50. Bölüm

49. Düğün Dernek

Neseli Gezgin
neseligezgin

 

<3

 

Simay Naz Akgül


İnsan kaçtığına daha çok yaklaştığını, kaçtığının kollarına düştüğünde anlıyordu. Nefes nefese, ağlaya sızlaya kaçmaya çalışmıştım bu aileden. Yemiştim zaten başta bir darbe, ne gerek vardı aileye? İstenmiyordum da, neyin çabasıydı bu?

Beni istemediğini belli eden, yanımda olduğunu söyleyen ve git gelli ruh haliyle ne istediğini bilmediğim üç ayrı abiye sahiptim, üçünden de kaçmaya çalışmıştım.

Daima yanımda olan, beni istediklerini söyleyen anne babaya sahiptim, koşarcasına kaçmaya çalışmıştım.

Kaçmış ancak kaçarken düşmemek için yine onlara tutunmuştum. Tutunduğumda ise kaçmaya çalıştığımı değil aslında en başında tutunmak için çırpındığımı anlamıştım.

Adımımı bu bakkala attığım ilk gün... Bel ağrısından kutuları taşıyamadığı için ona yardım ettiğim gün... Onu görmek için, bazen annemin elime tutuşturduğu yemekleri götürmek için, bazen Ali Baran'ı şikayet etmek için geldiğim günler...

O günlerde de böyle huzurlu hissediyor muydum? Kendim bile emin değildim ancak şu an gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki, hiç bu kadar huzurlu olmamıştım.

"Evet Erkan amca, 80 lira." dedim karşımdaki adama, aldığı ürünlerin fiyat toplamını söylerken.

"Kadir'im, akşam vereyim mi? Berkay yine cüzdanımı almış!" Elini cebine attığında karşılaştığı boşluk ile söylenen amcaya gülmemek için direnirken babam çekinmemiş, gülerek başını sallamıştı. "Olur Erkan'ım, olur."

Erkan amca bakkaldan çıkarken, "Berkay bu ay kaçıncı kez aldı cüzdanı?" dedim gülerek babama döndüğümde. Mahallede geçirdiğim günler arttıkça mahalle sakinlerini de tanımaya başlamıştım tabii. Henüz 5 yaşında olan Berkay'ın dedesi her para vereyim dediğinde cüzdanı veriyor sandığını, bu yüzden cüzdanı geri Erkan amcaya vermediğini biliyordum.

Bilmem dercesine dudak büktü babam. "Sen yoruldun mu bakalım?" yanıma yanaştığında ellerimi tuttu, dudaklarına götürdü. "Ressam olacak benim kızım, yormasın ellerini."

"Ya," dedim gülerek, birazda utandığımdan ellerimi kaçırarak. "Abartma istersen. Hem sevkiyat geldiğinde Ali'ye attırdın tüm malları zaten."

"O eşek dururken benim kızım mı atacaktı?" dedi bana kınar bakışlarından atıyorken.

Güldüm tavrına. "Tamam tamam, demedim bir şey." Gelen müşteriye o baktığı sırada çalan telefonumu cebimden çıkardım bende. Arayan kişi Selen yenge olduğundan arayan gerçekten o mu yoksa ikizlerden biri miydi emin olamıyordum. İkizlerin annelerinin veya babalarının telefonu alarak insanları arama özelliği vardı maalesef ki. Merakla hangisinin aradığını öğrenmek için telefonu açtığımda, "Alo Naz'ım nasılsın?" diyerek konuşan sesle cevabımı almıştım tabii ki.

Arayan Selen yengeydi. Çok aramazdı beni, onun yerine eve gelirdi bu yüzden merakla cevap verdim. "İyiyim yenge, sen nasılsın?"

"İyiyim yengem bende, müsait misin? Yardımına ihtiyacım var."

"Müsaitim tabii, sen ne dilersen yengelerin gülü."

Güldü neşeli neşeli. "Selin'in yanına gitmem gerek, düğün hazırlıkları biliyorsun... Müsaitsen ikizlerle birkaç saat oyalanabilir misin?"

Annemle beraber o da gidecekti anlaşılan. Selin ablanın ailesi yanında olmadığından hem kız tarafı hem erkek tarafıydık ancak içimizde en kız tarafı olan tabii ki Selen yengemdi. "Tamam yenge, geliyorum ben beş dakikaya." dediğimde vedalaşarak telefonu kapattık.

