
Hellüüüü.Nasılsınız?
oy ve yorum yapmadan geçmeyin lütfen, bunlar benimotive ediyor.
Ve sizi sıkıp oy-yorum sınırı koymak istemiyorum.
keyifli okumalar.
****
"Burada ne oluyor lan böyle?" Çakır'ın elindeki telefona bakarak söylediği cümleler aslında hepimizin aklında dolanan sorulardan ibaretti. "Tamam, toparlayın artık kendinizi. Karadul ilgilenir gerisiyle," diyen Yekta anlamadığım şekilde Çakır'a dikmişti gözlerini.
Çakır telefonunu kapatıp cebine koyduğu sırada oturduğum yerden dizlerime vurarak doğruldum. Gözlerin bana döndüğünü görünce "Ben dükkana yardıma gideyim," demiştim ki Yekta da hemen benim gibi ayaklandı. "Hiç uyumadığının farkında mısın, Cepçi?" Omuzlarımı silkip buna zaten alışık olduğumu anlatma zahmetine girmedim. Gözleri arkada yayılmış telefonları ile uğraşan ekibe döndü. "Sen hariç hepsi ara ara uykusunu aldı. Beraber gidiyoruz, önce kahvaltı yapıyoruz sonra seni eve bırakıyorum ve sen uyuyacaksın."
Kaşlarım şaşkınlıkla hava kalktı. Yekta'ya şu birkaç gündür bir şeyler olmuştu. "Anneanneme yardım edeceğim. Ayrıca uykumda yok olsaydı ben kendim giderdim uyumaya." Yekta bana yandan bakıp arkasında kalan ekibe doğru parmaklarını şaklattı. "Kahvaltıdan sonra dükkana yardım ediyoruz." En az benim kadar yorgun duran gözleri bana döndü.
"Yardım edecek adam çok merak etme," deyip yerdeki çantamı aldığı gibi bana uzattı. Sinir olmuş bir suratla hızlıca aldım çantamı ve diğerleri kalkarken önden sert adımlar atarak ben indim.
Uyumayı ben bilmiyordum sanki. Uyumuyorsam zaten bir bildiğim var diye uyumuyorum. Kabus görmek falan istemiyorum ben. Yorgunluktan bayılacak raddeye gelene kadar dayanıyorum hep. Bayılınca da zaten rüya bile görecek halde olmuyordum.
Mavi büyük demir kapıdan çıktığım gibi yine büyük bir kalabalık karşılamıştı beni. Geçen gün yaşadıklarım aklıma gelince kendime engel olamadan bir adım geriye gittim. İçimde küçük bir kız çocuğu olduğunu hatırladım. Sırtım birisine çarptığı gibi amonyak kokusu burnuma dolmuştu. Acı kokusunu derin nefes çekerek solurken o bir anda elini belimden karnıma doğru sardı. Tüylerim içimde oluşan hisle diken gibi oldu.
"Korkma," derken çıplak karnımda hissettiğim dokunuş gıdıklanmama sebep olmuştu. Korkmamıştım aslında. Refleks olarak karnımı içime çekmiştim. "Bir daha öyle saçma bir şeye kalkışamazlar." Beni eli hala karnıma doğru sarılı şekildeyken yürütünce ona yapışan bedenim gerilmişti.
Kalabalık mahallelinin arasında gördüğüm gençlerde buna tuz biber olmuş olabilir. Onlar benden gözlerini kaçırırken ben kaşlarım çatılı şekilde hala onlara bakıyordum. Kim dövmüş onları böyle? "Yekta neler oluyor böyle? Haberler ne diyor?"
Kalabalıktan konuşan bir adam ile Yekta elini karnımdan çekti. Hala vücudum ona değiyordu fakat hafif yana kayarak elini belime koydu. "Haberler yalan söylüyor abi. Dünden beridir Karadul'da bizde uğraşıyoruz. Hatta," deyin kolunu iyice bana sarıp baktı. "Asıl işin büyüğünü Neva yaptı. Karadul'un ipten kurtulmasında büyük yardımı dokunuyor." Ne diyeceğimi ya da nasıl hareket edeceğimi bilemedim bir an. Bu kadar insanın böyle bana bakması utanmama sebep olmuştu.
Kimseye bakmamak için kafamı başka yerlere çevirdim. O sırada sokaktaki MOBESE kameraları dikkatimi çekti. Eski bir mahalleydi fakat mutlaka bir kamera olmalıydı. Önce mahalleye tekrar gidip göz atmam gerekiyordu.
Adamın bana karşı yumuşayan gözleri tekrar Yekta'ya döndü. "Peki ne yapacaklar şimdi? Herkes onları kötü sanıyor. Karadul'un yardımı dokunmayan insan çok azdır. Onları gösterelim, belki herkesin fikri değişir gerçeği görünce." Adamın sözleri ile bana değen kol kasının gerildiğini hatta belimi daha sert sardığını hissettim. Anlam veremesem de adamın dediklerinin kendisine uymadığını anlamıştım.
"Olur mu öyle şey?" diye konuştu. "Yapılan iyiliklerin gösterişi mi olurmuş? Varsın öyle kötü bilsinler, Karadul bir şekilde kendini aklar. 23 yıl önce yıkılmadıysa Karadul bu yapılanlarla asla yıkılmaz." Yekta'nın gururlanarak söyledikleri arasında dikkatimi çeken ayrıntı tüylerimi diken diken etti. 23 yıl önce Karadul yıkılma raddesine mi gelmişti? 23 sene önce benim doğduğum sene.
