
Keyifli okumalar!!!
<3
*Simay Naz Akgül*
Hırsla atılan top üzerime geldiğinde bacaklarımı açarak zıpladım. Top bacaklarımın arasından bana temas etmeden karşı tarafa, Mahir'e ulaştığında sırıtarak geriye kaçtım. Dakikalardır ortada ben vardım, bu yüzden nefes nefese kalmıştım.
"E ama yeter!" dedi Ali bıkkınlıkla, aynı takımda olmamıza rağmen.
"Ağlama!" diye bağırdım neşeyle Mahir'in de attığı toptan kaçarken. "Topun önüne atlamasan vurulmazdın."
"Böyle olmayacak," diye homurdanan Mahir'in karşısında duran Yaman'dı. "Yusuf! Destek at abi buraya!"
"Hayır hayır," dedim hemen iki elimi de olmaz dercesine sallamaya başladığımda. "O beni gömer buraya."
"Yavaş atar," dedi Selin abla ayağa kalkmış abime bakıyorken. Aslında bu bir uyarıydı, abim yavaş atmayacaksa bile bu sözle yavaş atmak zorundaydı ancak pek söz dinleyeceğini sanmıyordum.
Bunu kanıtlarcasına Yaman'ın elinden aldığı topu bana fırlattığında ve top sertçe bileğime çarptığında acıyla çığlık atarak yere düştüm.
"Oha amına koyayım!" diye bağırdı Mahir yanıma hemen koştuğunda. Diğerleri de başıma toplanmışlardı ancak ben ayağımdaki sızı yüzünden hiçbirine bakamıyordum. "Terörist mi vuruyorsun lan?"
"Abim acıdı mı?" abim hemen elini bileğime uzattığında acıyla başımı salladım. Acıyordu tabii!
"Yok fantazi olsun diye attı kendini yere," diye homurdandı Yaman. Mahir ve abim ona küfrettiğinde mahcupça baktı gözlerime. "Pardon."
"Bir şey yok," dedim elimi Baran'a uzattığımda. Elimi tutmak yerine beni direkt kucakladığında, "siz devam edin," dedi abimlere. Kollarımı boynuna doladığımda beni annemlerin yanına getirmişti.
"Of of, eşek kadar çocuklar," diye homurdandı annem yanıma gelip ayağıma baktığında. "Yok bir şey annem, biraz dinlen geçer." saçlarıma öpücük kondurduğunda yarım bıraktığı salatayı yapmaya devam etti.
"Selen," diye seslendi Mahir, yengeme doğru. "Gelin, bebeleri kovduk."
"Karınla oynamak istediğini söyleseydin çıkardım direkt, ayağımı niye kırdınız hain kostok?" diye çemkirdim hemen ona. Gülüp bana sataşmaya başladığında Yaman'ın telefonu çaldı ve çaktırmadığını sanarak uzaklaştı ancak onu fark eden Selen yengemle göz göze geldiğimde Selen yengede olduğu gibi yüzümde koca bir gülümseme oldu.
"Bunun manitası var kesin," dedi son zamanlarda favori dedikodu ortağım. Uzandığı çekirdekten bana da verdiğinde itiraz etmeden çekirdek çitlemeye başladım onunla.
Hayat bundan bir bok olmaz dediğiniz insanla sizi yan yana getirip çekirdek çitletebilirdi, ben en büyük örnektim.
Bunca olayları, geçen günleri hatırladığımda Ali'ye hayretle bakmadan edemedim. Bakışlarımı fark ettiğinde ne oldu dercesine göz kırptı. "Adam ettim seni," dedim ancak sesimde hala hayret vardı. "Baksana, beni evden siktir ettiğin günden nerelere geldik."
"İyi ki de ettin," dedi hemen yönünü bana çevirdiğinde. "En başında, yani doğumda hiç karışmasaydın nasıl olurduk bilmiyorum ama ben belki de bu derslerin hiçbirini çıkarmayacaktım. Sen geldin ve aslında bana çok şey öğrettin Naz."
Şımardım. Ondan bu cümleleri duymak elbet şımartacaktı beni. "Seni seviyorum," diye mırıldandım sessizce. Ne dediğimi anlasa da daha yüksek sesle duymak istediğinden, "Ne?" dedi haylazca. "Ne dedin? Seni duyamıyorum."
"Senden nefret ediyorum," diye bağırdım dalga geçerek. O dalga geçtiğimin farkındaydı ancak bağırışımdan dolayı bize dönen aile üyelerim öyle değil gibiydi.
"Al işte," dedi Selen yengem. "Başa saracaklar! Çocuklar biz yaşlıyız, yemin ediyorum kaldırmaz artık kalbimiz."
"Ne oluyor?" dedi babam kaşlarını çatarak. "Ne dönüyor sizin aranızda yine?"
"Şaka yaptım," dedim hayretle onlara bakıyorken. Bu ailenin travmasının %20'sini biz oluşturuyor olabilir miydik?
"Yapmadı, benden gerçekten nefret ediyormuş, benden bıktığını söyledi." Drama queenliğini konuşturan çocuğa baktım ters ters.
"Abart kanka."
"Öyle dedin."
"Demedim."
Sırıttı. "Ne dedin? Allah'ın belası senden nefret ediyorum, senin gibi abi olmaz olsun demedin mi?"
Ağzım açık kaldı. "Oyunculuğa bak, tiyatroya verelim seni."
"Doğru," başını sallayarak diğerlerine döndü. "İnkar da etmiyor. Ben iyi bir abi değilim ve benden ölesiye nefret ediyor."
Yanımdan kalkıp uzaklaşacağı an, "Hayır be," diye bağırdım aceleyle. Beni dinlemeden uzaklaşıyordu. Mahir'in ile abimin onu umursamadan kafa sallamaları ve Selin abla ile Selen yengemin onu sırıtarak izlemesi nedendi bilmiyordum. "Ali dur! Ya seviyorum seni salak mısın? Başta kötü olmamız senin iyi bir abi olmadığını göstermez." Adımları durduğunda bana dönmesi için devam ettim. "İyi bir abisin salak, seni de çok seviyorum!"
Kocaman bir kahkaha atarak yönünü bana döndüğünde neşeyle diğerlerine bağırdı. "Biliyordum! En sevdiği abisi benim!"
Şok içinde kalan suratıma bakarak gülmeyi sürdürdüğünde masanın üstünde elime ilk gelen şeyi, sanırım o bir tuzluktu, ona fırlattım öfkeyle. Piç bana oyun oynamıştı!
Annem tuzluğu fırlattığım için beni azarlarken oynadığı oyun yüzünden pas vermediğim Baran dibimden ayrılmamıştı. Bu süreçte telefonuyla bizden uzaklaşan Yaman ise geri dönmemişti.
<3
Şu an burada bulunan ekibi kim bir araya getirmişti bilmiyorum ancak büyük bir hata yaptığı kesindi.
Yusuf abim, Mahir, Yaman, Ali ve ben bowling oynamaya gelmiştik. Dört kişilik açılan sahada elbette Ali ve beni eş yapmışlardı.
"İddia istiyorum!" dedi Yaman keyifle. "Kaybeden bir şeyler yapsın." düşündü bir süre. "Meyhanede hesap öder!"
Cümlesinin bitmesi ile birlikte abimin, "Abart amına koyduğum," demesi bir oldu. Yaman'ın bakışları Ali ile bana döndü. "Ulan siz her şeye böyle çomak mı sokacaksınız?"
"Kaybeden, kazananları yemeğe çıkarır." dedi Mahir çok akıllıca bir fikir bulmuş gibi.
"Abi biz para mı sıçıyoruz?" diye homurdandım. "Öğrenciyiz biz!"
"Düzgün konuş," dedi hemen Yusuf abim. "Ayrıca yemeği ısmarlayamıyorsan hazırlarsın."
"Yok," dedim Ali'yle başımızı aynı anda hayır diye salladığımızda. "Ben onu bir doğum günü akşamı bıraktım abi ya."
"Of," dedi Ali kalbini tutarak. "Bu acıttı!"
"Hadi hadi, başlamayın drama, çocuklar önden."
Ona göz devirerek rengi hoşuma giden toplardan birini aldım hemen. Şansıma top hafifti, genelde beğendiğim toplar hep ağır denk gelirdi ancak uğurlu topum olduğunu birkaç saniye önce kıçımdan uydurduğum bu top bana şans getirecekti. Bu yüzden büyük bir özgüvenle topu fırlattım.
"Kolsuz musun kızım ya!" diye bağıran Ali oyunun başından gergindi. Ne var özgüvenle attığım top direkt yana düştüyse?
Abimler kahkaha attığında hepsine surat asarak müthiş bir atış yapacağını sanan Ali'yi izlemeye başladım. "Bak izle," dedi göğsünü gere gere. Birkaç saniye sonra lobutları teğet geçerek araya giden topa eve ilk geldiğim gün bana baktığı gibi bakmasıyla büyük bir kahkaha attım. Kahkaham o kadar yüksekti ki abimlerde bana katılmışlardı.
"Çekilin lan beceriksizler," diyerek sırasını Mahir aldığında onun hepsini devireceğini bilerek daha da hırslandım.
Ve haklı çıkmışlardı. Mahir ve Yaman hırslanıp Ali Baran ve beni neredeyse ezip geçtiğinde Yusuf abim bize acıyarak rastgele sallamıştı topları. Onun sayesinde sonuncu olmaktan kurtulmuş, üçüncülük koltuğunda yerimizi sağlamlaştırmıştık.
Bu yüzdendir ki oturduğumuz masada Ali Baran herkesten mutluydu. "Bakın!" Yaman'ın sesi ile havaya kaldırdığı telefona yüzümdeki kocaman tebessümle baktım. Aynı tebessüme ev sahipliği yapan abim yanında oturan Ali'nin omzuna atmıştı elini.
Bir fotoğraf karesi, basit beş kardeşi kadrajına almış basit bir fotoğraf. Oysa şu hikayemi birisine anlatsam basit olmadığını çok iyi bilirdi.
Akgül'lerin tek haksız olduğu nokta bizi dört kardeş sanmalarıydı. Kim bilir, belki de bu hikayede bu yüzden onlardan ayrı büyümüştüm. Bize, anılarımıza, hayatımıza ait olduğunu bildiğim o insanı da bu hayata dahil edebilmek için.
Yusuf Akça, bir Akgül değildi belki fakat Akgül'lerin bir parçası, ailesi, yuvasıydı.
Yusuf Akça yuvamdı, beni bu hayata katandı. Onun bana cesaret vermediği, Akgül'ler ile kalmaktansa onunla beraber Hakkari'ye gittiğim bir evren var mıydı bilmiyordum ancak öyle bir evren varsa bile bunu yaşamamıza müsaade etmediği için ona minnettardım.
Ve biliyorum ki ailemiz de ona minnettardı.
<3
"Buyurun," dedim saygıyla çayı sehpaya koyarken. Asaf kikir kikir bana gülmekle meşgulken annesi kocaman gülümsemiş ve teşekkür etmişti. Selen yengem de keyif alır gibiydi. "Yengem bir çay suyu da koy istersen, abinler gelecekler."
Başımı sallayarak mutfağa gittiğimde birkaç dakika sonra Asaf da mutfağa gelmişti. "Bebeğim," dedi hemen sırnaşıp yanağıma bir buse kondurduğunda. "N'aptın?"
"Annenler görecekler, az uzak dur." diye homurdandım.
"Görsünler, o biliyor ki gelinin sen olduğunu." yanaklarım kızarmaya başladığında dirseğimi karnına geçirdim susması adına. Daha da sırıtmış, "alacağum seni babandan," demişti karadeniz ağzıyla.
"Babam hiçbir şey bilmiyor, kimi alıyorsun sen? Bir beş sene bekle bence."
Yanaştı azıcık. Yanağımdan bir makas aldığında, "Beş de değil on beş de beklerim, yeter ki kollarıma gelecek kişi sen ol." diye mırıldandı yüzündeki hafif tebessümle.
Hoşuma gittiğini elbette belli etmeyecektim. "Tamam şovmen, şovu kes."
"Şovlarımın hepsi sana."
"Iyyy!" öğürme sesi ile mutfağa giren Ali Baran sanki yanlışlıkla çarpmış gibi Asaf'ı benden uzaklaştırmıştı. "Salgın var kanka, uzak dur biraz. Naz hasta olunca 2 ay iyileşemiyor bir de, aman aman sana da bulaşmasın."
"Çok düşüncelisin kanka eyvallah." diye homurdansa da bana yaklaşmaya çalışmamıştı tekrardan. Bana döndü bakışları. "Sınavın ne oldu?"
"Bir haftaya açıklanır sanırım." dedim omuz silkerek. Nedense içim rahattı. Öyle ya da böyle o okula girecektim. Bu özgüven nereden geliyordu hiçbir fikrim yoktu ama diyorum ya, içim rahattı.
"Bizim sınav gününde açıklanıyormuş," dedi Ali. "Ben zırlarken sen gülüyorsun, evdekiler hangimize geleceklerini şaşırırlar."
"Saçmalama sizin de sınavınız güzel geçecek, benim de sonuçlarım güzel gelecek." Bilmiş bilmiş baktım yüzüne. "Sen demedin mi prime dönemimizdeyiz, yükseliyoruz diye?"
"Kızım ben derim, bana ne bakıyorsun? Evrenin demesi daha önemli."
"Ne ekersen onu biçersin, olumlu enerji gönder kanka, oluyormuş öyle." dedi Asaf alayla. Kendisi benim Sümeyye ile manifest yapıyor oluşumla dalga geçiyordu aklınca.
Manifest, dua, dilek her neyse onu yapıyordum. Beni anca onlar kurtarıyordu çünkü.
"Onu boş ver," Bakışlarımı Asaf'a çevirdim. "Annenler içerideyken çok bakma, utanıyorum!"
"Bak bak," Dedi Baran başını sallayarak. "Bak, abimler gelince ömürlük bakamazsın zaten."
"Sussana sen!" diye homurdandım ona. Bir gün fena halde patlayacaktık ama ne zamandı bilmiyordum. "Yaman nerede? Kaç gündür göremedim yüzünü."
"Bir davasıyla boğuşuyordu en son," dedi Ali, omuz silkti. "Gelecek bugün. Akşam bahçede yemek yiyeceğiz," Asaf'ı işaret etti. "Bunlarla."
"Anneme bu dediğini diyeyim de sana yaptığı börekleri getirmesin." Asaf, "Anne!" diye seslenerek mutfaktan çıktığında, "Yalan!" diye bağırarak çıkmıştı Ali de.
Gülerek telefonumu aldığımda Yusuf abimin attığı fotoğrafı açtım. Mahir, o ve babam bakkaldaydı. Babamla gülerek bakkalın önünde tavla oynuyorlarken Mahir kolunu kapıya yaslamış, gülerek onları izliyordu. İki dakika sonra kavga ettiklerine emindim ancak ispatlayamıyordum.
Siz: Hırslanıp kavga etmediğinizi söyleyebilir misin?
Yusuf abim: Hayır
Yusuf abim: Baban oynamayı bilmiyor
Siz: JHCIUSDJNFCPIWHFCIMLS
Siz: Ayyyynen abi
Yusuf abim: Mahir eşek gibi sırıtıyor döveceğim şimdi
Siz: Dokunma adama
Siz: Benimde karşımda böyle bir tablo olsa bende gülerdim
Yusuf abim: Edebiyat yapma
Yusuf abim: Seher abla şu yayla çorbasından yapacak mı akşama?
Siz: :D
Siz: Söylerim yapar
Yusuf abim: Hayır söyleme boş ver
Siz: Dicem ki
Siz: Yusuf abim senden çorba istiyor dicem
Siz: ÇOK SEVİYORMUŞ SENİN YAPTIĞINI NOLUR YAPSIN DEDİ DİCEM
Yusuf abim: Küçükken seni tam dövememişim
Yusuf abim: Seni geberteceğim
Siz: Bende seni seviyorum abiiş
Daha fazla bekletmemek için salona geri döndüğümde sakince Ali'nin yanına oturmuş, annemlerin dedikodusunu dinlemeye başlamıştım.
<3
Sessizliği sevdiğini sanıyordu insan gerçek bir gürültüyle tanışmadan. Gülüşmelerin eksik olmadığı, tatlı kızgınlıkların eşlik etmediği, sevgininde saygınında eksik olduğu, tercih sandığı sessizliği...
Bir gürültü hakimdi bahçesinde bulunduğum evin içinde. Uzun bir masa vardı bahçede. Üstünde birçok servis açılmıştı, kalabalık bir sofraydı. Asaf ve ailesi vardı, Zeliha'nın ailesi gelememişti ancak kendisi buradaydı, Sümeyye'nin ve İsmail'in ailesi de buradaydı. Mahir, Selin abla... Herkes buradaydı ancak gözümün aradığı bir kişi vardı inatla. O daha gelmemişti ve ben nerede olduğunu ölesiye merak ediyordum.
"Naz," başımı İsmail'e çevirdim. Ailelerimiz daha yeni tanışıyordu ve ben her şeyde olduğu gibi buna da heyecanlanıyordum. "Yaman abi yok mu?"
"Valla bende onu bekliyorum." diye homurdandım gerçek bir isyanla. Hem ortada yoktu hem de telefonları açmıyordu. "Gelir herhalde birazdan."
"Gelir gelir," geçiştirir gibi elini omzuma vurdu. "Sizinkiler bu akşamı nereden planladı? Ordu gibiyiz, mahalleye savaş mı açmaya karar verdiler?"
Ona istemsizce güldüğümde başımı iki yana salladım. "Uzun zamandır planlıyorlardı, bu akşam olsun dedik işte."
"Naaz!" Zeliş yanında sürüklediği Sümeyye ile yanıma geldiğinde İsmail'in bir fazla keyifleniyor olduğunu, Sümeyye'nin ise bir fazla utanıyor olduğunu görmek kaşlarımı çatmama neden oldu. "N'aptın kanka?"
"Aynı kanka, sen ne yaptın?"
"Bizde de durumlar aynı."
Başımla abimlerle beraber oturan Baran'ı işaret ettim. "Aynı mı gerçekten?"
"Bir girls night talep ediyorum!" diye atıldı Sümeyye. "Herkesin anlatması gereken şeyler var belli ki."
"Yarın akşam saat sekizde, bizde?" duraksadım. "Pijamalarınızı da alın. Sizinkileri ikna edersek bizde kalırsınız."
"Kanka sizde olmaz Baran var," Zeliş başını iki yana salladığında Sümeyye, "tamam tamam." Dedi hemen. "Bende olur, bizde annemle babam var onlarda erkenden uyurlar zaten. Çekirdek alırım ben."
"Bende cips falan alırım."
"İçecekler de benden o zaman." Dedim bana kalan son tercih ile.
Kızlarla konuşmamız uzun süre devam ettiğinde neredeyse akşam olmuş, yemeklerimizi yemiş ve hatta çoğu misafirimiz evine gitmişti. İsmail, Sümeyye ve Asaf'ın aileleri evlerine gittiğinde onlar buradalardı.
Annem hala Yaman'ın gelmemesine söylenirken Yaman rahatlığından telefonları bile açmıyordu. "Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor..."
"Of!" diye neredeyse bağırmıştım. Sanki sesimi duymuştu, bir araba evin önüne park ettiğinde arabanın sahibi tabii ki de Yaman'dı.
"Seher abla!" diye bağırdı Zeliş annemin Yaman gelirse haber verin görevini üstlenerek. "Yaman abi geldi!"
"Gelsin gelsin, bulaşığı yıkayacak adam arıyordum bende." diye söylenerek yanımıza geldiğinde kapıya gitmemişti. Daha doğrusu gidememişti çünkü Yaman elinden tuttuğu bir kadınla beraber kapıda görünmüştü.
Ben bu kadını nereden tanıyordum?
"Bu kadar kalabalık olduğumuzu unutmuşum." diye homurdandığı sırada pek keyifli gözükmüyordu. Gözlerim kadına döndüğünde gözlerini kaçırdığını ve hatta elini Yaman'ın elinden çekmeye çalıştığını fark edebilmiştim.
"Hoş geldin," dedi annem yarı şaşkın halinden kurtularak. "Kızım sende hoş geldin," dediğinde kız anneme dönmüş utangaç bir halde başını sallamıştı.
"Baba," dedi Yaman. "Size söylemem gereken bir şey var."
"Oha!" dedim bir anda aklıma gelen kişiyle. "Sen o kadınsın!"
Yangından kurtardığımız kızdı bu. Yaman'ın davasını üstlendiği, en son hastanede kalan kadın.
"Ayperi," dedi Yaman hitap şeklimden hoşlanmadığını belirtecek şekilde. Bir anda anne ve babamla ayrı konuşmaktan vazgeçmiş olmalı ki hepimizi şoka sokacak o cümleyi kurdu. "Ayperi artık bizimle kalacak."
"Oha kızı mı kaçırdın?!" ağzımdan çıkan cümleye engel olamadığımda en son gördüğüm şey annemin kalbini tutarak neredeyse yere yığılıyor olduğuydu. Neyse ki abim onu tutmuştu ancak daha büyük bir problemimiz vardı.
YAMAN KIZ KAÇIRMIŞTI!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 53.71k Okunma |
5.48k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |