12. Bölüm

6.Bölüm "Kaçamak"

parla den
parla.den

Odamdaydım. Ders çalışmak yerine, insanların yanında dinlemeye bile utanacağım bir şarkıyla kendi kendime dans ediyordum. Evdeyken kulaklık takmayı sevmiyordum. Bu yüzden muhtemelen kardeşlerim şarkıyı net bir şekilde duyuyor ancak umursamıyorlardı.

Penceremden yine bir tıkırtı. Kuşlar penceremi tıklatmaya alışmışlardı, diye düşündüm kendi kendime. Acaba, o muydu? Heyecanlanmıştım. Perdeyi açtım.

"Sen?" Şaşırmıştım. Pencereyi açtım.

"Ne işin var burada?" Ağzım açık kalmıştı. Yine ne için gelmişti?

"Seni görmek istedim." Sadece şaka yapıyordu. Karnımı tutuyordum. İçeride yaşanan kargaşa, önlemeye çalıştıkça tüm vücudumu sarıyordu.

"Neden?" Komite toplantısı gününden beri Demir yine kayıptı. Başının belada olduğuna emindim artık ve yine aniden yanımda belirmişti.

"Yardım eder misin, böyle mi kalayım? " Pervazdan destek alarak bir ayağını içeri atmıştı. Elinden tutup içeri girmesine yardım ettim. İster istemez yine ayakkabısıyla odama girmesinden rahatsızlık duymuştum. Geçen sefer annem üstüne ot yapışmış bir çamur parçasını ayak izine benzer bir toz yığını üzerinde görünce odama kadar ayakkabıyla girdiğimi düşünüp kızmıştı. O gittikten sonra temizlerim, diye düşündüm.

Ne düşünüyordum ben? Odamda ne işi vardı k? Gerilmiştim burada olmasına. Ya biri içeri girse? Gidip kapıyı kilitlemem onu güldürmüştü. Çalmaya devam etmekte olan müzik sesinin onun gülüşünü bastırmış olmasını umdum.

"Şşş sessiz ol." Bir fermuar gibi dudaklarını çekiyordu. İç çektim.

"Neden buradasın?" Fısıldıyordum. Müziğin sesinden duyabileceği ölçüde bir fısıltıydı elbette. O ise bana bakmıyor, çalma listemi kurcalıyordu ve beğendiği bir şarkıyla değiştirdi.

"Seni görmek istedim." Fısıldıyordu. Söylediği şeyi tekrar etmesi mi yoksa fısıldayarak söylemesi miydi, bilmiyordum ancak göğsümde nefes alamıyormuşum gibi bir sıkışma hissediyordum. Bu sefer panik atak olmadığına emindim.

"Demir.." Bir şey söyle hadi. Mira bir şey söyle.

Yoktu. Söyleyecek bir şey yoktu. Gözlerimi kapattım. Çok saçmaydı bu.. çok saçmaydı.

"Gitmen gerek." Bir elimle kolunu sarmış diğer elim sırtında onu iki adımlık odamda pencereye itekliyordum ancak o bir kaya gibiydi ve hareket ettirmeye gücüm yetmiyordu.

"Bu gece seni kaçırmak için görevlendirildim."

"Nasıl yani?" Beni belimden tutup pencereye yaklaştırdı.

"Karşıya bak." Alara, Melisa ve Enes.. Saat 10'du. Beni evden çıkartmak için Demir'i göndermişlerdi. Elimi yüzüme kapattım. Utanıyordum. Kötü hissediyordum.

"Seni hayal kırıklığına mı uğrattım?" Nefesini kulağımda ve boynumda hissediyordum. Tanımadığım bir enerji vücudumda dalgalar halinde yayılıyordu. Yutkundum ve derin bir nefes aldım. Telefonuma Alara'dan mesaj gelmişti.

"Hazırlan ve çık." Yapamazdım. Yakalanırsam üzerime cezalar yağardı. Yatağıma oturdum. Demir çalışma masama yaslanmış kollarını birbirine kavuşturmuş, gözlerini kısmış beni irdeliyordu. Beni bu kadar alıkoyan şeyi anlayamıyor gibiydi. Ana kuzusuydum işte. Cesaretim yoktu, korkuyordum. Sözden çıkmayan çocuktum. Yalan söyleyemeyen, gizli işler çeviremeyen çocuktum.

Demir ellerini iki yanıma attı. Yüzüme çok yakındı. Bir şeyleri çözmeye çalışıyor gibi inceliyordu.

"Hazırlanmak için beni kovman gerekmiyor mu Mira?" Yaklaşmamalı bana. Yaklaşmamalı. Hayır, ona bakma. Gözlerini kucağındaki ellerine odakla.

Onu rahatsız ediyordum. Yine kaşımaktan canını çıkarttığım ellerimi tutup durdurdu.

