25. Bölüm

2.3

Z. Nesa
z.nesa_

Herkese merhaba, nasılsınız?

Uzun bir zaman oldu ben bölüm atmayalı ve hatta yazmayalı farkındayım.

Elimden geldiğince sizlere haber vermek için duyurular paylaşıyordum ancak bölüm yazmaya fırsat bulamıyordum.

Yeni bölümü sizlerle buluşturup diğer bölümü yazmaya gidiyorum.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayalım lütfen.

Keyifli okumalar.

Sevmek ne demekti?

Herkese göre tanımı değişirdi.

Bana göre sevmek; gördüğün kişinin karşısında kalbinde hissettiğin o minik çarpıntıydı. Dudaklarından eksik olmayan gülümseme ve içinde uçuşan kelebekler sevmek demekti.

Sevince ve sevilince çabucak akan günlerin içindeydim. Geçen bir haftanın her günü parmağımda olan yüzükten bakışlarımı ayırmıyordum. Her baktığımda yüzümdeki alık ifade artıyor, dudaklarım sürekli iki yana kıvrılıyordu.

"Kızım hadi, biraz hızlı ol. Yetişmeyecek akşama kadar!" yüzüğümde olan bakışlarımı çekip su dolu kovanın içindeki bezi sıkıca tutup sıktım.

"Anne buraları dün temizlemiştim zaten. Niye bir daha siliyorum?" dediğimde ellerini beline koyarak bana döndü.

"Bu yazın günü her yeri açık bırakıyoruz toz oluyor bir günde. Ayrıca akşam Gece ve ailesi gelecek. Temiz olmak lazım." hafifçe gülüp yeniden elime aldığım bezi pencereye bastırıp silmeye devam ettim.

Bütün evi baştan aşağı silmiştik. Hazırladığımız yemekler dolaptaydı. Babam ise temizlikten kaçmaya çalışmış annemin radarından çıkamadan yakalanmıştı.

Geçen dakikalarda biten temizliğin verdiği huzurla duşa girmiştim ama annemin hızlı ol nidalarından dolayı hızlıca çıkmak zorunda kalmıştım.

Üstüme giyindiğim krem rengi dizlerimin üstünde biten elbisenin dekoltesi yoktu. Aile tanışması için ideal olduğunu düşünüyordum. Annemle babam hazırlanıp oturma odasına gitmişlerdi. Bense aynadan kendime bakıp duruyordum. Parmağımdaki yüzüğün üstüne düşen ışık hüzmeleriyle parıldadığında ona bakmadan edemiyordum.

"ŞAFAK! GELDİLER, İN ARTIK AŞAĞIYA!" gözlerim irileştiğinde topuklu ayakkabılarımla hızlı bir şekilde aşağı inmeye çalıştım.

"Bu kadar çabuk gelmeleri imkansız!" dediğimde portmantonun aynasından son kez kendime bakıp hafifçe öksürerek boğazımı temizledim ve kapının önüne geçip yavaşça açtım. Karşımda gördüğüm sima beklediğim birisine ait değildi ama özlediğim birisine aitti.

"SÜRPRİZ!" kollarını yukarı kaldırarak bana doğru ilerleyen Yeter'in arkasında Burcu ve Aysel abla vardı.

Yüzlerindeki gülümsemeyle bana bakıyorlardı.

"İnanmıyorum! Geldiniz mi gerçekten?" deyip kollarımı Yeter'e doladım. "Hani dükkanda işler yoğundu?" deyip Burcu'ya ve Aysel ablaya baktım. İkisi de aynı anda gülüp bana sarıldılar sırayla.

"Azıcık yalan söylemiş olabiliriz." baş ve işaret parmağının arasında küçük bir boşluk bırakıp bana gösterdi. "Bu kadarcık." dediğinde gülmeden edemedim.

"Hadi içeri geçin. Birazdan gelirler." annemin konuşmasıyla içeri geçip kapıyı kapattık. Kızlar çantalarını ve getirdikleri diğer eşyaları benim odama götürdüğünde ben kapının önünde beklemeye devam ettim. Telefonuma gelen bildirim sesiyle olduğum yerden ayrılıp telefonuma baktım.

Gece'm: Mahalledeyiz

Derin bir nefes alıp telefonu aldığım yere bıraktım ve yeniden kapının önüne gittim. Aynadan kendime bakıp elbisemin eteğini düzelttim. Aysel ablanın bende olan bakışları ve dudaklarındaki imalı gülümsemenin anlamı aynıydı. Elinden ve dilinden kurtulamayacaktım, biliyordum.

Kulaklarıma dolan zil sesiyle olduğum yerde dikleştim. Bu defa sadece ben değil, annemde heyecanlanıp babamın kolunu tutmuştu. Yeter ve Aysel abla mutfak kapısının önünde duruyorlardı. Geldiklerinde fark etmemiştim ama onlarda şık giyinmişlerdi.

"Kızım aç şu kapıyı artık!" annem çemkirip bana baktığında terleyen ellerimi elbiseme silip kapıyı açtım.

En önde duran Gülsüm Hanım ve eşi Hasan Bey, arkalarında ise Gece ve Yağmur vardı.

Gülsüm Hanım yüzündeki gülümsemeyi büyütüp bize doğru adım attığında eşi de içeri girdi.

"Merhaba." Hasan Bey'in babamla tokalaşmasının ardından Gülsüm Hanım'da annemle selamlaştı. Karşımda duran Gece'yi bu kadar özlediğimi fark etmemiştim.

"Çok güzel olmuşsun." deyip çiçeği uzattı. "Hep güzelsin." dediğinde gülümseyip çiçeğe baktım. Kırmızı laleydi.

"Teşekkür ederim." dediğim sırada Yağmur'un öksürdüğünü duydum. Ona baktığımda dudaklarındaki küçük tebessümle karşılaştım. Gece ileri doğru gittiğinde Yağmur kollarını bana doladı.

"Merhaba yenge." hafifçe gülüp karşılık verdim.

Hep beraber oturma odasına oturduğumuzda Gece'nin gergin oluşunu hareketlerinden hissedebiliyordum.

Dün geceden beri sürekli stresli olduğunu söylüyordu. Aile tanışmasında bu haldeyse istemede nasıl olabileceğini düşünemiyormuş. Bu haline gülmek istemiştim ama kalabalık bir ortamda oluşum buna engel olmuştu.

"Tekrar hoş geldiniz." babam tekli koltuğa oturup gülümseyerek Hasan Bey'e bakıyordu.

"Hoş bulduk, nasılsınız?" Hasan Bey'in samimiyeti bana yaz akşamlarını anımsatıyordu. Gülsüm Hanım ise bir kış gibi soğuktu.

"İyiyiz, sizi sormalı." büyükler sohbete başlamışken ben çiçekleri odaya götürmek için oturma odasından çıkmıştım.

Bahçeye kurduğumuz masanın üstündeki tabaklar toz olmasın diye üstünü peçeteyle örtmüştük, Yeter'e peçeteleri kaldırmasını söyledikten sonra oturma odasına gidip masanın hazır olduğunu söyledim. Herkes ayaklanıp masaya geçtiğinde Gülsüm Hanım'ın dudaklarında memnun bir gülümseme oluşmuştu.

"Ellerinize sağlık, her şey çok güzel gözüküyor." Hasan Bey'in sözlerinin ardından annem elini omzuma koydu.

"Afiyet olsun, hepsini kızım hazırladı sizler için." demesinin ardından masanın etrafındaki sandalyelerde oturan herkesin bakışları bana döndü.

"Afiyet olsun." deyip yemekleri servis etmeye başladım.

"Yengemde pek hamaratmış." Yağmur önündeki çorbayı karıştırırken bana yandan bir bakış atıp güldü.

Gece ise gözlerini benden çekmeyip nereye gidersem gideyim bana bakmaya devam ediyordu. Babamın öksürüğünün ardından oturduğu yerde dikleşip önündeki çorba kasesine döndü.

Herkes sohbet etmeye başladığında babam, sanki hiç sormamış gibi, Gece'ye sorular sormaya başlamıştı. Bu defa Gece'nin cevaplarına ek olarak annesinin ve babasının cevapları da eklenmişti.

"Ben köyde büyüdüm Şemsi Efendi, okumayı bile zar zor öğrendim hiç okumayı falan da düşünmeye fırsatım olmadı. Askere gitmeden babam vefat etti. Kardeşlerime, anneme nasıl bakacağımı düşündüm ben. Okumak aklıma bile gelmedi." deyip Gece'nin sırtına bir kez hafifçe vurdu. "Ama evlatlarım, başımı yere eğdirmedi. Evelallah başarıyla tamamladılar okullarını." Yağmur'a baktı kısa bir an. "Yağmur'um da abisinin yolundan gitmek istediğinde çok sevindim." deyip Gece'ye döndü. "Çok şükür ikisi de kendi ayağının üstünde duruyor. Ölsem de gözüm açık gitmem bundan sonra."

"Allah gecinden versin." Gülsüm Hanım'ın duasına herkes amin diyerek cevap verdiğinde kısa bir an sessizlik oldu. Sessizliğin ardından konuşulan konu ben ve Gece'ydik.

Büyükler bizden fikir alarak isteme tarihini ve ondan önce kız tarafının da erkek tarafını ziyatret etmesi gerektiğini konuşurken heyecandan yerimde duramıyordum. Aysel ablanın bana attığı imalı bakışlardan kaçabildiğim kadar Gece'ye bakıyordum.

Gökyüzüne baktım yavaşça. Ay tüm yüzünü göstererek görsel şölen sunmuştu bize.

Yalnızlığa alışmıştım ben. Kırılan kalbim ve kimseye sunamadığım o güven Gece'ye mühürlenmişti.

Lotus değildim artık. Ruhum özgürlüğüne kavuşmuş bir kul gibi kanat çırparak uçuyordu.

