☽。⋆ Geçmişin anahtarı 𝐈𝐈 ⋆。☽
"Senin bendeki yerin,
dünyanın her şeyin ötesinde,
sevdiğim."
Aziz Kandemir
Almanya'ya sonunda varmıştık, önceliğim hastane idi. Babaanneme geçecektim. Asiye sultanları uzun zamandır görmüyordum. Hastanenin girişine girmem ile...
..hastanenin o meşhur kokusu burnuma geldi. Liseden beri sürekli hastaneye gelirdim. Bu genel kontrol olsun, yada acil bir durumda, ailem vesaire. Bilmiyorum, ama insan sürekli bir yere giderse oraya alışıyor. Oranın kokusu normalleşiyor. Ama ne vakit hastaneye adımımı atsam, sanki ilk kez bu kokuyu koklarmışım gibi geliyor.
Bu koku bende tek bir şeyi tetikliyordu.
Bu koku, bana annemi hatırlatıyordu..
Daha doğru düzgün koridora adım atmamıştım, lakin gözlerimi etrafa gezdirirken bir noktada takılı kalmıştı. Sol tarafımda birini sedye ile acile getiren sağlık personelini gördüm. Allah onlara yardımcı olsun, işleri gerçekten çok zordu.
Sağ sola hemşireler, doktorlar koşuşturuyorlardı. Bende sakin adımlarım ile koridorda yürüyordum. Gözlerimi etrafıma gezdirirken, telefonum çalmaya başladı. Araba sürerken bir kulağıma kulaklık takmıştım, çıkartmaya da tenezzül etmemiştim daha doğrusu. Aramayı açtım.
"Yıldırım, vardın mı?" diye bağırdı sinan hattın diğer ucundan. "Mal değneği, niye bağırıyorsun. Vardım." dedim sabır dilermiş gibi. Sinan' la olduğum yerde konuşurken, karşımda alel acele koşuşturan bir hemşire radarıma yakalanmıştı. Bilmiyorum ama gözlerim onu bulunca, içim bi garip oldu. Bir yandan Sinan'ın dediğine kulak asmaya çalışırken öte yandan ise gözlerimi o hemşireden alamıyordum. Kumral saçlarını at kuyruğuna bağlamıştı, ve yüzünü uzaktan seçememiştim.1
Kendi kendime sakın..Çek o gözlerini ondan diyip kızsam da. Bir anlık boşluğuma gelip, kendime gelmek amaçlı gözlerimi yumdum. O sırada zaten Sinan birşeyler anlatıyordu. Gözlerimi açarken "sabır..sabır Ya Rabbim" diye içimden geçirdim, ve aynı yere tekrar bakınca kimsenin olmadığını fark ettim. Alnımı sıvazlarken, kendi kendime halüsinasyon mu gördüm diye, bir an şüphe etmiştim.. sanırım o uyku haplarının yan etkilerinden birisiydi.
Durduğum yerden bi öne bi geriye giderken, en son respsesyona gitmeye karar verdim. Ben dalgın bir şekilde önüme bakarken, birinin bana yaklaştığını gördüm. Lakin o an anlayamadım. Kafamın içinde Sinan'ın anlattıkları uçuşuyordu, görüşüm bulanıklaştı ve göğsüm ise bir anda deli gibi atmaya başladı..
Ben daha ne olduğunu anlamadan bana yaklaşan kişi ile çarpıştım. Çarpışmanın etkisi ile kendime yeni geldim. O an çarptığım kişi ile gözlerim kesişti. Bu oydu... gözleri onu ele vermişti. Ela olan gözleri.. kalbimi tetikledi.
(Resimdeki göz renkleri pek uyuşmasada biraz olsa hayal edilir diye düşünüyorum. Aylinin gözleri ela, Azizin ise mavi griyimsi; en alt da tekrar görüşürüzz)
Peki ya yanılıyorsam, ya benzettiysem? Tıpkı az önceki gibi halüsinasyon gördüysem? Bu sahiden o muydu? Daha ben kafamda bin birtüllü soru üretirken karşımdaki hemşire "AÇSANA ŞU TELEFONU BE ADAM!?" diye sitem etmişti sinirli olan sesi ile.
Sonra gözlerimiz kesişti. Biz birimizin radarına düştük. Frekanslar değişti..artık ne Sinan'ın dediğini duyabiliyordum, ne de karşımda duran yorgun hemşireye, yani ona. O an gözlerim, gözlerine farklı bakıyordu.. gözlerinde bir şeyler gizliydi.. bana anlamsız bir yüz ifade ile bakınırken, sesini normalleştirip "tut mir leid, war nicht mit Absicht." ("kusuruma bakmayın, bilerek yapmadım.") dedi ve hızlı adımlarla yanımdan ayrıldı. Gözlerim şaşkınlık içerisinde onu izlerken, kulağımı sar eden bir ses duyuldu. "Alooo hey sana diyorum! Anladın mıı?! Yaşıyor musun!! Yıldırım ses ver? AZİZ!??" Ben yaşadığım şaşkınlık ile "Sinan ben seni arayacam" deyip telefonu yüzüne kapattım.
Ne diye bağırıyordu bu manyak şimdi?
Koridoru geçer geçmez büyük bir boş alan mevcuttu. Sol tarafımda ise resepsiyon. Ben sıraya dururken gözlerim hala onu izliyordu. Merdivenlerden çıkıyordu, saçları hızlı adımlarından dolayı sallanıp duruyordu. Sonra bir anda adımları yavaşladı ve gözlerimiz kesişti. Uzaktaydı evet, ama dudaklar kıpırdanmasa bilene gözler her zaman konuşurdu. Mesafe ne kadar olursa olsun, gözler bir şekilde anlaşılıyordu. Kısa bir an bakışma gerçekleşmiş olsa da, ardından hıslı adımlar ile yukarıya çıkıp görüş alanımdan kayboldu.
Önümde duran iki hasta yakını uzaklaşınca, resesyonda oturan personele muhatap oldum. Babamın sayesinde bu binada olduğunu biliyordum, lakin her seferinde farklı bir bölümde yatan babaannem yüzünden kafam karışıyordu. Hastanenin bin birtüllü odaları, koridorları, ve kapıları vardı.
Resesyondaki kadından babaannemin yattığı odanın numarasını aldıktan sonra, bekleme alanın yanında duran küçük büfeye girdim. Hastalar için farklı farklı çiçekler, atıştırmadık mevcuttu.
Seçmiş olduğun çiçek buketinde farklı renkler ile beyaz pembe zambaklar, pembe ve beyaz güller mevcuttu. Ve bir iki büyük papatya. Asiye sultan bunları çok severdi, Buket'in kağıdı da açık pembeydi. Böyle güzel çiçekler var mıydı ya hastanede?
İlk defa denk geliyorum, tıpkı onu gördüğüm gibi..
Elimde tutmuş olduğum çicekler ile az önce çıkan o hemşirenin peşinden yukarı çıkmıştım. Yukarı çıkmam ile karşımda duran açık büyük kapıya yöneldim. Kapının önünde büyük bir tabela vardı, üzerinde de D22 yazıyordu. Babaaannem burada yatıyordu. Yavaş ve temkinli adımlarla kapıdan geçtim, ve büyük koridorda yürümeye başladım.
Zaten burası tanıdıktı, bir iki kez asiye sulatanlarını burada ziyarette gelmiştim. Lakşn bu sefer odası değişmişti. Önceliğim doktor ile görüşmek olacaktı. Babam bana aktarsa da ayrıntılı bir şekilde doktordan da dinlemek istiyordum durumunu.
Kapıyı tıklattım ve ardından asiye sulatanların doktoru ile bi 10 dakikaya yakın görüştüm. Biraz daha kontrol altında kalacaktı, durumu gittikçe kötüye gidiyordu..derin bir konuşma sonucu doktor odaya bir hemşire çağırttı. Hemşireden de sultanımın bilgilerini aldıktan sonra bana odasını gösterdi.
Kapıyı çaldım ve içeri girdim. "Sultanım ben geldim" dedim. Yatakta uzanan sultanımın yüzüne gülücükler yerleşti, ve "oyy uşağum gelmiş. Hoş gelmişsun oğulumm" dedi. Hoşbulduk diyerek, önce yanağını ardından elini öptüm. Ardından ona buketi uzattım. Tıpkı küçük bir çocuk gibi sevinmişti gördüğü çiceklere.
"Otur bakalım Aziz oğlum." diye tembihledi ninem beni. Bir yandanda yatağına eli ile vuruyordu. Bende yanı başında duran sandalyeyi çekip oturdum. "Gelsene oğlum yanıma" dedi kızar gibi. Ona tebessüm ederek yanına oturdum.
"Seni dinliyorum sultanım. Ne arzu etmiştiniz?"
"Sen önce bana bi söyleyi ver, var mı sevdiğin birisi?"
"Asiye sultanım, nerden çıktı bu?" diye sordum soran gözlerim ona.
"Sen bi deyi ver oğlum, var mı yok mu?"
Sessiz kaldım. Şindi var desem, bin birtülşü soru soracaktı. Kim? diye, nezamandır? Diye. Ben ne diyecektim. Sultanım bu gönül kapısı iki senedir mühürlü. Kadere inandım ve bugün tekrar karşıma çıkardı, Rabbim. Yoksa sevdamı gizli tutup yalana mı başvuracaktım?1
Peki neden yalan söyleyim ki? Yalan söylemem için bir sebep yok ki ortada.
Suçsa ben ona bilene razıyım, yeterki kalbimin kilidini o açsın..
Toparlanıp " sen söyle bakıyım, sultanım. Ne diyeceksin?"
"sana mis gibi bir kız buldum. Efendi, güzel, yardım sever. Mesleğinde de gayet iyi.." bunu duymam ile, bir fırtına esti içimde. Sarsıldım, ama belli etmek etmedim.
"Bana öyle bakma yavrum. Artık burada ne kaldı ki..benim bir ayağım çukurda. Vakitim daralıyor. O eşşek sıpası sinan da evlenmiyor, sen desen ayarladığım hiç bir kız ile görüşmek istemiyorsun. Ben sizin mürvetinizi görmeden ölmek istemiyorum."
Duyduğum cümleler ile zor yutkundum.
Ölüm..evet ölüm vardı. Dünyanın, insanlığın, yaşamının bir geçeği buydu. Lakin kelimeler öyle kolay dökülmüştü ki ağzından, ben o kelimelerin içinde yutkunamadım, boğuldum.
Daha annemi kaybedeli 5 sene yi yeni doldurmuştu, üstüne asiyemi de kaybetmek zor geldi. Omuzlarım düştü. Kendini ölüme hazırlaması canımı yaktı.
"Hey bana öyle bakma kerata, itiraz istemiyorum. Bu kızla görüşeceksin onunla bi görüş, tanış. Huyu suyuna. Tam senlik. Eğer bunu da geri çevirirsen sana olan hakımı helal etmem. O kadar!" Ve ayağa kalktım. Şaka yapıyordu dimi?
"Ne biçim konuşuyorsun nine ya? Hakkımı helal etmem de nereden çıktı. Olacak iş mi bu şimdi?" Sakin kalmam gerekiyordu.
"Aziz yeter ya, onca sene geçiştirdin. 28 yaşına gireceksin, 30 dayandın oğlum. Artık bi aile kurmana bak. Ben gidecem, sonra vakti gelince baban. Gözümüz arkada kalmasın be oğlum."
"Bak babaanne, anlıyorum seni. Endişelisin, ama bende küçük çocuk değilim. Nasıl bu yaşıma kadar idare etmiş olsam da bundan sonrasını da hallederim evel Allah. Bu yüzden bu konuyu lütfen tekrardan açma, rica ediyorum."
"AZİZ, BENİM KAFAMIN TASINI ATTIRMA. GÖRÜŞECEKSİN DEDİĞİMSEM GÖRÜŞECEKSİN. HA GÖRÜŞÜP KONUŞTUNUZ MU, OLMADI MI. OZAMAN ZORLAMAYA GELMEZ. EVET GÖNÜÜL İŞİ BU, LAKİN İLA BENİM ÖLMEM İLE Mİ BİRİYLE OLACAKSIN?! " öyle hiddetlendi ki, yüzü kıp kırmızıya dönmüştü.
İkimiz de sinirliydik. Ve aynı zamandada kapı tıklanıp açıldı. Gelen sinan'dı. "Oyy asiyem oyy" dedi dalga geçermiş gibi ardından bana dönerek " noldu lan, yüzün sirke satıyor?" "Sus sinan. Allah aşkına bi sus, elimden bir kaza çıkacak şimdi. Hastane mastane dinlemem.."gözlerimi yatakta yatan inat sultanına çevirdim.
Masumcana bana bakıyordu, sanki iki dakika önce ben bağırmıştım, hakkımı helal etmiyorum diye. "Ee sultanım anlat bakalım, yıldırım niye deli tüfek gibi ortalığı birbirine katacak durumda." Artık dayanamıyordum. İnsanların benim adıma kararlar vermesine acayıp ayar oluyordum. Bu benim canımdan çok sevdiğim asiyem bilene olsa.
Arkamı onlara dönmüştüm. Pencereden hastanenin otoparkını izliyordum. O sırada ninem söze girdi. " ben bi kız beyendim. Boyu pozu yerinde. Ahlaklı bir aileden geliyor. Güzel, maşaAllahı var. Mesleği de var. BEKAR!" Sinan kahkaha attı. "Ee sultanım, bekar olması da gerekmez mi zaten. Ee devam anlat...keşke çekirdek getirseymişim." Arkamı dönüp ona kısık gözlerim ile baktıp. Ağzına fermuar çekermiş gibi yaptı, bende tekrardan pencereye dönüp sokağı izledim.
"Hee işte o kızıı da azize pek bi yakıştırdım. Görüşsünler dedim..kötülüğü için mi dedim sanki?" "Yok sultanım olur mu öyle. Ama keşke bu konuyu abime danışıp da halletseymişsin. Gerçi yengemi de merak ettim. Eğer aziz istemezme bana versene bi o şanslı kişinin numerasını. Bi de ben görüşeyim." "Eşek sıpası, gittin kuzenine ayarladığıma mı göz diktin.. öyle olsaydı da veremem. Zaten ona azizin numerasını verdim."
Ne yapmıştı?! Arkamı bir hışımla döndüm ve "EFENDİM?!" dedim hiddetle. "Babaannem benden habersiz niye elin kızına numaramı veriyorsun?!" Taşmak üzereydim. " Artık nasıl ulaştıysan ona bir güzel geri çevirirsin de. Ben evlenmecem tamam mı? Zorlama beni, gına geldi artık. Kabini kırmak istemiyorum. Lütfen, açma bir daha.." Sakin ol, sakinleş. Karşındaki asiye ninen. Kötü nir niyetle yapmadı o. Fazla hiddetlenme..dedi iç sesim. Sakin kalmaya denedim. Lakin olmuyordu.
Vücuduma kaynar su dökülmüş gibi hissediyordum. Yanıyordum. Yüreğime sakladığım o sevdama ihanet etmişim gibi, bir acı vardı içimde. Sanki biri zorla o kilidi kırmaya çalışıyordu. Canım yandı..
"Neyse sultanım biz gidelim. Sonra tekrar gideriz. Daha yetişmemiz bir kutlama var." Beni odadan çekiştirerek çıkardı. Beraber hiç konuşmadan hastaneden çıktık. Sonra arabaya varınca arabamın tekerine tekmeyi geçirdim. "Sakin abi. Bakma sultana öyle, hep böyle inatçı o biliyorsun." Evet öyleydi..
Kafamı salladım. Bir kaç dakika geçti ardından konuştum. "Az önce bir kutlamaya yetişecem dedin, neyden bahsettin?" Soran gözler ile ona baktım. "Sen ruh hastası mısın? Ben az önce seninle telefonda ne konuştum yıldırım. Senin kafa nerde?" Haklıydı, telefonda bişeyler anlatıyordu. Tek hatırladığım alper, ev buluşma gibi yarım kelimeler.
Ona o olayı anlatıp anlatmamak ile kaldım. Ardından ise dert ortağıma durumu izah ettim. "Vay arkadaş, sen git iki sene önceki o kişiyi tekrar gör. Peki o hatırladı mı seni?" "Hayır hiç sanmıyorum.." Elini koluma koydu, ve "boşver dicem şimdi. Geçireceksin bana da. Bu yüzden bu duruma bir şey demiyorum.. bir dakika, bir dakika. Sen bu yüzden öyle çıkıştın az evel." "Hayır sinan, sırf bu yüzden değil. Ya daha tanımağımım birisi ile zorla görüşmem, evlenmem için hakkını helal etmiyor ya. Beni nasıl bir zora sokuyor haberi var mı? Onu geçtim, tamam tamamen hastalığına alıyorum. Peki o kız demicek mi, tanımadığım bir adam ile evlenmem diye. Ha değelim görüştük, buluştuk. Bu benim içimde barındırdığım sevdama ihanet değil mi?"
"Sende haklısın abi. Keşke kalbinde birisi olduğunu söyleseydin. Belki o zaman biraz anlayış gösterirdi?" "Gösterse ne fayda. Daha ismini dahi bilmiyorum. Yüzü ezberimde, e peki başka? Ne diyim ona, iki senedir bir dala tutundum. Şimdi orası hafiften çöküyor. Ama ben uçamıyorum, çünkü kolum kanadım kırık. Demicek mi, niye onca sene bekledin. Git konuş demicek miydi."
Sinan beni sakinleştirmeye çalıştıktan sonra, arabalarımız ile eve geçtik. Sinan bizde kalıyordu. Evet evi vardı, ama arada kafa dinlemek için ikimiz geçerdik oraya. Yada kız arkadaşlarından birini götürürdü. Zaten tüm eşyalarımız bizim evdeydi. Fazlasıyla mesai yaptığımızdan dolayı, doğru düzgün evde kalmıyorduk.
Sinan ile bi üç saat beni partye ikna ettikten sonra, birer siyah takım elbise giyinip çıktık. Benim arabam ile alperin evine gitmeye başladık. Alper bizim yakın ve ortak arkadaşımızdı. Zor zamanımda yanımda bedenen yanımda olmasada ruhen hep yanımdaydı. Evin önünde iki RR park halinde duruyordu. Siyah, beyaz..
Arabadan çıktık, aynı zamanda dila da arabasını park edip gelmişti. Üçümüz peş peşe evin önüne varıp kapının ziline bastık. Dakikalar içerisinde kapı açıldı, ve biz içeri girdik. İçeri girip pardösünü çıkartan Dilayı bekledikten sonra, ortamıza geçip salona doğru geçtik.
Dilaya mavi elbisesi yakışmıştı. Turuncu şaçlı ile mavi rengi çok güzel bir uyum içerisindeydi. Odaklan! Diye geçirdim içimden.
Sonra Sinan'ın "vay vay vayy" sesi tüm salonda yankılandı. Ben etrafı izlerken, koltukta oturan bazıları bize doğru dönmüştü. E haliyle sinan öyle bi bağırmıştı ki, ben bilene bakardım, kim geldi diye. İkimiz Alperen yanına gittikten hemen sonra, Sinan dila'nın ve ötekilerinin bulunduğu alana giderken. Bende Alper ile bi balkona çıktık.
Biraz sohbet iyi gelirdi, eski bir dost ile. Alper bir sigara yaktı, bir dalını bana uzatırken "içer misin?" diye sordu. Bende geri çevirerek "yok içmem." dedim. "Hala aynısın.." dedi ve kendine bir dal yaktı. "Evet aynıyım.." hayır değildim. Ben bir çok şeyden vazgeçmiştim. Tek bir dala tutunmuştum. Dikkat etmeliydi. Çünkü eğer o dalda kırılsa ben bilinmeyen bir uçuruma düşerdim. İçimde tek bir umut dahi kalmazdı.
Ben duygularımı pek açığa vermem, zaten neden veriyim ki. Beni hep dikbaşlı, arada bi asabi bilirler. Aziz kim ki? Bir taştan ve farkı var? Duyguları yok... öylesine yürüyen bir nesne.
Biraz sohbet ettik, Alperen sigarası bitesiye kadar. "Ee anlat bakalım, ne ayaksın?" Dedi son bir kez sigarayı içene çekerek. "Ne diyorsun oğlum?" "Yenge diyor, var mııı??!" Yenge.. vardı. Ama herkesin bilmesine gerek var mıydı bilemedim. İki senedir kilitliydi yüreğimde o oda. "LANN NİYE SUSTUN! Yoksa.." "yav he hee..Allah aşkına uğraşma bide sen benle Alper. Doğum günü dinlemem atarım seni balkondan aşağı." Sonra ikimiz de gülüştük. Tekrardan salona dönmek isterken, son bir kez bana bakıp son sözlerini ekledi." Eğer yengem olacak o insan seni adam edesiye kadar süründürmese ve seni hanımdı yapmasa, bana da Alper demesinler. Yengem benim bir an önce bu adamı süründür Aminn!" "Yav he hee senin de hanımcılığını gördük Alper efendi. Bize Hrr Hira ya gelince Miyav" şakalaşarak salona girdik. Beraber Alperen eşinin bulunduğu ortama gittik.
..O vardı. İki senedir bekledim onu, şimdi aynı gün iki kez karşıma çıkmıştı. Evren bizimle mi oynuyordu. Yoksa bu da kaderin bir cilvesi miydi?
Sonra Hira şikayet şakacı bir hali ile "Neredeydiniz abi ya? Saat 19 da buluşacağız diyoruz, siz saat dokuza doğru geliyorsunuz." Sonra bende ekledim " kusurumuza bakmayın Hira hasretleri, havada trafik vardı." Biz üç erkek güldük. Çaprazımda duran o, da tebessüm edip güldü. İşte o an gamzesini görebildim.
Üzerinde saten açık altın pembe renginde bir gömlek vardı. Saçları öğlene kıyasla bu sefer açık bir vaziyetteydi. Altında siyah bir kot pantolonu. Sade ama bir o kadar da şık giyinmişti. Sonra gözlerim boynuna takıldı. Kolyesi..
Kolyesinde bir uçak takılıydı. İster istemez gülümsedim. Tanıdık geliyordu o kolye..
"Haha çok komik" diye çıkıştı Hira (Alperin eşi) Öyle bi sinirle bakıyorduk gözleri, ben eve geçince bir helva kavuruyor dostum için. Pardon eski dostum demeliydim :)
Sonra Alper " Lan dalga geçmeyin eşim ile.." bende ekledim, az önceki konuşmamızı ima eden bir ses tonu ile " hanımcıyım diyorsun yanii Alper. Bize hrr eşine Miyav." Sırıtarak bir birimize baktık. O da tabikide altında kalmayıp " sizi de göreceğiz Yıldırım bey, inşaAllah yengem olacak o kadın seni süründürür, aminn." Sinan'ın da tuzu olsun yemek de dimi, o da bana mucip bir sırıtmış ile "amin amin abii" dedi.
Millet benle uğraşmaya bayılıyordu, anasını satıyım. Başka oyuncak mı yoktu. Bira da yaptı yapacağını " Aylinim ortadaki hödük de Aziz." Yenge biraz ayıp olmuyor mu sevdiğim kıza karşı beni hödük diye tanıtman?! Bari nezaketen düzgün bir şey deseydin yaaa..
Sinan ve Alper başladılar bu sefer gülmeye. Nerede deli insan var, çevreme katmışım. Bana da maşaAllah ya.
Konu sonra Asiye sultana gitmişti. Hira durumu sorduktan sonra, Aylin de geçmiş olsun dileklerini iletmişti. Biraz daha ayakta durduktan sonra, kızlar yanımızdan ayrıldı. Ve ortam müzik eşliğinde hareketlendi. Bir iki kişi dans ediyordu, bazıları muhabbet ediyorlardı. Bende onu düşünüyordum. İsmi ne de güzelmiş öyle. İsmi gibi parlak bir ay dı benim için, onca parıldayan yıldızın ortasında benim ay parıltım dı. O benim yoncamdı..
Gözlerinde parıltıyı, beni kendine bağımlı eden, mucip bir hemşireydi. Senin bendeki yerin dünyanın her şeyin ötesinde sevdiğim. Bana ilaçtan çok, sevgisini aşılamıştı oysa..
Ben Yoncamı düşünürken yanımda bir silüet belirdi. Dila yanıma oturmuştu ve havadan sudan konuşmuştuk. Ardından hep beraber toplanıp tabu oynamaya karar verdik. İki şer grublardaydık. Ben ve o aynı takımda..
İlk turda dila ile oynamıştım. Pek oynamak istemesem dahi.. hevesini kırmak istemedim. Böyle böyle baya bi eğlendik. Bi sonraki turda dila anlatmıştı ve ben bilmeye çalıştım. Gerçi neyi anladım onu bilene bilemedim. Ben nerden bileyim en son hangi topuklu ayakkabı rengini giyindi. Ayaklara bakmıyorum ki ben? Ha cevap maviydi. Denizin "rengi" ne gibisinden de sorabilirdi tabi. Neyse anlık heyecanına veriyorum, kim oyunda heyecanlı olmaz ki? Bide bazen çok değişik kelimeler geliyordu, neyse biz eğlenmemize bakalım.
Son tura varmıştık, dilanın telefonu çalması ile ortadan bi kayboldu. Sıra bana gelmişti, sonra karşımda Aylini bulmuştum. Beraber yarışacaktık. O anlatacak ben tahmin yürütecektim. Yerlerimize geçtik o an Dilara da yanıma oturmuştu.
Ardından kum saati bizim için çevrildi. Gayet güzel ilerliyorduk, şimdiye kadar 4 kelime bilmiştik, son yarım dakikanın içine de girmiştik. "Bazen müzelerde, sergilerde tablolarda bir şey olur.." dedi heyecanlı bir şekilde. "Tasarım?"Diye sordum.lakin aranan kelime bu değildi. "Gibi eh nasıl desem.. bir şeye bakarsın ve çok seversin. O senin gözünde ne olur?" Gözlerine baktım. Sanat! Gözlerinin her bir ayrıntısı benim yüreğime bir sanat. "Sanat!" dedim. Doğruydu.
Kelimeler su gibi akıp gitmişti. Kelimeler birbirimiz için seçilmişti sanki. Bir diğer kelimenin cevabı "kimyasal"dı. Sanki birbirimizi çekiyorduk. Sonra hiç ummadığım bir şey dedi. "Hastanede nasıl tanışt-" lafını kestim, çünkü bu bize özel olsun istedim. Peki hangi tanışmadan bahsediyordu? İki sene önceki mi yoksa bugününü mü?
Hatırladı mı yoksa beni? Emin olamadım ama bugünkü tanışmamızı varsayarak "çarpışma, çarpışmak." Dedim. Doğruydu. Son kelime, son saniyeler. "Lakabın?" Diye sordu. "Lakabım?" Diye yanıt verdi. Lakabım mı varmış benim? Soran gözler ile ona bakarken, o da alperin bana sürekli öyle seslendiğini söylemişti. Cevabı bilmem ile, süremiz bitmişti. Mutluluktan ellerini benimle vurdu ve Hiranın yanına geçmişti.
Kazanmıştık. Ama sadece oyunda değil. Kader yüzüme tekrar gülmüştü. Beklememe değmişti. Rabbim yollarımızı tekrardan kesiştirdi..
Herkes yine dağılmıştı odaya. Bende koltukta Alper ve ömür ile oturuyordum. Sonra Aylin yanımıza geldi, ve Alpler'le az öteye gidip konuşmaya başladı. Sarılıyorlardı, bu arkadaşça olduğundan mıdır bilmiyorum. Ama içim hala aynı huzur ile doluydu. "Ben bir hava alacam, gelcen mi?" Kafamı hayır anlamında çevirdim. "Sonra belki" delmem ile ömür de kafasını tamam dermişsiniz sallayıp gitti. Boş boş önümü izlerken, bir ses duydum. "Selam" dedi. Sesini duyar duymaz başımı kaldırdım ve onu gördüm.
"Selam. Oturmaz mısın?" Diye sordum. Karşıma oturup devam etti konuşmaya "bu sabah için üzgünüm , yani öğlen vaktınde çarpışmıştık ya hani, bilerek değildi. Acil bir durum vardı, bende şe-" lafını kestim. Bana açıklama yapmak zorunda değildi. "Sorun değil, açıklaman gerek yok. İnanıyorum sana."
Tebessüm ettim o da karşılık verdi. Göz göze gelmiştik, tekrar..
Gözlerimle hatırladın mı beni? Sen onca sene bekledim, şimdi gelmişsin benimle muhattap oluyorsun. Beni tanısan, konuşsan, düşüncelerimi duysan, içimde olan biteni görsen, sever miydin beni de? Yoksa karşılıksız bir Sevda mı bu benim içimde?
Telefonuna bildirim sesi düşmüştü, bu da bakılmamızı sonlandırmıştı. Telefonu ile ilgilenirken yüzü güldü. Bu içimde bir şeyi tetikledi. Ona meraklı gözler ile bakarken, başını bana çevirip " benim gitmem gerek, seninle tanıştığıma memnun oldum Aziz." "Bende Aylin, istersen bırakabilirim seni bende kalkacaktım birazdan." Aslında gelmeyi hiç istemiyordum, ama şimdi geldiğime dair hiç pişman değilim. Rabbim seni bir kez daha karşıma çıkarttı. Hayat enerjimi bana veri verdin be yoncam. Bide beraber daha çok vakit geçirmek için güzel bir bahaneydi, aferin Aziz. Bi susar mısın iç sesim? Yooo susmayacam.
"Yok teşekkür ederim, çok cömertsin. Mu-" sonra Hira bize doğru gelip bağırdı. "Aşkımm, Musat abi geldi" Musat mı?! O kimdi ya?? Tüm hevesim kursağımda kalmıştı artık. Aylin koltuktan kalkmadan, Hira yanına varıp otururken sarıldılar "Tamam bebeğim, teşekkür ederim" dedi. Hira' nın gitmesi ile Aylin bana döndü, onun bana dönmesi ile yüzümü normal bir hale soktum. " O zaman sana hayırlı geceler ve iyi eğlenceler dilerim." " sanalda hayırlı geceler" dedim. Gitmesini istemiyordum oysa..
Sonra iki sene önceki sorumu sordum. "Seni tekrar görebilecek miyim?" Bana "nasip" dedi. İkimiz de gülümsedik. Dejavu yaşamıştık.. lakin onun haberi bile yoktu.
Hep Gül güzel kız, gülmek sana çok yakışıyor. Gamzeli yoncam. Tekrardan karıma çık olur mu?
Ve gitti. Onun evden çıkmasını beklemem ile bende hava almak için balkona akın ettim. İçim dışım yanıyordu. Sonra karşımda bir siyah spor arabası duruyordu. Önünde de iki kişi vardı. Birisi arabanın kaportasına yaslanmış, öteki de karşısında duruyordu. Bu Alper olmalıydı. Saçlarından ve giyiminden öyle seçebilmiştim.
Ben onları izlerken yanıma Sinan geldi. "Ne yapıyorsun abi?" Elinde tuttuğu sıcak kahvesi ile benim baktığım yöne bakıyordu. O an birisi koşuyordu arabanın oraya. Bu Aylin' di. Ve koştuğu kişi de Musat mıydı? Aylinin yanağından öpmüştü. Sonra kolunun altına alarak sardı.Üstelik birde "gecen nasıl geçti güzelim?" diye sordu. İçimde şimşekler, fırtınalar kopuyordu. Bu gerçek olamazdı öyle değil mi? Aylinin kollarını o Musat dangalıya sardığını seçebiliyordum. İçimdeki ateş kanamaya başladı. Sinan olayı anlamış olacak ki, beni eve sokmaya çalıştı. Ben ona "dur bi!" dedim sinirden köpüren sesim ile. Sonra bana ilaç gibi gelen o ses, benim acım oldu. O sesle söylenen benim kilitli olan yüreğimi enkaz altında bıraktı.
"Harika, böyle bir geceye ihtiyacım vardı. Ama en çok ta bir yatağa. Beni eve götür." dedi. Bunu duymam ile Sinan'ın elinde olan o duman tüten kahveyi elinden alıp bir hışım ile içtim. "Abi sakinleş, olay öyle değildir. Yanlış anlaşılma vardır mutlaka.." içim yanıyordu, ama kahveden dolayı değil. Nefes alamıyordum. Sinir küpü, her an patlayabilecekmişim gibi balkondan ayrılıp, insanların arasından hızlı yürümeye başladım. Dila ve Sinan'ın arkamdan seslendiğini duymuştum, lakin çok geçti. Arabama atlayıp, oradan ayrıldım.
Yola odaklanmıyordum, sürdüm ve sürdüm. Otoyola çıkınca bir tır önüme kırmıştı. Tüm gücüm ile frene basmam ile anca yavaşlayabilmiştim. Kenara çekip, sakinleşmeye çalıştım.
Bana ne oluyordu. Belki abisidir? Niye heyheylendim öyle bir an? Alpere de sarıldı ama böyle olmamıştı. Sakinleşmem gerekiyordu. Böyle araba süremezdim. Arabadan çıktım, ve derin nefes almaya çalıştım. Evet aynen abisi, insan çünkü abisine; beni yatağa yatır der. Haklısın. Hata bende..
Bir müddet orada kalıp sakinleşmeye çalıştıktan sonra, evin yolunu tutmuştum. Elbet gerçekler er yada geç orataya çıkacaktı..
Zaten öyle olsa, bana umut dolu konuşmazdı, öyle değil mi?
Bu bölümü hem çalı kuşumm için hemde GeceninLeydisi_ için gelsin. Benim ilk destekçilerim 🥹🥹3
@hatice kuğumun geçmiş doğum gününüde tekrardan kutlarım (dg de atacaktım olmadı 🥹) bu yolda karşılaştığım onca kuğum için iyiki varsınız, dilerseniz doğum tarihinizi yazın buraya kutlayalım :) 1
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? (Yazım hatalarını minimalize etmeye çalıştım olduğu kadarı)
Azizin ağzından daha fazla okumak ister misiniz? (Arada sırada)
Sizce Aziz "yatağa götür" olayını yanlış mı anladı? Yoksa normal mı karşıladınız?
Asiye sultana ne demek istersiniz?
Sizce Aziz mi fazla kıskanç birisidir, yoksa Aylin mi?
Azizin Ayline yonca diye seslenmesine nasıl yorum yaptınız? (içinden söylese bilene)
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, Allah'a emanet olun seviliyorsunuz kuğularım❤️
İnstagram hesabım : @su_kalkavan
Instadan alıntı paylaşıyorum, beklemede kalınn
Bölümü tekrardan gözden geçiririm büyük ihtimal, linclemeyin yani :)
( bu bölüme en azından 5 yıldız gelince yeni bölümü yükleyeceğim, anlaştık mı kuğularımmm)
Okur Yorumları | Yorum Ekle |