"Seni ve Tolga'yı biraz tanıdıysam, aklından geçenleri doğru tahmin ediyorumdur. Tek bir soru soracağım. Gözlerime bak önce." İşaret parmağıyla çenemden tutup başımı yukarı kaldırdı. Gözlerinde daha önce fark etmediğim bir ışıltı görüyordum.

"Bizimle gelip tüm geceyi eğlenerek geçirmek istiyor musun?"

"Evet." Neden kendimi kısıtlıyordum ki? Gitmek istiyordum zaten. Kimseden korkmama gerek yoktu!

"Öyleyse ben aşağı iniyorum ve sen de hazırlanıp bu pencereden aşağı iniyorsun." Gözlerine bakmaktan kendimi alıkoyamıyorken o çekip gitmişti bile. Hemen kalkıp giyindim. Yatağımı yastıkla doldurup bu numaranın tutmasını umdum. Kapı kilidini açtım, ışıkları ve bilgisayarı kapattım. Telefonumdaki şarkıyı kapattım ve çantama attım. Bir şekilde ardımdan hafif aralık bırakmayı başardığım pencereden demir süslemelere tutunarak aşağı indim. Atlamam gereken yarım metrelik bir mesafede Demir beni belimden tutup aşağı indirdi. Alara'nın sevinçten çıldırdığını görebiliyordum. Gülümsemeyi durduramıyordum. Özgür hissediyordum. Nedense hiçbir endişem yoktu. Sadece gidip eğlenmek istiyordum.

Alara sevinçten zıplıyordu ve onlara doğru koştuğumuzda boynuma atladı. Ona sarılırken eve bakıyordum. İki pencerede. İki kardeşim. Bize bakıyorlardı. Ancak umursayamıyordum ve yüzümdeki gülümsemeyi silmeye güçleri yetmiyordu. Telefonum titriyordu. Alara kaptı. Ilgaz arıyordu. Kapattı ve çantama attı.

"Hadi gidelim!"Alara'yla sokakta el ele koşuyorduk. Diğerleri de ardımızdaydı. Nereye gidiyorduk bilmiyordum. İlk defa bu kadar geç bir saatte dışarıda arkadaşlarımlaydım.

"Nereye gidiyoruz? "diye sordum. Alara gülümsedi ve beni bir jipe doğru sürükledi.

"Alara bu kimin?" dediğimde jipin kilidi açılmıştı. Demir arka kapıyı açtı.

"Buyrun Hanımlar." Alara'yla bindik. Melisa ön koltuğa yönelmişti. Enes ters kapıdan girerek bizi iteklediğinde Demir arabayı çalıştırmıştı bile.

"Demir ehliyetin yok. Ya yakalanırsak?" diye sordum. Kullanmayı biliyor olsa bile ehliyeti 18 yaşından önce alamazdı. Dikiz aynasından bana bakıyordu. Yine gözlerinde bir ışıltı gördüm.

"Sorun çıkmayacak. Sakin ol." Oldukça sakindim. Sorun çıkmayacaktı, sakindim. Dikkatim Enes'in koca poposunu bir türlü sığdıramamasıyla dağılmıştı.

"Kocaman yere sığamadın Enes. Biraz kilo mu versen?" dedim dayanamayıp. Çok kilolu görünmüyordu aslında. Koca popolu olduğunu yeni fark ediyordum. Alara da öne eğiliyordu müzik ayarlamak için. Sıkışmış hissediyordum. Ortaya geçmemeliydim.

"Melisa telefonumu seçer misin ekrandan yetişemiyorum." Alara telefonuyla arabaya bağlanmak için uğraşıyordu.

"Ben biraz açım. Yemek mi yesek?" dedi Demir. Gözümün içine bakıyordu aynadan. Akşam yemeğinden kalkalı bir saati geçmişti benim için.

"Çiğköfte mi yesek? "dedi Melisa. Bana da uyardı.

"Bence hamburger yiyelim. Çiğköfteyi ilerleyen saatlerde yeriz." dedi Alara. İlerleyen? Saatler?

"Alara, eve dönmeyi düşünüyorsun değil mi?" diye sordum. Sabaha evde olacak mıydık acaba? Elimi tuttu. Sıkıntı hissetmemi istemiyordu ancak bir yandan da sınırları zorlamak istiyordu. Halbuki ben sakindim. Sorun çıkmayacağına emindim. Yine de Alara'nın elini sıkıca kavradım.

"Merak etme. Kimse uyanmadan evde olursun." dedi Alara.

Garip hissettiriyordu. Arkadaşlarımlaydım. Arabayla geziyorduk.

Demir arabayla keskin bir dönüş yaptığında hepimiz savrulmuştuk. Ben Enes'i eziyordum. Alara ise beni eziyordu. Tersi olmadığı için biraz mutluluk duymuştum ancak Demir'in neden birden sert hareketler yaptığını ve hızlandığını anlayamamıştım. Toparlandığımda etrafımıza bakındım ancak yakınlarımızda bizden başka araç yoktu. Yine de Demir'in çenesini kaşırkenki düşünceli bakışları beni şüphelendirmişti.

"Demir noldu?" Gözleri aynadan yine bana bakıyordu.

"Bir şey yok. Yolda köpek gördüm sandım." Gülümsedi ve konuşmaya devam etti.

"O zaman hamburger alıyoruz. Çarşıdakinin burgerleri daha güzel oluyor oyun salonununkinden. Oradan alıp oyun salonunun yakınında bir park var. Orda yeriz. Sonra merkeze geçeriz, ne dersiniz?" Demek ki ben yokken oyun salonına gitmeyi kararlaştırmışlardı. Bana da uyardı. Oranın geceleri daha hareketli olduğunu duymuştum hep. Herkes de onaylıyordu. Dediği gibi yaptık.

Burgerlerimizi aldık ve bahsettiği oyun merkezinin yakınındaki parka gittik. Evimizin yakınlarındaki gibi düzenli temiz ve insanı içine çeken bir park gibi hayal etmiştim burayı ancak.. harabe gibiydi. Kamelya o kadar eskiydi ki çatısının üzerimize düşmemesi için dua ediyordum ve kimsenin olmadığını söylemesine rağmen garip tipler vardı. Nesini seviyordu buranın? Başka bir yerde yiyemez miydik?

"Ama tavuk bu!" dedi Enes. Yemeğinin başkasınınkiyle karıştığını düşünüyor olsa gerek yüzlerimize bakıyordu.

"Kimse tavuk istememişti ki. Hazırlarken karıştırmış olmalılar. Şansına küs. "dedi Melisa hamburgerini ısırırken.

"Bu da kesinlikle benim istediğim değil ama daha büyük!" İştahla yemeye devam etti Melisa. Ölüm diyetine minik bir mola vermiş gibiydi.

"Demir.. " Demir'e seslendim ağzımın kenarındaki kırıntıyı alırken.

".. burada takılmayı seviyor musun?" Parkı kastetmiştim.

"Evet. Neden öyle sordun? Sevmedin mi?"

"Yok bir şey olduğundan değil.. " dedim gözümü sigara olmadığından emin olduğum ancak ne olduğunu çözemediğim bir şeyi içine çekmekte olan ürkütücü bir çocuktan alamazken. Demir'in de dikkatini çekmişti ve dönüp baktı. Gülümsedi.

"Pek tekin olduğunu söyleyemem tabii." Yemeğine devam etti.

"Neyse neyse. Bir an önce yiyip kalkalım buradan." dedi Alara. Oturduğumuzdan beri çok sessizdi. Bizim alışık olduğumuz ortamlar değildi bunlar.

"İçtiği şey ne? Sigara mı?" diye sordum.

"Ot olabilir ya da sarma." diye cevapladı Demir.

"Sen de içiyor musun?" dedi Alara.

"Hayır. Sizler?" Hepimize bakıyordu. Melisaya bakıyordum ben de. O sigara içiyordu ve onu durdurmak için çok uğraşmıştık ancak başaramamıştık.

"Bakmayın bana. Bıraktım ben." dedi Melisa.

"Kalkabilir miyiz ben çok rahatsız oldum." dedi Alara ayaklandığında. Neden böyle davrandığını anlayamamıştım ancak kolumu dürtüp karşı kamelyadan kendisini kesmekte olan tuhaf çocuğu işaret etti Alara.

"Kızlar. Onlar sorun çıkaramaz bize. Yemeğinizi yiyin ve gidelim." Demir'in bu rahatlığını anlayamamıştık.

"Bu tarafa geliyor ya. Lütfen gidelim." Alara koluma sarılmış beni kaldırmaya çalışıyordu. Demir elindeki yemeği bıraktı ve bize yaklaşmakta olan iki çocuğa döndü.

"İyi akşamlar." dedi çocuklar, rahatsız edici bir tonlamayla. Biri konuşuyor diğeri ise sessizce Alara'yı kesiyordu. İkisinin de kafasının pek yerinde olmadığı belliydi. Etrafta başka kimse de yoktu.

"İyi akşamlar." dedi Demir.

"Tanışmak için geldik. Değil mi Emir? Özellikle sizle bayan." dedi Alara'yı işaret ederek. Alara arkamıza saklanmıştı. Demir arabanın anahtarını bana verdi. Arabaya gitmemizi işaret etti ve ayağa kalktı.

"Tabii, Demir ben." dedi. Ağzını silip peçeteyi masaya fırlattı.

"Çok ayıp ama kızlar." dedi arkamızdan çocuk alaycı bir tavırla konuşmaktan kaçındığımız için.

"Ne oldu? Bizi beğenmediniz mi? Kaçıyor musunuz?" Bize soruyordu. Parkın kenarında durmakta olan arabamıza gidiyorduk.

"Demir hadi gidelim." dedi Melisa. Onun da bizimle gelmesi gerekiyordu. Hemen. Bu çocuklar olay çıkaracak gibi duruyordu. Kafaları pek yerinde değildi. Konuşurlarken kelimeler yuvarlanıp gidiyordu.

"Arabaya geçin ben geliyorum. Arkadaşlar tanışmaya gelmiş. Ayıp olmasın." Kavga edecekti. Kavga etmek istiyor gibi bir hali vardı. Alara kolumdan çekiştirdi ve arabaya bindik. Onları izliyorduk.

"Polisi aramalıyız." dedim telefonumu açmaya çalışırken. Melisa çekip elimden aldı.

"Delirdin mi sen? Başımız belaya girer."

"İlk defa seni evden çıkarabildim. Zeynep teyze duyarsa bunu, bir daha asla çıkamazsın." diye ekledi Alara.

"Ama ya başına bir şey gelirse?" Demir için endişeleniyordum.

"Sadece konuşuyorlar. Ayrıca bizi buraya o getirdi. Alışkın olmalı." dedi Melisa. Açıkçası biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Başımı belaya soksam kimse yardım etmez gibi hissettirmişti. Alara elini omzuma koydu.

"Merak etme. Terslik olursa polisi arayacağız." Elimi elinin üzerine koydum.

Demir'i çocukla konuşurken izliyorduk. Konuşurlarken bizden biraz uzaklaştılar. Görüşümüzü ince bir çalı kısmen örtüyordu.

Çocuk, Demir'e yumruk atmıştı! Hareketlilikten ne olduğunu anlayabiliyorduk. Ben telaşla arabanın kapısını açmaya çalışıyordum ama Melisa çocuk kilidini açmış, çıkmamıza engel olmuştu. Demir yediği yumruktan pek etkilenmişe benzemiyordu. Enes çocuk kilidini kaldırıp arabadan çıktı. Belli bir mesafede bekliyordu.

"Demir, hadi gidelim! " Demir'e sesleniyordu ancak Demir de kavgaya girmişti. Birini tek yumrukta yere sermişti. Diğeri korkuyla bakmıştı Demir'in yüzüne ancak Demir onu yakalarından tutmuş bırakmıyordu.

"Bıçak!" diye bağırdı Enes ve Demire doğru koştu.

"Bu kadarı yeter ben polisi arıyorum." Ellerim titriyordu ve telefon parmak izimi bir türlü algılayamamıştı.

"Dur, baksana." İkisi de yerde yatıyordu. Demir ayağıyla bir şeyi itti. Sanırım bıçaktı.

"Kızların yanına dön Enes." Sesi öfkeli ve boğuk çıkmıştı. Enes olduğu yerde kaldı.

"Emin misin? Hadi sen de gel. Gidelim buradan." diye seslendi Enes parka henüz girmemişken.

"Kızların yanına dön, geliyorum." dedi Demir yine boğuk sesiyle. Enes yanımıza döndü. Birbirimize baktık.

"Kızlar ben, Demirden biraz tırsmış olabilirim." Tekrar Demir'e baktığımızda kimseyi göremedik. İki çocukta, Demir de ortada değildi. Aniden camımıza biri yapışıp bö yaptı. Çığlığı basmıştık. Demir'di. Yüzü ve üzeri kan olmuştu. Arabaya bindi. Gülümsüyordu. Biz ise neredeyse titriyorduk. Herkesin suratı solmuştu.

"İyi misin?" dedi Alara. Titreyen bir sesle.

"İyiyim. Bunlar onların kanı." diye cevap verdi. Tüylerim ürpermişti.

"Onlar iyi mi?" diye sordu Melisa. Sessizlik olmuştu. Demir bizi korkutuyordu. Sonunda bize endişeyle bakıyordu. Olması gerektiği gibi.

"Siz iyi misiniz asıl? Görmediniz mi? Kalkıp gittiler." Görmemiştik. O an kimse oraya bakmamıştı.

"Bu gece yeterli bence." dedi Alara. Hepimiz Demir'e bakıyorduk. O ise cevap vermedi. Torpido gözünden çıkardığı ıslak mendil ile yüzünü temizliyordu aynada. Yutkundum.

"Demir?"

"Özür dilerim. Sizi buraya getirmemeliydim. Sizi eve götüreceğim. Sadece.. isterseniz önce sakinleşebileceğiniz bir yere gidelim." dedi Demir.

"Yani evlerimize?" dedi Melisa. Kaşlarını çatmıştı.

"Mira ilk defa gece kaçıyor ve onu hayal kırıklığına uğratmış olmak istemiyorum. Açık havada güzel bir şeyler yiyip, biraz oyun oynayıp sohbet ederiz diye düşünmüştüm.." Yüzündeki ifade o kadar radikal bir hızla değişiyordu ki yakalamakta zorlanıyordum. Daha az önce iki çocuğu kanatasıya dövmüş ve keyfi yerinde yanımıza dönmüştü. Şimdi ise mahçup mahçup dikiz aynasından bana bakıyordu.

"Ayrıca bu kadar korkacağınızı düşünemedim. Ben alışığım kavgaya. Sizler kadar huzurlu bir çevrede büyümedim." dedi ve arabayı çalıştırdı.

"Benim tadım kaçtı. Eve gitmek istiyorum." dedi Melisa. Herkes birbirine bakıyordu şaşkın şaşkın.

"Hadi ama. Sizi güzel bir yere götürmek istiyorum." dedi Demir. Bizi hemen bırakmamakta kararlıydı. Kimseyi dinlememişti ve nereye sürdüğünü bilmiyorduk.

"Nereye?" diye sordu Alara.

"Sahile. Orada kimse bizi rahatsız edemez." En yakın sahile en az yarım saat sürerdi. Gerçekten gidecek miydik? Hafif bir müzik açtı. Herkes sessizce duruyor ve dışarıyı izliyordu. Bizi kaçıracak hali yoktu, umarım. Ailesinin hapiste olduğu aklıma geldi. Gerisini açıklamamıştı ama.. pişmandım. Ben böyle şeyler yapmazdım. Nasıl oldu da bu gece çıkmaya karar vermiştim, bilmiyordum.

Sessiz bir yolculuğun ardından kimsenin olmadığı bir yerde arabayı park etti Demir. Bir şey demeden indi ve denize doğru yürüdü.

"İnmiyor muyuz?" dedi Enes. Kimse bir şey söylememişti. Demir'i izliyordum. Enes pencereyi açtı. Denizin kokusunu duymak iyi gelmişti. Kızlar arabadan indiler. Fazla uzaklaşmadan sahilde dolanıyorlardı. Ben ise pencerenin kenarında oturuyordum ve başımı koluma yaslamıştım. Gözlerimi yumdum ve havayı derin derin içime çektim. Biraz uykulu hissediyordum.

"Tüh, kaçırdın. Hadi al topu." dedi Ilgaz biraz daha derinde suyun altında kalan topu göstererek.

"Hadi acele et. Gözden kaybolacak. "diye ekledi. Tolga topu almaya yöneldiğinde Ilgaz da peşinden gitti. Tolga topu almak için suyun içine daldığında onu kafasından tutup suyun içinden çıkmasını engelledi. Bir süre çırpınmasını izledi keyifle. Keyifle. Tolganın ölebilme ihtimalini keyifle izliyordu.

"Bırak beni.. Ilgaz.." Tolga'nın sesi kesik kesik geliyordu çünkü Ilgaz onu durmadan denizin içine itiyor ve gülüyordu. Tolga su yüzeyine çıkabildiği her an daha da acınası görünüyordu Ilgaz'a. Canı için çırpınıyordu resmen. Tolganın her çırpınışında güneşin sıcak sarısı yerini gri tonlara bırakıyordu.

Kendimi suyun içinde buldum. Başımın üzerinde bir el yüzeye çıkmama engel oluyordu. Ilgaz beni, Tolga'yı, bizi boğuyordu.

Uçsuz bucaksız denizde çığlığım yankılanmaya devam ediyordu. Nefesim kesilmişti.

"Mira, iyi misin?" Demir yüzümü avuçlarına almıştı.

"Torpidoda su olacaktı. Kapıyı aç Enes." Alara bana su ararken, Demir beni dışarı çıkardı. Ayaklarımın üzerine bastırdı ancak kolumu omzuna sarmış destek almaya devam ediyordum. Bu kadar kısa sürede uyuyakalmam mümkün müydü? Bir de kabus görmek? Kötü bir gece geçiriyorduk. Alara su ile yüzümü siliyordu.

"İçmek ister misin? "diyor sordu şişede az miktarda kalan suyu uzatarak. Su istemiyordum. Sadece gördüğüm kabusu unutmak istiyordum. Rüya ve kabuslar defterime kaydedemeyeceğim kadar korkutucuydu. Hepsini yazarak zihnimden atacağıma dair Emre abi'ye söz vermiştim. İyi de geliyordu. Ancak gördüğüm o kadar gerçekçiydi ki.. Dünyaya kusmak değil, zihnimin derinliklerine geri gömmek istiyordum.

"Gel hadi biraz yürüyelim. Belki daha iyi hissetmeni sağlarız." dedi Demir beni denize doğru yürütürken. Denize bakmak içimden gelmiyordu. Gördüklerim gözümün önünde canlanıp duruyordu. Kendimi zorlayarak hafifçe gülümsedim.

"Dönebilir miyiz?" Dedim. Demir başıyla onayladı ve beni arabada rahat ettirene kadar yanımdan ayrılmadı.

"Abartmayın bir şeyim yok benim. Sadece kabus gördüm." dedim ve yolculuk boyunca dışarıyı izlemeye devam ettim.

Saat gece yarısını geçmişti. Demir en sonunda beni eve bırakıyordu. Oldukça yakın bir mesafeye arabayı park etti. Aynadan bana bakıyordu. Dışarı çıktım. Onun, kapısını açmasına müsade etmedim. Penceresini açtı.

"İyi geceler. "dedim sadece ve mutfağın ışıkları yanmakta olan evime doğru yürüdüm. Benim dönüşümü kim gözetliyordu? Ilgaz mı, Tolga mı? Yoksa annem veya babam mı? Hepsi birden mi? Sessizce pencereme tırmandım. Kimse yoktu. Hemen kapımı kilitledim. Geldiğimi duyup konuşmaya geleceklerdi, biliyordum. Şimdi sırası değildi. Hem yaşadıklarımdan hem de gördüğüm kabustan bu kadar sarsılmışken kimseyle konuşabilecek halim yoktu. Tekrar pencereme yaklaştım. Demir henüz gitmemişti. El salladım. O da el sallayıp arabayı çalıştırdı ve gözden kayboldu. "Mira." Fısıldayarak bağırmanın mümkün olduğunu bilmiyorum. Ilgaz bunu başarmıştı. Ancak kapımda tek bir kişi yoktu. İki farklı kişiye ait soluk sesleri duyuyordum. Kapıyı açmaya çalıştılar ancak açamadılar. Ne yapacaktım?

"Efendim?"diyebildim.

"Kapı neden kilitli? Aç çabuk.!" dedi Ilgaz. Sessiz kaldım.

"Mira, iyi misin?" diye sordu Tolga.

"İyiyim."diyebildim. Sesimin iyi çıkmasına özen gösteriyordum.

"Mira, aç kapıyı beni delirtme." diye yineledi Ilgaz.

"İyiyim dedim, gidin uyuyun! Çok uykum var!" dedim. Sustular.

"Annemler duymasın diye kırmıyorum bu kapıyı. Yarın okulda konuşacağız bunu!" diyip hafifçe kapıyı yumrukladı ve gitti Ilgaz.

"Mira, yaptığın şey çok tehlikeliydi." dedi Tolga.

"Neden tehlikeli olsun? Arkadaşlarımla çıkıp gezemez miyim?"

"Demir, tehlikeliydi. O senin ne zamandan beri bu kadar yakın arkadaşın?" Cevap vermedim.

"Neyse.. İyi olmana sevindim. Umarım bunu tekrar yapmazsın." dedi Tolga ve odasına gitti.

Kıyafetlerimi çıkarıp kendimi yatağıma fırlattım. Yarın olmasından da korkuyordum. Uyumaktan da korkuyordum..

***

Arkadaşlarımla kantinde oturuyorduk.

".. sanki delirdi. Ama ne var biliyor musunuz kızlar? Ben bir ses duydum. Bıçağın Demir'in vücuduna saplandığını düşündüm.. Demir kafamı bulandırdı ya. Yoksa biliyorsunuz ben müdahale ederdim de.." Dün gece hakkında durmadan konuşuyordu Enes.

"Şu çocuktan bahsetmeyi kesin." dedi Melisa. Nefret duyuyordu resmen. Haksız sayılmazdı.

"Mira.. Çıkabildiğin ilk gece böyle olmamalıydı. Gerçekten, Demir arabayla gelmeyi teklif edince geri çeviremedim. Daha eğlenceli olur diye düşündük. Daha fazla gezeriz falan.."

"Önemli değil Alara. Unutulmaz bir gece oldu en azından." dedim içeceğimi yudumlarken ve Demir'i izlerken. Uzak bir masada Rabia ve kız arkadaşlarıyla oturuyor, konuşuyordu. Gözlerimiz buluştuğunda bakışlarımı karşımda oturmakta olan Melisa'ya çevirdim. Demir'i hayatıma almaktan vazgeçiyordum. O bizi tehlikeye sokacaktı. Elimdeki içeceği biri almıştı. Ilgaz. Şimdi yanmıştım ben.

"Ilgaz?" Diyebildim. Yanıma bir sandalye çekti.

"N'aptığınızı sanıyorsunuz siz veletler?" Öfkesi cebine sığmıyordu. Birden masanın üzerine bırakmıştı.

"Ne yaptık?" dedim. Bilmiyormuş gibi.

"O çocukla işiniz yok. Hem kardeşimi evden kaçırıyorsunuz hem de o çocukla. Güzel geçti mi bari geceniz?" Sessizlik oldu. Ilgaz terslik olduğunu anlamıştı. Bildiği bir şey mi vardı, diye düşünmeden edemedim.

"Tekrar evden kaçarsan anneme söylerim Mira." İçeceği hafifçe masaya çarptı.

"Yine kaçarsan pencerene parmaklık örerim Mira!" Alara atıldı.

"Hayır ya bir dakika. Sen de çıkıp geziyorsun. Bizim de hakkımız değil mi birlikte eğlenmek?"

"Birlikte eğlenin şöyle." dedi Ilgaz. Alara'ya Melisa ve Enes'i işaret ederek.

"Mira da hak ediyor." dedi Alara. Elimi kaşıyordum. Yine. Ilgaz durdu.

"Evet. Bir daha çıkacak olduğunuzda Demir'i değil beni götürürsünüz olur biter." dedi ve masadan kalktı. Alara itiraz etmek için onun peşinden gidiyordu. Abim ve arkadaşlarımla takılmak. Evet benim için muazzam olurdu. Ilgaz ile eğlenemediğimden değildi. Sadece.. insan ailesinin yanındayken farklı, arkadaşlarının yanındayken farklı bir yönünü özgür bırakırdı.

Kaşınmaktan kanamaya başlayan ellerimi serbest bırakmıştım ve Demire bakma isteğimi bastıramadım. Göz göze geldik. Ellerimi gördüğünde elini kaşıyıp bana başıyla yapmamamı işaret etti. Kanamakta olan parmağımı gösterdiğimde sanırım midesi bulanmıştı çünkü kusacakmış gibi ağzını kapatarak bahçeye çıktı. Hava almaya ihtiyaç duymuştu. Kapının önünde duruyor ve derin nefesler alıyordu.

"Mira." Melisa bana bakım kremini uzatıyordu.

"Yaraya da iyi geliyor." Aklıma hala taşımakta olduğum Tolga'nın kremi geldi. Çantam sınıftaydı. Öğle arasının bitmesine daha vardı. Çıkıp kremi sürüp gelmeye karar verdim.

"Tolga'nın kremi çantamdaydı. Onu sürüp geleyim ben. Baksana kanıyor." Kalktığımda Alara'yla karşılaştım. Geri dönmüştü. Yüzü iyi durmuyordu. İkna edememişti demek ki Ilgaz'ı. Çenesini hafifçe sıkıp bıraktım. Bununla döndüğümde ilgilenecektim. Arkamdan seslendi ancak Enes'in geleceğimi söylediğini duydum.

Sınıfım 2. kattaydı. Kendi katıma ulaştığımda en üst kattan bir haykırış duydum. Merak etmiştim. Bir kat daha çıktım. Tüm koridor ve sınıflar boştu ancak bir sınıfın kapısı kapalıydı. Sesler oradan geliyordu. Kapıyı açtım. Ilgaz? Sedat beni dışarı çıkartmıştı. Yerde biri yatıyordu ve yüzünü görememiştim.

"Siz naptığınızı sanıyorsunuz? Kimi dövüyorsunuz? Hemen kesin şunu! ILGAZ DIŞARI GEL HEMEN!" Aklımı yitirecek gibi oldum. Bir öğrenciyi sınıfta dövüyorlardı! Abim bir kabadayıydı! Sedat tekrar sınıfa dalmamı önlüyordu. Bir süre boğuştuktan sonra Ilgaz çıktı ve beni kolumdan tutup bahçeye kadar sürüdü. Kim olduğunu görmeme izin vermemişti ve canımı yakıyordu. Sonunda kolumu bıraktığında bağırmaya başladım ona.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun? Kimdi o? NE HAKLA BİRİNE ÖYLE ZARAR VEREBİLİRSİN?" Tokat atmıştım. Nurgül hoca ve sohbet etmekte olduğu bir öğrenci grubu bize doğru yaklaşıyordu. Ilgaz bakışlarımı kilitlediğim yöne dönmüştü. Nurgül hoca kaşlarını çatmış bize bakıyordu.

"İkiniz de. Müdürün odasına." Ardımızdan geliyordu. Kaçmadığımızdan emin olmak istiyordu.

***

Çatalları birbirine sürtüp çıkarttığım ses içimi gıcıklamıştı. Şimdi hepsini birbirinden ayrı tutarak masaya yerleştirmeye gayret ediyordum.

"Çocuğun kim olduğunu bulabildin mi peki?"

"Bulamadım.."Anneme anlatmıştım gördüklerimi. Müdür haber vermemiş olsa anlatmaz ve Ilgazla çözmeye çalışırdım.

"Niye böyle yapıyor bu çocuk? Hem de baban seçimlere katılacakken." Duraksadım. Annemin ilk dert ettiği şeyin bu olması beni hiç kırmadı desem kendimi kandırmak olurdu.

"Babam çok kızacak." Evin önüne bir araba yaklaştı. Kapının yanındaki pencereye yaklaştım ve perdeyi araladım. Babamla Ilgaz'dı. Pek keyifli görünmüyorlardı ama beklediğim kadar kötü de değillerdi. Beni gördüler. Kapıyı açtım. Babam omzumdan tutup alnıma bir öpücük kondurdu ve elindeki evrak çantasını vestiyere bıraktı. Ilgaz bana belli belirsiz bir bakış atıp odasına çekildi. Tekrar yemek masasının başına geçtim.

"Tolga nerde?"

"Odasındaydı." diye cevapladı annem. Tolganın geldiğini görmemiştim. Okul çıkışında da görmemiştim onu. Canım sıkıldı. Oturdum.

"Sence iyiler mi? Sorun çözüldü mü?" dedim anneme.

"Baban halletmiş gibi görünüyor. Tartakladığı çocuk şikayet etmediği sürece sorun yok." diye cevapladı.

"Anne Ilgaz birini dövüyor ve sen sadece onun şikayet edip etmemesinden bahsediyorsun. Şikayet etmesi gerekmiyor mu zaten?"

"Mira hassasiyetini anlıyorum ama Ilgaz böyle. Dediğimizi tutmuyor. Ne yapalım istersin? En azından babanı etkilememesini istiyoruz."

"Belki bir konuşsanız size anlatırdı. Anne, baba gibi hani."

"Bir işe yarayacağını sanmıyorum. O öyle biri." diye kestirip attı annem. Mutfağa gitti. Hiç üstüne düşmüyorlardı Ilgaz'ın.

"Abilerini çağır hadi Mira." Yemek vaktiydi.

"Abim olacak kadar büyük değiller." diyip kalktım ve Ilgaz'ın odasına gittim. Kapıda öylece duruyordum. Tıklatmaya çekiniyordum. Ben ona tokat atmıştım. Derin bir nefes aldım ve parmağımı kapıya salladım.

"Girme." dedi Ilgaz. Kapının kolunu indirdim.

"Gelmemi mi istemiyorsun müsait mi değilsin?"

"İkisi de." Kapıyı açmadım ben de. Elimi belime dayadım ve beklemeye başladım.

"Yemek hazır."

"Yemeyeceğim "dedi.

"Acıktığını biliyorum."

"Aç değilim."

"Kurye siparişi mi verdin yine?" Bir keresinde annemlere tavır yapmak için yemek yememiş sonra da dışarıdan sipariş ettiği yemeği penceresinin önünde odasındaki piknikte oynamak için aldığı düğüm düğüm halatla bağlatıp odasına çekmişti. O gece ona çok üzülmüştüm ama en azından yemek yediğini fark edince huzurlu bir uyku çekmiştim.

Hızla kapıyı açtı.

"Sen nereden biliyorsun?" İçeri girdim ve hafif aralık penceresinden dışarıya baktım.

"Kuryeyle konuşuyordun. Duymuştum sizi." Gülümsedim. Kapıyı çekti.

"Bizim pencerelere parmaklık gerekiyor galiba. Kapıdan daha fazla giren çıkan oluyor." Kızarmamış olmayı umuyordum. Ne demek istemişti? Demir'in geldiğini mi fark etmişti? Yutkundum. Sessiz kaldım.

"O çocuğu neden sıkıştırdınız?"

"Sen bana neden tokat attın?" diye cevap verdi.

"Birine zarar verdiğin için."

"Birine zarar verdiğim için bana zarar verdin yani." Gülümsedi sinsice.

"Lafı çevirme."

"Çevirmiyorum. O da benim canımı sıkacak bir şey yaptı. Ben de onun canını sıktım."

"Ne yaptı? Kimdi o?"

"Onları söyleyemiyoruz malesef. Özel hayatın gizliliği."

"Ilgaz."

"Mira ne abarttın ya. Bir şey olmadı bile. Senin tokatın kadar hafif muamele ettik."

"Hafif mi?"

"Evet kardeşim. Biraz spor mu yapsan? Kendini kollayamazsın böyle hiç."

"Ilgaz ya." Omzuna geçirdim bir tane.

"Bak bu daha güçlüydü. Belki yumrukların daha iyidir. Vursana bir tane." Karnını sıkmış bekliyordu.

"Yürü git ya." Kenara itip çıktım odasından.

"Son kararın yani hiçbir şey söylemeyeceksin." diye sordum.

"Hiçbir şey olmadı çocuğa Mira." Gözlerimi devirdim. Gidiyordum ki boğazına bir şey takılmış gibi öksürdü.

"İyi misin?"

"Bir şey unutmadın mı?"

"Neyi?"

"Özür dilemedin benden."

"Niye özür dileyeceğim?"

"Tokat attın ya bana."

"İçimden bir ses hakettiğini söylüyor." Kolunu boynuma attı.

"Öyle olsun velet." Beni boğarcasına merdivenlerden indirdi.

Bölüm : 03.09.2024 19:47 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...