46. Bölüm

45. Geçmişe Veda

Neseli Gezgin
neseligezgin

 

Selamlaaarrrr!!! Uzun süre sonra yeniden geldiiikk!!! Korkmayın finale kadar araya upuzun süreler girmeyecek. Cumaya kadar her gün yeni bölüm gelecek, cuma ise finallerim başladığı için bir hafta minik bir ara vereceğiz ve kalan bölümleri atacağım. En son ise finalde görüşeceğiz.

Keyifli okumalar!!!!

 

🫧
*Yazar*

"Selin," diye seslenen adama bakmadan ilerlemeye devam etti Selin. Yusuf derin bir nefes verdiğinde pes etmeden kadının peşinden gitmeye devam etti. "Eğer bunun beni yoracağını düşünüyorsan sana geçtiğim eğitimleri bir ara uzun uzun anlatmam gerek."

Selin ona dönmemişti. Yusuf yine pes etmedi ancak bu kaçışı sonlandırmak için adımlarını hızlandırdı ve Selin'in karşısına geçti.

Selin bir anda karşısına geçen adamla hızını kontrol edememiş ve ondan kaçarken ona çarpmıştı.

"Utanıyor musun yoksa istemiyor musun anlamıyorum," diye mırıldandı Yusuf. "Düz bir adamım, bana bir şeyleri açıkça söylemen gerek."

Çarptığında hızla geri çekilen Selin'in kaşları çatıktı. "Her şey bir anda oluyor, nefes almak istiyorum."

"Seni boğuyor muyum?" tek bir mimik göstermiyordu Yusuf. Sadece gelecek cevaba odaklıydı. Aldığı cevap kendisi için her şeyi bitirir ya da başlatırdı. Gerçi o istemese bile başlamıştı ancak uzak kalmak onun içi zorlayıcı olmazdı. En fazla hissettiği sevgi de kendini boğardı.

"Hayır," dedi Selin telaşla. Yusuf'tan etkileniyordu ve bunu saklayacak liseli ergen bir kız değildi. Aşkı yaşamak istiyordu. Bu kez doğru kişiyle. "Senin sayende nefes alıyorum şu an."

"Problem ne?" Biraz daha dikkat kesildi karşısında ki kadına. Problemi neydi?

"Benim bir oğlum var," dedi Selin, sanki Yusuf Doruk'un varlığından habersizmiş gibi. "O benim tek varlığım, canım, evladım."

"Biliyorum." ve bu cümleleri bir gün kendisi içinde kuracağı anı hayal etti Yusuf. Çok kısaydı ancak, hayallere dalıp asıl gerçeği kaçıramazdı.

"Doruk sana baba demeyecek, babasını sorgulayacak kimi zaman görmek bile isteyebilir. İnsanlar birçok şey söyle-"

"Hangi insanlar?" diyerek sözünü böldü Yusuf. Şimdi birisinin ona canını sıkan bir şeylerden bahsettiğine emin olmuştu. Daha doğrusu canını sıkan konunun bu olduğuna. "Hayatında bir kez bile görmeyeceğin insanlar mı?" sıkıntılı bir nefes verdi. "Seher ablanın gününde yine bir sorun mu oldu?"

Selin gözlerini kaçırarak başını çevirdiğinde nazikçe çenesine uzandı, görmek için can attığı bakışlarla tekrar karşılaştı. "Ne dediler? Önceden evlendiğini, çocuğun olduğu için senden sıkılacağımı, çocuğa babalık yapamayacağımı, o sikik piç kurusu ile illa ki görüşeceğini, senin bana yakışmadığını mı söylediler?"

Selin şaşkınca baktı karşısındaki adama çünkü söylediği her şey doğruydu. Simay Naz evin içinde büyük bir hengame koparmadan önce densiz bir kadın tam da bu cümleleri kurmuştu ona.

"Hani zeki bir kadındın sen?" dedi muzip bir gülümsemeyle. "Kendi döneminde, kendi acılarında kalmış ve karşısında gördüğü her kadının da aynı şeyi yaşaması gerektiğini düşünen aptal bir kadının sözüyle mi kaçıyorsun benden?"

"Yusuf..." diye mırıldandı Selin. Sadece bir an korku dolu bir boşluğa düşmüştü. "Senin Doruk'a babalık yapabileceğini biliyorum ancak bunu istiyor musun? Konu sen ben değil, Doruk. Doruk bir kez daha yaşadığı evde mutsuz olsun istemiyorum."

"Baba olmadım, nasıl bir his bilmiyorum ancak Doruk'la bunu öğrenirim. Çabalarım, sıkılmam. Konu sen olmasan da ben Doruk'tan vazgeçmem. Ben sana bugün benimle evlen dediysem o çocuk için. Attığım her adıma dikkat ediyorum, bugün gider o herifin boğazına yapışırdım Selin. Babana da ona da hayatı dar ederdim ama yerimde duruyorum çünkü konu sen ben değil, Doruk. Sen ne kadar varsan bende, bir yarımda da o var. Çünkü ben bu yola girdiğimde senden çok onu da kabul ettiğimi, bende edindiğin yerden çok daha fazlasını onun edindiğini biliyordum."

Baba değildi, kendi kanından canından bir çocuğu yoktu ancak Doruk ona her şeyi öğretebilirdi. Babası olarak görmeyecek miydi? Onun ardında daima dağ gibi duran abisi olurdu. Abi ya da baba, ne dediği önemli değildi, hayatında Selin olduğu kadar Doruk'ta olacaktı ve bundan şikayetçi değildi. Belki de daha çok zorlanacaktı, daha sert düşecekti ancak çok daha sağlam kalkacaktı.

Selin'den de Doruk'tan da vazgeçmeyecekti. Ne sebeple olduğu önemli değildi, ailesini kuruyordu ve önceliği daima onlarla mutlu olmaktı. Onların mutlu olmasıydı.

<3

*Simay Naz Akgül*

Hayatım mahvolacak derken bu kadar güzelleşeceğini bilseydim bu gerçeği daha önce öğrenmek için her şeyimi verebilirdim.

Uzun uzun düşüncelere daldığım akşamlar bazen her şey bir rüyaymış gibi geliyordu. Sanki az sonra uyanacak ve ben Akça evinde uyanacaktım. Her şey aynı devam edecek ve ben rüyamda gördüğüm bir aileye özlem duyacakmışım gibi.

"Dik dur," yanımdaki kadına baktım hayranlığımı gizlemeden. En başından beri başı dikti. Karşısındaki adamların ona attığı bakışların hiçbirine karşılık vermiyordu. "Sen neden geldin ki? Daha küçüksün, böyle bir ortamda olmamalısın."

"Bu benim davam," diye homurdandım ona.

"Çok inatçısın," gülümsedi ve önüme gelen kahküllerimi geriye atmak için elini uzattı. Direkt ondan uzaklaşmamla gülümsemesi büyüdü. "Bana çocukluğumu hatırlatıyorsun."

"Aynı şeyleri yaşamışız, çok normal."

"Biliyor musun? Bende öz ailemle görüştüğümde bana karşı ön yargıları vardı ancak benimde onlara karşı durduramadığım bir ön yargım vardı." kaşlarımı kaldırdım şaşkınca.

"Vay be, hep tek taraflı olacak değil ya."

Güldü. "Ama sen çok daha şanssızsın," dediğinde ona alınır gibi baktım. "Bana öyle bakma, birisinin şansı ne kadar azsa aslında bir o kadar fazla oluyor."

"Şanssızım çünkü şu an buradayım," dedim yaşadığım onca şeyi içine hapsetmiş olan bu adliye koridorunu işaret ederken. "Allah aşkına nasıl şanslı olabilirim?"

O an koridorda yüksek bir ses duyuldu. "Davacı Simay Naz Akgül, avukatı Yaman Akgül, davalı Mehmet Akça, avukatı Selim Kozan mahkeme salonuna!"

Avuçlarımın içi terlemişti, Yaman beni yanına alarak içeri girdiğinde sabahtan beri bakışlarından kaçtığım Mehmet Akça ve ailesi de peşimizden girmişti. İsminin Aleda İzem olduğunu öğrendiğim kadında yanındaki abim, Mahir ve babamla beraber salona girmişti.

Bakışlarım tam karşımda avukatı ile oturan Mehmet Akça'ya döndü. Bakışlarında büyük bir nefret vardı. Bakışlarımı ondan kaçırarak hakime baktığımda onunda değiştiğini fark etmiştim. Tuğrul abimin oturduğu koltukta bir başka adam oturuyordu. O an onun baktığı noktaya döndüğümde Aleda İzem denen kadının da ona gururla baktığını fark ettim. Abi kardeş meslektaşlardı, birbirlerine daima böyle baktıklarından emindim.

Birçok şey konuşuldu, her şey tekrar edildi ve hakim, "Uzatmadan, sonuç davasındayız, eklemek istedikleriniz varsa ekleyin." dediğinde Mehmet Akça söz istedi.

"Simay Naz Akgül bundan birkaç ay öncesine kadar benim soy adımı taşıyan bir kız çocuğuydu, ben ona hiçbir şekilde kötülük etmedim sayın hakim. En iyi şekilde babalık yaptım ancak o ergenliğe giren bir çocuk, bundan memnun olmaması kadar doğal çok az şey var," dediğinde içimdeki kız çocuğu dizlerinin üstüne çökmüştü. "Simay Naz, nankör ve asla mutlu olamayan bir çocuk. Onu şımarık yetiştirdim ve bunun ne kadar yanlış olduğunu sizin karşınızda çok daha iyi anlıyorum. Simay Naz öğrendiği gerçeklerin içine beni de çekmeye çalışıyor ancak bende onun gibi ilacın içeriğini bilmeyen bir kurbandım."

"Sensin lan nankör! Babalık böyle bir şey mi piç kurusu? Çocuk lan karşındaki!" yükselen Mahir'i babam susturduğunda hakimden uyarı da almıştı.

"Sesinizi yükseltmeyin, dışarı atmak zorunda bırakmayın beni!" bana döndü. "Uzatmadan eklemek istediğin bir şey var mı kızım?"

"Evet sayın hakim," dedim saygıyla ayağa kalktığımda.

"Ne söyleyecek? Nankör! Sana anne babalık yaptık!" sesi yüksek çıkmasa da bize ulaşan Mihrimah Akça'ya döndüm ancak abimin elimde hissettiğim baskısı ile hakime çevirdim başımı.

"Mehmet Akça benim her anıma şahit olan adam," dedim bakışlarım hakime değil artık ona dönükken. "Bir kız çocuğunun ilk aşkıdır babası sonuçta. Mehmet Akça hatalarıyla bile gözümde kahraman bir adamdı."

Duygusuz bakışları yüzümden bir an çekilmedi. Bakışlarımı hakime çevirdim. "Onun bir kahraman olmadığını bir odada tek başıma vücuduma girmiş olan ilacın etkilerini gösteriyorken anladım. Ben onun için soy adını taşıyan bir çocuk değil bir denektim. İlacın içeriğini bilmediği iddiasını kabul etmiyorum. Ben defalarca kez ölmek üzere olduğumu ona haykırdım. Ben bunu herkese haykırdım ve gün sonunda yapayalnız ilacın etkisiyle devrilip kalan bendim." soluklanmak adına küçük bir es verdim. "Hangi baba bilmediği bir ilacı kızına içirir? Hangi baba ardından acılarla bağıran kızına sırtını döner ve gider? Sayın hakim, nankör değil, sadece adalet arayan bir çocuğum."

Hakim gözlüklerini takarak davayı özetleyen cümleler kurmaya başladığında ön tarafta duran kadının makine gibi hakimin dediklerini yazdığını biliyordum. En sonunda hakim, "Karar," dediğinde hep birlikte ayaklandık. Bakışlarım bir an korkuyla abime döndüğünde bana gülümsedi ve gözlerini kapatıp açtı sakince.

"İncelenen deliller ve alınan ifadeler doğrultusunda davalı Mehmet Akça'nın 23 yıl 8 ay 5 gün hapis cezası almasına, itiraz etme hakkı bulunmadığına karar verilmiştir."

Bakışlarım Yaman'a döndü. Sırıtarak bana bakan adama sarılamadım ancak dakikalar sonra duruşma salonundan çıktığımızda ağzımdan neredeyse çığlık kaçacaktı. "Kazandık!"

"Allah'ın belası!" öyle bir bağırış koptu ki adliye koridorunda korkuyla yerimden sıçradım. Üzerime gelen Mihrimah Akça'yı Yusuf abim durdurmuştu. "Soysuz! Mahvettin tüm hayatımızı, yazıklar olsun sana!"

"Mahvedeceğim seni!" diye bağıran Bartu Akça'ya, "Kes lan sesini!" diye bağırdı abim.

"Geberseydi keşke!" Tüylerim diken diken olduğunda, "Annem demem gebertirim seni," diye mırıldandı abim, dişlerinin arasından. Bunu onlara pür dikkat bakmıyor olsam anlamazdım belki de, bilmiyorum. Gözlerimi bir zamanlar anne dediğim kadından çekemiyordum. "Def ol!" diye bağırarak abimi itti Mihrimah Akça. Gözleri beni bulduğunda tekrardan üstüme yürümeye kalkmıştı. Onu durduran yine abimdi. "Geberseydin keşke! Allah'ın belası! Öldüreceğim seni!"

"Kimi öldürüyorsun lan sen?!"

Tüm her şeye rağmen iki el kulağıma kapandığında ve beni onlardan uzaklaştırmaya başladığında itiraz etmeden bir kukla gibi takip ettim arkamdaki bedeni. Temiz hava ciğerlerime ulaştığında ve rüzgar tenime sertçe çarpıp geçtiğinde kulaklarımdaki eller de inmişti.

"Kazandım," diye mırıldandım kendi kendime etrafıma bakınırken. Yaman hemen yanımdaydı ancak onun yanında ne zaman geldiğini bilmediğim Ali Baran'da vardı.

Hayal kırıklığı mı yaşamam gerekirdi yoksa ağlayarak biraz önce duyduğum sözleri mi sindirmeliydim? İçimde huzur vardı. Her şeye rağmen içimde kocaman bir boşluk varmış da onu doldurmuş gibi hissediyordum.

"Annem!" annemin bana doğru koşan adımlarına karşılık vererek ona kocaman sarıldım. Neler olduğunu merak ettiğini biliyordum. "Bitti," diye mırıldandım. "Hapis yatacak."

Bitti, hapis yatacak.

Bitti. Çığlık atmak istiyorum, her şey bugün, burada bitti! Her şey geçti.

<3


*Aylar sonra*

*Yazar*

Elleri tir tir titreyen Naz bulunduğu okulun önünde bir ileri bir geri giderken yanında Mahir ve Yaman vardı. "Yapamayacağım, yapamayacağım, yapamayacağım!"

"Saçmalama Naz, ne kadar çok bekledin bu anı!" diye azarladı hemen Mahir Naz'ı. "Toparlan, düzgünce gir şu sınava!"

"Ellerim titriyor!"

Naz heyecandan ellerini kaldırıp gösterirken yüksek sesle bir araba yaklaştı okulun önüne. Arabanın camından kafasını dışarı uzatan Ali, "Aslansın kaplansın yaparsın Naz'ım!" diye bağırıyordu. Arabanın sürücü koltuğundan inmiş olan Yusuf gürültü kirliliği yapan çocuğa aldırış etmeden kardeşine adımladı. Aynı sırada arabadan inmiş olan Seher eşinin aksine oğluna aldırmadan okula girecekti ki Kadir dayanamadan oğlunun ensesine vurdu yavaşça.

Ali hiç aldırış etmedi ama. "Aslansın kaplansın yaparsın Naz'ım!" diye bağırarak tabiri caizse kardeşinin üstüne uçtu.

