41. Bölüm

41. BÖLÜM: PİŞMANLIK ATEŞİ🪦

Şeyma Yıldız KOÇ
syildiz_koc

Medya( kış gibi )🎶

 

(Lütfen satır aralarına bir emoji bile olsa yorum yapmayı unutmayalım.)

41. BÖLÜM: PİŞMANLIK ATEŞİ

Alina'nın Kaleminden

Pişmanlık ruhumu kemiren kırmızı boynuzlu bir şeytan gibiydi. Günlerdir içinde olduğum tabut daha çok sıkmaya, kemiklerimi öğütürcesine beni mahvetmeye başladı. Biraz sonra hayatımın en yıkıcı anlarından birini yaşayacağımı biliyordum ve kendimi burda asla hazır hissetmiyordum. Nemli gözlerim kapının ardındaki hayranlık uyandıran o güzel gözlere düştü. Tüm duygularım silinmişti. Tüm ömrüm kalbimin üzerine düşen cemrenin harına kapılıp küle dönmüştü. Gurur yine yüreğimin kara oyuklarından birine sindiği tahtını sevdaya bırakmıştı.

Barbaros karşımdaydı. Bana en büyük acıları veren adam gözlerimin derinliklerine saf bir acıyla baktı. Yutkunamadım. Konuşamadım. Özlemiştim. Bu kadar kısa zamanda bile onu deli divane özlemiştim. "Neden." dedi. Sesi beklediğimden kısık çıkmıştı. Sanki tüm gücü bedeninden çekilmişti. Erkin o bana doğru adım atmak istediğinde öne çıktı. "Sandığın gibi değil yüzbaşı!"

"Kes sesini!" Erkin'in üzerine yürüyüp dişlerini sıkarak soludu. Gözleri nefret saçıyordu. "Ulan sen adam mısın ha? Sende insanlık var mı?" Erkin bakışlarını kaçırıp başını sallayarak onu reddetti. "Sandığın gibi değil!" Haklıydı. Onun hiç suçu yoktu. Kimseye ulaşamayınca onu arayan bendim. Bebeğimi kaybetmekten korkuyordum. Barbaros'la yaşayacaklarımın onu benden almasını istemiyordum. Bu yüzden en azından içimdeki acıyı yaşayacak kadar herkesten uzak kalmak istemiştim.

"Neyi sanıyorum lan söyle! Neyi sanıyorum!" Beni işaret edip yalancı bir gülüşle yaşadıklarımızı alaya aldığında göğsüm kalbimi sıkmaya başladı. Onun yanındayken nefes bile alamıyordum. "Karımla burda kaçamak yaptığını mı? Ah haklısın! Eğlencenizi böldüm. Belli ki beni beklemiyordunuz."

"Barbaros! Hiç bir şey bilmeden konuşuyorsun!" Dedim. "Şu saçmalığa bir son ver!" Ne Erkin ne de ben asla ona ihanet etmezdik. Esas sorun ihanetin en büyüğünü benim onda görmüş olmamdı. Erkin'e ölümcül bakışlar atıp bana yöneldi. Onu kırmaktan ve onun kinle kararan yüreğine muhatap olup kırılmaktan çok korkuyordum.

"Niye yaptın bunu bana? Neden Alina? Ulan her şeyi halletmedik mi? Bitti geride kaldı demedik mi? Niye? Niye ilk fırsatta kendini dostumun kollarına attın?" Gözleri ölümcül cehennemler fısıldayarak Erkin'in gözlerine yerleşti. "Bir zamanlar dostum olan adama!" Kollarımdan tutup beni kendine yaklaştırdı. Haklılığından öyle emindi ki bakışlarında utancın zerresi bile yoktu.

"Bence esas hesap vermesi gereken kişi sensin!" Dedim. Sesim fazlasıyla öfkeli çıkmıştı. Kollarımdan ellerini çekmek istediğimde bana direndi ve daha sıkı tuttu. "Neyin hesabı Alina? Ne yaptım sana ben de neyin hesabını vereceğim?" Yüzüme kinli bir gülümseme yerleştirdim.

"O sarışın kadınla barıştığımız günün akşamında neden buluştuğunun hesabını verebilirsin! Neden sana dokunduğunu, kur yaptığını ve senin ona karşılık verdiğini anlatabilirsin mesela!" Barbaros şaşkınlıkla gerilerken Erkin'den küçük bir inleme döküldü. "Ne?"

Barbaros'un elleri kollarımdan çözüldü. Yüzünden anlamsız bir hüzün peyda oldu. Gerilemiş, öfke dolu hesap soran sözlerimle dudakları dövüşür gibi titremişti. Çok mu imkansızdı söylediğim? Bu şaşkınlığın anlamı neydi?

"Sen ne saçmalıyorsun?" Göğsüne sertçe vurup onu ittim. "Beni aldattın Barbaros! O kadınla sarmaş dolaştın! Sen bize ihanet ettin!" Geri dönüşü olmayan sözlerim içimde oluk oluk kanayan yarayı katranlaşan yüreğine bastırdı. Yüzbaşı acı dolu yalancı bir gülüşle bir kaç adım geriledi. Erkin'e baktığımda susmamı işaret eder gibi başını salladı. Duydukları onu da sarsmış gibiydi.

"Bunun için mi sevgili eks aşkının kollarına gittin? Bunun için mi ikimizi bir kalemde sildin?" Söylediklerini inkar etmek istedim. Dilim ise gururumun gölgesinde suskundu. "İhanet eden sendin Barbaros! Bana ne hakla hesap sorabilirsin? Bu ne duyarsızlık!" Yeniden kollarımdan tutup zoraki bedenine bana yasladı. Hayatımın en çıkmazdaki anlarından biriydi. Onu istiyordum ve kendimi ondan kurtarmaya çalışıyordum.

"Yalan! Yalan!" Diye haykırdı. "Ben seni asla aldatmadım. Benim tek derdim ikimiz için sana rağmen bir gelecek kurmaktı. Her şeye bu yüzden dayandım." Birbirimize hem çok yakın hem de çok uzaktık. Anlayamıyorduk, anlatamıyorduk.

"Asıl yalanı söyleyen sensin! Hiç değilse bana gerçekleri anlayacak kadar değer verdiğine inanmak istiyordum." Sözlerim yüreğindeki vurgunu daha da ortaya çıkardı. İlkinden daha iyi bir konumda değildik!

"Alina!" Erkin'i duymadım bile. "Gerçek ne biliyor musun? Benim herkese her şeye rağmen seni

deli gibi sevip sahiplenmem. Senin için herkesi karşıma almam! Hiçbir şey bilmiyorsun!" Alnını kırıştırıp yazık eder gibi soludu. Göğsü öfkeden inip kalktıkça beni de aynı ateş sarıp sarmalıyordu.

"Neyi bilmiyorum?" Gözünden bir damla yaş akarken gözlerime feryat etti. "O gece sadece bir operasyondaydım. Hedefi konuşturup istihbarat aldım. Dayın İmran Borya'nın yerini öğrendim." Beynimden vurulmuşa dönüştüm. Duyduklarım beynimde çalkalanıp benliğimi paramparça etti. "Ne?!" Bedenimi bıraktı. Bir yanım sözlerinin yalan olmasını istiyordu, diğer yanımsa onun sözlerine sıkı sıkıya sarılmak istiyordu.

"Kızıl şafak operasyonuyla İmran Borya'yı yıllarca esaret altında tutulduğu yerden kurtardık. Hastanede tedavisi sürüyor. Güçlü güvenlik önlemleriyle korunuyor." Hayretler içerisinde Erkin'e baktım. Olan bitenden haberi var mıydı? Gözlerim her şeye rağmen arkadaşlık ettiğim adamı buldu. Dudakları diz bir çizgi halini almıştı ve bakışları yüzbaşını onaylar nitelikteydi. Ona konuşma hakkı bile vermemiş olanları anlatmamıştım.

"Ama..." Barbaros elini cebine atıp birkaç tane fotoğraf çıkardı. "Gördüğün kadın buydu değil mi?" Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Fotoğrafları elime aldım nefessiz kalır gibi bakışların üzerinde gezdirdim. Sarılın derin dekolteli elbisesi ile son derece çekici bir poz ilk gördüğüm oldu. Tam kahkaha attığı esnada çekilmişti ve Barbaros'un yüzünde alışık olmadığım yapay bir neşe ifadesi vardı. Biliyordum artık her şey bir tiyatrodan sahte bir aşk sarmasından ibaretti fakat bunu bilmek bile içimdeki kıskançlık yangınlarını söndürmeye yetmiyordu. Bir başka kadının ona göz ucuyla bakmasına bile dayanamıyordum.

"Bu o?" Dedim pişmanlık kokan bir sesle. "O..." Dişlerini sıkarak dolu dolu gözlerle bana baktı. Kırgınlığı cam kırıklarını andıran paramparça kalbini avuçlarıma bıraktı.

"POSSAT örgütünün en önemli üyelerinden biri. Elanor... Özel militanlar yetiştirip halkın huzurunu bozan, can güvenliğini yok eden eylem planlar yapıyor. Suikast timleri her yerde. Onu bitirmek hayati önem taşıyordu. Hakkında çok fazla belgeye ve bilgiye eriştim. Tutuklandı ve yargılanmak üzere ilgili birime yönlendirildi. Dayının gizli bir yerde tutulduğunu biliyorduk." Ne diyeceğimi şaşırmış bir halde öylece dikiliyordum.

"Bilmiyordum! Ben bir operasyonda olduğundan haberdar değildim. Her şey o kadar gerçek gibiydi ki! Nasıl düşünemedim?"

"Evet düşünemedin! Bana sormak tek bir açıklama beklemek bile aklına gelmedi. Onun yerine en yakın arkadaşımda teselli aradın!" Acılarını bastırmak ister gibi alaylı bir şekilde güldü. " Ne de olsa alternatif koca adayın değil mi?" Boğazıma kadar gelen ağlama hissi ile konuşmaya çalıştım. "Bana haksızlık ediyorsun! Hiçbir şey bilmediğin halde aklına ilk gelen şeye inanıp bir kalemde silip atıyorsun!"

Dudakları titriyordu. Sanki burada olmadığıma her şeyin bir yalandan bir hayalden ibaret olduğuna inanmak istiyordu. "Göreceğimi gördüm!" Dedi acıyla yutkunurken. Oysa görünenin aksine her şey çok farklıydı. " Pişman olacağın sözler söylüyorsun! Ben kafamdaki o sahte görüntüye inanıp sana hiçbir şey sormadan senin içimde öldürmeye çalıştım. Şimdi dinlemeden bana aynısını yaptığının farkında bile değilsin!"

"Ben her şeyin farkındayım !" diye kestirip attı. "Sevilmekten hoşlandın sen! Onun seni sevmesi, sana kendini güvende hissettirdi. İnanmayı seçtiğin şey aslında kafandakini hayata geçirmek için bir basamaktı." Gözlerimden yaşlar süzülürken söyledikleri canımı daha çok yaktı. Sivri bir hançerle kalbimde telafisi mümkün olmayan oyuklar açtığının farkında bile değildi.

Ona bir bebeğimiz olacağını ve düşük tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu söylemek istedim. Yardım isteyebileceğim tek kişi en azından o an için Erkin'di. Beni buraya getirmiş ve teyzesinin bu zor günlerimde bana destek olmasını sağlamıştı. Aramızda yanlış anlaşılmaya müsait hiçbir şey yaşanmamıştı. Onu Barbaros'a tercih etmemiştim. Sadece riski en aza indirecek şeyi yapmak istemiştim. Ona bunu tam da şu anda söylesem bir şeyler değişir miydi bilmiyordum. Görevde olduğu için kimse ona ulaşamamıştı ve ben de ulaşmaları konusunda ısrarcı olmamıştım.

Parmaklarım karnımın üzerine sabitlendiğinde konuşmak istedim fakat gururum bu durumu kullandığım fikri ile kalbimi örseliyordu. "Tabi ya! Az şey değil ne de olsa! İki deli adam sana aşık! Uğruna ölümü göze alıp seni mutlu etmek için her şeyi silip atacak iki divane! Ah ah Artemis çiçeği! Ben seni kendini ihanetinle öldürüp yüreğimde aç diye sevmedim. Neden? Neden söyle!" Kolumdan tutup sarstı. Erkin öne atılıp onu durdurmaya çalıştı. " Ben ikimiz için bir yuva kurmaya çalıştıkça sen hayatımızı zorlaştırıp cehenneme çeviriyorsun. Canım yanıyor Alina!"

"Senin için bir tehdit değilim yüzbaşı! Ona yardım etmek istedim. Hastaneden aldım buraya getirdim ve destek oldum. İyi değildi! Gördüklerini gerçek sanması hastalanmasına sebep oldu." Ben öyle büyük acılarlardan geçmiştim ki ne yaşarsam yaşayayım hiçbir şeyin direncimi kırmasına izin vermezdim. O gün bu kadar yıpranmamın tek sebebi riskli olan hamileliğimdi.

"Kurtarıcı! Aman ne büyük iyilik!" Barbaros öfkeden kıpkırmızı olan yüzüyle kalp atışlarımı biraz daha hızlandırdı. İşaret parmağıyla sert bir şekilde Erkin'in göğsünü dürttü. "Hâlâ anlayamadın değil mi? Onun kocası benim! Bir şeye ihtiyacı olduğunda herkesten önce koşup yetişecek olan adam benim! Ve sen hayatımızın içinde bile değilsin! Benim karıma ben dururken sen destek olamazsın!" Dişlerini sıkarak ağır ağır tek bir solukta yüreğindeki yükü boşaltmıştı.

Ben yanağımdan süzülen pişmanlık gözyaşlarıyla tutuşurken aralarındaki gerilim daha da artıyordu. "Sen operasyondaydın! Anlamıyor musun? Birinin desteğine ihtiyacı vardı." Gözlerini kapatıp göz çukurlarına hapseder gibi sıktı. Sanki ciğerlerindeki nefes bile köz olup hem onu hem de beni yakmıştı.

"O kişi hep sen olmak zorundasın değil mi?" Elindeki fotoğrafları ayaklarımın dibine attı. "Madem huzuru, yakınlığı onda buluyorsun!" Dudakları ağlamamak için kaysa da toparlandı. "Onda kal o zaman! Benden git! Ben artık bu ikircikli ilişkiye dayanamıyorum." Sözünü atmamalar tamamlamaz kağıya yöneldi. "Yüzbaşı dur!" Gözyaşlarım ardı ardına döküldü. Sesim kalbimin en kırık çukuruna yerleşti. Bir daha o boşluk asla dolmayacaktı.

Yüzbaşı arabasına yönelirken Erkin peşinden gidip basamakları hızla indi ve onu durdurmak için çabaladı. Kapının eşiğine yaslanmış ıslak bakışlarımla perişan bir halde benden gidişini izliyordum. "Yapma! Kıyma bize demek istedim ama dilim buna müsaade etmedi. Öyle kırılmıştım ki beni terk edişini sineye çekemezdim." Erkin arabasının kapısını zorlayıp camlarına birkaç şaplak indirdi. Yüzbaşı onu duymuyordu bile! Tekerlek izleri bırakarak aracını çıkışa doğru çevirdi. Erkin bu hareketle birlikte aracın altına girmekten son anda kurtulmuş! Araç çıkışa yönelirken peşinden birkaç adım attı fakat kısa zamanda onu durduramayacağını anlamıştı.

"Of lanet olsun! Bir dinle be adam! Anlamadan etmeden yapılır mı bu?" Elimin tersiyle yüzümü sırılsıklam eden yaşları sildim ve eteğimi toplayıp kağının eşiğine oturdum. Erkin yanıma gelip hemen ayaklarımın dibine çöktü. Yaralı bakışlarımı utanç içinde ondan saklıyordum. Beni böyle yıkılmış görmesini istemezdim. Yüreğinde taşıdığı yükün ağırlığını artık daha iyi anlamıştım. Ona bundan fazlasını yüklemek istemiyordum.

"Üzülme Alina! Şimdi kızgın! Ama..." Derin bir nefes aldı. "Döner gelir o! Yapamaz sensiz!" Dudaklarımdan buharlar çıkıyordu. Çok soğuktu ama hissetmiyordum. İçim alev alevdi. Bu yangını hangi ayaz söndürürdü. Bu yaraya hangi merhem derman olurdu?

"Bebeği söylemek istedim ama... Sen susunca..." Başımı titretir gibi salladım. Gözlerim zemindeki Arnavut taşlarına yerleşmiş ve ıslaklığına rağmen hissizleşmişti. "Söyleyemem! Bana bunun için dönsün istemiyorum. Bana acımasına dayanamam! Çocuk için affetmesine tahammül edemem!" Eğilen başımı kaldırıp gözlerime baktı. "Saçmalama! Gurur yapmanın ne yeri ne de zamanı! Sözlerinde ciddi olmadığını biliyorsun!"

Dudaklarımı haykırmak istediklerimi boğmak ister gibi birbirine bastırdım. "Affetmez Erkin! Bana olan güvenini kaybetti." Tüm direnişlerimi sakladığım maskeyi daha fazla yüzümde tutamadım ve zayıf bir sesle hıçkırdım. "Benden vazgeçti."

"Alina!"

"Vazgeçti! Beni unutmak istiyor! Beni geride bıraktı. İhanet ettiğimi sanıyor!" Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Elleri sarsılan omuzlarıma ilişti. Yaralarıma nasıl derman olurdu ki? Ben yüzbaşı olmadan nasıl yaşardım? Onun benden gidişini nasıl kabullenirdim?

"Alina bebeğini düşün! Lütfen yapma! Bir çaresini bulacağız!" Başımı dizlerimin arasına alıp enkazı andıran bedenimi onun yanında biraz daha küçülttüm. "Onu hiç bu kadar kararlı görmedim Erkin! Anlamıyorsun! O beni ardında bıraktı diyorum! O..." Hıçkırıklara boğuldum. Kasıklarımdaki sancı iğne gibi battığında inledim. "Gerekirse kafasını duvara vura vura konuşur anlatırım derdimi Alina! Öyle sevdiğini geride bırakmasına izin vermem! A-Alina!" Bendeki değişikliği anlamıştı. Soğuktan moraran dudaklarını fark ettim. Ellerim çatlamış dilim damağım kurumuştu. Aldığım soğuk nefesler ciğerlerimde öksürme isteği uyandırıyordu.

Yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Alina! İçeri geçelim! Ararım teyzemi çıkar gelir! O sana daha iyi gelecektir!"

"Yapamam!" Dedim zayıf bir sesle. "Dar gelir o dört duvar! Sığamam!" Anlamıştı derdimi. Boğuluyordum ben! Onun gidişiyle nefessiz kalmıştım. Beni dinlememişti. Erkin artık sadece beni değil karnımda taşıdığım bebeği de düşünüyordu. Sağ kolunu bacağımdan geçirirken sol koluyla belime destek oldu ve yerden kaldırdı. "Bu şekilde oturmana izin veremem. Kafanı toparlayana kadar dinlensen iyi olur." Adım sesleri yerde ıslak izler bıraktı. Beni kanepenin üzerine indirdiğinde hâlâ başımın döndüğünü beynimin karıncalandığını hissediyordum.

"Her şeyi yanlış anladı. Benden nefret ediyor. Onu tamamen kaybettim." Barbaros'u kafamdan atacağıma dair kendime söz vermiştim. Sevdiğim adamı unutacaktım ve verdiğim bu sözü kısacık birkaç an içinde çoktan unutmuştum.

"Şimdi sinirli! Sakin bir şekilde düşündüğünde eminim her şey yoluna girecek."

***

Aradan bir hafta geçmişti. Günlerin nasıl geçtiğini anlamadığım ve paramparça olduğum bir hafta... Onu düşünmediğim tek bir anın bile yoktu. Pencere kenarında sadece bana dönüşünü bekliyordum. Onu aslında içimden hiçbir zaman atamadığımı, onsuz bir hayata geçireceğimi düşünürken aslında kendi kendimi kandırdığımı anladım. Ben Barbaros'u bana ihanet ettiğini düşündüğüm zamanlarda bile silip atamamış bir umut bana dönmesini beklemiştim.

Erkin'in teyzesi bu bir hafta boyunca bana çok iyi bakmıştı. Tehlikenin yavaş yavaş azaldığını hissediyordum. Durgunluğum onun da gözüne iyiden iyiye batmıştı. Bebeğimin babasıyla aramın iyi olmadığını anlamış fakat bana hiçbir şey sormaya cesaret edememişti.

Erkin'le yalnız olmadığım için kendimi iyi hissediyordum. Aramızda yanlış anlaşılabilecek bir şey yoktu fakat durumun hassasiyeti düşünüldüğünde yalnız olmamamız en doğrusuydu.

Erkin sindiği cam kenarına hüzünle baktı. Başımı çevirip yüzüne bakmasam da nasıl davrandığını, hal ve hareketlerini öğrenmiştim. İşin doğrusu zihninden geçenleri okuyabiliyordum. O da ne yapacağını şaşırmıştı. Vicdanındaki doğrular ve duygularının yanlışları arasında gidip geliyordu. Aklının bir yerinde benimle bir gelecek umduğunu biliyordum. Bunu vicdanı kabul etmiyordu. Söylemese de karnımdaki bebeğin öz babasından uzakta büyümesini istemediğini biliyordum. Hâlâ benimle bir gelecek umabiliyor muydu? Onu sevebileceğine inanıyor muydu? Barbaros'un aramızdan çekilmesi neyi değiştirirdi ki? Ben en başından beri onda kalmıştım!

Teyzesi her ne kadar Erkin bir şey söylemese de bana karşı duyguları olduğunu fark etmişti. Onunla gizli gizli fısır fısır konuştuğunu duymuştum. Teyze hanımın benim duymadığımı düşünüp biraz olsun içini döktüğünü anladım.

" Götür onu!" diyordu huzursuz bir ses tonuyla. "Bir başkasının karısını yanında tutamazsın! Anladım senin halinden! Meftun olmuşsun o kadına! Seni sevmeyeceğini bile bile yakınında olmasını istiyorsun. Her gün onu kocasına götüreceğim diyip kendine bahaneler uyduruyorsun! Ama hiçbir zaman o adımı atmaya cesaret edemiyorsun! Onu sevdiği adama bırakamıyorsun!" Erkin boğuluyormuş gibi derin derin nefesler alıyordu. O da biliyordu teyzesinin sonuna kadar haklı olduğunu.

"Keşke içimdeki umutlara öldürebilsem !" dedi Erkin. "Keşke bir gün beni sevebileceği ihtimali ile hayata tutunmasam. Biliyorum günah işliyorum . Beni hiç sevmeyecek evli bir kadını düşünerek kendime asla yakışmayacak bir hata yapıyorum. Onu sevmeyi ben seçmedim fakat burada tutarak üçümüze de yazık ediyorum." Parmaklarını saçlarına geçirip aklındaki tüm o kötü istekleri söküp atmak ister gibi düşüncelerini susturmaya çalıştı.

"Burada geçirdiği her gün bu hayalin daha da imkansız olduğunu anlıyorum. Alina ona aşık! Yanımda öyle mutsuz ki! Onu duygularına rağmen yakınımda tutmaya çalışmak bir çiçeği toprağından koparıp avuçlarımda yaşatmaya benziyor. Benim sevgim ve şefkatim onun günden güne solmasına engel olamıyor. En çok da bu yüzden kızıyorum kendime. Bencilce, böylesine serkeşçe sevdiğim için duygularıma bile lanet ediyorum."

Ben Erkin'i onun istediği gibi asla sevemezdim. Kalbimde Barbaros varken bu asla mümkün olmayacaktı. Burada da uzun süre kalamazdım. Yarın kimseye haber vermeden bavulumu toplayacak ve nihayet çekip gidecektim. Nereye gideceğimi nerede kalacağımı bilmiyordum. Ama daha fazla ikimize de bu işkenceyi yapamazdım. Erkin duygularının hengamesinde boğuluyordu ben ise ona bu kadar acı verdiğim için kendimi suçlu hissediyordum. Karar vermesi gereken kişi bendim.

. Adım seslerini duyduğumda kollarım birbirine sardım ve iç çektim. Yanımdaki kahverengi fiskosun üzerine bir bardak sıcak çay ve birkaç dilim kek koymuştu. Bir şey yiyip içemiyordum. Bulantılarım geçeli epey zaman olmuştu aslında ama son yaşadıklarım iştahımı neredeyse tamamen bitirmişti.

"Lütfen bir şeyler ye!"

"Teşekkür ederim! Sana yük oluyorum!" Fiskosun üzerinden aldığı çayı bana uzattı. "Bana yük olduğun falan yok! Çok yalnızdım zaten, varlığın iyi hissetmemi sağladı." Sonra yanlış bir söz söylemiş gibi gerildi. Her sözünden ve davranışından pişmanlık duyuyor kalbindeki duyguların ağırlığıyla her hareketini sorguluyordu. Bunu gözlerine her baktığımda anlayabiliyordum.

"Onu bekliyorsun!" dediğinde bakışlarımı kaçırdım. Belli olduğunu zaten biliyordum ama dile getirmesi yorucuydu. Sırf ağzıma meşgul etmek için kekten bir çatal alıp dudaklarıma götürdüm. " Barbaros'un sevgilisine aşık olduğunu düşündüğünde ne hissediyordun?"

Sözleri yutkunmama sebep olmuştu. Sustum. Onun adının bir başka kadının adıyla aynı cümlede anılması bile kalbimin sıkışmasına sebep olmuştu. Hakkım yoktu geçmişini kıskanmaya ama insan yüreğine söz geçiremiyordu. "Özür dilerim! Bir şey söylemek zorunda değilsin! Ben sadece..."

"Çok kıskandım!" dedim çocuksu bir utançla. " Barbaros tarafından sevilen bir kadının ne kadar da şanslı olduğunu düşündüm. Onu sevdiğim için suçluluk duydum. Bir başkasının yerini doldurma fikri beni sevdiği zamanlarda bile ruhumun tüm masumiyet kabuklarını kanatarak kopardı. Ona sarılırken bile bizden olmayan bir kokunun varlığına korkuyla baktım. Anlık bir duraksama yaşadığında, en mutlu anlarımızda bile Hazel'den bir parça bulacağı düşüncesiyle kalbimin kıvrandığını hissettim." Alaycı bir şekilde gülümsedim ve gözümden akan bir damla yaşı görmediğini umarak parmak uçlarımla sildim.

"Çok derin sevdiğini düşünmüyordum aslında. Takıntılı biri olduğumu sanıyorsun ama değilim. Bunlar hep çok sevmekten oluyor biliyorum! Daha önce böyle sevmediğimden midir bilinmez bir başkasına dönüşmekten kurtulamıyorum. O benim doğru bildiğim her şeyi ters düz ediyor. Kapıldığımda geçmişim bugünüm siliniyor. Bir başkası yapsa gözümü kırpmadan harcayacağım her şeyi onda görmek aşkından vazgeçmemi kolaylaştırmıyor. Bazen böylesi bir duyguya kapıldığım için kendimi suçluyorum. Aşkı kimi zaman bir şans kimi zamansa bir lanet olarak hissetmekten kurtulamıyorum."

Gözleri bir çok şeyi anlamış gibi kısıldı. Bunları benden duyduğu için şaşırmıştı. İnsan sadece kendi hislerini biliyordu bir başkası kapalı bir kutu çözülmemiş bir düğüm ve sonu belirsiz bir masal gibi geliyordu insana. " Sen ona çok aşık olmuşsun! Ve o..." Yutkunup sesini daha güçlü çıkması için çabaladı. "O iyi biri... Bunu biliyorum."

Tüm olan bitene rağmen Barbaros'u sevdiğini ve ona saygı duyduğunu biliyordum. Günlerce peşinden koşmuş ve ona durumu anlatmaya çalışmıştı. Barbaros'un öfkesini hiçbir şey dindirememişti. " Sana bunu yapmaya hakkım yok Alina! Onunla yaşamak istediğin çok şey var biliyorum. Yanımda olduğun için mutluyum ama yüreğin ona aitken buradaki varlığın ikimize de acıdan fazlasını getirmeyecek biliyorum. Seni ona götüreceğim!" Kararını vermiş bir şekilde ayağa kalktığında yeniden yüz yüze geleceğimiz fikri kalbimin kasılmasına sebep oldu. "Yo hayır! Gidemem Erkin! Bana çok kızgın! Anlayıp dinlemeden onu damgaladığım için çok kırgın biliyorum."

"Sana delicesine aşık Alina! İstese de uzun süre küs kalamaz biliyorum. Tercihini yapmanı bekliyor! Kendisine gelmeni bekliyor. Şimdi desteğine çok daha muhtaç!" Bakışların gözlerine kilitlendi. "Ne demek bu?"

"Yaralandı! En tehlikeli görevlere atıyor kendini. Sanki ölmek istiyor. Bu durumu taşıyamadığını biliyorum. Artık bu saçmalıklara bir son vermeliyiz!" Son sözleri içime bir bıçak gibi saplanmıştı. Barbaros'un burada oluşumu kaldıramayacağını biliyordum ama kendisine harcama ihtimalinin ruhumda böylesine yakıcı olacağını bilmiyordum. Ya her şeyden vazgeçerse! Yaşayan bir ölüden farksızsa! Gitmemem gerekiyordu ama yine yüreğime söz geçirememiştim!

Daha fazla bekleyemeyeceğimi anladığımdan, "Gidelim!" dedim. Üzerime hiçbir şey almamış ve Erkin'in uyarılarına rağmen ince kıyafetlerle dışarı çıkmıştım. Bana paltosunu vermek istediğinde yine onu reddetmeyi tercih etmiştim. Erkin'in Toros marka arabasına binip beni sevdiğim adama ulaştırmasını umarak dakikaları saymaya başladım. Bana uzattığı sudan birkaç yudum içip sakinleşmeye çalışsam da ikinci bir yüzleşmeye dayanabileceğiden emin değildim. Bakışlarım ister istemez yüzünde dolaştı. Kararını vermenin iç huzurunu yaşasa da gözlerine sirayet eden acının ikimiz de farkındaydık.

"Ya benimle konuşmak istemezse! Bu ihtimal..."

"Sana uzun süre direnebileceğini sanmıyorum Alina! Senin olan bitenden sonra beni tercih ettiğini sanıyor. Konuşmamıza izin vermedi çünkü kafasındaki düşüncenin doğruluğundan emin. Seni öyle çok kaybetmekten korkuyor ki akılsızca davranmaktan kurtulamıyor."

Dişlerini sıktığında kime kızgın olduğunu anlayamamıştım. "Suçlu benim! Defalarca gitmemi söyledi! Olmuyor işte!" Elini sertçe direksiyona indirdiğinde hafifçe irkildim. Hata yapmış gibi geriledi ve yüzünde pişmanlık emareleri oluştu. "Benim suçum! Defalarca çek git dedi adam! Haklıydı! İki karpuz bir koltuğa sığmıyordu işte! Ne kadar dostun olsa da beni karısını hissettiğim duygularla kabullenmesi mümkün değildi. Kendimi onun yerine konduğumda bundan farklı davranır mıydım hiç sanmıyorum! Kader izin verseydi ben de çoktan çekip giderdim. Kimseyi üzmeden, hayatından çalıp çırpmadan kendi yoluma çekilirdim. Yapamadım! Ne kader bu kadarını yapmama izin verdi ne de ben cesaret edebildim."

Hemen yan koltuğunda başıma eğip bakışlarım oynadığım parmaklarımda gezdirdim. Bu konuşmayı son kez yaptığımızı bildiğim halde sözlerin altında izliyordum. "Seni gittiğim her yere götürmekten korktum! Özlemekten pişman olmaktan korktum! Hiçbir şey şu ankinden daha kötü değildi aslında ama ben..."

"Yeter Erkin! Kendini suçlamayı kes! Ağır bir imtihandan geçtik bunu biliyorsun! Daha fazla üzülmene dayanamıyorum! Bizim en büyük hatamız birbirimizi anlamadan yargılamak oldu!"

" Bunu telafi edeceğiz!" dediğinde sözlerine inanmak istedim. Bu sevdasızlık uçurumunda tutunmak istediğim tek daldı. Nihayet lojmanın kapısından içeri girdiğimizde ikimiz için iyi şeyler olmasını diledim. Kapıyı tıklatıp Barbaros'un beni karşılamasını umdum. Yoktu. Erkin girişteki saksıların yanından geçip sağ taraftaki kahverengi tahta çerçevelerin önünde durdu ve perdenin bıraktığı aralıktan içeriye baktı. Barbaros'un yokluğunu fark edince onu tamamen kaybetmiş olma ihtimali ruhuma ağır gelmişti.

"Gitmiş! Sana söylemiştim. Benden vazgeçti demiştim." Ağlamamak için dudaklarımı ısırdım. "Sanırım nereye gittiğini biliyorum. Merak etme çok uzakta sayılmaz." Dudaklarımı dişlerimin arasından kurtarıp dişlerimin titremesine engel olmaya çalıştım. Yeniden paltosunu üzerime bırakmak istediğinde bir adım geriye gidip engel oldum.

"Hayır! Bunu istemiyorum." İncecik kıyafetlerle dışarı çıkmak bu soğukta akıl alır gibi değildi. Beni sadece onun ısıtmasını, aşkıyla ve şefkatiyle sarıp sarmalamasını istiyordum. Bedenimden çok kalbim üşüyordu ve bu kalbi ısıtacak tek kişi Barbaros'tu.

Yeniden araca binip yaklaşık 20 km kadar uzaktaki müstakil eve geldik. "Seni görürse iyi olmaz Erkin!" Atıştıran yağmur gözlerindeki endişeyi daha da belirginleştirmişti. "Haklısın! Ama lütfen artık şu paltoyu giy! Sen böyle dolaştıkça ben..." Sesli bir şekilde nefes verdi. Fakat devamını söylemenin uygun olmayacağını anlamış olacak ki susmayı tercih etti.

"Beni merak etme! Hadi git artık daha fazla zamanından çalmak istemiyorum."

"Yine aynı şeyi yapıyorsun!" Yalancı bir öfkeyle kaşlarımı çattım. "Seni zorla kovmamı istemiyorsan yanımdaki varlığına son ver!" Dolan gözlerini yutkunarak örtbas etmeye çalıştı. "Kovulduğum yerde durmam zaten!" derken yüzü içtenlikle gülüyor kalbi ise kan ağlıyordu. "İyi şanslar!" Onu başımla onayladım. Omuzları düşmüş bir şekilde çıplak bodur ağaçların bulunduğu patika yola yöneldi. Oradan güvenliğimden emin olmadan gideceğini sanmıyordum. Aracın içinde beni bekleyecek ve bir silüet gibi hayatından çekilişimi izleyecekti.

Başımı kaldırdığımda aranılan perdenin ardındaki bal rengi gözlerle buluştum. Nemliydiler. Bu mesafeden ne kadar yıkıldığını, ne kadar uzun bir süre uykusuz kaldığını anlayabiliyordum. Onu yaşarken öldürmüştüm.

Merhaba canlarım. Yeni bölümümüze kavuştuk. 🤭Sizi ihmal ettiğimi düşündüğünüzü biliyorum ve bu konuda çok üzgünüm. Çok fazla şeye yetişmeye çalışıyorum ve bu ister istemez bazı şeylerde gerilememe sebep oluyor. Finale az kaldı.

Elbette bunun getirdiği bir panik de mevcut. Hiajyeye baştan sona okuyup bölümleri ölçüp tartmak ve doyurucu bir nihayete erdirmek istiyorum. S☺️ Bu bölümleri yazmak çok daha zor bu yüzden hız her zaman hikayeye iyi gelemeyebiliyor.

Yeni bir kurgu hazırlığına giriştim fakat onu tamamlamadan paylaşır mıyım bilemiyorum. En azından iki kitabı bitmiş olmalı bence. Siz de beklememiş olursunuz. Az ama sık paylaşmak daha iyi olacak gibi görünüyor.

Hüsran da güncelleme düşünüyorum ama henüz değişiklik yapmadım.

Sizce Barbaros Alina'yı affedecek mi?

 

🤭☺️❤️ yıldızlarla ve yorumlarla bana destek olursanız çok mutlu olurum canlarım. Şu an Instagram'da 2300 takipçiye ulaştık. Hedefimiz 100.000. Bunun için çabaladığımı bilmenizi istiyorum. En büyük hayalim sizlerle bir imza gününde kucaklaşmak ve sohbet etmek.

Eğer bugün yetiştirebilirsem hüsran'nın yazılış hikayesini @atomyazar Instagram kanalımda paylaşacağım. Beni takipten ayrılmayın

 

Bölüm : 08.01.2026 20:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Şeyma Yıldız KOÇ / ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI / 41. BÖLÜM: PİŞMANLIK ATEŞİ🪦
Şeyma Yıldız KOÇ
ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI

4.14k Okunma

447 Oy

0 Takip
45
Bölümlü Kitap
1. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻BİR İHANET SARMALI2. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻SEVDANIN BAĞRINDAKİ ATEŞ3. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 SAVAŞÇI ZEYNA  4. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 KELEBEĞİN KALBİNE SAPLANAN HANÇER5. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KÜLE DÖNMÜŞ SEVDALAR6. Bölüm. ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻TUZAK7. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KİM ÖLÜ KİM DİRİ?8. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻YANIYORUM!9. BÖLÜM : ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻ŞİRPENÇE10 BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KANLI FERYAT11. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KIRIK SÖZLER12. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 AZAT ET BENİ SENDEN!13. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻GÖREV İÇİN14. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻BİR SEVMEK HASTALIĞI15. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KÜLDEN HANÇER16. BÖLÜM: DEŞİFRE 🪻17. BÖLÜM: NEVRUZDA AÇAN ARTEMİS ÇİÇEĞİ18. BÖLÜM: AG 2 DİLRUBA 🦋İYİ POLİS KÖTÜ POLİS19. BÖLÜM: KÜLDEN YARA 🦋20. BÖLÜM: GÖÇMEN KUŞUNDAN HAVADİS 🦋21. BÖLÜM: KURT ŞÖLENİ 🦋22. BÖLÜM: ASKER EŞİ OLMAK 🦋23. BÖLÜM: SOLDURULAN ÖLÜM ÇİÇEKLERİ 🦋24. BÖLÜM: CAN YAKAN GERÇEKLER 🦋25. BÖLÜM: KANLI OPERASYON 🦋26. BÖLÜM: GİZEMLİ KADIN 🦋27. BÖLÜM: SAMAN ALTINDAN SU YÜRÜTMEK28. BÖLÜM: BİR GÜNAH GİBİ 🦋29. BÖLÜM: ALLARA BOYANDIM 🦋30. BÖLÜM: PUSU 🦋32. BÖLÜM: VURGUN 🦋32. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 3 ZEMHERİ 🪦HASRET33. BÖLÜM: SİLİNMEZ HATIRALAR 🪦34. BÖLÜM: KELEBEĞİN İHANETİ35 . BÖLÜM: KÖMÜR KARASI 🪦36. BÖLÜM: İGMAN DAĞININ ÖTESİNDE 🪦37. BÖLÜM: İKİ AŞK ARASINDA 🪦38. BÖLÜM: KIRGIN🪦39. Bölüm40. BÖLÜM: AŞKIN KÜLLERİ🪦41. BÖLÜM: PİŞMANLIK ATEŞİ🪦42. BÖLÜM: ARTEMİSİN KELEBEĞİ 🪦43. BÖLÜM: SİL BAŞTAN🪦44. BÖLÜM: ADIM ADIM POSSAT🪦 45. BÖLÜM : SIZI🪦
Hikayeyi Paylaş
Loading...