Müşteriyi göndermiş olan babam birkaç saniyelik boşluktan yararlanarak bakışlarını bana çevirdi. "Nereye gidiyorsun?"

"Yengem çağırdı, Selin ablalarla alışverişe çıkacaklar kesin. Annemde gidiyor ya, ikizlere bakar mısın diyor."

Başını salladı. "Bende Ali'yi çağırdım buraya baksın diye, Yusuf abinle çıkacağız bizde."

Gülümsedim kocaman. Abime daima aile gibi hissettirmeleri bana bile ilaç gibi geliyorken kim bilir abime nasıl geliyordu? "Baba," diye mırıldandım. "Teşekkür ederim."

Kaşları çatıldı. "Sebep?"

"Abime de böyle olmanız, ne bileyim insan öz çocuğuna bile iyi davranmıyorken siz onu ailedenmiş gibi-"

"-Miş gibi değil, aileden." diyerek kesti sözümü. Kızmış gibiydi bu sözüme. "Sen teşekkür et diye de yapmıyoruz, yürü git abinlere, deli kız."

Gülümsedim. Gülümsemek de değildi, otuz iki diş sırıtıyordum artık. Kollarımı onun boynuna bir saniye beklemeden doladığımda, "Çok seviyorum seni! Çok, çok, çok, çok seviyorum hem de! İyi ki benim babamsın!"

O da gülerek kollarını bana doladığında, "Deli kız..." diye homurdandı yeniden.

"Ohooo! Baba kız ilişkinizi bozacağım ama kusura bakmayın ben geldim!" Bakkala bağırarak gelen Ali'den başkası değildi elbette. Kolumu ona doğru açtığımda ilk başta burun kıvırdı ancak babamın, "Gel sıpa!" demesi ile koşar adımlarla yanımıza gelmiş, kollarımızın arasına girmişti.

"Vay be," dedi üçümüzde sarılmış halde duruyorken sıkılmış gibi bizden uzaklaştıktan hemen sonra Ali Baran. "Kadere bak, fıstığımızı kollarımız arasında tutmayı da nasip etti."

"Aman dikkat et, sen kolların arasındakini kaçırmayı da bilirsin."

"Başladılar, yine başladılar..." Diye homurdandı babam ikimizden de uzaklaşarak. O sırada içeri giren müşteriyle ilgilenmek için kaçar gibi gitmişti.

"Salak," Dedi homurdanarak bana dik dik bakan Ali Baran.

"Kes," göz devirdim ona. "Gidiyorum ben. İkizlere bakacağım. Düğünümüz var malum, alışverişe gidecekler."

"Bu bakkal yine benim başıma kaldı, Allah'ım sen sabır ver."

Güldüm. "Allah kurtarsın abiciğim, ben kızlarla ikizlerle takılacağım."

"Zeliş'i yorma, ikizler kızın tepesinden inmiyor."

Ona dönmeden keyfim yerinde, mırıldanarak çıktım bakkaldan. "Aşıksın... Dırırırım, aşıksııınnn..."

<3

 

Bu evi seviyordum. Selen yengeyi hep sevmiştim, keza ilk geldiğim günden beri ikizleri de öyle. Akça'lar henüz evlenmemişlerdi, hala olmak nasıl bir his bilmiyordum ancak ilk geldiğim günlerde üstüme atlayan ikizlerle öğreniyordum.

 

Babalarına geleceksek... Bir süre gelmeyelim. Kararlılık denince de ben. Kendi kendime göz devirdiğim sırada salona Selen yenge geldi. "Güzelim, ben gidiyorum sen istersen kızları da çağır. Ne kadar sürer bilmiyorum annem de gelecek, eğer durduramazsan söyle ben gelirim yapacak bir şey yok."

 

"Ne demek durduramazsan?" bakışlarım ikizlere döndü. "Halalarıyla durmazlar mı onlar?"

 

"Dururuz ki!" dedi Defne hemen koltukta yanıma atlayarak.

 

"Çok özledim halamı!" dedi Ömer de diğer yanıma oturduğunda. Gülerek ikisini de kollarım arasına aldım, saçlarına öpücük kondurdum.

 

"Sen merak etme yenge, biz çok eğleneceğiz. İzin verirsen, kızları da çağıracağım, olur mu?"

 

O da gelip önce beni sonra ikizleri öptü. "Olur yengem, ben mesaj atar, ararım zaten seni. Yemek de yaptım, tatlı da var dolapta. Seversiniz diye kola da aldırdım abine ama ikizler çok içmesinler olur mu?"

 

O kola der demez ikizlerin kulaklarını kapatmama güldüğünde başımı salladım. Vedalaşarak evden çıktığında, "Eveeet!" dedim ayaklanıp ikizlerime bakarken. "Söyleyin bakalım, ne yapıyoruz?"

 

"Evcilik oynayalım halaa!" diye bağırdı anında Defne.

 

"Ya of! Hep evcilik oynuyoruz hala, bir kere de maç oynayalım!" Ömer hemen küserek kollarını çiçek yaptığında güldüm onlara.

 

"Öncelikle maç işi yaş," dediğimde Defne güldü. Ona çevirdim bakışlarımı. "Ama Ömer sevmiyorsa bu seferlik evcilik de oynamıyoruz. Ortak oyun seçeceksiniz."

 

İkisi bir an birbirlerine baktılar ve gülerek bana döndüler. Aynı anda, aynı neşeyle bağırdılar. "Park!"

 

Zil çaldığında bir dakika işareti yaptım onlara. "Kapıya bakıp geliyorum, düşüneceğim teklifinizi, usluca oturun burada." ikisi de aynı anda başını salladığında gülerek kapıya gittim.

 

Kapıyı açtığımda karşılaştığım Mahir, uzun süre sonra teke tek karşılaştığımız anda gülümsedi. "N'aptın abim?"

 

"İkizlere bakmaya geldim." dedim cevabını bildiği soruyu sormasını görmezden gelerek. "Sen ne yaptın?"

 

Ceketini çıkarıp içeri girdiğinde, "Üstümü değiştirmeye geldim, Yusuf'a alışverişe gideceğiz babamlarla." dediğinde yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadan baktım ona.

 

Artık alışmıştım abimle böyle olmalarına ancak içimde geçmişi bir an olsun unutmayan Naz duygulanmadan edemiyordu. "Ayperi peki?" dedim merakla.

 

"Yaman abin yanında, işleri varmış, o gelmeyecek." dediğinde abin kelimesini kullanırken bakışlarını yüzümden çekmiş salona ilerlemişti. Onu kırdığımı biliyordum ancak ona samimiyetsiz, zorundalıkla söylenmiş bir abi kelimesini vermeyecektim.

 

Mahir'i seviyordum. Günlerim onun bana Yaman gibi ılımlı mı yoksa Ali Baran gibi beni istemiyor mu ikilemini çözmekle geçerken aslında beni sevdiğini ve istediğini anlamıştım. Sadece diğerlerine göre uzaktık, aynı evin içinde kalmamamız bunun ana sebebiydi. Onun kendi ailesi de vardı ve bu yüzden sık sık konuşamamıştık. İçimden bir ses eğer çocukluğumu onlarla yaşasaydım aralarında en çok onu seveceğimi söylüyordu.

 

O içeri girdiğinde ikizler sanki yıllardır babasıyla görüşmemiş gibi adamın üstüne atılmışlardı. Onların bu babacı tavırları göz devirmeme neden oldu. Sanki ben fırsatını bulduğum ilk an bakkala koşmuyorum. Kendi kendime homurdanmama güldüğümde bende yanlarına gittim.

 

Defne ve Ömer koşturarak odalarına gittiğinde bende sakince Mahir'in yanına oturmuştum. "Kızgın mısın bana?"

 

Bakışlarını bana çevirdi. "Hayır, neden?"

 

"Yusuf abime, onca lafa rağmen Ali'ye bile abi dedi, bana boka bakar gibi bakıyor demişsin."

 

Duraksadı bir an. Yusuf abimin bunu bana söylemesini beklemiyor gibiydi. Ya da o bana söylese bile bunu ona söylemeyeceğimi düşünüyor olmalıydı. Benim amacım ona kendini kötü hissettirmek olmamıştı hiçbir zaman.

 

"Kırgınım," dedi sakince. "Çok seviyorum seni, hepimiz zor zamanlardan geçtik, aştık çoğu şeyi de ancak sana hiç yaklaşamamışım gibi hissediyorum bazen. Senin suçun değil ama ne bileyim, her abi dediğinde o üçünden önce sana dönüyor olduğumda gözlerini asla kendi üzerimde bulamamak kırıyor."

 

"Seni seviyorum, seninle adam akıllı diğerleriyle olduğu kadar yaklaşamadık evet." dedim onaylar gibi başımı salladığımda. "Bu biraz da içinde bulunduğumuz hayatlar gereği böyle oldu, yapabilecek bir şey yok. Sana henüz abi demiyor olmam abim olmadığını göstermez, aksine göğsümü gere gere gururla söylediğim bir gerçek senin de abim olman. Özür dilerim ama sen kırıldın diye zorunda hissederek samimi olmayan bir kelimeyle gelmeyeceğim sana. Ne zaman doğru olduğunu hissedersem o zaman geleceğim yanına, asla da sızlanmadan, utanmadan göğsümü gere gere diyeceğim. Abimsin, ben sana abi demesem bile. O gün geldiğinde sadece o kelimeyle seslenmiş olacağım, hiçbir şey değişmeyecek."

 

Gülümsediğimde aynı anda o da bana gülümsemişti. Kollarımı onun boynuna doladığımda o da karşılık vermiş, sımsıkı sarılmıştı bana.

 

"İyi ki benim kardeşimsin lan," dediğinde kahkaha attım.

 

Hatırladığım anla taklidini yaptım gülmemi durdurduğumda. "Nazlı'ya ulaşamıyorum, sizin telefonunuzu açtı mı?" Memnuniyetsiz bir bakış oluştu yüzümde. "Hayvan beni görmezden gelip söylediğin o cümleyi de unutmadım mesela."

 

"Hayvan?" dedi başıma bir sille çakıp benden ayrıldığında.

 

"Pardon ama yaptığın ayıptı Mahir'cim."

 

"Senin yaptığın daha ayıptı."

 

İnanamazca baktım ona. "Ben ne yapmışım?"

 

"Beni özlememiş gibi görmezden gelip laf yetiştirdin."

 

"Kardeşin ayağımı kırmıştı, sende 1 hafta boyunca gelmemiştin yanıma."

 

Sırıttı bıyık altından. "Beklemiştin yani beni?"

 

"Ne münasebet?"

 

"Ölmüşsün bir hafta bensizlikten ne anlatıyorsun?"

 

"Abart, rüyanda mı?"

 

"Hastaneden çıkınca bile yapıştın boynuma, bir daha gitmeyeyim diye kesin."

 

Göz devirdim. "Kucağına aldın, düşmemek için tuttum."

 

"Tabi tabi, beni bırakmamak için olduğunu bilmiyor gibi yapacağım."

 

İkizler koşarak salona geldiğinde yine babalarının kucağına atlamalarına göz devirerek mutfağa ilerlediğimde Mahir arkamdan evin her bir köşesinde yankılanacak kadar yüksek bir kahkaha atmıştı.

 

<3

 

1.5 ay sonra...

 

Aşk sende olmayanı bulmaktı. Aşk ilk gördüğünde gözünü alamadığın, anlam veremediğin o kalp çarpıntısıydı. Aşk öyle güzeldi ki, düşmanımın bile yaşamasını isterdim. Aşk bu hayatta insanın başına gelebilecek en güzel şeydi.

 

Ama abimin aşkı? Duraksadım bir an, görümce damarım atıyor olmalıydı yoksa bu içimdeki kıskanç kız çocuğunun kollarını göğsünde toplayarak küsüp, Selin ablaya ters ters bakmasının başka anlamı yoktu.

 

"Selen," dedi onu gelinliğin içinde dolu dolu izleyen kardeşine. Odada üçümüz vardık sadece. Bana kısa bir bakış atıp geri döndü kardeşine. "Sevdadan değil, oğlum için."

 

Sesi acı çeker gibi, sanki keşke sevdadan olsa der gibi çıkmıştı.

 

Yengem gülümsedi dolu gözleriyle. "Ablam, Yusuf'u tanıdım ben. Sevdadan olmasa ne olur? Sana bu dünyada cenneti yaşatacak."