Naz gülerek Ali'ye sarıldığında Ali, "O sınavın içinden geç kızım!" dedi sessizce. Sessizdi çünkü kendisiyle fazla vakit geçirmeye başlamış olan Yusuf küfrettiğini duyarsa onu balkondan sallayabilirdi. Naz'ı neredeyse sallamak üzere olduğunu fark ettiğinden beri bir adım daha dikkatliydi.

"Bende o iş!" Naz ailesinden destek cümleleri duydukça kendine güveni artmıştı ancak heyecanı yerini koruyordu.

"Alparslan'ın selamı var," dedi Yusuf cidden selam yollayan adamı dile getirdiğinde. "Sınavı kazanmazsan bir sonraki seansına %50 zam yapacakmış."

"Kazanırsam %50 indirim yapacak mı?"

"Bu kızın fırsatçılığı bana birini hatırlatıyor ama," dedi Kadir bir gözü Ali Baran'a dönerken. Ne kadar gülüşselerde Naz'ın psikoloğa gitmesiyle çok daha iyiye ilerlediğinin farkındalardı. Özellikle o dava gününden sonra Naz çok daha hızlı toparlamıştı. Medyada günden güne çöken Akça'ların haberleri varken Naz kendi hayatında yükselişe geçmişti.

Yelkovan ve akrep birbirlerini kovalamaya başladığında Naz sınava girmiş, okulun bahçesinde onu heyecanla bekleyen ailesini bırakmıştı. Saniyeler dakikalara, dakikalar saate ulaştığında, "Of!" diye haykırdı Ali gergince. "Ben Naz'dan daha gerginim, ne yapacağız?"

"Biz ne yapabiliriz? Yapacağını Naz yapıyor içeride saatlerdir." diyen Mahir ondan da gergindi. Naz'ın kocaman bir hayali vardı, eğer şimdi başaramazsa onu toparlamak çok zor olacaktı. Naz çabuk pes edip kaçan birisiydi.

"Sakın yorum yapmayın," dedi Seher sabahtan beri okuduğu duaları sonlandırdığında. "Sınav sonuçları açıklanana dek hep vakit geçirin, sınavdan konu açmayın. Sınavda olduğundan çok daha stresli olacak, strese kapılmasına izin vermeyelim."

"Ne zaman açıklanacaktı sonuçlar?"

"Birkaç hafta içinde açıklarlar." okuldan yavaş yavaş çıkmaya başlayan çocukların arasından Naz'ı aradı herkesin gözü.

O sırada Naz içindeki buruk hisle sınavdan yeni çıkmıştı. Aceleci nefesler eşliğinde merdivenden indiği anı hatırladı, okulun merdivenlerinden iniyorken. "Bulamıyorum," dediği anı hatırladı. Bulamadığı şey sınava giriş belgesiydi. "Anne! Anneee! Giriş belgesini bulamıyorum!"

Haftalar öncesinde edebiyat projesini parçaladığı Çınar kikir kikir gülüyordu. "Bulamazsın çünkü yok."

Adımları sekteye uğradığında yanlış anlamayı umut ederek, "ne demek yok?" diye sordu.

"Ben o proje yüzünden sınıfta kalacaksam sende o sınava girmeyeceksin." Çınar her sene şansını denerdi, yalakalık yapar ve üç beş puan isteyerek yine geçerdi sınıfı. Naz hayalini kurduğu fırsatı kaybetmişti.

Naz o fırsatı yeniden kazanmıştı. O dava günü geçmişiyle yüzleşmişti ve aylardır kafasındaki her şeyle mücadele etmişti. Şimdi ise çıktığı sınavdan yüreğindeki hafif hisle ailesinin yanına giderken kendine söz verdi.

Ailesine ulaşan adımları aslında geçmişten uzaklaştığı adımlarıydı.

Naz Akça'lara ve geçmişe veda ediyordu. İçten ve gerçekten. Bu okulun merdivenlerinden inerken hatırında kalacak son Akça anısını anımsıyordu. Bundan sonra hiçbir şekilde hatırlayacağı anılar bulunduğu anı etkilemeyecekti.

"Naz!" diye bağırdı Ali kardeşini görmesiyle. Akgül ailesi Naz'ı fark etmişti ancak Naz bekledikleri gibi durgundu. Gözleri sadece ileriye bakıyor, ilerliyor ancak önünü görmüyor gibiydi.

"Sikerler," diye homurdandı Yaman. Hızla Naz'ın yanına ilerlediğinde Yusuf dikkatle izledi, Naz'ın yanına gelen Yaman'ı fark ettiği anı. Mahir hemen yanındaydı. Yaman kızın karşısına geçip birkaç cümle kurduğunda Naz silkelendi ve bakışlarını Yaman'a çevirdi. Yüzünde oluşan kocaman gülümseme herkesin içtenlikle tebessüm etmesine neden olduğunda Mahir kolunu Yusuf'un omzuna attı.

"Naz'la ilk tanıştığımızda onun yarım kalmış bir çocuk olduğunu düşünmüştüm. Onunla zaman geçirdikçe ve seni de tanıdığımda anladım ki aslında yarım olan bizmişiz." Gözleri iki kardeşindeyken hafifçe güldü, Yusuf'un omzuna hafifçe birkaç kez vurdu.

Yusuf ona dik dik baktı. "Ne anlatıyorsun birader?" omzundaki kolu ittiğinde Mahir bu sefer sesli güldü. "Delirdin mi lan?"

"Göreve gitmeden önce bana dediğin şeyi hatırlıyor musun?" dedi Mahir ailesi de Naz'ın yanındayken. Şimdi sadece ikisi onlardan uzakta onları izliyorken konuşuyorlardı.

"Evet." dedi Yusuf. Unutur muydu Mahir'i tehdit ettiğini? O gün evden çıktığında Mahir yanına gelmişti. Çocukların karışma durumunu konuşuyorlarken Yusuf, "Ben burada kardeşimi öylece size bırakıyorum mu sanıyorsun?" demişti Mahir'in tavırlarından hoşlanmadığını belirtecek şekilde. "Benim kardeşim abi ben mutsuzum dediğinde değil bu evi bu mahalleyi başınıza yıkmam mı sanıyorsun? Güvenme Hakkari'ye gideceğime, oradayken de dar ederim size burayı."

Tehdidi bir an umursamamıştı Mahir. "Niye bırakıyorsun o zaman kızı buraya?"

"İki tarafta yarın bir gün keşke demesin diye." demişti tek düze bir sesle.

"Burada mutlu olmaz, götür." demişti Mahir. Bu anı hatırlamak kafasını duvarlara vurma isteği yaratmıştı. "O gün ne kadar aptalca konuşmuştum."

"Duygusal bakıyordun," omuz silkti. Ona kızmıyordu çünkü en başta Naz da onlarla kalmak istememişti. Durumlar eşitti, iki taraf da birbirini istemiyorlardı. "Kızmadım sana."

"Burada onunla mutlu olan siz, mutlu olmayan o olursa da aynısını diyecek misin?" demişti Yusuf. "O zaman Naz'ı alıp götürdüğümde ve bir daha asla size göstermediğimde ne yapacaksın Akgül? Büyük konuşmadan önce sen boylu boyunca düşün bu işi."

"Niye hatırlattın şimdi?" dedi Yusuf, omuz silkti. "Geçmişe bir çizgi çek Mahir, Naz da burada, sizde buradasınız ve tahmin ettiğinden çok daha fazla mutlusunuz." Mahir'i umursamadan ilerlediğinde arkasında kalan Mahir derin bir nefes verdi.

"İkimize de söylediğimizi yutturan kadere binlerce şükür."

Bölüm sonu!!!!

Bence de Mahir'cim :)

Özleşmiş miyiz??? Valla ne yalan söyleyeyim ben özlemişim.

Yarın yeni bölümde görüşmek üzere. Seviliyorsunuz, çokça!! <3

Bölüm : 29.12.2025 21:39 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...