
Bölüm Şarkıları:
Ceylan Ertem: Odalarda Işıksızım
Songül Güner: Dağlara Mı Yazdın
Zeynep Başkan: Oy Asiye
Xecê: Tu Nızanî
Ahmet Aslan: Minnet Eylemem
Mir Mirhanoğlu'nun Ağzından:
Kulağımda net olmayan uğultular kimin ne dediğini anlamamı zorlaştırıyordu. Kollarımdaki can ise nefes alıp vermemi imkansız kılıyordu. Ne ara bağlandım ben bu kadar?
Kesik kesik nefesler alıyordu. Çok mu canı yanıyordu.
Kollarımda onun küçücük bedeni, etrafımda köy ahalisi ve deli olmuş ben...
Arabaya doğru hızlı adımlar attığımda kapıyı ben gelmeden açmışlardı. İhra'mın başını tutup göğsüme iyice yasladım. Arka koltuğa oturduğumda iki yanıma İhra'mın adamları Faris ve Baver oturmuştu. Karşıma sağ kolum geçtiğinde sürücü koltuğuna Kurt Han geçmişti. Dünya sanki durmuş gibiydi. İhra'mı yerde öyle kanlar içinde gördüğümde gözüm dönmüştü. Evet, İhra'm... Ben İhra'yı öyle yerde gördüğümde hissettiğim kaybetme duygusunda onu benimsediğimi anladım. Kendi benliğimden bir parça haline gelmişti. İlk zamanlarda nasıl da onu yıpratmıştım. Oysa şimdi bir saç teline yeri göğü inletirdim.
Aşık mıydım?
Hayır, değildim.
Fakat aşktan daha değerli bir şey varsa o da kıyamamaktır. Ben İhra'ya kıyamıyordum. İlk tanıştığımızda da içimde bir ses ona yaptıklarım için beni pişman ediyordu. Hırsım yaptığım esnada o sesi sustursa da sonrasında o ses bedenimi, ruhumu ele geçiriyordu.
Evet, ben İhra'ya kıyamıyordum.
Benim aşka inancım yoktu. Sevdaya ise tamdı. İhra'ya sevdalanır mıydım bilmiyorum.
Kollarımdaki bedeni buz gibiydi. Daha önce de fark etmiştim. Hep soğuktu. O üşüyordu sanki ben ise yanıyordum. Ben onu ısıtırdım da yakıp kül etmekten korkuyordum. Şimdi diyeceksiniz ki hayatında bir kadın vardı. İhra'dan sakladın. İhra bana sorsa demez miydim?
Ailemin evlen baskıları arttığında kendi kafalarında bir kızı tutup getirmemeleri için kendim birini bulmak istemiştim. İhra'ya da dediğim gibi Sara saf görünür ama öyle değildir. Sara'yı ilk gördüğümde farklı oluşu dikkatimi çekmişti. Aşka inanmadığımı söylemiştim. Hal böyleyken en azından benim gibi eğitimli ve ileri görüşlü bir kadın ile saygı çerçevesinde bir aile kurabileceğimi düşündüm.
Zamanla Sara değişmeye başladı. Beş ay kadar önce bu ilişkinin ikimize de zarar verdiğini ona açıklamaya çalışsam da beni çok sevdiğini söyleyip dinlememişti. İrtibatı kestiğimde ise çıkıp İstanbul'dan gelip buraya yerleşmişti. Her geldiğinde konuşmak istemediğimi belirttiğim halde inada bindirip türlü yollarla bana ulaşmıştı. Son gördüğümde ise nazikçe uyarmanın kendisine etki etmediğini ve beni takıntı haline getirdiğini fark ettiğim için sert çıkışmıştım. Sonuç olarak bir gece yarısı kaldığı otelden aranmış ve Sara'nın hastanede olduğunun haberini almıştım. Beni tekrar hayatına sokabilmek için kendisine zarar vermişti. Sara'dan ayrılma isteme sebebim ise Sara'nın güç sevdasıydı. O beni hanımağa olabilmek için istiyordu. Güç ve konum istiyordu. Benim ona vereceğim tek şey ise bir hiçti. Bencil insanlar bir kurttur. Sizin içinize işler ve yavaş yavaş sizi kurutur. Ben sarayı bir çiçek sanmıştım lakin o bana kurt olduğunu zamanla göstermişti. O hastanede kendisine kalan son merhametim ile beni bir daha ararsa bugüne kadar verdiğim herşeyi geri almakla tehdit etmiştim. Birkaç ay sesini kesse de İhra ile olan berdel kararını duyduğu gibi yeniden pençelerini çıkarmıştı.
İlk işi benimle konuşmaya çalışmak olsa da konuşabildiği tek kişi sekreterim olmuştu. Benimle irtibata geçemeyince kınanın olacağı yeri duyup kınaya gelmişti. Onu insanların arasında gördüğümde kan beynime sıçramıştı. Yeterince yıprattığım kadını bir de kına gecesinde kırıp dökmek istememiştim. Bu yüzden Sara'yı sessiz sedasız göndermem gerekiyordu. Sara'yı kimsenin olmadığı bir anda yakalayıp konuştuğumda ikna olmayacağını beni tehdit etmesi ile anlamıştım. Zaten alkol alıp gelmişti ve saçma sapan hareketlerini vardı. İhra'nın en özel anlarını mahvetmesine izin vermezdim. Beni beklemediğim bir anda öpmesi ise sınırımı taşırmıştı. Bir şekilde ona İhra'nın mecburiyetim olduğunu söyleyip manipüle edip göndermiştim. Onu gönderdiğim gibi ilk işim onun değdiği her yeri temizlemek olmuştu. Parmağımda başka bir kadının yüzüğü varken tenimde bir başka kadının izleri olamazdı. Evet kişilik bozukluğum vardı ama karakter bozukluğum yoktu. Hayatıma zorla veya güzellikle bir kadın girmişti ve dahası olmazdı. Benim hayatıma girecek tek kadın İhra olacaktı.
Şimdi ise kollarımda hayatımda tek olacağına ant içtiğim kadın cam çekişiyordu. Çok kanaması vardı. Ben onu tutarken Baver yarasına kendi ceketini bastırıyordu. Siyah ceket İhra'mın kanı ile parlıyordu.
Nefes alış verişinde bir anormallik vardı. Çok yavaş nefes alıyordu. Kalbim korku ile tetiklendi. Gözüm seğirdi. Ona bir şey olabileceği ihtimali içimdeki o zalimi uyandırıyordu.
-"DAHA HIZLI SÜR! ÇABUK OL, O GAZA BASABİLDİĞİN KADAR BAS! ALMIYOR!! Nefes alamıyor..."
Sonda sesim içime kaçmış gibiydi. Faris ağlıyordu. Arabadaki tek ses onun ağlama sesiydi. Fısıltı gibi çıkan sesim ile o da susmuş gözlerini İhra'nın bedenine dikmişti. Yüzüne baktığımda hep al al olan yanakları bembeyaz olmuştu. Gözlerim yanıyordu. Onu böyle görmek canımı yakıyordu. İhra'yı hep asi, dik başlı ve güçlü görmeye alışmıştım. Bu İhra o kadar narin duruyordu ki...
Alıp göğsüme, en derine saklayıp kimsenin zarar verememesini sağlamak istiyordum...
Sinirle karşımdaki koltuğa tekmemi geçirdim. İhra göğsümde hafif sallanınca dudakları arasından cılız bir inleme çıktı. Canını yakmıştım. Yine canını yakmıştım işte!
"Şhh. Özür dilerim. Özür dilerim. İstememiştim. Hepsi benim yüzümden oldu. Lütfen dayan, dayan güzelim."
Kulağına fısıldayıp acıdan terleyen şakağına bir öpücük kondurdum. Gittiğinde peşinden gitseydim böyle olmayacaktı. Ona zarar gelmeyecektir. Onunla gitmem gerekiyordu. Onun canını yakanların, canını alacaktım. Onlar İhra'ya kıyarken tereddüt etmemişlerdi. Bende bir salise tereddüt etmeyecektim. Karıma dokunan o elleri kıracak, ona zarar veren o adama Azrail olacaktım.
Hastaneye vardığımızda Baver Yonca kapıyı açıp inmemiz için tuttu. Fariz sedye için bağırıp hastaneye koşarken ben sadece İhra'ma sarılmış hastaneye gidiyordum. Baver ceketi bana bıraktığında koşarak Faris'in ardından sedye almaya gitti. Kurt Han yanımda bir sağa bir sola gidiyor ama ağzını bıçak açmıyordu. Sağ kolum Cesur omzumu tutup sıktığında ne yapacağımı bilmeyen bakışlarını ona diktim. Bana her daim bir çalışandan çok kardeş, dost olan lise arkadaşım bu sefer bana aynı benim gibi bakıyordu.
Sonunda Baver ve doktorlar sedye ile geldi. Yanıma gelip İhra'ya uzanan kişiye kaşlarımı çatıp dik dik baktım. İhra'nın göğsüme yasladığım bedenini daha sıkı tuttum. Hiç kimseye güvenmiyordum. Ya canını acıtırlarsa ne yapacaktım. Yeterince canı yanmamış mıydı? Ne istemişlerdi benim karımdan? Ben de canını çok yakmıştım. Allah'tan benim belamı versindi.
Baver bana bakıp İhra'ya uzandığında ondan önce davranıp önce bacaklarını sonra da başını yavaşça sedyeye koydum. Yüzüne gelen perçemlerini geriye ittim. Hızlıca içeriye geçtiğimizde bir kişi beni uzakta tutup muayene alanına girmemi engelledi. Bir sağa bir sola gitmeye başladım. Ben Menevşe Hanım'a ne diyecektim. Ben yeterince yıprattım, kanattım yetmedi bir de kızını yanlız bıraktım ve kızını vurdular mı diyecektim. Saçlarımı yolarcasına çektim.
Olmuyordu! Geçmiyordu. Orada İhra'ya ne olduğu bilmiyordum. Burada anasına ne diyeceğimi bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Bağırıp yumruğumu duvara geçirecektim ki son anda durdum. Avucumu duvara vurduğumda Cesur beni tutup koltuğa oturttu. Kimse birşey demiyordu. İhra nasıldı?
İhra'yı aldıkları yerden bir doktor çıktığında hızlıca ayağa kalkıp yanına gittim. Beyaz scrubsu kırmızı kan lekeleri olmuştu. İhra'mın kanıydı. Her damlasının hesabını soracağım o kandı.
-"Nasıl! Doktor hanım İhra'm nasıl?"
-"Siz İhra hanım'ın yakını mısınız?"
-"Karım! İhra Nova, benim karım. Şimdi söyleyin, karım nasıl? İyi mi?"
-"Merak etmeyin, durum şu an kontrol altında. Mermi karın bölgesine isabet etmiş ama iç organlara ciddi bir zarar vermemiş. En önemlisi, rahim tamamen sağlam; herhangi bir hasar ya da risk görmedik. Mermi daha çok yüzeysel dokulardan geçmiş ve biz gerekli temizliği, müdahaleyi yaptık. Kanamasını durdurduk, enfeksiyon riskine karşı önlemlerimizi aldık. Takipte kalacak ama hayati bir tehlikesi yok.Omuzundaki yaraya gelince, o sadece sıyrık. Derin bir zarar yok, kaslara ya da sinirlere ulaşmamış. O bölgeyi de temizleyip pansuman yaptık. Birkaç gün ağrı olabilir ama kalıcı bir hasar bırakmayacak. Şu an en büyük ihtiyacı dinlenmek. Bilincinde, stabil ve toparlanmaya açık bir durumda."
-"Peki, peki ne zaman uyanır karım? Görebilir miyim onu? Nerede şimdi karım?"
-" Merak etmeyin şu an enfeksiyon riskine karşı steril bir alanda uyutuluyor. Düzenli ağrı kesici veriliyor. Birazdan normal odaya alacağız. Herhangi bir komplikasyon olasılığı ile bu gece gözlem altında tutacağız."
Başımı onaylar anlamda sallayıp derin bir nefes aldım. Cesur elini omzuma attığında sarıldık. İçimden yüz kere bin kere şükür çektim. Ona bir şey olsaydı ne yapardım. Ben ailesine ne derdim?
Sağa sola dönüp saçlarımı karıştırdım. Onu görmeden için rahat etmeyecekti. Adamları da gözünü dikmiş bana bakıyordu. Kapı açılma sesi ile arkamı döndüm. İhra'm bembeyaz teni ile sedyede uzanıyordu. Hemen sedyenin yanına koştum.
-"Karım, benim karım. İki dakika göreyim. Durum!"
Seslenişim ile birbirlerine bakıp durdular. Hemen başına gidip elimi sedyeden dökülen upuzun siyah saçlarına koymak istedim ama yapamadım. Dudakları mosmor olmuştu. Dokunsam, kırılacak diye korkuyordum. Üç adam da İhra'mın başına doluşmuş onunla konuşuyorlardı. Ben sesimi bile çıkaramadım. Karım deyip duruyordum ama ona ağzımı açıp hiçbir şey diyemiyordum. Ben onun yanında olamamıştım ki...
İhra'mı alıp odaya götürdüklerinde peşinden gittik. Hayatımda halamdan sonra ilk kez bu kadar çaresiz hissettim. Kız kardeşim için bile bu kadar endişelenmemiştim. Şimdi oturup düşünüyorum da ben bu ihaneti tatmasaydım şimdi İhra için böyle endişeleniyor olmazdım.
Odanın yanındaki camdan içerisi gözükmüyordu. Perdeler çekilmişti. İki dakika kadar sonra perdeler açıldığında İhra'mın güzel yüzünü gördüm. O kadar masumdu ki...
Onu uyurken ilk defa görüyordum. Gözleri kapalıyken mavilerini görememek garip hissettirmişti. Uzun siyah saçları kıvır kıvır yatağa dağılmıştı. O kadar uzunlardı ki yataktan aşağıya dökülüyordu. Başındaki monitörde kalp atışları gözüküyordu.
Telefon çalma sesi ile arkama döndüm. Baver'in telefonu çalıyordu. Ekrana baktığında önce iki arkadaşına sonra bana baktı. Gözleri camdan İhra'ya kaydığında nefes alıp telefonu açtı.
-"Buyurun efendim... Evet yanımızda, beraberiz."
Sonda telefondaki kişi ne dediyse Baver cevap veremedi. Faris ve Kurt Han'a bakıp sustu. Yanıma gidip fısıltı ile "İhra'nın sizi çağırdığını, birazdan arayıp haber vereceğini söyle!" dedim. İlkte kaşlarını çatsa da el mecbur gözlerini yumup dediklerimi karşıdaki kişiye söyledi. Telefonu kapattığında sertçe yüzünü sıvazladı. Arkasına dönüp yumruğunu duvara geçirdi. Yüzünü bana döndüğünde elleri iki yanında yumruk olmuştu. Cesur yanıma geçtiğinde gözü ona kaydı. Birşeyler geveleyip camın önüne gitti.
...
İki saat geçmişti. Bu süre içinde üç kez hemşireler ve iki kez de doktor onlarla beraber içeriye girmişti. Kimse gelip bir şey demiyordu. Çıldırmama ramak kalmıştı.
Karşıdan doktor görününce bu sefer durmadım. O buraya gelmeden yanına gittim ve direk istediğim şeyi söyledim.
-" Karımı görmek istiyorum. Ne gerekiyorsa yapalım. Üstüme birşey mi vericeksiniz, ne yapacaksanız yapın. Bana karımı gösterin!"
-"Mir bey bu o kadar kolay değil. Enfeksiyon riskine karşı burada tutuyoruz. İhra Hanım'ın bağışıklığı çok düşükmüş. Yanınızda gelen beyler söyledi. Fazlası ile kan kaybettiği için daha da düştü. Ameliyat esnasında kan takviyesi yaptık ama çok da yarar sağlamadı. Ameliyatta da kanaması zor durdu. Şu an durumu iyi kritik değil ama bir enfeksiyon beraberinde bir komplikasyonu getirebilir. Bu da hayati tehlikeye sebep olur."
-" Beş dakika! Beş dakika bile mi göremem? Ben onu görmeden duramam. Lütfen!"
-" Kim olduğunuzu hiç ileriye sürmediniz. Kim olduğunuzu biliyoruz. Kimseye haber vermeden İhra Nova Hanım'ın girişini yapmıştık. Hemşire hanım size yol göstersin. Steril kıyafetleri giyin ve lütfen Mir bey, sadece beş dakika kalın. Enfeksiyon işimizi zorlaştırır."
Doktoru onayladığımda Cesur'un yanına gidip buradan asla ayrılmamasını söyleyip hemşirenin beni yönlendirdiği tarafa yöneldim. Bana bir odayı açtığında bir poşet verdi. İçinde beyaz uzun bir gömlek ve maske ile şapka vardı. Ayakkabıma kadar çıkarttılar. Verdikleri terliği kenara koyup galoşu çorabımın üzerine giydim. Terliği de giyip kolumdaki saati çıkardım. Ellerimi antiseptik ile güzelce yıkayıp odadan çıktım. İhra'nın odasının önüne geldiğimizde dördü de bana döndü. Üçü kaşlarını çattı. Cesur hafif gülümseyip cesaretlendirdi. Hemşire kapıyı açıp sadece beş dakika uyarısı yaptığında onu onayladım. Kapı kapandığında ne yapacağımı bilemedim.
Yavaş adımlarla İhra'ya yaklaştım. Kenardaki sandalyeyi yatağın yanına koydum. Oturduğumda elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırdım. Birkaç saniye öylece yüzünü izledim. Kirpikleri ne kadar uzunmuş. Sanki dudaklarını büzmüştü. O kadar tatlı duruyordu ki!
Dayanamadım. Elimi o uzun gür saçlarına koydum. Normalde kıvırcık olan saçları vardı. Çoğu zaman saçlarını düzleştiriyordu. Şimdi ise olduğu gibi kıvırcıktı. Çok güzeldi.
-" Sana bir şey itiraf edeyim mi? Ben halamdan sonra ilk defa bu kadar çaresiz hissettim İhra'm. Ne yapacağımı bilemedim. Sen öyle... Öyle yerde kanlar içindeydin ya ben ne yapacağımı bilemedim. Çok korktum İhra'm. Sana bir şey olacak korkusu ile nefes alamadım."
Eğilip ona iyice yanaştım. Dudaklarımı şakağına bastırdığımda öpmedim. Öylece durdum. Burnum saçlarına değiyordu ve buram buram kokusu geliyordu. Saçları vanilya gibi kokuyordu. Kokusunu içime çektim. Dudaklarımı azıcık kaldırdım. Konuşsam dudaklarım şakağına değerdi. Hafif kulağına eğildim ve fısıldadım. Gerçekleri fısıldadım.
-"Nasıl yaptın bilmiyorum ama İhra ben sana kapılıyorum... Öyle aşk meşk değil ama sana kıyamıyorum ben İhra! Uyan, sana söz bir daha asla kötü bakmayacağım, konuşmayacağım. Biliyor musun sen o gün bana tedavi olmayı düşünmüyor musun dediğinde ben o akşam tedavi olmaya karar verdim. İhra'm ben tekrar terapi görüyorum. Bak sana olan kuşkum, güvensizliğim hepsi bitti."
Neden yaptığımı bilmiyorum ama koltuğa oturup bir elini iki elimi arasına aldım. O gün ona arabada söylediğim türküyü mırıldandım.
"Har içinde biten gonca güle minnet eylemem.
Arabiyi, Farisiyi bilmem, dile minnet eylemem.
Sırati müzre müstakim gözetirim rahimi,
Zalimin talim ettiği yola minnet eylemem.
Zalimin talim ettiği yola minnet eylemem.
Bir acaip derde düştüm herkes gider karına,
Bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına,
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına,
Rızkımı veren Hüdadır kula minnet eylemem.
Rızkımı veren Hüdadır kula minnet eylemem.
Ey Nesimi, can Nesimi ol gani mihman iken,
Yarın şefaatlarım Ahmedi Muhtar iken,
Cümlenin rızkını veren ol gani serdar iken,
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem.
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem."
Bu türküyü halamla çok dinlerdik. O melek olduktan sonra da ben tek başıma dinlemeye başlamıştım. Bazen onu görürdüm. Halisünasyon halini görüyordum. Bazı geceler sanki gelip saçlarımı okşar, bana bu türküyü okurdu. Zamanla halamın hayaletinin varlığına alışmıştım. Yokluğu, ona sarılamamak, onunla uyuyamamak ve diğer onsuz olan herşey o kadar ona özlemimi arttırıyordu ki dört kolla hayaletine sarılmıştım. Hayaletinin varlığı ile avutmuştum kendimi. Kimseye de yıllarca belli etmemiştim. Annem ve babam fark ettiğinde ise tedavi sürecim başlamıştı. Krizler geçiriyor, uyuyamıyordum. İlaçlardan sonra halamı görememek beni delirtmişti. Onu dedem benden almıştı ama o ilaçlar da hayaletini benden almıştı. Bana sanki mutluluk haramdı...
Bana kötü derlerdi, zalim derlerdi ama biri de dememişti ki bu adamı zalimliğe iten ne? Bir insan kalbinde kötülükle doğmazdı. O kalp bir bahçeydi ve siz ne ekerseniz evladınız bahçesinde onu yeşertirdi. Benim öz dedem kalbimin bahçesine acımasızca karanlığın tohumlarını ekmişti. Ben İhra'yı çocukken görüyordum. Meşhur Zadeoğlu aşiretinin biricik kızıydı. Çocukken bile çok güzeldi. Güzelliği tüm doğuda bilinirdi. İhra'yı en son bir düğünde görmüştüm. O zaman da düşmandı ailelerimiz ama biz çocuktuk. Babası annesi halay çekerken ona para saçtığında ben çocuk aklı ile kıskanmıştım. Benim annem halay çekmeyi sevmezdi. İhra da gururla anne ve babasına bakmıştı. Kıskanıp annemi halaya girsin diye ikna ettiğimi hatırlıyorum. Sonra babamdan para alıp annemin önünde İhra'nın babasını taklit etmiştim. Annem eğilip alnımdan öpmüştü. Mutlulukla koşa koşa İhra'nın yanına gitmiştim. Ona gülüp onunla konuşmuştum.
-" Bak annem beni alnımdan öptü. Annen babanı öpmedi. Demek ki babanı sevmiyor!"
O çocuk hali ile bana gülmüştü. O gülünce kaşlarımı çatmıştım. Bana gülüşü durunca açıklama yapmıştı.
-" Annem babamı öpmedi çünkü dedemler burada akıllım! Ayıp olur diye öpmedi çünkü babam onun kocası oluyor. Sen ise annenin oğlusun."
Kaşlarımı kaldırıp ilgi ile onu dinlemiştim. Söylediği bir sözü hiç unutmuyorum. Belki de onu hafızamdan silmeyecek en büyük söz buydu.
-" Ben büyüdüğümde babam ve abim gibi birini bulacağım. Annem dedi ki babam ve abim ile evlenemezmişim. Onlar gibi birini bulunca büyüdüğümde evlenebilirmişim. Büyüyüp o adamla evlendiğimde o da bana babamın anneme yaptığı gibi yapacak. Ben halay çekeceğim o da bana sevgisini gösterecek."
Ellerini birbirine vurarak mutlulukla hayalini anlatmıştı. O gün ben İhra'yı son kez görmüştüm. Zadeoğlu ailesinden bir erkek daha vurulmuştu. Kan davası harlanmıştı. Sıra onlara geçmişti ama İhra'nın babası o gün bizim konakta olan aşiret toplantısında gözü yanında gelen karısı ve kızında bir ant içmişti.
-"Kimseyi vurmayacağız. Babam ile verdiğimiz karar budur. Ne benim kızım ve oğullarım babasız kalacak ne de size bu aileden daha fazla kurban vereceğim. Korku ile yaşayacaksınız! Sabrım kızıma kadardır. Biriniz bile ona elini, dilini uzatırsa o zaman kan davası dinlemem kökünüze kibrit suyu dökerim!"
Bunları demişti ve ben bu olaydan bir ay sonra halama kıymıştım. Sonrası benim hayatımın karanlığa çekildiği o dönemdi. Ne bir daha İhra'yı görmüştüm ne de hayatımda bir aydınlık olmuştu. Bir tek anneme ve kız kardeşlerime tutunmuştum. Bana ihanet eden de yine kız kardeşim olmuştu. Anılardan çıkıp İhra'ma baktım.
-"Seni ailem saydım o yüzden artık sana değişmiyorum. Vallahi elimde değildi. İsteyerek olmadı. Uyan sana kendimi affettirmek için herşeyi yapacağım."
Dudaklarımı son kez şakağına bastırdım. Koklayarak öptüm ve ayaklandım. Belindeki battaniyeyi alıp göğsüne kadar çektim. Arkamı dönmek istemiyordum. Yanındak gitmek istemiyordum. Ben ona dediğim gibi, gerçekten ona çekiliyordum.
El mecbur odadan çıktım. Kapıyı kapattığımda yüzümdeki maskeyi çekip çıkardım. Hiçbirine bakmadım. Öylece kendimi koltuğa bıraktım. Başımı ellerimin arasına aldım. Derin nefes alıp veriyordum. Alev alev yanıyordum. Onu yerde öyle kanlar içinde gördüğüm o an aklımdan çıkmıyordu. Kirpiğime takılı kalan bir damla yaş gözümü kapattığım gibi düştü.
Erkek adam ağlamazdı!
Erkek adamın canı yansa da belli etmezdi.
Erkek dediğin, dimdik dururdu.
Ben bu yargıları kırıp geçeli çok oluyordu. Erkeğim diye insan olmaktan çıkmıyordum. Sevdiğim mutluysa kahkaha atardım. Kıyamadığımın canı bir acısa canım bin acırdı. Canımın parçası ağlarsa bende ağladım. Çünkü bende bir insandım. Bunu her defasında unutuyorlardı.
Elime ilk silahı veren dedem de unutmuştu.
Ağabeyimi değil beni başa geçiren babam da unutmuştu.
İlk evladı kız oldu diye üstüne kuma getir dedikleri karısına kıyamayıp beni öne süren ağabeyim de unutmuştu.
Sevdiği adamla evlenmek için kaçan bacım da unutmuştu.
Berdel hükmü çıktığında kızı ölmeyecek ben bilmediğim belki de ömrüm boyunca sevmeyeceğim bir kadın ile evleneceğim diye yüreği ferahlayan anam da unutmuştu.
Hatta ne biliyor musunuz?
Benden, kendisini öldürmemi isteyen halam bile benim insan olduğumu en çok da çocuk olduğumu unutmuştu.
Biri hariç...
İhra. İhra'm benim neden böyle olduğumu sorgulamıştı. Sorgusu bitince ise benim bir insan olduğumu unutmadan bana yardım etmeye çalışmıştı. Tedavi olmam için teşvik etmeye çalışmıştı. Beni hiçbir yerde ona yaptıklarıma rağmen küçük düşürmemişti. Beni küçük görmemişti. İçimdeki o çocukluğu alınan Mir'i görmüştü.
....
-"KIZIM! OY KINALI KUZUM, NEREDE BENİM BALLİM!"
Koridorun başında kendisinden önce feryadı gelen Menevşe Hanım'ı duyunca çöktüğüm yerden kalktım. Benimle beraber İhra'nın adamları da sesin geldiği yere dönmüştü. Sonunda görünen kalabalık ile haberin herkese ulaştığı aşikardı. Zadeoğlu, Mirhanoğlu, Şanışer ve Surunç aileleri tüm koridoru doldurmuştu. Herkes İhra'm için birlik olmuştu. Yıllardır kan davası yüzünden birbirine düşman olan babam ve Arslan ağa bile omuz omuza duruyordu.
Menevşe Hanım'ın kadınların desteği ile ayakta duruyordu. Hepsinin tutuşundan kurtulduğunda bana doğru hızla geldi. Gözlerine bakamadığım için bakışlarımı karşımdaki duvara diktim. Elleri yakamı kavrayıp çektiğinde ona bakmamak daha zor hale geliyordu. Ağlayarak göğsüme vurduğu yumruklar, vurduğu yeri cayır cayır yakıyordu.
-"Kızım nerede! Benim kızıma ne oldu! Benim biriciğime ne oldu Mir!"
Sendelediğinde kollarından mesafemi koruyarak destek verdim. Gelini ve Bala acıyla ayakta zor duran bedenini kollarından tuttu. Bir açıklama yapmam lazımdı. Benim tek diyebileceğim şey ise bana göre doğru olandı.
-Benim yüzümden...
Söylediğim iki kelime sonrası yaygara koptu. İhra'nın kardeşleri bana saldırdığında benim kardeşlerim de beni ellerinden almaya çalışıyordu. Vücuduma kimisi çekiştirip vuruyor, kimisi ise kalkan olup darbeyi azaltmaya çalışıyordu. Ben ise bir kabulleniş içerisindeydim.
-"YETER! İÇERİDE YATAYİ BENİM KİZUM! SİZ BURADA BİRBİRİNİZE GİREYİSİNUZ! ULA, SİZİN BİR OLMANIZ LAZUM. AİLESİNİZ SİZ! BU ADAM KİM NE DERSE DESUN İHRA'MIN NİŞANLISI! KIZIM BÖYLE KABUL ETTİ! ŞİMDİ O İÇERİDE CANU İLE CEBELLEŞİYOR SİZ İLK MİR'E SALDIRIYORSUNUZ!"
Herkes benden biraz uzaklaşmıştı. Gözlerim İhra'mın annesinin gözlerine kenetlenmişti. Sözleri sakinleştirmek için değildi. Gözlerinde sözlerinin doğruluğu vardı. Gözleri bir kanıtı barındırıyordu. Polat itiraz edecekti ki yine Menevşe Hanım sözünü kesti.
-"ÇEKİN ELİNİZİ UŞAĞUMUN ÜZERİNDEN, HEMEN!"
Menevşe Hanım'ın son sözlerinden sonra herkes şaşkınca ona bakıyordu. Herkes benden uzaklaşınca annem yanıma koşup üstü başı dağılan bana sarıldı. Menevşe Hanım herkesin arasından geçip yine yanıma geldiğinde gözlerine bakmam çok güç hale gelmişti. Her an bakışlarımı kaçırabilirdim.
Ellerini iki omzuma anne tavrı ile koyduğunda içimde birşeyler paramparça oldu. Menevşe Hanım benimle hiç iletişime geçmemişti. O kızının doğru bildiğini, doğru kabul etmişti. Bana düşman gözü ile bakmamıştı.
-"Anlat Mir. Kimse tek kelime etmeyecek! Ne anlatırsan doğru sayacağım, peşine de düşmeyeceğim. Anlat, benim kızıma ne oldu."
-Benim yüzümden oldu. Koruyamadım. Bulduğumda yerde... Yerde kanlar içindeydi.
Sonlarda sesim fısıltıya dönmüştü. Menevşe hanım sözlerimden sonra daha çok ağlamaya başladı. Bir anda bana sımsıkı sarıldı. Neye uğradığımı şaşırdım. Bana tokat atması gerekmiyor muydu? Ne bileyim bağırsın, küfretsin, dövsün...
Gözlerine baktıkça İhra'mın gözleri aklıma geliyordu. Annesinin gözlerini almıştı ama birebir Arslan Ağa'nın kız haliydi. Bakışlarım Arslan ağaya kaydığında gözlerini yumdu. O da mı beni suçlamıyordu?
Bir anda doktor ve hemşireler İhra'mın odasına doğru koştular. Kalbim, biri tutup da sıkıyormuş gibi acıdı. Nefes alamadığımı hissettim. Kulaklarım uğuldamaya başladı.
Ona birşey olmayacaktı değil mi?
Onu da kaybederken çaresiz kalmayacaktım değil mi?
Halama benzetmiştim ya ben onu...
Halam gibi olmayacaktı değil mi?
Doktor yüzündeki maskeyi çıkarıp avuçları arasında sıktı. İhra'mın kocası olduğumu söylemiştim. İlk olarak bana bakıp İhra'mın durumunu söyledi.
-"İhra Nova hanım gözlerini açtı. Durumu stabil, geçmiş olsun."
O an nefesimi tuttuğumu farkettim. Onu kaybetme ihtimali nefesimi kesmişti. Ona değer verdiğim apaçık ortadaydı. Herkes kahkaha atıp birnirine sarılırken ben yavaş adımlarla İhra'ya olduğu odanın içerisini gösteren cama yaklaştım. Elimi cama koydum. Sanki onun elini tutabilecekmişim gibi...
-Bana bir şans daha verdin. Beni yine sen duydun değil mi? Dediklerimi duydun. İhra'm, benim İhra'm. Ben o gün dediğin sözden sonra sana nasıl kıydım. Affet beni, affettireceğim. Sana söz çok mutlu olacaksın artık.
Söz veriyorum size de sevgili okuyucu...
Ona hak ettiği mutluluğu ve huzuru vereceğim...
..........25. Bölüm Sonu..........
🦋 Heyyoooo! Nasılsınız. Bölüm nasıldı?
🦋Şu an misafirlikteyim. Hastayım, gözümü açamıyorum. Kıyamadım bölüm attım👉🏻👈🏻 Sizde beğenip yorum atsanız da etkileşim artsa?
🦋Bir haberim var. Sezon finali vereceğim. Son bölümümü atıp kitabı ciddi bir düzenlemeye alıp yayınevine göndereceğim.
NOT: Kızlar bölüm sırasını karıştırmışım. Yarımımı tamlayan bundan sonra gelen bölüm🫂
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.38k Okunma |
861 Oy |
0 Takip |
28 Bölümlü Kitap |