 

İkisine de dik dik bakmaktan alıkoyamadım kendimi. "Benim abim dünya iyilik elçisi mi?" dediğimde ikisinin de bakışları bana döndü. Selen yenge kaşlarını çattığında Selin abla yutkunmuştu. "Abla, abimin sana olan duygularını gözlerinden de mi görmüyorsun? Seni sevmese korur geçer, evlenmen mi lazım? Güvendiği bir insandan rica etmesi yeterlidir. O sana benimle evlen dediyse çocuğunu kendi çocuğu gibi gördüğündendir. Seninle evleniyorsa, sana hissettiğindendir." Onun o gözünde korkan kadını gördüm. Hislerinden korkan o kadını gördüm ama anlamadım. "Ne yaşadın, ne yaşattılar bilmem ama sen bil, yengem haklıydı, abim sana cenneti yaşatacak."

 

Bakışları ellerine döndüğünde gözlerinden akan yaşı tutamadı. "Şüphem yok."

 

"Ağlama, abim hepimizden kan alır!" dedim panikle bulduğum peçeteyle yüzünü silmeye çalışırken. "Abla bilerek mi yapıyorsun?"

 

Ağlarken gülmeye başladığında, "Keşke mecburiyetten değil de birbirimize aşkımızı ilan ettikten sonra evlenseydik. Keşke oğlumun babası o olsaydı." yutkundum. Keşke. "Şimdi kim inanır onu sevdiğime?"

 

"O ne demek? Eli ikna etmek için mi çabalayacağız?" dedi Selen yenge sinirle.

 

"Bana bak," dedim bir an kaşlarımı çatarak. Saygısızlık umurumda değildi, o günde kadının söylediklerine mi takılıyordu hala? "Abim inanıyor mu? Asıl mesele bu. Sen bu hayatta tek bir adamın elini tutacaksın, elin lafına bakacak o kısmı da geçtiniz."

 

Ciddiyeti bozmak adına sırıttım, Selen yengeye döndüm. "Gerçi abim sen onların lafına bakma diye kulaklarını kapatır senin."

 

Yüzlerinde az biraz gülümseme olduğunda yengem Selin ablanın makyajını tazeledi. Kapı tıklatıldığında damadın geldiğini anlayarak ayaklandık. Allahtan yengem elini hızlı tutmuştu yoksa abim ağladığını anlasaydı gerçekten kan alırdı bizden. Zaten kan beni gererdi, hiç mi hiç gerek yoktu.

 

Abim kapıyı yavaşça araladığında ve arkasındaki Yaman abim ve Mahir'le odaya girdiğinde gözü tabii ki ilk önce Selin ablayı görmüştü. Olduğu yerde donan adam baştan aşağı Selin ablayı süzerken hayranlıkla ağzı açılıvermişti.

 

"Ağzını kapa, sinek girecek." diyerek gülen Selen yengem hemencecik kocasının yanına gitmişti. Mahir abim onu kollarının arasına aldığında saçlarına minik bir öpücük de kondurmuş, eşini de alarak çıkmıştı odadan.

 

O an Yaman abim bana kaş göz işareti yaptığında anlamadan baktım suratına. Yusuf abim göz devirdiğinde, "Müstakbel karımla baş başa kalacağım Naz, gitsenize."

 

"Heeee!" dedim aydınlanmayla Selin ablanın yanakları al al olmuşken. Yaman abim kolumdan çekiştirerek beni odadan çıkardığında arkamızdan kapıyı da kapatmıştı. "Abiş," dedim nazlana nazlana. "Yusuf abim gerçekten aşık değil mi?"

 

"Evet." dedi merakla sorumun devamını merak eder gibi bakışlarını bana çevirdiğinde.

 

"Selin abla da ona."

 

Başını salladı. "Evet abisi."

 

"Mahir abimle yengemi zaten söylemiyorum."

 

Kaşlarını kaldırdı. "Evet?" ses tonu bir zahmet der gibi çıkmıştı.

 

"Sende Ayperi ablaya aşıksın?"

 

"Evet." o an verdiği cevapla duraksasa da aksini iddia etmedi. "Öğrenmek istediğin o deli kadına aşık olduğumsa, evet, ona aşık oldum."

 

"Ayperi abla peki?"

 

O an içeri girdiğimiz andı. Düğün salonunda çok kişi olmasa da sevdiğimiz saydığımız herkes vardı. O kalabalık arasında gözleri Ayperi ablayı bulduğunda sanki Ayperi abla da onu bekliyor gibi etrafta gezdirdiği bakışlarını abime çevirdi. Şimdi ikisi de göz gözeyken, "İnşallah." dedi abim derin nefes alarak. "İnşallah aşıktır yoksa ben onun bu bakışlarından boş yere ümitleniyor olacağım."

 

Bakışlarım Ayperi abladayken gülümsedim. Kimseyi tanımıyordu. 1,5 aydır ne kadar tanıdıysa o kadar biliyordu burada ki insanları, sıkılmış görünüyordu. Muhtemelen etrafa olan bakışları abimi bulmaya çalışmaktı. Zaten abimi görür görmez onda takılı kalan bakışları ve asık olan suratının hemen bir gülümsemeyle aydınlanması bunu doğrular nitelikteydi. "İçimden bir ses o da sana boş değil diyor abi." dediğimde yanından gülümseyerek ayrıldım ve Asaf'ların olduğu masaya ilerledim. Tahminimce o da Ayperi ablanın yanına gidecekti.

 

"Hoş geldiniz," dedim damadın kız kardeşi özgüveni ile Asaf'ın anne ve babasının ellerini öperek saygıyla. Onlar da bana karşılık verdiğinde bakışlarım Asaf'ın kardeşine döndü. "Sende hoş geldin Nil."

 

Abisi gibi ismini uzata uzata söylemediğim için bana bayıldığını bin bir kez söylemişti. "Hoş buldum Naz abla, ne güzel olmuşsun."

 

Gülümsedim içten bir şekilde. "Sen benden daha güzelsin."

 

"Gel kızım," dedi Asaf'ın babası. "Otur kalma ayakta."

 

Onun gösterdiği boş sandalyeye oturduğumda gelenleri karşılamak için kapıda bekleyen annem ve babam da artık içeriye geçebilmişti. Bakışlarım Asaf'a kaydığında bakışlarıyla masa altını işaret etti. Merakla bakışlarım masa altına döndüğünde tüm parmaklarını birleştirmiş, çok güzel olmuşsun dercesine sallıyordu. Gülerek bakışlarımı çektiğimde onun da yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

 

"Biz çocukların yanına gidiyoruz," diyen Asaf beni de peşinden kaldırdığında masadan uzaklaşan birkaç adımımızla beraber, "Çok güzel olmuşsun." diye mırıldandı.

 

"Onu yaptığın hareketle anladım zaten." güldüm neşeyle. "Ama saklayamayacağım sende çok yakışıklı görünüyorsun."

 

"Hepsi senin yanına yakışabilmek için."

 

Diğerlerinin yanına gittiğimde kızların dehşetül vahşet olduklarını görmek çocuklara hak vermeme neden oldu. Ali Baran ve İso tetikte olmayacaktı da kim olacaktı? Benim bile dibim düşmüştü onlara.

 

Onlarla konuştuğum süreç dakikaları aştığında açılan şarkıyla içeri giren Yusuf abim ve Selin ablayı yüksek sesle alkışlamaya başladık. Mahir abim, Yaman abim ve Ali Baran ıslık çalmaya başladığında güldüm neşeyle.

 

Yerlerine geçmeden ilk dansa geçtiklerinde onları videoya alıyordum.

 

"Bir gün seninle böyle olacağız." diye mırıldandı yanımdaki Asaf.

 

"Beni alman bi' hayli zor olacak farkındasın değil mi?"

 

"Olsun, ben senin zorluğunu da seviyorum. Oturtacağım seni o nikah masasına kızım. Yusuf abin bile bir şey diyemeyecek."

 

"Kız videoda salak!" dedi Sümeyye konuştuklarımızı duymuş olmalıydı. Gülerek baktı çektiğim videoya, hala da çekiyordum. "Yusuf abi ilk dansını yaparken kız kardeşine bu teklifle gittiğini öğrenirse seni lime lime parçalar!"

 

"Babam engel olur." dedi kendinden emin bir sesle.

 

Kaşlarımı kaldırdım. "Sadece Yusuf abime, o da komutanı olduğu için. Mahir abimler?"

 

"Allah beni onlardan korusun."