Mahallelinin anneme olan tutumu, Karadul'un ininin annemin yaşadığı ve 23 yıl önce bir anda kaçtığı mahalle olması, üstüne yine 23 yıl önce Karadul'un neredeyse yıkılacak olması...
Derin nefes alıp kafamın içini boşaltmaya çalıştım. Sakin kafayla düşünüp kurmam lazımdı. Ne olduysa galiba hepsi birbiriyle bağlantılıydı. "Haklısın. Peki bizim elimizden ne gelir, böyle oturmak içimize sinmiyor." Halkın kimisinden adamın dediklerini destekleyen mırıltılar gelirken kimisi sadece başını sallamıştı. Karadul'a duydukları saygı ve hissettikleri bağ hoşuma gitmişti. Aven olarak tek başınaydım çok kişiye yardımım dokundu fakat siber dünya haricinde beni tanıyan olmazdı.
"Valla abi bizim bile elimizden bir şey gelmiyor destek olmak dışında. Sizde öyle yapın." Çakır'ın dedikleri ile sanki Karadul'a desteklerini göstermek isterlermiş gibi bir anda alkış tufanı koptu. Kanım adrenalinle dolarken atmosfer o kadar güzeldi ki birisi bilmediğimiz bir yerlere doğru "Hücum!" dese ben bile uçardım o derece. "Karadul!" deyip aynı anda 3 alkış, sonra tekrar "Karadul!" diye bağıran mahalleliye Karadul'un şu an gözleri dolu dolu baktıklarına emindim. Ben bile gururlanmıştım. Tezahüratlarla dağılan mahalleli ile geriye biz ve geçen gün bana saldıran üç genç kalmıştı.
Gözleri bana değiyor fakat hemen sonra geri çekiyorlardı. Çekingen ve tereddütlü bir halleri vardı, asla geçen gün bana saldıran çocuklara benzemiyorlardı. Bizimkiler içeri girince ben ve Yekta kalmıştık. İçeriye doğru yönelecekken elini kaldırıp birilerini çağırdığını gördüm.
O çocukları çağırıyordu.
Sanki çağırılmayı bekliyorlarmış gibi birden bize doğru gelen gençler tam önümüzde durmuşlardı. Kim bilmiyorum ama birileri onları iyi dövmüşlerdi. Niye çağırdığını merak ettiğim için Yekta'ya döndüm. Yekta ise bir şey demek yerine kollarını göğsünde birleştirmiş çocuklara bakıyordu.
"Yaptığımız çok yanlıştı," diye başladı çocuklardan en cılız ve uzun olanı. Hepsinin yüzü yere doğru eğik duruyordu. "İğrenç insanlar olduk," diye konuştu ortada duran genç. Hemen yanında ise bana asıl saldıran genç vardı. "Yaptığımız şerefsizliğin geç farkına vardık ve senden gerçekten özür diliyoruz. Karadul'un senin için uyarısına rağmen dinlemedik onları. Bizi affet lütfen." Çocukların hal ve hareketleri, tavırları, bana bakışları zorla değil de gerçekten özür dilediklerini gösteriyordu.
Ne oldu da bana karşı olan fikirleri değişti bilmiyorum ama gerçekten üzgün olduklarını görüyordum. Ayrıca Karadul'un benim için özel olarak uyarısına da anlam verememişim. Yüz ifademi bozmadan çantamdan not defteri ve kalemimi çıkardım. Bunları kullanmadığım en uzun zamanları geçirdim ve bu tuhaf gelmişti bana. Çünkü not defterime yapışık yaşamaya baya alışmıştım.
"İstediğim şeyleri yaparsanız sizi affederim," diye yazıp defteri onların okuyacağı şekilde uzattım. Derdim tasam bambaşka şeyler, bir grup ergenin doğrusunu bilmeden yaptığı yanlışlara takılacak durumda değildim. Tamam başka zaman olsaydı eğer bizzat Aven olarak ilgilenirdim fakat zaten birileri benim için onlarla ilgilenmişti.
"Tabii, ne olursa yaparız," diye konuştu beni hırpalayan çocuk. Fakat bunu Aven olarak hırpalamazsam içimde kalırdı. Başımı sallayarak not defterine istediğim şeyleri yazdım. Yetimhanedeki çocuklar için tanıdığım oyuncakçı da oyuncaklar ayırttım ve onları götürmem gerekiyordu. Karşımdaki 3 gençte bana yardım etmeye pek bir gönüllülerdi. Sağ olsunlar. Amacım biraz etrafı kolaçan etmek, müdürü izlemekti fakat gitmişken minikleri sevindirmem gerekiyordu.
Çocuklara yazdığım kağıdı koparıp uzatmıştım ki telefonum titremişti. Çocukların kabul etmesiyle birlikte Yekta ile birlikte dükkana girmiş kızlar ve anneannemin hazırladıkları kahvaltıya oturmuştuk.
"Karadulu'un kuruluş yıl dönemi yaklaşıyor,"diyen Asya oldukça dikkatimi çekmişti. "Olacak mı acaba bir şeyler," derken son anda kendini toparlamış gibi bir hale büründü. Yekta önündeki tabağından kafasını kaldırmadan omuz silkti. "Karadul her sene bir organizasyon yapar. Bu sene de vardır kesin." Cevabı Asya ve Eslem'i sevindirmişti. Soru sormak istiyordum fakat herkes yemeğiyle uğraşıyordu. Hemen dibimde oturan Yekta'nın koluna parmak uçlarımla dokundum.
Yemekten kafasını kaldırmadan yana doğru çevirip bana baktı. Çekiciliği ile karşı karşıya gelince zorlukla yutkundum. Dalgalı dağınık saçları öne doğu sarkmış alnını kapatmıştı. Ağzındakini yuttuktan sona ise dudaklarını yalaması ile nefesimi tuttuğumun farkında bile değildim.
"Bir şey mi oldu?" diye fısıldadı beni kendime getirmek ister gibi. Hafif bir irkilme ile kendime gelince dudağının sol tarafı yukarı doğru kaydı. "Karadul nasıl bir organizasyon yapıyor?" Dudaklarımı okuyunca kendine zaman arar gibi çay bardağına uzandı. Minik arka arkaya birkaç yudumdan sonra kafasını tekrar bana çevirdi.
"Mahalleliyi davet ettiği bir eğlence yapıyor. Daha doğrusu oldukça büyük, mahallede yapıldığı için de kalabalık olur."
"Onlarda geliyor mu peki?" Dudaklarımdan okuduğu soru ile gözleri yüzümü taradı. Merakımı yüzümden okuduğuna emindim çünkü gerçekten merak etmiştim. "Genelde oluyorlar, fakat işleri ile çakışırsa da bir iki saat durup giderler. Ya da daha kısa." Anladım dercesine ve sorularımın bittiğini gösterircesine başımı salladım.
Kuruluş tarihi ne zamandı bilmiyorum ama orada olmak için uğraşacaktım.
Aven olarak annem konusunda onlara soru soramam fakat eğlencede karşılaşırsak ilk işim onlara annemle ilgili sorular sormak olacaktı. Sandalyemi geriye çekerek lavaboya doğru yürüdüm. Aven hattım açık olduğu için gelen mesaj muhtemelen Karadul'dandı.
Alar: Aven için yapılan haberi gördüm. Bu akşam daha önceki yazdığım saat ve yerde buluşalım.
Görmemesi imkansızdı zaten, hatta geç bile kalmıştı. Ona onaylayan ve orada olacağımı söyleyen mesajı göndermemin ardından asıl hattıma geçerek ellerimi yıkadım ve lavabodan çıktım. Masaya doğru yürürken hepsi birbirleriyle konuşuyordu. Ortak bir konu döndüğünün birbirlerine dönen kafalarından anladım. Ve her konuşanın eğilerek konuşmasının ardından duyulmasını istemedikleri bir konu olduğu da belliydi.
Benim geldiğimi ilk gören Çakır olmuştu hafif bir öksürüğün ardından geriye yaslanmış kahvaltısına dönmüştü. Konuşulan konu ne ise duymamı istemedikleri Çakır'ın hemen ardından geri çekilip susmalarından belli olmuştu. Masaya gelmiştim ki Yekta oturduğu yerden kalkmıştı.
"Hadi," derke kafasıyla da kapıyı göstermişti. Peşinden dükkandan çıkıp kolunu tuttum. "Ben uyumak istemiyorum," diyerek oynattım dudaklarımı. Dudaklarımdan okuduklarına oldukça şaşırırken "Yorgunluktan bayılacaksın, Cepçi," diye konuştu anlayışlı şekilde.
"Amacım zaten bu," derken dudaklarım sinir bozucu bir şekilde yine tartmadan düşündüklerimi söylemişti. Garipsediğini yüz ifadesinden görüyordum. "Uyursam kabus görürüm. Fakat artık yorgunlukla olduğum yerde uyursam, kabus bile görmem yorgunluktan." Başının üstününü avucuyla sıvazlarken gözleri düşünceli şekilde etrafta döndü.
"Tamam," diye mırıldandı. "O zaman ne yapalım?"
"Benimle saatlerce uyumadın Yekta, sen git uyu."
Kafasını yana yatırarak kızar gibi baktı. "Sen ne zaman rahat bir şekilde uyursan ancak o zaman uyurum." Söyledikleri bugün kaçıncı kez hissettirdiğini bilmediğim o duyguları tekrar hissettirmişti. Dili keskin bir bıçak gibiydi. "Hadi gel," dedi elini bir anda belime koyarak. "Nereye?" desemde direk karşıya baktığı için görmedi. Sokağın sonundan aşağıya inip biraz daha gidince camlara yapıştırılan resimlerden spor ve dövüş salonu olduğunu anladığım bir dükkana gelmiştik.
Bana bakınca "Buraya niye geldik?" diye sordum.
Çapkın bir gülüş sergiledikten sonra "Madem yorulman gerekiyor, hakkıyla yapalım şu işi," diyerek arkama geçerek omzuma koyduğu eliyle dükkana girdik. İlk karşılaştığım şey spor yapan bir grup insandı. Spor hocası olduğunu birisine direktifler verdiğini görünce anladığım bir adam doğrulup bize geldi. "Hoş geldin Yekta, dersin yoktu bugün yanlış hatırlamıyorsam?"
Yekta ders mi alıyordu buradan? Adamın gülümseyerek söylediklerinin ardından el sıkıştılar. "Özel bir öğrencimi kıramadım," deyince şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırıp ona döndüm. "İyi o zaman ben sizi tutmayayım," diyerek bana da gitmeden önce gülümseyen adama aynı şekilde karşılık verdim.
Bir anda yürümeye başlayan Yekta'nın dudaklarımı okuması için önüne geçtim ve geri geri yürümeye başladım. "Spor hocası mısın burada?" Gözleri saniyelik gözlerime kaydıktan sonra hayır dercesine kaşlarını kaldır. "Savunma dersleri veriyorum burada." Konuşurken bana doğru yürüyor ben ise nereye gittiğimi bilemeden geriye doğru gidiyordum onunla konuşabilmek için.
"Bana ders mi vereceksin şimdi?" diye sorunca yamuk bir sırıtış oturdu suratına. "Eğlenceli olacak," deyince ayağım bir anda tökezledi. Ya da bir şeye çarptım bilmiyorum. Geriye doğru sendeleyip düşerken neredeyse refleks olarak bağıracaktım.
Öne doğru uzanan elimi tam kolumdan bir anda tutan Yekta diğeriyle de belimi kavramıştı. "Konuşmak istediğinde hafifçe öksür İris, işimde olsa, iki elim kanda da olsa dönüp sana bakarım." Neden böyle derin bakıp anlamlı konuşuyordu ki? Ya da neden böyle hissettiriyordu ki? Beni belimden çekerek duruşumu düzeltti ve gideceği yöne doğru yönlendirdi.
Bir şey bilmiyormuş gibi davranmak zor olacaktı çünkü dalgınlıkla ufacık bir karşılık onun dikkatini çekebilirdi ve ben yalan söylemek zorunda kalmak istemiyordum. Bu yüzden soru sormasını gerektirecek durumlardan uzak durmam gerekiyordu.
Geniş, yerlerin matlarla döşendiği dersin yapılacağı odaya gelince Yekta hızlıca kolumdaki çantamı alıp kenara koydu. Üzerindeki tişörtü çıkartınca nefesimi tuttum. Tam çantamın üzerine bırakıp bana doğru geldi.
"Daha önce hiç savunma dersi aldın mı?" diye sorunca en mantıklı cevabı verdim. "Evet." Hareketlerim ve çabuk kavrayışımdan bildiğimi zaten anlayacaktı. "Tahmin etmiştim. Geçen ki olayda kolunu tutan çocuğu güzel hareketle uzaklaştırdın kendinden," deyince içimden küfür ettim. Daha ilk anda çuvallıyordum neredeyse.
"Ne olur ne olmaz, bundan sonra haftada 2 gün akşam 20:00'de ders almanı istiyorum burada. Kendini savunmayı tam olarak öğrenmen gerekiyor, her zaman 19 yaşında bir genç olmaz karşında."
Harika. Daha önceki aldığım dersleri tekrar alayım canım ne olacak sanki? Aven olarak siber dünyayla ya da Karadul'la ortak yürüttüğümüz davayla kim uğraşacak canım.
"Vaktim olur mu bilmiyorum," diye oynattım dudaklarımı yüz ifademi normal tutarak. Eline bezi sararken burnundan nefes vererek güldü. "Niye akşamları süper kahramanlık mı yapıyorsun?"
Bir an ne diyeceğimi bilemedim ve Yekta'ya bakakaldım. Herkese rahatlıkla yalan söylerken neden şimdi böyle donup kaldım bilmiyorum. Sakin ve rahat tavrı espri yaptığını gösteriyordu bu yüzden kendime hayali bir sert tokat attım. Bana bakmıyorken hemen kendimi toparlamak zorundaydım.
Kafamı eğip ayaklarıma baktıktan sonra aldığım tüm derslerin hakkını vererek gülümseyerek kafamı kaldırdım. Yekta bana dönmüştü. "Tüm sırrım ortaya çıktı." diye oynattım dudaklarımı. "Ben geceleri maske takıp süper kahramanlık yapıyordum. Büyüyü bozdun."
Eline aldığı bez parçaları ile bana doğru gelirken dudaklarımdan okudukları ile gülmüştü. Bakışlarındaki hoşnutluk benimde gülümsememe sebep oldu. Elimi tutup kaldırdı ve bezleri elime sarmaya başladı. "Sana çok yakışırdı eminim. Bir gün beni de kurtarırsın belki?"
Hala gülümserken dediklerini anlamadığım için kaşlarım çatılmıştı. Yamuk bir sırıtışla yandan bana baktı. "Her süper kahraman filmin de olur ya. Süper kahraman maceraya atılır ve sevdiği kişinin başına bir şey gelmek üzereyken onu kurtarır."
O diğer elime geçerken ben onun dediklerinde takılı kaldım. Bir anlam yüklemeli miydim hiçbir fikrim yoktu, fakat hoşuma gittiğini inkar edemezdim asla.
Bir buçuk saatin sonunda yorgunluktan bitmiş bir halde kendimi ikili deri koltuğa bırakmıştım. "İşte şimdi bayılmak üzeresin," diye konuştuğunu duydum Yekta'nın. Fakat göremedim çünkü çoktan gözlerim kapanmıştı. Saatlerdir beklediğim andı işte. En az birkaç gün böyle yorgunlukla uykuya dalmam gerekiyordu. Üzerime bir şey örtüldüğünü hissettiğimde tamamen uykuya dalmak üzereydim.
*****
"Bismillah! Ne oluyor burada?"
Tanıdık sesler geliyordu fakat uykuma devam etmek istiyordum.
"Saatlerdir böyle uyuyorlar, o yüzden haber verdim."
Kafamı yasladığım yere iyice yayılmak ister gibi sürttüm. Uyanmak istemiyordum ama sesler benim uyanmamı ister gibi kulaklarımı tırmalıyordu. "Tamam abi hallederiz biz şimdi." Çakır'ın sesini duyunca kaşlarım çatılmıştı. Uyuduğum yerde ne işi vardı?
"Sessizce konuşmayı hiç düşündünüz mü?"
Yekta'nın kulağımın dibinde gelen sesi beynimde şimşekleri çaktı. En son spor salonunda Yekta savunma dersi veriyordu bana ve ben yorgunlukla kendimi koltuğa attım. Sonra ise uyudum. Neden Yekta'nın nefesini kulağımda hissediyorum?
"Oğlum bu ne hal?"
"Uyuyoruz. Niye sevişirken basmış gibi bir haliniz var?"
Kafamı kaldırıp ters bir cevap vermemek için dilimi ısırdım. Uykuya geri dalmamın imkanı yoktu fakat uyuyor numarama devam edecektim. "Ha bir de sevişin!" Çakır'ın ağzının ortasına patlatma isteğini zorla bir kenara attım.
"Çakır yorgunum kardeşim." Yekta'nın sesi gerçekten yorgun olduğunu hissettiriyordu. "Sen en son Neva'yı eve götürmüyor muydun?" Enes'in sorusu Yekta'nın sesli şekilde nefes almasına sebep oldu. Kafamı koyduğum yerin Yekta'nın nefes alışıyla havalanması şoka uğratmıştı beni.
Yekta'nın göğsünde yatıyordum.
"Vazgeçtim kardeşim. Spor salonunda uyumayı daha çok seviyormuş n'apalım, bizde burada uyuduk."
"O nasıl fantezi lan?" diyen Enes'in ardından vurma sesi geldi. "Dalga geçiyor gerizekalı." Eslem'in dediğiyle Enes'in homurdandığı duydum. "Yorgunluktan bayılana kadar uyumuyor, sende onu buraya yormaya getirdin." Çakır'ın kısık şekilde söyledikleriyle kısa bir sessizlik çöktü. Yekta'nın derin nefes aldığını hissettim yine. Dağınık saçlarımın arasına sızan parmaklar kafamı iyice gömdüm göğsüne.
Saçlarımı okşuyordu.
"Alaz abi babama anlatıyordu geçen gün. Yorgunluktan nerede gözleri kapanırsa orada uyuyormuş."
"Keşke yardım edebilsek," diye konuşan Asya'nın üzgün sesiyle daha fazla bu tarz konuşmaları duymak istemediğim için, uyanacağımı belirtecek birkaç hareket yaptım. Ardından gözlerimi araladım ve ekibi ayakta kendimi ise Yekta'nın kucağında buldum.
Yeni fark ediyormuş gibi hemen doğrulup oturdum koltukta. "Kaç saattir uyuyorum?" diye sordum elimle kafamı kaşırken. "Beş," diye cevapladı beni Yekta. Uykum bana yetmemişti fakat yinede idare ederdim. "Anneannemler merak eder beni," diyerek doğruldum. Uyku mahmuru bir yorgunlukla çantama uzanırken ellerimdeki eldivenlerin çıkartıldığını fark ettim.
Yekta da dahil hepsine el sallayarak salondan çıktım. Çantamdaki telefonuma baktığımda bilmediğim bir numaradan mesaj gelmişti. "Ben Arif. Dediğin oyuncakları aldık bunları nereye götürelim?" Asıl amacım yetimhaneye gitmekti fakat bu gün kalmıştı. Geç uyandım, eve gidip duş almam gerekiyordu, evdeki parkenin altındakine bakmam gerekiyordu, dün konuşulan haclemelere başlamam gerekiyordu ve geç saatte ise Karadul ile buluşmaya gitmem gerekiyordu.
Hatta olay yerine gidip kamera var mı diye bakmam gerekiyordu, belki bir şeyler bulabilirdim.
Arif'in attığı mesajdan çıkış yaparak Emre'nin ismine tıkladım. Ona yetimhaneye bir gençle beraber oyuncaklar gönderdiğimi çocuklara dağıtmasını söyleyen mesajı gönderdim. Sonra ise tekrar Arif'in numarasına tıklayarak, yetimhanenin adını verip oyuncakları oraya bırakmasını istedim.
İşimin çokluğu ile adımlarımı hızlandırdım ve mahallenin girişine gitmek için döndüm. Her türlü aletin, teknolojik parçaların bulunduğu büyük bir dükkanın önünde durdum. Kendim göz atmak ve aradığımı bulmak uzun sürecekti o yüzden hızlıca not defterimi çıkardım.
"Sinyal kesici ve günlerce dayanıklı bir dinleme cihazı alabilir miyim?"
Yazdığım kağıdı koparıp yanımdan geçen bir görevliyi durdurdum. Adam "Buyurun?" deyince gülümseyerek kağıdı uzattım. Kısa sürede konuşamadığımı anlamış olacak ki kendisini takip etmemi istedi. İki ayrı yerden istediğim cihazları bulup kasaya götürdü beni.
Çantamdan çıkardığım parayı uzattım ve 340 tl tutan ücreti ödedim. Cihazları çantama attığım gibi evin yolunu tutmuştum. Vedat abinin beni daha önce bulduğu sokağın yakınlarına geldiğimde bir bağırışla karışık kahkaha sesleri adım atmamı engelledi. Hızlıca etrafa göz attım fakat kimseyi görmemiştim.
Emin olamasam da birkaç adım daha atmıştım. Gözlerim sesin sahibi arar gibi etrafta geziyordu fakat bir şey göremiyordum. Sokağı dönmek üzereyken tekrar kalabalık bir kahkaha sesleri geldi ve hemen arkasından ise cılız ağlama sesleri. Döndüğüm sokağın ilerisinde bir kadının başında birkaç serseri vardı. Dalga geçiyor onunla uğraşıyorlardı ve kadın kendini korumaya çalışır gibi kafasını ellerine gömmüştü. Bu o deli numarası yapan kadındı.
Tam adım atmıştım ki adımın havada kaldı. Telefonumu hızlıca çıkarıp Aven hattıma girdiğim gibi kayıtlı numaraya girdim. Aradığım numara neredeyse kapatılacakken açıldı. "Önemli bir şey olmadıkça aramak ve konuşmak yok dedik,"dedi telefonun hoparlöründen gelen mekanik ses. Arama yaptığım belli olmasın diye kısmıştım sesini ve onu duyabilmek içinde kafamı eğmiş çantamdan bir şey arıyordum. "Takip ediliyor muyum şu an? Bu önemli." Haşırtı sesi yüksek gelince telefonun senini biraz daha kıstım. Kullandığı ses değiştirme cihazı böyle sorunlar yapıyordu ben alışmıştım. "Beş dakika önce bakmıştım, etmiyorlardı. Ne oldu?"
Çantama biraz daha eğilirken aradığımı bulamamış gibi davrandım. "Annemi tanıyan bir kadın var ve başı dertte onu kurtaracağım fakat takip ediliyorsam yapamam."Kafamı kaldırıp yandan kadınla uğraşan serserilere bakış attım. 4 kişilerdi ve kadını itekleyip duruyorlardı.
"Hayır, takip edilmiyorsun. Dikkat et kendine." Ardından sanki hiç çantamı kurcalamıyormuş gibi doğrulup kapanan telefonumdan son bir şey daha yapıp çantama atarak fermuarı çektim. Bunu yaparken ise serserilere doğru yürüyordum.
Çantamı kenara bırakarak kadının saçını tutan serserinin dizine arkadan tekme attığım gibi öne doğru diz çöktü. Dirseğimle hemen yanımdakinin burnuna vurup önümdeki sırtı dönük ve yerde duranın üzerine basarak ortaya atladım. Kadın korkuyla geri çekilirken bana doğru gelen serserinin yumruğunu dirseğimle durdurup midesine yumruk attım.
Ardından kolunu kıvırıp tekmeyle ileri savrulmasını sağladım. Dördüncü serseriye döndüğümde ise bana saldırmakla gitmek arasında kalmıştı. Yerdeki arkadaşlarına bakış attığı sırada onu korkutacak bir şekilde adım attım ve adam arkasına bile bakmadan kaçarak gitti.
Diğerleri ise peşinden koşmaya başladı.
Dönüp kadına baktığımda ise gözlerini sonuna kadar açmış şaşkınlıkla bana bakıyordu. Havalar sıcak olmasına rağmen giydiği eski, yıpranmış, kahverengi kabanına sıkı sıkıya sarılmıştı.
"Sen nesin böyle?" diye fısıldadı benden gözlerini ayırmadan. Kenardaki çantamı alarak not defterimi çıkardım ve iyi olup olmadığını sordum. Yasladığı duvardan doğrulup üzerini ve duruşunu düzelti. "İyiyim." İyi olduğundan emin olmak istercesine baştan aşağıya ona baktım. Hırpalanmıştı, saçı başı dağılmıştı fakat bunlar dışında iyiydi.
Aradığım fırsat ayağıma gelmişti bu yüzden hemen not defterime döndüm. "Annemle ilgili sorular sormam gerekiyor sana." Yazdığım defteri uzatıp ona okuttuktan sonra kafasını salladı. "Anlatacağım fakat kendini tehlikeye atmanı istemiyorum." Konuşması oldukça düzgün, kafası ise oldukça sağlıklı duruyordu.
"Beni düşünme ben her şeyin üstesinden gelirim."
Uzattığım defterdekileri okuyunca bakışları yumuşadı suratında ise manidar bir gülüş oluştu. "Annende hep böyle derdi. Her şeyin üstesinden de gelirdi," dediğinde içime oturan sözler gözlerimi doldurmak istercesine burnumu sızlatmıştı.
"Anneme ne olduğunu biliyor musun?"
Defterden kaldırdığı gözleri dolu doluydu. "Sevdikleri için kendini feda etti," diye konuştu. Gözünden bir damla yaş akmıştı. "Niye herkes ondan nefret ediyor? Annem gerçekten katil mi?" Yazarken bile elimi titreten sorunun cevabı beni ölesiye korkutuyordu. Nefesimi tuttuğumun farkında bile değildim.
"Annen kimsenin ölmesini istemediği için gitmek zorunda kaldı. Fakat haysiyetsiz bir insanla ne kadar düzgün bir anlaşma yapabilirsin ki?"
Hiçbir şey anlamamıştım. O da benim anlamadığımı görmüş olacak ki "Bak," dedi elimi tutarken. "Her şeyi anlatmak istiyorum fakat burada olmaz. Şimdi hiç olmaz. Burada bu şekilde sağlıklı görünemem." Elimdeki defteri alarak bir adres ve saat yazmaya başladı. "Önümüzdeki hafta bugün bu adrese gel her şeyi konuşalım."
Adrese kısaca göz attıktan sonra sayfayı çevirdim. "Bana bir şeyler vermek zorundasın. Boşuna çabalamadığımı bilmek zorundayım." Yazdığımı okuduktan sonra derin bir nefes aldı ve kısaca etrafa göz attı. "Annen, tanıdığı herkesi korumak için kendini feda etti. Seni de kendiyle feda etti, tek amacı sevdiklerini ve Karadul'u korumak, kurtarmaktı. Fakat hain bizzat Karadul'un içindeydi. Hiçbir şey planladığımız gibi gitmedi, ölüm olsun istemedik, çok ölümler oldu. Fakat annen katil değil."
Kalbimin üzerindeki ağırlığın kalktığını hissettiğim gibi derin nefes aldım. Annem katil değildi. En sevindiğim yer burası olsa da takıldığım tek yer değildi. Annem neden Karadul'u korumak istesin?
"Annen olduğu şeye yakışır şekilde savaştı güzelim," dedi yanağımı okşarken. "O seni de babanı da oğlunu da çok seviyordu." Tüm vücudum gerim gerim gerilirken kadına baka kalmıştım. Babamı biliyor muydu? Annemin oğlu mu vardı? Kafayı yememe gerçekten çok az kalmıştı.
Biliyordum, bu bakışları biliyorum. Bu kadın her şeyi biliyordu.
Tam elim not defterime gidiyorken "Neva," diyen ses ile olduğum yerde kaldım. Karşımdaki kadın bir anda geri çekilip kabanına sarılırken kamburunu çıkarmış, kafasını eğmiş, sayıklamaya başlamıştı. Tam bir deli taklidi yapıyordu.
Kafamı hemen dibimizdeki duvara çevirdim. Vedat abi bize doğru gelirken gözleri kısa bir an karşımdaki kadına değdi. "Sana bir şey mi yapıyordu?" diye sorunca kaşlarım çatıldı. Neden bu kadından nefret ediyordu ki? Kafamı iki yana doğru salladığımda kadın dolan gözlerini saklamak için eğilmişti.
İçim acıdı, yemin ederim.
Vedat abinin gözleri bana değdi. "Neden ona kötü davranıyorsun? Akli dengesi yerinde değil. Ayrıca annemden bile nefret etmiyorken bu kadına olan nefretini anlamıyorum." Vedat abi dudaklarımı okurken kadın deli taklidinin hakkını vererek yanımızdan kaçar gibi gitti. Davranışı ve gelme zamanlaması sinirimi bozmuştu.
"Annenden istesem de nefret edemem." Bakışları buğulanırken ben gözlerimi ona diktim. "Bilmediğin çok şey var. O kadın bir zamanlar yakın arkadaşımdı fakat o da bize ihanet etti."
Kafamı çevirip giden kadına baktım. Düğüm o kadındı. Düğümü çözmemim tek yolu bu kadından geçiyordu. Bakışlarım Vedat abiye dönünce o da benim gibi o kadına bakıyordu. "Başka kim ihanet etti?" bakışları bana değer değmez dudaklarımdan okudukları onu sarsmıştı. Bana bakan bakışları yere kaymış dalgınlaşmıştı. "Cevaplarını kaldıramayacağın sorular sorma, kızım."
Sabrım gerçekten taşacak yer arıyordu ve yeri Vedat abi gösteriyordu sanki. Karşılarında bebek varmış gibi imalı imalı konuşmalar, hep bir gizli saklılar... Patlamamak için derin nefes aldım fakat surat ifadem oldukça soğuk ve sinirliydi. Ters bir bakış atarak kadının verdiği kağıdı cebime koyup Vedat abinin yanından hızlıca gittim.
Dükkana geçip anneanneme dükkanı kapatırken yardım edecek öyle eve geçecektim. Gün içinde beni ne kadar çok görürlerse akşam odama çekildiğimde rahatsız etmiyorlardı. Özel alanıma gerçekten saygı gösteriyorlardı fakat gün içinde beni çok görmedikleri zaman ara ara odama girdikleri oluyordu.
Kapı kilitleme alışkanlığım yoktu fakat buraya gelince sürekli kapı kilitlemem gerektiği için onlara çocukluktan, yetimhaneden kalan bir alışkanlıkmış gibi gösterdim. Bu yüzden odamın kapısının kilitli olduğunu görünce üstelemiyor, açmak için zorlamıyorlardı.
Sinirim hala vücudumda kol gezdiğini hissedebiliyordum. Donuk suratım bana Aven'i çağrıştırıyordu fakat düzeltmek içimden gelmiyordu. Yaşadıklarımın zorluğunu bir kenara attım fakat bir şeyler için çabalarken inatla gizemin içinde boğulmaya tahammül edemiyordum.
Benim hemen arkamdan beni takip eden Vedat abiyi umursamadan sinirle dükkana girdim. Ekip burada toplanmıştı. Önlerinde bilgisayar ve kağıtlar doluydu ve ayakta elinde kupasıyla masadaki kağıtları inceleyen Yekta beni görünce zümrütlerini bana dikti.
"Nereye kayboldun Cepçi?" Üzerimden atamadığım sinir stres Yekta'ya bile ters şekilde davranmama sebep oluyordu. Sinirli bakışlarımı ondan çekip omuz silktim. Tezgahın arkasına geçerek bulaşıkları hızlıca makineye yerleştirdim. Kalan yemekleri saklama kaplarına yerleştiren anneannem yandan bana gülümseyerek bana bakıp tekrar işine dönmüştü.
"Neva," diye seslenen Vedat abiye hiç dönmedim. "Kızım bazı şeyleri öğrenmek sana çok ağır gelecek, bu yüzden bir şey açıklamak istemiyorum." Cümlesi biter bitmez elimdeki bardağı ses çıkartacak şekilde tezgaha bırakıp Vedat abinin karşısına gelene kadar yürüdüm. Dükkan kapanma saatindeydi bu yüzden bizimkiler dışında kimse yoktu.
"Buna ben karar veririm!" diye oynattım dudaklarımı. Benden böyle bir atak beklenmediği Vedat abinin şaşıran gözlerinden belliydi. "Yıkılacaksam da ben yıkılacağım! Bu ilk yıkılışım olmaz, ben hep tekrar ayağa kalmasını bilirim."
Arka arkaya uzun cümleler kurunca duraksıyordum çünkü dudaklarımdan okuduklarını anlamaları için zaman lazımdı. "Oğlum gerçekten sessiz sinema sanki. Hayır işin komik yanı, konuşulan konu çok önemli ve ciddi ama gördüğüm konuşmaya ister istemez gülesim geliyor." Çakır'ın sessiz söylediğini sandığı fakat mahallenin diğer ucundan bile duyulan cümlesine ben göz devirirken Vedat abi ters ve uyarıcı bir bakış attı.
Derin sesli nefes alıp duruşunu dikleştirdi Vedat abi. Otoriter bir yüz ifadesi takınmasını beklemiyor aksine suçlu bir yüz ifadesi bekliyordum. "Bizden öğrendiğin şeyler seni yıkmaz Neva. Öldürür. Sen annene suçsuzluğu konusuna güveniyorsun ya hani. Bunu kanıtlayacak en ufak şey getir bana, sana her şeyi anlatıp seninle savaşayım, bizden duyduklarınla yıkılmak yerine yeni bir umudun olsun."
Neden bilmiyorum ama sanki ileride çekeceğim acım varmış gibi bir gülümseme oluştu dudaklarımda. Mutluluk değil acı akıyordu sanki. "Peki ya geç kalırsam?" dudaklarımdan okuduğu soru otoriter suratında yalpalanmaya sebep oldu. "Ben size annemin suçsuzluğunu ispatlamaya çalışırken ve onun için tek başıma savaşırken bu kadar geç kaldığım için o savaşın sonunda annemin cesedini bulursam," deyip dolan gözlerime kırpıştırıp kısa bir an etrafa baktım. Kurduğum cümle göğsümün ortasında bir oyuk açmıştı ve benim nefes alacak bir takatim bile kalmamıştı.
Gözlerimden birer damla yaş akarken tekrar Vedat abiye döndüm. Sanki benimle acı çekiyordu. "İşte o zaman ben ne ölürüm ne yaşarım. 8 yaşından 9 yaşıma kadar yaşadığım her acıya bedel bana annemin acısı." Bir adım attım Vedat abiye doğru. "Canlı canlı kesilerek alınan bir organın çektirdiği acının kat katı annemin cesedini bulmak."
Aynı anda yalpalayarak ve şoka uğrayarak geriye çekilen Vedat abinin arkasından şaşkınlıkla söven arkadaşları umursamadım. Umursamamaya çalıştım.
Elimle yüzümü sıvazlayıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Kriz geçirmek falan istemiyordum fakat nefeslerim sıklaşmıştı. Annemin cesedi ya da mezarını bulacak olmanın düşüncesine bile dayanamıyordum. Ben annemin hayaliyle yatıp kalktım. Onun hayaliyle o bir sene boyunca dayandım.
Masanın üzerindeki çantama koştuğum gibi içinden çıkardığım iki hapı titreyen ellerimle açamaya çalıştım. Bulanan ve zor gören gözlerimle hapı açamıyor ve daha fazla panik olup kötüleşiyordum. "Şşş," diye bir fısıltı duydum. Ardından hap kutusuyla cebelleşen ellerimi kavrayan kemikli büyük eldivenli elleri hissettim. "Sakinleş, Opia." Ellerimdeki hapları alıp tek tek açtı ve avucuma bıraktı. Ardından ne ara geldiğini bile bilmediğim bir bardak suyu dudaklarıma yaklaştırdı. İlaçlarımı içtikten sonra sandalyeye oturdum sakinleşebilmek için. "Neva," diye seslenen Vedat abi ister istemez bedenimin gerilmesine sebep oldu. Hemen yanı başımda hala titreyen ellerimi tutan Yekta anında arkasına çevirdi kafasını. "Sonra abi. Şimdi sağlıklı bir konuşma yapamazsınız." Duyarlı ve anlayışlı konuşmasının ardından kafasını diğer tarafında kalan arkadaşlarına çevirip başıyla gitmelerini istedi.
Herkes sırayla çıktıktan sonra anneannemde kilere gitmişti. Dükkanda ikimiz dışında kimse yoktu. "Daha iyi misin?" Yekta'nın sorusunu kafamı sallayarak cevapladım. Masanın üzerinde birleşik duran ellerinden birini çekip çenesini sıvazladı.
"Sana yardım edeceğim."
Eğik bir şekilde duran başım Yekta'nın dedikleriyle birlikte anında ona döndü. "Ne?" Mimik bile oynamayan suratında capcanlı duran zümrütleri yüzümün her yanını tarıyordu. "Ondan ne kadar nefret etsem de senin için onu bulmanda yardımcı olacağım."
Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. Şaşkınlıkla Yekta'nın zümrüt rengi gözlerine bakakalmıştım. "O zaman niye yardım ediyorsun? Hani annem suçluydu?" Gözleri dudaklarımdan tekrar yukarıya tırmandığında zorlukla yutkundum. "Sen suçsuz olduğuna inanıyorsun ben suçlu olduğunu biliyorum. Ve senin gözlerinde ki o inanç benim gözlerimle bile gördüğüm gerçeği yıkmak üzere. Fakat o savaşın sonunu görebiliyorum, sadece gerçekleri öğrenirken tek başına savaşmanı istemiyorum ve savaşın sonunda ne olursa olsun yanında olmak istiyorum."
"Peki ya annem suçsuzsa?"
Sandalyesinde geriye yaslandı ve kafasını geriye attı. Zorlukla yutkununca adem elmasına takıldı gözlerim. "İnan bana Cepçi, eğer annen suçsuzsa asıl kıyamet o zaman kopar."
****
Nasıldı bölüm?
Ay daha neler neler oluyor hahshsa
instagram: suveyda_rey
wp kanalıma gelmek isteyenler iinstagramdan yazın link atayım.
sizi seviyoreee
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |