
Mir çıktıktan sonra on dakika kadar yanlız kaldım. Gözlerimi kapatıp sakince nefes alıp verdim. Kapının tıklanması ile içeriye girmeleri için komut verdim. Aile üyelerim sırası ile içeri girdi. Mir'in ailesi de buradaydı. Babam içi gider gibi bakıyordu. Başımı yana yatırıp gözlerinin içine gülümseyerek baktım. Yanıma gelip saçlarımı okşayıp alnımdan öptü.
-"İyi misin sterkamın? Ağrın var mı?"
-Yok babam. Sadece arada bir kendini belli ediyor. Bu bizi yıkar mı ağam?
-" Yıkılsan da yıkıldığın yerden açarsın sen güzel kızım. Ben sana harabe çiçeğim diye boşuna mı diyorum. Sen en ihtimalsiz, imkansız yerde bile açarsın. Kim yaptı bunu sana? Adamın yüzünü gördün mü? Baverler anlattı. Bizim bölgemize uyuşturucu sokmaya çalışıyorlarmış."
-Evet babam. Onların izine düştük. Bir köye gittik. Kahvede konuştuk, milleti bilgilendirdik. Orada bir çocuk vardı. Onu göremeyince içime bir kurt düştü. Dışarı çıktım. Baver yanımdaydı ama onu çocuk korkmasın diye geride bıraktım. Kurt Han ve Fariz'i de içeride olanlar için bıraktım. Çocuğu gördüğümde yanında biri vardı. İlerlediğimde adamın çocuğun kolunu tuttuğunu gördüm. Seslenince koştu. Ben de peşinden koştum. En sonunda işte şerefsiz silahla vurdu. Boğuştum ama babam. Öğrettiğiniz gibi kendimi savundum. Yetmedi ama denedim.
Sonlarda sesim titremişti. Yıllarca bana kendimi savunayım diye dersler aldırmışlardı. Kendileri de bana ders vermişlerdi. Silah, yakın dövüş, bıçak kullanımı dahil bir çok eğitimden bahsediyorum. Gelin görün ki işe de yaramamıştı. Şimdi hastane yatağındaydım. Bu da utanmama sebep oluyordu.
Yılarca bu anlar için beni eğittiler ve ben ne yaptım? Vuruldum!
Odanın kenarında duvara sinmiş silüeti gördüğümde içim biraz daha burkuldu. Ben eğer bugün ölseydim ağabeyim ile küs ölecektim.
Ben.
Ağabeyim ile.
Küs.
Ölecektim!
Şöyle bir düşündüm de hiçbirimiz tam olarak onu dinlememiştik. Ben birini sevdiğini biliyordum ama kim olduğunu bilmiyordum. Hoş o kızın Zerda Mirhanoğlu olduğunu bilseydim, yine razı olurdum. Benim için kan davası değil, ağabeyim önemliydi. Ölen ile ölemezdim. Benim yaşayanları bir arada tutmam lazımdı. Bunun için de sanırım şu içimdeki surları biraz yıkmam lazımdı.
Başını yere eğmişti. Bu yüzden direk ona baktığımı görmüyordu. Herkes benimle susmuş ona bakıyordu. O eski özgüveni yok gibiydi.
Ahdar Zadeoğlu demek özgüven demekti. Ondaki özgüveni ben dahil tüm doğuyu toplasak bir yürekte toplayamazdık. Atılgandı, iyimserdi. Biri ile hemen kaynaşabilirdi. Ne yaparsa yapsın işlediği suç hafiflemezdi. Beni yakmıştı ama yaktığı kadar da yanıyordu. Biz kardeştik. Bizim birbirimize ateş, acı değil, nefes, umut olmamız gerekiyordu. Bunu hatırlatmak da yine bana kalıyordu.
Parmağıma takılı cihazı iki parmağımı ile sıkıştırdığımda tiz bir ses çıkardı. Bakışlarını aniden üzerime diktiğinde yalandan yüzümü buruşturdum. Kaşlarını hafif çatıp başını yana eğdi.
-Küçükken de en ufak gizli işimi bile anlardın.
-"Dedektör mü taktın derdin. Kollarını kavuşturur dudak büzerdin. Ben hiç mi sizden bir şey gizleyemeyeceğim derdin."
Acı bir gülüş dudaklarından çıktı. Göz göze geldiğimizde ikimiz de o bahçedeki anıyı hatırladık. Hatta tek biz değil odadaki tüm aile fertlerim o anıyı hatırladı.
-O anıyı hatırladın değil mi?
Rema merak etmiş olacak ki kimsenin sormadığı o soruyu sordu.
-"Ne anısı o eltim. Merak ettim."
-Bir yaz ayı okullar tatil ve biz Karadenize gitmişiz. Anneannemlerin evinin bahçesinde tüm anne tarafı kuzenlerim ile oturuyoruz. Benim tabi eriğe alerjim var ama, nasıl da inatçıyım. Bu sefer yiyeceğim diye tutturdum. Anneannemin sıra sıra erik ağaçlarından toplayıp cebimi doldurmuşum. Mutlu mutlu tam ağzıma ilk eriği atacağım ensemde biri tuttu. Bir de baktım ki Ahdar abim. Suçlu psikolojisi ellerim erik dolu havaya kaldırdım. Teslim oluyorum der gibiyim. Şirin şirin de gülümsüyorum. Kıyamaz nasıl olsa diye ama kızdı abim. Ölümcül düzeyde benim eriğe olan alerjim. Hiç erik yemedim ve tadını da bilmiyorum. Abim aldı tüm erikleri mutfağa götürdü. Beni de tabi annemlere şikayet etti. Söz konusu canımdı. Çok ağladım. Tüm yaşıtlarım ağaç tepelerinde erikleri kütür kütür yiyordu. Ben ise sadece izliyordum. Sonra evin arkasında bir şelale var. Birine kızarsam, ağlamak istersem falan oraya kaçarım. Yine gittim oraya kayalara oturdum. Ahdar abim geldi yanıma dedi neden böyle yapıyorsun. Ya sana Bir şey olsaydı. Çok merak ediyorum deyip ağladım. Ben sizden hiçbir şey saklayamayacak mıyım dedim. Oda sanırım hiçbir zaman demişti. Dedektör taktınız bana deyip trip atmıştım. Sonra eve döndüğümüzde benim erikleri Polat ağabeyim ile Berzan ağabeyimin yediğini öğrendik. Annem tüm yaylada elinde oklava ile ikisini kovaladı. Hem erik yiyip karnımız ağrıyor diye yakınıyorlardı hem de annemin sözünün üstüne söz söylemişlerdi. Sindirir mi laz kızı! Yorulduğunda dinlene dinlene kovaladı. En son peşlerini nasıl bıraktı bilmiyoruz.
Olayı anlattığımda odadaki herkes kahkahalara boğulmuştu. Herkes gülüyordu ve bu an o kadar güzeldi ki. Ahdar ağabeyimin yüzündeki o minik gülüşü yakalamıştım. Kollarımı güçlükle kaldırıp beklediğimde öylece kalakaldı. Odadaki herkes sus pus olmuş bize bakıyordu. Gözünden akan tek damla yaş ile hızla bana doğru geldi. Sanki vazgeçmemden korkar gibi hızla gelmişti ama çok narince sarılmıştı. Kollarımı boynuna doladığımda dikişlerim gerildiği için canım yandı. İstemsiz inlediğimde ağabeyim geri çekilmek için uzaklaştı ama aylar sonra ona ilk kez sarılmışken hiçbir şey beni bu andan koparamazdı. Burnum hasret kaldığım kokusuna kavuştuğunda yaşadığımı hissettim. Bu süreçte her ağabeyim ile sarıldım. Babamla, dedemle, herkes ile sarılmıştım. Bir tek Ahdar ağabeyimin kokusundan mahrum kalmıştım.
-Min gelek bêriya te kir, bira.
(Seni çok özledim, abi.)
-" Bira qurban! Min gelek bêriya te kir, bizina serhişk!"
Abimin dediği ile gözyaşlarıma inat gülmüştüm. Bana inatçı keçi diyordu. Sözlerinde bana kurban olmak istiyordu. Oysa ben ona kurban olmuştum.
-Xwedê neke! Bira!
(Allah etmesin, bira!)
O bana kurban olmasın. Zaten yanıyordu. Yanmaya devam da edecekti. Yakan ben olmayayım. O vicdan azabını da ben üstlenmeyeyim. Kendi hatasına yansın ama ders çıkarsın. Ben kardeşiyim, canıyım. O benim ağabeyim, canım. Biz elbette ki ömür boyu küs kalamayız. Bir yerde onu affedeceğimi biliyordum ama biraz zaman lazımdı. Hala tam affetmiş değildim ama hasret ağır basıyordu. Eskisi gibi olamayız demiştim, olamayacağızda ama biz bir aileyiz. Aileden biri bir hata yaptığı zaman bir tekme de biz atmazdık. Biz el uzatırdık. Hatalar yapılır, önemli olan ders çıkarmak.
Ayrıldığımız da herkes gözleri dolmuş bir şekilde bizi izliyordu. Zerda burada değildi. İnsan içine pek çıkmıyordu. Burada olsun ister miydim bilmiyorum ama herkes buradayken onu aile dışında tutmak haksızlık gibi geliyordu.
Aklım Mir'de kalmıştı. Ne yapıyordu? Neden aklımdan çıkmıyordu. Ben neden Mir'i bu kadar merak ediyordum ki? Kabul ediyorum. Ona çok alıştım ama bu bir sebep olarak yeterli miydi?
Abim benden ayrıldığında alnından öptü. Yatağımın yanındaki koltuğa geçmiş ellerimi sıkı sıkı tutmuştu. Bir daha elimi tutamazsa korkusu vardı. Elleri titriyordu. Buradan anlıyordum. Doktor gelip, son durumumu kontrol edip dinlenmem gerektiğini söyledi. Bende biraz uyumak istediğimi söyledim. Gözlerimi kapatıp kendimi karanlığa bıraktım.
........
Yazar Ağzından:
İhra Nova gözlerini kapatıp uyumuştu. Aklında Mir vardı. Mir'in de aklında İhra Nova ve canını yakanlara vereceği ceza vardı. Mir pek sık yaşanmasa da bazı durumlarda verilecek cezayı kendi elleri ile kesiyordu. Şu an girdiği mağarada bağırışlarını duyduğu adama yapacağı gibi kendi elleri ile cezayı kesiyordu.
Mağaranın tam göbeğine geldiğinde çarmıh benzeri yapıya elleri ve ayakları bağlanmış adama baktı. Adamı bağladıkları yapının çapraz bir şekilde dönük olduğu duvara baktı. Gözlerinden geçen garip bir ifade vardı. Yakın koruması olan Cesur'a bile geri adım attıracak bir bakıştı.
Arkalarından gelen adım sesleri ile ağır ağır gözlerini yumdu. Gelen adam elindeki kovayı ve kutuyu yere bıraktı. Mir gözlerini açtığında direk karşısındaki adamın gözlerinin içine baktı.
-"Merhametin var mı?"
Adam karşındaki adamın duruşundan ürkmüş ve sesindeki o sakin ama kıyameti andıran tınıya dikkat kesilmişti. Vereceği cevabın karşısındaki adamın bir sonraki adımını belirleyeceğinin farkında iki dakika kadar sustu.
-"Merhametim olsa ne, olmasa ne? Bu seni ne kadar ilgilendirir Mir ağa?"
Mir'in rahat duruşu saniyesinde dağılmıştı. Bir vahşi hayvan iç güdüsü ile karşısındaki adamın boğazına parmaklarını doladı. Tuttuğu yeri acımadan parçalamak ister gibi sıkıyordu. Adamın yüzündeki damarlar kendini belli etmeye başladığında durdurmaya imkanı yoktu. Mir bunun bilincinde yavaş yavaş acı çektiriyordu.
-"Senin o tartsan bir gram gelmeyecek beynin ile tuttuğun o adam var ya! Benim karımı vurdu lan! Benim karımın canını yaktı. Şimdi söyle ben onu öyle gördüğümde her saniye nefes alamıyorken sen niye gereksiz oksijen israfı olasın ki? Senin neden nefesini kesmeyeyim!"
Mir'in aklına İhra'nın o yerde kanlar içerisinde olan hali geldikçe içindeki canavar kendini belli ediyordu. Elini adamın boğazından çektiğinde adam öksürükler içinde titriyordu. Cesur yanındaki adama işaret verdiğinde buzlu su dolu kovayı adamın başından aşağı döktü. Adam yaşadığı ani sıcaklık değişimi ile haykırarak bedenini sallıyordu.
Arkasını dönüp yerdeki kovaya ilerledi. Kovada tebeşir tozu ile yıkanınca çözünen özel bir boya vardı. Boyanın kapağını açıp yerdeki fırçayı içine batırdı. Adam da bu sırada sakinleşmişti. Mir boyalı fırçayı duvara sürerek bir darağacı çizdi. Adam anlamayan gözler ile ona sırtı dönük adamı izliyordu. Mir darağacının altına yedi adet çizgi attı.
Oyun sırası Mir'e geçmişti. Mir'in en sevdiği oyun adam asmacaydı. Fakat bu kağıt üzerinde oynanan bir oyun değildi. Kanla ve canla oynanan bir oyundu. Kazanan hep belliydi. Kaybeden ise bir daha asla kazanamayacaktı.
Gözlerindeki karanlık bakışları adamın gözlerine dikti. Elindeki fırçayı Cesur'a uzattı. Cesur fırçayı alıp duvarın yanında durdu. Mir bu sefer yerdeki kutuyu açtı. Lacivert kartların bulunduğu kutudan rastgele yedi adet kart seçti. Kartlar iki parçadan oluşuyordu ve bu parçalar bir bağlama aparatı ile birbirine bağlanmıştı. Sırası ile yedi çizginin altına yedi kartı yerleştirdi. Bunlar ünlü kartlardı. Mir, her haddini aşan kişiye ders verirdi ama lacivert kartlar ortaya çıkıyorsa bu kıyamet demekti.
-"Yedi harfli bir kelime hayatını kurtarman için sana bir şans verecek. Bildiğin her doğru acısız bir ceza demek!"
-"Peki yanlış cevap verirsem? O zaman ne olacak?"
-"Oyna ve gör! Bir bir parçalara ayrılacaksın! Benim canımın canını acıttığın gibi acıyacaksın!"
Adam derince yutkunmuştu. Bu adamın aklının bir sınırı yoktu. Onu çok hafife almıştı. Kendisi sadece bir piyondu. Asıl uyuşturucu kaçakçısı kendisi değildi. Bunu ona söyleyemezdi. Söylerse mahvolurdu. Mecbur ayak uyduracaktı. Başını salladığında Mir adamın asıldığı yerin yanında durdu. Eli ile oyunu gösterdiğinde adam bir iki dakika kadar düşündü. Sesli harfler ile başlamayı her zaman stratejik bir adım olarak gördüğü için ilk bu harflerden başladı.
-"A harfi!"
-"Dördüncü harfe yaz. Kartı oku!"
Cesur dördüncü çizginin üzerine harfi yazdı ve altındaki kartı çekti. Mir'e baktığında Mir başını eğip onay verdi. Cesur kartı açıp okudu.
-"Patlamalar ışık saçtığında, bir günah daha aydınlanır."
Mir ellerini birleştirip adama döndü. Harfi o seçmişti. Ceza da belliydi. Şimdi o cezayı ne üzerinde uygulayacağını seçmeliydi. Anlamaz bakışlar atan adama bunu sormak da ona düşüyordu.
-"Araba mı yoksa asma bahçeleri mi?"
-"Ne arabası ne bahçesi? Ne diyorsun!"
-"Diyorum ki araba mı patlasın yoksa asma bahçelerin mi patlasın! Karar ver! Yoksa ikisi de patlayacak! Üç, iki, bir!"
-"Araba ulan, araba! Bahçelerime dokunma!"
Patlayacak olan bir araba ise sorun yoktu. Aslında adam öyle sandığı için çok da sorun görmüyordu. Bilmediği bir şey vardı. Bu gece kendine göre kurduğu uyuşturucu saltanatı yıkılacaktı!
Mir duyduğu ile memnun bir şekilde gülümsedi. Duvarın adam asmaca yanındaki boş kısmına projektör ile ışık yansıtıldı. Mir diğer yakın koruması olan Paşa'ya mesaj attı ve bir görüntülü arama başlattı. Duvarda adamın araba galerisi görünüyordu. Adam dinamit yerleştiren adamları gördüğünde gözleri fal taşı gibi açıldı. Başını iki yana salladığında olacakları anlamıştı. Bir iki araba değil bu adam tüm galerisini patlatacaktı!
Mir ekranda onu izleyen Paşa'ya işaret verdiğinde tüm adamlar patlamanın şiddetinden etkilenmeyecek kadar uzağa geçtiler. Paşa elindeki, dinamitlere bağlı kumandaya bastığında tüm bina ve içindeki arabalar paramparça olmuştu. Alevlerin yansımasını adamın siyah göz bebeğine bakarak keyifle izleyen Mir görüntüyü kapattı.
-"Sıradaki harfi söyle!"
Adam el mecbur düşündü. Böyle burada bağlı olmak onu küçük düşmüş hissettiriyordu.
-"E harfini seçiyorum! Lanet olsun!"
Bunu duyan Mir'in keyfi yerine geldi.
-"Altıncı harfe yazılacak ama bu sefer ceza yok! Sıradaki harfi seç!"
-"K harfi!"
-"İyi gidiyorsun. O bit kadar beynin şerefsizlikten başka işe de yarıyormuş. Mesela şerefsizliğin yüzünden düştüğün durumdan seni çıkarmaya!"
-"Lanet olsun! Yeter zaten milyonlarım gitti! Daha ne istiyorsun!"
Mir'in, adamın sesini duymaya bile tahammülü yoktu. Rahat tavrı yüzünde yerini korurken elleri de karşısındaki adamın omzunu bulmuştu. Baş parmağı ile köprücük kemiğine baskı yapıyordu. Adam yüzünü buruşturmuşken onun susması ile Cesur'a seslendi.
-"İlk harf Cesur'um! Yaz yerine ve iki cezayı peş peşe aç! Madem insaf ettim ama kabul etmiyorsun o zaman cezanı çek!"
Cesur harfi yazdı ve yine altındaki kartları açtı. İlk kartı okuduğunda Mir'in önceden bu kartı seçtiğini anladı. Uzun zamandır onunla beraberdi ve onu çok iyi tanıyordu. Kartı okuduğunda adamın yüzünün alacağı hali merak ediyordu.
-"İhanet eden ihanet bulur!"
-"Bir bakalım mı ihanet sayabileceğimiz neler varmış? Ne dersin?"
Adamın yüzü aynı ifade ile duruyordu fakat göz bebekleri titremişti. Mir adamı biraz araştırdığında kadınlara olan düşkünlüğü gözüne çarpmıştı. Bir günde üç ayrı kadın ile olan fotoğrafları eline geçmişti.
-"Beni nasıl buldunuz! Belki ben aradığınız adam değilim! Nereden tanıyorsunuz beni, söyleyin!"
-"Önce o sesini bir kıs! Ben kısarsam bir daha çıkmaz! Nereden bulduk seni biliyor musun? Sen kaçarken peşinden adam gönderdim. Benim karım orada can çekişirken sen öyle izini kaybettiremezsin! Yerde düşünmeden öldürdüğün adam ile konuşmuşsun. Numarandaki son konumu bulduk. Sonrası çorap söküğü gibi geldi."
Cesur Mir'in konuşması bitince telefonunu ona uzattı. Mir telefonu alıp ekrana baktığında yüzünü iğrelti ile buruşturdu.
-"İkinci cezayı da aç Cesur'um! Bakalım ikinci cezası ne olacak."
Cesur ikinci cezayı açtığında bu ceza hoşuna gitmişti.
-"Bazen kendini kral sanan krallar da şaklaban olur. Getireyim mi abi?"
-"Zevkine güveniyorum koçum!"
Cesur cebindeki ikinci telefonu çıkarıp bir yere mesaj attı. Birazdan çok eğleneceklerdi. Mir eğlenceyi başlatan oldu. Elindeki telefonda bulunan numarayı görüntülü aradı. Telefon açıldığında karşısında otuzlu yaşlarında esmer bir kadın vardı. Kadın karşısında yabancı bir adamı görünce tedirgin oldu. Mir kadını korkutmamak için yüzündeki kıyamet ifadesini biraz da olsa yumuşattı.
-"Selamünaleyküm! Ben Mir Mirhanoğlu. Size uzatmadan durumu açıklayacağım. Kocanız olacak adam şu an elimde ve karşımda duruyor. Bana bir hata yaptı ve onun cezasını çekiyor. Bu cezalardan biri de sizin ile ilgili olduğu için sizi rahatsız ediyoruz."
Kadın Mir'in dedikleri ile daha da tedirgin olmuştu. Korkudan titremeye başlamıştı. Daha yeni kocasının araba galerisinin patladığını kendi gözleri ile görmüştü. Şimdi ise karşısındaki bu yabancı adam kocasının elimde olduğunu ve onu cezalandırdığını söylüyordu.
-"Benim kocam ne yaptı? Ne yapacaksınız ona, lütfen bırakın onu!"
-"Bakın, çocuğunuz yanınızda ise uzaklaştırır mısınız? Duyacağı şeyler psikolojisini kötü anlamda etkileyebilir."
Mir ekrandaki kadının başını sallayıp bakıcı ile oğlunu odasına gönderdiği anı sessizce izledi. Bu sırada da Cesur elinde büyükçe bir kutu ile içeriye girmişti. Yüzünde bir şeyler olduğunu gösteren bir bakış vardı. Çok geçmeden de ağzındaki baklayı çıkardı.
-"Abi, yenge burada olduğunu duymuş. Engel olamamışlar. Yoldaymış. Bizim çocuklar peşindeler."
-"Çok dikkatli olsunlar. Bir saç teline zarar gelirse kendi mezarlarını kazsınlar!"
-"Oğlumu bu işe karıştırmayın!"
Bir anda kadının konuşması ise Cesur'a susmasını işaret etti. Kadına döndüğünde ilk bakışındaki korkunun yanında gözlerinde başka bir duygu daha vardı: Annelik cesareti...
-"Kim ne yaptıysa, yaptı! Benim evladımın, evlatlarımın bir suçu yok Mir bey! Şimdi söyler misiniz. Size karşı işlenen suç ne?"
Tam o anda kapı iki yana açıldı. Kapının iki yanındaki korumalar içeri giren dört kadın ile başını yere eğdi.
İhra Nova Zadeoğlu ve beraberinde Mirhanoğlu kızları girdi. İhra Nova odaya girdiği anda Mir için sanki oda tertemiz havası ile bir ovaya dönmüştü. Nefes aldığını hissetmişti. İhra Nova için ise tam tersiydi. Gördüğü manzara ile kanı donmuştu. Mir'in yanındaki adama ve asıldığı darağacına bakakalmıştı. Duvardaki adam asmaca çizimi ve yanındaki Cesur ayrı bir konuydu.
Mihrimah ve Mihri yengelerinin yanında alışmışın dışındaki bu cezaya ağızları açık bakıyorlardı. Bir iki kez abilerinin bu deli hallerine tanık olmuşlardı fakat böylesini onlar da ilk defa görüyorlardı.
-"Mir bey neden sustunuz?"
Kadının sesi ile herkes kendine geldi. Mir gözlerini karısından ayırmadan cevabı buz gibi sesi ile cevapladı.
-"Karımın canıma kast etti. Onu vurdu, kanını akıttı, canını yaktı! Benim nefesime el uzattı! Benim mahremime, helalime zarar verme cürretini gösterdi. Bizim bölgemize o lanet zehri sokmaya çalıştı. Bizim evlatlarımızın, annelerimizin, babalarımızın ailelerinin mutluluğuna göz dikti. Küçücük çocukların kanına girmeye çalıştı. Daha saymamı ister misiniz?"
Kadın duydukları ile ağlayarak başını iki yana sallıyordu. Kadının görüntüsü duvara yansıdığı için herkes görüyordu.
Biraz sonra kadın duvara yansıtılan video ve fotoğraflar ile yıkılma noktasına gelmişti. Duvarda adamın başka kadınlar ile olan uygunsuz videoları ve fotoğraf vardı. Bu bir kadın için çok küçük düşürücü olabilirdi ama Mir'in karşısında gözünü açması gereken bir kadın vardı. Bu bazen şefkat ile açılırdı. Bazen ise şimdi olduğu gibi seni yıkarak gösterirdi.
Kadının içi acıyordu.
Bir insanın kalbi değil içi acır mıydı?
İçinde bir yerler kopar mıydı?
Bu kadının şu an içinde bir yerler cayır cayır yanıyordu.
-"Allah'ım! Allah'ım ben nasıl bir adamla evlendim. Lütfen polise teslim edin. Yalvarırım öldürmeyin, ölmeyi hak ediyor ama öldürmeyin. Evlatlarımı o olmazsa büyütemem. Ailem, arkadaşım, kimsem yok. Evden atarlar beni, yapmayın. Altı aylık hamileyim ve bir de oğlum var. Ben onlara ne diyeceğim... Ya Rabb'im! Yanıyorum, duy feryadımı! Allah'ım!"
İhra kadının ağlaması ve yalvarışına daha fazla kayıtsız kalamamıştı. Kızların yardımı ile Mir'e doğru adım attı. Canı acıyınca yüzünü buruşturdu. Mir hızla karısına doğru gitti ve kadraja İhra'yı da aldı. İki kadın bir süre göz göze durdular. Kadın İhra'nın kızarmış yanağına, yara olmuş dudağına baktı.
-"Beni bu hale o getirdi. Hiç düşünmeden, gözünü bile kırpmadan beni iki defa vurdu. Yanındaki adamı konuşmasın diye öldürdü. Onlarca çocuğun, ailenin sağlığına göz dikti. Sen hala bu adamı mı düşünüyorsunuz demeyeceğim. Bak ben doğunun hanım ağasıyım. Adım İhra Nova Zadeoğlu. Yanımdaki de doğunun baş ağası Mir Mirhanoğlu. Eğer ben tek başıma iki çocuğa bakamam onları koruyamam diyorsan benim bir kadın sığınma vakfım var. Çocuklarını da al gel yanıma ya da biz gelelim. Bizzat seni alıp kendim yerleştireceğim. Çocuklarının okulundan tut her şeyi ile ben ve vakıf ilgilenecek. Vakıftaki kadınlar vakıf içerisinde benim moda tasarım şirketimde tasarlanan kıyafetlerin ham maddesini ve ya işleme, nakış gibi işlerini yaparlar. Maaşları var yani demek istediğim. Çoculara her türlü imkan sağlanıyor. Üst düzey güvenlik de mevcut. İçeriye asla erkek girmiyor. Vakıf evi gizli bir yerde ve belli başlı kişiler dışında kimse yerini bilmiyor. Şimdi karar senin! Bu adamı babaları olarak bu sabilere tanıtacak ve korku ile mi yaşayacaksın. Yoksa yanıma gelip çocuklarının geleceğini kurtarıp onlar için mi yaşayacaksın."
İhra Nova kadının gözlerinde bir parıldama gördü. Aynı adı gibi kadının gözlerinde sanki aniden bir yıldız belirdi. Nova; hiç yokken aniden yeni görünen yıldız demekti. Şimdi İhra Nova'nın adı bir kadının daha gözlerinde yer edinmişti.
-"Evet, gelmek istiyorum. Lütfen, tek isteğim çocuklarım iyi olması ve onların geleceklerini kurtarmak. Ben onlara başka annelerin çocuklarını zehirleyen bir babaları olduğunu açıklayamam. Ama kimseyi gönderme olur mu? Siz gelip alın bizi İhra Nova hanım?"
-"Tabi ki... Bizzat gelip seni ve evlatlarını alacağım. Şu saatten sonra benim korumam altındasınız. Size yapılan bana yapıldı sayılır. Adın ne senin?"
-"Yaren benim adım. Teşekkür ederim. Yine de onu öldürmeyin olur mu? Hiçbir insanı öldürmeye değmez. Nefesi veren Allah, alacak olan yine Allah. Onlar kendi ahiretlerini zaten yakmışken sizinde ahiretinize sıçramasınlar."
Mir ve İhra Nova o an bilmeseler de aynı şeyi düşünüyorlardı. Mir'in küçücük bir çocukken zaten bir canı aldığını düşünüyorlardı. Bilmedikleri şey ise kaderin her zaman göründüğü gibi işlemediğiydi. Bazen gözün gördüğü yalan, görmediği gerçek olurdu. Bazen bir hata kurtuluş, bir iyilik ölüm olurdu.
Sıra Cesur'un en sevdiği kısma gelmişti. İkinci cezayı açma gereği duymadı. Mir'in gözlerine bakıp izin istedi. Mir İhra'nın gözlerine bakıp izin istedi. Patron o idi. O ne derse o olacaktı. İhra Nova ne olacağını kestiremese de şu ana kadar adama fiziki hiçbir zarar verilmediği için izin verdi. Yaptıklarının yanında ne yapılsa az kalırdı. Merakla Mir'in onu ve kızları bir sandalyeye oturtması ile olanları izledi.
Mir'e göre bir insanı yok etmek candan geçmedi. O birini öldürmeden veya kanını akıtmadan o kişi bitirebilecek zekaya sahipti. Kimi insan malına düşkündü kimisi eğlencesi olan hobilerime ve daha nice seçenek vardı. Bu adamın ise en büyük düşkünlüğü arabaları, malı ve kadınlardı.
Bütün kartlar artık açıktı. Sırada ikinci ama yıkıcı darbe vardı. Bunun için iki adam ellerinde beyaz bir perde alıp kadınların görüş alanını kapattı. Kızlar itiraz etse de İhra Nova onları susturdu. Belli ki görmemeleri gereken bir şeydi. Yoksa Mir onları buradan göndermek yerine durmalarına izin verdiği gibi bunu da izlemelerine izin verirdi. Tamamen gizli bir iş çevirseydi şu an da burada olamazlardı.
Birkaç dakika sonra karşılarındaki adamın itiraz bağırışları mağara odayı doldurdu. Ne olduğunu çok merak eden kadınlar yerlerinde duramıyorlardı. Fotoğraf makinesi de işin içine girince hepten merakları artmıştı. Yaklaşık yarım saat sonra Cesur yüzündeki huzurlu ve galibiyet barındıran gülümsemesi ile kadınların yanına gitti. Kendini yere attığında kızlar onun haline güldü. İhra Nova ise Mir'in yanına gitmek istiyordu. Çok geçmeden ortalık toparlanmış ve adam bir sandalyeye sıkı sıkı bağlanmıştı. Mir emniyet müdürlüğünden tanıdığı başkomiseri arayıp olanları ve adamın yerini bildirdi.
Oyun bitti!
Adam asmacada bir tek baş kaldı.
Bu sefer baş ayakların değil, aklının cezasını çekecekti.
Mir İhra'nın yanına gittiğinde eğilip onu oturduğu yerden alnından öptü. Kokusunu özlemişti. Mir düşüncesiz veya dar görüşlü bir adam değildi. İhra'ya çekildiğinin farkındaydı. Hayatının merkezine koymaya başladığı bu kadına çok bağlanmıştı. İki üç saat bile onun kokusuna özlem duymasına sebep olmuştu. Ya ona bir şey olsaydı? O zaman ne yapardı?
İhra'ya yardımcı olup onu kaldırdı. Yeni ameliyattan çıkmış bir de onun peşine yollara düşmüştü. İkinci adımda tuttuğu belin gerildiğini fark eden Mir canı yansa da ses etmeyen bu kadının karşısında kedere boğuldu. İhra Nova gerçekten Doğu kadınlarının bir vücutta toplanmış haliydi.
Kedere de boğulsa, acıyla da sınansa, alev alev de yansa, yüreğine kızgın şişler de sokulsa, evi ocağı da harabe olsa susan, şükür eden, dua eden, yüzünde gülümsemesi solmayan hep kadınlar değil miydi?
Adam yanındaki kadına baktı. Canı acıyordu ama susuyordu. Şimdi kafasını kaldırıp adamın yüzüne baktığımda yine gülümsüyordu. Bu kadın gerçek anlamda bir hanım ağaydı.
İhra'nın bacaklarının altından kollarını geçirip onu kucağına aldı. Bundan sonra tek başına yük taşımak yoktu. Onlar bir aile olacaklardı. Mir bir karar vermişti. Bu yüreği temiz kadın ile bir yuva kuracaktı. Ona hak ettiği değeri verecek ve esaret vermeyecek, özgürlük sağlayacaktı. O İhra Nova Mirhanoğlu olacaktı. Mir'in eşi, konağının, aşiretinin hanım ağası olacaktı.
İhra Nova sorgulamadan başını adamın göğsüne yasladı. Kulağının altında atan kalbi dinledi. Düzensiz kalp atışları yaşadıkları adrenalin yüzünden olduğunu sanıyordu ama yanılıyordu. İlk defa kördü. Ona karşı başlamış olan hislere kördü. Gözleri ağır ağır kapanıyordu ama uykuya direniyordu. Mir mağaradan çıkmış ve toprak yolda kollarında karısı ile yürüyordu. Karısının esnediğini fark etmişti. Genelde yeğenine mırıldandığı "Bu Tepe Pullu Tepe" türküsünün melodisini mırıldanıyordu. İhra başını daha rahat bir şekilde Mir'in göğsüne yasladığında Mir'in kalp atışlarının farkında değildi. Huzurla ama anlamadığı bir hisle kalbi istemsiz hızlı hızlı atıyordu.
Arabanın kapısını açan Cesur'a gözleri ile teşekkür edip arka koltuğa önce İhra'yı oturttu sonra kendisi oturdu. İhra'nın başını alıp yine göğsüne koydu. Kolları ile de ona sarıldı. Cesur arabayı çalıştırdığında Ferah Zeydan'ın "Bir gün geçse bir gün geçmez, ben affetsem seni aşk affetmez!" sözleri arabayı doldurdu. Sesi kısıp yola koyulan Cesur'un bile gördüğü arkadaki çiftin uyumuydu. Mir'in yaşadıklarına çoğu zaman şahit olmuştu. İhra Nova, ona iyi gelecekti, geliyordu. Herkes bundan emindi. Şoför bölümü ve yolcu bölümünü ayıran paravanı kapattı. Baş başa kalmak isterlerdi.
Yol akıp giderken Mir kollarındaki bedenin ona verdiği huzur ile oturuyordu. Karısı soru sorana kadar da İhra'ya kendini nasıl tam olarak affettirebileceğini düşünüyordu.
-"Mir, orada ne yaptınız? O adama ne oldu?"
-"Aklındaki düşünceyi biliyorum. O adama fiziksel hiçbir zarar vermedim. İhra'm, ben canavar değilim be kızım! Cani de değilim. O adamın canını alsam ne olacak almasam ne olacak. Alacağım şey gururu oldu. Cesur ona kimsenin görmesini istemediği bir huyunu kılıf olarak giydirdi. Yanında olan kadınlara karşı bir kostüm fantezisi vardı. Cesur da ona en sevdiği kostümü yani dansöz kostümünü uygun gördü. Adama kostümü giydirip fotoğraf ve videolarını kolaj yaptık. Diğer kadınların yüzü gizlendi ve bizim çektiğimiz görüntüler ile birlikte sosyal medyada paylaşıldı. Savcılık da bizden hemen sonra onu bağlı şekilde tutukladı. Tek suçu yuşturucu değildi. Fuhuş ve kadınlara yönelik cinsel saldırı suçlarından hüküm yiyecek. Elimden geleni yapıp o adamı cezaevine göndereceğim. Sende dediğin gibi kadına destek vereceksin. Hem bir pislikten kurtulacağız hem de bir kadın ve çocukları daha huzura erecek."
İhra Nova içten içe sevinse de bir anlık aklıma gelen düşünce için utandı. Oda Mir'e minnetle sarıldı. Bu sarılma onun işlerine çomak sokmak yerine, o kadına yardım ettiği için, gururlu bir bakış ile gözlerine bakan adama bir teşekkürdü. Sanırım artık hep böyle olacak diye düşündü. İhra Nova, Mir'in bu halini ilkte bir garip karşılasa da çok sevmişti. Üstelik ne kadar hatalı olursa olsun bir cana kıymadığı için de onunla gurur duymuştu. Huzurla Mir'e şarkısını mırıldandı. Yol bir saat kadar sürecekti. Vakit geçirmiş olurlardı. Telefonunu cebinden açıp Mir'in bakışları altında kaydettiği şarkısını açtı. Gelinliği ile uğraşırken aklına gelen sözleri yazmıştı ve ortaya bu şarkı çıkmıştı. Daha tamamlamamıştı ama Mir'e birazını söyleyebilirdi.
(Jiyanê şansek din da min)
Bir şans daha verdi hayat bana,
(bi çavekî reş)
Bir kara göz ile.
(Min kûr li çavên wê nihêrî)
Baktım gözlerine en derinine,
(Min zarokekî veşartî dît)
Gizlenmiş bir çocuk gördüm.
Sözlerden daha fazla söylemedi ama melodi telefonda devam etti. İhra Nova, başını kaldırdığında ışıl ışıl bakan bir çift zifiri ile karşılaştı. Büyülenmiş gibi bakıyordu. İhra Nova kabullenmek istemiyordu ama Mir'in bu haline çok alışmıştı. Yüzleri çok yakındı ve İhra Nova utansa da Mir'i yanağından öptü. Dini nikahı olduğu için bu öpücüğü çok görmüyordu. Yoksa asla bu yakınlığa izin vermezdi. Çekildiği gibi başını yine kocasının göğsüne koydu. Mir gülerek karısını başından öptü. Kelebek şeklindeki kıskaçlı tokasını açıp upuzun kıvırcık saçlarını serbest bıraktı. İhra Nova'nın işine gelmişti çünkü kıpkırmızı olan yanaklarını gömdüğü göğüs gizlese de kulakları kendini ele veriyordu. Şimdi saçları da kulaklarını gizliyordu. İyice arasında olduğu kollara yerleşti ve derin bir uykuya daldı. Mir ise tüm yol boyunca karısının saçlarını okşayıp onun huzurlu bir uyku çekmesine yardım etti.
Size diyeceğim şu ki sevgili okuyucum, insanoğluyuz hata yaparız. Mir de hata yaptı ama hatasını da fark etti. Açtığı yaraları sarıyor ve sarmaya da devam edeceğine söz veriyor. Sizde hata yapmaktan çekinmeyin ama farkına vardığınızda da telafi edin.
Vesselam...
.........27. Bölüm Sonu.........
🦋 Heyyoooo! Naber ballarım! Bölüm nasıldı? Bu sefer uzun bir bölümle geldim. Kendimi kaptırıp da yazınca 5000'e yakın bir sayı ile karşılaştım.
🦋Sizleri çok seviyorum. Biliyorsunuz değil mi? Sizin için yazmayı da çok seviyorum. İyi ki varsınız!
Yeni bölümlerde görülmek üzere...
Yağmur Özcan
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.38k Okunma |
861 Oy |
0 Takip |
28 Bölümlü Kitap |