36. Bölüm

32. Bölüm

Farah Sarsılmaz
sarsfarah_

Yanılmıştım.

Halit Yalçın’ın beni gerçekten bırakacağını sanırken, ne kadar da saf olduğumu sonradan anladım. İçimde, adına umut dediğim o zayıf kırıntının bile aslında ne kadar anlamsız olduğunu… Arabada ilerlerken, şehrin ışıkları yavaş yavaş yerini karanlığa bırakırken fark ettim. Camdan dışarı baktım; tanıdık sokaklar geride kalıyor, yol uzadıkça içimdeki huzursuzluk büyüyordu.

Gerilim…

Soğuk…

Karanlık…

Ve adı konmamış ama iliklerime kadar işleyen bir tehlike.

Bana bunu yaşatan biri yabancı değildi. Sokakta rastladığım, yüzünü bilmediğim biri hiç değildi. Karşımda oturan adam, yolu izleyen o adam, öz babamdı. Ve o an, ona engel olabilecek kimse yoktu.

Depoya yaklaştığımızda kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Sürekli arkaya baktım. Birileri bizi takip ediyor mu diye değil; belki biri görür, belki biri durdurur diye… Ama hayır. Halit Yalçın, kimsenin olmadığı bir yere beni bilinçli olarak getiriyordu. Bu bir kaçış değildi. Bu, planlanmış bir sondu.

“Nereye gidiyoruz ?” dedim. Sesim, düşündüğümden daha zayıf çıktı. Cevap vermedi.

“Geri dönmek istiyorum!” diye bağırdım. Titrek, çaresiz bir çığlık gibi havada asılı kaldı.

Duymadı. Ya da duymak istemedi. Kapıyı açıp kendimi arabadan atmaya çalıştığımda kolumdan yakaladı. Parmakları koluma gömüldü; canım yandı ama asıl yanan yer bedenim değil, içimdi.

“Otur oturduğun yerde,” dedi.

Sesinde yıllardır bildiğim ama her seferinde daha da korkutucu gelen o ton vardı. Buyurgan. Kesin. Tartışmaya kapalı.

Depoya girdiğimizde her şey çok hızlı oldu. Sandalyeye bağlandım. Ellerim, kollarım… Ağzıma bant yapıştırıldı. Saçlarım bilinçli olarak dağıtıldı. Sonra telefonu çıkardı. Kamerayı yüzüme doğrulttu. O an anladım: Bu sadece bana yapılmıyordu. Bu, bir mesajdı.Dakikalar sonra bant çıkarıldığında, nedenini sorduğumda cevabı soğukkanlıydı.

“Cihan’a bir ders vermek için,” dedi. “Beni her yerden sıkıştırıyor. Böyle bir dersin zamanı gelmişti.”

Bir kez daha…

Bir kez daha kızını yıkmayı seçmişti.

Sahi, bu kaçıncıydı ?

Saymayı unutacak kadar çoktu.

“Ne yapmaya çalışıyorsun ?” dedim. Sesim titriyordu ama öfkem korkumdan büyüktü artık.

“Bunu bize neden yapıyorsun ?”

Çenemi kaldırdım, acıyla güldüm. “Sana ne yaptım ben ?”

Ardından kelimeler döküldü ağzımdan. Kontrol edemediğim bir sel gibi.

“Beni tanıyor musun ?”

“Ben Gazel’im.”

“Senin kızın.”

“Bir yabancı değilim. Kendi kanınım.”

Ayaklarımı bağlandığım yerde teprettim.

“Artık yoruldum,” dedim. “Tüm bu saçmalıklardan yoruldum.”

Onu işaret ettim.

“Senin geçmiş travmalarının bedelini bize ödetmekten vazgeç!” diye haykırdım.“Suçlu olan biz değiliz. Ne ben, ne Cihan, ne de kızım!”

Yutkundum.

“Bir kere olsun kendine karşı dürüst ol,” dedim. “Asıl sebebin ne olduğunu anla.”

Gözlerinin içine baktım. “Sensin.”

Boğazımdaki yumruyu bastırmaya çalıştım. “Yaşadığın her şeyin tek sorumlusu sensin, baba.” Dudaklarım alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Bak,” dedim. “Hâlâ sana baba diyorum. Yaptıklarına rağmen.” Sonra birer birer döktüm içimi.

“Senin istemediğin bir adamla evlendim diye beni evlatlıktan reddettin.”

“Pişman oldum, sana sığındım; bu kez beni başka bir adamla evlendirmeye çalıştın.”

“Sırf şirket çıkarları için… Yine bana bir proje gibi baktın.”

Gözlerimden yaşlar süzülürken fısıldadım. “Ben de intikam aldım, baba. Bunun için bana kızamazsın. Çünkü beni böyle yetiştiren sendin. Öğretmenim sendin.”

Düğün gününü hatırladım.

“Kabul et,” dedim. “O gün çok şaşırdın, değil mi ?”

Duraksayıp, yazık dercesine bir bakış attım. "Bir katil gibi peşime düşmek yerine kendi hatana baksaydın, belki de buraya gelmeyecektik.”

Gerçeği yüzüne vurdum.

“Kızın düşmanınla anlaşma yapmayacaktı.”

“Eski aşkının komşusu olmayacaktı.”

“Dizinin dibinde duracaktı.”

“Yapmadın, baba. Sen yapmadın.”

Bir an durdum sonra yumuşadım.“Cihan iyi biri,” dedim. “Kızıma güzel babalık yapacak. Sevgisini göstermekten korkmayan biri olacak. Kızım benim kaderimi yaşamayacak.”

Kaşlarını alayla kaldırdı. “Demek öyle sanıyorsun ?”

“Eminim,” dedim. “Cihan kızını her şeyden çok sevecek. Senin aksine.” Başımı iki yana salladım. “Hep bir umut,” dedim. “Belki düzelirsin diye… Ama her seferinde daha kötüsüyle geliyorsun.”

Keskin bir tonda “Bu sana son sözüm,” dedim. Sesim titredi.

“Elini üzerimizden çek.”

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra bana tuhaf bir bakış attı. “Sıra bende,” dedi.

“Ne ?”

“İçimdekileri boşaltacağım.”

Alayla kaşlarım kalktı. “Daha ne kaldı ki ?”

Karşımdaki sandalyeye oturdu.

“Senin bildiklerin herkesin bildikleri,” dedi.

“Onlar sadece çeyrek.”

Uzun bir nefes alıp konuşmaya başladığında depodaki hava değişti. Az önce beni tehdit eden adam gitmiş, yerine geçmişle hesaplaşan biri gelmiş gibiydi. Ama onun yüzünde gördüğüm şey tam olarak pişmanlık değildi. Daha çok… yıllarca bastırılmış bir gururun, geç kalmış bir öfkeyle çatlamasıydı.

"Umay ve ben,” dedi, gözlerini bir noktaya sabitleyerek, “çocukluktan beri birbirimizin hayatına yazılmış iki isimdik.”

Sesinde tuhaf bir yumuşama vardı. İlk kez, Halit Yalçın değil de sadece bir adam gibi konuşuyordu.

“Ailelerimiz zengindi. Aynı masalarda büyüdük. Aynı yazlıklarda tatil yaptık. Daha biz ilkokuldayken evleneceğimiz söylenirdi. Şaka gibi değil… kesin bir gelecek gibi.”

Onu dinlerken içimde bir sıkışma oldu.

Birinin kaderinin daha çocukken çizilmesi…

Sevmenin bile seçilmemesi…

“Biz de buna inandık,” dedi. “Çünkü başka bir ihtimal olduğunu bilmiyorduk.”

Yutkundum.

“Yani onu gerçekten seviyor muydun ?” diye sordum.

Gözleri bana kaydı.

“Seviyordum,” dedi. "ama, ondan emin değilim."

İşte orada bir şey kırıldı.

“Üniversitede birimizi seviyorduk. Dengi dengine. Tıpkı sen ve Cihan gibi.”

Bunu söylerken gözlerimin içine baktı. O bakışta hem bir meydan okuma hem de tuhaf bir özlem vardı. Sanki beni değil de, yıllar önce kaybettiği gençliğini görüyordu.

Bakışları ağırlaştı. “Ardından hayatımıza, annen ve Ferman çıktı.”

İçimde bir şey düştü. Annemin adıyla Ferman’ın adı aynı cümlede yan yana gelince, geçmiş bir hayalet gibi aramıza oturdu.

Sessiz kaldım. Çünkü hangi taraftan baksam birine haksızlık edecektim.

“Onlar bizim tam tersine bir hayat yaşıyordu ve sonra...”

Devamını getirmedi. Ama gözleri getirdi. O gözlerde kıskançlık vardı. Ezilmiş bir gurur vardı. Kalbim kasıldı.

“Umay, aniden beni terk etti. Bir hafta olmadan Ferman ile sevgili oldu.”

Annem bu kısmı hiç böyle anlatmamıştı. Ya bir şey eksikti… ya da babam hâlâ kendi acısının içinden bakıyordu.

Tepkisiz kalmayı başarırken, o devam etti. “Yıkıldım. Terk edilmiştim. Hem de Ferman gibi beş parasız biri uğruna.”

“Beş parasız…” derken dudakları küçüldü. Yıllar geçmişti ama sınıf kibri hâlâ diri duruyordu içinde.

Neden acaba ? dememek için kendimi zor tutuyordum.

Bir insan zenginliği değil de yüreği seçmiş olabilir miydi ?

“O dörtlü grup ayrıldı ve onların mutlu olamayacağını en başından beri biliyordum.”

Sesinde bir kehanet değil, bir temenni vardı.

“Bunun için elinden geleni yapmışsın ?” dedim, dayanamayıp.

Başını kaldırdı. Gözlerindeki gölge koyulaştı.

“Evet. Umay'ın aşkının geçici bir heves olduğunu anlayacak kadar tanıyordum onu.”

İçimde bir şey ayağa kalktı.

“Bence değildi” diye karşılık verdim. Sesim titremiyordu ama kalbim göğsümü yumrukluyordu.

“O, gerçek aşkı Ferman Batur'da buldu. Seninle yaşadığı geçici bir heves olabilirdi. Hiç aklına gelmedi mi ?”

Bakışları sertleşti. “Biz, mutluyduk.”

“Hiçbir sıkıntının içine henüz girmediğiniz için olabilir mi?”

Bir an durdu. İlk kez savunmasız yakalamıştım onu.

“Belki de” diye onayladı.

Beni şaşırttı. “Bu noktayı kaçırmışım.”

O an içimde garip bir şey oldu. Babam… bir yanıldığını kabul ediyordu.Elleri sakalını sıvazlamaya başladı. Bu hareketini çocukluğumdan bilirim. Ne zaman düşünse, ne zaman gerçeğe biraz yaklaşsa yapardı.

“Her neyse…”

Bana döndü.

“Sonra evlendiler. Umay'ın ailesi bunu kabul etmedi ve onu-”

Sözünü kestim. Çünkü devamını biliyordum.

“Aileden attılar” diye tamamladım. “Tıpkı, senin yaptığın gibi.”

Duraksadı. O küçücük an, yılların ağırlığını taşıyordu.

“Senin gibi bir yanlış yaptı.” dedi sonra hızla toparlandı. “Onların hayali bizim evlenmemizdi.”

“Ama... sizin değildi. Sırf bu yüzden kendinizi kodlamışsınız.”

Umay Kara, hepsini bozmuştu.

Bir anda öfkelendi.

“Hayır biz çocukluktan beri arkadaştık ve birbirimizin her şeyini biliyorduk.”

“Adı üstünde arkadaş.” dedim sakin ama keskin bir sesle. “Evlenmek zorunda değildiniz.”

Gözlerinden ateş saçıyordu. “Umay, bana aitti ama bir heves uğruna hepimizi harcadı” dedi. “Bedelini de ödedi.”

O “aitti” kelimesi depoda yankılandı.

İnsan, bir insana ait olabilir miydi ?

“Hiçbir katkım olmadan.” dedi.Kafamı hızla salladım. “Hayatta buna inanmam. Onlara gün yüzü göstermemişsin!”

“Yanılıyorsun akıllı kızım!” dedi alayla.

Sonra itiraf geldi.

“Onları yıpratmak için kaç yıl uğraştım biliyor musun, 7 yıl. Sırf bunun için onlara yakın basit sıradan evine yakın bir yerde oturduk annenle. Hallerini görmek, pişmanlıkları da izlemek ve yaptıkları hatanın farkında olduğunu görmek için sonra...”

Nefesim kesildi.“Yani biz, onlarla komşu muyduk ?”

O an çocukluğumun sokakları gözümün önüne geldi. Aynı park. Aynı kaldırımlar.

“Umay, oğlunu parkta bırakıp gittiğinde bizde oradaydık. Sen, o gün sanki olacakları hissetmiş gibi ısrarla parka gitmek istedin. Annen de hastaydı bu yüzden seni ben götürdüm.”

Kalbim göğsümde çırpındı. “Sonra ?”

“Cihan, tek başına salıncakta kalmıştı. Umay, gitmişti.”

İçim yandı. “Cihan…”

Donuk bir sesle mırıldandı. “Sen, beş yaşındaydın ve o günü hatırlamazsın ama akşam Ferman gelene kadar yanında kaldın.”

Bunu beklemiyordum. Gerçekten.

“O kadar ısrar etmeme rağmen yapışıp kaldın.”

Cihan…Annesine bir kez daha yazıklar olsun.

“Peki, babası gelince ?” diye sordum.

“Olanları anladı. Bana ‘istediğin oldu’ dedi ve Cihan’ı kucaklayıp götürdü.”

Hiçbirini hatırlamıyordum. Ama içimde o çocuğun yalnızlığını tanıyordum.

“O günden sonra intikamdan vazgeçtim çünkü daha büyük bir tehlikeyi sezdim" dedi, bana baktı sonra karnıma.

Anladım.

“Cihan ile birbirimizi sevmemizden korktun” diye mırıldandım. “Tıpkı sen ve Umay gibi.”

Başını salladı. “Başka bir semte taşınırken Batur ailesinden kurtulduk sanıyordum. Ama kaderin cilvesine bak. Yirmi yıl küsur sonra kızım, oğullarına aşık olmuştu.”

Arkasına yaslanıp “Sanki, tarih tekerrür ediyordu. O kadar tanıdık geldiniz" diye konuştu.

İçimdeki o ilk bakış… o ilk çarpışma…

Gerçekten kader miydi ?

Gözlerimi başka tarafa kaçırdım. “Biz birlikte olmadık. Onu sevdiğimden bir haberdi ve hayatında ki kadınla çok mutluydu" dedim kırık bir sesle.

Merve.

“Sen, yine de Cihan'a aşık oldun. Sanki dünyada başka adam kalmamış gibi" dedi.

Ona baktım. “Kader.” Bir kelime. Ama içimdeki bütün gerçeği taşıyordu.

“Sonra, unutmak için hiç olmayacak bir adamla Anıl zibidisiyle evlendin" diye homurdandı babam.

İçimden geçeni söyledim. “O zamanlar bana iyi geliyordu.”

Gözlerini açıp “Cihan'a aşık olman, Umay Kara'nın hatası gibiydi. Anıl ile evlenmen ise, annenin" dedi.

“Annem mi ?” kaşlarım havalanırken

“Onun Ferman'ı sevdiğini biliyordum" diye itiraf etti.

“Ama ?”

“Bir farkınız vardı, Gazel.” Parmağını bana doğrulttu. “Sen, aşık olduğun adamdan hamile kaldın. Annenin aksine.”

Beynimden vurulmuşa döndüm. “En başından beri, biliyor muydun ?” Kafasıyla onayladı. “Evet. Ben, Halit Yalçın'ım. Gözümden hiçbir şey kaçamazdı.”

Soğuk bir gurur.

“Seni Anıl konusunda en başından beri uyarmıştım çünkü biliyordum. Sen annenin hatasını yapıyordun Gazel, sevmediğin bir adama katlanıyordun.”

“Anıl, beni seviyordu" dedim, karşılık vererek. Onun ihanetini yüzüme vurmaktan çekinmedi.

“O yüzden mi elin sekreteriyle aldattı ?”

Sustum.

“Doğrusu, senin de ondan bir farkın yoktu" diye devam etti.

Bu ağırdı.

“Peki, düğün ?” dedim, konuyu değiştirmek için.

Bambaşka bir şey ağzından çıktı. “Batur ailesi ile bağlarımızı yıllar önce kesen de sen oldun, yine yıllar sonra düşmanlığımızı başlatan da sen.”

“Ne demek bu ?” dedim, gözlerim kocaman açılırken.

“Eğer Anıl'ın seni aldattığını gördükten sonra Cihan'ın kollarına koşmasaydın belki de düşmanlığımız tekrar alevlenmeyecekti. Cihan seninle karşılaşmadan önce geçmişi geride bırakıp Batur ailesi ile bir anlaşmaya varmıştık. Ortak oluyorduk.”

Alaycı bir tavırla sordum.“Bahse varım, onları batırmaktı amacın ?”

Duraksayıp “Hayır. Bu kez değildi" dedi.

Şaşırdım.

“Niye o zaman ?”

Sinirlendi. “Cihan Bey, zamanında sana yaptığımı hazmedemedi ve anlaşmayı fesh etti" dedi hoşnutsuzca sonra gözlerini kısarak iğneleyici bir tonda söylendi. "evli kızımla birlikte olduğu için utanmış olabilir ha Gazel, ne diyorsun ?”

Canım yandı ama sustum.

“Düğünü de ondan intikam almak için ayarladın ?”

“Hem evet hem hayır.”

“Başka ne olabilir ki ?”dedim.

Ayağa kalkarken “Gelip, af dileseydi ve ben kızınızı seviyorum deseydi belki de insafıma gelirdiniz ?”

İnanmadım.

“İnsaf mı ? Sen buna inanıyor musun ?”

Bir elini cebine indirip “Herkesin içinde yapsaydı, bir ihtimaliniz olabilirdi. Bir ihtimal...” diye belirtti.

O ihtimali Cihan sustuğu gün kaybettik belki de.

“Rolünü çok iyi oynamışsın baba" dedim, gür bir sesle.

Sırıttı. “Senin gibi. Anıl ile evliyken herkese gösterdiğin sahte mutluluk tablosundan bahsediyorum.”

Sustum, yine.

Etrafımda dönmeye başladı. “Sen, Cihan ile beraber olursan tamamen annene dönersin.”

“Annem ?”

“Evlendikten önce size hamile kaldı ve Umay'ın aksine çekip gitmek yerine kendini size adadı.”

Derin bir nefes aldım. “İnanmak istemesen de Cihan, beni seviyor ve bizi asla bırakmaz.”

Bir kahkaha attı.“Merve'den sonra kimseye gönlünü kaptırmayan Cihan bir anda sana aşık olası mı geldi ? Buna kendin de inanıyor musun kızım ?” dedi,

“Evet. Cihan, beni çok seviyor" dedim içtenlikle.

Karnıma baktı.

“Onun için. Yoksa o davette gelip elinden tutardı. Korkak herif.”

“Sebepleri vardı" diyerek, araya girdim.

Gözleri karardı.

"Artık esas konuya dönelim sevgili kızım. Cihan Batur’a benimle uğraşmak neymiş göstereceğim.”

Bunu söylerken sesi sakindi. Fazla sakindi. Öfkesini bağırarak değil, fısıldayarak gösteren bir adamdı babam. En tehlikeli hâli buydu zaten. Yıllarca evde sesini yükseltmeden hayatımızı dar etmişti.

“Ne yapacaksın ?” diye sordum, kalbim boğazımda atarken.

Sesim beklediğimden daha net çıktı. Korktuğumu anlamasını istemiyordum. O korkudan beslenirdi.

Birkaç adım yürüdü. Beton zeminde ayakkabısının çıkardığı ses, depoda yankılandı. O an çocukluğumdan bir anı düştü aklıma; koridorda yürüyüşünü duyduğumda odama kaçışım. Aynı adımlar. Aynı tehdit.

Sonra arkasını dönmeden konuştu. “Bana, Umay'ın, annenin hatalarını hatırlatan ve sözde Cihan'ın kalbi olan seni yakacağım.”

Kanım çekildi.

Yakacağım.

Bu kelimeyi özellikle seçmişti. Çünkü Umay’ı kaybetmişti. Annemle yanmıştı. Şimdi sıra bendeydi.

“Ne ?”

Bu bir çığlık değildi. Daha çok nefessiz kalmış birinin ağzından çıkan kırık bir heceydi.

Yavaşça bana döndü. Gözlerinde delilik yoktu. Bu beni daha çok korkuttu. Bilinçliydi. Planlıydı.

“Cihan, bana bulaşmakla hayatının hatasını yaptı.”

Onun için mesele hâlâ Cihan’dı. Hep bir erkekle hesaplaşmıştı. Ferman’la. Şimdi Cihan’la. Arada kalan kadınlar ise sadece savaş alanıydı.

“Bedel neymiş, onu göstereceğim ve bu sadece fragman olacak. Gerçek film çok yakında vizyona girecek.”

O cümleyle birlikte içimde bir şey yer değiştirdi. Korku geri çekildi. Yerine öfke geldi.

Ben fragman değildim.

Ben bir intikam aracı değildim.

Ben onun yarım kalmış hikâyesinin devamı hiç değildim.

O an ilk kez onu bir baba olarak değil, geçmişe saplanmış bir adam olarak gördüm. Umay’ın “terk edişi”nde takılı kalmış, annemin “katlanışını” gururuna yedirememiş, kendi kaybını kabullenememiş bir adam.

Karnıma baktı tekrar. Bakışı yumuşamadı ama bir anlığına titrediğini gördüm. O da farkında olmadan geçmişle bugün arasında sıkışıyordu.

Ben derin bir nefes aldım.

“Beni yakarsan,” dedim bu kez sakin bir sesle, “Cihan’ı değil… kendini yakarsın.”

Sözlerim depoda asılı kaldı.

Yıllar önce parkta salıncakta yalnız kalan çocukla, beş yaşında onun yanından ayrılmayan küçük kızın kaderi belki o gün yazılmıştı. Ama bu hikâye onların anne babalarının yarım kalmış aşkı değildi.Ve ben…Onun geçmişinin değil, kendi geleceğimin tarafındaydım.

Babamın gözlerinde ilk kez tereddüt gördüm. Çok küçük bir an. Ama vardı. Çünkü artık karşısında korkan bir kız değil, sevdiği adamdan hamile kalmış, seçim yapmış bir kadın duruyordu.

Ve ben o an şunu anladım.

Halit Yalçın geçmişle savaşmayı hiç bırakmamıştı.

Ama ben geleceğim için savaşacaktım.

Depodaki hava ağırlaştı.

Gerilim artık sözlerde değil, sessizlikteydi.

Ve o sessizlikte bir şey daha vardı.

Yaklaşan adımların sesi.

 

Bölüm Sonu..

Yorumlarınız bekliyorum 🥰🥲🙏

Büyük sezon finaline 3 bölüm kala.

 

Bölüm : 12.02.2026 20:22 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...