
Selam arkadaşlar.
Uzun upuzun bir aradan sonra buradayım, ara çok uzadı diye sitem eden arkadaşlar haklılar ancak 71. Bölümün 2500 okuması 200 yıldızı var fakat yorum sınırı bir türlü aşılmıyor.
Gelip gidip yeni bölüm ne zaman diyorsunuz, çünkü hain yazar en heyecan yerinde bırakıp gitti.
Fakat elinizi taşın altına koymuyorsunuz. 🫣
Neyse... Ben desteğini esirgemeyen okurlarıma kıyamaz daha erken bitirip atardım ama işler karıştı.
Öncilikle 15 tatilde evde tadilat vardı, sonra okula müfettişler geldi, sonra da 11 ayın sultanı gelip salladı beni...
İnanın aklımı toparlayıp bir türlü bitiremedim.
Miran'a ne edeceğime de karar veremedim, onun için ara uzadı...
Ama bölüm çok içime sindi... Buyrun bakalım...
Yorum sınırı 500 unutmayın 😎
Yoksa iki ay yine kaybolurum 🤭
✨✨✨✨✨✨✨✨
Miran dünden beri kafası dumanlı, yerde mi gökte mi bilmeden nefes alıyordu... Asım için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı, hatta kendini buna mecbur hissediyordu ama içine sinen bir çözüm olduğu da söylenemezdi.
Peki ya şimdi...
Miran evli bir adamdı, bu süreçten bilgisi olması gereken ilk kişi Firuze'ydi ama gece geç vakit geldiğinde uyuduğu için sadece kokusunda ki huzura sığınıp uyuyabilmişti. Sabahsa dili bir türlü varıpda söyleyememişti.
De
İşin açığı ayak üzeri konuşulacak bir konu değildi ve Firuze'nin artık Asım'ın nasıl Dünya'ya geldiğini bilmeye hakkı vardı. Ona hem güveniyor, hem de Narin ile bağlarının hiç bir zaman ten temasına dönüşmediğini bilip içinin bir nebze olsun rahat etmesini istiyordu.
Çünkü kardeş için yan yana geldiklerini her dakika eskiler açılıp, insanlar Firuze'yi rahatsız edecek konularda hadsizce fikir yürüteceklerdi.
Daha hayatına girdiği ilk gün gözünden bir damla yaş akıtmayıp hakkına girmeyeceğim diye söz verdiği küçük bir kız çocuğuydu Firuze. Şimdi ise duygular işin içine girmiş huzura açılan kapısı olmuştu. Onun gözünden akacak tek damla yaş içini yakardı...
Aklında şirkette ki işlerini halledip karısını alarak konaktan çıkmak ve baş başa bu konuyu enine boyuna konuşmak vardı, şu işlerden ekmek yiyen insanlar olmasa gözü buraları da görecek halde değildi ama sorumluklar belini büküyordu.
Kısa kestiği toplantıdan sonra odasına döndüğünde tek amacı ceketini alıp çıkmaktı, gel gör ki çalan telefonda gördüğü isme kayıtsız kalamadı.
Narin'in bu konuya bu kadar karşı oluşunu anlamaya çalışıyordu, anlıyordu da... Baba olmak kolaydı... Anne olmak ise uzun bir süreç, gebeliği, lohusalığı, emzirmesi ve tüm bunlar olurken hasta olan bir diğer evladının da sorumluluğu... Korkularını anlıyordu ama çare buysa mecbur olduklarını da Narin anlamlıydı.
Suçlamıyordu ama Asım'ın doğumunun peşi sıra getirdiği tüm sorumlulukları anne baba olarak üstlenmek zorunda olduklarını düşünüyordu.
Kendi anne babası evlat değil de veliaht yetiştirmek derdiyle çocuk büyüten insanlar oldukları için sevilmek, sakınılmak yanı hep eksik kalmıştı. Şimdi ise dengeyi kuramıyor , evladı için yapması gerekenlerin sınırını bilemiyordu.
Konuştuklarını Firuze'nin duyduğunu bilse de aynı cümleleri kurardı ama Firuze'nin kafasında kurmasına müsaade etmeden de müdahale ederdi. Karısından gizli hiç bir sırrı kalsın istemiyordu... Firuze'nin yaşından büyük aklına ve olgunluğuna güveniyordu.
Canan'ın karşısında kapı gibi dikilmişse bu zor günde de yanında durur destek olurdu...
Narin ile konuşmasını tamamlayıp odadan çıktı, sekreteri Gözde hanımın yüzüne beklenti ile baktığını fark etti ama üzerinde duracak kadar aklı yerinde değildi.
Çıkmak için adımladığı sırada kadın peşinden,
"Miran Bey!" Diye seslense de durmadı.
Merdivenleri hızla inerken tek elini kaldırdı sadece,
"Sonra Gözde hanım." Dedi keskin bir tonda.
İş güç düşünecek hali yoktu, bir an önce Firuze ile konuşması gerekiyordu.
Onun durmadan gidişi ile Gözde hanım Miran'ın çıktığı odaya girdi,
"Firuze hanım!" Diye seslendi kitaplık gibi görünen kapıyı açarken.
Elindeki pasta ile küçük tezgaha tutunmuş, rengi benzi atmış kadını görünce panikledi.
"İyi misiniz?" Dedi hâlâ mumu yanan pastayı elinden alırken.
Başını iki yana saklayabildi sadece...
İyi değildi...
Hem kalbinde, hem sırtında bir hançer saplıymış gibi aldığı her nefeste canı yanıyordu.
Gözde onu dar alandan çıkarıp koltuğu oturttuğunda düşmüş omuzlarıyla iki büklüm oldu.
"Firuze hanım su için lütfen!" Dediğini duydu kadının ama cevap veremedi bir yudum suyu zor yuttu.
"Miran Beyi arayayım." Diyerek uzaklaşacak kadının bileğine zar zor yapıştı.
"Aramayın, iyiyim ben." Dedi kendisinin bile inanmayacağı yalanı söyleyerek.
Güç bela ayaklanıp yüzünü toparladı,
"Gözde hanım buraya gelişim aramızda kalsın lütfen." Dedi ricacı bir tonda.
Kadının itirazına fırsatları vermeden de odadan çıktı.
İlk bir kaç adımını sarsak atsa da toparladı kendini, derin bir nefes aldı sırtında hissettiği hançere inat... Dim dik çıktı şirketten, soğuk havada yürüyerek uzaklaştı. Adımları sanki boşlukta yürüyormuş gibi amaçsızdı.
Ne yapacaktı şimdi?
İnsanın gideceği bir baba evinin, ağlayıp akıl soracağı bir anne dizinin olmaması ne kadar acıydı.
Miran niye kendisine hiç birşey söylememişti...
Burukça gülümsedi, ne diyecekti?
Narin'le Asım'a kardeş yapacağız mı?
İnsan bunu eşine nasıl söyleyebilirdi ki...
Narin'e nasıl diyordu, 'Asım nasıl olduysa kardeşi de öyle olacak' diye. Nasıl dili varıp da söylemişti?
Sabahlara kadar koynunda uyuyup teselli bulan adam bu sözleri nasıl böyle rahat söyleyebilmişti.
Gözünden akmaya başlayan yaşları esen rüzgar yüzüne çarpıp üşütünce ancak fark etti.
Yanında sadece kol çantası varken yoldan geçip giden taksiye el kaldırdı.
Gidecek tek yeri vardı, Derya ablasının yanı... Gelin çıkarken baba evim saydığı Hanoğulları...
Çalan telefonunundan Miran'ın aradığını gördü ama açmadı, sesini duyacak konuşacak kadar gücü yoktu.
Derya ablasının evinin önünde durdurduğu taksinin ücretini ödeyip indi. Günler sonra ilk kez gelişinin böyle olacağını hiç düşünmemişti.
Kapıda ki güvenlikler onu tanıdığı için sorgusuz sualsiz bahçede ilerledi, düğünden çok kısa zaman sonra Derya memleketine gitmiş oradan da yakın bir arkadaşı erken doğum yaptığı için planladığından geç dönmüştü.
Geldiğin gün konuşmuşlar, görüşmek için sözleşmişlerdi ama bu kapıya bu şekilde geleceğini hiç düşünmemiştim Firuze.
Görüşü bulanıklaştığında ağlamamak için direndi, Derya'yı görene kadar sürdü bu sabrı.
Kapı açılıpta Derya gördünğünde Firuze'nin gözlerinden birer damla yaş özgürlüğüne kavuştu,
"Derya abla..." Dedi titreyen sesiyle.
Songül arsızının defterini dürmüş olmanın keyfi ve kızını uyuyor oluşu ile kahve keyfi yapamayı planlayan Derya karşısında Firuze'yi bulunca şaşırdı,
" Firuze ne oldu güzelim gel içeri." Diyerek onu içeriye çekti.
Genç kız konuşamadı, Derya'nın onu oturma alanına kadar götürüp oturtmasına engel olmadı. Zaten gücü buraya kadardı, şu kapıdan girdiği an bütün gardı çökmüştü.
Onun kolay toparlanamayacağını anlayan Derya, Songül'ü apar topar eve yolladı. Bir haftadır her gün evi bu kıza temizletiyordu, öyle ki bir derzleri diş fırçası ile fıçalatıp kredi kartıyla çekpas yaptırmadığı kalmıştı. Tabii ki işleri üzerine yıkıp evde tek bıraktığı kızın arkadaşlarına kendisini şikayet edip dertleştiği ve bu arada isyana gelip suçlarını hatta aklında ki hain planları açık ettiği konuşmaları da evde ki kamera ve ses kaydediciler ile kayıt altına almıştı.
Son darbeyi ise bu sabah vurmuş, Arjin hanım hariç Mardin'in önde gelen hanımlarını sabah kahvesinde ağırlarken Zelfi ile Cihan'ın şahane giden evliliklerine şahit diye Songül'ü göstermişti. Hatta hiç uslübü olmasa da Gülhan hanıma,
"Gülhan hanım ilk torun doğmadan ikincinin müjdesini duyacağız sanki ne dersin?" Diyerek laf attığında Songül'ün elinde koz diye tuttuğu yakınlaşmıyorlar argümanı boşa düşmüştü.
Karacahan ailesinin atlattığı büyük badirelere rağmen ayakta olduğunu göstermekten mutluluk duyan Gülhan hanım ise,
"İkisinin de birbirine bakarken gözleri ışıldıyor Derya kızım, mutlu haberleri yakındır inşallah." Demesiyle Songül'ün hırsından yumruk olmuş ellerinin tırnakları etini kesti ama bütün kozların elinden kayıp gidişine mani olamadı.
Yolcu edilen kadınların ardından bunun öfkesini atıp hain planlarına yenilerini ekleyemeden Derya'nın avucuna düşmüş, günlerdir pervasızca yaptığı konuşmaların kadının elinde olduğunu anladığında omuzları yenilgiyle çökmüştü.
Bunlar Bekir Ağa'nın eline geçerse ölüm fermanını kendi eliyle imzalamış sayılırdı, Cihan'ı düşünmek bile istemiyordu... Onun deli yanının konu Zelfi olduğunda kimseyi tanımayacağını acı tecrübeler ile görmüştü.
Kendi düşüncelerine dalmışken Derya'nın,
"Kendi rızan ile burdan gideceksin Songül, olurda yanlış bir adım atarsın. Bilinçli bir şekilde yanlış ilaç vermekten başlar senin o akılsız başına öyle çoraplar örerim ki ömrün hapislerde çürür. Benim bam telim Zelfi... Canını yakanın canını yakarım bilmiş ol." Deyip keskin bir tavırla önünü kesmişti.
Derya bu savaşın bitişini kutlayamadan karşısında Firuze'yi bulduğunda ne yapacağını şaşırdı bir anlık, nelerle uğraştıklarını biliyordu fakat genç kızın hali hal değildi. Firuze biraz sakinleşince olanı biteni anlattı, bir haftadır yaşananları Asım'ın hastalığını. Sonra bugüne gelip duydukları anlattı yüzü kızara kızara...
Karşısında ki kadının mavi gözlerinin alev alışını şaşkınlıkla izledi. Mardin'de Derya'nın deli tarafından korktuklarını biliyordu ama onu ilk geldiği gün hariç hiç delirmiş görmediğinden o korkuya anlam verememişti. Bir an anlatmakla yanlış mı yaptım diye bile düşündü.
Derya ise yaşadıkları ile sabrın belanın tosladığı anda gösterilmesi gereken bir meziyet olduğunu öğrenmişti. Bundan iki sene önceki Derya, Miran'ı Aladağ konağı ile beraber yakar arkasına da bakmazdı.
Şimdi de aynını yapası vardı ama ateşe körükle gitmenin fayda etmeyeceği ortadaydı.
Salonun geniş alanında sakinleşmek için voltalar attı, kabaran öfkesini yutmaya çalıştı. Bu nasıl aymazlıktı, karısını adam yerine mi koymuyordu bu Miran Ağa? Sakin ol Derya sakin... diye kendini kaçıncı kez telkin edip bir anda durdu. Aklına yatmayan şeyler vardı. Sözlerini ince bir süzgeçten geçirdiği çokça belliydi,
"Firuze öncelikle insan anne baba olmadan önce başka bakıyor olaylara, anne baba olduktan sonra başka. Söylediklerimi asla yanlış anlama Miran haklı demiyorum. Konuya doğru anlayıp doğru şeye tepki gösterelim istiyorum. Bak mesela ben yanlış bilmiyorsam böyle gebelikler için anne ve babanın DNA'sı özel olarak birleştiriliyor. Yani 'Asım nasıl olduysa çocuk da öyle olacak' sözü pek senin anladığın manayı karşılamıyor gibi..." Dediğinde Firuze'nin de kaşları anlamak için çatılmıştı.
"Nasıl yani Derya abla?" Dedi için çeke çeke.
Derya koltuğa oturup Firuze'nin elini tuttu,
"Anne ve babadan alınan numuneler laboratuvar ortamında birleştiriliyor. Yani seni sandığın gibi Narin ve Miran'ın yakınlaşması söz konusu bile değil. Ama bu demek değil ki seninle konuşmadan böyle bir karar verebilir. Sen onun eşisin Firuze seninle evliyken bir başkasından çocuk sahibi olmaya tek başına karar veremez." Dediğinde Firuze başını hızla aşağı yukarı salladı.
"Kızı Masal..." Deyip içli bir nefes aldı. "Miran onun ölümünü daha atlatamadı Derya abla. Evlat kaybetmek atlatılabilecek bir travma mı bilemiyorum ama ben onu anlamaya çalışırdım. Anlamazdım anlayamazdım ama çaba gösterirdim, benimle niye konuşmadı. Ben hayatımın neresindeyim ki bu kadar fikri sorulmaz bir konuma düştüm." Dedi esas kırıldığı yeri söyleyerek.
Derya derin bir nefesi içine çekip yavaşça bıraktı, söyleyeceği sözü tartar gibi dilimi dişlerine dayayıp biraz düşündü,
"Firuze, daha düne kadar test sonuçlarını bekliyorduk dedin. Hangi doktor bu bilgiyi ne zaman verdi bilmiyoruz." Dedi sesli düşünür gibi
"Dün gece geldiğinde alkol almıştı Derya abla, çok uzun süre olmadı ben Miran'ı tanıyalı ama ilk defa içki içtiğini gördüm." Dediğinde Derya'nın gözleri kısıldı.
"Dün gece ya da bu sabah sana hiçbir şey söylemedi mi?" Diye sordu.
Firuze de soru ile düşünmeye başladı,
"Dün uykuya dalmak üzereyken 'Ben senden başkasına dokunamam...' gibi bir şeyler söyledi ama uykumun arasında ben yanlış da anlamış olabilirim. Fakat sabah çok sessizdi birkaç kere bakışını yakaladım cesaretini toplamak ister gibiydi, konuşur diye bekledim ama konuşmadı." Dedi öfkesini bir kenara bırakıp Derya'nın nereye ulaşmaya çalıştığını anlamak için.
Dudaklarını ileriye büküp yine derin bir nefes aldı Derya, içinde Miran'ın boğazını sıkmak isteği vardı ama istişarenin hakkını vermek için de elinden geleni yapıyordu,
"Canımın içi her evliliğin inişi çıkışı olur, her ilişkinin rayına oturması için zamana ihtiyacı vardır. Biz de az imtihandan geçmedik, birbirimizi az kırıp dökmedik." Dediğinde Firuze'nin şaşkın bakışları ve şokla aralanmış dudakları ile bu haline güldü.
"Ama siz bir elmanın iki yarısı gibisiniz Derya abla nasıl olur?" Dedi hayretini saklamadan.
Derya burukca güldü Firuze'nin tespitine,
"Boran benden hiç saklamaması gereken bir şeyi sakladı, ben de senin gibi tesadüfen öğrenip çekip gittim. Haklıydım, hem de çok haklıydım ama haklılığın bana mutluluk getirmedi. Şimdi git sor Boran'a, Derya gitmek de haklı mıydı diye sonuna kadar haklıydı der. Sonra gel bana sor şimdiki aklın olsa o günkü gibi çeker gider miydin diye. Asla gitmezdim Firuze... Boran'ı sürüm sürüm süründürürdüm ama gözümün önünden ayırmazdım." Dediğinde Firuze'nin sessiz kalışıyla devam etti,
"Bizim konumuz farklıydı, konuşulması anlaşılması gerekenler vardı ama ben gönül kırıklığımı sindiremedim. Boran'ın yaptığını kendi aklımla ölçtüm onun yerinden bakmayı bilemedim, yaptığını sevgimize yakıştıramadım. Seni buraya getiren de benim gibi yapılanı sevgine yakıştıramamak." Dediğinde derince yutkundu Firuze, çok zaman olmamıştı belki ama kalbinde yeri vardı Miran'ın. "Şimdiki aklıma söylüyorum hesap sormak lazım, konuşmak, haklı olmak önemli çok çok önemli ama mutlu olmak istiyorsan ilk sarılacağın şey empati olmalı..."
Firuze derin düşünce kuyularına daldığında Derya onu aklındakilerle yalnız bırakmaya karar vererek mutfağa geçti. Miran'ın panikle ilk çözüme sarılmasını anlıyordu ama Firuze'nin bu şekilde öğrenmesi iyi olmamıştı.
Bir de aklına takılan 'Asım nasıl olduysa bu bebek de öyle olacak!' lafı vardı... Bu lafın altından pis kokular geliyordu... Sezileri boşa çıkmazdı Derya'nın.
O sırada konakta karısını bulamayan Miran telefon ile de ulaşamayınca telaşa kapılmıştı.
Böyle bir günde birilerinden saçma sapan birşeyler duymasından korkuyordu ama belki geç bile kalmıştı.
Diğer yan da bugünün en büyük darbe yiyenlerinden biri de şüphesiz Kerim'di...
Kemal hocanın odasından Miran'ın keskin çıkışı ile çekip gitmesinden sonra Narin ağlayarak neredeyse sinir krizinin eşiğine gelmişti.
Sakinleştirici verip yatırdıkları odada kendinden geçmiş bir halde uyuyordu. Bir şeyler yoluna gireceği yere daha karmaşık hale geliyordu.
Dün gece nöbette olduğu için yorgunluktan bitik bir halde Narin'in baba ocağının yolunu tuttu. Kendisi için zor zamanda sığınılacak bir Baba ocağı ne demek hiç bilmiyordu zaten. Teyzesinden başka elini tutanı derdini soranı sırtını sıvazlayanı olmamıştı. Şimdi ne çok isterdi birinin dizilerine yatıp içi çıkana kadar ağlamak. Narin, Miran defterini kapatsın diye beklerken kader defterin boş sayfalarına da yeni şeyler yazmak için oyunlar oynuyordu. Aralarında bir evlat bağı vardı zaten, buna bir yenisi daha eklenirse...
Derin bir nefesi ciğerlerine çekip sıkıntı ile geriye verdi, Asım'ın sağlığına kavuşmasını her şeyden çok istiyordu ama çözüm diye bulunan şey dört kişinin de hayatının altüst edecek gibiydi.
Kendisinin Narin'in hayatında herhangi bir sıfatı yokken canı bu kadar yanıyorsa Miran'ın eşinin bu haberi duyduğunda ne hissedeceğini tahmin etmek bile çok zordu.
Baba nedir bilmeyen Kerim için Miran'ın bu kadar çabalayışı, kapandığını sandığı yaralarının kabuğunu çekip alıyordu.
Bir babası olsa hayatı nasıl olurdu acaba? Yine Narin'e denk bulunmaz mıydı? Yoksa en başından bir şansları olur muydu?
Günlerdir uğramadığı konağın taş duvarların da çocukluğunun acı izlerini göre göre odasının yolunu tuttu.
Fakat bazen hayat beklenmeyen fırsatları beklenmeyen zamanlarda insanların önünde sererdi.
Kendisine verilmiş hizmetlilerin katındaki odasına yol alırken çamaşır odasından Hamide Hanım'ın sesini duydu. Her kiminle konuşuyorsa hem sesini kısık tutmaya çalışıyor hem de ara ara bu çabasını geride bırakıp sinirlen yükseliyordu,
"Senin vicdan azabın beni ilgilendirmez Kemal." Sözünü duymasıyla Kerim'in ayakları bulunduğu koridora adeta çivilendi.
Kaşları yavaşça kavislenirken gözlerini kısarak ne olup bittiğini anlamaya çalıştığı sırada,
"Narin'e üzülmek sana mı düştü? Evlat benim evladım, elbet ben senden önce iyiliğini düşünürüm. Anaysa Miran'dan bir bebe daha doğurur evladının hayatını kurtarır. Eee iki çocukları olduktan sonra da birbirlerine mecbur olurlar artık, demem o ki bugün ağladığına bakma yarın bu yaptığımız için elimizi ayağımızı öpecek o Narin. Sevdalı o Miran'a vazgeçemez ondan."
Kerim bastığı taş zemin gibi taş kesildi adeta, bu kadın doktor Kemal Bey ile mi görüşüyordu? Bir anne nasıl bu kadar acımasız olabilirdi? Saatlerdir başka çözüm olamaz mı diye düşünüp, Kemal Bey'in tecrübesine saygısızlık etmemek için yuttuğu bütün düşünceleri gelip boğazına dayandı. İçinde öyle biri girdap oluşmuştu ki yumruk olmuş ellerinden, soğuktan kızaran teninden bir haber o kapı önünde dikilip kaldı.
"Bana ne Miran evli ise? Ben kendi kızımın evliliğini düşünüyorum Kemal Bey, sen de kırdığın cevizleri karının öğrenmesini istemiyorsan kendi evliliğini düşüneceksin tek çare bu çocuktur diyeceksin. Karının önüne eski sevgilini atmamı istemiyorsan dediğimden çıkmayacaksın." Deyip sesini biraz daha kıstı Hamide hanım, "sakın ola ki benim oğlumu bu işe karıştırmayasın, bizim evden kimsenin iliği uyumlu çıkmadı bitti gitti. Bir tanecik erkek evladımı, onların çocuğu iyi olacak diye hasta yataklarına yatıramam. Çok lazımsa amcası versin iliğini..."
Son cümle hem bir kadının acımasızlığını hem de başka bir yol olduğunu ortaya sürerken Kerim eline düşen ip ucuna sıkı sıkı sarılacaktı.
Firuze'nin defalarca aramasına rağmen telefonu açmamasıyla telaşa kapılan Miran karısını nerede arayacağını düşündü anlık, sonra fark ettiği şeyle içi burkuldu. Firuze'yi arayıp sorabileceği ne anne babası ne de bir kız kardeşi vardı... Karısının hayatta tutunduğu tek dal kendisiydi, ve belki de yanlış kişilerden duyduğu şeyle çekip gitmişti.
Peki nereye gitmişti...
"Yanlış yaptım bir an panikle yanlış yaptım, İlk önce Firuze ile konuşacaktım, onunla konuşacaktım benden duyacaktı...."
Boş odada kendi kendine söylenip sinirle kendi etrafından döndü, aklına Derya Hanoğlu'na gittiği geliyordu ama ararsa alacağı cevabı ve Firuze oradaysa vermeyeceğini de biliyordu.
Tek çare Gülhan Hanım aradı, tahmin ettiği gibi üzüm buğusu oradaydı. Gülhan annesine değil, Derya hanıma sığınmıştı.
Haftalar önce onu ilk gördüğü eve doğru sürdü arabasını, alel acele park edip indi.
Kapıya yöneldi fakat korumalar bahçe kapısına dahi açmadı,
"Ağam, Derya hanımın kesin emir var, burada bekleyecekmişsiniz biz kendisine haber vereceğiz." Dediler mahçupça.
Suçunu bildiği için başına sallayabildi sadece, iş Derya hanım'a kadar ulaştıysa bundan sonrasını daha zor olacağını her fani kul bilirdi.
Birkaç dakikanın ardından üzerinde kalın kabanı omuzlarında bir şal ile beraber Derya Hanoğlu sıcak evinden çıktı, ağır adımlarla sanki Miran'ın sabrını denercesine yavaş yavaş bahçe kapısına adımladı.
Kapıdan çıkıp Miran'ın karşısına dikildi ve,
"Doğum günün kutlu olsun Miran Ağa." Dedi.
Kendini çok ağır sözlere soğuk bir tavra belki de bu kapıdan kovulmaya bile hazırlamıştı ama 'doğum günün kutlu olsun' diyeceğini asla tahmin edemezdi.
Tam da beklediği gibi yüzüne boş boş bakan adamın halini bir an acır gibi oldu Derya, sonra dakikalardır içeride ağlayan Firuzesi aklına düştü de bu fikrinden çabukça caydı,
"Anlamadım Hanımağam." Dedi Miran da düştüğü şaşkınlıktan biraz sıyrılarak.
Başını usul usul aşağı yukarı salladı Derya,
"Bugün doğum gününüzmüş." Dedi sakince.
Miran muhabbetin neden burdan başladığına anlam veremezken,
"Derya Hanım, doğum günü falan görecek gözüm yok, Firuze'yi hiçbir yerde bulamıyorum, yeni haber aldım ki buradaymış onunla konuşmam lazım lütfen müsaade edin." Dedi kararlı bir tavırla.
Halbuki azıcık sorgulasa neden bu gergin konuşmaya doğum günü kutlayarak başladıklarını düşünürdü.
Dudak büküp başını tekrar salladı Derya,
"Öncelikle Asım için acil şifalar diliyorum, bir anne olarak acınızı da anlıyorum ama konuşmak için biraz geç kalmışsınız Miran bey, Firuze duyacağını duymuş benim kapıma gelmişse o istemedikçe onunla konuşamazsınız." Dediğinde,
"Kimden ne duydu bilmiyorum Derya Hanım ama benim ona anlatmam gerekenler var lütfen çağırın Firuze'yi." Diye adeta yalvarır gibi konuştu Miran.
Derya hafifçe bir kaşını kaldırdı,
"Kimseden değil direk sizin sesinizden sizin sözünüzden duymuş."
Bu kez şaşkınlığını saklayamadan,
"Ne?... Nasıl?" Derken kısık ve boş gözlerle bakıyordu adam.
"Size doğum günü sürprizi yapmak için odanıza saklandığı sırada Narin hanım'la olan konuşmalarınızı duymuş. Elinde sizin doğum günü pastanız, üzerinde yanan mumuyla beraber gerinizde bırakıp gitmişsiniz." Diyerek aydınlattı Miran'ı.
Ağzının içinde bir küfür mırıldanarak yana dönüp arabasının tekerine bir tekme attı adam, yaptıkları konuşma bir bir aklından geçti. Mecburuz deyişi, Asım nasıl olduysa bu bebek de öyle olacak deyişi... Yanlış anlamaya o kadar müsait sözlerdeki bunlar... Kendisi Firuze'ye nasıl kırmadan anlatırım diye geceden beri içi içini yerken karısını bu şekilde öğrenmesi büyük şanssızlıktı Miran için.
"Derya Hanım lütfen anladığı gibi değil, yemin ederim. Lütfen görmeme müsaade edin." Dedi iç acıtan bir sesle.
Derya adamın halini tavrını izledi bir süre, bu işin içinden hiç iyi şeyler çıkmayacaktı belliydi de ne olabilir onu çözemiyordu.
"Miran bey ben engel değilim, Firuze isterse sizinle konuşur ama istemediği sürece de bu kapıdan içeri adımınızı atamazsınız." Dediğinde adamın dik tutmak için çabaladığı omuzları düştü.
"Sizin de evladınız var Derya Hanım, yaptığım yanlış ya da doğru diyemem ama canım nasıl yandığımı anlayacağınızı bilirim." Dedi yıkılmışlıkla.
Derya'ya eve gitmek için yan dönmüştü fakat söylenen sözlerle başını çevirdi,
"Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir Miran Bey, imtihanınız ağır Rabbim yüz akıyla çıkarsın ama bende kendi kızımı korumak, kırılan kalbine saygı duymak zorundayım." Dediğinde adamın yüzünde buruk bir tebessüm oluştu,
"Koruyun... Gerekiyorsa benden bile... Ama ben Firuze'yi seviyorum, bu kapıya ilk geldiğim gün ki adam değilim. O benim şifam..." Dedi daha Firuze'ye seni seviyorum diyemeden burada dudaklarından döküldü kalbinden geçenler.
Aynı buruk tebessüm Derya'nın yüzünde belirdi,
"Sevmek kolay değil Miran Ağa, kapısında yatıp af dileyecek kadar seviyorsan o zaman belki küçük bir destek atarım sana." Deyip bu kez arkasına bakmadan bahçeye adımladı.
Ağam~hanımağam diyerek başlayıp, hanımlı beyli devam eden konuşmayı senli~benli bitirmeleri ayrı komediydi gerçekten.
Gelişinin aksine hızlı adımlarla bir an önce evinin sıcağına kavuşmak ister gibi yürüdüğü yolları hızlıca bitirip eve girdi.
Camın önünde gizlice dışarıyı izleyen Firuze'ye ilişmeden mutfağa gidip bir ıhlamur demledi.
Bu soğukta kapıda yatarsa hasta olurdu Miran Ağa, bakalım dediği kadar seviyor muydu Firuze'yi... Denemek lazımdı değil mi?
Miran ise arabasını girişi engellemeyecek şekilde karşı kaldırımın kıyısına park edip, evin salonundan görünür hale getirdi.
Kapısında yatmaksa yatardı, yeter ki Firuze'yi kapıya kadar çıkaracak ümidi olsun. Kendisi yüzünden çiğ düşmüş yeşil gözlerin düşüncesi bile kalbini oyuyordu.
Böyle olmamalıydı, böyle öğrenmemeliydi...
Düşünmemek için saatlerdir ötelediği düşünceler beynini istila etti, Firuze böyle birşeye mecbur olsa sen ne hissederdin Miran dedi nefsine en zalim şekilde.
Saatlerdir ciğerlerine inmeyen nefesinin kesildiğini hissetti. Firuze'nin bedeninde başkasının kanından bir evladın hayat bulacağını düşünmek bile kanını dondurdu.
Kaldı ki karısı Asım'ın normal yollarla dünyaya geldiğini düşünüyor olmalıydı, telefonda konuşulanlardan ikinci bebeğin de o şekilde dünyaya geleceğini sanması ikisi içinde kıyamete eşdeğerdi.
Soğuk bedenini ısırmaya başladığında fayda etmeyeceğini bile bile arabanın ısıtıcısını açtı. Mardin de böylesi soğuğu ilk defa yaşıyorlardı.
Saatler geçti, karşı evde perde dahi kımıldamadı. Bir ara Gülhan hanım gelip olan biteni anlattırmış, onların evinde beklemesi için ikna etmeye çalışmışsa da başarılı olamamıştı.
Öğleden sonra Cihan ve Zelfi'yi görmüş, onlardan az sonra da Bekir evlerine dönmüşlerdi.
Bekir, Asım'ın hasta olduğu ancak ilik nakli aşamasına gelindiğinde duymuş, bu zamana kadar kendisiyle paylaşmadığı için de Miran'a sağlam bir fırça atmıştı.
Arabanın için de olanı biteni bir fasıl da Bekir'e anlatıp azarı ondan da yemişti.
Firuze camın önünde, Miran yol kıyısında saatleri devirdiler. Ortalığa alaca karanlık düşecek sıra Boran da evinin yolunu tutanlar kervanına katılmıştı.
Arabasına evinin bahçesine çekip kapısında bekleyen adamın yanına adımladı,
"Hayırdır Miran Ağa, ne yaptın da hanım ağam seni bahçe kapısından bile içeriye sokmadı?" Dediğinde,
"Cevabını bildiğin soruları sormak sana yakışmıyor Boran Ağam." Dedi Miran'da.
Başını aşağı yukarı sallayarak bildiğini onayladı Boran,
"Yanlış yapmışsın arkadaşım, ilk söyleyeceğin kişi Firuze olmalıydı. Hatta bu kararı beraber vereceğin kişi Firuze olmalıydı. Karar verip de söyleyeceğin kişi değil. O senin karın Miran, iyi günde kötü günde diye boşuna yemin ettirmiyorlar o nikah masasında." Dedi sitemle.
"Hatanın farkındayım, böyle bir şeyin empatisini kurmanın bile aklıma oynatacak hale getirdiğin de daha iyi anladım. Ama işin içinde iş var Boran, benim karımla konuşmam lazım. Hanım Ağam kapısında yat dedi, kapınızda yatacağım ama onu görmeden gitmeyeceğimi bilin."
Boran, Miran'ın son söylediği ile hafifçe güldü,
"Kapısında yat mı dedi?" Dedi ince bir keyifle. "Sanki benim kapısında yattığımı bilse yüzüme bakacaktı, ama senin hanım yufka yürekli soğukta kalmana dayanamayıp çıkabilir. Baktın çıkmıyor bir de vurulmayı dene! İşe yarıyor." Deyip elini elini omuzuma pat pat vurup evine geçti.
Miran söylenenlerden bir şey anlamasa da arabada beklemeye devam etti.
Boran bahçe kapısından içeriye yürürken sadece mutfak ışıkları açık olan evin salon ışıkları da yanıverdi. Ve camın önünden dışarıya izleyen Firuze bir anda Miran'ın görüş alanına girdi. Hızla kaçmış olsa da oradan kendisini izlediği belliydi.
Burukça gülümsedi adam sevdiği kadının kaçışına.
O sırada Firuze,
"Derya abla niye açtın ışıkları, Miran camın önünde beklediğimi gördü." Diye sitem ederken Derya bu kızın masumiyetinin ona ne kadar yakıştığını düşünüyordu.
Kucağında ki kızıyla kocasına kapıyı açmak için yürürken,
"Hep kaçmak olmaz Firuze'ciğim, arada durup mesafeyi azalttıracaksın ki peşinde koşanın hevesi
kırılmasın. Seni gördü ya daha gece de bekler orada." Deyip küçük bir kahkaha attı.
Bu kadının kafası nasıl çalışıyor hiç anlamıyordu Firuze,
"Bu soğukta gece beklerse hasta olur." Diye sadece kendinin duyabileceği bir sesle konuştu.
Kırgındı, kalbinde hançerler saplı gibi hissediyordu ama yine de kıyamıyordum Miran'a. Kendine kızıp ön bahçeye taraf penceresi olmayan mutfağa doğru adımladı.
Karacahan'larda yemek Zelfi'nin bu hafta direksiyon başına geçişi ve bugün ki sürüş maceraları eşliğinde yendi.
Cihan'ın keyfi inanılmaz yerindeydi, tüm günü karısıyla geçirmiş olmanın sarhoşuydu adeta,
"Anne bugün ne yaptı bu gelinin biliyor musun?" dediğinde Zelfi konuşmaya devam etmesin diye koluna yapıştı,
"Yaaa... Hayır Cihan anlatma." Dediyse de,
"Dur güzelim annem nasıl güzel araba kullandığını bilsin, sürdüğün arabaya binilir binilmez kendi karar versin." Dedi gülerek "Anne, gelinin dikiz aynasına güvenmiyor kendi dönüp bakacakmış arkaya..." deyip kendi anlattığına kendi güldü herkesten önce. Ah o an arabada direksiyon hocası olmayacaktı da öpecekti o utanınca kızaran yanaklarını...
Bu düşünce ile dişleri kamaştı anlık...
Çok tatlıydı karısı çokk...
Zelfi utançla yüzünü Cihan'ın koluna gömdü. Aynayı tam ayarlayamadığını sonradan anladıysa suç onun muydu canım? Şunun şurası kaç günlük şöfördü yaniii... Cihan'ın kolunun kendisine dolayıp göğsüne çektiğini hissedince bu kez sofrada bulunanlardan utandı.
Hiç burada annem var da demiyordu...
Birde koklayarak saçlarını öpüyordu...
Rezil olduk diye düşünecekken, Gülhan hanımın kendisine içten bir tebessüm ile baktığını fark etti. O bakış Derya ablasının Gülce kıza bakışı gibiydi, anne şefkati ve merhameti ile doluydu.
"Zelfi yan aynalara güveniyor musun abim başını camdan çıkarıp bakmaya kalkma sonra." Diye takıldı Bekir de.
"Yaaa gülmeyin ama ilk acemiliği normal bunlar, üzülme Zelfi sen." Diyen daimi destekçisi Hesna'ydı.
Bekir karısının bu tepkisine güldü,
"Gün gelir devran döner sana da güleriz diye tedbir alıyorsun ha karıcığım? Boşa uğraşma herkesten çok ben güleceğim o zaman." Dedi karısına takılarak.
"İyi aman gülün, sanki sizin gibi doğduk doğalı arabayla oynuyoruz. Git bak bakalım oyuncakçıya hiç kızlar için araba var mı? Nerede evcilik oyunu, nerede tencere tava, nerede oyuncak bebek hepsi kız reyonlarında. Bizim elimize de en baştan araba verseler biz de sizin kadar güzel süreriz." Dediğinde destek tabii ki Zelfi'den geldi.
"Hesna, Bekir abim bebişin gazını çıkaramadığında biz de seninle gülelim elticiğim." Dedi çak yaparak.
Hesna göbeğine rağmen ileriye uzanıp Zelfi'nin eline vurdu elini.
"Hah ağzın bal yesin, biz de o zaman güleriz. Altını açtırayım sana da gör sen Bekir Ağa." Dedi tatlı bir triple.
"Yeğenime güveniyorum, babasının yüzünü yıkadığı sabahlara uyanacağız inşallah." deyip gür bir kahkaha attı Cihan.
"Esas sen yapardın o dediğini bezini açtık mı yüzümüze yüzümüze şey ederdin." Diyen Gülhan hanımla masada kahkahalar havada uçuştu.
Fakat Cihan'ın bu rezilliği anlatılırken tek odağı ilk defa sesli güldüğünü duyduğu karısıydı.
O böyle gülecekse yeğeninin atış menziline gönüllü girip kendini feda edebilirdi.
"İyi ya işte yiğenim de bana çektiyse Bekir Ağa'nın yüzünü bol bol yıkar." Dedi umarsızca.
Kerim ise yerine sığamıyordu, bir yanı git duyduğun herşeyi önce Narin'e sonra Miran'a anlat diyordu. Diğer yanı bunca iyiliğini gördün Kemal hocanın, yarına kadar sabret bir de onunla konuş diye mantıklı olmaya çalışıyordu.
İlik bulunmuş ama bu bilgi gizlenmişti... Miran dayısının iliğinin Asım'a şifa olduğunu duyduğunda donördü, yasal boyuttu dinlenmez narkozsuz çeker alırdı o şerefsizin iliğini...
Kerim bunca öfkesinin içinde yüzünü buruşturdu, ah Asım ah bunca insan arasında uyumlu çıkacak dayın olacak erkek müsvettesini mi buldun... Diye iç geçirdi.
Gecenin hayrından sabahı şerri iyidir dedi Kerim sabah ola hayrola... İlk iş Kemal hoca ile görüşüp bu işin aslını öğrenecekti...
Gece ilerledi evlerin ışıkları bir bir söndü, Derya ve Boran da odalarına çekildiler. Firuze ise perdenin ardından Miran'ın arabasını izlemeye devam etti.
"Keşke camlar filmli olmasaydı da görebilseydim." Diye ç geçirdi.
Özlemişti, öfkesi azalıp yerini daha derin bir kırgınlığa bıraksa da özlemişti Miran'ı...
Çocukluğundan başlayarak kendi hayatını irdeledi. Ne zaman ki bu kapıdan içeri girmiş o zaman insan yerine konulup fikri sorulur olmuştu. Ondan öncesi hakaretler, adına verilen kararlar, hiç bir fikrine saygı duyulmayan bir hayattı.
İşin açığı Miran ile yaşayacağı hayatında aynı olacağını düşünmüştü, onun için tek dayanağı Derya ablasını görmüş bu evi baba ocağı saymıştı. Fakat Miran ilk günden başlayarak Firuze'yi şaşırtmış, hem kadın olarak, hem de eli olarak her zaman kıymet vermiş saygı duymuştu.
Bu kadar derin kırılmasının sebebi de bu değil miydi ya...
Bu yaptığını Miran'dan beklemiyordu, hazırlıksız gardsız bir halde hançeri sırtına yemiş gibi hissediyordu.
Bekir Ağa'nın elinde bir termos ile arabaya doğru yürüdüğünü görünce içten içe sevindi. Miran yanlız bir adamdı, ne ana babası ne de kardeşi bu adam bu saatte nerde deyip de derdine düşecek insanlar değillerdi.
Miran'ın arabadan inip de sigara yaktığını görünce cama biraz daha yaklaştı. Nadir içeriğinden pek alışık olmadığı bir manzaraydı bu hali. İçse de her zaman o kokudan uzaklaşıp yanına geliyordu ki kokusuna tütün karıştığını hiç hisetmemişti.
Sonra nereden geldiyse aklına evlendikleri gün geldi, o heyecanına Bedirhan'ın ektiği korku bugün bile yüreğini sıkıp bıraktı. Nasıl korkmuştu Miran ona inanır da yüzüne bakmaz diye. Halbuki şimdi Miran'ı tanıyan biri olarak o korkusunu yersiz buluyordu. Miran eşinin geçmişine takılıp onu küçümseyecek, üzecek bir adam değildi...
O gece nasıl oyuna getirildiğini hatırlayınca dudakları tatlı bir tebessüm ile kıvrıldı genç kızın, uyuyor numarası yapayım demişti de onu bile becerememiş kendini bir anda Miran'ın kollarında bulmuştu.
Bedirhan'ın dediklerine inanmadığı gibi, her zaman önce Firuze'yi dinlemiş ilk onun fikrini sormuştu...
Sonra bugün o küçücük odada elinde onun için tuttuğu pasta ile dünyasını başına yıkan sözlerini hatırladı, az evvel kıvrılan dudakları yavaşça eski haline döndü, bir anlığına sızısını unuttuğu kalbi tekrardan acıyla kavruldu.
Niye bu camın ardında durup izliyorum ki dedi kendi kendine, hesap sormak en çok benim hakkım...
Anlık yükselişinin verdiği cesaretle montunu giyip dışarı çıktı. Bahçe kapısına doğru adımlarken bu gelişi Miran da fark etmiş elinde ki sigaradan kurtulup kapıya doğru yaklaşmıştı.
Korumanın açtığı bahçe kapısından çıktığında,
"Firuze..." Diyen adama aracı işaret etti.
"Arabada konuşalım."
Şükür ki sesini sert ve soğuk çıkarmayı başarabilmişti.
Miran bu yanını hiç görmediği kızın sert tavrıyla yutkundu,
"Tamam, sen nasıl istersen." Diyerek onayladı ama Firuze'nin pek de onaya ihtiyacı yoktu ki çoktan sağ kapıya doğru adımlamıştı.
Soğuğun genç kız için yeni, Miran için ise alışılmış olduğu arabaya bindiklerin de ısıtıcıları çalıştıran adam,
"Sıcak bir yere gidip konuşalım üşürsün." Derken bir eli kontağı hareket ettirecek oldu fakat,
"Gerek yok, ne söyliyeceksen söyleyip git diye geldim. Üşüyecek kadar uzun kalmayacağım." Diyen karısıyla kalakaldı.
Duvarlar örülmüştü, sert ve sandığından da yüksek duvarlar vardı aralarında.
Miran'ın kafasında kurduğu bitün açıklama konuşmaları silinip gitti, hiç bir açıklamasını Firuze'nin bu soğuk bakışını hesap ederek aklında sıraya koymamıştı. Kafasında ki her açıklamayı Firuze'nin sıcak yeşil gözleri merak ile dinliyordu.
Şuan karşısında soğuk bakan gözler konuş da bu kapıdan git der gibi bakıyordu.
Aralarında ki en sağlam bağı koparmıştı Miran...
Güven...
Uzun upuzun bir sessizlik oldu aralarında... Daha bir iki hafta öncesi bu arabanın içinde Miran'ın kucağında onun öpüşünün ateşinde yanıyordu Firuze ama şuanda bu arabanın içi kutuplardan da soğuktu.
"Babana en büyük kırgınlığın ne diye sorsam bana ne cevap verirsin Firuze?" Diye sordu Miran.
"Konumuz babam değil!" Diyerek gereksiz bir çıkışla yükseldi genç kız.
Miran başını onaylar gibi salladı sadece,
"Biliyorum ama lütfen bana ve kendine dürüst ol. İçindeki küçük kıza dürüst ol Firuze... Babana ne kadar kızgın olduğunu kabul et ve bunun sebebini düşün... Lütfen..." Dediğinde sakinleşmek için derin iki nefes aldı yeşillerin sahibi.
Bunu neden soruyordu ki?
Babasına kızgın olduğunu nasıl anlamıştı... Günlerdir annesi aradığında o telefonu açıyor ama babası ararsa duymazdan geliyordu. Dalgalar durulup, sular berraklaştığında farkına varmıştı Firuze de için için babasını suçladığının.
Sebebini biliyordu ve dile getirmekten de geri durmadı.
"Beni annemden mahrum bıraktığı için, bizi koruyamadığı için." Dedi.
"Annenin sağ olduğunu bilmezken kırgın değildin ama değil mi?" Diye sordu bu kez Miran.
Tekrar düşünce kuyularına itti kızı...
Evet o zaman kızgın değildi. Çünkü babasının bir baba olarak elinden geleni yaptığını düşünüyordu. Erkek adamın elinden bu kadarı gelirdi, başına gelenlerin birini görse binini görmüyordu. Gördüklerinin birine mani olsa ikisine gücü yetmiyordu. Halbuki annesi olsa bir kartal gibi kol kanat gererdi Firuze'ye. O sağken kimseyi kızına yanaştırmazdı. Önüne siper olur gerekirse yarayı kendi alır ama kızına fiske dokundurmazdı.
Yıllardır onların anne kız olarak kavuşamamalarının da Bedirhan'ın tacizlerine ses çıkaramanasının da tek sorumlusu babasıydı. Annesi başında olsa bu kötülükleri hiç yaşamazdı Firuze.
"Annemin bizden uzak olmasının tek meshulü babamın basiretsiz bir erkek olması, annem başımda olsa kimseye ezdirmezdi beni... Onların pis gölgelerini üzerime düşürmezdi." Diye kendisi ile yüzleşti.
Miran bakışları arabanın camından dışarı bakarak başını salladı yine. Dönüp de o soğuk yeşillere bakamıyordu.
"Babanın görevi karısını korumaktır Firuze, kadınının arkasında durmaktır. Anne güvende olsa çocuğunu korur zaten kimseye ezdirmez değil mi?" Diye onaylatmak ister gibi sordu adam.
"Annem, babam onu koruyamazken bile beni koruyabiliyordu." Dediğinde Miran yine başını salladı usulca,
"Ben evlatlarımı ilk annelerinden korumak zorunda kaldım Firuze... Canan bebeğini istemedi, sevmedi. Hastaneye bile çoğu zaman yalnız gittim, onunla bağ kurmayı istemeyen bir annesi vardı Masal'ımın. Narin ise oğlunu aşirete veliaht olarak gördü, benim yanımda kalmak beni elde etmek için dünyaya getirdi. Derdi çocuğu değildi bendim. Süt vermek bile istemedi, oğlunu değil bozulacak bedenini düşündü." Dedi acı gerçekleri dili yanarak anlattı.
Firuze'nin şaşkın ve şokla açılmış gözlerine baktı korkarak,
"Ben çocuklarımı ilk annelerinden korumak zorunda kaldım. Canan için çok geç olsa da, Narin şükür ki akıllandı ama o korku benim yüreğimde hep titrer durur. Annesidir gereğini yapar diyemem, benim ondan önce koruyup düşünmem gerekir. Dün de öyle oldu, doktor Asım'ın kurtulması için bir kardeşi olmalı dediğinde Narin başını iki yana salladı hemen. Karşı çıktı... Haksız diyemem ne kadar destek olmak istesem de tek başına çocuk büyütüyor bir ikincisini istemeyebilir ama yapmak zorundayız Firuze. Bizim çocuğumuz olmayı Asım seçmedi, biz onu Dünya'ya getirdiysek elimizi taşın altına koymak zorundayız." Dedi.
"Bunları bilmiyordum Miran ama yine de bensiz ve beni yok sayarak karar vermiş olmanı değiştirmiyor." Dedi.
"Özür dilerim..." Dedi pişmanlıkla yanan gözlerini karısına çevirerek. "Çok özür dilerim Firuze ama o an sağlıklı düşünemedim, şimdi halini anlıyor olsam da Narin'e çok öfkeliydim. Asım'ı Dünya'ya getirirken fikrimi sormadı kendi bencilliği ile karar verdi, şimdi yine kendi yaşayacağı zorlukları düşünerek evladının canını hiçe sayamaz." Dediğinde Firuze'nin öfkesinin de ipi koptu,
"Ne demek kendi bencilliği ile karar verdi, o çocuğu tek başına yapmadı ya Miran Ağa. Ne istedin aldırıp bir damla canı yok etmesini mi? Madem çocuk istemiyordun kadından uzak duracaktın. Sevmediğini söylediğin bir kadına nasıl dokundun, bunları şimdi sorgulayacak kadar sana kapıldığıma inanamıyorum." Dedi öfkeyle çıkışarak. Bir eli kapı koluna gitti, Narin ile Miran'ı bir yatakta düşündükçe midesi çalkalanıyordu.
Kapıyı açmasına müsaade etmeden koluna bir el dolandı, her zaman sıcacık olan adama ait değilmişçesine buz kesmiş beş parmak.
"Ben Narin'e hiç dokunmadım Firuze." Dediğinde şaşkınlığa karışık bir öfkeyle başını çevirdi genç kız.
"Ne demek dokunmadım, leylekler mi getirdi Asım'ı? Sarhoştum falan deseydin bari daha inandırıcı olurdun!" dedi burnunu havaya diyerek. "Geçirdiğiniz geceyi hatırlamıyorsan da kardeş yaparken hatırlarsın üzülme."
Miran olan bütün gerilimi unuttu bir anlığına Firuze'nin kıskançlıkla alev almış orman gözlerine baktı içi giderek.
O diklenişi, burnunu havaya dikişi... Kıskançlığına maske yapmaya çalıştığı öfkesi. Bir kadının her haline yanılabiliyormuş demek...
Bir eli Firuze'nin öfkeyle kızarmış yanağını kavradı, burunları birbirine değecek kadar yaklaştı Miran,
"Ben Narin'e hiç dokunmadım Firuze, hiç bu kadar yakın olmadım, nefesim nefesine hiç karışmadı. Bana tuzak kurdu, aşılama yöntemi ile hamile kalmış. Ondan ayrılmayayım diye masum bir bebeği hiç düşünmeden Dünya'ya getirdi. Sırf ben kazandım diyebilmek için..."
İkisi de birbirinin nefesinden nefeslendi bir zaman, Firuze'nin duyduklarını anlamak için zamana ihtiyacı vardı. Miran'ın ise sevdiğinin nefesinden nefeslenmeye...
Aklını bir nebze olsun toparlayabilen Firuze,
"Onun için 'Asım nasıl olduysa bu bebek de öyle olacak.' Dedin." Diye fısıldadı aydınlanarak.
Burnunu karısının fındık burnuna dokundurdu Miran,
"Onun için öyle dedim, ben senden başkasına nasıl dokunurum Firuze... Benim helalim sensin..." Diye fısıldadı.
Aralarında ki çekim artarken Miran'ın yaydığı sigara kokusu bile ilginç bir şekilde çekici geliyordu genç kıza.
Duyduklarını aklı hâlâ almasa da bir mantığa ulaşılabilir haldeydi. Fakat kalbi hâlâ kırıktı.
Nefsini nefesinden uzaklaştırdı önce, sonra yanağında ki eli tutup indirdi.
"Yine de beni yok saydın Miran... Ben evliyim karımla konuşmam gerekir demedin. Belki o an aklına bile gelmedim." Dedi kırık bir sesle.
"Firuze..." dedi Miran çaresizce.
" Oğlun için ne gerekiyorsa yapabilirsin, buna karşı duracak değilim ama benim içimde bu durumu nereye koyacağımı da bir düşünmem lazım. Beni yok sayışını sindirmem..." Dedi buruk bir tebessüm ile.
"Öyle değil gün ışığım, yemin ederim yok saymadım. Sadece bir canımı daha toprağa koymaktan, elimle üzerine toprak atmaktan, burnumdan gitmeyen o toprak kokusuna bir yenisini eklemekten korktum. Korkuyla hızlı karar verdim. Seni yok saydığımdan değil. Korku iliğime kemiğime işlediğinden."
Firuze kararsızca baktı ama geri adım da atmadı,
"Ben bir zaman burada kalsam iyi olacak Miran, hâlâ içimde yerini bulamadığım şeyler var. Sende soğukta burada bekleme, hasta olmak gibi bir lüksün yok. Asım'a mikrop taşıyamazsın, sen iyi bir babasın gereğini yap evine dön." Deyip arabadan inerek eve doğru hızlı adımlarla kaçar gibi gitti.
"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 139.03k Okunma |
13.32k Oy |
0 Takip |
84 Bölümlü Kitap |