
Buraya gelirken aklımdan geçen binbir çeşit planın hepsi gördüğüm manzarayla dağılmıştı. Gerçeklik algılarımın son zamanda ultra zorlandığının farkındaydım ama bu hiçbir şekilde akıl mantığıma sığamıyordu.
Gözlerimi hızla kırpıştırırken yanımdaki Pusat'ı kolumla dürttüm. Sanki beni bi salla da kendime geleyim der gibiydim. Ağzım açılmıyordu şaşkınlık vücudumu esir altına almıştı. Başımı bana gülümseyerek bakan abimden arkasındaki başı eğik Asya ablaya çevirdim. Sanki vereceğim tepkiden çekinmiş gibi gözlerini kucağındaki Güneş'e dikmiş başını asla kaldırmıyordu. Abim bir adımla onun yanına geçtiğinde ise bakışlarım yanımda duran ve durumdan oldukça keyif aldığı sırıtan suratından belli olan Pusat'a döndü.
Sessizce "bu gördüğümü sen de görüyor musun?" dedim durumu onaylattırmak amacıyla. Acaba Pusat'ın göğsünde uyuya falan mı kalmıştım? Yüzündeki gülümseme sanki daha çok büyüyebilecekmiş gibi gülen Pusat ise başını hevesle sallayıp "çok şükür" demişti.
Derin bir nefes alıp artık şokumu bir kenara bırakmak ve içimi saran mutluluğun tadını çıkarmak istedim. Herkes tepkime çekinir gözlerle bakarkan birden yerimden resmen fırlamış koşar adımlarla Asya ablanın yanında bulmuştum kendimi. "Yengelerin gülü" diye yükselip sarılmamı beklemiyordu ki neye uğradığını şaşırmıştı iyice.
Meriç abimin kahkahası kulağımı doldururken Asya abla çekine çekine konuştu. "Sen tamam mısın?" başımı hızla sallayarak onayladım. "İlk günden beri" dediğimde Pusat'ta yanıma adımlamıştı. Şu hayatta en değer verdiğim iki insan evleniyordu bir de karşı mı çıkacaktım? Hem salak değildim bizim eve geldiğinden beri Meriç abimin onlara olan düşkünlüğü iyiden iyiye belli olmuş ve beni şüphelendirmişti. Zaten herkesten dünya dolusu tepki alacaklardı madem bunu göze alıp böyle bir yola çıkmışlardı benim de yapabileceğim tek şey arkalarında durmaktı. Hem biraz da geleceğe yatırımdı bu. Malum dizimin dibinden ayrılmayan gizli saklı bir aşkım vardı.
Meriç abim gülerek sırtımı sıvazlayınca "aslan kardeşim benim" dedi. Bilmiyordu Asya ablaya çıkarmadığım sesimin ona avaz avaz olacağını. Gülümseyerek başımı yavaşça ona döndürdüm. Katil bebek gülüşümü takınırken gülüşümün arasından çaktırmadan konuşmaya çalıştım.
"Annem seni gebertirken çekirdek çitleyeceğim"
Duyduğu şeyle anlık ürpersede ki annemin böyle bir şey yapabileceğine inanıyordu hemen tepkisini düzeltip omzumu sıktı "desteklerin ve iyi dileklerin için teşekkürler" dediğinde başımı hafifçe eğip bir elimi de göğsüme vurdum. İsimleri seslenilince içeriye doğru adımlamışlardı ki sırıtarak her şeyi izleyen Pusat'a döndüm tüm olanların sinirini ondan çıkarmak ister gibi "gülmesene" demiş kolumu da karnına geçirmiştim.
Karnını tutup sanki mermi yemiş gibi tepki verirken hızla yürümeye başladım. Onu arkamda bırakmamla beraber acısını unuttup resmen zıplayarak yanımda bitti. "Ben gülmeyeyim de kim gülsün be yavrum Meriç'in söylediği her sözü tek tek yutmasını izliyorum" dediğinde kaşlarım çatıldı. Hangi sözlerden bahsediyordu bu?
Söyledikleriyle durup ona döndüğümde sorguya tutulacağını anlamıştı ki elini belime yerleştirip beni kendiyle beraber yürüttü. Soracağım her soru da masaya yaklaşmamızla içimde kalmıştı. Akşam evde kopacak kıyametleri düşünürken yutkundum zor bela. En azından bu da bize bir özet niteliğinde olacaktı. Tekrardan abimlerin görüş açısına girdiğimizde elimibelimdeki ele atıp kendimden uzaklaştırdım.
Abimle Asya abla pardon artık yenge demeliydim belki de Asya yenge masaya geçtiklerinde ben ve Pusat da şahitler için olan tarafta durduk. Muhtemelen yüzümde hala far görmüş tavşan ifadesi vardı ki Pusat koluyla kolumu dürtüp "gülümse" demişti sessizce. Emrin olurdu paşam. Normal şartlarda onunla tartışacağım bu emire karşı gözüm Asya ablaya çarptığında bana pişmanlıkla bakıyordu. Sanki utanıyordu benden. Yüzüme konduracağım gülümsemenin onu rahatlatacağını fark edince hemen gülümsedim. Mutlu olmayı en çok o hak ediyordu.
Abim resmen avel avel sırıtıp bir Güneş'e bir de Asya ablaya bakarken bu hallerine iç çektim. Güzel duruyorlardı sevgi dolu ve sıcacık bir aile tablosu gibi. Umarım kimsenin gücü yetmezdi onları kırıp dökmeye.
Ben onların bu hallerine iç çekerken yanımdaki şahıs durumu çok yanlış yorumlamıştı ki abimin başını çevirdiği ilk an kulağıma eğilip "bakma öyle melül melül yarına da biz kıyarız bir tane" dediğinde masadaki çifte kumrulara çaktırmadan ayağına bastım.
Gülen yüzünün yerini acı içinde bir ifade alırken bakışlarımla onu süzüp omzuma düşen saçlarımı savurdum. Kıyarmış bir tane sen önce kendini tamamen affettir be. Bugün çenesi fazla açıktı ki tekrar eğilip "yavrum yarın yapacaktın bunu şimdi değil" demesiyle ben de daha fazla dayanamamıştım ve ağzımdan bir kıkırtı kaçmıştı.
Asya abladan sıcacık bakışlarını çeken abim bir bana bir Pusat'a bakarken yanağımın içini ısırdım. O bakışları bir anda öyle bir değişmişti ki alev alıyordu resmen. Pusat ve ben de farklı yerlere bakıp sanki hiç alakamız yokmuş rolleri keserken kurtarıcımız olan nikah memuru da geldi. Güneş'i Asya ablanın kucağından almak için uzandığımda gözlerini yavaşça 'kalsın' der gibi kapatmıştı. Derin bir nefes alıp sade hatta oldukça sade olan nikah törenini izlemeye başladım.
Abimin düğününü hep hayal etmiştim. Belki de kendi düğünümden daha çok. Neşeyle hazırlanmaya aylar öncesinden başlamayı, en güzel elbiseleri denemeyi, her akşam evde müzikler eşliğinde oynamayı ve hep birlikte olmayı. Bu kesinlikle hayallerimin oldukça zıttı bi durumdu.
Ama bazen gerçekler hayallerden daha güzel olabiliyordu.
Nikah memuru konuşmaya başlayınca düşüncelerimden sıyrılıp bakışlarımı adama diktim.
"Gelin Hanım adınız, soyadınız?"
"Asya Gençer"
"Baba adınız?"
"Hamza"
"Anne adınız?"
"Zehra"
Her sorulan soruyla Asya ablanın yüzündeki ifade daha da buruklaşıyor ve ben bu manzaraya karşı ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Her an arkasına bakmadan kaçacak gibiydi. Zorla değildi istiyordu bu gözlerinden de anlaşılıyordu ama ailesinin olmamasının yaşattığı yokluk içini eziyordu. Bu hisleri yakınen yaşadığım için her bakışını en iyi ben anlardım. Meriç abim elini sırtına koyduğunda sanki bir büyü yapmış da aklındaki tüm kötü düşünceler silinmiş gibi baktı abime Asya abla. Birbirlerine bakışlarındaki akan saf sevgiyi üçüncü bir göz olarak bile çok net anlayabiliyordum.
Kısacık süren sessizliği nikah memuru bozmuştu.
"Damat Bey adınız, soyadınız?"
"Meriç Yaman"
"Baba adınız?"
"Ekrem"
"Anne adınız?"
"Tülay"
Abim her kelimesinin üstünü resmen bastırırken onun nikahlarından bu kadar emin olması Asya ablaya da sanki güç veriyordu. Gözüm yanımda pür dikkat bu sahneyi izleyen Pusat'a kaydığında onun kahverengi gözleri de benimkilerle buluştu. Yüzünde bir gülüş belirirken kaşlarıyla masayı işaret etti. 'Hadi sıra bizde' der gibiydi. Saniyeler önce sıcacık bakan gözlerimi devirip önüme döndüm. Biz neden ilişkinin hiçbir aşamasını normal yaşayamıyorduk ki? Nikah memurunun gözleri bize dönerken gerçek manada sanki biz evleniyormuşuz gibi karnım karıncalandı. Sanırım bu fikre hiç hazır değildim.
"Adınız soyadınız?"
"Leyla Yaman"
"Pusat Arga"
Pusat soyismini söylerken bana döndüğünde inatla bakışlarımı bakışlarına çekmedim. Neydi bu evlenme aşkı Allah rızası için özenti küçük çocuklar dönmüştü resmen. Sonunda alıştığımız o sözler söylenmeye başlayınca ben de heyecanlanmıştım. Asya ablayı düşünemiyordum bile.
"Evlenme isteğinizi beyan ettiniz. Beyanlarınıza ve evlenmek için ibraz ettiğiniz belgelere göre evlenmeye engel halinizin olmadığı anlaşılmıştır. Bir kere de sayın şahitler ve bizlerin huzurunda söyleyiniz."
Nikah memuru ezberden söylediği sözlerle gözlerimiz ilk önce Asya ablaya çevrildi.
"Sayın Asya Gençer hiç kimsenin baskısı altında kalmadan özgür iradenizle ve kendi arzunuzla Meriç Yaman ile evlenmek istiyor musunuz?"
Asya abladan biraz sessiz ama net çıkan bir "evet" gelmişti.
Bu sefer bakışlarımız aldığı cevapla yüzü daha da gülen abime döndü. Abim damat olmuştu sıra da sanırım bana geliyordu.
"Sayın Meriç Yaman hiç kimsenin baskısı altında kalmadan özgür iradenizle ve kendi arzunuzla Asya Gençer ile evlenmek istiyor musunuz?"
Abimden Asya ablaya zıt olarak resmen salonda yankılanan bir "evet" geldiğinde hepimiz gülmüştük. Buna gerginlikten kendini yiyen Asya abla da dahildi. Abimin yüzüne ışıldayan gözlerle bakıyordu.
Nikah memuru bize dönünce masanın altından nedensizce Pusat'in elini tutmak istemiştim. Ben usulca elimi eline yaklaştırırken o kendine çekip sıkıca tuttu.
"Sizler de şahitlik ediyor musunuz?"
İkimiz tek bir ağızdan "evet" dediğimizde Pusat'ın çoşkusu benim sesimi bastırmıştı. Bakışlarımız tekrar nikah memurunu buldu. Bir ona bir buna bakmaktan başım dönmüştü resmen.
"Yasaların bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum. Hayırlı olsun."
Nikah memurunun dilediği iyi dilekleri başımla onaylarken imzalar atılmış yeni çiftimize evlilik cüzdanları da verilmişti.
Asya abla şaşkın gözlerle bakarken Pusat rahat rahat abime dönüp "gelini öpebilirsin" demişti. Bu durumdan kesinlikle en çok keyif alan kişiydi. Abim de sanki bu komutu bekliyormuş gibi önce Asya ablanın alnını öpmüş bu da Asya ablanın anlık kalp krizi geçirmesine sebep olmuştu resmen ardından da Güneş'in saçlarını öpmüştü. Bu tatlı hallerine iç çekip duruyordum, nazar değmesindi.
Hızla aklıma gelen şeyle "damadın ayağına bas" dedim. Asya abla başını sallayıp abimin ayağına bastığında abimden gelen "düşman mısın kardeş misin?" sorusuna gülerek "görümceyim artık" demiştim. Biz burada her şey sanki çok normalmiş gibi davranıp gülüp eğlenirken evde bizi bekleyenleri görmezden gelmiştik.
Abim Asya ablanın kucağındaki Güneş'i alıp birlikte önümüzden yürümeye başladıklarında abimin Asya ablaya "seni baba evinden de telli duvaklı gelin edeceğim sözüm olsun" deyişini duymuştum. Nedensizce bu söz gözlerimi doldururken Pusat'ın elini tuttum. Asya ablanın yaşadığı her duygunun birazını kendi göğsümde taşıyordum.
Binadan çıktığımızda abimin görüş açısına girdiğimiz için elimi usulca Pusat'ın elinden çektim. "Ne çekiyorsun yavrum o Kağan'ın ablasına nikah bastı sonuçta" dediğinde iki saattir sırıtma sebebinin tamamen bu olduğunu anlamış olmakla beraber başımı sallamıştım onaylamazcasına. "İnanamıyorum sana ne çıkarcı oldun böyle" dedim kıstığım gözlerimle onu adeta yargılarken. Omuz silkip "hayat şartları" dediğinde gülerek arabaya doğru ilerledim.
Abimlerin arabasına taze aile binerken ben de Pusat'ın arabasındaki yerime geçmek için hazırlanmıştım ki abimin sesini duydum. "Seni şöyle alalım Leyla" dedi kendi süreceği arabayı gösterirken. Arabanın diğer tarafında duran Pusat'a yavru kedi bakışlarımı dikerken "gönderme" diye oynattım dudağımı. Zaten mahalleye girdiğimiz an uzaktık birbirimize bari gidene kadar yanında olaydım.
Pusat uzakta olan abime elini kaldırıp 'hayırdır' der gibi salladığında anında söylediğim şeyle pişman olmuştum. Bir an sadece kısacık bir an sakince benimle gelsin diyeceğini beklemiştim. Bazen karşımdakinin herkese karşı farklı bana karşı farklı olan Pusat olduğunu unutuyordum. "Hayırdır oğlum ben getirdim ben de sağ salim bırakırım evine" dediğinde elimi yavaşça alnıma vurdum. Bu çocuğun kütüğünü evlenince üstüme alabiliyor muydum acaba? Adana kütüğü içinde bir yerlerde yaşıyordu çünkü.
Abim arabaya binen Asya ablaya göz ucuyla bakıp bize döndü tekrar. "Tamam getirdin eyvallah şimdi yanımda olacak bacım" dediğinde kaşlarım hayretle havalandı. Bacım neydi be? Tamam Pusat içindeki Adanlı'yı susturamıyor olabilirdi ama Bursalı abime ne oluyordu. İkisinin birbirine uzaktan uzağa attığı laflardan sıkılıp Pusat'ın arabasının kapısını kapattım.
Abim zafer kazanmış bir edayla kaşlarıyla Pusat'a beni gösterirken "bak beni seçti" demişti. Şaka gibi olduğumuz konumda takıldıkları tek yer benim gideceğim arabaydı resmen. İkisine de el sallayıp otobüs durağına doğru döndüm. "Hadi bana eyvallah abonmanımın alnını öper size de arabalarınızda güzel yolculuklar dilerim" dediğimde ikisi de bunu beklemiyordu ki birbirlerine diktikleri kovboy bakışları şaşkınlıkla bana döndü.
Asya ablaya el sallayıp öpücük attığımda yeni gelinimiz hiçbir şeyin farkında değil alık alık etrafı izliyordu. Zaten sokağın başında olduğunu hatırladığım otobüs durağına doğru ilerledim. Halk otobüslerinin gözünü seveydim ya bizi kimseye muhtaç etmiyordu. En kısa zamanda da ehliyet alıp şu davarlardan kurtulmalıydım kesinlikle. Ben kendi kendime söylenirken durağa varmış gelecek otobüsü beklerken önümde duran arabayla başımı diğer tarafa çevirip otobüsü beklemeye devam ettim.
Pusat yavaşça benim tarafımdaki camı açarken uzanıp "merhaba Leyla hanım belediye size özel bu aracı tahsil etti" dediğinde gülmemek için biraz daha başımı havaya diktim. Girdiği role hemen uyum sağlamış arabadan inip önüme gelmişti. Kapıyı açıp eğilirken "buyrun" dediğinde ciddiyetimi koruyamamış omzuna vurup gülmeye başlamıştım.
Maalesef ki tribim buraya kadardı abim de kusuruma bakmasındı. Sonuç itibariyle o da yan koltuğuna karısını oturtmuştu ki hakkıydı şimdi de bana karışamazdı. Hızla yerim bildiğim koltuğa yerleşirken Pusat da koşarcasına şoför koltuğuna yerleşip arabayı çalıştırmıştı. Uzanıp yanağını öptüğümde afallamış bakışlarıyla bana döndü. "Teşekkür öpücüğü sevgili değiliz" diye tekrar hatırlatmamı yaptım.
"Güzelim ne istiyorsun ki ilkokuldaki gibi benimle çıkar mısın kartı vereyim de kenarını evet diye kesip bana mı veresin he?" dediğinde hatırladığı şeyle kahkaha attım. Benim yaşım sanırım bunu yaşamaya yetmemişti ama biliyordum. Gözlerimi kısarak ona döndüğümde "sen nereden biliyorsun bunu? Yoksa bir kıza verdin mi?" dediğimde hayretle döndü bana. Nereden nereye çekerdim lafı Pusat. Aklını alırdım adamın böyle.
Bakışları önce konuyu çektiğim yer yüzünden affallasa da yüzüne sıcacık bir gülümseme kondurdu. Gülümsediğinde kısılan gözleri, yanaklarındaki çizgilere gözüm kaydığında içimde sıcacık bir şeyin aktığını hissettim. Bu şeye birbenzetme yapmak ya da sıfat bulmak zordu. Tek bildiğim hayatım boyunca o sıcaklığı içimde taşıyacaktım.
"Eve gittiğimizde hatırlat sana ilkokul mezuniyet defterimi göstereyim" dedi sorumu cevapsız bırakıp kendinden emin bir şekilde konuşurken. Sesi beni daldığım yerden çekip alırken belli belirsiz başımı salladım. Onlar mezun olduktan sonraki sene ben de ilkokula başlamıştım ve onların gittiği okula gitmiştim. Okulumuzun mezunlarına yaptığı şeydi mezuniyet defteri. İçerisinde ileride olmak istediğin kişiden tutun sevdiğiniz yemeklere kadar bir çok soru vardı. Öğrencilerin onlar hakkında düşüncelerini gizliden gizliye yazdığı kısım ve bir çok şey. Seviyordum bu uygulamayı ara ara açıp okurdum kendikimi hatta. Ama onların da olabileceği gerceğini unutmuştum. "Neden ki?" dedim merakla. Ne alakaydı şimdi?
Başını bana çevirip geldiğimiz "onu da o zaman anlarsın" dediğinde neredeyse sokağa girecek olduğumuzu fark edip konudan uzaklaşmıştım. "Dur" dedim panikle "burada ineceğim ben." Pusat anlamadığını belli edercesine bana bakarken elimle sokağı gösterdim. "Abimler muhtemelen varmıştır" dedim arabaya nasıl bindiğimi hatırlatmak istercesine.
Dilini damağına vurup 'tch' sesi çıkarırken başını bana çevirmeden konuştu. "Kapıya vardığımızda inersin balım" dedi sakin ama her kelimesnin üstüne bastıran bir ses tonuyla. Bu saklama işinden hoşlanmadığını bilsem de şu an hiç sırası değildi. Elimi direksiyonun üzerindeki elinin üstüne yavaşça koyup baş parmağımla parmağını yavaşça okşadım. Bu hareketimle bakışlarını da üzerime çekmiştim."Lütfen" dedim resmen bir fısıltıyı anımsatan sesimle."Şimdi değil."
Başını usulca sallarken hızla kenara çekti arabayı. Bir an arabada esen soğuk rüzgar beni korkutsa da içim rahattı. "Sen ne zaman hazır hissedersen" dedi Pusat anlayışlı sesiyle. Parmakları gözümün önüne düşen saçlarıma değip düzelttiğinde nefesimi tutmuştum. Kendimi tutamayıp gülerek "ben hazırım da bizimkiler hazır mı ondan emin değilim" dediğimde yüzünde kocaman bir gülüş belirdi.
Gözlerim gülüşüne kayarken mahalle sınırları içerisinde park edilmiş bir arabada olduğumuzu unuttum bir an. Kalbim yerinden çıkmaya hazır bir şekilde atarken aramızdaki az olan mesafeyi de kapatıp gülüşüne tüy kadar yumuşak bir öpücük kondurdum.
Affallamasını fırsat bilip arabadan inerken kapıyı kapatmadan önce adeta donmuş suratına kocaman sırıttım."Kaçma" dedi girdiği şoktan sıyrılır sıyrılmaz. Kahkaham adeta yankılanırken tuttuğum kapıyı kapattım. Tabii ki de kaçacaktım.
Kaldırımda seke seke yürürken arabadan uzaklaşmama rağmen daha yeni hareketlenen Pusat yanımdan geçerken korna çalıp laf atmayı da ihmal etmemişti."Ceylan mısın be?" dediğinde umursamamak için saçlarımı savurdum ama bu hareketimde yüzümdeki gülümsemeyi saklayamamıştı.
Biz böyle cilveleşirken abimlerin bizi beklediği aklıma gelirken adımlarımı daha da hızlandırdım. Pusat evin önüne varmış park ederken abimlerin de varmış olduğunu gördüm. Biraz sonra da ben yanlarına vardığımda herkes arabadan inmişti. Abim bakışlarını bana çevirirken "iyi otobüs hızlı gelmiş" dediğinde ben de başımı hızlı hızlı sallayıp onu onayladım.
Pusat bir adım atıp "hadi bakalım" dediğinde herkes yavaşça eve adımladı. Evin önünde gördüğümüz kalabalık ayakkabılar ve içerideki seslerle aklıma daha yeni gelmiş olan kısımla elimi alnıma vurdum. Üçünün de bakışları bana dönerken "Zehra teyzeler annemi ziyarete gelecekti sanırım herkes toplanmış" dedim sessizce. Evden çıkmadan önce geleceklerini söylemişti annem ama tamamen aklımdan çıkmıştı.
Suçluluk duygusu eşliğinde gariban gariban bakarken Asya abla Meriç abime 'al bak' der gibi kaşlarını kaldırdı. "Ben sizde olduğum için gelmiyorlardı gittiğim gibi gelmişler bak" dedi meydan okurcasına ama o da bildiği şeyle üzüntüsünü gizliyordu sadece.
Ne yapacağımı bilemeyerek Pusat'a baktığımda o ise abime bakıyordu. Kafalarından ne geçti gram anlamasam da Pusat bana dönüp "biz geçelim içeriye" dedi. Korkuyla ona döndüğümde bakışları çok netti.
Kopacak kıyameti daha yakından izlemek için miydi bilmiyorum ama yavaşça kapıya anahtarı takıp açtım. İçeriye girip Pusat'ın da girmesini bekledikten sonra kapıyı çok az bir aralık bırakacak şekilde kapattım. Derin bir nefes almama kalmadan sırtıma elini koyan Pusat ile mecburen ilerlemiş salonun kapısına varmıştım bile.
Salondakilere bakarken içimden bir yuh çekmiştim. Oğuz ve Yusuf abi, onların annesi Esma teyze, Kağan abi ve onun annesi Zehra teyze hatta Fatma teyzem ve Sare, bir köşede de Sinem teyze derken herkes toplanmıştı. O an dışarı çıkıp gidin gelmeyin demek istesem de Pusat sesini yükseltip herkese "hoş bulduk" demişti imayla. Kapının önünde hala duran bize gelen garip bakışların aslını biraz sonraya saklamaları gerekiyorlardı da bilmiyorlardı işte.
Annem en son sabah Sinem teyzeye gittiğinde beni gördüğü için "neredeydin kuzum" dedi merakla. Elimi saçıma atıp düzeltirken "hiç öyle hava almaya çıktım" dedim hiç kelimesini uzatırken. Birazdan aldığım hava sönecekti ama biraz idare edecekti bu bahane beni.
Daha fazla bakışlar altında ezilmeden Sare'nin yanındaki boşluğa oturduğumda gözüm Oğuz'a kaydı. Normal şartlarda göbek bağları birlikte kesilmiş gibi dibine otururdu. Bu sefer Sare'ye en uzak kalan kısıma oturması kaşlarımın çatılmasına sebep olmuştu. Sare'ye dönüp başımı Oğuz'a doğru eğdiğimde dudağının bir kenarını yanağına çekip "aynı hala" demişti sessizce.
Annelerimizin dikkati benden dağılıp kendi sohbetlerine dönerken bu salona bunca insan neden sıkışmışlardı diye düşündüm bir an. Sanki hepsi olacak şeyi biliyormuş gibi gelmişlerdi. "Bu kalabalık ne?" dedim hem yanımdaki Sare'nin hem de diğer tarafımdaki Yusuf abinin duyabileceği bir sesle. Pusat hala ayakta duvarın kenarında dururken dik bakışlarını bir an bile üstümden çekmiyordu. Asya abla ve Meriç abi patlayacak derken her an biz patlayabilirdik.
"Zehra teyze Asya burdayken kimseyi görmedi diye toplandılar" dedi Yusuf abi sıkıntıyla durumu özetlerken. Hala küs olmaları ve bu kadar net çizgiler çekmeleri herkesi üzüyordu. "Ee, siz niye geldiniz?" diye sordum bir an. Koltuklarda yer kalmadığı için yemek masasından bir sandalye çekip oturmuş Kağan abi sorumu duymasıyla beraber öne doğru eğildi. "Kovuyor musun sen bizi?" dediğinde başımı iki yana salladım hemen.
Herhangi bir kelimeye dahi ihtiyaç duymadan verdiğim cevap onu ikna etmiş olacak ki arkasına yaslandı. "Tülay teyze ve Sinem teyze sarma yapmış" dediğinde neden burada olduklarını anlamıştım. Yusuf abi "nöbetten çıktım uyumayıp geldim öyle söyleyeyim" dediğinde abartılı tavrı ufak bir kahkaha atmama sebep olmuştu. Başımı geriye atıp gülerken gözlerim duvara yaslı bir şekilde ayakta durmaya devam eden Pusat'ta takıldı.
Onun gözleri zaten benden ayrılmazken başını sol omzuna doğru hafifçe eğip gülümsedi. Yüzümdeki kahkaha yerini daha içten bir gülümsemeye bırakırken derin bir nefes çektim içime. Onu görmek aklıma abimleri getirirken neden hala gelmediklerini merak etmeye başlamıştım. Dikkatimi Pusat'tan zor da olsa ayırmaya çalıştım.
Başımı sallayıp bu sefer Oğuz'a döndüm. O ise telefondan kafasını kaldırmıyordu. Tamam Sare'ye küsmüş olabilirdi ama bizimle de doğru düzgün konuşmuyordu. Kendini hayattan koparmış gibiydi. O an kendimi koltukta geri atıp derin bir nefes aldım. Oturduğu sandalyede sessizce etrafı izleyen Kağan abiye değdi gözüm. Birazdan bu sessizliğinden eser kalmayacaktı.
Bir sürü deliyi aynı salona toplamışlardı. Herkesin herkesle bir derdi vardı ve birazdan içeriye gelecek canlı bombayı düşündükce resmen nefesim daralıyordu. Ben daha kendi düşüncelerimle boğuşurken salon kapısından Meriç abim ve kucağındaki Güneş ile Asya abla göründü.
Herkes kendi halindeki konuşmasını kesip sus pus olmuş bir şekilde kapıya bakarken ilk tepki Zehra teyzeden geldi. "Senin burada ne işin var?"diye sordu dehşete düşmüş bir sesle. Şaşırmış mıydı sinirlenmiş miydi hiçbir şey anlayamamıştım. Derin bir nefes alıp gözleri dolu dolu olan Asya ablaya baktım. Bunca zamana kadar güçlü durmuştu ama artık dayanamıyor gibiydi. O an herkesin ağzındaki laflarını yutmasına sebep olan o hareketi yaptı abim.
Asya ablanın elini tuttu.
Ben daha fazla dayanamayıp başımı iki elimin arasına alıp izlemeye devam ediyordum. Yanımdaki Yusuf abi bile koltuktan doğrulmuştu. Şimdiye kadar sessiz sakin duran Kağan abinin yapabileceği herhangi bir ters hareketi önlemek içindi biliyordum.
Gözlerim tekrar Kağan abiyi bulurken o ise oturduğu sandalyede gerilmiş gözlerini ise birleşen ellere kitlemişti. O an abimin susup Asya ablayı da alıp kaçmasını diledim. Herkesin yüzündeki dehşete düşmüş ifadenin sonuçlarını az çok yorumlayabiliyordum.
Kağan abi ilk şokunu atlatıp yerinden fırlarken "Ne tutuyorsun lan ablamın elini?" diye bağırdı resmen. Bir an duvarların çatlayacağını hissetmiştim. Kağan abinin öfke problemlerini göz önüne alınca bu tepkisi beklediğimden az bileydi. Yusuf abi hızla Kağan abinin önüne geçerken bu sefer bakışlarımı annem ve teyzemlerin suratlarında gezdirdim. Herkes ağzını açıp bir şey demek istiyordu ama korkuyorlardı sanki. Kağan abi ile Meriç abimin arasında çıkacak bir kavgadan herkes deli gibi korkuyordu.
Başımı abime çevirirken duvara yaslanmış Pusat'a değdi gözlerim. Gözlerini yavaşça kapatıp açtı 'iyi olacak' der gibiydi. Az da olsa ferahlayan içimi abimin boşta olan elini cebine atıp çıkardığı kırmızı defteri havaya sallaması ve gür sesi daralttı yine.
"Ablanın elini değil karımın elini tutuyorum."
Koltuğa yıkılacakmış gibi hissederken Zehra teyzenin çığlıkları doldurdu kulağımı. Sinem teyze onu tutarken Esma teyze ile teyzem ise sakinleşmesi için bir şeyler söylüyor hepsi Zehra teyzenin başında durmuş şok içinde bakıyorlardı abimlere.
Kağan abi oturduğu sandalyeyi eline almıştı ki havada kapan Yusuf abi yere geri koymuştu. Pusat'ın sindiği duvardan gelip Kağan'ın önünde duvar gibi duruşunu izledim. Sare benim kolumdan tutuyor sanki oracıkta bayılacağımı hissediyordu.
Oğuz, Yusuf abinin Kağan'a yetemediğini anlamış hızla yanlarına resmen uçmuştu. Herkesi silik silik görüyordum. Salon resmen savaş alanına dönmüş herkes bir taraftan bağırıyordu. Bu kadar kısacık saniyelere bunca şey nasıl sığmıştı bilmiyordum ama herkes bir taraftan konuşuyor, bağrışıyordu.
Evet, kendimi kopacak bir kıyamete hazırlamıştım ama bu kadarını ben de beklemiyordum. Herkes bir tarafta bağırışıp olayın şokunu yaşarken hala salonun ortasında duran Meriç abim ve Asya abla ise kıpırdamıyorlardı bile.
Abim Asya ablanın elini öyle sıkı tutuyordu ki değil buradaki kıyamet israfil sura üflese bırakmazdı.
Herkesin görüntüleri önümde kesik kesik geçerken hala koltuktan kalkamamıştım bile. Ellerimin arasına aldığım başımı daha da sıkarken sadece bir çift bakışı seçebildim. Abim ve benim maviliklerimizi aldığımız annemin gözleri.
Hiçbir şey umrunda değil gibiydi. Ne yanında ayılıp bayılan Zehra teyze ne tehditler savuran Kağan abi ne de diğerleri. Gözleri sadece abim ve Asya ablanın üstündeydi.
Mavi gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Sanki arkanızda ben varım der gibiydi. İçim o an mutluluk ve rahatlıkla doldu. Evet, annemin beni dinlememesi en büyük kırgınlığım olarak bir yerlerde kalmaya devam edecekti ama aynı hatayı abime yapmaması mutlu etmişti.
En azından bir düğüm çözülmüştü.
Yusuf abi sıkı sıkı tuttuğu Kağan abiyi Oğuz'a paslarken köşedeki koltukta fenalaşan Zehra teyzeyi kontrol etmeye gitti. Gözlerimle onu takip ederken bir anda gözüm hızla Kağan abiye yeniden döndü.
Pusat, Kağan abinin üzerine yürürken oranın ne ara bu kadar kızıştığını fark edememiştim bile. Ayırması gereken yerde Kağan abiye yükselen Pusat ile kendimde bir an kalkma gücünü bulmuştum.
Hızla yanlarına adımlarken Pusat'ın yumruk yaptığı elini havada görmek gözlerimin yuvalarından çıkacak kadar açılmasına sebep oldu. Ağzımdan çıkan bir "sakın" ile yumruğunu tutmaya çalıştım. Normal şartlarda çok başarılı olamayacağım bir şey olsa da Pusat bir anda beni görünce şaşkınlıkla serbest bırakmıştı yumruğunu.
Kahverengi gözleri sorgularcasına bakarken kaşlarımla arkamda duran Kağan abiyi gösterdim. "Karşındaki kim farkında mısın?" dedim sessiz bir şekilde. Durumu toparlamaya çalışacaktık daha da batırmaya değil.
Pusat bakışlarını hala elini tuttuğum elime çevirdiğinde hızla çektim elimi. Yusuf abi tekrardan yanımıza gelirken o ve Oğuz zor bela Kağan abiyi dışarıya çıkarmaya çalışıyordu. Kağan abi hala bağırıp çağırırken gözlerimin dolduğunu hissettim.
Her köşede ayrı bir kıyamet kopuyor kimse kimseyi dinlemiyordu.
Ortalık ne ara bu kadar karışmıştı çözemiyordum. Pusat onca kargaşanın arasında yumruğunu yakaladığım elimi tutup hızlıca kontrol etti. "Acımadı" dedim içini rahatlatmak istercesine. Kağan abiyi sakinleştirecek bir cümle de yoktu hiçbirimizde ama vurmak işleri daha da çığırından çıkaracaktı.
O an bir şey oldu. Herkesin sesinin kesilmesini sağlayan tüm kavgayı unutturan bir ses yükseldi. Herkes dönüp tek bir noktaya baktı.
Asya ablanın kucağındaki Güneş resmen salonun duvarlarını yıkarcasına ve o gürültüyü aşarcasına ağlıyordu.
O ana kadar kulağımı dolduran tüm sesler silindi. Herkes kendi derdinden, kavgasından vazgeçip hızla Güneş'in başına toplanmıştı bile. Bu herkese ilk defa torununu yakından görecek Zehra teyze de dahildi.
Asya ablanın kolundan tuttum ve koltuğa oturmasını sağladım. Herkes sanki az önce bağırıp çağırmıyormuş gibi pişmanlıkla aldıkları nefesi bile sessiz tutmaya çalışıyordu. Birbirini yiyen bunca insanı onca çabaya rağmen biz değil de bu küçücük bebek susturmuştu. Yeğenimle ne kadar gurur duysam azdı.
Etraftaki sesler kesilince Güneş'in de ağlaması yavaş yavaş duruyordu. Az da olsa sakinleşmesi ile herkes derin bir nefes almıştı. Sanırım bir daha kavgaya tutuşmamaları için Pusat tuttuğunu resmen salondan dışarıya fırlatıyordu.
Bu haline artık sinirle karışık gülüp başımı iki yana sallarken Asya ablaya yanaştım. "Bitti, en azından hepsi aynı anda tepki verdi de kurtulduk" dedim az da olsa moral vermeye çalışırken.
Asya ablanın ise sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi yüzünde bir gülümseme vardı. Omuz silkip sessizce "Meriç yanımdaydı" dedi. O an resmen abimle gurur duymuştum. Kızın dünyasını başına yıkacaklardı ama elini öyle sıkı tutmuştu ki buna ihtimal dahi vermemişti.
Pusat odadaki tüm erkekleri dışarıya fırlattığında aslında Asya ablanın Güneş'i rahat rahat emzirmesi için yaptığını yeni fark etmiştim. Başımı yavaşça sessizliğini koruyan annemlere çevirdim.
Zehra teyze yaşlı gözlerle sadece annesinin kucağında karnını doyuran Güneş'e bakıyordu. Sinem teyze ise bir elini ağzına götürmüş şaşkınlık ve korkuyla izliyordu herkesi. Annem ise o kadar rahattı ki bu rahatlığı karşısında şoklar içerisindeydim.
En çok onun tepkisinden korkmuştum.
Zehra teyze sessizce "aynı Asya" dediğinde salondan çıt çıkmadığı için herkes duymuştu. Hepimizin bakışları anında onu bulmuştu. Merhamet ve sevgi dolu gözlerle bakıyordu torununa. Çokça da hasret vardı bakışlarının arkasında.
Asya abla karnını doyurup uykuya geçmiş Güneş'i yavaşça koltuğun üstüne koyarken Sare de uyuyan Güneş'in uykusu ağırlaşsın diye pışpışlamaya başlamıştı. Bakışlarımız birbirini bulunca gülümsedik sadece.
İkimizin bakışları annesine doğru giden Asya ablaya döndüğünde şükür çekmiştim içimden.
Zehra teyze derin bir nefes alıp hızla sarıldı kızına. Asya abla da sarılışına hızla karşılık verirken dolan gözlerimi parmak uçlarımla sildim. Bir güne bu kadar duygu durumunu sıkıştırmak yormuştu.
Güneş'i görmek herkesin içini ısıtıyor, küslükler bitiyordu. Koltuğun üzerinde mışıl mışıl uyuyan teyzesinin bir tanesine, demeye alışmıştım ama artık halasının da bir tanesine baktım. İyi ki vardı.
Annem Asya abla yanlarına gelince uzun süredir koruduğu sessizliğini bozdu. Sesine eklediğü muzip tını ile Zehra teyzeye dönüp "Asya artık benim gelinimse ona göre davranacak herkes daha da kızımı ağlatmak yok" dedi.
Ortamı yumuşatmak için kurduğu cümleyi o kadar beklemiyordum ki şokla elimi ağzıma götürdüm. Yanımdaki Sare'ye döndüğümde onun da benden aşağıya kalır yanı yoktu. Tamam nikahta keramet var derlerdi ama bunca derdimizin ve küslüklerimizin bu nikahtan sonra biteceğini bilseydim ilk gün evlendirirdim bunları.
Hala şoku atlatamazken bugün bilmem kaçıncı kez düşündüğüm acaba rüyada mıyım cümlesi tekrar zihnime dolarken Sare'ye sessizce "beni cimciklesene" demiştim.
Sare ise sanki hayatı boyunca bu anı beklemiş gibi hevesle bacağımın üst tarafını cimcikledi. Resmen etimi koparıp eliyle çekmişti ki ağzımdan bir çığlık koptu. Güneş duyup uyanmasın diye hızla elimi ağzıma götürdüm.
Camın tam önündeki koltukta oturduğumuz için az önce bahçeye çıkanlar çığlığımı duymuş hızla içeriye koşmuşlardı.
Salona pata küte giren meraklı bakışların ardından duyulmaması gereken bir ses duyuldu.
Pusat panikle içeriye dalıp bana bakarken telaş akan sesiyle "yavrum ne oldu?" demişti.
Belki şimdiye kadar dilimden düşmeyen kıyametin özetiydi az önce olanlar. Asıl kıyamet şimdi kopacaktı. Gözlerim panikle açılırken bakışlarım yavaş yavaş Pusat'ın tam arkasındaki abime kaydı.
Bu bakışlar altında kalmak istemeyerek yanında kocaman sırıtan Kağan abiye çevirdim bakışlarımı. Kağan abi bir nevi 'şimdi sıra sana geldi' der gibi keyifliydi abime bakarken. Nefesimi adeta tutmuşken buradan nasıl kıvırabilirim diye düşünüyordum. Saniyeler resmen saat olmuştu bana.
O an salondaki buz gibi sessizliği Yusuf abinin sitem dolu sesi kesti.
"Oğlum madem aramızda eşleşecektik niye bana haber vermedeniz be ben Kağan'a kaldım."
"Ben sanki sana meraklıydım" dedi hızla Kağan abi, isyan eden Yusuf abinin ensesine yapıştırırken. Ben ise buz kesmiş bir suratla dümdüz Pusat'a bakıyordum. Annemlerin oturduğu tarafa kafamı çevirmeye cesaret dahi edemiyordum.
Öyle bir baktım ki Pusat'ın gözünün içine sanki 'bizi kurtar' diye çığlık atıyordum. Abimin delice bakışları yavaşça döndü Pusat'a. Her şey gözümün önünde ağır çekimdeydi resmen. Tamam ömür boyu saklayacak değildik ama en azından daha makul bir zamanda söylemek daha iyi olurdu. Bizim söylememiz, böyle öğrenmeleri değil.
"Ben Güneş ağladı sandım" dedi Pusat kimsenin inanmayacağını bilmesine rağmen. Elimi yavaşça alnıma götürürken etrafa bakmamak için elimden geleni yapıyordum. Kimseden çıt dahi çıkmadı ya herkes bu yalana inanmayı tercih etmişti ya da yaşanılacak ikinci şoka hazır değildi sanki.
Görünürde olmayan Oğuz bir anda hala kapıda dizilmiş erkeklerin arasından salona dalarken "ne Pusat abi Leyla'ya nikah mı basmış?" diye bağırdı.
İşte, belki bu ana kadar bir şekilde kıvırabilirdik ama artık dönüşü yoktu. Sonunda bakışlarımı kaldırıp Oğuz'a diktim. Onu öldürmemem için hiçbir sebebim yoktu şu an. Yine durup durup bir pot kırmıştı.
Kapının önünde duran Pusat kendinden emin bir şekilde salona adımladı. Kimseye bakmıyor dümdüz gözlerimin içine bakıyordu. Benden onay bekler gibi bir hali vardı. Eninde sonunda söyleyecektik zaten madem böyle patlamıştık devamı da gelsindi.
Gözlerimi yavaşça açıp kapattığımda önümde durdu. Bir elini bana doğru uzatırken gözlerim Pusat'ın omzunun üstünde gözüken abimin bakışlarına kaydı. O an bakışlarının sebebini, beyninden geçenleri bilmeyi diledim. Stres anında saçmalayan tarafım içimden ardı ardına Meriç abimin düşünce geçecek bir beyni olmadığına dair şakalar yaparken kendi kendime düşüncelerimi dağıtmaya çalıştım. Gıcık kardeş rolünün hiç sırası değildi. Saniyelik daldığım iç dünyamdan dış dünyaya dönüşümü sağlayan etken Pusat'ın bana uzatmış eli olmuştu.
Ve tuttum. Ne abimin bakışları, ne etrafımızdakilerin yargılaması hiçbiri umrumda olmadı. Madem Pusat uzatmıştı bana da tutmak düşerdi. Ömrümüzün sonuna kadar kıytı köşelerde saklanacak değildik. İki yetişkin insandık neticede. Herkes de kabullenecekti.
Elini tuttuğum an gözleri mutlulukla ışıldadı. Bize bakan şaşkın gözlere doğru dönünce ben de ayağa kalkıp dimdik yanında durdum. Dakikalar önceki Asya abla ve Meriç abim gibiydik. Onlar için endişe ederken ne ara namlunun ucundakiler biz olmuştuk bilmiyorum.
Bir gecede bu kadar şoku yaşattığımız ailelerimiz bizi izlerken sessizce Pusat'a baktım. Elimi tuttuğu elinin üstüne diğer elimi de koyarken iyice sinmiştim ona. Sanki gelecek tüm tepkilerden o beni koruyacakmış gibi. Abim bir adım atıp "oğlum ne saçmalıyorsun?" diye bağırdı resmen.
Gözlerim hızla Asya ablaya kayarken abimin yanına adımlamış kolundan tutarken "sen de mi saçmaladın?" demişti. Bize bakarken alev alan gözleri Asya ablaya dönünce hemen yumuşayan abim ise alık alık 'hayır' anlamında kafasını salladı. "Asya ama biz evliyiz" dedi dünyanın en saçma savunmasını yaparken. Asya ablanın yüzünde bir gülümseme oluşurken abime karşı ciddiyetini korumak amacıyla hemen sildi. "Bırak" dedi gözleriyle bizi işaret ederken.
Abimin arkasındaki Kağan abi "ulan seni buraya gömmem lazımdı sesimi çıkarmadım sustum değil Pusat'a karışmak sesini dahi yükseltemezsin" diye bizi savunarak geldi yanımıza. Amacı belki de bizi savunmak değil de kısasa kısas yapmaktı ama olsundu işimize gelmişti. Düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesini uyguluyordu bir nevi.
Abim ağzını tam açmışken Asya abla başını omzuna doğru eğdiğinde sustu. İnsanın yengesinin olması ne güzel bir şeymiş tek bakışı ile susturuyordu abimi. Ben şimdiden çok sevdim bu işi.
Bakışlarımı abimlerimden annemlere çevirirken derin bir nefes alıp daha da sıkı tuttum Pusat'ın elini. O ise o kadar emin ve rahattı ki. "Seviyorum ben Leyla'yı" dedi. Bakışlarım onda donup kaldı. Tamam bana da demişti ama böyle herkesin içinde demesi içimi bir hoş etmişti.
"Belki, hoş olmayan şeyler yaşadık, yaşattık ama hiçbiri umrumda değil. Ben Leyla'yı seviyorum bunu da herkes böyle bilsin. Bir şey demek isteyen varsa şimdi bana desin kıyıda köşede Leyla'yı sıkıştırmasın" diye de devam etti. Kıyı köşe kısmında bakışları annemi bulmuştu. Sadece derin bir nefes almakla yetindim. Benim söyleyeceğim her şeyi o söylüyordu zaten. İkimiz için konuşuyordu. Bizden bahsediyordu.
Biz olmak, dünyanın en tamamlanmış hissettiren cümlesiydi.
Pusat'ın konuşmasından sonra bakışlarım abimi buldu. Belki de şu an birbirlerini en çok onlar anlıyordu. Böyle bir durumda açıklamak istemezdim ama şartlar bizi buraya getirmişti. Zehra teyze ve Esma teyze hiçbir şey demeden izliyordu olanları. Hepsinin yüzünde ise belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Sinem teyzeye baktığımda Pusat'a dikmişti gözlerini. Yavaşça gözlerimi kapattım. Bakışlarını biliyordum, memnun değildi durumdan. "Sen seviyorsun da Leyla?" diye sordu sert bir ses tonuyla.
Herkesin bakışı bana dönerken yutkundum. Elini tuttuğuma göre seviyordum ama illa sözlü bir beyan istiyorlardı sanırım. Pusat'ın bakışları da bana dönerken onun da beklediğini fark ettim "seviyorum" dedim net çıkan sesimle. Sinem teyzenin yüzündeki o sert, puslu ifade dağılmış yerini buruk bir gülümseme almıştı. Rahatlarcasına göğsüm inip kalkarken abim yüzünü sıvazladı. Her ne kadar anlasa da içi içini yiyordu.
Normalde anlardı belki de bizi ama tanıyordum abimi. Nişan gecesi çekip gittiğimi bir felaket yaşanmayana kadar dönmediğimi biliyordu. Gözümdeki yorgunluğu, kalbimdeki kırgınlığı görmüştü. Ben her ne kadar saklamaya çalışsam da şimdi kavuştuğum gül bahçesinin dikenlerine şahitti o.
Yusuf abi, abimi kolundan tutup dışarıya çıkarırken ben de boş boş herkesin suratına bakıyordum. Hala salonun ortasında dikildiğimizi fark ederken pazarda sevdiği meyveyi annesine göstermeye çalışan çocuklar gibi çektim Pusat'ın elini. Bakışları bana dönerken "abimin peşinden gidelim" dedim sessizce. Belki tek gitmem lazımdı ama vereceği tepkilere hazır değildim sanırım. Daha sabah Pusat'ın arabasına binmemi istemeyen abime şimdi sevgiliyiz diyorduk.
Pusat tuttuğu elimi bırakmadan dışarı yönelince ben de pıtı pıtı peşinden yürüyordum tam salondan çıkarken başımı çevirip asıl bakmam gereken kişiye, anneme baktım. O ise zaten biliyordum bakışları atıyordu etrafa. Başımı iki yana sallayıp gülerken hızlı yürüyen Pusat'a uydurdum adımlarımı.
"Pusat" diye bağırdı abim bizi görünce. Pusat bana bakıp "sorun yok" diye fısıldadı içten içe korktuğumu anladığından. Başımı sallayıp onun elini bırakırken hızlı adımlarla abimin yanına ilerledi. O esnada bahçeye de içeride kalan tayfa doluşmuştu. Annelerimizin ortasına iki bomba atıp başbaşa bırakmıştık resmen.
Sare gelip omzuma dokunurken başımı ona yaslayıp abimle Pusat'a diktim bakışlarımı. Bir yumruk bekledim belki de ya da bir tokat. Abimden gelebilecek her türlü kötü tepkiye hazırladım kendimi. Tam da beklediğim geldi Meriç abimin yumruk yaptığı eli havada resmen süzülüp Pusat'ın yüzüyle buluştu. Nasıl kendimi aralarına attığımı bilmiyordum ama hızla Pusat'ı arkama çekip abime baktım. Bende de iyice refleks olmuştu yumruk durdurma işi süper kahraman gibi hissediyordum.
Gözlerini Pusat'tan ayırmayan abimin dikkatini bana vermesini sağlamak için "ne yapıyorsun sen?" diye bağırdığım. Elimi havaya kaldırıp "alo kime diyorum" dedim ama bu da bir işe yaramamış abim Pusat'a kitlediği bakışları bir an bile bozmamıştı. Ardından abim beni kenara itekleyip hızla sarıldı Pusat'a. Gözlerim az öncekinden daha büyük bir şokla açılırken erkekçe sarılmalarının sertliği yüzümü buruşturmuştu. Her şeyleri çirkindi be şu erkeklerin.
Önce yumruk atıp sonra sarılan abime garip garip bakarken belki de yere çöküp ağlamamı sağlayacak o cümleyi kurdu.
"Kardeşimi emanet edebileceğim tek insandın zaten."
Gözlerimin dolduğunu hissederken buruk bir şekilde abime baktım. Pusat'ın sırtına vuruyordu bir yandan da hala hıncını alamadığını belli edercesine. "Ama bu yine de vurmayacağım anlamına gelmiyor" dediğinde Pusat'tan tok bir kahkaha yükseldi. Adam dayak yemişti hala gülüyordu. "Çok bekledim bu dayağı" dediğinde ağzım şokla açıldı. Çocuğu dayak yemeye dahi hasret bırakmıştım aferindi bana.
İçten içe kendimi tebrik ederken film izliyorlarmış gibi takılan bizimkilere baktım. Hepsi keyifle bakıyorlardı bu manzaraya. Kağan abi "o zaman ben de yumruk atacağım banane" dediğinde abim gülerek dilini damağına vurdu "o biraz sıkar" dediğinde Kağan abi küsmüş gibi kollarını omzunda birleştirip Yusuf abinin arkasına geçti.
Bu hallerine gülerken bir gözüm de sırıtarak bakan Pusat'taydı. Yüzü pek iyi durmuyordu. Aramızdaki az bir mesafeyi de bir anda tişörtünden tutup kendime çekerek kapatmıştım. Herkes şokla bize dönmüştü. Neydi şaşırdıkları canım sadece yüzündeki hasara yakından bakmak istemiştim. "Onay verdik de düzgün durun yanımda" diyen abimle göz devirdim. Parmaklarım yüzünde gezinen Pusat sırıtırken benim yüzüm ekşimişti acıdan. "Acıyor mu?" diye sordum kısık bir sesle. "Yok" dedi hala bana bakıp gülerken.
Parmaklarımı hafiften kızarmış yanağından çenesine kaydırırken varla yok arası görünen benini okşamıştım. Kahverengi gözleri resmen sıcaklığını hissettirircesine gözlerime bakarken bu çok kısa anı buz getirmek için kesmiştim. Zaten ben kesmeseydim abim bir yönetmen edasıyla kesecekti.
Pusat'ı bırakıp abimin önünden geçerken saçımı savurmuş eve doğru ilerlemiştim. Herkes peşimden gülerken ben de gülümsedim. Belki de daha önce sevgili olsaydık her şeyi berbat edecektik, bilemeyiz. Kaderimizin bizi doğru ana sakladığına inanmak istedim. Buraya gelene kadar çiçek bezenmiş yollardan geçmemiştik ama ayağımıza batan her cam kırığına değmişti bu an.
Gecikiyorsa, güzelleşiyordu buna çok büyük bir inanç duyuyordum. Öyle şeyler yaşanmıştı ki herkesin bakış açısı değişmişti. Derin bir nefes alıp buzluğu açtım. Elim buza giderken aklıma gelen anlarla durmuştu. Bu anı bir kere daha yaşamıştık sadece roller farklıydı.
Pusat Gökhan'a yumruk atmıştı. O günkü sinirimi düşündüm. Gökhan sadece bir arkadaş olarak umrumdaydı. Tüm öfkem, kırgınlığım sadece Pusat'aydı. Bizi bu hale getirmesine, abi rolünü üstlenmesineydi. Beni dinlememesine beni umutlandırmasınaydı belki de. Buzu alırken derin bir nefes de almıştım.
Ben Pusat'ı sevmiyorken bile seviyordum. Belki hislerimle geç tanışmıştım ama ben tanışana kadar onlar büyüyüp serpilmişler beni sarıp sarmalamışlardı. Elim uyuşurken hızla geri bahçeye çıktığımda herkes de ayaklanmıştı.
"Nereye?" diye sordum Pusat'a doğru ilerlerken. "İmam nikahına" dedi Oğuz keyifle. Bu çocuk gerçekten de aman bir şey olsa da kaos çıksa modundaydı yedi yirmi dört. "Seninle Sare'nin mi?" dedim hızla. İntikam soğuk yenen bir yemekti belki ama ben yemeği soğuk sevmezdim. Böyle sıcacık fırından yeni çıkmış misali severdim. Oğuz'un an ve an düşen suratıyla zaferle gülümsedim.
"Bizim" dedi abim sırıtarak Asya ablaya bakarken. Bundan bahsetmemişlerdi hiç kaşlarım çatılırken "nereden çıktı?" dedim. Hem konuşup hem yürürken Pusat'ın dibine kadar gelmiştim. Elimdeki buzu kızaran yüzüne tutmak için kaldırdığımda hafifçe eğildi bana doğru. "Acırsa söyle" dedim sessizce. Başını iki yana sallayıp gülümsedi. "Senden gelen acıya kurban."
Bu delikanlı mahalle abisi triplerine yüzümü buruşturup omzuna vururken abimden bir yalancı öksürük sesi geldi. Bakma zahmeti bile duymadan gözlerimi devirdim sonuçta Asya yengem onu sustururdu.
"Pusat konuşmuş mahallenin imamıyla" dedi Asya abla havada kalan sorumu cevaplarken kaşlarım havalanırken Pusat parmağını koyup düzeltti. Bu çocuğun sürekli eliyle kaşlarımı düzeltmesi artık iyice komiğime gidiyordu. "Ne ara konuştun?" dedim. Buzdan dolayı yüzü buruşurken "sevgilin çok hızlı" demişti sessizce ve abim bunu bile duyup tekrardan öksürmüştü.
Abim "gıcık tuttu Leyla sanki bir su getirsene" dediğinde bakışlarımı Pusat'tan çekmedim. "Karın getirsin" deyip işime titizlikle devam ettim. Ardından abime gıcıklık olsun diye söylediğim şeyin farkına varıp "dur ya niye karın getiriyor kalk kendin al" diye de hızla kendimi düzelttim. Bakışlarımı abime dikerken baştan aşağıya süzdüm "bakıyorum ki hala ayakların da gayet sağlam maşallah" derken annelerimizin nazar değmesin diye yaptığı hareketi yaptım. Kulağımı çekip dudaklarımı büzmüş ardından elimi Pusat'ın başına vurmuştum sonuçta o da az odun değildi.
"Sen bi hayırdır canım kardeşim Pusat var diye mi böyle dilin uzadı" dedi abim sinirle. Şakaya vurduğunu biliyordum ama bu cümle Pusat'ı o kadar mutlu etmişti ki şaşırmıştım. Kağan abi alakasız bir ciddiyetle ayaklanıp "imam bekler" dediğinde herkes de sanki bunu bekliyormuş gibi ayaklanmıştı. Başımı bahçede olmayan Sare'ye bakmak için sağa sola çevirdiğimde elinde küçük bir bohçayla çıkmıştı evden. "Onlar ne?" diye sordum merakla.
"Beyaz tülbent" dedi gülümseyerek. Hiç aklıma gelmeyen şeyle başımı hızla salladım böyle anlarda cidden kaşla göz arasında hallediyordu. Bana, kendine ve gelinimiz Asya ablaya tülbentleri uzatırken Oğuz da boş bulunup elini uzatmış Yusuf abi de kafasına bir tane yapıştırıp omzundan itmişti. "Yürü rezil herif yürü" deyip kendiyle yürüttüğünde Sare ise Oğuz'un arkasından bakıyordu melül melül. Resmen günler sonra ona karşı bir hareket yaptı diye sevinmişti. Bu halleri içimi ezse de barışacaklarından emindim. Sare camdan boş bohçayı içeri fırlatınca biz de yola düştük.
Pusat'ın yanında yürümektense geride olan Sare'nin koluna girince Pusat arkaya bakmıştı hızla. Başımı omzuma eğip öpücük attım önden yürüyen abimlere çaktırmadan. Öpücüğüme karşılık büyük bir oyunculukla elini kalbine koyup vurulmuş gibi yapıp önüne döndüğünde Sare bir bana bir Pusat'a baktı hızlı hızlı. "Sen Pusat abiyi nasıl bu kıvama getirdin?" dedi şokla. "Dünden meraklıydı" dedim omuz silkerken. İçimde de ufacıktan şımaran kızın hakkını veriyordum.
Sokakta yankılanan seslerimize gülümsedim. Tamdık, bu arkadaşlığın ömrümüzün sonuna kadar sürmesini diledim. Yokluklarıyla o kadar çok sınanmıştım ki şimdi her anımıza şükrediyordum. Abimin yanında adımlayan Asya ablanın eline uzanan abimin elini aniden aralarına girip tutan Kağan abi ile kahkaha atmıştım. Abim sinirle bakarken Kağan abi ise şarkı mırıldanıp birleşmiş ellerini bir öne bir arkaya keyifle sallıyordu.
Hızla bir adım atıp Asya ablayı da yanımıza çektim ve adımlarımızı hızlandırdık. Üç silahşörler olarak önden önden yürüyor abimler ise arkamızdan geliyordu. Mahallenin camisine yaklaşınca Asya abla arkasına döndü. "Çokta gerek yoktu aslında buna" dedi daha yeni işin ciddiyetini kavrarken.
Hala sıkı sıkı tuttuğu abimin elini bırakan Kağan abi öne atılıp "ne gerek yoku imam nikahsız seni bu zibidiyle aynı evde bırakmam" diye yükseldi. Abim ise zibidi kelimesine takılmış başını şokla çevirmişti. "Sen kime zibidi diyorsun lan" dediğinde Pusat'ta ortalığı daha da kızıştırmak için "ben de bırakmazdım ablamı haklısın" diyerek arka çıkmıştı Kağan'a. Abime karşı bu gece müthiş bir ittifak oluşturmuşlardı.
"Çok konuşma sen zaten uçurumun dibindesin" dedi abim baş parmağını Pusat'a doğru sallarken. Cami bahçesinin kapısına gelirken herkes sessizleşmiş kavgalarını bir kenara bırakmıştı. Herkes birbirine bakarken niye içeri girmediğimizi sormak için ağzımı açmıştım ki Yusuf abi konuştu.
"Canım fena çekti şu kavgaya dahil olmayı Oğuz'u kıskanmayacağıma göre an itibariyle kendimi Sare'nin abisi görevine atıyorum" Hepimiz sessizce gülerken sanki kendine bir diploma verilmiş gibi elini sıktı kendinin. Ardından elini göğsüne koyup selam verdi. Biz Oğuz sıkıntılı diyorduk da asıl gizli sorunlu buydu bu gece iyice anlamıştım.
Sare'nin yüzünde güller açarken Oğuz'un omuz silkip "boşuna görevlendirdin kendini kıskanılacak bir şey yok ortada" deyip cami bahçesine girmesiyle tek tek soldu o güller. Herkes şokla giden Oğuz'a bakarken ben ise sadece Sare'ye bakıyordum. Bir yandan kuzenim bir yandan en yakın arkadaşım arada kalmanın ne kadar kötü olduğunu iyice anlamıştım. Şu geceyi kazasız belasız atlatsaydık yarın ilk işim Oğuz'u dövmek olacaktı. Sare'nin koluna sarılırken elindeki tülbentin katlarını açıp kahverengi saçlarının üstüne örttü. Yüzündeki gülümsemeyi zoraki bir şekilde tekrar canlandırırken o da cami bahçesine girmişti.
Asya abla da koyu sarı saçlarına örtünce tülbenti benim de örtmem gerektiğini fark etmiştim. Herkes içeriye doğru giderken ben de yavaşça açtığım bembeyaz tülbenti örttüm başıma. Bir tarafını uzun bırakıp tişörtümün açıkta bıraktığı önümü de kapattığımda başımı kaldırdım.
Pusat öylece durmuş hayranlıkla izliyordu beni. Gözlerimi kırpıştırıp "ne oldu?" diye sordum. Tülbentin altından çıkan saçlarımı parmak uçlarıyla geri içeriye koyarken "beyaz çok yakıştı" dedi sessizce. Yüzüme dünyanın en değerli elmasına bakıyormuşcasına bakarken. Ben de "sana da mor yakıştı" deyip kocaman sırıttım.
Yüzümdeki eli yavaşça kendi yüzündeki morluğa giderken göz devirdi. Tüm romantik ortamı bozmamışım gibi yüzüme kocaman bir sırıtış yerleştirip gözlerimi hızlı hızlı kapatıp açtım. Bakışları yüzümün her yerine değerken derin bir nefes alıp sabır çekti. "Yürü hatun odunluğunla tüm tadımı kaçırdın" dediğinde gülerek önünden bahçeye geçtim. Hep o mu yapacaktı?
Hepimiz camiye girerken biz biraz geride oturmuştuk. Nedense bu resmi nikahtan daha da heyecanlandırmıştı beni. Seslerini duyabildiğimiz bir yerdeyken yanıma oturan Sare'ye baktım. O ise dümdüz mahallemizin imamı olan İsmail Hoca'ya bakıyordu. Ben de başımı o tarafa döndürdüğümde çoktan nikaha başladıklarını fark etmiştim.
Hoca "mehir ne istiyorsun?" diye sorduğunda Asya ablanın kaşları çatıldı. Bunu hiç konuşmamıştık zaten hiçbir şeyi konuşmamıştık da neyse. Abime baktığında abim 'sen bilirsin' der gibi başını eğmişti. "İstemiyorum bir şey" dedi Asya abla.
"Güneş'in kilosu kadar altın istiyoruz."
Dedim sesimi onlara duyurmak adına biraz yüksek çıkarırken. Tüm şok olmuş bakışlar bana dönerken omuz silktim. Asya abla istemiyor olabilirdi ama ben istiyordum. Sare'nin yüzü gülmeye başlarken bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. Asya abla camide olduğumuz için verebileceği en usturuplu tepkiyi verip ağzını 'yuh' dercesine oynatmıştı. Ne olmuştu ki Güneş el kadar bebeydi sonuçta.
Pusat arkasını dönüp "Güneş kaç kilo biliyor musun?" diye sordu sessizce. Durumdan keyif aldığını belli eden gülümsemesi yine yerleşmişti dudaklarına. Pusat keyif alıyorsa bir şeyler kesin ters gidiyor demekti.
İlk doğduğu zamanki kilosunu hatırlayamıyordum. Asya abla bu konuda çok pinpirikli davrandığımı düşündüğü için söylememişti sanırım. Hızla "ne bileyim iki üç falan vardır "dedim ben de omuz silkerken. İki üç kilo altın da alsaydı bir zahmet. "Yavrum" dedi Pusat sonra camide olduğumuzu fark edip kendini düzeltirken "pazardan mandalina mı alıyorsun iki üç ne?" diye de devam etti. İşte o an bir şeylerin ters gittiğine tamamen emin olmuştum.
Başımı yanımda gülmemek için kendini sıkan Sare'ye çevirirken "ne kadar oluyor ki?" dedim. Bir gözünü kısıp hesap yaptığını belli edercesine bakarken "öncelikle Güneş dört aylık bir bebek ve muhtemelen altı kilo o da bugünkü altın değeriyle yaklaşık 27 milyon yapıyor küsüratı saymazsak" dedi sessizce haber spikeri edasıyla. O an dediğimin uçukluğunu anlamış yavaşça başımı abimlere çevirmiştim. Sare'nin nasıl milyon hesabını bu kadar hızlı yaptığını sonra sorgulayacaktım.
Herkes sus pus olmuş benim olayı kavramamı bekliyordu adeta. "Şey madem ben karışmayayım" dedim az öncesinin aksine oldukça sessiz çıkan sesimle.
Abim Asya ablaya dönerken "doğduğu kilo olsun mu?" diye sormuştu. Sanırım bu mantıklı gelmişti ki hepsine gururla gülümsedim. Ne akıllı kızdım ya maşallahtı bana. "Olmaz istemiyorum" dedi Asya abla İsmail hocaya bakarken. "Hocam biz devam edelim" diye de sessizce konuşmuştu.
Yusuf abi arkadan "3300 gram 49,6 cm doğdu" diye konuştu. Yüzümde bir zafer gülümsemesi oluşurken abimi zarara sokan Yusuf abi de keyifle gülmüştü. Yanınızda doktorumsu birini taşımak işte bu yüzden fazlasıyla işe yarıyordu. Asya abla çatık kaşlarla arkasına dönüp hepimize uyarı bakışı atarken biraz daha sindim yerime. "Hocam bakmayın bunlara siz devam edin lütfen" dedi mahçup olmuş bir sesle.
İsmail hoca mehirsiz olmayacağından bunun kadının hakkı olduğundan bahsederken Meriç abim zor bela 300 grama ikna edebilmişti Asya ablayı. Altı kilodan buralara düştüğümüze inanamıyordum. Tabii bizim yedi sülaleyi toplasak o kadar para çıkmazdı da doğrusu. İyi ki beni dinlememişlerdi. Kuyumcuya uğramayalı çok olmuştu demek ki altının fiyatından bir haber kalmıştım.
Dualar edilmiş, nikah da kıyılmıştı. Hepimiz camiden çıkarken İsmail hocaya dönüp gülümsedim. "Hocam Sena'ya selamlarımı iletirsiniz" dediğimde gülümseyip başıyla onayladı beni. Sena hocamızın liseye giden küçük kızıydı. Bazen dersleri için bana gelirdi yardım ederdim o yüzden ayrı bi severdim Sena'yı. Hepimiz yavaş yavaş sokağa dökülürken Oğuz yine Sare'ye en uzak yerde yürüyordu. Bu çocuğun sevgisi de sevgisizliği de bağıra bağıraydı.
Saate baktığımda gece yarısına geldiğini anlamış ya yorgunluktan ya da psikolojik olarak esnemiştim. Pusat bir kolunu omzuma atarken ben de kolumu beline sarmış yalpayala yalpalaya yürüyorduk. En arkada kaldığımız için herkes göz açımdaydı. "Çok seviyorum" dedim sessizce bizimkilere bakarken. "Ben de seni çok seviyorum güzelim" dedi Pusat üstüne alınırken. O da neyi kastettiğimi çok iyi anlamıştı da işi kendine çekmeyi seviyordu.
"Senden değil" dedim sesim huysuz çıkarken ardından parmağımı öne doğru uzatıp "onlardan bahsediyorum" dedim. Pusat ise saçlarımı öpüp "ama ben senden bahsediyorum" demişti kendinden emin bir sesle.
Gözlerimi ona kaldırdığımda görüş açıma alnıma düşen tülbent girdi hala çıkarmamıştım. "Mavilerine çok yakıştı" dedi Pusat bakışlarıyla beyaz tülbenti gösterirken. Zaten elim kolum ona sarılmış vaziyette olduğu için çıkarmakla uğraşmayayım madem diye düşünüp iyice yanaştım Pusat'a. Yüzümüzde gülümsemeyle yavaşça yürüdük eve doğru.
"Bizim anneler dağılmıştır evlere Sare'yi de evine bırakalım tek yürümesin" dedi Pusat öndekilere sesini yükseltmek istercesine bağırırken. Normalde Oğuz bırakırdı her seferinde ama olası bir bırakmama durumunda Sare'nin üzüleceğini bildiği için atmıştı bu fikri ortaya. Gözlerim resmen parıldadı Pusat'a bakarken en çok da böyle şeyleri dahi düşünmesini seviyordum. Herkesi gözetiyor bunu da sessiz sedasız bir şekilde yapıyordu.
Birlikte alt sokağa saptığımızda Yusuf abi ile Sare'nin önümüzde harıl harıl bir şeyler konuşmasına baktım. İyiden iyiye abi rolüne bürünmüştü. En azından Sare'nin aklı en arkada kalmış Oğuz'a takılmıyor diye sevindim. Üzülmesine dayanamıyordum.
Sare'yi de bıraktığımızda sonunda kendi sokağımıza gelmiştik. Bizim evin önünde dururken Kağan abi Asya ablaya baktı buruk bir şekilde. "Yarın Güneş'i sevmeye geleyim madem" dedi hevesli çıkan sesiyle Asya abla başıyla hızlı hızlı onaylarken Kağan abi kendine çekmiş kocaman sarılmıştı ablasına. Bir yılı aşkın küslükte son bulmuştu böylelikle.
Ben de abimin yanına doğru adımlayacaktım ki Pusat kulağıma doğru eğilip bir şey söylecekmiş gibi yaptığında durmuş onu beklemiştim. Kulağımda hissettiğim nefesi hemen aşağıya açıkta kalan boynuma değdiğinde çaktırmadan minik bir öpücük kondurdu. Şok içinde nefesimi tutmuşken başını kaldırıp sanki kulağıma bir şey söylemiş gibi "anladın mı?" dediğinde hızla başımı sallayarak onayladım.
Ardından seke seke biraz uzakta olan abimin yanına giderken her adımımda yavaşça dönüp Pusat'a bakıyordum. O ise durduğu yerde sırıtarak izliyordu beni son adımımla da dönecektim ki abim kolumdan tutup "yeter da cilveleştiğiniz" demiş tüm tatlı anımızın içine limon sıkmıştı adeta.
Asya abla, ben ve abim bizim bahçeye girerken Yusuf abi, Kağan abi ve Oğuz'a da el sallamıştım. Ardından hala içeri girmemizi bekleyen Pusat'a ise sevgili torpili sayesinde öpücüklü el sallamıştım ki bunu gören abim kocaman bi sabır çekti. Alışacaktı artık.
İçeri girdiğimizde babamı görmemle aha dedim gecenin üçüncü bombası patlayacak ki babam bize bakıp "hoş geldiniz kızlarım" dedi. Yüzümde belli belirsiz bir gülümseme oluşurken abime baktım sorgularcasına "kim gaz verdi sanıyordun" diye fısıldadı durumu bildiğini açıklamak istercesine. Başımı hızla sallarken babama sarılıp içeri geçtim.
Güneş'i zaten kaldırmadığımız beşiğe koyan annem başında oturmuştu "az biraz mızmızlandı da sallayayım dedim bölünmesin uykusu" dediğinde başımı sallayıp hızla beşiğe baktım. Mis kokulum huzurla uyuyordu. Annem Asya abla içeri girince yanına gidip derin konular konuşucaz bakışını atmıştı bana.
"Asya kızım biraz hazırlıksız anımıza denk geldi. Misafir odasını hazırladım ama yarından itibaren daha düzgün bir şeyler yaparız. Zaten sizi istemediğimizden değil bu söylediklerim sakın yanlış anlama beni kızım başım gözüm üstünüze yeriniz var ama ev üstüne ev olmaz. Ben Meriç'e de söyleyeceğim senin istediğin yerde gönlüne göre bir ev tutsun dayayalım döşeyelim" dedi tane tane. Benim mesela bunlar da hiç aklıma gelmemişti. Son günlerdeki gibi takılacağız sanmıştım ama abimle Asya abla ciddi ciddi evlenmişlerdi.
Asya abla mahcubiyetle "gerek yok öyle şeylere" deyip dursa da kimse onu dinlemiyordu. Zahmet ettirmek istemiyor olabilirdi ama hiçbir şeyi eksik kalsın istemiyorlardı açıkcası bu beni de mutlu ediyordu. Herkese iyi geceler dileyip odama çekildim. Üstümü değiştirip kırmızı üzerinde minik minik beyaz yıldızlar olan pijama takımımı giyinip sonunda yatağıma girmiştim.
Yorgunluk tüm bedenimi her ne kadar esir almış olsa da yaşanılan onlarca olay beynimde dönüp duruyordu. Düşüncelerimi durduramıyor, uykuya dalamıyordum. Yastığı ters çevirip soğuk tarafına başımı koyarken derin bir of çektim. Uykum gelmiyor diye ağlayacaktım neredeyse.
Kapım tıklatılınca başımı yastıktan kaldırıp doğruldum. Gözümün önüne gelen dağılmış saçlarımı elimin tersiyle iterken "gir" dedim. Çalan kişi her kimse sesimle beraber kapıyı açtı. Salondan gelen ışık karanlık odamı aydınlatırken Meriç abimi görmemle kocaman gülümsedim. "Uyandırmadım umarım" derken tamamen içeriye girip ışığı da açmıştı.
Başımı iki yana sallayıp "uyku tutmamıştı zaten" dediğimde gülümseyerek yanıma geldi. "Tahmin etmiştim" derken iki elinde de tutuğu kupaları havaya kaldırıp "balkon" dediğinde ben de gülümseyerek resmen yataktan fırlamıştım. Anlaşılan bugünü yarına bağlayacaktık.
Abim önden ilerleyip balkondaki koltuğa yerleşince ben de yanına doğru adımladım. Gözüm Pusat'ın ışığı yanmayan camına kayarken abimin kupayı uzatmasıyla tekrar bakışlarım abime döndü. "İnanmıyorum" dedim burnuma gelen muhteşem kokuyla.
"Özlemişsindir" dedi Meriç abim yüzümdeki gülümsemeye eşlik eden gülümsemesi ile. Elimdeki sıcacık üzerinde yılbaşı ağacı olan kupaya bakarken daha da gülmüştüm. "Çok özledim" dedim içime çektiğim sıcak çikolata kokusu beni çocukluğuma götürürken. "Ama hani ya yağmur ya da kar yağmadan içmek yoktu" deyip kocaman bir yudum aldım. Ağzımdaki müthiş tat hiç değişmemişti. Abim çocukluğumdan beri çok güzel sıcak çikolata yapardı. Hiçbir sıcak çikolata onunki gibi olmuyordu.
"Onu sen sürekli isteme diye söylemiştim" dediğinde yüzümdeki ifade anında değişmişti. "Ben de sürekli dua ederdim yağmur ya da kar yağsın diye" dediğimde elini saçıma atıp bir güzel karıştırdı. "Hem bu sabah yaz yağmuru yağdı içebiliriz" dediğinde aklıma gelen anlarla yeniden gülümsemiştim.
Abim buraya sadece sıcak çikolata içmeye gelmemişti. Öğrendiklerinden sonra konuşmak istiyor ama konuyu nasıl açacağını bilmiyordu. Sıcak çikolatamdan keyifli bir yudum daha aldıktan sonra koltukta bağdaş kurup yerimi rahatlattım. Anlaşılan derin konulara girecektik. "Söyleyebilirsin" dedim onun konuşmakta zorlandığını anlayınca.
"Her zaman arkandayım biliyorsun değil mi?"dedi ılımlı tuttuğu sesiyle. Başımı onaylarcasına salladım bunu söylemesine gerek dahi yoktu. Ben bu hayatta en çok onun varlığını hissederdim."Ama korkuyorum Leyla" diye devam etti sıkıntılı bir ses tonuyla. "Nişan gecesinden sonra dönüştüğünüz insanlara dönüşmenizden korkuyorum."
Evet, kendimi duyabileceğim her şeye hazırlamıştım ama konunun o geceye gelmesi beklenmedikti benim için. Ben o gece yaşadıklarımı ve hissettiklerimi çok net hatırlıyordum ama arkamda bıraktıklarıma dair hiçbir fikrim yoktu. "Ne oldu o gece?" dedim Pusat'ı kastederek.
"Seni kaybetim" dedi kendisi için asıl önemli olan kısımı vurgularken. "Kardeşimi koruyamadım" dediğinde yutkunamamıştım. Beni kimden koruyacaktı ki annemden mi? "Korudun" dedim ben de . Ona hiçbir açıklamama yapmama rağmen arkamı kolladığı zamanları hatırlatmak istercesine.
"Bizim hiçbir şeyden haberimiz yoktu tabii gerçek bir nişan sanıyoruz. Ama kafamda binbir düşünce bu Pusat bir kere bile bakmadı Ahu'ya o gözle bir kere bile bahsetmedi, nasıl sevdi diye. Sonra kendi kendime dedim oğlum Meriç dalmışsın kendi yangınına arkadaşın önünde kül olmuş belki de fark etmemişsin" derin bir nefes alıp devam etti. "Çok akıllıyım ya o gece çözdüm sanıyorum her şeyi asıl kül olma sebebini kabullenmek zor gelmişti demek ki" dediğinde de bir şey diyemedim.
"Çok merak ediyorsan söyleyeyim" dedi Pusat'ı sorduğum ilk soruya giderken. Benim ise tek odağım abimin duygularıyken bölmek istemedim. "Gelmedi geri nişana. Annem, sen ve Pusat'tan geri gelen tek yüzü kireç gibi olan annem olmuştu. Senin hakkında bir kaç bahane uydurdu midesini üşütmüş, kustu falan demiş herkesi ikna etmişti." O geceye dair bilmediğim detayları öğrenmek beni üzer sanıyordum halbuki içimdeki rahatlık hissi daha da büyüyordu.
Meraklı bakışlarım sabırsızlıkla abimin yüzünde dolanırken bir yudum alıp devam etti. "Ben de ikna olmuştum tüm gün bir haller vardı zaten yorgun düşmüştür, bünyesi hassas dedim. Ardından Bahadır ayaklandı Pusat'ın yokluğuna kılıf bulmak da ona düşmüştü herhalde." Bahadır abiyi hatırlıyordum Pusat'ın polis olan arkadaşıydı. Kaşlarım çatılırken "bir dava için acil Pusat'ı çağırmışlar da Pusat'ta onu çağırıyormuş bir şeyler anlattı bastı gitti. Tabi herkes şok damat yok ortalıkta Metin" demişti ki durakladı. Muhtemelen devamına bir küfür yapıştıracaktı da zor tutmuştu kendini.
"O karaktersiz herif sinirle aldı kızını kalktı gitti. Herkes dağıldığında aklım sendeydi eve gitmeden nöbetçi eczane bulayım da ilaç alayım sana diye düşünüp bindim arabaya." İşte şimdi boğazıma bir yumru oturmuştu. Abimin yokluğumu neden geç fark ettiğini öğrenmiştim. Bana ilaç aramak için gitmesi gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. "Abi" dedim söyleyecek bir şey bulamayarak.
"Doldurma öyle maviş gözlerini" dediğinde hızla gözlerimi kırpıştırıp "doldurmadım ki" diye kendimi savunmaya geçtim. Duygusal bir an bile yaşayamıyorduk yahu. "Konuyu dağıtma" deyip burnuma vurduğunda hızla başımı salladım. "Kısacası bir daha şu karşıdaki it" deyip bakışlarıyla camı gösterdiğinde ben de başımı çevirip gördüğüm manzarayla şok olmuştum.
Pusat camın önünde durmuş bize bakarken ikimizin de ona dönmesiyle kocaman sırıtıp iki elini de eşofmanın cebine yerleştirdi. Duruşunu daha da dikleştirirken bizi dikizlerken yakalanmış olmasına rağmen gram utanmadığını belli ediyordu. Abim başını hızla yana eğip "gir lan içeri" dediğinde biraz sesini yükseltmiş bu da gecenin sessizliğinde Pusat'ın onu duymasını sağlamıştı.
Pusat iki elini cebinden çıkarıp teslim olurcasına ellerini havaya dikerken bir iki adım geriye gitti. Ardından uykulu bakışlarla perdeyi çekip kaybolduğunda "ya sabır" çeken abime geri döndüm. Az önce kurduğu cümle hiç bölünemiş gibi devam etti. "Yüzünden yokluğunla sınanırsam kötü bir adam olurum" dediğinde bitirdiğim sıcak çikolatanın kupasını önümüzdeki minik masaya koyup hızla sarıldım abime.
"Çok mu üzdüm seni?" diye sordum o da bana sarılırken. Kaçarken sevdiklerimde yara açtığımı bilmek beni daha da üzmüştü. "Sadece beni mi eşşek herkesi üzdün" diyen abim ise kolarımın arasındaki başıma bir tane yapıştırıp ortamı bozmuştu anında. "Neyse bana Asya'mı getirdin" dediğinde bir anda kollarından fırladım. Gülerek söylediği şeye yalandan kaşlarımı çatarken dayanamamış ben de gülmüştüm.
"Vardır her şerde bir hayır" dediğimde gülümsemesi büyüdü. "Vardır vardır" deyip ayaklandı. "Hadi uyu artık zaten aklımdaki konuşmayı da yapamadım dağıttın beni" dediğinde gülümseyerek kalktım ayağa. "Yaparsın illa" dediğimde geri odama girmiştik. Kapıya yaklaşırken arkasını döndü."Gerek yokmuş yapmama seni üzmez biliyorum" deyip açtığı kapıdan çıkıp usulca kapattı kapıyı.
Sonunda gözlerimi kapatırken gülümsedim. Yarın bambaşka bir hayata uyanacağımı bilerek bıraktım kendimi uykunun kollarına.
❄️❄️❄️
Merhaba, bu kadar uzun zaman sonra buraya gelmek eve dönmüş gibi hisettirdi. Umarım ki bizi unutmamışsınızdır. Delice'yi, Leyla'yı...
Sizi de onları da çokca özledim bir açıklamayı da size borç bilirim. Gelen mesajlarda da panoda da belirttiğim üzere bir ameliyat süreci yaşadım. Sağlık sorunları insanın tüm planlarını değiştiriyormuş maalesef. Tamamen iyileşmişken de artık tamamen buraya dönmek istedim. Umarım bize tekrardan kucak açarsınız.
Ve eklemeden geçmek istemiyorum mesaj, yorum atarak soran herkese minnettarım bir zaman sonra kendimde dönecek gücü bulamamıştım. Körelmiş gibi hissetmiştim yeniden inanmamı sağladınız bolca sevgimi gönderiyorum hepinize.
Ayrıca artık her cuma burada buluşalım olur mu? Bölümler düzenli bir şekilde (nasip olursa) her cuma gelecek. Artık korkuyorum kesin konuşmaya nazar mı değiyor bize bilmiyorum başıma gelmeyen kalmadı.
Yorumlarınızı bekliyorum inanın çok özledim yorumlarınızı okumayı öpüyorum ve daha da uzatmadan kaçıyorum. Çünkü tahminimden çok özlemişim sizi gitmesem burayı satırlarca doldurabilirim.
arrivederci!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 37.48k Okunma |
2.17k Oy |
0 Takip |
37 Bölümlü Kitap |