
Akın:İyi ki geldiniz çocuklar... Gerçekten, bu tombala ilacımdan daha iyi geldi.
Yağmur:Biz hep buradayız Akın. İyileşene kadar da tombaladan satranca, her gün yeni bir oyunumuz var, kaçışın yok!
Akın:Eyvallah
Yağmur:Birşey diyicem ya balkonu açalım mı azcık sıcak oldu sanki
Erva:Evet evet baya sıcak aç ya
"Yağmur Balkonu açtı sonra yerde ters dönmüş bir şekilde duran kağıt dikkattini çekti Onur Tuna yazıyordu ön tarafını çevirince gördüğü fotoğraf onu şaşkına uğratmıştı"
Yağmur:Nasıl ya!
"Bi müddet bakakaldı"
Yağmur:Onur abi,Cihangir abimiymiş
"Akın'a seslendi"
Yağmur:Akın bi gelebilmen mümkün mü
Yağmur:Dur geliyorum
"Akın yavaşça doğrularak Yağmur'un yanına geçti"
Akın:Noldu
Yağmur:Kusura bakma seni çağırdım ama önemli
Akın:Sorun değil hayırdır
"Yağmur fotoğrafı gösterdi"
Yağmur:Şuna bak Cihangir abinin bebekliği değil mi bu
Akın:Evet babam mı düşürmüş
Yağmur:Hayır Onur abi
Akın:Onur abimi ne alaka
Yağmur:Baksana
"Yağmur fotoğrafı ters çevirdi,Akın yazıyı okuyunca çok şaşırdı"
Akın:Ne,nasıl ya Cihangir abim bunca zaman burnumuzun dibindemiymiş
Yağmur:Görünüşe göre öyle
Akın:Nasıl ya,gidip onunla konuşmam gerek
"Tam gideceği anda Yağmur durdurdu"
Yağmur:Dur bu halde ve bu saatte biryere gidemezsin bırakmam seni hem unuttun mu ameliyatı vardı görüşemiyebiliriz yarın okul tatil sabah birlikte gideriz olur mu
Akın:Tamam
"Alperen yanlarına geldi boğazını temizledi"
Alperen:Noluyor burada
Yağmur:Birşey olmuyo abi Akın'a birşey diyiyordum
Alperen:Elindeki ne
Yağmur:Önemli birşey değil
Alperen:Madem öyle hadi geçin içeriyede Akın daha fazla ayakta kalmasın
Yağmur:Haklısın abi,hadi Akın
"Alperen içeri girdi ardından Yağmur'da girecekken Akın bileğinden tutup durdurdu"
Akın:Aramızda kalsın olur mu,herşey netleşince onlara söyleriz
Yağmur:Tamam
"Onlarda içeriye girdi"
1 GÜN SONRA
KARAKOL/BÖRÜ
"Bekir Berk,Barış,Ali Batur,Buğra ve Zeyd kantinde birlikte oturmuş çay içiyordu
Barış:Eee Bekir abi sözün vardı dedenle babanın hatıralarından anlatıcaktın
Bekir:İyi anlatayım birtane dedem ve babam risale-i nur talebesiymiş dedeme mazlumların avukatı Avukat Bekir Berk derlermiş Bir gün dedem yardımcısı Bahattin Gürsoy ile duruşmaya yetişmek için akşam saatlerinde Erzurum'a doğru yola çıkmışlar Gümüşhaneye yakın gece yarısı yolları Jandarma tarafından kesilmiş dedemle Bahattin Gürsoy'u karakola almışlar kimliklerini alıp tutanak tutmaya başlamışlar dedem Bekir Berk Jandarma komutanına hitaben ben Avukat Bekir Berk ve buda yardımcım Bahattin Gürsoy arabayı Trabzon'dan kiraladık.Erzurum'daki duruşmaya gidiyoruz bizi eşkiyamı sandınızda yolumuzu kestiniz? demiş
Ali Batur:Vaaay sonra
Bekir Berk:Jandarma komutanıda dedemin bu söylediğinden etkilenmiş özürdilemiş devamındada birşeyler oluyorduda şimdi tam hatırlıyamadım öyle işte
Buğra:Güzelmiş var mı böyle başka anılar
Bekir Berk:Olmaz olur mu bir sürü...de hangisini anlatsam düşüneyim biraz...hmm geldi aklıma yine Nur talebesi olan Mehmet Emin Birinci den dinlemiştim bu anıyı bazen aynı gün içinde üç yerde duruşma olurmuş dedemde ne yapalım diye istişare edermiş Mehmet abilerde dermiş ki
-ağabey birine gidersin diğerinede oradan gelemiyorum diye telgraf çekip duruşmaları erteletirsin dedemde o olmaz der ,hepsine yetişmek için elinden gelen son gayreti sarf edermiş
-Bir kış günü imiş Trabzondaki duruşmadan sonra ertesi gün Bitlisteki mahkemeye yetişmesi gerekiyormuş hareket etmeden önce Bitlis mahkemesine telgraf çekip yetişebilmek için duruşmanın son saate alınmasını talep etmiş.Hakim telgrafı eline aldıktan sonra.O günün şartlarında bu kış şartlarında Bekir Berk'in Trabzon'dan , Bitlis'e gelmesi en az iki günü bulur düşüncesiyle duruşmayı ilk sıraya almış
Mübaşir:"Avukat Bekir Berk" diye çağırınca cübbesinin bir kolunu giymiş diğer kolunuda giyerken salona girmiş
Barış:Hadi canım
Ali Batur:Allahuekber ya,eee sonra kardeşim
Bekir Berk:Hakim şaşkın bakışlarla sahi siz Avukat Bekir Berk misiniz?Kimliğinizi görebilir miyim diye sormaktan kendini alamamış
Zeyd:Vay be nasıl yetişmiş ya
Bekir Berk:Vallaha bilmiyorum bi yolunu bulmuş işte
Sarp:Barekallah ya
Ali Batur:Vallaha çok sarıyor kardeşim ama çaylar bitti napsak kalksak mı artık
Bekir:Aynen aynen kalkalım görev beklemez,
"Ali Batur tebessün etti"
Ali Batur:Dedesinin torunu
"Hep birlikte güldüler"
Sarp (Buğra):Vallaha çok şanslısın kardeşim böyle bi ataya sahip olduğun için ama hep dedenden anlattın babandan anlatmadım
Bekir Berk:Babamın çok anısını duymadıma ama duyduğumuda anlatırım bi ara şimdi kalkalımda
Sarp (Buğra):İyi tamam hadi
HASTANE/BAHÇE
Akın:Ben çok gerildim ya bir yandanda sinirliyim niye bunca zaman söylememiş ki
Yağmur:Tamam sakin ol belki oda bilmiyordur veyada yeni öğrenmiştir
Akın:Napıcam nasıl yüzleşicem
Yağmur:Önce bi sakin ol,ağrın yok demi
Akın:Yok yok merak etme iyim ben
Yağmur:Selim'in kaburgaları yeni düzeldi derken şimdi birde seninkiler kırıldı
Akın:Napalım olacağı varmış oldu,neyse hadi girelim
Yağmur:Ne bu acelen,ne bu heyecanın biraz sakin ol
Akın:Ya Yağmur bunca zaman sonra abimi buldum,ben nasıl sakin olayım ya
Yağmur:Sende haklısın,yinede sakin kalmanda fayda var,amcamlarada söylesemiydik acaba hep beraber gelseydik daha mı iyi olurdu
Akın:Önce ben görüşeyimde daha sonra babamlara anlatırız
~~~~~
HASTANE KORİDORU - GÜNDÜZ
Hastanenin o kendine has, dezenfektan ve hüzün kokan soğuk koridoru... Duvarlardaki soluk tablolar, tekerlekli sandalyelerin gıcırtısı ve uzaktan gelen anons sesleri, Akın'ın kulaklarında uğulduyordu. Her adım, kaburgasındaki kırıklara saplanan bir bıçak gibiydi ama o bunu hissetmiyordu bile. Elindeki o yıpranmış, kenarları kıvrılmış fotoğraf, şu an dünyadaki en ağır şeyden bile daha ağırdı. Avcu terlemiş, fotoğrafın arkasındaki "Onur Tuna" yazısı parmaklarının iziyle karışmıştı. Yağmur, onun bu halini görünce yüreği parçalanırcasına koluna daha sıkı sarıldı.
Yağmur: (Fısıldayarak, sesi titriyor) Akın... Çok zorlama kendini, yavaş. Bak, kapının önündeyiz. "Dr. Onur Tuna" yazıyor. Kalbim yerinden çıkacak gibi, senin ne hissettiğini hayal bile edemiyorum. Hazır mısın?
Akın cevap vermedi. Dudakları kurumuş, gözleri sadece o isme kilitlenmişti. Derin, titrek bir nefes aldı. Sanki o kapıyı açtığında tüm hayatı değişecekti. Eli kapı koluna gitti, tereddüt etti, sonra sert bir hareketle kapıyı açıp içeri girdi.
Oda, koridora göre daha sıcak ve düzenliydi. Duvarlarda tıp diplomaları, masada kalın kitaplar ve titizlikle dizilmiş dosyalar vardı. Onur, masasında bir hasta dosyasını inceliyordu; üzerinde beyaz önlüğü, boynunda stetoskopuyla tam bir profesyonel, mesafeli ve ciddi görünüyordu. Başını kaldırmadan,
rutine binmiş bir ses tonuyla konuştu:
Onur: Buyurun, bir sorun mu vardı?
Akın: (Sesi odada yankılandı, titrek ama öfkeli) Bir sorun var... Ya da yıllardır süren bir yalanın sonu... Emin değilim.
Onur sesin tanıdıklığıyla başını kaldırdı. Akın ve Yağmur’u karşısında görünce şaşkınlığı yüzüne yansıdı, o her zamanki profesyonel maskesi hafifçe düştü.
Onur: Akın? Yağmur? Sizin... Sizin burada ne işiniz var? Akın, senin istirahat etmen gerekiyordu, dikişlerin çok taze, bu halde...
Akın: (Sözünü kesti, sesi daha da yükseldi) Bırak şimdi dikişi, ağrıyı! Onur abi... ya da... ya da gerçek adınla Cihangir mi demeliyim? Abim mi demeliyim?
Onur’un yüzündeki o sakin, mesafeli ifade bir anda buz kesti. Kalemi elinden düştü, masanın üzerine tok bir sesle düştü. Masanın üzerindeki sessizlik, hastane gürültüsünü bile bastıracak kadar ağırdı. Odanın havası bir anda ağırlaştı, sanki oksijen tükenmişti.
Onur'un gözlerinde bir anlık bir parıltı, bir korku ve derin bir hüzün belirdi.
Onur: (Kısık, neredeyse duyulmayacak bir sesle) Siz... siz bunu nereden çıkardınız?
Yağmur: (Gözyaşlarını tutamayarak, Akın'ın elinden fotoğrafı alıp masanın üzerine, tam önüne bıraktı) Dün akşam... Balkonda bulduk. Yerde ters dönmüş bir şekilde duruyordu. Ön tarafını çevirince... (Yutkundu) Ön tarafını çevirince gördük...
Onur titreyen elleriyle, sanki dokunursa kırılacak bir kristalmiş gibi fotoğrafa uzandı. Bebeklik fotoğrafına, kendi geçmişine, hiç tanımadığı o masumiyete bakar gibi uzun uzun baktı. Gözleri doldu, boğazına koca bir yumru oturdu.
Akın: (Bağırarak, gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyor) Bunca zaman burnumuzun dibindeydin! Her gün yüzümüze baktın, tedavimizle ilgilendin, "nasıl oldun" diye sordun... Hiç mi için sızlamadı? Hiç mi "bu benim kardeşim" demedin? Ben bi abim daha olduğunu öğrendiğimden beri onu nasıl kaybettik nerede diye düşündüm durdum,Anıl abimin bakmadığı delik aramadığı yetimhane kalmadı bunlar olurkem sen nasıl hiçbir şey olmamış gibi "Geçmiş olsun Akın" diyebildin? Nasıl?
Onur: (Ayağa kalktı, sesi titriyor, gözyaşları önlüğüne damlıyordu) Akın, dinle... Allah aşkına dinle. Sandığın gibi değil. Ben de... ben de çok yeni öğrendim. Evlatlık olduğumu biliyordum ama kim olduğumu, ailemin kim olduğunu... (Hıçkırdı) Kim olduğumu bilmiyordum baban vitamin ölçtürmeye gelmişti bir kaç ay oldu sadece, o zaman çarpışınca cüzdanı düştü yere bendeki fotoğrafı gördüğüm gibi araştırdım durdum sonradan öğrendim
Akın: (Kaburgasındaki sızıya aldırmadan, sendeleyerek bir adım daha attı, hıçkırarak) Neden gelip söylemedin peki? Neden o an, o dakika "Ben buradayım, yaşıyorum" demedin? Neden bizi bu acıyla baş başa bıraktın?
Onur: Korktum! (Bağırdı, tüm savunmasızlığıyla) Sizi öyle güzel, öyle birbirine bağlı, öyle mutlu gördüm ki... Aranıza bir yabancı gibi girip, o güzel tabloyu bozmaktan korktum. Ben sadece bir doktordum sizin için, "abi" olduğumu söyleseydim ve siz beni istemeseydiniz... (Sesi kısıldı) Beni istemeseydiniz, bunu kaldıramazdım. Ben bu hastanede binlerce can kurtardım ama kendi kardeşimin canını yakmaktan korktum.
Akın daha fazla dayanamadı. Kaburgasındaki acı, kalbindeki o devasa boşluğun yanında hiç kalırdı. Sendeleyerek abisinin üzerine atıldı, beyaz önlüğünün yakasına sımsıkı yapıştı. Gözyaşları Onur'un önlüğünü ıslatırken, tüm öfkesi, tüm hasreti o sarılmaya dönüştü.
Akın: (Hıçkırarak, abisinin göğsüne yaslandı) Ben seni öğrendiğimden beri rüyamda gördüm be... Her bayram, her doğum günümde eksik olan hissetiğim o parçam sendin! Nasıl seni istemiyiceğimizi düşünürsün? Sen benim kanımsın, canımsın... Cihangir abimsin! Ben seni bırakır mıyım hiç?
Onur daha fazla dayanamadı, kardeşini kollarının arasına aldı. Beyaz önlüğü, Akın'ın hıçkırıklarıyla sarsılıyordu. Yıllardır taşıdığı o yalnızlık, o gizli yük, Akın'ın bu sıcak, öfkeli ama sevgi dolu kucaklaşmasıyla eriyip gitti. Yağmur, kenarda durmuş, gözyaşları içinde bu kavuşmayı, bunca yıllık hasretin bitişini izliyordu. Hastanenin o soğuk odası, şimdi dünyanın en sıcak yeriydi.
Onur: (Kardeşinin saçlarını okşayarak, sesi boğuk) Özür dilerim... Affet beni kardeşim. Beni affet... Söz veriyorum, yemin ederim, bir daha asla gitmeyeceğim. Seni asla bırakmayacağım.
Akın: (Geri çekilip, abisinin ıslak yüzüne baktı, gülümsemeye çalışarak) Şimdi ne olacak? Babamlara... babamlara nasıl anlatacağız?
Onur: (Gözyaşlarını sildi, Akın'ın yüzünü ellerinin arasına aldı, hafif bir tebessümle) Önce senin şu yaralarına bakalım, kontrol edelim. Sonra... sonra hep beraber gidip her şeyi anlatacağız. Artık kaçmak yok. Ben artık doktor Onur değil, Cihangir'im.
(Akın dolu gözleriyle tebessüm etti)
~~~~~~
PARK
Alperen,Eren ve Nil çocukları parka çıkarmıştı
Alperen:Erva ile Selim niye gelmedi
Nil:Selim evde,Erva da bizde matematik çalışacaklarmış
Alperen:Hmmm
Nil:Peki ya Yağmur niye gelmedi
Alperen:Onlarda sabah erkenden Akınla çıktılar işleri varmış
Eren:Yani kardeşim demiyim demiyim diyiyorum ama bunlar dün akşam tonbala bittiğinden beri bi garipler sanki birşey saklıyo gibiler
Alperen:Farkındayım kardeşim
Nil:Ne saklıyor olabilirler ki
Alperen:Bilmiyorum ama yakında çıkar kokusu
Gökçen:Ahh!
Eren:Gökçeen
(Hemen koşarak düşen Gökçen'in yanına gitti)
Eren:Abicim iyi misin
Gökçen:İyim abi biraz dizim acıdı
Eren:Dur bakıyim
"Eren,Gökçen'in dizine baktı,Gökçen kafasını çevirdi,kanamış olabileceğini düşünerek gözlerini kapattı"
Gökçen:Kanamış mı kanamış mı
Eren:Yok yok kanamamış sadece biraz morarmış iyisin demi
Gökçen:İyim iyim
Eren:Dikkat etsene be gülüm
Gökçen:Tamam abi endişelenmene gerek yok iyim zaten
SELİM’İN ODASI
Dışarıda bahar güneşi parlarken, odanın içinde ağır bir matematik bulutu hakimdi. Masanın üzeri integral formülleri, yarısı yenmiş bisküviler ve ucu açılmaktan kısalmış kurşun kalemlerle doluydu.Umut dışardaydı,Ayşe ise bütün gün evde temizlik yapmış olmanın verdiği yorgunlukla içerde uyuyordu...
Selim, alnındaki teri silip elindeki kalemi kağıdın üzerinde sakince oynatırken; Erva, çenesini avcuna dayamış, boş boş koordinat sistemine bakmaktaydı.
Selim: (Sabırla) Bak Erva, olay çok basit. Fonksiyonun bu noktadaki türevi, o noktadaki teğetin eğimini verir. Yani aslında biz burada sadece bir değişim oranına bakıyoruz. Anladın mı?
Erva: (Gözlerini kırpıştırarak) Hı-hı... Şey mi yani, şimdi bu çizgi aslında diğer çizgiye küsmüş de teğet geçiyormuş gibi mi?
Selim: (Gülmemek için kendini tutarak) Erva, geometriyi dram dizisine çevirdin resmen. Küsmek falan yok. Sadece değip geçiyor. Bak şimdi, formülü yerine koyalım. f'(x) diyoruz...
Erva: (Derin bir iç çekerek) Selim, senin kaburgaların daha yeni iyileşti, beynin nasıl bu kadar hızlı çalışıyor? Ben daha "f" harfini yazana kadar sen sonucu buluyorsun. Ayrıca bu x neden her yerde? Hiç mi özel hayatı yok bu harfin?Niye sürekli biz x i buluyoruz
Selim: (Kalemi masaya bırakıp Erva’ya döndü) çünkü biz × i bulamayınca sınavda o bizi buluyor ayrıca x olmazsa bilinmeyen olmaz Erva. Bilinmeyen olmazsa da hayatın tadı çıkmaz. Hem bak, senin için en basit yöntemi buldum. Şuraya bir bak...
"Selim kağıdı kendine doğru çekti, büyük bir titizlikle bir grafik çizdi."
Selim: Bu sensin, bu da matematik. Aranızdaki mesafe limit x sonsuza giderken sıfıra yaklaşıyor. Yani eninde sonunda barışacaksınız.
Erva: (Tebessüm etti) Ya sen gerçekten iyi bir öğretmensin ya da ben seni dinlerken matematiği sevdiğimi sanıyorum.
Selim:Beni dinlerken matematiği seviyorsan o zaman aferin bana
(Erva tebessüm etti)
Erva iç ses:Belkide seni dinlemeyi seviyorum
Selim:Erva,daldın
(Erva silkindi)
Erva:Kusura bakma ya ,nediyicem biraz molamı versek yoksa beynim yanıcak benim
Selim:O zaman yakmayalım senin beynini birer kahveye ne dersin
Erva:Sen kahve yapmayı biliyor musun
Selim:Eee şey
Selim iç ses: Bilmiyorum ama senin için öğrenirim
Erva:Seliiim şimdide sen daldın
Selim:Yani şey bilmiyorum ama internetten bakar yaparım şimdi herşey var internette
Erva:Sen bana malzemelerin yerini göster ben yaparım kahveleri
Selim:Peki tamam...Aslında annem içerde uyuyor olmasaydı o yapardı ama...
Erva:Neyse birşey olmaz biz yaparız
Selim:Hadi o zaman
(Ayağa kalktılar mutfağa giderken ayak üstü tekrar konuşmaya başladılar)
Erva:Ya bu arada Akınla hiç konuştun mu nasılmış,ben aradım açmadı
Selim:Bende aradım açmadı,sonra amcamı aradım Yağmurla bir yere gitmişler
Erva:Nereye gitmişler ki Akın ın dinlenmesi gerekmiyor mu
Selim:Akın işte tutturmuştur yine birşeyi,Yağmur'da onu yalnız bırakamamıştır
Erva:Muhtemelen vallaha Akın'da ki inat keçide yok
Selim:Neyse biz kahvelerimizi yapalım
Erva:Tamam
(Mutfağa gittiler)
~~~~~~~
Mutfakta tatlı bi telaş vardı Selim, üst raflardan birinden kahve paketini ve cezveyi çıkardı. Hareketleri hala biraz temkinliydi ama Erva’nın yanında kendini daha dinç hissediyordu.
Erva: "Bakıyorum da mutfakta fena değilsin, malzemelerin yerini şak diye buldun."
Selim: "Anneme yardım ederken öğreniyoruz bir şeyler işte. Ama kahve ölçüsü kısmında topu sana atıyorum. Ben yaparsam muhtemelen ya zift gibi olur ya da kahve aromalı sıcak su."
Erva gülerek cezveyi eline aldı ve musluğa yöneldi. Selim ise o sırada tezgahın kenarına yaslanmış, Erva’nın pratik hareketlerini izliyordu.
Erva, büyük bir titizlikle kahveleri ve şekerleri cezveye ekleyip karıştırmaya başladı. Selim’in bakışlarını üzerinde hissedince hafifçe kızardı ama belli etmemeye çalıştı.
Erva: "Matematikteki x'i bulmak mı daha zor, yoksa bu kahveyi köpürtmek mi göreceğiz şimdi."
Selim: "Bence sen ikisinin de üstesinden gelirsin. Matematikteki o 'dram dizisi' teorin bile dehaydı."
Erva: (Kısık sesle gülerek) "Dalga geçme ya! Ama cidden, sen anlatınca sanki sayılar dile geliyor. Keşke okulda da böyle olsa."
Selim: "Okulda senin dikkatin çabuk dağılıyor Erva. Belki de anlatandadır sorun, kim bilir?"
Erva tam cevap verecekken kahve kabarmaya başladı. Panikle cezveyi ateşten çekti.Mutfaktaki kahve kokusuna garip, tatlı bir sessizlik karıştı.
Erva, kahveleri fincanlara paylaştırırken şöyle dedi
Erva: "Hah! Bak, köpüğü tam kararında oldu. Şanslısın Selim Bey, bugün formumdayım."
Selim: "Eline sağlık. Gidip içeride, integralden uzak bir köşede içelim mi şunları?"
Erva: "Kesinlikle! Mümkünse x harfinin yasak olduğu bir köşe olsun."
Salona doğru yürürken Selim, Erva'nın arkasından bakıp kendi kendine gülümsedi. Matematikteki bilinmeyenleri çözmek kolaydı da, şu an kalbinde hissettiği o garip hızlanmayı hangi formülle açıklayacağını bilmiyordu.
Selim (İç Ses): "Bilinmeyen olmazsa hayatın tadı çıkmaz demiştim... Sanırım hayatımın en güzel 'bilinmeyeni' şu an karşımda kahve taşıyor."
~~~~~
Asafgilin ev yine bir aradaydılar
Fatih:Bu gün ev sessiz
Asaf:Çocuklar yok ya ondan
"Fatih ve Asaf konuşurlen dikkatlerini sessizce ve düşünceli duran ikili çekti"
Asaf:Siz hayırdır niye sessizsiniz ya
Tarık:Benim aklım Akın'da usta Yağmurla bir işler çeviriyorlarda anlamadım
Tahir:Ne çeviricekler abi Allah aşkına rahat bırak çocukları genç bunlar belkide bizimkilerle buluşmaya gittiler
Tarık:Haklısın
Tahir:O değilde Filistin i özgürlüğüne kavuşturmamız yakınmış gibi hissediyorum bir yandanda içimde tuhaf bi his var. Sanki sankiii...
Asaf:Sanki
Tahir:Birşey olucak gibi yani çocuklar için endişeleniyorum
Fatih:Niye endişeleniyorsun ki abi çok şükür kasabayı şirazilerden temizledik
Tahir:Sadece kasabadaki şiraziler temizlemdi tüm memleketteki değil ya akbaba gibi her yerdeler
Fatih:Allah yardımcımız olsun
Tarık:Şu Filistini tekrar özgürlüğüne kavuşturup sağ salim atlatalım vallaha kurban kesicem
Asaf:İnşallah inşallah
~~~~~~
BİR KAÇ SAAT SONRA
AKŞAM SAAT 19.00
FATİHGİLİN EV
(Yemek yiyiyorlardı,Selim daha öncelerde yaptığı gibi sağ elle yemeye çalışıyordu)
Fatih:Bakıyorumda yine sağ elle yemeye çalışıyorsun
Selim:Bu işi halletmem lazım baba bir türlü beceremedim
(Hep birlikte kahkaha attılar)
Fatih:Size Selimle ilgili birşey anlatıyim
Umut:Aaa evet bi anınız varmış bu durumla ilgili anlatıcaktın
Fatih:Tamam anlatıyorum şimdi iyi dinleyin bir gün Selim'i aldım bi arkadaşa gittik arkadaşında babası oradaydı babası imam Selim'e sorular soruyordu,Selim de işte 3 buçuk yaşında kendince cevaplıyordu...Abin çok güzel konuşuyordu oğlum,çokta güzel kuran okuyordu selam veriyorduk ve aleykümselam diyiyordu aleykümselam demiyordu,çok zekiydi...Adam sordu ki büyüyünce ne olucan abinin cevabına bak Fatih olucam dedi ama ikinci Fatih bir değil
Selim:Öyle mi dedim ben (bir an duraksadı,sanki Fatih olduğunu hissetmiş gibiydi)
Fatih:Evet oğlum hatırlamazsın tabi nereden hatırlıyıcan sonra adam sordu neden ikincisi olucaksın diye sende benim romam var Endülüsü yeniden alıcam dedin
Nil:Aaaaa ,sonra
Fatih:Bizim afacanda böyle bir çocuk dedim adam kendince imtihan etti Selim'i,sorular filan sordu solak ya abin, dediki ooo hem Fetihler yapıcam diyiyorsun hemde sol elle yiyiyorsun Selim'de döndü hiç istifini bozmadı küçük çocuklar böyle olabilir büyüyünce düzeltirim bu işi dedi
(Hem beraber bi kahkaha daha attılar,fakat Selim gülmüyordu düşünceliydi
Ayşe:Oğlum noldu niye gülmüyorsun
Selim:Hiç anne birşeye takıldıda kafam
Fatih:Neye takıldı oğlum
Selim:Baba Fatih kim?
(Fatih ve ayşe nin göz bebekleri büyüdü şimdi nediyeceklerdi 3.Fatih sensin nasıl diyeceklerdi Selim'in öğrenmemesi gerekiyordu hatta hiç kimsenin...)
~~~~~
TARIKGİLİN EV
(Anılgil ve Seray nihayet dönmüştü fakat Akın ve Yağmur hâlâ gelmemişti)
Tarık:Akınla,Yağmur nerede kaldı ya
Seray:Ben aradım geliyorlarmış
Anıl:Yağmur döndü mü
Seray:Döndü burada devam edicekmiş eğitim hayatına istediği gibi çıkmamış okul
Reyyan:Eee çok güzel,çok sevindim
Tarık:Bizde çok sevindik hele Akın baya sevindi
Asel:Yağmur ablam niye buraya geliyor
Seray:Biz çağırdık kuzucum akşam yemeğine
Asel:Yaşasın o zaman resimde yaparıs Yağmur ablamla
Tarık:Yaparsınız tabi
Asel:Sen artık Yağmur ablama kızmıyorsun değil mi dede
Tarık:Yok birtanem niye kızıyim
Asel:Eskiden kızıyordun ya
Tarık:Eskidendi ben çok seviyorum Yağmur ablanı
"Asel tebessüm etti,tam o akda Liya araya girdi"
Liya:Abaci oun onayayım mı
Seray:Efendim kuzum
Liya:Bana diyiyor babanne ablacım oyun oynayalım mı diyiyor...Oynayalım ablacım
"Tam o esnada kapı çaldı"
Liya:Amcam geldi amcam geldi,ben açıcam
"Kapıya doğru koşmaya başladı"
Reyyan:Yavaş ol kızım
"Kapıyı açar açmaz hemen Akın'a sarıldı"
Asel:Amcaa
Akın:Amcacım
Asel:Hoşgeldin amca
Seray:Onur bey oğlum hoşgeldin
Onur:Hoşbuldum anne
Seray:Anne mi!
BÖLÜM SONU
Harika bi bölümün daha sonuna geldik sizce bölüm nasıldı?
1:Akın ve Onur'un kavuşma sahnesi nasıldı?
2:Sizce devamında neler olucak?
3:Selim şüphelendi birşeylerden sanki ne düşünüyorsunuz?
(Kendinize iyi bakın,hoşçakalın)
Not:Sınav haftam olduğu için bölüm biraz kısa oldu sınavdan sonra yepyeni harika bölümlerle görüşmek üzere,sizleri seviyorum,bu arada aşağıya 3.buçuk yaşındaki çocuğun hikayesini koyuyorum izlemenizi tavsiye ederim
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.68k Okunma |
365 Oy |
0 Takip |
51 Bölümlü Kitap |