.

.

.

2 Hafta Sonra

Hızlı bir şekilde ilerlediğimiz için kayıp giden ağaçların şekli gözümde birbirine karışıyordu. Arabanın camının kenarına yasladığım koluma vuruyordu esen rüzgâr. Batmak üzere olan güneşin ışıkları gözlerime vuruyordu ve ben gözlerimi kısıyordum.

Bursa'ya doğru ilerlerken vakit geçmiş ve akşam olmuştu. Arabadan inip gözlerimi etrafta gezdirdiğimde sol tarafımda bulunan evi gördüm. Buraya ilk geldiğimde gördüğüm manzara ve yaşadığım duygu karmaşası bir bir zihnime düştü.

"Şafak, hadi kızım." annem elinde tuttuğu baklava kutusunu babama verip yanıma geldi. "Bir şey mi oldu?" dediğinde kafamı iki yana salladım.

Beraber bahçeye girip kapının önüne geldiğimizde babam iki kez kapıyı tıklattı. Geçen birkaç saniyenin ardından kapıyı açan kişi Yağmur'du. Yüzündeki samimi gülümsemesi benim yüzüme bulaştığında bende tıpkı onun gibi gülümsüyordum.

"Hoş geldiniz!" şen şakrak sesi etrafımızda dolaşan gerginliği dağıtan bir pozitifliğe sahipti.

"Hoş bulduk kızım." babam ve annem benden önce içeri girip Gülsüm Hanım ve Hasan Bey ile selamlaşırken Yağmur kollarını bana uzattı.

"Yengeciğim hoş geldin." bende kollarımı ona doladığımda Gülsüm Hanım'ın gülümseyerek bana baktığını fark ettim.

"Hoş buldum canım, nasılsın?" dediğimde saçlarını omzundan geriye attı.

"İyiyim, dört gözle gelmeni bekledik." diyerek bana yaklaştı ve fısıldadı: "Özellikle annem, belli etmese de alıştı sana." bu söylediğine hafifçe gülüp ondan uzaklaştım. Hasan Bey'in ve Gülsüm Hanım'ın elini öpüp gösterdikleri oturma odasına doğru ilerledim.

Odaya girdiğimde beni karşılayan beyaz eşyalar içimi açmıştı.

"Ayakta kalma kızım, geç şöyle." Gülsüm Hanım'ın gösterdiği koltuğa oturduğumda annemler benim yanıma oturmayıp karşıma geçmişlerdi. Yağmur yanımdaki boşluğa oturduğunda gözlerim Gece'ye değdi. Kendisi koltuğa oturmayıp bir sandalyeye oturmuştu.

"Nasılsın Gece?" babamın sorusu üzerine Gece'nin dikleştiğini gördüm.

"İyiyim Şemsi amca, sen nasılsın?" babam kafasını aşağı yukarı salladı.

"İyiyim bende." deyip Hasan Bey'e döndü. "Kusura bakmayın, trafikten ötürü biraz geciktik. Kapıda söylemeye fırsat olmadı, şimdi söylemek en iyisi." Hasan Bey hafifçe tebessüm edip konuşmaya başladı.

"Lafı mı olur. Trafiğin herkese attığı kazıklar bunlar. Alışığız." dediğinde ortamda bir gülüşme peydah oldu.

Gece'nin bende olan bakışlarında bir duygu vardı. Özlemdi duygu. Kalbimde hissettiğim ve gözlerinde gördüğüm.

Annemin ısrarları üzerine aile tanışması olan bu günlerde bir araya gelmiyorduk. "Özlemek sevdayı diri tutar." diyerek bizi birbirimizden ayırmıştı ama bilmediği bir şey vardı.

Gece ile kapı komşusuyduk.

Yarın sabah erkenden yola çıkıp İstanbul'a dönecektik ikimizde.

Gece derin bir nefes alıp gözleriyle kapıyı gösterdiğinde alt dudağımı ısırıp büyüklere baktım. Hafifçe Yağmur'a dönüp sessizce tuvaletin nerede olduğunu sordum. İstediğim cevabı alınca ayağa kalkıp oturma odasından çıktım. Tuvalete doğru ilerlediğim sırada arkamdan gelen Gece'nin adım seslerini duyuyordum.

Tuvaletin kapısını açtığımda beni içeri itip o da peşimden içeri girdi ve kapıyı kapattı.

"Ne yapıyorsun?" dediğimde ellerini belime koyup beni kendisine çekti. Kafamı göğsüne yasladığımda dudaklarımda bir gülümseme peydah oldu.

"Çok özledim," çenesini başımın üstüne yasladığını hissettim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Öyle çok özledim ki hemen nikah tarihi alacağım!" dediğinde hafifçe güldüm.

Ondan uzaklaşıp gözlerine baktım. Yüzüme gelen saçlarımı nazikçe geriye itip kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Evlenmeye meraklısın sanırım?" deyip cevap beklercesine yüzüne baktım. Yüzünde bulunan çapkın gülümsemeyle birlikte sağ elini yanağıma bastırıp kafasını bana doğru eğdi. Dudaklarımda hissettiğim dudakları alışık olduğum bir duyguyu yansıtıyordu: Heyecan.

Davetsiz misafir gibi dudaklarımın arasına kayan dudakları yanaklarımın kızarmasına sebep oluyordu. Belimi yavaşça okşayan başparmağı tenimi yakıp kavuruyor, kıvılcımlardan yeni bir alev oluşturuyordu.

Kollarımı boynuna dolayıp ensesindeki saçları okşadığımda nefessiz kaldığım için dudaklarından ayrıldım ama belimdeki eliyle bedenimi kendi bedenine bastırdığında burnum burnuna çarptı. Dudaklarımdan istemsiz çıkan inlemeyle derin bir nefes aldı.

"Sessiz ol Şafak'ım." dudağımın kenarına küçük bir öpücük bıraktı. "Hayırsız evlat oldum bari hayırsız damat olmayayım!" dediğinde onların evinde yaşadığımız olay aklıma gelmişti. Kendimi aniden geri çekip aynaya döndüm. "Ne oldu?"

"Sus!" dağılan rujumu suyla temizleyip üstümü başımı düzelttim. "Yine yakalarlarsa bittik!" telaşlı bir şekilde kapıya yaklaşacağım sırada kapı tıklatıldı. Gözlerim irileşmiş, ağzım bir karış açılmıştı. Gece'ye yandan bir bakış atıp dudaklarımı kıpırdatarak konuştum. "Ne yapacağız?"

"Yengeciğim?" duyduğum ses Yağmur'a aitti. "İyi misin?" dediğinde derin bir nefes alıp Gece'yi kenara ittim. Kapıyı hafifçe açıp kafamı dışarı çıkardım.

"İyiyim, bir sorun mu var?" soruma karşılık sırıttı.

"Yok canım, ne sorunu olacak ki?" hafifçe kıkırdadı. "Abimi bulamadım da, bir bakayım dedim." deyip arkama baktı. "Boşuna saklanma abi, aynanın yansımasından gözüküyorsun." yeniden kıkırdadığında gözlerim irileşti. Gece arkamdan çıkıp kardeşine kaşlarını çatarak baktı.

"Ne istiyorsun?"

"Aşk olsun, ben çıkarcı biri miyim?" sol elinin işaret parmağıyla kendisini gösterip göz kırpıştırdı.

"Evet?" Gece'de aynı şekilde güldü. "Şimdi söyle, ne istiyorsun?" Yağmur düşünüyormuş gibi gözlerini kıstı.

"Geçen gün, vitrinde gördüğümüz çanta. Bence güzeldi, sence?" deyip göz kırptı. Gece derin bir nefes alıp gözlerini kısarak kardeşine baktı.

"Olan yine benim cüzdanıma olacak desene!" Yağmur omuz silkip kıkırdadı ve saçını savurarak içeri gitti. "Her şey senin için güzelim!" deyip telefonunu çıkardı. Gördüğüm kadarıyla kardeşinin hesabına para gönderiyordu.

"Gece, Şafak!" Gülsüm Hanım'ın seslenmesiyle oturma odasına ilerledim. Gece'de arkamdan gelirken elimi sallayıp gelmemesini işaret ettim.

"Efendim Gülsüm Hanım?" dediğimde kaşlarını çattı.

"Yakında evleneceksiniz hâlâ hanım mı diyorsun bana?" kafasını iki yana salladı. "Olmaz böyle!" hafifçe tebessüm etti. "İstediğin gibi seslen ama hanım olmaz." dediğinde kıkırdadım.

"Peki Gülsüm teyze." dememle dudaklarında istediğini aldığına dair zafer gülümsemesi oluştu.

"Ne kaynatıyorsunuz bensiz?" diyerek odaya giren Gece'yi gören babam ve Hasan amca, hızlıca onu yanlarına çağırıp konuşmaya başladıklarında konunun isteme tarihi olduğunu anladım.

"Vallahi çocuklar, biz size bakıyoruz. Siz hangi gün, hangi saat olsun derseniz ona kabulüz. Öyle değil mi Hasan?" babam elini yanında oturan Hasan amcanın dizine koyup iki kez hafifçe vurdu.

"Öyle tabi, düşünüp taşının. Sizin gönlünüzden hangisi geçiyorsa o olacak." deyip babama destek verdi.

"İlk önce İstanbul'a gidip işlerimizi halletmemiz gerekiyor." Gece bana dönüp sözlerini söylediğinde kafamı aşağı yukarı sallayarak onayladım.

"Evet baba, uzun zamandır pastaneye gitmedim. Yolunu bile unutmuş olabilirim." dediğimde odada bulunan herkesten kısa bir gülüş duydum.

"Tamam o zaman, gidin işinizi halledin. Güne karar verince bize de haber edin ki hazırlıklarımızı yapalım." Gülsüm teyzenin sözlerini annemde onaylayınca derin bir nefes alıp terleyen avuçlarımı pantolonuma sildim. Gözlerimi etrafta gezdirdiğim sırada bana bakan Gece'yle göz göze geldim. Göz kırpıp gülümsediğinde hafifçe tebessüm ettim.

Çay servisi yaptıktan sonra sohbet ederek geçirdiğimiz bir akşam sevdiğim adamla beraber geçirdiğim onca günlere eklenmişti.

Sohbet aralarında Yağmur, abisiyle yaşadığı komik olan ancak kendisinin korku dolu anlar olarak adlandırdığı olaylarını dinlemiştik.

Saat gece on iki olduğunda gün bitmiş takvimlerden bir yaprak daha koparılmıştı. Vedalaşarak evden çıktığımızda Gece İstanbul'a gidiyordu. Ben ilk önce annemleri evlerine bırakacak daha sonra İstanbul'a dönecektim ama babamın "Fazla benzinin gitmesin." ısrarlarıyla onlara otobüs bileti ayarlamış öyle İstanbul'a dönmüştüm.

Eve adım attığım dakika çantamı yere savurup yorgunluğa yenik düşmemeye çalışarak hızlı adımlarla banyoya girmiş ve yorgunluğumdan arınmak için kısa bir duş almıştım.

Saçımdaki havluyu düzeltip üstüme giydiğim pijamamı son kez kontrol edip mutfağa gittim. Havaların sıcak olmasından dolayı sıcak bir şeyler içmekten kaçınıp dolaptan vişne suyu çıkartıp bardağa doldurdum.

Oturma odasına geldiğimde bardağımı sehpanın üstüne bırakıp bağdaş kurarak koltuğa oturdum. Televizyon kanallarından birini açıp kumandayı yanıma bıraktığımda açtığım diziyi izlemeyip telefonda bakacağımdan adım kadar emindim. Gelen mesajla düşüncemden emin olmakla kalmamış yaşamıştım.

Gece'm: Güzelim

Gece'm: Ne yapıyorsun

Siz: Oturuyorum

Siz: Evimi özlemişim

Siz: Kaç gündür gelmemişim zaten

Gece'm: Bende seni özledim

Gece'm: Geleyim mi yanına

Siz: Tozlanmış

Gece'm: Ne tozlanmış

Siz: Ev

Gece'm: Boş ver evi

Gece'm: Geleyim mi

Siz: Yok

Gece'm: Niye

Siz: Geç oldu

Gece'm: :)

Siz: Atma şunu

Gece'm: Tamam atmam

Gece'm: :)

Gece'm: Pardon elim çarptı

Siz: Sanırım benim elimde engel tuşuna basacak

Gece'm: Sustum

Gece'm: Git yat da dinlen

Gece'm: Fazla uykusuz kalma güzelim

Gece'm: Sabah erkenden kliniğe gitmem gerekiyor

Siz: Bende pastaneye gideceğim

Siz: İyi geceler o zaman

Gece'm: İyi geceler şafağım

Mesajına kalp emojisini attıktan sonra telefonu kapatıp bardağımda kalan son yudum vişne suyumu içip kirli bardağı makineye koydum ve televizyonu kapatıp odama gittim.

Saçımdaki havluyu makyaj masamın üstüne koyup kendimi yatağa zar zor attım. Utanmasam yatağa yatmadan ayakta uyuyacaktım. Üstüme örttüğüm ince pikeye sarılıp gözlerimi kapattığımda yorulduğumu bir kez daha fark ettim.

Zihnim yavaş yavaş uykuya yenik düşerken bir rüzgâr esiyor lotus denizin ortasından uzaklaşıyor, kıyıya yaklaşıyordu.

Gecenin karanlığına inat parlayan Ay, lotusa yol gösteriyordu.

.

.

.

"Ay özlemişim seni burada görmeyi!" Burcu elindeki kremşantiyi kenara bırakıp bana döndüğünde bende fırına attığım keki çıkartıyordum. Söylediklerine gülmeden edemedim.

"Beni sevdiğini bu kadar belli etme, isimsiz çocuk yanlış anlamasın." dediğimde suratını asıp göz devirdi.

"Aman abla hâlâ aynı konu mu?" deyip önüne döndü ve parça çikolataları ayrı bir tabağa boşalttı.

Böyle davranmasının sebebini anlamayıp Aysel ablaya döndüm.

"Sen buna bakma, sana sitem eder Cengiz'i andın diye, kendisi her gün kapıya bakar geldi mi diye!" deyip Burcu'nun koluna hafifçe vurdu. "Cengiz'i de anlamıyorum ben, hiç yüz vermiyorsun çocuğa ama peşinden de ayrılmıyor!"

"Abla abartma, gelip gidiyor alt tarafı." Burcu yüzümüze bakmadan konuşurken Aysel abla ve ben gülüyorduk.

"İsimsizin adını öğrendik sonunda, öyle mi?" Aysel abla bana döndü.

"Tabii, Burcu öğrendi hatta." elinde bir şey tutuyormuş gibi yapıp dudaklarını öne doğru büzdü. "İsminizi söyler misiniz? Pakete yazayım karışmasın." derken sesini inceltip Burcu'yu taklit etmişti.

"Ay ay ay, çen isimsizin adını meyak mı ettin çen?" deyip Burcu'ya doğru yaklaştım ve yanaklarını sıkıca tutup iki yana çekerek kafasını sağa sola salladım.

"Abla acıyor ya!" kafasını geri çekip ellerimi itince kahkaha atıp Aysel ablaya döndüm. Dudaklarımı aralayıp konuşacakken kapıdan giren Gece'yi görünce konuşmaktan vazgeçtim.

Yaz dizilerindeki aşık olunası karakterler gibi bir giriş yapıp güneş gözlüğünü çıkarttı, gözlerini etrafta gezdirip bakındı ve en son bende duran bakışları dudaklarına bir tebessüm gönderdi.

"Kolay gelsin." deyip bize doğru ilerlerken Aysel abla ve Burcu'da ona doğru döndü.

"Eniştem!" Burcu hızlı adımlarla Gece'nin arkasına geçince Gece kaşlarını çatarak Burcu'ya döndü. "Tam zamanında geldin. Gelmeseydin bu ikisi beni öldürecekti!" deyip işaret parmağıyla bizi gösterdi. Gece bana dönüp hafifçe gülümseyip göz kırptığında omuz silktim.

"O da bize sakladıklarını anlatsaymış." deyip havada kalp çizdim. Gece kaşlarını kaldırıp Burcu'ya döndü.

"Çok üzgünüm baldız, seni bu konuda kurtaramam. Ben sevgilimi alıp gidiyorum." dedi ve bana doğru uzanıp elimi sıkıca tutarak beni kendisine çekti. "Bu çetin savaşta başarılar dilerim." diyerek hızlı adımlarla kapıya doğru ilerledi.

"Dur, nereye gidiyoruz?" beni dinlemeyip güneş gözlüğünü gözüne taktı. "Kime diyorum?" kısık sesle gülüp bana döndü.

"Sürpriz." deyip kapının arkasındaki askılığa astığım çantamı çevik bir hareketle alıp bahçeye çıkmam için kenara kaydı. "Gittiğimizde göreceksin." omzumun üstünden başımı çevirip ona baktığımda dudaklarında yine aynı gülümseme vardı. Mutluluğun simgesi olan gülümseme.

"Hiçbir şeyi de söyleme zaten." deyip arabaya doğru ilerledim. Sağ kapıyı açıp arabaya bindiğimde o da şoför koltuğuna oturdu.

"Sürpriz söylenmez güzelim." sol elini uzatıp işaret ve orta parmağıyla yanağımı sıktı. "Çok multu olacağın bir sürpriz." dediğinde yandan bir bakış attım.

"Mutlu olacaksam tamam." kafasını geriye atıp kahkaha attı. Arabayı çalıştırıp direksiyonu sağa doğru çevirdiğinde torpidoyu gösterip göz kırptı.

"Orada bir şey var." bir ona bir gösterdiği torpidoya bakıp kapağı hafifçe aşağı indirdim. Bir dergi vardı.

"Bu ne?" bakışlarını yoldan ayırmadan konuşmaya devam etti. Bende o sırada derginin sayfalarına göz gezdiriyordum.

"Bu dergi, özel günler için şık kıyafetlerin bulunduğu bir dergi." dediğinde bakışlarımı dergiden ayırıp ona döndüm.

"Nasıl yani?" dediğimde diliyle dudaklarını ıslatıp bana kısa bir an bakıp yola döndü.

"İsteme günümüz için kıyafet seçmeni istiyorum." yeniden bana bakıp tebessüm etti. "Hem bana hem de kendine." oturduğum yerde dikleşip dergiyi bacaklarımın üstüne bıraktım.

"İyi de biz daha güne karar vermedik ki."

"İki hafta sonra dememiş miydik?" yüzündeki gülümseme benim yüzüme şaşkınlık olarak yansımıştı.

"Ama," bakışlarımı karşıya çevirip birkaç saniye bekledim ve yeniden ona döndüm. "Randevular vardı," arabayı sağda durdurup güneş gözlüğünü çıkardı ve hafifçe bana doğru döndü.

"Ufacık bir yalan söylemiş olabilirim." deyip sağ gözünü kapatarak bana baktı. "Pembe bir yalan." kaşlarım istemsizce çatıldı.

"Neden peki?" kafasını koltuğa yaslayıp gözlerime baktı.

"Farklı bir sürprizim vardı. İsteme günü için sana çok yakışacağına emin olduğum bir elbise sipariş edecektim ama iki hafta içinde yetiştirilemeyeceğinin haberi geldi. Bu yüzden de iki hafta sonrasını beklemenin bi anlamı yok diye düşündüm." dudaklarını birbirine bastırıp bacaklarımın üstünde duran dergiye baktı. "Hem de bu özel günde giymek istediğin elbiseyi sen seç istedim." bakışları yeniden bana döndü. "Yanlış mı yaptım?" hafifçe gülüp sağ elimi yanağına bastırdım.

"Hayır canım, çok güzel yapmışsın." yanağındaki elimi tutup dudaklarına götürdü, hassas tenimde hissettiğim dudakları bedenimin alev alev yanmasına sebep olmuştu. Oturduğu yerde dikleşip bakışlarını benden ayırdı.

"İsteme gününe daldık, asıl sürprizi unuttuk." deyip çenesiyle karşıyı gösterdi. Baktığı yere dönüp baktığımda bir kuyumcunun önünde olduğumuzu gördüm.

"Gece," kemerimin açıldığını hissettiğimde o tarafa doğru döndüm.

"Hadi sevgilim, yüzüklerimizi seçmenin vakti geldi." göz kırpıp arabadan indiğinde yüzümdeki gülümsemeye engel olmadan arabadan indim. Çantamı sağ omzuma asıp Gece'nin uzattığı elini tuttum.

Kuyumcuya girdiğimizde burnunun ucunda duran gözlüğüyle deftere bir şeyler yazan yaşlı bir adamı gördüm. Sol taraftaki masada oturuyordu. Tezgahın başında ise Gece ile yaşıt olduğunu düşündüğüm bir adam duruyor telefona bakıyordu.

"Oo, Gece oğlum." yaşlı adam gözlüğünü çıkartıp defterin üstüne koyup ellerini masaya bastırdı ve ayağa kalktı. "Hoş geldin, sefa geldin." Gece'ye elini uzatıp tokalaştıltan sonra bana döndü. Yüzündeki gülümseme hiç solmadan bana baktı. "Kızım sende hoş geldin."

"Hoş buldum efendim." Gece'nin elini belimde hissettiğimde ona baktım.

"Hakkı abi, bu Şafak." bana döndü. "Müstakbel nişanlım." dediğinde gülümsedim.

"Hay maşallah," diyerek bana döndü. "Tebrik ederim kızım, Allah mutlu mesut etsin."

"Amin, teşekkür ederiz."

"Sağ olasın Hakkı abi," deyip tezgâhlara kısa bir an göz gezdirdi. "Biz alyans bakmaya gelmiştik." Hakkı abi hızlı adımlarla masanın üstünden gözlüğünü alıp tezgâhın arkasına geçti.

"Elimizdekilere bakalım, beğendiklerinizi deneyin çocuklar." birkaç set alyans çıkardığında tavandaki gösterişli ışıkların altında parıldayan alyansların hepsi gözüme güzel gözüküyordu.

Gece sol tarafımda durup yüzünü kulağıma doğru yanaştırdığında sıcak nefesini saçlarımda hissettim.

"Bize yakışacak olanı seç güzelim." derin bir nefes aldığını işittim. "Baktıkça seni hatırlayacağım."

Bakışlarım alyanslardayken gözüme çarpan, aslında diğerlerinden bir farkı olmayan ama beni kendisine çeken alyansa elimi uzattım. Stanttan alıp daha yakından incelemek istediğim sırada Hakkı abi söze girmişti.

"Çok güzel bir seçim." gözlüklerinin üstünden bana bakıp hafifçe gülümsedi. "Beyaz altından yapılmıştır, ikinize de yakışacağına eminim." aynı yüzükten başka birini alıp Gece'ye uzattığında Gece hiç beklemeden yüzüğü alıp bana döndü.

Elindeki yüzüğe baktığımda parmağına taktığını fark ettim ve bende onun yaptığını yapıp yüzüğü sol elimin yüzük parmağına taktım. Benim parmak ölçümde olmadığından büyük olmuştu ama yinede çok güzel gözüküyordu.

"Senin gibi," Gece'nin fısıldayışıyla ona döndüm. "Parlıyor tıpkı senin gibi." bende olan bakışları yine kalbimi hızlandırıyor, yanaklarımın kızarmasına sebep oluyordu. Hakkı abiye dönüp bu yüzüklerde karar verdiğimizi söyledikten sonratekrar bana döndü. "Başkalarına bakmayacağını düşündüm," dudağını büzdü hafifçe. "Eğer bu hoşuna gitmemiş olsaydı sadece bakar geçerdin, yakından incelemek istemezdin."

Hakkı abi parmaklarımızın ölçüsünü alırken dudaklarımdaki tebessüm sevdiğim adamın dikkatinden dolayıydı. Beni tanıyor oluşu, onu daha çok sevmemi sağlıyordu.

Kuyumcuda işimiz bittikten sonra arabaya binmiştik ama sahil oluna doğru ilerliyorduk.

"Neden sahile gidiyoruz?" dediğimde bana kısa bir an bakıp yola döndü.

"Seninle vakit geçirmeyi özledim güzelim." dudağının sağ köşesi hafifçe kıvrıldı. "Sen özlemedin mi?"

"Özledim." beklemediğim bir anda hızlıca bana yaklaşıp yanağıma dudaklarını bastırdığında gözlerim irileşmiş, ağzım açık kalmıştı. "Yoldayız Gece."

"Evet," kafasını hafifçe aşağı yukarı salladı. "Evliliğe giden yoldayız güzelim." gözleri arasında gidip geldi bakışlarım. Dudaklarındaki gülümseme gözlerinin kısılmasına sebep olmuştu.

"Çok mutluyum." dediğimde dilini dudağında gezdirdi.

"Seninle hep mutluyum." deyip yeniden önüne döndü.

Torpidoya koyduğumuz yüzük kutusunu çıkartıp kapağını açtım. İki yüzüğe dikkatlice bakıp durdum sahile gidene kadar.

Seviyordum. Hem de çok seviyordum. Önceden olsa korkardım sevmekten, sevilmekten. En büyük zarar zaafını açtığın an yaşanırdı. Gece, ne zarar veriyordu bana ne de zaafımdan vuruyordu.

Zaafım oydu.

Gözlerimi kapatıp yutkundum, lotus olmadığımı hissediyordum. Belki bir laleydim, Gece'nin bana aldığı. Belki sevdiği kokum olan güldüm.

Sahile geldiğimizde arabayı kenara park edip indik, boş bir bank bulup oturduğumuzda koskoca deniz tam karşımızda dalgalanıyor, martılar ise gökyüzünde uçarak ötüyordu.

"Ablam," sağ tarafımızdan gelen bir kız çocuğunun sesiyle o tarafa döndüm. "Bu yakışıklı abimle bir fotoğrafınızı çekeyim mi?"

"Çek abim, çek." Gece sağ kolunu omzuma atıp beni kendisine çektiğinde gülmeden edemedim. "Seninle her anımın anısı olsun istiyorum." deyip göz kırptığında küçük kız karşımıza geçip fotoğraf makinesini ayarladı.

"Gülümseyin."

Ben başımı Gece'nin omzuna yaslayıp gülümsediğimde deklanşör sesini duydum. Birkaç saniye içinde bölmeden çıkan fotoğrafı bir iki kez sallayıp bize uzattı yeşil gözlü kız. Gece cebinden belli bir miktar para çıkartıp uzattığında kız hızlıca kafasını iki yana salladı.

"Para için çekmedim fotoğrafınızı abi," Gece kafasını hafifçe eğip parayı kızın eline sıkıştırdı.

"Benden sana harçlık olsun abicim," kız elindeki paraya bakıp yeniden bize döndü, heyecanla iki yana sallanıp gülümsedi.

"Teşekkür ederim abi."

Koşa koşa yanımızdan uzaklaştığında parmaklarımın arasındaki fotoğrafa baktım. İkimizde öyle güzel gülmüştük ki fotoğrafa bakarken bile gülümsememi sağlıyordu.

"Çok güzel çıkmışız." dediğimde Gece'nin bakışları da elimdeki fotoğraftaydı.

"Senin sayende," dediğinde ona döndüm. "Senin güzelliğin, gülüşün sayesinde güzel çıkmışız." göz kırptı. "Ee tabii benimde yakışıklılığımın bir payı vardır bence." gülmeden edemedim.

"Senin sayende güzelim." gözleri gözlerim arasında mekik dokuduğunda dudaklarında minik bir tebessüm vardı. "Önceden ne güzeldim ne de özel. Beni sen güzelleştirdin, ben sadece sana özel oldum Gece."

"Sen hep güzeldin," sol kolunu banka yaslayıp parmaklarıyla yanağımı okşadı. "Kendine haksızlık etme, sen hep güzeldin sevgilim." bana doğru yaklaşıp dudaklarını alnıma bastırdı. "Ve evet, sadece bana özelsin."

Her geçen gün daha çok hissediyordum sevildiğimi. Bu adam benim en büyük şansımdı. Onu sevmek en büyük ödüldü bana.

Her anım onunla geçsin istiyorum; onunla gülmek, onunla ağlamak, onun yanında olmak istiyorum. Geleceğe anılar bırakmak istiyorum.

Oldum olası çocuklarına anı bırakan insanlara özenmiştim. Fotoğraf albümlerine bakıp çekilen fotoğrafların çekildiği anı yeniden yaşamak anıları diri tutmanın en güçlü formülüydü.

Ben hayallerimi yanımda oturan ve beni sevdiğini her detayıyla hissettiren Gece'yle yaşayacaktım.

Bölüm sonu.

Bölümü nasıl buldunuz?

Yeni bölümlerden ve alıntılardan haberdar olmak için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayın.

İnstagram, tiktok: z.nesa_

Bölüm : 13.02.2026 16:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Z. Nesa / Gecenin Şafağındaki Lotus | Texting / 2.3
Z. Nesa
Gecenin Şafağındaki Lotus | Texting

2.83k Okunma

335 Oy

0 Takip
23
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...