur söyledi duydum.”

Uğur kuzenine ters ters baktı, “Sevgilisi. Ayrıca sanane?”

“Ne demek sanane? Biz burada yeri geliyor canımızı ona emanet ediyoruz!” diye bağırdı. “Aklı bir karış havada aşklı meşkli doktora mı emanet edelim canımızı, kalbimizi?” derken ağlayacaktı neredeyse.

Oğuz tereddütle bir kıza bir Oğuz’a bakarken, Ayşim’den yana döndü ve hemen açıklamaya çalıştı. “Yok Ayşim-yani Ayşim hanım. Aşk meşk yok. Kalbinizi yani canınızı şey edebilirim, sıkıntı yok yani.”

“Yok öyle mi Oğuz bey? Aşk da meşk de yok? Peki, olmasın zaten. Olursa da Allah belanı-”

“Hop hop hop! Ne oluyor lan burada?” diye bağırdı Uğur.

Ela ile Burçin birbirlerine gülerek bakarken, Bulut anlamsız bir şeyi çözmeye çalışır gibi bir Oğuz’a bir Ayşim’e bakıp duruyordu.

“Kızım sanane adamın aşkından meşkinden. Allah Allah ya.”

“Ne demek banane Uğur abi ya?” diye çemkirdi Ayşim. “Baksana yokmuş zaten! Kandırıyormuş kızları.”

Oğuz yutkundu, “Lan ben ne dedim şimdi? Kandırır mıyım ben seni Ayşim? Meçhule yok dedim, yok öyle biri. O uydurmasyon.”

“Ama Mehpare var değil mi, o kim?”

“Lan Mehpare kim? Kızım yemin ederim senden başka kimse yok ya. Ben bir tek sana-” Uğur ile Bulut’un dehşetle bakan bakışlarını görünce yutkundu, “Yani sana derken, muayene anlamında. Yani içimdeki tek aşk, meslek aşkı. Birtek muayene...” sonra kıza dönüp, “Bela okumayacaktın kızım ya bela okumayacaktın!” diye çıkıştı.

“Şimdi Uğur abiciğim,” dedi Ayşim ama Uğur eli ile onu susturdu.

“Sen benim kuzenime mi aşıksın?”

Oğuz derin bir nefes aldı ve Ela’ya baktı. “Önce ‘Eşhedü’ mü söyleniyordu yoksa ‘en la ilahe’ mi? Karıştırdım da ben korkudan.”

“Yok, önce ‘Bismillahirrahmanirrahim’ ile başlayacaksın.”

“Ha-”

“Oğuz bir soru sordum. Kuzenime aşık mısın?”

Oğuz Ayşim’i arkasına alıp, sakladı. “Bak onun bir suçu yok. Ben tek başıma aşığım ona. Onu öldürme beni öldür.”

“Niye öldüreyim lan sizi? Katil miyim ben?” dedi Uğur Bulut’a bakıp, gülümseyerek. Sonra kuzenine baktı, “Sen de aşık mısın kız bu doktora?” Ayşim başını aşağı yukarı salladı sadece. “Ama bak şiir yazamıyor ha.”

“O yüzden aşığım belki, ne biliyorsun?”

Oğuz arkasında saklanan kıza baktı, “Sen şiir sevmiyor musun?”

“O konu biraz karışık.”

Uğur öksürünce herkes ona çevirdi bakışlarını, “İyi madem, sende çağır aileni, gelip istesinler. Böyle flörtlük falan bozar bizi.”

“Gerçekten mi? Kızmadın mı?”

“Niye kızayım oğlum? Elbet birgün evlenecek bu kız, senden iyi, temiz, güvenilir damat mı var?” sonra Burçin’e bakıp, gülümsedi. “Aşk güzel şey sonuçta.”

 ***

Oğuz kızın ellerini kendi elleri arasına alıp, sahilde yürümeye başladı. Ayşim de ikisinin kenetlenen ellerine bakıp, gülümsedi.

“Oğuz,” dedi birden durup adama bakarken.

“Efendim güzelim.”

“Seni çok seviyorum.”

“Hımm... Ne güzel.”

Ayşim’in gülen yüzü soldu. “Çok seviyorum ama.”

“Harika.”

“Ama seve seve ayrılmasını da bilirim yani.”

“Hıı... Olabilir,” derken etrafına bakınıyordu.

“Bitti Oğuz!” diye sinirle ayağını yere vurdu.

“Tamam aşkım.”

Ayşim’in gözleri kocaman açıldı, “Ne?” dedi inanamayarak.

Adam birden kıza baktı, “Ne oldu güzelim?”

“Ya adam sen iyi misin?”

“Şey... Aslında...”

O sırada kıyıya yaklaşan tekneyi görüp, gülümsedi. “Hah, geldi.”

“Ne geldi, kim geldi?” birden arkasını döndüğünde, gelin arabası gibi süslenmiş teknenin içinde ışıl ışıl yanan ışıkları gördü. “Oğuz?”

“Gel benimle.” Elini uzatıp, yeniden tuttu ve birlikte tekneye bindiler. Tekne yavaş yavaş açılırken Oğuz onu en uç tarafa getirdi ve dizlerinin üstüne çöktü. “Sen benim hayatımda karşıma çıkan en güzel şeysin Ayşim. Ben etrafımda artık bir şeyler, birileri olsun istiyorum. Kapıyı açanım, beni merak edenim, işten geldiğimde gözlerime böyle aşkla bakanım olsun istiyorum. Sen ol, ben olayım ve ikimize benzeyen minik bebekler olsun. Ailem ol, benim ol, benimle ol. Ayşim... Aşkım... Belki ileride huysuz bir ihtiyar olacağım, belki de çekilmez biri. Bilmiyorum. Ama sen yanımdayken hep mutlu olacağıma eminim. Benimle evlenir misin?” cebinden yüzüğü çıkarıp, açtı.

“E-evet! Evet! Elbette evlenirim!” diye bağırıp, adamın boynuna sarıldı.

Oğuz da ellerini onun beline yerleştirip, sımsıkı sarıp, saçlarına öpücükler kondurdu. Sonra yavaşça ayrıldı. Elindeki yüzüğü kızın parmağına geçirip, üzerine dudaklarını değdirdi. Sonra da bakışlarını Ayşim’in bakışları ile buluşturdu.

“Seni çok seviyorum,” dediği an eğilip, dudaklarına sahip oldu. İlk şoku atlatan Ayşim’in ellerini boynuna dolayıp, kızın belini sıkıca sardı. Yavaşça ayrıldıklarında kızın kıpkırmızı olan yanaklarına değdirdi dudaklarını, sonra da başını göğsüne yasladı. “İşte hep burada olacaksın. Sonsuza kadar.”

“Sonsuza kadar.”

 ***

“Dağıtmadığımız kim kaldı şimdi?” dedi Uğur kızın elindeki davetiyelere bakarak.

“İki üç ev kaldı işte.”

“Benim yazdığım mani daha güzeldi Burçin ya, bu ne?”

Burçin inanamıyormuş gibi adama baktı. “Ya Uğur Allah aşkına ‘Önceden yaptık bebeği,

Şimdi de kıyacağız nikahı.

Siz hem bize hem bebeğe,

Getirin takın altını’ ne?”

“O güzel değildi. Bende onu o kadar beğenmedim. Ama diğeri çok güzeldi bence.”

“Hangisi?”

“’Evleniyoruz a mahalle buyurun gelin.

Yaptık bebeği önceden sizler için...’ olan işte.”

“Ay sus Uğur, ikisi de kötü. Bu iyi böyle.”

“Klasik,” dedi Uğur yüzünü buruşturarak. Sonra da birden gülümsedi ve kızın boşta kalan elini tuttu. “Heyecanlı mısın?”

Kız derin bir nefes alıp, bıraktı. “Çok. Aslında biraz da tedirginim.”

Uğur kızın elini sıktı, “Hepsini zamanı geldiğinde konuşacağız Burçin. Tedirgin olma lütfen-” tam önüne döndüğü an adımları durdu. Onun durması ile Burçin de durdu.

Uğur karşısında ona hayalkırıklığı ile bakan kızla önce kaşlarını çattı, sonra kırpıştırıp, başını salladı. Hayal görüyor olmalıydı. Tekrar kıza baktığında o sesi duydu.

“Evleniyormuşsun,” dedi elindeki davetiyeyi Uğur’a göstererek.

Uğur yanındaki kıza baktı. Ellerinin arasındaki elleri titriyordu. Yavaşça bıraktı Burçin adamın ellerini.

“E-evet. Evleniyorum.”

“Mutluluklar dilerim.”

“Teşekkür ederim Filiz.” Sonra Burçin’e döndü. “Gidelim mi?”

“Benim şeyde işim vardı Ela’yla. Sonra şey yaparız. Devam ederiz,” deyip, ters istikamete doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Arkasından bakan Uğur ise şaşkındı. Dağılmıştı ve toplayanı yoktu. Dağılmıştı ve ne yazık ki yapacak bir şeyi yoktu. Bir yanı aşkın ateşiyle yanarken, bir yanı vicdanının sesi ile yankılanıyordu ve Uğur iki suçsuz yürek arasında sıkışıp kalmıştı. Biri ona güvenmiş, sırtını dayamıştı. Biri de ona dönmüş ve hayalkırıklığı yaşamıştı.

‘Neden döndün?’ diye isyan etti Uğur içinden. ‘Neden şimdi? Neden bu kadar geç? Neden Filiz, neden? Ben aşık olmuşken neden döndün? Sence de çok geç kalmadın mı?’

 

Bölüm : 30.11.2024 15:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...