50. Bölüm

(44.Bölüm) Geçmişin ayak sesleri

Elisa Türkoğlu
elisa_turkoglu

Akın:İyi ki geldiniz çocuklar... Gerçekten, bu tombala ilacımdan daha iyi geldi.

 

​Yağmur:Biz hep buradayız Akın. İyileşene kadar da tombaladan satranca, her gün yeni bir oyunumuz var, kaçışın yok!

 

Akın:Eyvallah

 

Yağmur:Birşey diyicem ya balkonu açalım mı azcık sıcak oldu sanki

 

Erva:Evet evet baya sıcak aç ya

 

"Yağmur Balkonu açtı sonra yerde ters dönmüş bir şekilde duran kağıt dikkattini çekti Onur Tuna yazıyordu ön tarafını çevirince gördüğü fotoğraf onu şaşkına uğratmıştı"

 

Yağmur:Nasıl ya!

 

"Bi müddet bakakaldı"

 

Yağmur:Onur abi,Cihangir abimiymiş

 

"Akın'a seslendi"

 

Yağmur:Akın bi gelebilmen mümkün mü

 

Yağmur:Dur geliyorum

 

"Akın yavaşça doğrularak Yağmur'un yanına geçti"

 

Akın:Noldu

 

Yağmur:Kusura bakma seni çağırdım ama önemli

 

Akın:Sorun değil hayırdır

 

"Yağmur fotoğrafı gösterdi"

 

Yağmur:Şuna bak Cihangir abinin bebekliği değil mi bu

 

Akın:Evet babam mı düşürmüş

 

Yağmur:Hayır Onur abi

 

Akın:Onur abimi ne alaka

 

Yağmur:Baksana

 

"Yağmur fotoğrafı ters çevirdi,Akın yazıyı okuyunca çok şaşırdı"

 

Akın:Ne,nasıl ya Cihangir abim bunca zaman burnumuzun dibindemiymiş

 

Yağmur:Görünüşe göre öyle

 

Akın:Nasıl ya,gidip onunla konuşmam gerek

 

"Tam gideceği anda Yağmur durdurdu"

 

Yağmur:Dur bu halde ve bu saatte biryere gidemezsin bırakmam seni hem unuttun mu ameliyatı vardı görüşemiyebiliriz yarın okul tatil sabah birlikte gideriz olur mu

 

Akın:Tamam

 

"Alperen yanlarına geldi boğazını temizledi"

 

Alperen:Noluyor burada

 

Yağmur:Birşey olmuyo abi Akın'a birşey diyiyordum

 

Alperen:Elindeki ne

 

Yağmur:Önemli birşey değil

 

Alperen:Madem öyle hadi geçin içeriyede Akın daha fazla ayakta kalmasın

 

Yağmur:Haklısın abi,hadi Akın

 

"Alperen içeri girdi ardından Yağmur'da girecekken Akın bileğinden tutup durdurdu"

 

Akın:Aramızda kalsın olur mu,herşey netleşince onlara söyleriz

 

Yağmur:Tamam

 

"Onlarda içeriye girdi"

 

1 GÜN SONRA

 

KARAKOL/BÖRÜ

 

"Bekir Berk,Barış,Ali Batur,Buğra ve Zeyd kantinde birlikte oturmuş çay içiyordu

 

Barış:Eee Bekir abi sözün vardı dedenle babanın hatıralarından anlatıcaktın

 

Bekir:İyi anlatayım birtane dedem ve babam risale-i nur talebesiymiş dedeme mazlumların avukatı Avukat Bekir Berk derlermiş Bir gün dedem yardımcısı Bahattin Gürsoy ile duruşmaya yetişmek için akşam saatlerinde Erzurum'a doğru yola çıkmışlar Gümüşhaneye yakın gece yarısı yolları Jandarma tarafından kesilmiş dedemle Bahattin Gürsoy'u karakola almışlar kimliklerini alıp tutanak tutmaya başlamışlar dedem Bekir Berk Jandarma komutanına hitaben ben Avukat Bekir Berk ve buda yardımcım Bahattin Gürsoy arabayı Trabzon'dan kiraladık.Erzurum'daki duruşmaya gidiyoruz bizi eşkiyamı sandınızda yolumuzu kestiniz? demiş

 

Ali Batur:Vaaay sonra

 

Bekir Berk:Jandarma komutanıda dedemin bu söylediğinden etkilenmiş özürdilemiş devamındada birşeyler oluyorduda şimdi tam hatırlıyamadım öyle işte

 

Buğra:Güzelmiş var mı böyle başka anılar

 

Bekir Berk:Olmaz olur mu bir sürü...de hangisini anlatsam düşüneyim biraz...hmm geldi aklıma yine Nur talebesi olan Mehmet Emin Birinci den dinlemiştim bu anıyı bazen aynı gün içinde üç yerde duruşma olurmuş dedemde ne yapalım diye istişare edermiş Mehmet abilerde dermiş ki

 

-ağabey birine gidersin diğerinede oradan gelemiyorum diye telgraf çekip duruşmaları erteletirsin dedemde o olmaz der ,hepsine yetişmek için elinden gelen son gayreti sarf edermiş

 

-Bir kış günü imiş Trabzondaki duruşmadan sonra ertesi gün Bitlisteki mahkemeye yetişmesi gerekiyormuş hareket etmeden önce Bitlis mahkemesine telgraf çekip yetişebilmek için duruşmanın son saate alınmasını talep etmiş.Hakim telgrafı eline aldıktan sonra.O günün şartlarında bu kış şartlarında Bekir Berk'in Trabzon'dan , Bitlis'e gelmesi en az iki günü bulur düşüncesiyle duruşmayı ilk sıraya almış

 

Mübaşir:"Avukat Bekir Berk" diye çağırınca cübbesinin bir kolunu giymiş diğer kolunuda giyerken salona girmiş

 

Barış:Hadi canım

 

Ali Batur:Allahuekber ya,eee sonra kardeşim

 

Bekir Berk:Hakim şaşkın bakışlarla sahi siz Avukat Bekir Berk misiniz?Kimliğinizi görebilir miyim diye sormaktan kendini alamamış

 

Zeyd:Vay be nasıl yetişmiş ya

 

Bekir Berk:Vallaha bilmiyorum bi yolunu bulmuş işte

 

Sarp:Barekallah ya

 

Ali Batur:Vallaha çok sarıyor kardeşim ama çaylar bitti napsak kalksak mı artık

 

Bekir:Aynen aynen kalkalım görev beklemez,

 

"Ali Batur tebessün etti"

 

Ali Batur:Dedesinin torunu

 

"Hep birlikte güldüler"

 

Sarp (Buğra):Vallaha çok şanslısın kardeşim böyle bi ataya sahip olduğun için ama hep dedenden anlattın babandan anlatmadım

 

Bekir Berk:Babamın çok anısını duymadıma ama duyduğumuda anlatırım bi ara şimdi kalkalımda

 

Sarp (Buğra):İyi tamam hadi

 

HASTANE/BAHÇE

 

Akın:Ben çok gerildim ya bir yandanda sinirliyim niye bunca zaman söylememiş ki

 

Yağmur:Tamam sakin ol belki oda bilmiyordur veyada yeni öğrenmiştir

 

Akın:Napıcam nasıl yüzleşicem

 

Yağmur:Önce bi sakin ol,ağrın yok demi

 

Akın:Yok yok merak etme iyim ben

 

Yağmur:Selim'in kaburgaları yeni düzeldi derken şimdi birde seninkiler kırıldı

 

Akın:Napalım olacağı varmış oldu,neyse hadi girelim

 

Yağmur:Ne bu acelen,ne bu heyecanın biraz sakin ol

 

Akın:Ya Yağmur bunca zaman sonra abimi buldum,ben nasıl sakin olayım ya

 

Yağmur:Sende haklısın,yinede sakin kalmanda fayda var,amcamlarada söylesemiydik acaba hep beraber gelseydik daha mı iyi olurdu

 

Akın:Önce ben görüşeyimde daha sonra babamlara anlatırız

 

~~~~~

 

​HASTANE KORİDORU - GÜNDÜZ

 

​Hastanenin o kendine has, dezenfektan ve hüzün kokan soğuk koridoru... Duvarlardaki soluk tablolar, tekerlekli sandalyelerin gıcırtısı ve uzaktan gelen anons sesleri, Akın'ın kulaklarında uğulduyordu. Her adım, kaburgasındaki kırıklara saplanan bir bıçak gibiydi ama o bunu hissetmiyordu bile. Elindeki o yıpranmış, kenarları kıvrılmış fotoğraf, şu an dünyadaki en ağır şeyden bile daha ağırdı. Avcu terlemiş, fotoğrafın arkasındaki "Onur Tuna" yazısı parmaklarının iziyle karışmıştı. Yağmur, onun bu halini görünce yüreği parçalanırcasına koluna daha sıkı sarıldı.

 

​Yağmur: (Fısıldayarak, sesi titriyor) Akın... Çok zorlama kendini, yavaş. Bak, kapının önündeyiz. "Dr. Onur Tuna" yazıyor. Kalbim yerinden çıkacak gibi, senin ne hissettiğini hayal bile edemiyorum. Hazır mısın?

 

​Akın cevap vermedi. Dudakları kurumuş, gözleri sadece o isme kilitlenmişti. Derin, titrek bir nefes aldı. Sanki o kapıyı açtığında tüm hayatı değişecekti. Eli kapı koluna gitti, tereddüt etti, sonra sert bir hareketle kapıyı açıp içeri girdi.

 

​Oda, koridora göre daha sıcak ve düzenliydi. Duvarlarda tıp diplomaları, masada kalın kitaplar ve titizlikle dizilmiş dosyalar vardı. Onur, masasında bir hasta dosyasını inceliyordu; üzerinde beyaz önlüğü, boynunda stetoskopuyla tam bir profesyonel, mesafeli ve ciddi görünüyordu. Başını kaldırmadan,

rutine binmiş bir ses tonuyla konuştu:

 

​Onur: Buyurun, bir sorun mu vardı?

 

​Akın: (Sesi odada yankılandı, titrek ama öfkeli) Bir sorun var... Ya da yıllardır süren bir yalanın sonu... Emin değilim.

 

​Onur sesin tanıdıklığıyla başını kaldırdı. Akın ve Yağmur’u karşısında görünce şaşkınlığı yüzüne yansıdı, o her zamanki profesyonel maskesi hafifçe düştü.

 

​Onur: Akın? Yağmur? Sizin... Sizin burada ne işiniz var? Akın, senin istirahat etmen gerekiyordu, dikişlerin çok taze, bu halde...

 

​Akın: (Sözünü kesti, sesi daha da yükseldi) Bırak şimdi dikişi, ağrıyı! Onur abi... ya da... ya da gerçek adınla Cihangir mi demeliyim? Abim mi demeliyim?

 

​Onur’un yüzündeki o sakin, mesafeli ifade bir anda buz kesti. Kalemi elinden düştü, masanın üzerine tok bir sesle düştü. Masanın üzerindeki sessizlik, hastane gürültüsünü bile bastıracak kadar ağırdı. Odanın havası bir anda ağırlaştı, sanki oksijen tükenmişti.

 

Onur'un gözlerinde bir anlık bir parıltı, bir korku ve derin bir hüzün belirdi.

 

​Onur: (Kısık, neredeyse duyulmayacak bir sesle) Siz... siz bunu nereden çıkardınız?

 

​Yağmur: (Gözyaşlarını tutamayarak, Akın'ın elinden fotoğrafı alıp masanın üzerine, tam önüne bıraktı) Dün akşam... Balkonda bulduk. Yerde ters dönmüş bir şekilde duruyordu. Ön tarafını çevirince... (Yutkundu) Ön tarafını çevirince gördük...

 

​Onur titreyen elleriyle, sanki dokunursa kırılacak bir kristalmiş gibi fotoğrafa uzandı. Bebeklik fotoğrafına, kendi geçmişine, hiç tanımadığı o masumiyete bakar gibi uzun uzun baktı. Gözleri doldu, boğazına koca bir yumru oturdu.

 

​Akın: (Bağırarak, gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyor) Bunca zaman burnumuzun dibindeydin! Her gün yüzümüze baktın, tedavimizle ilgilendin, "nasıl oldun" diye sordun... Hiç mi için sızlamadı? Hiç mi "bu benim kardeşim" demedin? Ben bi abim daha olduğunu öğrendiğimden beri onu nasıl kaybettik nerede diye düşündüm durdum,Anıl abimin bakmadığı delik aramadığı yetimhane kalmadı bunlar olurkem sen nasıl hiçbir şey olmamış gibi "Geçmiş olsun Akın" diyebildin? Nasıl?

 

​Onur: (Ayağa kalktı, sesi titriyor, gözyaşları önlüğüne damlıyordu) Akın, dinle... Allah aşkına dinle. Sandığın gibi değil. Ben de... ben de çok yeni öğrendim. Evlatlık olduğumu biliyordum ama kim olduğumu, ailemin kim olduğunu... (Hıçkırdı) Kim olduğumu bilmiyordum baban vitamin ölçtürmeye gelmişti bir kaç ay oldu sadece, o zaman çarpışınca cüzdanı düştü yere bendeki fotoğrafı gördüğüm gibi araştırdım durdum sonradan öğrendim

 

Akın: (Kaburgasındaki sızıya aldırmadan, sendeleyerek bir adım daha attı, hıçkırarak) Neden gelip söylemedin peki? Neden o an, o dakika "Ben buradayım, yaşıyorum" demedin? Neden bizi bu acıyla baş başa bıraktın?

 

​Onur: Korktum! (Bağırdı, tüm savunmasızlığıyla) Sizi öyle güzel, öyle birbirine bağlı, öyle mutlu gördüm ki... Aranıza bir yabancı gibi girip, o güzel tabloyu bozmaktan korktum. Ben sadece bir doktordum sizin için, "abi" olduğumu söyleseydim ve siz beni istemeseydiniz... (Sesi kısıldı) Beni istemeseydiniz, bunu kaldıramazdım. Ben bu hastanede binlerce can kurtardım ama kendi kardeşimin canını yakmaktan korktum.

 

​Akın daha fazla dayanamadı. Kaburgasındaki acı, kalbindeki o devasa boşluğun yanında hiç kalırdı. Sendeleyerek abisinin üzerine atıldı, beyaz önlüğünün yakasına sımsıkı yapıştı. Gözyaşları Onur'un önlüğünü ıslatırken, tüm öfkesi, tüm hasreti o sarılmaya dönüştü.

 

​Akın: (Hıçkırarak, abisinin göğsüne yaslandı) Ben seni öğrendiğimden beri rüyamda gördüm be... Her bayram, her doğum günümde eksik olan hissetiğim o parçam sendin! Nasıl seni istemiyiceğimizi düşünürsün? Sen benim kanımsın, canımsın... Cihangir abimsin! Ben seni bırakır mıyım hiç?

 

​Onur daha fazla dayanamadı, kardeşini kollarının arasına aldı. Beyaz önlüğü, Akın'ın hıçkırıklarıyla sarsılıyordu. Yıllardır taşıdığı o yalnızlık, o gizli yük, Akın'ın bu sıcak, öfkeli ama sevgi dolu kucaklaşmasıyla eriyip gitti. Yağmur, kenarda durmuş, gözyaşları içinde bu kavuşmayı, bunca yıllık hasretin bitişini izliyordu. Hastanenin o soğuk odası, şimdi dünyanın en sıcak yeriydi.

 

​Onur: (Kardeşinin saçlarını okşayarak, sesi boğuk) Özür dilerim... Affet beni kardeşim. Beni affet... Söz veriyorum, yemin ederim, bir daha asla gitmeyeceğim. Seni asla bırakmayacağım.

 

​Akın: (Geri çekilip, abisinin ıslak yüzüne baktı, gülümsemeye çalışarak) Şimdi ne olacak? Babamlara... babamlara nasıl anlatacağız?

 

​Onur: (Gözyaşlarını sildi, Akın'ın yüzünü ellerinin arasına aldı, hafif bir tebessümle) Önce senin şu yaralarına bakalım, kontrol edelim. Sonra... sonra hep beraber gidip her şeyi anlatacağız. Artık kaçmak yok. Ben artık doktor Onur değil, Cihangir'im.

 

(Akın dolu gözleriyle tebessüm etti)

 

~~~~~~

 

PARK

 

Alperen,Eren ve Nil çocukları parka çıkarmıştı

 

Alperen:Erva ile Selim niye gelmedi

 

Nil:Selim evde,Erva da bizde matematik çalışacaklarmış

 

Alperen:Hmmm

 

Nil:Peki ya Yağmur niye gelmedi

 

Alperen:Onlarda sabah erkenden Akınla çıktılar işleri varmış

 

Eren:Yani kardeşim demiyim demiyim diyiyorum ama bunlar dün akşam tonbala bittiğinden beri bi garipler sanki birşey saklıyo gibiler

 

Alperen:Farkındayım kardeşim

 

Nil:Ne saklıyor olabilirler ki

 

Alperen:Bilmiyorum ama yakında çıkar kokusu

 

Gökçen:Ahh!

 

Eren:Gökçeen

 

(Hemen koşarak düşen Gökçen'in yanına gitti)

 

Eren:Abicim iyi misin

 

Gökçen:İyim abi biraz dizim acıdı

 

Eren:Dur bakıyim

 

"Eren,Gökçen'in dizine baktı,Gökçen kafasını çevirdi,kanamış olabileceğini düşünerek gözlerini kapattı"

 

Gökçen:Kanamış mı kanamış mı

 

Eren:Yok yok kanamamış sadece biraz morarmış iyisin demi

 

Gökçen:İyim iyim

 

Eren:Dikkat etsene be gülüm

 

Gökçen:Tamam abi endişelenmene gerek yok iyim zaten

 

SELİM’İN ODASI

 

​Dışarıda bahar güneşi parlarken, odanın içinde ağır bir matematik bulutu hakimdi. Masanın üzeri integral formülleri, yarısı yenmiş bisküviler ve ucu açılmaktan kısalmış kurşun kalemlerle doluydu.Umut dışardaydı,Ayşe ise bütün gün evde temizlik yapmış olmanın verdiği yorgunlukla içerde uyuyordu...

 

Selim, alnındaki teri silip elindeki kalemi kağıdın üzerinde sakince oynatırken; Erva, çenesini avcuna dayamış, boş boş koordinat sistemine bakmaktaydı.

 

​Selim: (Sabırla) Bak Erva, olay çok basit. Fonksiyonun bu noktadaki türevi, o noktadaki teğetin eğimini verir. Yani aslında biz burada sadece bir değişim oranına bakıyoruz. Anladın mı?

 

​Erva: (Gözlerini kırpıştırarak) Hı-hı... Şey mi yani, şimdi bu çizgi aslında diğer çizgiye küsmüş de teğet geçiyormuş gibi mi?

 

​Selim: (Gülmemek için kendini tutarak) Erva, geometriyi dram dizisine çevirdin resmen. Küsmek falan yok. Sadece değip geçiyor. Bak şimdi, formülü yerine koyalım. f'(x) diyoruz...

 

​Erva: (Derin bir iç çekerek) Selim, senin kaburgaların daha yeni iyileşti, beynin nasıl bu kadar hızlı çalışıyor? Ben daha "f" harfini yazana kadar sen sonucu buluyorsun. Ayrıca bu x neden her yerde? Hiç mi özel hayatı yok bu harfin?Niye sürekli biz x i buluyoruz

 

​Selim: (Kalemi masaya bırakıp Erva’ya döndü) çünkü biz × i bulamayınca sınavda o bizi buluyor ayrıca x olmazsa bilinmeyen olmaz Erva. Bilinmeyen olmazsa da hayatın tadı çıkmaz. Hem bak, senin için en basit yöntemi buldum. Şuraya bir bak...

​"Selim kağıdı kendine doğru çekti, büyük bir titizlikle bir grafik çizdi."

 

​Selim: Bu sensin, bu da matematik. Aranızdaki mesafe limit x sonsuza giderken sıfıra yaklaşıyor. Yani eninde sonunda barışacaksınız.

 

​Erva: (Tebessüm etti) Ya sen gerçekten iyi bir öğretmensin ya da ben seni dinlerken matematiği sevdiğimi sanıyorum.

 

Selim:Beni dinlerken matematiği seviyorsan o zaman aferin bana

 

(Erva tebessüm etti)

 

Erva iç ses:Belkide seni dinlemeyi seviyorum

 

Selim:Erva,daldın

 

(Erva silkindi)

 

Erva:Kusura bakma ya ,nediyicem biraz molamı versek yoksa beynim yanıcak benim

 

Selim:O zaman yakmayalım senin beynini birer kahveye ne dersin

 

Erva:Sen kahve yapmayı biliyor musun

 

Selim:Eee şey

 

Selim iç ses: Bilmiyorum ama senin için öğrenirim

 

Erva:Seliiim şimdide sen daldın

 

Selim:Yani şey bilmiyorum ama internetten bakar yaparım şimdi herşey var internette

 

Erva:Sen bana malzemelerin yerini göster ben yaparım kahveleri

 

Selim:Peki tamam...Aslında annem içerde uyuyor olmasaydı o yapardı ama...

 

Erva:Neyse birşey olmaz biz yaparız

 

Selim:Hadi o zaman

 

(Ayağa kalktılar mutfağa giderken ayak üstü tekrar konuşmaya başladılar)

 

Erva:Ya bu arada Akınla hiç konuştun mu nasılmış,ben aradım açmadı

 

Selim:Bende aradım açmadı,sonra amcamı aradım Yağmurla bir yere gitmişler

 

Erva:Nereye gitmişler ki Akın ın dinlenmesi gerekmiyor mu

 

Selim:Akın işte tutturmuştur yine birşeyi,Yağmur'da onu yalnız bırakamamıştır

 

Erva:Muhtemelen vallaha Akın'da ki inat keçide yok

 

Selim:Neyse biz kahvelerimizi yapalım

 

Erva:Tamam

 

(Mutfağa gittiler)

 

~~~~~~~

 

Mutfakta tatlı bi telaş vardı Selim, üst raflardan birinden kahve paketini ve cezveyi çıkardı. Hareketleri hala biraz temkinliydi ama Erva’nın yanında kendini daha dinç hissediyordu.

 

​Erva: "Bakıyorum da mutfakta fena değilsin, malzemelerin yerini şak diye buldun."

 

​Selim: "Anneme yardım ederken öğreniyoruz bir şeyler işte. Ama kahve ölçüsü kısmında topu sana atıyorum. Ben yaparsam muhtemelen ya zift gibi olur ya da kahve aromalı sıcak su."

 

​Erva gülerek cezveyi eline aldı ve musluğa yöneldi. Selim ise o sırada tezgahın kenarına yaslanmış, Erva’nın pratik hareketlerini izliyordu.

 

Erva, büyük bir titizlikle kahveleri ve şekerleri cezveye ekleyip karıştırmaya başladı. Selim’in bakışlarını üzerinde hissedince hafifçe kızardı ama belli etmemeye çalıştı.

 

​Erva: "Matematikteki x'i bulmak mı daha zor, yoksa bu kahveyi köpürtmek mi göreceğiz şimdi."

 

​Selim: "Bence sen ikisinin de üstesinden gelirsin. Matematikteki o 'dram dizisi' teorin bile dehaydı."

 

​Erva: (Kısık sesle gülerek) "Dalga geçme ya! Ama cidden, sen anlatınca sanki sayılar dile geliyor. Keşke okulda da böyle olsa."

 

​Selim: "Okulda senin dikkatin çabuk dağılıyor Erva. Belki de anlatandadır sorun, kim bilir?"

 

​Erva tam cevap verecekken kahve kabarmaya başladı. Panikle cezveyi ateşten çekti.Mutfaktaki kahve kokusuna garip, tatlı bir sessizlik karıştı.

Erva, kahveleri fincanlara paylaştırırken şöyle dedi

 

​Erva: "Hah! Bak, köpüğü tam kararında oldu. Şanslısın Selim Bey, bugün formumdayım."

 

​Selim: "Eline sağlık. Gidip içeride, integralden uzak bir köşede içelim mi şunları?"

 

​Erva: "Kesinlikle! Mümkünse x harfinin yasak olduğu bir köşe olsun."

 

​Salona doğru yürürken Selim, Erva'nın arkasından bakıp kendi kendine gülümsedi. Matematikteki bilinmeyenleri çözmek kolaydı da, şu an kalbinde hissettiği o garip hızlanmayı hangi formülle açıklayacağını bilmiyordu.

 

​Selim (İç Ses): "Bilinmeyen olmazsa hayatın tadı çıkmaz demiştim... Sanırım hayatımın en güzel 'bilinmeyeni' şu an karşımda kahve taşıyor."

 

~~~~~

 

Asafgilin ev yine bir aradaydılar

 

Fatih:Bu gün ev sessiz

 

Asaf:Çocuklar yok ya ondan

 

"Fatih ve Asaf konuşurlen dikkatlerini sessizce ve düşünceli duran ikili çekti"

 

Asaf:Siz hayırdır niye sessizsiniz ya

 

Tarık:Benim aklım Akın'da usta Yağmurla bir işler çeviriyorlarda anlamadım

 

Tahir:Ne çeviricekler abi Allah aşkına rahat bırak çocukları genç bunlar belkide bizimkilerle buluşmaya gittiler

 

Tarık:Haklısın

 

Tahir:O değilde Filistin i özgürlüğüne kavuşturmamız yakınmış gibi hissediyorum bir yandanda içimde tuhaf bi his var. Sanki sankiii...

 

Asaf:Sanki

 

Tahir:Birşey olucak gibi yani çocuklar için endişeleniyorum

 

Fatih:Niye endişeleniyorsun ki abi çok şükür kasabayı şirazilerden temizledik

 

Tahir:Sadece kasabadaki şiraziler temizlemdi tüm memleketteki değil ya akbaba gibi her yerdeler

 

Fatih:Allah yardımcımız olsun

 

Tarık:Şu Filistini tekrar özgürlüğüne kavuşturup sağ salim atlatalım vallaha kurban kesicem

 

Asaf:İnşallah inşallah

 

~~~~~~

 

BİR KAÇ SAAT SONRA

AKŞAM SAAT 19.00

FATİHGİLİN EV

 

(Yemek yiyiyorlardı,Selim daha öncelerde yaptığı gibi sağ elle yemeye çalışıyordu)

 

Fatih:Bakıyorumda yine sağ elle yemeye çalışıyorsun

 

Selim:Bu işi halletmem lazım baba bir türlü beceremedim

 

(Hep birlikte kahkaha attılar)

 

Fatih:Size Selimle ilgili birşey anlatıyim

 

Umut:Aaa evet bi anınız varmış bu durumla ilgili anlatıcaktın

 

Fatih:Tamam anlatıyorum şimdi iyi dinleyin bir gün Selim'i aldım bi arkadaşa gittik arkadaşında babası oradaydı babası imam Selim'e sorular soruyordu,Selim de işte 3 buçuk yaşında kendince cevaplıyordu...Abin çok güzel konuşuyordu oğlum,çokta güzel kuran okuyordu selam veriyorduk ve aleykümselam diyiyordu aleykümselam demiyordu,çok zekiydi...Adam sordu ki büyüyünce ne olucan abinin cevabına bak Fatih olucam dedi ama ikinci Fatih bir değil

 

Selim:Öyle mi dedim ben (bir an duraksadı,sanki Fatih olduğunu hissetmiş gibiydi)

 

Fatih:Evet oğlum hatırlamazsın tabi nereden hatırlıyıcan sonra adam sordu neden ikincisi olucaksın diye sende benim romam var Endülüsü yeniden alıcam dedin

 

Nil:Aaaaa ,sonra

 

Fatih:Bizim afacanda böyle bir çocuk dedim adam kendince imtihan etti Selim'i,sorular filan sordu solak ya abin, dediki ooo hem Fetihler yapıcam diyiyorsun hemde sol elle yiyiyorsun Selim'de döndü hiç istifini bozmadı küçük çocuklar böyle olabilir büyüyünce düzeltirim bu işi dedi

 

(Hem beraber bi kahkaha daha attılar,fakat Selim gülmüyordu düşünceliydi

 

Ayşe:Oğlum noldu niye gülmüyorsun

 

Selim:Hiç anne birşeye takıldıda kafam

 

Fatih:Neye takıldı oğlum

 

Selim:Baba Fatih kim?

 

(Fatih ve ayşe nin göz bebekleri büyüdü şimdi nediyeceklerdi 3.Fatih sensin nasıl diyeceklerdi Selim'in öğrenmemesi gerekiyordu hatta hiç kimsenin...)

 

~~~~~

 

TARIKGİLİN EV

 

(Anılgil ve Seray nihayet dönmüştü fakat Akın ve Yağmur hâlâ gelmemişti)

 

Tarık:Akınla,Yağmur nerede kaldı ya

 

Seray:Ben aradım geliyorlarmış

 

Anıl:Yağmur döndü mü

 

Seray:Döndü burada devam edicekmiş eğitim hayatına istediği gibi çıkmamış okul

 

Reyyan:Eee çok güzel,çok sevindim

 

Tarık:Bizde çok sevindik hele Akın baya sevindi

 

Asel:Yağmur ablam niye buraya geliyor

 

Seray:Biz çağırdık kuzucum akşam yemeğine

 

Asel:Yaşasın o zaman resimde yaparıs Yağmur ablamla

 

Tarık:Yaparsınız tabi

 

Asel:Sen artık Yağmur ablama kızmıyorsun değil mi dede

 

Tarık:Yok birtanem niye kızıyim

 

Asel:Eskiden kızıyordun ya

 

Tarık:Eskidendi ben çok seviyorum Yağmur ablanı

 

"Asel tebessüm etti,tam o akda Liya araya girdi"

 

Liya:Abaci oun onayayım mı

 

Seray:Efendim kuzum

 

Liya:Bana diyiyor babanne ablacım oyun oynayalım mı diyiyor...Oynayalım ablacım

 

"Tam o esnada kapı çaldı"

 

Liya:Amcam geldi amcam geldi,ben açıcam

 

"Kapıya doğru koşmaya başladı"

 

Reyyan:Yavaş ol kızım

 

"Kapıyı açar açmaz hemen Akın'a sarıldı"

 

Asel:Amcaa

 

Akın:Amcacım

 

Asel:Hoşgeldin amca

 

Seray:Onur bey oğlum hoşgeldin

 

Onur:Hoşbuldum anne

Seray:Anne mi!

BÖLÜM SONU

 

 

Harika bi bölümün daha sonuna geldik sizce bölüm nasıldı?

 

1:Akın ve Onur'un kavuşma sahnesi nasıldı?

 

2:Sizce devamında neler olucak?

 

3:Selim şüphelendi birşeylerden sanki ne düşünüyorsunuz?

 

(Kendinize iyi bakın,hoşçakalın)

 

Not:Sınav haftam olduğu için bölüm biraz kısa oldu sınavdan sonra yepyeni harika bölümlerle görüşmek üzere,sizleri seviyorum,bu arada aşağıya 3.buçuk yaşındaki çocuğun hikayesini koyuyorum izlemenizi tavsiye ederim

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 13.04.2026 13:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Elisa Türkoğlu / Herkesin Vardır Bir Hikayesi / (44.Bölüm) Geçmişin ayak sesleri
Elisa Türkoğlu
Herkesin Vardır Bir Hikayesi

1.68k Okunma

365 Oy

0 Takip
51
Bölümlü Kitap
(1. Bölüm)Kâbus(2. Bölüm)Karakol Baskını(3. Bölüm)Hastane(4. Bölüm)Mucize(5. Bölüm)Kapanmayan İzler(6. Bölüm)Talihsiz Olay(7. Bölüm)Gi̇zemli̇ Mektup(8. Bölüm)Geçmi̇şi̇n Bıraktığı İz(9. Bölüm) Yi̇ne Mi̇ Kâbus(10. Bölüm)Balonu Gökyüzüne Uçan Çocuklar(11. Bölüm)Ant Ve 3.Fati̇h(12. Bölüm)Voleybol Karşılaşması(13. Bölüm)Yağmur'un Hi̇kayesi̇(14. Bölüm) Akın'ın Hi̇kayesi̇(15. Bölüm)Yüzleşme(16. Bölüm)Zorlu Bekleyi̇ş(17. Bölüm)Geri̇ Dönüş(18. Bölüm)Si̇z Ki̇msi̇ni̇z?(19. Bölüm)Sürpri̇z(20. Bölüm)Bi̇tmeyen VukuatlarOyuncu kadrosu ve karakter tanıtımı(21.Bölüm)Kuş Kafeste(22.Bölüm) Geç kaldınızÖZEL İÇERİK(23 ve 24.Bölüm) Büyük KavuşmaÖZEL İÇERİK 2(25.BÖLÜM) Kırık kalper ve çaresizlik(26.BÖLÜM) Zorlu karşılaşma(27.Bölüm) BİRLİK OLMAK28.Bölüm sezon finali )MUTSUZ SON MU?MUTLU SONSUZ MU?(2.Sezon) Oyuncu kadrosu tanıtım(29. Bölüm) Şehidim rahat uyu!(30.Bölüm) Umut(31.Bölüm)Sen yaşamaya bak(32.Bölüm) Ağlama(33.Bölüm ) Can kırıkları(34.Bölüm) Hayat çok kısa(35.Bölüm) Kırıklar ve Onarımlar(36. Bölüm) Son pişmanlık fayda vermez(37.Bölüm) TURNUVA(38. Bölüm) Sumud FilosuÖZEL İÇERİK(39.Bölüm)Gözyaşının iki katı ve saklı kalan gerçek(40.Bölüm) EMANETÇİ SENSİN EVLAT(41.Bölüm) Umudun ilk tohumları(42.Bölüm) Kavuşmaya ramak kala(43.Bölüm) Kan Bağı, Can Düğümü"(44.Bölüm) Geçmişin ayak sesleri(45.Bölüm) Yeni nesil,eski ruh(46. Bölüm) Dinmeyen Yağmur(47.Bölüm) Gözyaşıyla ıslanan sessiz dualar
Hikayeyi Paylaş
Loading...