 

Kahkaha attığımda, ilk dansını bitiren çiftle elinde mikrofonu tutan adam, "Diğer çiftlerimizi de alalım piste!" diye bağırmış gelin ve damadımız masalarına geçtiğinde herkesi tekrardan herkesi davet etmişti.

 

Mahir abim Selin yengemi, Yaman abim Ayperi'yi, Ali Baran Zeliş'i, İso Sümeyye'yi dansa kaldırdığında küçük Defne ve Ömer bile dans ediyorlardı. Doruk dudaklarını büktüğünde gelinliği ile yerinden kalkan Selin abla minik damatlığını giymiş olan Doruk'u kucağına almış, onunla dans etmeye başlamıştı.

 

O sırada Asaf elini uzattı bana. "Bana bu dansı lütfeder misiniz hanımefendi?"

 

"Memnuniyetle beyefendi." dedim elini tutarak.

 

Ellerini belime yerleştiğinde, kollarımı omzuna yerleştirdim. Olduğumuz yerde sallanıyorken, "Abin gözlerini üzerime dikti." diye mırıldandı Asaf kaçamak bakışları damatlığı ile masada oturan abime çevirdiğinde.

 

Güldüm. "Korkuyor musun?"

 

"Hayır dersem yalan olur."

 

"Korkmalısın da." dedim gülerek. Bu onun gözünü korkutmak istediğim bir şey değildi. Birden fazla abiye sahiptim ve maalesef ki hepsi de aşırı kıskanç abilerdi. Asaf'ın işi çok zordu.

 

O an, ne ara yanımıza geldiğini anlamadığım abim kolları arasındaki Nil'e göz kırptı. "Asaf, kardeşleri değiştirelim koçum." dediğinde saniyeler içinde Yusuf abimin kollarında ben, Asaf'ın kollarında ise Nilgün vardı. "Oh sonunda!" dedi abim derin nefes vererek. "Ben bu çocuğu vururum Naz, ne demek benim kardeşimi dansa kaldırmak?"

 

Neşeyle kahkaha attım çünkü beni kıskanması o kadar çok hoşuma gidiyordu ki! "Abi, bugünün yıldızı sensin, takılmasan mı buna?"

 

"Düğünden sonra kaçsın, albayın oğlu demeden döveceğim onu."

 

O kadar mutluydum ki yine kahkaha atmadan durduramadım kendimi. Ben hayatımın sayılı olan en güzel günlerinden birini yaşıyordum. Abim, canımın içi evleniyordu ve ben bu anında da yanında, kollarındaydım. Biz birbirimizin daima yanında olacak, daima arkamızda dağ gibi duracaktık. Ama ikimiz de artık tek değildik, ikimizin de bir ailesi vardı ve o aile bizi hayata katmıştı.

 

Akgül ailesi sadece öz ailem değil, abimin de benim de her şeyim olmuşlardı.

<3

 


S.nazakgul: Gururlu bir anneyim😭🤍 @yusufakca @selinakca

 

Yusufakca:🤍
*gönderi sahibi tarafından beğenildi*

 

Selinakca: Naz🥹🥹
↪️ S.nazakgul: Yengelerin biriciğiii💗

 

A.baranakgul: Selin ablayı da Akça yapmak imajımız açısından kötü oldu
↪️s.nazakgul: Travmam azdı sus ben Akgül saydım onu.

 

Selenakgul: Çerçeveletip duvara asmalık🧿🧿
*gönderi sahibi tarafından beğenildi*

 

Yamanefeakgul: İki abiyi de evlendirdim sıra bende artık
↪️s.nazakgul: Hayır sen evde kaldın

 

İsoderler: MASAALLLAAAAHHHH🧿🧿 Darısı bizim basımıza @sumeyye
↪️sumeyye: Evlenme teklifi miydi bu?
↪️isoderler: Belki?
↪️sumeyye: Hayır
↪️A.Baranakgul: İSO AĞLİYO XJNWĞCMWĞFÖDPCMWPXMWPQ

 

Asaf.birdanoglu: Seninle söyle bi' poz vermek...
↪️ Mahiraakgul: ?
↪️Yamanefeakgul: ??
↪️Yusufakca: ???
↪️A.baranakgul: Nah çekerdim size
↪️S.nazakgul: Sana işin zor demiştim...😩

<3

Finalde görüşürüz!!!!

Bölüm : 03.01.2026 19:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...