

Selam. Maalesef bölümü şimdi atabildim. Sınavlar, onun stresi vs. derken her şey birbirine girdi maalesef. Geç attığım için özür diliyorum.
Sizi seviyorum 🫶🏻
İyi okumalar.
Bölüm tarihi: 17/01/26
☄. *. ⋆
"Yarın, belki de bu yolculuğun en zor günü olacaktı ama benim artık ardında kocaman bir ordunun beklediği rengarenk bir kapım vardı."
☄. *. ⋆
12. Bölüm - Tedavi
Yeni günün ilk ışıkları hastane odasının stor perdesinin aralıklarından sızarken, hayatımın en zor ama en kalabalık savaşına gözlerimi açtım.
Başucumdaki sandalyede abim boynu hafifçe yana bükülmüş şekilde uyuyordu. Elimi yavaşça uzatıp koluna dokundum. Anında irkilerek uyandı, gözlerini kırpıştırıp beni görünce o yorgun ama dünyanın en huzurlu gülümsemesini yüzüne yerleştirdi.
"Günaydın meleğim," dedi sesi uykulu bir çatallıkla. "Nasıl hissediyorsun? Başın... Ağrın var mı?"
"Günaydın abi. Hafif bir ağırlık var ama dünkü gibi değil, iyiyim," dedim. Gerçekten de dünkü o korkunç fırtına dinmiş, yerini bekleyişin o durgun denizine bırakmıştı.
Tam o sırada kapı, adeta bir fırtına kopmuşçasına açıldı. İçeriye sırasıyla Ayaz, elinde bir tepsiyle Atlas, peşlerinden de itişe kakışa Asil ve Asir girdi. Oda bir anda hastane kasvetinden çıkıp evin o gürültülü oturma odasına dönüverdi.
Ayaz, "Hastamız uyanmış! Bugünün menüsünde yaşama sevinci ve ekstra doz abi şefkati var!" diyerek tepsinin yanına çöktü.
Atlas, elindeki tepsiyi yatağımın üzerine sabitlenen masaya bırakırken gülümsedi. "Suna teyze sabahın beşinde kalkıp yapmış bunları. Demir dayı 'hafif şeyler yesin' dediği için tam buğdaylı krepler ve taze meyvelerimiz var."
Asir ve Asil yatağın iki yanına tünediler. Asir elimi tutup, "Bugün büyük gün," dedi ciddiyetle. "Yeni ilaçlar var. Demir dayı söyledi, bu seferki ilaçlar biraz sertmiş ama biz yanındayız."
Asil hemen atıldı, "Sert mert vız gelir benim üçüzüme! Biz dün gece Asir’le plan yaptık, sen o ilaçları alırken biz burada sana özel gösteri sunacağız. Ayaz abim de bize figüranlık yapacak."
Gülmekten karnıma ağrılar girmişti. Ayaz Asil'in o sözlerinden sonra ona ters ters baktı ama benim ona baktığımı farkedince hemen gülümsedi. Onların bu neşesi, birazdan başlayacak olan o sancılı sürecin üzerini örtüyordu.
Kahvaltımı yaparken abimde masanın bir ucundan otlanıyordu. Ayhan Bey, Duru Hanım, Adal, Aral ve Alaz'ın da odaya girişiyle oda iyice şenlenmişti. Ayhan Bey alnımdan öpüp, "Bugün mükemmel çıkacağız bu işin içinden." dediğinde, içimdeki o son korku kırıntısı da dağıldı.
˚⋆𐙚。 𖦹.ᡣ𐭩˚
Demir dayı, yanında iki hemşireyle içeri girdiğinde odadaki hava bir anlığına ciddileşti. Elindeki serum torbalarını ve ilaçları hazırlarken bize baktı.
"Hazır mısın prenses? Bu yeni protokol, vücudundaki o davetsiz misafirleri kapı dışarı etmek için biraz daha agresif davranacak. Biraz mide bulantısı, biraz halsizlik yapabilir ama unutma; ne kadar çok tepki verirse, o kadar çok işe yarıyor demektir."
Abim elimi sımsıkı tuttu. Hemşire damar yoluma ilacı bağladığında, o soğuk sıvının kolumdan yukarı doğru tırmandığını hissettim. Garip bir histi; sanki damarlarımda bir şeyler yürüyor gibiydi.
