9. Bölüm

8.BÖLÜM – SEVDİĞİM KIZ

Eda Şahinoğlu
mutlusonlarinyazar

 

“Ne zaman dönmüş, öğrenebildin mi?”

Bulut adamın yanına çöküp oturdu. İkisi de tepeden İstanbul’a bakıyorlardı şimdi.

“Dün gelmişler. Anladığım kadarıyla babasının başta işleri çok iyiymiş. Ama çalıştığı fabrika Türk işçilerin hepsini çıkarmış. Sonra birkaç işte daha çalışmış, ama tutunamamış. Geri dönmüşler.”

Uğur yüzünü sıvazladı, “Tam zamanıydı. Burçin’le konuşmam lazım.”

“Lokantada. Ela yanında.”

Uğur ayaklanıp, Bulut’un omzuna vurdu ve “Sağol,” dedi. Lokantaya giderken düşünceleri beynini kemirecekti. Hayır, kalbinden emindi. O Burçin’i istiyordu. Ama Filiz’in bakışlarındaki o hayal kırıklığı vicdanını delip geçiyordu.

Lokantaya geldiğinde hiç beklemeden odaya doğru ilerledi. Kapıyı hafifçe tıklatıp, içeri girdiğinde Burçin’in elinde çay bardağı ile tek başına otururken buldu.

“Burçin,” diye mırıldandı.

“Ela’yı bekliyorum,” dedi ters bir şekilde.

“Konuşabilir miyiz?”

“Konuşacak bir şey olduğunu sanmıyorum Uğur!” diyerek başını sağa sola salladı.

“Ya Allah aşkına kaç yıl önceki mevzu Burçin, delirtme beni. Geçip gitmiş.”

“Sen o kızı yıllarca bekledin! Şimdi sırf ben zor durumda olduğum için verdiğin sözden dönemezsin!” çayı önündeki masaya koyup, eli ile yüzünü sıvazladı. “Üstelik... Peşimden bile gelmedin!”

“Onun yanında da kalmadım. Sadece... Sadece...”

“Dağıldın!”

“Hayır!” dedi inkar ederek. Sesi kararlı ve toktu. “Ben kendimden eminim!”

“O kıza verdiğin söz ne olacak? O kızın yüreği ne olacak?”

“Peki ya benim duygularım ne olacak?”

"Duygularına güvenemiyorum artık Uğur. Karmakarışıksın. O kız seni dağıttı," dedi genç kız üzgünce.

Uğur sinirlenmişti. Uğur kırılmıştı. Kolundan tutup, çekti onu ve sessiz ama öfkeli bir şekilde tek tek kelimeleri kıza dizdi. "Güveneceksin. Duygularıma, aşkıma, sevgime güvenmiyorsan adamlığıma güveneceksin Burçin! Seni beni geçeli çok oldu. En azından karnındaki bebek için benimle evleneceksin," sözünü bitirir bitirmez kızın dudaklarına sert ve onu baştan sona titreten bir öpücük bıraktı. Öyle bir öpücüktü ki, asıl o an dağılmıştı Uğur, üstelik karşısındakini de yanında sürükleyerek.

"Bunun da mı önemi yok Burçin?" dedi sonra nefes nefese.

Burçin bu adamın sözlerinin karşısında ilk kez çaresizdi. Üstelik bu öpücük... Çok çok başkaydı. Bambaşka hissettirmişti. Serdar’ın öpücüğü... Sadece bir dokunuştu. Öyle hissettirmemişti. Mesela özel... Mesela sanki o an öpmezse ölecekmiş gibi. Kendisine muhtaçmış gibi. Aşk bu muydu?

Üstelik Uğur, haklıydı da, geri dönemezdi. Çünkü herkes bebeği öğrenmişti. "Tamam evleneceğim," diye mırıldandı. “Ama...”

“Bak... İstediğimiz evi tuttum, ikimizin evini. Şimdilik boş bir ev, onu sen yuva yapacaksın. Ellerin o evi üçümüzün yuvası yapacak. Gözlerin, gülüşün, mutluluğun o evin ışığı olacak. Ben o eve girdiğimde senin ‘Hoşgeldin’ demenle dünyanın en mutlu erkeği olacağım. Yoksa istediğim sadece evlenmek değil Burçin. İstediğim... Seninle evlenmek. Sabah uyandığımda güneşim olman. Yemeğin tuzunu kaçırdığında seninle uğraşmak, yaktığında bile o yemeği afiyetle yemek ve...” elini karnına koyup, “Kızımıza, doğacak diğer çocuklarımıza ve sana dünyaları vermek.”

“Hala kızım diyorsun, ya erkekse?” diye mırıldandı kız mutluluk gözyaşları içinde.

“Kız. Eminim. Rüyamda gördüm.” Sonra kıza sarıldı, “Lütfen... Burçin lütfen beni bırakmayın.”

Kız başını aşağı yukarı salladı, sonra da içinde tarif edemediği, dahası kendine itiraf edemediği o garip duyguyla iş yerinden çıkıp gitti.

 ***

Oğuz bardağı höpürdetirken, Bulut onun ayağına vurdu. “Ne?” diye çıkıştı ona Oğuz.

“Höpürdetme!”

“Oğlumuz ne iş yapıyor?”

Oğuz duyduğu şeyle Saniye hanıma ters ters baktı, “Saniye babaannecim doktorum ya ben.”

“Adettendir sorulur.” Sonra torununa baktı, “İyi bari mesleği var.”

Ayşim yüzünü yelledi, “Babaanne sus ama yeter.”

“Evi var mı?”

“Var efendim var,” dedi Oya hanım ters bir şekilde.

“O bekar evi sayılmaz. Şöyle boğaz manzaralı bir apartman dairesi alsın ya. Koskoca doktor.”

Ayşim’in annesi Nevin hanım dayanamamıştı artık, “Ay sanki kendi oğlu beni yalılara gelin getirdi.” Kocası Çetin bey onun bileğine sıkınca kadın da “Ne var be, yalan mı? Gül gibi çocuğa bulmadığı şey kalmadı,” diye çemkirdi.

“Yok be ne bulacağım, ben severim Oğuz oğlumu. Tansiyonumu ölçüyor hep benim.”

Nevin hanım Oğuz’a yaklaştı, “Var mı bari yakınlarda hayırlı bir haber?”

Oğuz güldü, “Yok valla Nevin teyze, sapasağlam maşallah. Sizi beni bile gömer.”

“Deme!”

“Neyse, sözün lafın kısası,” diyerek araya girdi Oğuz’un babası Orhan bey. “Kızınız Ayşim’i oğlumuz Oğuz’a istiyoruz.”

Saniye hanım biraz mırın kırın etse de Çetin bey son sözü söylemiş ve Ayşim’in de onayı ile yüzükler takılmıştı.

 ***

“Bunu şu tarafa koyun bence,” dedi Ela tabloyu işaret ederek.

Uğur kaşlarını çatıp, tabloya baktı. “Bu ne şimdi?”

“O kalp, akıl ve ruhun buluşmasını simgeleyen bir tablo,” dedi Burçin gülümseyerek.

Uğur ortada, Oğuz sağında Bulut da solunda durmuş, tabloya bakıyorlardı. “Neyle neyin buluşması?”

“Kalp, akıl ve ruhun. Normalde bu çatışan iki şey kalp ve akıl. İkisini sarmalayan beyaz gölge de ruhu simgeliyor. Ama sen ters tutmuşsun,” deyip, adamın elindeki tabloyu çevirip, yeniden adama uzattı.

“Ha şimdi çok anlamlı oldu sanki bana.” Uğur yüzünü buruşturdu, “Abi bunca yıllık şairim, romantikliğin kitabını yazmışım, böyle saçma şey görmedim. Lan bu beyin dediği bildiğin bizim bulaşık süngeri, kalp dediği vişne suyu dökülmüş yeri sildiğin bez, ruh dediği de toz. Evin temizliğini falan simgeliyor bu bence.” Ela’ya döndü, “Bunun yeri mutfak.”

“Saçmalama ya, romantik tablonun mutfakta ne işi var. Yatak odasının şu duvarına asın,” dedi sağ tarafı göstererek.

“Ya Allah aşkına ben her sabah uyandığımda, bulaşık süngeri görmek zorunda mıyım?” Burçin’e seslendi. “Burçin!”

“Efendim Uğur.”

“Ben bunu yatak odamızda istemiyorum. Al bunu mutfağa as. Aşkmış, kalpmiş, savaşmış. Bildiğin toz bezi bu.”

Burçin adama yaklaştı ve sadece onun duyacağı şekilde fısıldadı, “Uğurcum... Hatırlatmak gibi olmasın ama, sen demedin mi hayatım sen istediğin zamana kadar ben oturma odasında kalırım, diye.”

Uğur yutkundu, “Demiştim öyle bir saçmalık ama...”

“Ama?” diye tekrarladı onu Burçin kaşlarını havalandırarak.

“Yani... Belki dedim sen... Düğün gecesi istersin...” kızın değişmeyen ifadesini görünce, “İstemez misin?” diye soruya çevirdi cümlesini. Kız başını aşağı yukarı sallayınca, “Anladım, istemezsin,” diyerek cümlesini tamamladı.

“O yüzden bir süre burası benim odam!” dedi, sonra da elindeki toz bezi ile adamın omuzunda sanki toz varmış gibi onu silkeledi ve saçını savurarak odadan çıktı.

Bulut ile Oğuz ona sırıtarak bakıyorlardı. “Abi çok fena kırmızı kart yedin. Diğer sezona kaldı senin şampiyonlar ligi.”

Uğur kafasını kaşıdı, “Hayır, ben istedim zaten. Benim fikrimdi yani,” dedi umursamaz bir şekilde. ‘Hay o fikrimi sikeyim’ diye içinden kendine küfretti.

Uğur Bulut’a seslendi. “Bizim işimiz bitti gibi. Çıkalım mı?”

“Tamam, hadi çıkalım.”

Uğur salondaki ikiliye bakıp, seslendi, “Kızlar biz çıkıyoruz. Şu lokanta için sipariş ettiğimiz mobilyalar gelecek. Bizlik bir şey yok değil mi?”

“Yok, yok. Siz gidebilirsiniz,” dedi Ela gülümseyerek.

Bulut ona göz kırptı. “Akşam yemek yapma. Ben lokantadan getiririm.”

Uğur yüzünü buruşturdu, “Lokantada ödüllü pilav yapmıyorsunuzdur inşallah!”

Bulut dudağını ısırırken, adamın kafasına vurdu, “Sanane lan benim pilavımdan aşımdan. Allah Allah, nerene dert oldu acaba?” sonra onu sarıp, kulağına fısıldadı, “Eğer çok istersen, Ela’ya derim Burçin’e tarifi versin.”

Uğur huysuzca “Ceza sahasına girebilirsem tabi,” diye homurdandı.

Bulut büyük bir kahkaha atmıştı. “Yazık sana da ya.”

 *

“Farklı odaymış da kendimi rahat hissedeymişim de... Al sana rahat hissetmek! Daha dur bu iyi günlerin! Ben sana yapacağımı bilirim Uğur bey.”

“Ne oldu?” diye sordu Ela merakla.

Sevimli bir şekilde gülümsedi hemen Burçin, “Yok bir şey. Sevgili müstakbel kocam, beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyor da, eee benim de karşılığını vermem lazım değil mi Elacım.”

Ela memnun bir şekilde başını salladı “Elbette.” Sinsice güldü sonra. “Aklında ne var?”

Burçin biraz kızarmıştı. Tamam hamileydi ama, o gece öyle canı acımış, öyle aceleyle olmuştu ki, Serdar onun tişörtünü bile çıkarmamıştı. Yani bu duygulara ve konuşmalara aslında yabancıydı. Kadınların seksten nasıl zevk aldıklarını da anlamış değildi. Cinselliğin kadınlar içinde zevkli olduğunu bir kaç yerde okumuştu. Ama o gece kendi sadece acı çekmişti. İlk diye olabilirdi. Zaten ondan sonra da Serdar ondan kaçmış, ardından da onun evli olduğunu öğrenmişti.

Bu düşünceleri bir tarafa atıp, cesur olmaya çalıştı. “Şey... Birazdan alışverişe ikimiz gitsek olur mu?”

“Olur tabi. Neden?”

“Ya şu şeylerden almadım hiç. Teyzeme de diyemem ya. Sen gel benimle işte.”

Ela kıkırdadı. “O işlerde Şermin ablamı alacaksın sen. Çok zevklidir. Bana her bir gecelik aldı, ağzın açık kalır. Nokta atışı yapıyor resmen. Gerçi ilk gördüğümde asla giymem dedim, ama şimdi...” kıkırdayıp, sustu.

Burçin onu elinden tutup, koltuğa oturttu, “Sana bir şey soracağım.”

“Sor.”

Burçin dudaklarını ısırdı, “Şey... Siz Bulut’la şey yaparken...”

“Ne yaparken?”

Burçin ofladı, “Ya Ela... Şu pilav işte... Onu yaparken, sen zevk alıyor musun?”

“Pilav pişirirken mi? Ayol pilav pişirirken neden zevk alayım?” deyip güldü.

“Ya o değil. Hani sen dedin ya o gün, ödüllü pilav diye.”

“Eee?”

“İşte... O şeyi yaparken zevk alıyor musun?”

Ela kızardı. Kaç yıllık evliydi ama hala Bulut’un adı öyle şeylerle konu edildiğinde heyecanlanıyordu, “Elbette. Yani aşık olduğun insanla olunca, bir ayrı güzel oluyor.”

Burçin sıkıntılı bir şekilde ofladı. “Peki, anladım.”

“Burçin... Yanlış anlamazsan, neden böyle bir şey sorduğunu öğrenebilir miyim?”

“Serdar’la ben... Yani biz... Bir kere birlikte olduk. O da öyle aceleye geldi ki. Kavga ediyorduk. Konu yine ailelerimizdi. Bir türlü ailesi ile tanıştırmıyor, çok ortalık yerlerde gezemiyorduk.”

“Neden?”

Burçin onu duymamış gibi devam etti. “O gece her şey aniden oldu. O kadar hızlıydı ki, tişörtüm bile üstümde kaldı. Sonra... Sonra...” derin bir nefes aldı. Gömleğinin üst düğmesini açtı nefes almak için. “Çok canım yandı. Pek bir şey anlamadım, ama canım çok yanmıştı. O da bakire olduğum için üstünü giyinirken, bana biraz kızdı. Ama artık her şey çok farklı olacak diye düşündüm. O gün gitti. Ertesi gün de iş seyahatindeyim, uzun bir süre gelemeyeceğim dedi. Ama... Sonra... Onu ve ailesini...” Yutkundu, “Yani ailesini gördüm. O gün tanıştım ailesiyle.”

“Tanıştırdı yani seni.”

Burçin kendi kendine alay etti, “Evet. Tanıştırdı. Karısı ve iki oğluyla.”

Ela’nın kanı dondu. “Na-nasıl yani?”

“Evliymiş,” dedi gözyaşını silip, burnunu çekerken.

“Vay şerefsiz.”

Burçin ona baktı, “Ama şimdi Uğur’la çok farklı hissediyorum. Yani mutluyum. Huzurluyum. Onun kalbinin güzelliğini seviyorum.”

Ela onun elini sıktı, “Uğur benim bu dünyada tanıdığım en dürüst, en mert, en yüce gönüllü insan Burçin. Aşık olunası biri ve eminim o adam senin yüreğinin sahibi değil. O sadece seni Uğur’a getiren aracı. Senin yüreğinin sahibi Uğur. Gözlerinin içine işleyecek yakında aşkı, zaten şimdiden bile kıpırtıları var gibi.” Sonra kıza sarıldı, “Geçen gün sert çıktığım için özür dilerim. Kararınızı sorgulamamam gerekiyordu. Ama Uğur-”

Burçin ondan ayrılıp, sözünü kesti. “Ben sana kızmadım. Sen Uğur’u çok seviyorsun. Anlıyorum. Korumak istedin sadece. Kim olsa aynı şeyi yapar. Ama ben onu mutlu edeceğim Ela. Söz veriyorum.”

“Biliyorum. Ki mutlu zaten, görebiliyorum. Baksana o tabloyu bile hoşlanmasa bile astı.” İki kız kıkırdadılar, sonra Ela onu kaldırdı, “Hadi şu son işleri de bitirip, Şermin ablamı arayalım ve alışverişe gidelim.”

 

Bölüm : 30.11.2024 15:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...