43. Bölüm

43. BÖLÜM: SİL BAŞTAN🪦

Şeyma Yıldız KOÇ
syildiz_koc

Lütfen bol bol yorum yapmayı ve yıldız atmayı unutmayalım ❤️

 

43. BÖLÜM: SİL BAŞTAN

 

Medya : Ya ölür ya kalırsın (Emre Fel) 🎶🎶

İlahi bakış

Alina özlediği lojmana hasretle baktı. “Sonunda geldik!” Barbaros karısının mutlu yüzünde heveskar anne duruşunda uzun zamandır özlem duyduğu huzuru buldu. “Evet! Artık bizden kurtuluşun yok! Herkes seni bekliyor!” Genç kadın kocasının elini tutup kapıdaki askerlerin selamını aldı ve evine doğru yürümeye başladı. Barbaros’un ara ara karnına uğrayan bakışlarını gördükçe gözlerini kaçırıp alt dudağını ısırarak gülümsüyordu. Gece boyu karnına sevgiyle okşamış bebeği ile konuşmuştu. Mutlu çift minik bebeğini korumak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı.

Alina’nın bakışları Erkin’in oturduğu evin pencerelerinde dolaştı. Burada olmayacağını az çok tahmin etmişti. Mutlu haberi alan herkesin kutlama için kolları sıvadığını biliyordu. Timin o harika sofralarında birini kuracağından hiç şüphe duymuyordu. İştahının arttığını korkularının dindiğini hissedebiliyordu. Erkin bu ortamda Barbaros’un huzurunu kaçırmamak için bulunmuyordu. Alina onun son görevden sonra tamamen hayatlarından çıkmak isteyeceğini biliyordu. Duygularına engel olamadığı için sahtekarlık kokan dostluk sözleriyle kimsenin yanında kalmak istemiyordu.

Örgüt er ya da geç Erkin’in olan bitendeki rolünü anlayacak ve peşine düşecekti. Tam da bu yüzden yepyeni bir hayat kurması gerekiyordu. Alina’dan uzakta ve asla kimsenin kendisini bulmayacağı yeni bir hayata mecburdu.

Alina çardağa göz attığında içindeki sevinç dalgasına engel olamadı. “Bizim için hazırlamışlar!” Barbaros başıyla onaylayıp kollarını tek aşkının beline sardı.

“Annem de geldi! Biricik gelinini ve torununu yalnız bırakmak istemedi. Kendisini eskisinden çok daha iyi hissettiğini söyledi. Torunu şimdiden ona güç vermiş!” Son sözün ardına buruk bir tebessüm kovaladı. Böbrek nakli yapılmadan Zeliş Hanımın iyi olması mümkün değildi. “Gidelim!”

“Ah! Sonunda geldiler! Cihangir hemen mezeleri getir!” Cihangir esas duruşa geçip komutandan emir almış gibi disiplinli bir şekilde mezelere koştu. “ Hemen geliyoruz!” Ayşen kucağındaki bebeğini göğsüne bastırıp Alina’ya el salladı. “Ah deli kız! Meraktan öldük nerelerdeydin!”

“Biraz işlerim vardı Ayşen! Bir süre uzak kalmam gerekti.” Barbaros kırgın kırgın bakışlarını kaçırdı. Ayşen kimse bir şey anlamasa da üzerine fazla düşerek genç anneyi sık boğaz etmedi. Onun yerine kucağındaki bebeğine sebze püresi yedirmeyi tercih etti. “Ne kadar da büyümüş böyle!” Alina minik bebeği kucağına alıp şefkatle sarıldı. Boşnakça tatlı bir ninniyi mırıldanıp bebeğin gülen yüzüne neşeyle baktı. “ Büyümez mi hem de nasıl? Büyürken beni de yaşlandırdı kerata! Ah Alinacığım! Hala ne gecem belli ne gündüzüm! Ne zormuş anne olmak!” Alina kendi karnına dokundu. Tüm bu zorluklar onun için bir zevk demekti.

“Bilmez miyim? Hana da çok yaramazdı. Sabahlara kadar annemi ayakta tutar gündüz de mışıl mışıl uyurdu.” Annesini almak Alina’nın hassas kalbini ince bir bıçakla çizmişti. Barbaros elini tuttuğunda genç kadın biraz olsun rahatladığın hissetti.

Zeren elinde ekmek dilimleri ve tatlıyla onlara doğru yaklaşmaya başlamıştı. Fakat o Ayşen’in aksine askeri bir disiplini en başından hissettiriyordu.

Umut kucağındaki taş ekmeklerle ve kahvaltılıklarla birlikte hemen çardağın altında yerini aldı. “Nihayet geldiniz! Karnımız kurt gibi acıktı. Neredeyse masayı kemirmeye başlayacaktım.” Tabaktaki börek dilimlerinden birine uzandığında Türkan elinin üzerine hafifçe vurdu. “Daha kimse oturmadı çaylak! Börekleri aşırmayı ne zaman bırakacaksın! Minik bir fındık faresi gibi önüne geleni ağzına atıp kemiriyorsun!”

Çardakta küçük kıkırdamalar duyuldu. Umut homurdanır gibi, “Asker odomom ben! Acoktum!” dedi. Türkan göz devirirken Alina bu güzel sahneyi ne kadar özlediğini kendine bir kez daha hatırlattı. Kendisine verilen görevi yerine getirmek için hazırdı ve yolun sonunda şehadet gibi bir ihtimalle de karşı karşıya kalabilirdi. Elleri istem dışı karnına iyileşti. Barbaros’un bebeğini dünyaya getirmeyi çok istiyordu. Bir aile olmalarının önündeki hiçbir engeli tanımasa da vatan söz konusu olduğunda o hainlerin tepesine inmek için dünyayı bile karşısına alır cesaretiyle küllerinden yeniden doğardı.

“Sestraaaaa!” Alina minik kız kardeşinin kendisine bakan güzel gözlerine görünce içindeki buz tutan duyguları yeniden hareketlendi. “Hana! Mnogo mi nedostaješ, anđele moj. (Seni çok özledim meleğim!) Küçük kız ablasının yanaklarından tatlı tatlı öptü. Herkesin bakışları onların üzerine yerleşmişti. “Ne saadet! Sonunda kavuştular! Yine bir aradayız!”

Hana ablası Berina’nın yanına gidip elindeki resim kağıdını aldı. “Bak ne çizdim? Babinos, sen, ben, Berina…” Alina büyük bir mutlulukla kardeşinin gösterdiği resmi inceledi. “Muhteşem olmuş! Daha iyisi olamazdı!” Dedi Boşnakça. Güzel ay ışığı gibi sevdiğinin kalbine yansıyordu.

“ Hadi ama biz neredeyiz?” diye mızmızlandı Kürşat! Zeren, “Girme aile içine!”

“Hemen sattın bizi bıldırcın! Demek bu kadarmış!” Diye devam etti Kürşat. Hana kıkırdadı. “hi hi! Sidikliii!” Kürşat kendisine bakan sevgilisinden mahcup mahcup gözlerini kaçırdı. “Sen hâlâ unutmadın mı o sözü? Kötü söz söylüyorsun Hana! Artık Türkçe de öğrendin! Güzel şeyler söyle! Tatlı şeyler…” Hana muzır bir ifadeyle her fırsatta çamura batırıp batırıp çıkardığı abisinin kollarının atıldı. “Cici Kürşat, güzel Kürşat!” Kürşat’ın yüzü aydınlanmıştı. Rozerin’e bakarak Hana’nın örgüleriyle oynadı. “Cici Hana, güzel Hanaaa! Kürşat abisini rezil etmeyen tatlı Hanaaa!”

Diğerleri gülmekten kendini alamamıştı. Berina ile Ferit bakışmalarına ara verip onlara katılmayı düşünmüyordu bile. Ortamda eksikliği hissedilen tek kişi Yadigar’dı. Onun şakaları, köy anıları hepsinin kulağında çınlıyor, sesi tüm arkadaşlarının yüreğinde yankı yankı çoğalıyordu. Acı kaybını unutmak ne yazıkki mümkün olmayacaktı. Arkadaşları onu anmaktan, ailesine yardım etmekten asla geri durmasa da yokluğu bir bıçak gibi hepsinin duygularını kesip atmıştı.

Ozan, dostunun künyesini bir ömür saklayacaktı. Umut her fırsatta mezarına gidip dua edecekti. Alina kurduğu her sofrada oturduğu sandalyeye bakıp böyle birini tanıdığı için Allah’a şükredecekti. Barbaros ailesini kendi ailesi sayarak koruyup kollayacak asla ele güne muhtaç etmeyecekti. Zeren ve Türkan her bayram elini öpmek için Yadigâr’ın annesinin evine koşacak hayır duasını almadan, kahvesini içmeden kendi memleketlerine gitmeyeceklerdi. Yadigâr onlarda silik bir hatıra olarak kalmayacak aralarındaki bir nefes gibi varlığını devam ettirecekti.

Ferit mangalın başında eski günlerdeki itişmelerini düşünerek hüzünlü bir şekilde gülümsedi. Bir yandan Berina’yı izlerken öte yandan elindeki tepsiyle mangalı harlamaya çalışıyordu. Yüzünün kamuflaj boyalarıyla boyanmış gibi kapkara kesildiğinde habersizdi. Berina ise içten içe ona karşı olan hisleriyle boğuşuyordu. Aynı dili konuşmadıkları halde yıllar önce tanımış gibi Ferit’e karşı bir aşinalık hissediyordu. Başlarda tekinsiz, kibirli bir adam olduğunu sanmıştı ama Alina’nın yokluğunda her gün gelip gitmesi, bozuk Boşnakçasıyla ona yardım etmeye çalışması bu düşüncelerini kökünden değiştirmişti. Aralarında geçen diyalogları düşününce kalbinin yangısını daha derinden hissetti.

Kendini anlatmaya çalışırken nasıl kızardığını, çabalayıp kekelediğini hatırlamak hafifçe kıkırdamamasına sebep oldu. Dudaklarını yeniden toparlayıp ciddi görünmeye çalışsa da masadaki herkes aralarındaki bu elektriklenmenin farkındaydı. Genç kız, onca acının üzerine Alina gibi bir yuva kurup kuramayacağını bilmemenin endişesini yaşıyordu. Ferit gerçekten onun için doğru insan mıydı?

“Etler hazır!” dedi Ferit ızgaradaki etleri genişçe bir tabağa boşaltırken. “Of of! Derya kuzusu bunlar! Ne de güzel yapmışım!” Türkan tabağındaki servisi iştahla yerken Umut çoktan önündekileri silip süpürmüştü. “ Tazmanya canavarı gibisiniz! Ne bu acele!” dedi Ayşen kucağındaki bebeği hoplatıp zıplatarak. Yaramaz hala annesine kök söktürmeye devam ediyordu. “Bırak Ayşen’im! Yiğit onlar, hainleri ezmek için güce ihtiyaçları olacak!” Ferit ağzına lokma koymak istese de kalbindeki sızı ve teninden yükselen o sıcaklık kursağında düğümlemiş gibiydi. “Hadi Ferit! Sen de başla artık! Kaç gündür ağzına lokma koymuyorsun doğru düzgün!” Ferit hassas bir şekilde omuz silkti.

Ardından Hana’nın önündeki bisküvi tarzı atıştırmalıklardan ağzına 1-2 tane attı. “Bir şey yiyebileceğimimi sanmıyorum. Nedense iştahsızım! Şunlar bana yeter!” Masada bir kahkaha koptu. Hana kaşlarını çatıp kızgın bir şekilde Ferit’in elindeki gevrekleri aldı.

“Ne, čekaj! To nije tvoje. (hayır dur! O senin değil!)” Küçük kızın Ferit’e attığı çimdiği görenler daha da sesli gülmeye başladı. “ Allah aşkına Ferit ne zamandan beri köpek maması yiyorsun?” Ferit’in gözleri kocaman açıldı ve saniyeler sonra o tuhaf tattan kurtulmak için ayağa kalkıp biraz ilerisindeki çöp kutusuna ağzındakiler boşalttı. “Bu iğrenç şey de ne böyle?”

Onu cevaplayan Cihangir’den başkası değildi. “Köpek maması şapşik!” Ayşen kocasını tamamladı. “Hana lojmanın girişinde yaralı köpek buldu. Biz de hep birlikte onu sahiplenmeye karar verdik. Cihangir bahçeye küçük bir kulübe yaptı. Ben de her fırsatta önüne oyalanacağı bir şeyler koyuyorum.” Umut Yadigar’ı taklit eder gibi, “Tövbe Estağfurullah!” diye vızıldandı. “Zavallı hayvanın mamasına bile göz koydun! Zararsın Ferit zarar!” Ferit iyice hırlamaya başlamıştı. “Ulan masada ne işi var köpek mamasının?”

Sonra kaba konuştuğunu fark edip sesini incelterek daha nazik bir tınıda devam etti.

“Yani biraz tuhaf olmuş sanki! Mama! Sonuçta burada köpek yok! Yani işte!” Onun şapşallığının sebebini fark eden Alina hafiften dudağının ısırıp çapkın çapkın Barbaros’u süzdü. Berina Ferit’in aklını resmen başından almıştı.

Berina utangaç bir şekilde bakışlarını kucağına indirdi. “Köpekler çok tatlı!” Dedi bozuk bir Türkçe ile. Onun sesini duyan Ferit, “Ben de köpeklere bayılırım!” diye atıldı. “Çok severim! Çocukken beş tane köpeğim vardı.”

“Yok 10 deseydin!” diye atıldı Ozan. ‘Destekli salla’ der gibi kaşlarını çatmış, gözlerini süzerek Ferit’i alaya almaktan çekinmemişti. “Yani hepsini ben beslemezdim tabii. Bazıları komşuların evinden ayrılmazdı. Köpekler iyidir! Sadıktır.”

“Hanımlar da iyidir! Bebek doğururlar güzel olur!” diye atıldı Cihangir. Ayşen kaşlarını çatıp Cihangir’in ayağına topuğun ucuyla hafifçe bastırdı. “Ne yani bizi köpeklerle bir mi tutuyorsun Cihangir? Oldu olacak bana da kuçu kuçu falan de!” Cihangir’in alı alına moru moruna karışmıştı. “Olur mu öyle şey hayatım!” dedi karısının sandalyesini biraz daha kendisine doğru çekerken. Eli nazikçe genç kadının belini kavradı ve karısının şakağına dolu dolu bir öpücük bıraktı.

“Yani kadınlar da çok sadıktır, yani tatlıdır işte! Yuvayı dişi kuş yapar değil mi?” Diğerlerine göz ucuyla kontak bir bakış attı. “Ulan bir şey söyleyinsene! Kadınlar iyidir hoştur desenize!” Umut Türkan’a bakarak iç çekti. “ Kadınlar harika varlıklardır!” Türkan ağzının içine düşmek üzere olan sevgilisinin yüzünü sağ elinin ucuyla hafifçe kenara itti. Gözlerini belertip huysuzca mırıldanmaktan çekinmemişti. Barbaros başını usanmış bir şekilde sallayıp komuta ettiği time hayretle baktı. Kadın deyince hepsinin ağzının suyu akıyordu.

“Siz akıllanmazsınız!” diye söze girince Alina imalı bir şekilde kaşının birini kaldırdı. Barbaros’un toparlanıp ağzına ekmek tıkıştırması uzun sürmemişti. “Yuvayı dişi kuş yapar değil mi Cihangir? Her şeyi dişi kuş yapsın zaten! Çocuğu dişi kuş doğurur, yemeği dişi kuş yapar, evi dişi kuş temizler… Dişi kuşun hayatı kaydı haberiniz yok!” Cihangir itiraz eder gibi ayaklandı. “Temizliği ben yapıyorum ya sevgilim!” Timin erkekleri hep birden Cihangir’e alkışlamaya başladı.

“Bravo!”

“Aman efendim ne demek!”

“ yüzyılın erkeği!”

“ Bu kesin hamur da açıyordur!” diye karşıladı Ferit. Berina’nın büyüsünden kurtulup ortama adapte olmayı başarmıştı. “Bize de çamaşıra gel güzelim!” Cihangir Umut’un son sözüne karşılık perçeminden hafifçe yakaladı. “Şansını zorlama Çaylak!” Ayşen yan yan kocasını süzerken Cihangir, “Ya sabır!” diye dişlerinin arasından konuştu. “Bize çok yükleniyorsunuz! Dişi kuş mişi kuş derken hayatı sırtımıza bindirdiniz.” dedi Ayşen ağlamaklı.

Rozerin onu onayladı. “Ah kadın olmak! Ne zor değil mi?”

“Ama bebeğim yemeği falan da ben yapıyorum ya!” diye üsteledi Cihangir. Bu adam ne zaman karısına yaranmayı başaracaktı. Ayşen’in gözyaşları çoktan sel olup akmıştı. “Ben diğer kadınların haline ağlıyorum. Onların kocaları kendilerine yardım etmiyor. Zavallılar kim bilir ne haldeler?”

“Haydiiiii!” Ozan’ı Umut takip etti. “Biri loğusalık döneminin ne zaman biteceğini söyleyebilir mi? Hepimiz Ayşenzede olmadan normale dönmek istiyoruz.” Barbaros sözünü beklenti ile Ferit’e baktı. “Tam da burada evliliği ve kadınları kötüleyecek bir şey demen gerekiyordu.”

Ferit siftah yapmış bakkal edasıyla ellerine ovuşturdu. “Evlilikte kadınlar da güzeldir! Yeşil gözlü ve masum yüzlü olanlar daha da güzeldir.” Bunu canı süt çekmiş gibi Berina’yı incelerken söylemişti.

Berina’nın utançtan yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Hemen heyecanla masadan kalkıp eline aldığı tabaklarla mutfağa yöneldi. Alina kardeşinin bu tatlı telaşından oldukça mutluydu. Berina’nın anne olmayı ve hayatını biriyle paylaşmayı istediğini biliyordu. Eğitimini tamamlamış ve sadece doğru insanın hayatına girmesini beklemeye başlamıştı. Onu bu konuda da her konuda olduğu gibi destekleyecekti.

Ozan“Al işte Badi! Ataerkil’in inadı hatunu bulana kadardır!” Diye geceledi. Cihangir kaşlarını kaldırıp, “O söz ‘feministin inadı kocayı bulana kadardır’ değil miydi?” Ayşen’in dudakları kaymaya başlayınca Cihangir susmanın daha iyi olacağına kanaat getirdi.

Berina elindeki tabakları mutfak tezgahının üzerine bırakıp derin derin nefesler aldı. Biraz önce Ferit’in gözlerinin içine bakarak söylediği sözler kulaklarında çınlıyordu. Aslında ne dediğini bile tam olarak anlayamamıştı. Anladığın tek şey gözlerinin içine bakarak yüreğine fısıldadıklarıydı.

Ellerini kalbinin üzerinde buluşturup kısık bakışlarla kumaş perdenin ardından çardağa göz attı. Ferit’in olduğu sandalyeye baktığında yerinde sadece bir boşluk bulmuştu. Biraz daha pencerenin önüne yaklaşıp bakışlarıyla etrafı taradı, içten içe sevdiği adama dair bir iz bulamamıştı. Yoksa öylece çekip gitmiş miydi?

Ömrün üzerinde sert bir el hissettiğinde neredeyse şaşkınlıktan çığlık atacaktı. “Sakin ol benim!” deli Ferit yeşil gözlü Boşnak kızına. Berina gözlerini rahatlamış bir şekilde kapatıp nefeslendi. Onunla Türkçe konuşması en azından şu an için pek mümkün değildi.

“Ben sadece konuşmak istiyorum. Konuşmazsam düşüncelerle ve kalbimdeki duygularla delirmenin eşiğine düşeceğimi biliyorum.” Dudaklarını birbirine bastırdı. Berina’nın kendisini anlamadığını biliyor ve sanki anlayacakmış gibi büyük bir hevesle derdini anlatmaya çalışıyordu. Barbaros en azından Alina ile İngilizce konuşarak anlaşabilmişti. Ferit ortaokulda çektiği kopyaların ve lisedeki umursamazlığının bedelini Berina ile paylaşamadığı sözlerin gölgesinde ödüyordu.

“ İngilizce konuş!” dedi Berina fakat Ferit düşüncelerini açıklayabileceği kadar dil bilgisine sahip değildi. Öyle patadanak “I love you”da denmezdi ki. İçini doldurmak kalpten geçenleri aktarmak lazımdı. O an aklına yanında getirdiği kuş biblosu geldi. Berina kuşları çok severdi ve kuş tutkusundan olsa gerek evin her yerinde kuş motifleri bulundururdu. Resimlerini çizer ve bazen ıslık çalarak onları taklit ederdi. İçeriden gelen muhabbet kuşu seslerini duyunca Ferit’in aklına haftalardır vermeyi düşündüğü o biblo geldi.

Hemen içeri geçip askılığa yöneldi. Alelacele cebine tıkıştırdı kutuyu biraz araştırdıktan sonra montunun cebinde buldu. Berina olacakları merakla takip ediyordu. Kalbinin çırpınışları arasında sevdiği adamın söyleyeceği her söz bir emir gibi gelmişti. Ferit kutuyu büyük bir merakla sevdiği kadına uzattı. Berina küçük kare kutunun içinden çıkan kuş biblosuna dolu dolu gözlerle baktı. “Bu…”

Ferit onunla konuşmak istedi fakat Türkçe bir şekilde söylediklerinden bir şey anlamayacağını biliyordu. Bu yüzden susup ellerini gösterdi. Bu biblo Berina’nın eşyalarını Aleyna’nın evine getirdiği gün kırılmıştı. İstemeden kırdığını söyleyip özür dilemiş ve Berina’nın gözlerindeki gizli acıyı fark etmişti. Bu eşyanın onun nazarında bir hatıraya sahip olduğunu biliyordu. Ve kaybettiğini ona geri vermek istemişti.

Ellerini açıp avuçlarındaki kesikleri ona gösterdi. Berina annesinden kalan bu eşyaya çok değer verir kırılacak diye kutusundan çıkarmaya bile korkardı. O da Alina gibi manevi değeri olan şeyleri imtina ederdi. Ferit’in ellerindeki kesikleri görünce konuşmasalar da aralarındaki o sessiz diyaloğu anlamıştı. Ferit onun üzülmesine dayanamamış ve tüm parçaları toplayıp kendi elleriyle kuşu yeniden bir araya getirmişti.

“Bunu neden yaptın?” dedi Berina merakla. Gözlerinden minik yaşlar yanaklarına dökülmüştü. Ferit bozuk bir İngilizceyle , “Çünkü iyileşmeni, mutlu olmanı istedim.” Dedi. Elleri genç kızın yanağına sevgiyle dokundu. Kalbinin çarpıntısı yüreğini acıtmıştı. Kim bilir bu güne gelene kadar neler yaşamıştı? Başından neler geçmişti ki en basit bir çıtırtıya bile tepki verip gözyaşı dökecek hale gelmişti? Barbaros Alina’nın yaralarını sarmayı başarmıştı. Peki ya Ferit? Hayatında kimseye bağlanmayan evliliği bir yük gibi gören bu adam onu iyileştirmeyi mutlu etmeyi başarabilecek miydi?

“Seni tanımak sevmek istiyorum Berina!” Kekeleyerek yarım yamalak bir İngilizce ile bazı kelimeleri yanlış olacak şekilde söylemişti fakat Berina onun kalbinden geçenleri gözlerine baktığında zaten çok iyi anlıyordu.

“Seni tanımak, sevmek istiyorum Fevit!” Dedi Berina. Sözü Ferit’in gülümsemesine sebep oldu. “Ferit!” Diye tekrar etti sevdiği kıza bakarak. Berina hata yapmış gibi gerileyince tebessümü kıkırdamaya dönüştü. “Ne dersen de ! Her istediğin söze talibim!” Berina ne dediğini anlamasa da iyi bir şey olduğunu düşünüp ona gülümsedi. Bu tek bir mimik bile Ferit’in içinde ayazdan kurtulan kardelen gibi sıcacık bir bahar açtırmıştı.

“Ne demeliyim?” Dedi Berina İngilizce. Ferit omuz silkip başını tırnağının ucuyla kaşıdı. “Ömrüm de! Sevdam de! İkisi de olur!” Berina bilmediği bir başka ismi olduğunu düşünüp ağzı kulaklarında “Ömrüm!” Diye bastıra bastıra söyledi. Bu Ferit’i biraz hınzırca güldürmüştü. “Bir daha!” Dedi aranır gibi.

“Ömrümmmmm!”

“Ah kurban olayım ben o dile! Şakıyor maşallah!” Hemen şimdi bir kez öpse ya da en azından sarılsa çok mu acele etmiş olurdu? Bosna’daki kızlar bu tarz ilişkilerde nasıldı acaba? Hemen sarılıp koklaşırlar mıydı? Bir kez öpse çok mu acele etmiş sayılırdı? İçinden ‘Aman Ferit kendini sapık konumuna düşürüp kafana durduk yere ayakkabı topuğu yeme! Akıllı ol adamım! Kız bir yere kaçmıyor neticede!’ Of! İnsan sevdaya düşünce yüreği fırtına gibi esiyor, aklı yağmurdan sonra çağlayan dereler gibi köpürüp kabarıyordu.

Berina Boşnakça “Ne kadar çok içinden konuşuyorsun!” Dedi. Ferit anlamasa da “Ben de seni seviyorum!” Dedi. Şu dakikada aşk itirafından başka ne diyecekti ki kızcağız? “Ben de seni seviyorum!” Berina sesli bir şekilde güldü. “Deli misin sen?” Dediğinde Ferit yine, “İ love you!” Diye ekledi. Berina’nın gülüşü büyüdü. Anlaşamadıkları halde masum masum flörtleşebiliyorlardı.

Berina Boşnakça, “Çok çılgınsın! Ve seni seviyorum!” Diye ekledi. Sözlerini anlamasa da bakışındaki sıcaklık Ferit’e yetmişti.

***

Alina’nın Kaleminden

O savaşın ortasında asla hayalini kuramadığım yeni bir masalın kollarında uyanmıştım. Birine aşık olmak, yuva kurmak ve anne olmak o bodrum katında açlıkla mücadele ederken öyle imkansız görünmüştü ki biri yakamı tutup bunların olacağını söylese onun deli olduğunu düşünürdüm. Barbaros hayatıma anlam kazandırmıştı. Her şeyi kaybetmiş bir insana mutlu olabileceğini, güleceğini hatırlatmıştı. Zamanlar Barbaros‘ta da bir gönül yarası vardı ve aylarca içten içe eski sevgilisinikıskanmaktan kurtulamamıştım. Şimdi doğacak bebeğimiz için yeni bir sayfa açmanın mutluluğunu yüreğimin en derinlerinde hissediyordum.

Kış güneşi kumaş perdelerin açıkta kalan noktasından içeri sızıp gözlerimin kısılmasına sebep oldu. Ellerim yatağın diğer tarafına yöneldiğinde Barbaros’un yanımda olmadığını fark ettim. Yine erken kalkmıştı. İçime belirgin bir telaş çöreklediğinde kendimi rahatlatmak için hızlı bir şekilde evin içerisinde dolaşmaya başladım. Hana yatağında huzurlu bir şekilde uyuyordu. Bugün tatil günü olduğundan uzun uzun uyumak için fazlasıyla iyi bir fırsat yakalamıştı.

Seslerin geldiği tarafa yöneldim. Son yaşadıklarımızdan olsa gerek en basit beklenmedik bir hadise yüreğimin sıkışmasına sebep oluyordu.

Barbaros bebeğimiz için hazırlamayı planladığımız odanın ortasında dikkatini bir noktaya vermiş çabalayıp duruyordu. Ayak seslerini duyunca kenardaki örtüyü hemen uğraştığı her neyse onun üzerine örttü. Ayağa kalkıp yanıma geldiğinde beni kollarının arasına hapsetti. “Günaydın Boşnak güzeli!” Alnıma dolu dolu bir öpücük bıraktı. Benim gözlerim hâlâ örtünün altındaki gizemli nesnedeydi.

“Ne saklıyorsun?” Yüzünde belirgin bir heyecan vardı ve çenemi tutup kendisinden birkaç santim daha kısa olan bedenimi yüzüne yaklaştırır gibi kollarının arasında yükseltti. “ Sürpriz? Tamamlanmadan görürsen hiçbir anlamı kalmaz!” İçim bir nebze de olsa rahatlamıştı. En azından kötü bir şey olmadığını biliyordum.

“Ne sürpriziymiş merak ettim?”

“Acele edersek tamamlanmamış haliyle görürsün ve bu planlarımı altüst eder. Bana sadece bir gün ver!” Bedenimi kendisine yaklaştırdığımda ellerim yanaklarını buldu. “Pekala öyle olsun! Beni çok fazla merakta koyma!”

“Merak Edip etrafımda dönüp durmanı seviyorum!” Koluna küçük bi çimdik attım. “Çok fenasın! Beni nereden bulacağını çok iyi biliyorsun!” Bana sımsıkı sarıldığında kalbimin ritminin değiştiğini hissettim.

“Ben bu ülkeye yabancıydım. Bu bayrağa bu marşa, taşına, toprağına, insanına… Şimdi kendimi dünyanın her yerinden daha fazla ait hissettiğim yerdeyim. Senin beni korumak için sarıp sarmalayan kolların, gül bahçesi sunan bakışların, her düştüğümde bir liman olan ellerin… Her şey beni bu diyara bağladı. Kendi ülkemden çok bir başka ülkeyi sevemem sanıyordum. Şimdi uğruna can verecek kadar bu millete bağlıyım. Türkiye Bosna gibi hayatım oldu!” Barbaros dolu dolu bakışlarla yanaklarımı okşadı ve dudaklarıma sevgi dolu bir öpücük bıraktı. Ona karşılık vermiş Barbaros’un beni sevmek için hareketlenen dudaklarına sevgiyle dokunmuştum.

“Senin gözlerinde memleket sevdasını görmüştüm. Galiba en çok bu yüzden aşık oldum sana. O Bosnalı kadınları, çocukları korumak için canını ortaya koyuşun çekti yüreğimi. Vay canına dedim! Ne yürekli ne cesur bir kadın. Tanıdıkça, yaptıklarını gördükçe hayranlığım arttı.” Yüzbaşı kanepenin üzerine oturup beni kollarının arasına çekti. Sağ eli belimi sarmıştı. Son eli ise kocaman olan karnının üzerinde huzurla dolaştı.

“Kızgınlıklarımın sebebini bile şimdi daha iyi anladım. Sana zarar gelme korkusu… Seninle çizilecek olan bu kaderi kaybetme endişesi… Meğer o gün sana o yüzden karşı koymuşum. ‘Elini eteğini çek bu işlerden’ diyerek ikimiz için planlanan o güzel hayatı koruyup kollamışım meğer! Belki de en çok kendi kalbimden korktum. Bir başkasıyla birlikteyken bir kadının aklımı kalbime işgal etme ihtimalinden endişe duydum.”

Yüzlerimizi birbirine yaklaştırıp sevdiğim adamın yanaklarına dokundum. Asker traşı olan saçlarında parmaklarım arzuyla dolaştı. Dudaklarım kaçamak bir şekilde genç adamın pürüzsüz yüzünde elmacık kemiklerinde tatlı izler bıraktı.

“Ben o gün içinde kopan yıkıcı fırtınalardan utanmıştım. Meğer Allah Hazel’i yanına alarak ikimiz için kutlu bir görevi kaderimize yazmış! Birbirimize bağlanıp nefret duvarlarını yıkmamızı istemiş, bizi bununla imtihan etmiş. Şimdi de aynı kutsal davada aynı amaca hizmet eden iki asker olarak milletimize kan kusturmaya çalışanların karşısında dimdik duruyoruz. Türkiye, senin gibi değerli vatan evlatlarını toplumumuza kazandırdı.”

“Çocukken bir davaya adanma fikri beni ürkütürdü. Dayım beni yanına aldığında vatan sevdasını öylesine kıymetli güzel hikayelerle anlatırdı ki zamanla asker olma fikri yüreğime yerleşti. “Dayımı görmeyi öyle çok istiyorum ki. Onun yerine geçen o hainin yaptıklarını unutamıyorum. Dayım dünyadaki en iyi insandı! Bütün herkes onun kötü bir insan olduğunu söyleyip Kur’an üzerine yemin etse ben inanmazdım. Bunca zaman yalnız kaldı. Kimse aslında kim olduğunu anlayamadı. Kim bilir ne işkenceler gördü! O vatanına bağlı çok değerli bir insandı Barbaros! O gizli sırları herkese ve her şeye rağmen koruyabildi fakat biz onu koruyamadık.” Gözlerimden dökülen yaşlar göğsünün üzerine akıp gitmişti ve içimdeki yangınları söndürmek için o kadar zayıf kalmıştı ki.

Barbaros yanaklarımı silip başımı göğsüne yasladı. “Artık kendini suçlamaktan vazgeç! O adam bir anda karşına çıkmadı. Yıllarca dayının her bir hareketini izleyip onun yerine geçmek için korkunç planlar kurdu. Ve bunu akla gelmeyecek sinsilikte yaptı. Aklınıza böyle bir şeyin gelmesi mümkün değil!”

Ben sarsılarak ağlarken mavi kelebek yine benim yuvam olmuştu. “Hem sana güzel bir haberim var! Hatta birden fazla haber diyebilirim.” Gözlerim umutla ışılladı. “ Alina! Aylar sonunda nihayet dayının sakladığı belgelere ulaştık. Bu belgeleri ciddi bir incelemeden geçirdik ve örgütün bütün kirli çamaşırların ortaya dökebileceğiz. Seninle yaptığımız o seanstan sonra dayının yıllar süren çalışmalarının olduğu siyah kaplı mühürlü defteri bulduk. Orada çok şaşırtıcı bilgilere eriştik. Bunların doğruluğunu teyit etmeden sana söylemek istemedim fakat beklediğimden daha sarsıcı şeylerle karşılaşabilirsin.”

İri iri açılan gözlerimle kollarının arasında dikleşip açıklamalarının devamını bekledim. “ Benden ne gizliyorsun?” Barbaros gözlerini kaçırıp derin bir nefes aldı. Aylardır yanındaydım ve çok mutluyduk. Şimdi kötü bir haber ihtimali bile yüreğimi can evinden vuruyordu.

“Seninle bir yere gideceğiz Alina! Burası bu tarz konuşmalar için uygun bir yer değil. Lojman güvenli olsa da böyle özel meseleler için daha gizli bir yer gerekli.”

“Hemen gidelim!” Birkaç lokma bir şeyler atıştırıp onunla birlikte arabaya bindim. Nereye gideceğimizi bilmiyordum. Fakat doğuma sayılı günler kala yaşayacağım bu stresin sıkıntı doğurmamasını umuyordum. Büyük operasyona az bir zaman kalmıştı ve görevim için çoktan hazırlanmaya başlamıştım. Nihayet yüksek korumalı gizli bir binaya ulaştık. Kimlik tespitinin ve aramanın ardından birlikte önce merdivenlere ardından da yüksek güvenlikli ses geçirmez odaların bulunduğu geniş bir koridora yöneldik. Burasının bir istihbarat binası olduğunu düşünüyordum. Ben de en güvenilir kişiler arasında yerimi aldığım için kimseye açılmayan kapıların ardını görebilecektim. Barbaros’la yaşananlardan sonra bıraktığım güçlü duruş devletin bana olan güvenini arttırmıştı. Onlara ihanet etmeyeceğimden emindiler.

Kahverengi masaların ve bibloların dikkatimi çekmesine izin vermedim. Sadece hedefe yönelik düşünceler benim için bir önem teşkil ediyordu. Nihayet kilitli kapı açıldığında bakışlarım odadaki o yüzü buldu. Nefesimin kesildiğini hissettim. Bu gerçek miydi? “Dayı…” Bir saniye bile beklemeden kendimi onun sıcak kollarına attım. “Dayıcığım!” Hıçkırıklar boğazıma dizilmişti. “Sonunda sapasağlam ayaktasın! Aylarca ne çok dua ettim bilemezsin!” Onun gözyaşları da yanaklarından süzülmüştü. “Srce moja! ( Yüreğim) Nihayet seni karşımda bulabildim. Sizin için ne çok korktum Alina! O hain sizi incitecek bir şey yapması fikri beni ne çok öldürdü bilemezsin!” Gözlerinin derinliklerine hasretle bakarken elleri yanaklarımdaki yaşları sildi.

“Hayır! Ağlamamalısın! Artık her şey geride kaldı kızım!” Dayımın Türkçe konuşması dikkatimi çekmişti. Onun pek çok farklı dil bildiğini biliyordum fakat ilk kez iyi bir Türkçeyle bana yöneliyordu. “Bunca zaman gerçekleri göremedim dayı! Sonra senden şüphe ettim. O pisliğin yaptıklarını sana nasıl yakıştırabildim?” Beni yeniden göğsünün üzerine bastırdı. Biz kucaklaşıp hasret giderirken Barbaros sadece üzgün ve gururlu bir şekilde olanları izlemekle meşguldü. Yanında albay ve yarbay vardı. Üst rütbede insanların yanınızda olduğunu bildiğimiz için kavuşmamızı çok daha kısa tutmam gerektiğinin farkına vardım. Daha ciddi olmalı görevime odaklanmalıydım.

Bazen üzerimize giydiğiniz ateşten gömlek benliğinizi eritir sizin kendiniz olmanıza bile izin vermezdi. Sizi zayıf düşürecek her şeyi geride bırakmak ve görevinize odaklanmak durumunda kalırdınız. Tam da bu yüzden beni inandığım yoldan çevirecek her şeyi bir kenara bırakmıştım.

“ İmran Borya’yı nihayet esaretten kurtardığı için yüzbaşına bir teşekkür borçluyuz.” dedi albay. Bakışlarındaki gururlu ifadeyi fark etmiştim. “Aynı zamanda sana da bir teşekkür borçluyuz Alina Mihaloviç Demirsoy. Nihayet zihnine yönelik yapılan operasyonla birlikte örgütü bitirecek gizli bilgilere eriştik. Bu çok iyi bir mesafe kat etmemizi sağladı. Beklediğimizden çok daha iyi… Artık ele geçirilmemeleri için hiçbir neden yok!” Dik bir duruşla bana uzatılan eli sıktım.

“Ülkemize hizmet etmek benim için bir şereftir!” Bosna’dan gelen bir sığınmacı olarak Türkiye’yi ülkemiz diye ifade etmem yüzlerindeki tebessümü ve gururu arttırmıştı. Ben de artık bu vatanın evladıydım ve uğruna her şeyi yapardım.

“ Artık büyük operasyona adım adım yaklaşıyoruz. Hedefimiz kolay yutulur cinsten değil. Bu yüzden sinsice yaklaşmalı ve onu alaşağı etmeden nefes bile almamalıyız. Hedefimiz lider. Kendisine Zeus dedirtiyor. Bir yüzü yok! Bir hayatı… Bir adı… Onu var kılabilecek hiçbir iz bırakmıyor. Her şeyi yönetiyor fakat kendisini kimsenin tanımasına izin vermiyor! Onu ele geçirdiğimizde tüm örgüt üyeleri domino taşı gibi alaşağı olacak!”

“Gereğini yapmaya hazırız komutanım!” dedi Barbaros esas duruşa geçerek. “Bundan hiç şüphem yok yüzbaşı! Görevindeki başarın ve sadakatin seni tanıdığım ilk günden bu yana yüzümüzü ağarttı. Bundan sonra da bu milleti en iyi şekilde temsil edip koruyacağından şüphe duymuyorum.”

Büyük kahverengi masanın etrafında bize ayrılan rahat koltuklara yerleştik. Odanın ses geçirmediğini biliyordum. Her yerde gözü kulağı açık olan hainlerin bu önemli operasyonu riske atmasına müsaade etmezdik.

İstihbarat başkanı elindeki kumanda ile kasvetli bir adanın görsellerini açtı. “Burada senede bir kez bir araya gelip önemli bir buluşma gerçekleştirecekler. Burası onların kirli çamaşırlarının saklandığı önemli bir yer. Burada akla zarar korkunç oyunlar oynanıyor. Kendilerince eğlenip dünyanın başına bela olan karmaşanın tadını çıkarıyorlar. İçlerinden biri çok yüksek bir konuma geleceği zaman ya da güvendikleri bir kişi örgütün içini girdiğinde bu toplantıda takdim ediliyor. Ve ritüellerle yeni görevine yerleştiriliyor.”

Adanın görsellerine baktıkça yüreğimin kasvete bulandığını hissettim. Kim bilir orada ne işler çeviriyorlardı. Kim bilir kimlerin canını yakıyorlardı da bunca zaman dünya susmuş sessizlik insanların marşı olmuştu. “Örgütün içindeki çifte ajanlar sayesinde adanın hem dış hem de iç haritasını çıkardık. Zayıf noktalarını ve adaya yönelik saldırma stratejilerini artık fazlasıyla iyi biliyoruz. Büyük operasyon için hazırız! Elbette bu aşamaya gelmemizde Sayın İmran Borya’nın büyük bir katkısı var.” Dayım başıyla onu selamlayıp onayladı.

“Bize yıllarca istihbarat gönderen kişi kimdi?” Barbaros’un sorusu bakışların yeniden dayımın üzerine çevrilmesine sebep oldu. “Bir arkadaşımdı! Kardeşten öte gördüğüm biriydi! Ona dikkatli davranmasını ve edindiği bilgilerle Türk istihbaratının bilgilendirmesini istedim. Aynı amaca hizmet ettiğimizi teşkilattan tanıdığımız insanlarla anlamıştık. Büyük bir dümen çeviriyorlardı. Her şeyin farkına vardığımda artık çok geçti. En güvendiğim dostlarım teker teker öldürülmüş ve kaza süsü verilmişti. Amaçlarının elimdeki belgelere ulaşmak olduğunu biliyordum ve imkanlarım onları belgelere rağmen bitirmek için fazlasıyla yetersizdi. Ülkem yavaş yavaş iç savaşa sürükleniyordu ve geleceği görmek ne yazık ki elimi ayağımı bağladı. Ailemi korumak için onları daha güvenli bir yere götürmek istedim fakat bunu yapamadan ani bir baskınla beni esir aldılar. Arkadaşımın başıma gelenlerden haberi yoktu. O sadece kendisine verdiğim emri biliyordu. İstihbarat benden uzaklardaydı ve kullandığımız gizli iletişim aracını bilmediği için arkadaşımla irtibat kuramadı. Yerime geçen casusun bir hain olduğunu arkadaşım da anlamıştı fakat operasyonu riske atmamak için doğru zaman gelene kadar susmayı tercih etti. Hiçbir şey bu örgütü bitirmemizin önünde olmamalıydı.”

Sarsılarak ağlamamak için kendimi zor tuttum. Canımı yakan gerçekleri öğreneceğimi biliyordum fakat daha şimdiden yıpranmaya başlamıştım. Dayım yüce amacı için bizden bile vazgeçmiş kendini bile bir kenara atmıştı. Bu kan emici yaratıkların insanlara ne çok zarar verdiğini biliyordum ve amacına ulaşmak için hayatından vazgeçmişti.

Ekranda beliren yeni görüntü bakışlarımın kör bir dikkatle perdeye mıhlanmasına sebep oldu.

“İşte Eva Angel Carter!”

“Tıpkı sen değil mi? Aynadaki yansımanı görüyor gibisin Alina!” Evet benden daha zayıftı. Ve sanırım aramızdaki tek fark da buydu. Hamile olduğum için kilo almış ve bir beden büyümüştüm.

Videonun oynamasıyla birlikte kulaklarımda kadının insanı büyüleyen o güzel sesi yankılandı. İngilizce bir şarkıyı kendinden geçmiş gibi büyük bir arzuyla söylüyordu. Bakışları, yüzü, mimikleri her anlamda dişiliğini ortaya koyacak kadar güçlüydü. Üzerinde krem rengi transparan bir elbise vardı ve etek uçları uzundu. Kulağında büyük küpeler ve topuz yapılmış ilgi çekici saçıyla olağanüstü bir güzellikte görünüyordu.

“Sesine dikkat ediyor musun Alina?”

“Evet başkanım!”

Karşımdaki kadın yüz ve ses olarak bana birebir benziyordu. Ben bir erkek gibi dik dururdum o ise kadınsılığını ve cazibesini sergilemekten cüretkar davranışlarda bulunmaktan çekinmiyordu. Kollarının neredeyse tamamını kaplayan dantel bir eldiven takıyordu ve elleri yüzünün, gözlerinin hemen yakınında cazibeli hareketlerle sesine ve güzelliğine eşlik ediyordu.

“ Onun her bir davranışını ezberleyeceksin Alina! Sesini mimiklerini şarkı söyleyişindeki her nameyi beynine kazıyacaksın! O adaya gittiğimizde onun yerine geçecek ve Zeus’u kapana kıstırmamızı sağlayacaksın!” Başkana “Emredersiniz!” Dedim. Barbaros’un yüreğinde çöreklenen korku gizleyemeyeceği kadar ortadaydı. Bakışları karnımda taşıdığım bu küçük bebeğin üzerinde dolaştı. Sonra kıyamaz bir şekilde gözlerime değdi. Hâlâ konuşulan konulara odaklanmaya çalışıyordum. Sonu ne olursa olsun görevimi yerine getirmekten vazgeçmeyecektim.

“Bu benzerlik akıl alır gibi değil!” dedim hayretimi gizlemeden. Dayımın gözlerindeki o esrarlı bakış beni endişelendirmeye yetmişti. Ellerini masanın üzerine koyup hepimizi ters düz edecek o sözü söyledi.

“ Alina! Eva senin ikiz kardeşin olabilir!” Tüm bakışlar kitlendi ve tüm sesler bir anda tükenip hiçliğe mahkum oldu. Ellerim titriyordu ve boğazım çölde dolaşmışım gibi kupkuruydu. “Sen neler söylüyorsun?” dedim boğulur gibi. Sesim beklediğimden daha cılız çıkmıştı.

“Senin bir ikiz kardeşin vardı Alina!” Başımı reddeder gibi salladım. Bu mümkün değil! Olamaz! O öldü!”

“Bundan asla emin olamayız Alina! Belki de bir kumpasın içindeydik! Bilemezsin! Yıllardır bu şüpheyle yaşıyorum. Hayatın bizi neyle imtihan ettiğini bilmiyoruz. Neden bu görevi senin almanı istediğimi sanıyorsun? Neden asker olmanı istedim? Neden diğerlerinin değil de senin zihnine işledim gerçekleri? Hepsinin bir sebebi vardı! Bu operasyon için çok uzun zaman önce planlar yaptım! Her şey başka türlü olsaydı bugün çoktan örgütü bitirmiş olabilirdik. Bir şey engel oldu! Kader oyuna yeni insanları ortak etti.”

Dayımın bakışları albayın üzerinde dolaştığında ne demek istediğini gayet iyi anlamıştım. Örgütü bitirmek için işbirliği en büyük şansımızdı.

“Yanılma şansımız var mı?” dedi Barbaros. Bu gerçeği kabullenmek istemediği her halinden belliydi. Eva’nın düşmanımız olma ihtimali çok yüksekti. O adaya gidip örgüte girme ritüelini tamamlaması demek onun gerçekten onlardan biri olduğunu ortaya koyuyordu. Eğer dayımın söyledikleri doğruysa kardeşim o örgütün içindeki bir hainden fazlası değildi ve ben belki de kendi elimi onun kanıyla kirletmek zorunda kalacaktım.

Eva kimdi? Neden oradaydı? Neden bizden koparılmıştı? “Bundan emin olmak zorundayız!” Barbaros’u onaylar gibi başımı salladım. “ Eva‘nın kim olduğu çok önemli! Hikayesinin ne kadar kadarını bilip bilmediği de… Eğer gerçekten kandırılmış ve yaşadığı hayattan pişman biriyse operasyonda bunu dikkate almalıyız.”

Dayım ayağa kalkıp yanıma geldi hepimiz ayaklanmıştık. Elimden tutup Eva’nın videosunun tam karşısına geçirdi. Genç kadının gözlerindeki ateşi görmemek imkansızdı. Video durdurulmuş ve kadın tam karşımda gözlerimin derinliklerine bakacak şekilde konumlanmıştı. “Neler oldu dayı bilmek istiyorum! Kardeşim nasıl öldü?”

Dayım elimi tuttu. Bu artık bizim aile meselemiz olmaktan çıkmıştı. Bu yüzden ne Barbaros ne albay ne de yarbay dışarı çıkma ihtiyacı hissetmedi. Üstlerinde üniformalarıyla tam karşımızda olayları büyük bir dikkatle takip ediyorlardı.

“Birlikte büyüyecektiniz Alina!” dedi Dayım. Büyük bir gerçeği hüzünle açıklamanın yükünü omuzlarında taşıdığını görebiliyordum. “Bir gün hastalandı. Günlerce yoğun bakımda kaldı. Ölüm haberini aldığımızda yıkılmıştık. Ama şimdi son olanlara baktığımda bu bana çok da imkansız gelmiyor. Benim yerime bir başkasını geçirecek kadar gözünü karartmış bir örgütten söz ediyoruz. Bir şeyler planladığımı nasıl öğrendiklerini hâlâ anlayamıyorum. O kadar gizli istihbaratlarla iş yürütüyorduk ki bu bana imkânsızdan öte geliyordu. Bu işte görev alanların bir hayatı bile yoktu. Hepsini teker teker öldürdüler. Tüm bunları yapan insanlar ikiz kardeşin Meyra’yı da bizden kaçırmış olabilir. Sadece şunu bil! Kendi içimizden çıkan düşmanlarla mücadele etmek zorunda kalabiliriz. Eğer Eva onlarla birlik olur ve bir hain olarak kalmayı tercih ederse…” Sözün burasında başlar eğilmiş bakışlar köşe bucak saklanmıştı.

Dayımın ne söylemek istediğini çok iyi anladığımı biliyordum. Kardeşim olmasından şüphelendiğim kadının gözlerine baktım. Onda sıcak hiçbir şey görememenin yüreğimi titrettiğini hissettim. Sanki onlardan biriydi ve belki namlumun ucunda mermilerimle tanışmak zorunda kalacaktı.

“O zaman gereğini yapmaktan çekinmem!” dedim. Bu sözün ağırlığın tüm ömrün boyunca taşımak zorunda kalacağımı biliyordum fakat elimden hiçbir şey gelmiyordu.

“Operasyon için gerekli hazırlıklara başlayacağız! O zamana kadar doğum çoktan gerçekleşmiş olur. Sen bir askersin Alina! Bu yüzden bu görev için çalışmalara sıfırdan başlamana gerek yok. Fakat iyi bir hazırlıkla karşılarına çıkman gerektiğini biliyorsun.” Dayımın bana öğrettiği her şey gözlerimin önüne geldi. O, iyi bir asker olmamdaki en büyük destekçimdi ve bildiği her şeyi bana öğretmişti. Bu yüzden pek çok alanda uzman olabilmiştim. Bomba imha, silah kullanımı, yakın dövüş, istihbarat… Daha iyisini yapabileceğimi biliyordum. Bu yüzden bebeğimi dünyaya getirir getirmez yeniden forma girmek için hazırlıklara başlayacaktım.

“Sana güveniyoruz Alina!” dedi yarbay. Bakışlarında bu sözleri destekleyici pek çok parıltı görmüştüm. “Fakat yine de her anlamda donanımlı olduğundan emin olmamız gerekiyor! Hayatın bizim için kıymetli! Alanında en iyi uzmanlarla çalışıp bu görevi yerine getirmek için destek alacaksın.”

“Emredersiniz komutanım!” Yarbayın bakışları karnıma değdiğinde çekindiğimi hissettim. “Bebeğin için en iyisini yapmak boynumuzun borcu!”

“Biliyorum komutanım!” diye karşılık verdim. Barbaros hemen yanıma gelip elimi tuttu. Desteğine herkesten çok ihtiyacım vardı. “Doğumdan hemen sonra başlarız! Ben yakın takibinde olacağım.” Albay yüzbaşını onayladı. “Bundan hiç şüphem yok!”

Toplantı bitiminde kafamdaki sorularla baş etmek zorunda kalmıştım. Barbaros’la birlikte yeniden lojmana dönme kararı almıştık. Epey zamandır hemşirelik mesleğini icra edemiyordum ve hastanedeki arkadaşlarımı çok özlemiştim. Güvenliğimden emin olmak için beni hiç kimseyle görüştürmüyor, özellikle üzerime titriyorlardı. Operasyondaki kilit isim bendim bu yüzden dikkatli olmak zorundaydım. Dost görünen bir hain ağına düşmem demek yıllarca kanımızı sömüren bu teröristlere fırsat vermem demekti. Bunun olmasına tahammül edemezdim.

“Neler düşündüğünü biliyorum.” dedi Barbaros. Yolumuz uzundu ve ona cevap verecek halim bile kalmamıştı. “Yol eskisi gibi rahat gelmiyor artık. Son aylara yaklaştığımdan galiba”

“ Alina!” Değiştirerek kalbimle verdiğim savaşı ertelediğimi fark etmişti. “ Onun kardeşin olup olmadığını bilmiyoruz. Merak etme! gerçeği ortaya çıkarmak için ne gerekiyorsa yapacağız!”

“Kendi kardeşime zarar vermek zorunda kalabilirim! Ya da başkalarının zarar vermesine…” Devam etmek çok zordu. Özellikle de hamileliğim düşünülünce bununla yüzleşmeyi kaldırabileceğimden emin değildim. “Neler konuştuğumuzu hatırlıyorsun değil mi? Kendini üzme artık! Eğer bir hain olmayı tercih ederse vatanımız için sahip olduğumuz her şeyden vazgeçmeyi göze alacağız demiştik! Önemli olan ne sensin ne benim ne de bir başkası! Önemli olan ay yaldızlı bayrağımızın huzurla dalgalandığını görmek. Milletimizin bekası… Bunun için her türlü fedakârlığı yapacağız Alina! Sen bununla baş edemeyecek bir kadın değilsin!”

Saatler sonra evimize ulaşabilmiştik. Erkin’in pencereden dışarıyı izlediğini gördüğümde küçük bir endişe yüreğimi yokladı. İstediğim tek şey iyi olmasıydı. Mutluluğu hak ediyordu. Ferit ve Berina’nın balkonda beş çayı partisi yaptığını görmüştüm. Hana şu sıralarda 29 Ekim Cumhuriyet bayramı için şiir okumanın heyecanını taşıyordu. Çok iyi bir türkçesi olmasa da tatlı diliyle bayrak şiirini okumuş ve öğretmenlerinin hayranlığını kazanmıştı. Güzel ses tonu ve vurgularıyla o şiiri iliklerimize kadar yaşayacağımızı biliyordum. Üzerinde kırmızı tütü etek ve beyaz gömlekle şimdiden harika görüneceğinden emindim. Kırmızı ayakkabıları ve başındaki bayraklı kurdele ile kardeşim bu gururumu göklere çıkaracaktı. Bu kocaman aileyi çok seviyordum ve onlar için yapamayacağım hiçbir şey yoktu.

Yanlarına gidip katılmayı düşünsem de şu an o psikolojide olmadığımı biliyordum. Eve gidip iyi bir duş almak ve uyumak istiyordum. Araba ile seyahat etmek sancılarımı arttırmış ve şişen ayaklarım yorgunluğumu ikiye katlamıştı. Kendimi duşa kabine bıraktığımda gözyaşı dökmemek için direniyordum.. İnandığım değerler için bile olsa kardeş katili olma fikri beni incitiyordu.

Saçlarımı şampuanla yıkadım. Suyun arasına karışan gözyaşlarımı düşünmemeye, yok saymaya çalışarak duygularımı susturdum. “Lütfen kardeşim olma Eva! Olma! Ben o gözlerde hırs ve nefretten başka bir şey görmedim.” Nihayet banyodan çıktığımda bedenimde göğsümün üzerinde biten bir havlu vardı. Başımdaki sadrazam havlusunu çıkarıp yatak odasına geçtim. Bir kaç parça kıyafet ve çamaşır aldım. Barbaros’un bir şeyler pişirdiğini görebiliyordum. Varlığı biraz olsun kendimi güvende hissetmemi sağlıyordu. İkimizin de kafası karışıktı.

İçeri bırakılan postalara göz attığımda bir mektup dikkatimi çekti. Mektubu açıp okumaya başladım. Akan her satırda kalbimin daha da sıkıştığını hissedebiliyordum. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Kalbimdeki sancıya bedenim karşılık verdi. “Abiiii!” Artık sarsılan omuzlarımı, hıçkırıklarımı zapt edemiyordum. Barbaros mutfak önlüğü ile hemen yanımda yerini aldığında mektup çoktan elimden düşmüş ve gözyaşlarımla ıslanan yüzeyi mermer zemini boylamıştı.

“Neler oluyor Alina?” Titrek dudaklarım hıçkırıklarının arasında güçlükle oynadı. “Abim! Abimi kaybettik Barbaros! Şehadet haberini aldım!” Kaskatı kalmış öylece karşımda duruyordu. Saniyeler sonra bacaklarımın arasından bir sıvının aktığını hissettim.

Bir sancı hissetmemiştim fakat her saniye sızıntı artıyordu. “ Alina! Sakin ol! Doğum başladı! Hemen hastaneye gidiyoruz.”

 

 

🦋🦋🦋

Nihayet sizlerle kavuştuk değerli arkadaşlarım. Uzun bir bölüm oldu. Bugün sizlerle hem iyi hem de kötü bir haber paylaşmak durumundayım. Bildiğiniz üzere bu kitap benim Bosna’daki kardeşlerimizi ve onların acılarını anlatmak için yazdığım hikayeydi. Artık sebebin ne olduğunu bilmiyorum ama ne yazık ki Dreame uygulaması hesabımı silmiş. Hiçbir şeye erişemiyorum. Açıkçası bir daha orada bir şeyler yazmak da istemiyorum.

Kitappad’in duruşunu da pek sevmedim ne yalan söyleyeyim. Yazarları fazla kısıtladıklarını düşünüyorum. Bu yüzden yeni hareket noktamız Wattpad olacak. Her şeye rağmen burada bizi terk etmeyen değerli insanlar var ve ben de onlara nefes aldığım müddetce eşlik etmekten mutluluk duyacağım.

Bildiğiniz üzere artık yavaş yavaş “Artemisin Gözyaşları” isimli kitabımın sonuna geldik.☺️ yeni yeni hikayelerde sizlere kavuşmak istiyorum. Şu aralar yepyeni bir hikayenin ön hazırlığı içerisindeyim. Kitabı ciddi bir şekilde ilerlettiğimde sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyacağım.

Bizi bir sokak çocuğu kurgusu bekliyor. Sokakların karanlık yüzünü ve her şeye rağmen hayata tutunmayan değerli çocukların hikayesi olacak. Hikayenin ilk iki kitabını tamamladığında sizlere kavuşturmak için kolları sıvayacağım. Umarım sever ve bu yolculukta bana eşlik edersiniz.

Bu arada arkadaşlar kitap yazacak gücü çoğu zaman bulamıyorum. İçinizden sessiz bir şekilde beni takip eden arkadaşlarımız var ve ne yazık ki kitap okunsa bile asla yıldız atma yorum yapma çabasına girişmiyorlar. Ne şartlar altında kitap yazdığımı bilseydiniz bu Kırgınlığımı çok daha iyi anlardınız. Çalışan bir anne olarak çok şeyden feragat ediyor ve sizlerle güzel hikayeler buluşturmaya çalışıyorum. Temiz bir kalple iyi bir niyetle bir şeyler kaleme alıyorum. Eğer istemeden de olsa hata yaptıysam üzgün olduğumu bilmenizi isterim. ❤️🥲

Şu an bir kitap dünyanın parası… kargo ücreti ya da diğer masrafları hiç söylemiyorum. Burada ücretsiz bir şekilde kitap okuma ve yazma imkanına eriştik. Hiç değilse bu konuda çaba sarf eden yazar dostlarım desteklemenizi rica ediyorum.☺️❤️

Şimdi operasyonla ve kitabımızda ilgili yorumlarınızı merak ediyorum. Sizce başarıya ulaşacaklar mı?Bu kitabın sonu mutlu mu bitecek yoksa mutsuz mu?

❤️❤️yıldız atan yorum yapan elleriniz dert görmesin.

Beni Instagram’dan takip ederseniz ve desteklerseniz çok mutlu olurum. Küçük bir kitlemiz var ve güzel çalışmalar yapıyoruz. İyi ki varsınız hoşça kalın keyifli okumalar❤️❤️❤️

 

 

 


 

Bölüm : 12.02.2026 19:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Şeyma Yıldız KOÇ / ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI / 43. BÖLÜM: SİL BAŞTAN🪦
Şeyma Yıldız KOÇ
ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI

4.14k Okunma

447 Oy

0 Takip
45
Bölümlü Kitap
1. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻BİR İHANET SARMALI2. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻SEVDANIN BAĞRINDAKİ ATEŞ3. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 SAVAŞÇI ZEYNA  4. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 KELEBEĞİN KALBİNE SAPLANAN HANÇER5. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KÜLE DÖNMÜŞ SEVDALAR6. Bölüm. ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻TUZAK7. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KİM ÖLÜ KİM DİRİ?8. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻YANIYORUM!9. BÖLÜM : ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻ŞİRPENÇE10 BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KANLI FERYAT11. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KIRIK SÖZLER12. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 AZAT ET BENİ SENDEN!13. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻GÖREV İÇİN14. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻BİR SEVMEK HASTALIĞI15. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KÜLDEN HANÇER16. BÖLÜM: DEŞİFRE 🪻17. BÖLÜM: NEVRUZDA AÇAN ARTEMİS ÇİÇEĞİ18. BÖLÜM: AG 2 DİLRUBA 🦋İYİ POLİS KÖTÜ POLİS19. BÖLÜM: KÜLDEN YARA 🦋20. BÖLÜM: GÖÇMEN KUŞUNDAN HAVADİS 🦋21. BÖLÜM: KURT ŞÖLENİ 🦋22. BÖLÜM: ASKER EŞİ OLMAK 🦋23. BÖLÜM: SOLDURULAN ÖLÜM ÇİÇEKLERİ 🦋24. BÖLÜM: CAN YAKAN GERÇEKLER 🦋25. BÖLÜM: KANLI OPERASYON 🦋26. BÖLÜM: GİZEMLİ KADIN 🦋27. BÖLÜM: SAMAN ALTINDAN SU YÜRÜTMEK28. BÖLÜM: BİR GÜNAH GİBİ 🦋29. BÖLÜM: ALLARA BOYANDIM 🦋30. BÖLÜM: PUSU 🦋32. BÖLÜM: VURGUN 🦋32. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 3 ZEMHERİ 🪦HASRET33. BÖLÜM: SİLİNMEZ HATIRALAR 🪦34. BÖLÜM: KELEBEĞİN İHANETİ35 . BÖLÜM: KÖMÜR KARASI 🪦36. BÖLÜM: İGMAN DAĞININ ÖTESİNDE 🪦37. BÖLÜM: İKİ AŞK ARASINDA 🪦38. BÖLÜM: KIRGIN🪦39. Bölüm40. BÖLÜM: AŞKIN KÜLLERİ🪦41. BÖLÜM: PİŞMANLIK ATEŞİ🪦42. BÖLÜM: ARTEMİSİN KELEBEĞİ 🪦43. BÖLÜM: SİL BAŞTAN🪦44. BÖLÜM: ADIM ADIM POSSAT🪦 45. BÖLÜM : SIZI🪦
Hikayeyi Paylaş
Loading...