"Başladı mı?" diye sordu Atlas, kapı eşiğinden endişeyle bakarken.
"Başladı." dedim gülümsemeye çalışarak.
O an Asil ve Asir yerlerinden fırladılar. Ayaz'dan aldıkları komik şapkaları kafalarına geçirip odanın ortasında garip bir dans sergilemeye başladılar.
Asil, serum askısını bir mikrofon gibi kullanmaya kalkınca Demir dayı, "Hop hop, o benim hastamın hayat bağı, rahat bırak onu!" diye çıkıştı ama o bile gülüyordu.
Saatler ilerledikçe ilacın ağırlığı çökmeye başladı. Göz kapaklarım ağırlaşıyor, midemdeki o tanıdık huzursuzluk baş gösteriyordu. Duru Hanım hemen yanıma gelip soğuk bir kompresle alnımı sildi. "Uyu bebeğim, dinlen. Biz buradayız."
˚⋆𐙚。 𖦹.ᡣ𐭩˚
İlaçların etkisiyle öğleden sonra derin bir uykuya dalmışım. Uyandığımda oda kararmıştı, sadece baş ucumdaki küçük lamba yanıyordu. Midem altüst olmuştu. Hafifçe inlediğimde, karanlığın içinden bir el hemen alnıma kondu. Bu Adal'dı.
"Buradayım." dedi o kalın ama güven veren sesiyle. "Miden mi bulanıyor?"
Hafifçe başımı salladım. Hemen yan taraftaki çekmeceden Demir dayının hazırladığı bulantı önleyici ilacı ve bir bardak suyu çıkardı. Beni yavaşça doğrulttu, sırtıma bir yastık daha koydu. O sert, her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan Adal gitmiş, yerine pamuklara sarıp sarmalamak istediği kardeşine bakan bir abi gelmişti.
"Diğerleri nerede?" diye fısıldadım.
"Demir 'odada çok karbondioksit birikiyor' diye hepsini bahçeye sürdü." dedi hafifçe gülerek. "Yekta ve babamda yan evdeki marangozla son detayları konuşmaya gittiler. Bu arada senin odanın kapısını bugünden sökmüşler, yarın buraya getirecekler. Hastane odasında boyayacağız."
Gözlerim parladı. "Gerçekten mi?" "Gerçekten. Atlas o kadar heyecanlı ki, bütün boya kataloglarını ezberledi."
O gece hastanede kalmanın o iğrenç hissi, Adal'ın bana anlattığı hikayelerle, Ayaz'ın kapı aralığından yaptığı komik suratlarla ve Asil ile Asir'in koridorda hemşirelerle yaptıkları "sessiz olma" yarışlarıyla geçti.
Gece yarısına doğru herkes dağılırken, bu sefer refakatçi kalma sırası Alaz ve Aral’daydı. Alaz yanıma gelip saçlarımı okşadı. "Bugün çok güçlüydün Asi. İlk dozu devirdik."
"Birlikte devirdik." dedim uykulu bir sesle.
Aral, yatağın ucuna oturup telefonundan o gün çekilen videoları gösterdi. Asir'in dans ederken ayağının takılıp Ayaz'ın üzerine düştüğü o anı izlerken tekrar güldüm.
Videonun sonunda hepimiz yatağımın etrafında toplanmış, kameraya el sallıyorduk. Videonun altına not düşmüşlerdi: 'Korhanların ve Yekta’nın Meleği, bu gece de biz kazandık.'
İçimdeki huzur, midemdeki bulantıdan daha baskındı. Yarın kapı gelecekti. Yarın abim yan evine bir adım daha yaklaşacaktı. Ve ben, yarın bu savaşa bir gün daha yaklaşmış olarak uyanacaktım.
Gözlerimi kapatırken kulağıma Asir'in fısıltısı geldi sanki: "Rüyanda bizi gör üçüz, çünkü biz gerçekte hep yanındayız."
Derin bir uykuya dalarken, bu kalabalık ve gürültülü ailenin içinde kaybolmanın aslında dünyadaki en güzel bulunuş olduğunu bir kez daha anladım. Yarın, yeni bir umutla başlayacaktı.
˚⋆𐙚。 𖦹.ᡣ𐭩˚
Ertesi sabah, güneşin hastane odasına vurduğu ilk saatlerde, kemoterapinin o meşhur ağırlığı vücudumda bir ton kurşun varmış gibi hissettiriyordu. Göz kapaklarımı aralamak bile başlı başına bir efordu. Midemdeki o dalgalanma henüz dinmemişti ama odadaki o tanıdık, güven veren koku bana nerede olduğumu ve kimlerin koruması altında olduğumu hatırlattı.
Başucumda nöbetçi olan Alaz, elimi tutmuş, başını yatağın kenarına yaslamış uyukluyordu. Diğer taraftaki koltukta ise Aral, elinde bir psikoloji kitabıyla dalıp gitmişti. Hareket ettiğimi fark ettikleri an ikisi de aynı anda canlandı.
Alaz, hemen doğrulup alnıma elini koydu. "Ateşin yok çok şükür. Nasıl hissediyorsun prenses? Miden hâlâ kötü mü?"
"Biraz... Ama iyiyim." diye fısıldadım. Sesim kendi kulaklarıma bile yabancı, biraz yorgun geliyordu.
Aral, elindeki kitabı bir kenara bırakıp yanıma geldi. "Duygusal dışavurum defterini açmanın tam sırası. O ağırlığı kağıda dökersen, vücudun daha hafifler. Ama önce, sana bir sürprizimiz var. Koridorun sonunda büyük bir hareketlilik başladı."
Daha Aral cümlesini bitirmeden kapı yavaşça açıldı. İçeriye ilk giren, yüzünde kocaman bir zafer gülümsemesiyle Ayaz oldu. Arkasından Adal ve Ayhan Bey, kucaklarında devasa bir şeyi, beyaz çarşaflara sarılı büyük bir paneli taşıyarak girdiler. Peşlerinden ise ellerinde boya kutularıyla Atlas, Asil ve Asir damladı.
Şaşkınlıkla doğruldum. "O... odanın kapısı mı?"
Ayhan Bey, nefes nefese kapıyı odanın ortasındaki boşluğa, duvara yaslayarak bıraktı. "Evet kızım. Yekta ile sabahın köründe söktük. Demir başta 'hastane burası, inşaat alanına çevirmeyin' diye söylendi ama senin için olduğunu öğrenince odayı havalandırmak şartıyla izin verdi."
Adal, kapının üzerindeki çarşafı hızla çekti. Yepyeni, pürüzsüz, beyaza boyanmış bir ahşap kapı... Üzeri tamamen boş bir tuval gibiydi. "Atlas her şeyi hazırladı. Bugün bu kapıyı sadece boyamayacağız, üzerine hepimizden birer parça bırakacağız. Sen o yatakta ilaçlarla savaşırken, biz de burada senin yeni hayatının girişini hazırlayacağız."
Gözlerimden yaşlar süzüldü ama bu sefer sadece mutluluktandı. Atlas, elinde bir önlükle yanıma geldi. "Sen kalkamıyorsun diye sana küçük bir palet hazırladım abla. Sen sadece renkleri seçeceksin, biz uygulayacağız."
Birkaç saat içinde hastane odası adeta bir sanat atölyesine dönüştü. Demir dayı ara ara içeri girip "Havalandırmayı açın, kokmasın!" diye uyarılar yapsa da, o da bir noktada dayanamayıp kapının bir köşesine küçük bir stetoskop figürü çiziverdi.
Asil ve Asir, kapının alt kısımlarını turkuaz ve laciverte boyarken birbirlerine boya sıçratıp duruyorlardı. "Bak bu deniz," dedi Asir, ciddi bir tonla. "Senin motorla gitmek istediğin o tepeden görünen sahil."
Daha sonra Asir, kapının tam ortasına devasa, ama gerçekten devasa bir 'karam' paketi çizmeye başladı. "Bunun içine gerçek çikolata saklama imkanımız olsaydı keşke." diye hayıflandığında hepimiz kahkahalara boğulduk.
Abim ise, yan eve gitmeden önce uğramıştı. Kapının sağ üst köşesine, sessizce bir melek kanadı çizdi. Bana bakıp göz kırptığında, o kanadın bizi koruyan o eski, acı dolu günlerden bugüne taşıyan bir simge olduğunu anladım.
Ben ise yatağımda, Atlas’ın bana uzattığı fırçayla kapının tam göbeğine küçük, parlak bir yıldız kondurdum. "Bu benim," dedim. "Diğer yıldızlar nerede?"
Asil ve Asir hemen yanıma gelip, benim yıldızımın sağına ve soluna kendi yıldızlarını çizdiler. "Üçüzler asla ayrılmaz," diye mırıldandı Asil. O an odadaki hava o kadar yoğun bir sevgiyle doldu ki, kemoterapinin yarattığı o mide bulantısını bir anlığına tamamen unuttum.
˚⋆𐙚。 𖦹.ᡣ𐭩˚
Eğlence dolu saatlerin sonunda, vücudum artık isyan etmeye başladı. Halsizlik öyle bir seviyeye geldi ki, fırçayı tutacak gücüm kalmadı. Adal bunu ilk fark eden oldu.
"Tamam artık, mola. Asi dinlenecek."
Herkes sessizce toparlanmaya başlarken, Demir dayı elinde yeni bir serumla içeri girdi. Bu, günün ikinci büyük dozuydu. Herkesin yüzündeki neşe, yerini o ağır bekleyişe bıraktı.
Duru Hanım yanıma gelip saçlarımı okşadı. "Çok yoruldun bebeğim, ama bak kapın bitti sayılır. Akşama kadar kurur, sonra korumaya alacağız."
Yatağa iyice gömüldüm. Serum takılırken canım her zamankinden daha çok yandı, belki de yorgunluktandı. Gözlerimi kapattığımda, Aral yanıma oturdu ve elimi tuttu.
"Şimdi zihinsel sığınağına gitme vakti. Kapat gözlerini Asi. O motorun üzerindesin. Arkanda biz, yanında Yekta abi... Rüzgar yüzüne vuruyor. Hastane yatağında değilsin, o tepedesin."
Onun telkin edici sesiyle yavaşça uykunun kollarına bıraktım kendimi. Rüyamda, az önce boyadığımız o kapıdan geçiyordum. Kapının ardı hastane koridoru değil, uçsuz bucaksız bir papatya tarlasıydı. Ve en önemlisi, o tarlada koşarken hiç nefesim kesilmiyordu.
˚⋆𐙚。 𖦹.ᡣ𐭩˚
Gece yarısı uyandığımda oda zifiri karanlıktı. Sadece koridordan gelen sönük bir ışık sızıyordu içeriye. Başucumda bu sefer Adal ve Ayaz vardı. İkisi de koltuklarda iki büklüm olmuş, beni korumak istercesine uyuyorlardı.
Yavaşça elimi yastığımın altına attım ve Aral’ın defterini çıkardım. Komidindeki küçük lambayı en düşük seviyede açtım. Titreyen ellerimle bugünü yazmaya başladım:
"Bugün odama bir kapı geldi. Hayır, sadece bir ahşap parçası değil, bir hayatın giriş kapısı. Üzerinde herkesin izi var. Dayımın stetoskobu, Ayaz’ın çikolatası, üçüzlerimin yıldızları... Bugün anladım ki, kanser benim hücrelerime saldırabilir ama bu kapıdan içeri sızamaz. Çünkü bu kapının nöbetçileri dünyanın en güçlü abileri. Yarın belki daha çok canım yanacak ama o kapının üzerindeki renkleri düşündükçe vazgeçmeyeceğim. Ben o kapıdan sağlıklı bir şekilde çıkacağım."
Defteri kapatıp göğsüme bastırdım. Gözlerimi karşıdaki duvara yaslanmış, kurumaya bırakılan rengarenk kapıya diktim. Karanlıkta bile renkleri seçebiliyordum.
Tam o sırada Adal uyandı. Göz göze geldik. Hiç konuşmadı, sadece yerinden kalkıp yanıma geldi, üzerimdeki pikeyi düzeltti ve alnımdan uzunca öptü. "Seni seviyoruz küçüğüm. Uyu şimdi."
"Ben de sizi seviyorum abi." diye fısıldadım. Heyecanla direkt gözlerimi kapattım.
Huzur içinde, bir sonraki günün mücadelesine hazır bir şekilde tekrar uykuya daldım. Yarın, belki de bu yolculuğun en zor günü olacaktı ama benim artık ardında kocaman bir ordunun beklediği rengarenk bir kapım vardı.
☄. *. ⋆
@tinyminybook
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |