25. Bölüm

YARIM KALANLAR

zeynepkaya
lavinia22

ASENA ALTUN:


 

Altay ile Şule’yi gönderdikten birkaç dakika sonra Doğu, yüzüme bakarak, yorgun, halsiz bir ses tonuyla konuştu.

- Bebeğim, beni biraz arabada bekler misin?

- Hayır Doğu, zaten şu an burada olman bile çok yanlış, hadi kalk hastaneye gidiyoruz.

- Güzelim. Ben iyim lütfen, kötü hissedersem söz hemen geleceğim.


 

Asena istemeyerek de olsa Doğu’nun ısrarlarına daha fazla dayanamayıp, Doğu’yu orada yalnız bıraktı.

Asena gözden kaybolunca, Doğu gözlerini bir süre mezar taşından hiç ayırmadı.


 

Doğu Kürşat’ın ölüm haberini aldığından beri içi yangın yeriydi. Kalbi paramparça olmuş, parça parça sızlıyordu.


 

Doğu ile Kürşat yıllardır çok yakındılar. İkisi de uğradıkları haksızlıklar, kendilerine edilen ihanetler karşısında, birbirlerine daha çok bağlanıp, birbirlerine herkesten, her şeyden çok güvendiler. Bu yüzden Doğu Kürşat’ın ölümünü kabullenmekte güçlük çekiyordu. Sanki en ihtiyacı olan anda yine yardımına gelecekti....


 


 

Doğu derin bir nefes aldı, gözlerinden akan yaşları elinin tersiyle silip, elini Kürşat’ın toprağının üzerine koyup konuştu.


 

- Böyle gitmek yakıştı mı sana be Kürşat?


 

Doğu’nun boğazı düğümlendi. Bir an kelimeler ağzında asılı kaldı. Yutkundu, başaramadı. Gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadan devam etti.

- Beni niye bu kadar çakalın içinde tek başıma bıraktın be kardeşim?
Sen yanımda olmadan ben bu çakalların hepsiyle nasıl baş edeceğim?

Elinin altındaki toprağı avucunun içinde sıktı. Parmakları titriyordu.

- Asena’nın son halini gördün mü?
Ben şimdi sen yokken bu kızı nasıl toparlayacağım?
Ondan önce… ben kendimi nasıl toparlayacağım?

Sesi çatladı.

- Bir kadın için değer miydi be?
Bizden vazgeçmene, bizi bu acıyla baş başa bırakmaya…

Derin bir nefes aldı, başını eğdi.

- Şimdi diyeceksin ki; “Sen beni koruyamadın Doğu.”
Haklısın kardeşim…
Haklısın.

Göğsü sıkıştı.

- Seni korumayı beceremedim.
Boncuğundan seni ben ayırdım.
Hepsi benim yüzümden…

Kısa bir sessizlik oldu. Ardından fısıltıya yakın bir sesle:

- Çok özür dilerim…

Doğu bir anda ayağa kalktı. Bu ani hareket dikişlerini sızlattı ama umursamadı. Omuzlarını dikleştirdi, sesi sertleşti.

- Ama söz veriyorum…
Kanını yerde bırakmayacağım.

Mezar taşına son kez baktı.

- Asena’yı bu bataklığa çeken kim varsa, tek tek hesap soracağım.
Onu buradan çekip çıkaracağım.
Senin adına da, benim adıma da.

Doğu’nun son cümlesini söyledikten sonra Kürşat’ın yanından ayrıldı. Arabaya döndü ve Asena ile birlikte mezarlıktan ayrıldılar.

Hastaneye döndüklerinde, Asena hem fizikken hem de psikolojik olarak, çok yorulduğu için hemen uyudu. Doğu hasta yatağına uzandı, Ama bedeninin yorgunluğu, içindeki yangının yanında hiçbir şeydi. bir süre düşüncelere daldı.

Onu bu düşüncelerden ayıran, açılan kapının sesi oldu.

İçeriye giren Altay’dı. Doğu’nun yanına gelip konuşacaktı ki, Doğu mimikleriyle Asena’nın uyuduğunu gösterip, koridora çıkmasını onunda arkasından geleceğini jestleri ile belli ederek, Altay’ı odadan yolladı.

Altay dışarı çıkınca, Doğu Asena’nın yüzüne bir süre baktı, sonrasında derin bir nefes alıp, yavaşça ayağa kalktı. Asena’nın açılmış olan üzerini örtüp, odadan çıktı.


 

Altay’ın yanına gidip, koridordaki koltuklardan birine yavaşça oturdu. Derin bir nefes alıp, yüzünde soğuk ifadeyle, karşısındaki duvara bakarak sert, duygusuz bir tonda konuştu.


 

- Kadını nereye bıraktın?

- Bir otele

- Hangi otele Altay!__________ Diye bağırdı.

- Öyle bilindik bir yer değil kuytu köşede, derme çatma bir yer.

- Hımmm niye geldiği anlaşıldı.

- Patron, benim üzerime vazife değil, biliyorum ama neden gelmiş?

- Gayet açık Altay, paralar suyunu çekmiş. Asena’ya bakması karşılığında, ona para yollayan Harun Altun yok artık., Annesinin koşulsuz şartsız her ihtiyacı için hesaplarını dolduran oğlu da rahmetli oldu. Bu yüzden bu kadar geç geldi oğlunun naaşını görmeye. Paralar suyunu çekti, kadının oğlu aklına geldi. Baktı ki artık ona para akıtacak kimse yok, hayatını kabusa çevirdiği kızına yanaşmak için geldi.

- Bu çok alçakça abi, özellikle bir anne için çok acımasızca.

- Sen hiç hayvanlar aleminde savaş, katliam gördün mü Altay?


 

Doğu başını Altay’a çevirdi ve devam etti.

- Görmedin çünkü kötülükler, alçaklıklar, acımasızlıklar, savaşlar katliamlar, hep insan denen yaratıklardan çıkar.

- Doğru diyorsun abi.

- O yüzden insan denen yaratıkların pisliklerine şaşırmayı bırak Altay. Bizimkiler de dahil.

- Estağfurullah abi.

Ben şimdi bu kadını ne yapayım?

- Sen her adımını takip ettir. Eğer herhangi bir şekilde bir daha Asena’ya yaklaşmaya kalkarsa, anında haberim olacak.

- Emredersin abi.

- Altay.

- Buyur abi.

- Amcalarımı takip ettir.

- Anlamadım abi.

- Neyini anlamadın Altay?

- Amcalarınızı niye takip ettiriyorum?

- Benim en yakın Dostumu öldürdüler Altay! O kadar güvenliği, önlemi aşıp içeriden bize operasyon çektiler. Bunu ancak Beni çok iyi tanıyan, yakınımda olan birileri yapabilir.

- Peki niye amcaların abi?

- Fazla yakınıma girebilen tek akrabalarım onlar da ondan.

- Tamam abi.

- Çift taraflı takip yapmanı istiyorum Altay. Bırak, birkaç adamını fark etsinler, takip edildiklerini anlasınlar ki, paniklesinler ama sakın adamların benim adamlarım olduğunu anlamasınlar. Fakat Başka bir gurup adamında gerçekten takipte olsun.

- Emredersin abi.

- Bütün amcalarımdan adam eksiğimiz var diye şikayet ettiklerini duyuyordum Altay. O işi halledebildin mi?

- Maalesef abi, ilgilenecektim fakat başımıza gelenler yüzünden ilgilenemedim.

- İyi olmuş, bizim çocuklardan gönder birkaç tane, hepsini iyice tembihle kuş uçsa haberim olacak.

- Hallederim abi.

- Çok güvendikleri adamlarına haber sal, Acil durum sadece birkaç kişinin bildiği, planların hepsinden haberim olacak. Ayık olsunlar.

- Nasıl emredersen Abi.

- Bir de yarın akşama bir toplantı koy, bakalım yokluğumu fırsat bilenler, beni yeniden koltuğumda görünce ne yapacaklar.?

- Abi henüz hastaneden çıkman için çok erken, daha gözünü açalı kaç gün oldu kurban olayım?

- Bana akıl vereme Altay! ne diyorsam onu yap.Yarın sabah erken gel, yazıhaneye gideceğiz.

- Yenge ne diyecek bu duruma Abi?

- Sana ne Altay? dediğimi yap sen.

- Peki abi, hallederim.

Altay, Doğu’nun emirlerini yerine getirmek için hastaneden çıktı. Doğu ise odasına döndü .


 

ERTESİ GÜN SABAH SAAT 6:00


 

Doğu, bir kapı sesiyle gözlerini araladı. Ellerinde kıyafetlerle Altay’ı görünce, şaşırdı. Biraz doğruldu. Sonra uykulu bir sesle


 

- Ne işin var lan senin burada?

- Sen dedin ya abi, sabah erken gel diye.

- Saat kaç lan?

- 6:10 abi.

- Altay eken gel dedim, kargalar kahvaltısını etmeden gel demedim.

- Özür dilerim abi, gideyim mi?

- Tamam, kıyafetleri yan odaya bırak. Üzerimi değiştireyim çıkalım.


 

Bu sırada Asena yattığı kanepede doğruldu,


 

- Hayırdır, yolculuk nereye Sayın Bozkurt?

- Sen ne zaman uyandın?

- Altay odaya girdiğinden beri, bilerek sesimi çıkarmadım.


 

Doğu, Asena’dan gözünü ayırmadan Altay ile konuştu.

- Altay çık.

- Tamam abi, bir şey lazım olursa seslenin kapının önündeyim.


 

Altay odadan çıktığında, Asena ayağa kalktı ve konuşmasına devam etti.


 

- Sen bırak benim kaçta uyuduğumu, uyandığımı da daha uyanalı kaç gün oldu, hayırdır koştur koştur nereye?

- Birkaç işim var dışarıda.

- İşlerin bekleyebilir, daha iyileşmedin, hastaneden çıkamazsın.

- Merak etme, endişelenecek bir şey yok, ufak tefek görüşmelerim var.

- Tamam çok önemli değilse, gitsin Altay halletsin. Hem senin bu hastaneden ayrılma durumundan Baba Demir’in haberi var mı?

- Tahmin ediyordur ama çıkmadan konuşacağım.

- Ben ne kadar dil döksem de bir faydası olmayacak değil mi?

- Sen ne istersen boynum kıldan ince ama bu sefer mecburum.

Asena derin bir nefes alıp devam etti.

- Peki madem, biraz bekle bende hazırlanayım beraber çıkalım.

- Sen nereye gidiyorsun?

Doğu’nun ses tonundan Asena’nın bu teklifinden rahatsız olduğu belli oluyordu.

- Holdinge, Harun Altun meydanı yeterince boş buldu. Artık müdahale etmem gerek.

- Ben senin bu işin içinde olmanı istemiyorum, Asena.

- Sebep?

- Daha önce seni öldürmeye çalışan bir adamın holdingine girip, ona meydan okuyorsun ve bu çok tehlikeli!

- Abim öldüğünde, kılını bile kıpırdatmadı bu adam, cenazesinde tek bir damla göz yaşı bile dökmedi. Eeee her şeyin bir bedeli var Doğu. Hem ben katile Harun Altun sayesinde daha hızlı ulaşabileceğimi düşünüyorum.

- Birine bir bedel ödetilecekse, bunu ben hallederim.

- Kendim halletmeyi tercih ederim Doğu.

Asena biraz bekledikten sonra devam etti.

- Neyse, hadi sen git Baba Demir ile konuş bende üzerimi değiştireyim.


 

Doğu, Asena odadan çıkınca derin bir nefes aldı, sakinleşmek için biraz bekledi. Sonrasında telefonunu çıkarıp Baba Demir’e “ neredesin baba” diye mesaj attı. Baba Demirden hemen “hastanenin bahçesindeyim” diye cevap geldi.

Doğu Baba Demir’in mesajını okuyunca, hemen yanına gitti.

Onu banklardan birinde otururken görünce gidip yanına oturdu.

Yanına oturan Doğu’ya göz ucuyla bakıp konuşmaya başladı, Baba Demir.

- Ayaklanmışsın evlat.

- Evet baba, işler beni bekler. Bu kadar tatil yeter.

- Daha erken değil mi?

- Değil. Hatta, geç bile kaldım. Biraz daha beklersem Asena’yı zapt etmem çok daha zor bir hal alacak.

- O nerede?

- İçeride hazırlanıyor, holdinge gidecekmiş.

- Sen, artık Asena’yı zapt edemezsin evlat.

- Niye baba?

- Hayatındaki en değerli insanı kaybetti oğlum, kolay mı?

- Değil, hiç kolay değil de, ne yapayım baba, göz göre göre bu denizde boğulmasına izin mi vereyim?

- Gördüğüm kadarıyla, senden icazet isteyen yok evlat.

- Doğru yok, hatta bu konuda beni hiç duymuyor.

- Farkındayım, bence duymamakla da haklı.

- Ne? Ne demek haklı Baba!

- Ben bunu sen vurulduğundan beri çok düşündüm Doğu, Kürşat’ın yerine seni toprağa verseydik. Senin kardeşlerin de senin katilini bulup, yapılması gerekeni kendileri yapmak isterlerdi.


 

Doğu derin bir nefes alıp, yorgun ve mutsuz bir ses tonuyla cevap verdi.

- Onun yerine intikam alacak biri var baba, ben varım! Ayrıca, ben ölseydim, benim intikamımı alacak bir can dostum vardı. O da bu pis işlere kardeşlerimi bulaştırmazdı.


 

Doğu öfke ile kalktı oturduğu yerden, Hastaneye girmek için birkaç adım atmıştı ki Baba Demir, Doğu’nun duyabileceği bir tonda şunları söyledi.


 

- Anneni gözünün önünde senden alan adam, o gün o evde ölmemiş olsaydı, sen annenin intikamını başkasının almasına müsaade eder miydin?


 

Doğu Baba Demir’in bu cümlesinden sonra beyninden vurulmuşa döndü. Vücudunun sıcaklığı yükseldi, gözleri bir anda doldu, elleri titremeye başladı.


 

Doğu cevap vermek için yüzünü tekrar Baba Demir’e döndü, aralarındaki birkaç adımlık mesafeyi tekrar kapatıp, sesinin titremesine engel olmak için yavaş ve tane tane konuştu. Konuşurken arada gözlerinden yaş aktı.


 

- Asena ile benim durumum aynı değil baba. Ben annemi kaybettim.

- Senin için annen neyse Asena için de abisi o, sende bunu çok iyi biliyorsun evlat.

- İntikam için ona müsaade edersem onu da kaybederim! Niye beni anlamak istemiyorsunuz?

- Asıl, izin vermeyip engellemeye çalışırsan onu kaybedersin evlat.

- Ne yapayım, benim gibi bir canavara dönüşmesine göz mü yumayım baba?

- Bak evlat, Asena Abisine sebep olan herkesi kendi elleriyle öldürmeye çoktan karar vermiş. Bu kararından onu döndüremeyeceksin. Karşısında olup, sana öfkelenmesine sebep olursan, seni kendinden uzaklaştırır ve daha çok hata yapar. Yaptığı her hata da onu ölüme bir adım daha yaklaştırır. Ama destek olup yanında tutarsan, onu hem korur, hem de bu denizde nasıl boğulmadan yüzeceğini öğretirsin.


 


 

Doğu, gözleri Baba Demir’in gözlerinde, hiçbir şey söylemeden biraz bekledi. En sonunda aynı yorgun, mutsuz ses tonuyla, “düşüneceğim baba.” Deyip, hızlı adımlarla Baba Demir’in yanından ayrılıp, hastaneye girdi. Üzerini değiştirip, Asena’nın olduğu odaya gitti.

Kapıyı iki kere tıklatıp, içeri girdi.


 

Asena, üzerinde koyu yeşil bir takım elbise omuzlarına giri bir palto, siyah ince topuklularını giyinmiş bir halde, oturuyordu.


 


 

Doğu’nun yüzünden Asena’nın bu durumundan memnun olmadığı anlaşılıyordu. Hatta bu memnuniyetsizliği sesine de yansıdı.


 

- Hazırsın sanırım.

Asena önce başını hafifçe öne eğdi. Sonra ayağa kalktı.
Doğu’yla arasındaki mesafeyi kapattı. Aralarında yalnızca tek nefeslik bir boşluk kaldı.

Gözlerini Doğu’nun gözlerine dikti.
Sesi net ve cüretkardı.

- Hazırım.

Doğu’nun omzuna bilerek çarpıp yanından geçti. Kapıya yönelirken ekledi:

- Hadi çıkalım. Daha yapmam gereken çok şey var.

Doğu, hiçbir şey söylemeden arkasından gitti.

Asena önde, Doğu arkada hastanenin otoparkına indiler. Doğu’nun arabasına binip hastaneden ayrıldılar.

Araba sessizce ilerlerken Asena camdan dışarıyı izliyordu. Gözlerini camdan ayırmadan, sakin ama anlayışlı bir tonla konuştu:


 

- Benim için endişelendiğini biliyorum. Bu yüzden seni anlıyorum da.

Doğu aynı sakinlikte, gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi.

- Biliyorsun, anlıyorsun da niye beni duymuyorsun?

- Ben seni duyuyorum da sen beni anlamıyorsun.

Doğu Asena’nın bu cümlesinden sonra ani bir frenle arabayı durdurdu, yüzünü Asena’ya çevirip, bu sefer yüksek ve öfkeli bir tonda devam etti konuşmasına.

- Ben anlamıyorum seni öyle mi? Senin abin öldüyse benimde dostum öldü! Bende öfkeliyim ama seni bu ateşin içine atarsam, o toprağın altında yatan dostum beni asla affetmez!

- Benim kadar öfkeli olamazsın Doğu, benim ailem abimdi, ailemi kopardılar benden!

Senin dostun öldü, benim ailem öldü!

Ben ailemin ölümüne sebep olan herkesi tek tek bulup, yapılması gerekeni yapacağım.


 


 

Az önce, “seni bu ateşin içine atarsam, o toprağın altında yatan dostum beni asla affetmez,” dedin ya... Asıl bu konuda daha fazla karşımda durmaya çalışırsan, ben seni asla affetmem!


 

Bir süre, Aralarındaki sessizlik ağırlaştı. Sonrasında Asena cesaretini toplayıp, tekrar konuştu.


 

Bir daha yüzümü göremezsin!


 

Doğu’nun eli direksiyonda bir an dondu. Parmakları istemsizce sıkıldı.
Çenesindeki kas gerildi.

Hiçbir şey söylemedi.

Araba yeniden hareket etti.


 

İkisi de kalan yol boyunca hiç konuşmadı. Doğu Asena’yı holdingin önünde bırakıp, yazıhanenin yoluna döndü.

Yazıhanenin önüne geldiğinde, arabanın içinde biraz bekledi. Asena’nın kendisine söylediklerini düşündü. Düşündükçe öfkelendi, öfkelenmesi, içindeki korkunun dahada büyümesine sebep oldu.

Doğu içindeki korkuyla savaşmaya çalışırken, arabanın camının tıklatılmasıyla başını cama çevirdi. Ofisin kapısındaki, korumalardan biri, gelmişti.

- Hoş geldin Patron

- Hoş bulduk, Poyraz. Hoş bulduk da ne oldu?

- Baran, seninle görüşmek istiyor patron.

- Aradı mı?

- İçeride seni bekliyor patron.

- Odama al, geliyorum şimdi.

- Tamam Patron.

Doğu, Poyraz’ı gönderip, camı kapattıktan sonra, telefonunu çıkarıp, Altay’ı aradı.

- Efendim abi.

- Toplantıyı ayarladın mı?

- Ayarladım, tüm üyeleri haberdar da ettim, abi.

- Diğer söylediklerim?

- Haber verdim, yapılması gerekeni de söyledim.

-Tamam Altay sağ ol.

Telefonu kapattıktan sonra, Doğu arabadan indi, arabanın anahtarını, Poyraz’a bırakıp Odasına Doğru ilerledi.

Kapıyı açtı, masasına gidip, paltosunu çıkarıp, askısına astıktan sonra koltuğuna oturdu.

Son derece ciddi ve soğuk bir ifade takınıp, ifadesini sesine de yansıtıp konuştu.

- Ben çok sıkıldım senin bu manasız ziyaretlerinden.

- Bende senden çok sıkıldım ama bak yine karşımdasın.

- Biliyorum, ölmem için çok uğraştın fakat ne yaparsın öldürmeyen Allah öldürmüyor.

- Evet maalesef, bir daha ki sefere diyelim artık.
-Beni benim mekânımda tehdit etme gafletinde bulunman gerçekten çok acemice, Baran.
Doğu’nun sesi sakindi. Tehlikeli olan da buydu.
- Ama merak etme… seni bugün burada öldürmeyeceğim.
Kısa bir duraksama.
- Önce senin ipini tutanları, sonra seni parçalayacağım.

- Gerçekten çok korktum, Sayın Bozkurt(!)

Doğu, alay eder gibi hafifçe gülümsedi.

- O gece beni öldürememekle çok büyük bir hata yaptınız.
Bakışlarını Baran’ın gözlerine kilitledi.
- Bu hatanın bedelini, arkanda ne kadar adam varsa hepiniz canınızla ödeyeceksiniz.

- Acele et. Yoksa biz yarım bıraktığımız işi tamamlarız.

- Sen ancak bir kalabalığın içinde kaybolup, insanları arkadan vurursun.
Doğu’nun sesi sertleşti.
- Ama şaşırmadım. Sen hep böyle korkaktın.
Bir an durdu.
- Merak etme… ben seni korkakça harcamayacağım. Gözlerinin içine bakarak bitireceğim.

Baran ayağa kalktı.

- Göreceğiz bakalım… önce kim kimin gözlerinin içine bakacak.

Kapıya yöneldiği anda Doğu’nun sesi odayı doldurdu:

- Sevgilin ölmüş. Başın sağ olsun.
Kısa bir sessizlik.
- Gerçi sen üzülmemişsindir. Seven adam, sevdiği kadının yıllarca başkasıyla olmasına göz yummaz.

Baran bir an durdu.
Sonra öfkeyle döndü, birkaç adımda masanın önüne geldi. Elini masaya vurdu.

- Onu bile aldınız lan elimden!

Sesleri duyan korumalar telaşla içeri girdi.
Doğu elini kaldırdı.

- Bir şey yok çocuklar, çıkın.

Oda yeniden sessizleşti.
Doğu bu kez daha alçak ama daha keskin bir tonla konuştu.

- Biz bugüne kadar senden hiçbir şey almadık, Baran.

Ne kaybettiysen, kendi aptallığın yüzünden kaybettin.
Bir an durdu.
- Ama ben senin yüzünden dostumu kaybettim.

Bakışları sertleşti.

- Bundan sonra kaybedeceğin her şeyin sebebi ben olacağım.

Sandalyeye yaslandı.

- Şimdi… defol git buradan.

Baran kapıyı sertçe kapatıp çıktığında, odada ağır bir sessizlik kaldı.
Doğu, sandalyeye yaslandı. Az önce kurduğu cümlelerin sertliği yüzünden değil…
Asena’nın sesi yüzünden başı zonkluyordu.

“Bir daha yüzümü göremezsin.”

Derin bir nefes aldı.
İlk kez bir tehdit onu sarsmıştı.

Aynı Saatlerde Asena

Arabadan indiğinde, kurduğu cümlenin ağırlığı tekrar üzerine çöktü.
Evet, söyledikleri acımasızdı. Ama sürekli kendini açıklamaktan yorulmuştu.
Herkesin artık ne kadar ciddi olduğunu görmesi gerekiyordu.

Derin bir nefes alıp, emin adımlarla holdingin kapısından içeri girdi.

İçeri girdiğinde güvenlikler onu kontrolden geçirmedi. Aksine, hepsi saygılı ve güler yüzlüydü.
Holdingde çalışan herkes de aynı tavrı takınıyordu.

Bu durum Asena’yı şaşırttı.
İki gün yetmişti. Herkes safını çoktan belli etmişti.

Daha fazla kafasını bununla meşgul etmemek için odasına çıktı.

Kapıyı açtığında, Harun Altun’u oturmuş halde, kendisini beklerken buldu.

Onu gördüğünde şaşırmadı.
Böyle bir hamleyi yapacağını zaten bekliyordu.

Bu yüzden oldukça sakin ve umursamaz bir edayla içeri girdi.
Omuzlarındaki paltosunu askıya astı. Çantasından telefonunu alıp masasına geçti, koltuğuna oturup arkasına yaslandı.

Sesi sakin, tonu ciddiydi.

- Hayırdır Harun Bey? Günün bu kadar erken bir saatinde sizi benim odama getiren nedir?

Harun Altun dudaklarını ince bir çizgi hâline getirip, aşağılayıcı bir ses tonuyla cevap verdi.

- Aslında toplantının hemen ertesi günü gelecektim. Ama sen ancak bugün teşrif edebildin.

Asena Harun’un bu aşağılayıcı tavrını fark etti ve

Koltuğunda hafifçe doğrulup, kendinden emin ve rahat bir tonla konuştu.

- Birkaç gündür yoktum, Hayatımda daha önemli gelişmeler oldu.
Ama sen endişelenme dedeciğim. Bu sürede Orhan Abi sağ olsun, benim yerime ilgilendi burayla.

Harun Altun’un sesi sakin ama iğneleyiciydi.

- O zaman Orhan’ı yönetim kurulu başkanı seçseydik. Belli ki sen bu işi beceremeyeceksin.

Asena kısa bir kahkaha attı.

- Vallahi, geçen toplantıda senin bu işi nasıl becerdiğini gördük. Tüm yönetim kurulu da gördü.

Göz kırptı.

- O yüzden bence de haklısın. Orhan Abi senin yerine düşünülmeli. Bir daha ki toplantıda bu konuyu açarım, merak etme dedeciğim.

Harun Altun’un yüzü sertleşti.

- Gül bakalım. Nasıl olsa bu saltanatın üç günden fazla sürmeyecek.

Asena son derece rahat bir ifadeyle omuz silkti.

- Üç gün, üç ay, üç yıl… Ne önemi var Harun Altun?
Mevzu ne kadar kalacağım değil. Mevzu, abimi benden alanları bulana kadar burada olacağım.

Bu cümleden sonra Asena’nın yüzü ciddileşti.

- Eğer buradan çabuk gitmemi istiyorsan, bana yardım et.
Ben de yapmam gerekeni yapıp kontrolü sana geri vereyim.

Harun Altun’un yüzü gerildi. Gözlerinde kısa bir korku parladı.

- Yardım et derken?

Asena koltuğunu masaya biraz daha yaklaştırıp öne eğildi.

- Bence sen, abimin ölümünün arkasında kimlerin olduğunu biliyorsun.

Harun Altun kısa bir sessizlikten sonra kendinden emin görünmeye çalışarak konuştu.

- Sen ne biliyorsan ben de onu biliyorum.

Ama sesi ne kadar kendinden eminse, gözleri o kadar korku doluydu.
Ve Harun Altun’un asıl hatası, bu korkuyu Asena’dan saklayamamış olmasıydı.


 

Asena başını sallayarak, Harun Altun’u onayladı. Fakat ona inanmadığı her halinden belliydi. Bu yüzden boğazını temizleyip, şöyle bir cevap verdi.

- Peki, başka bir şey yoksa işlerim var.

Dedi ve eliyle odanın kapısını gösterip, Harun Altun’un çıkmasını bekledi...


 

Akşam Toplantı

DOĞU BOZKURT:

Doğu toplantı salonuna girdiğinde, içerideki konuşmalar bir anda kesildi. Doğu’yu gören tüm üyeler ayağa kalktılar ve liderin yerine geçmesini beklediler.

Doğu yerine geçince gür bir sesle “oturun” dedi.

Herkes yerine oturduktan sonra, ilk başta İlhan Bozkurt ve Harun Altun sonrasında tüm üyeler, Doğu’ya geçmiş olsun dileklerini ilettiler.

Doğu herkesin geçmiş olsun dileklerine karşın, gür, net ve sert bir ses tonuyla şunları söyledi.

- Geçmiş olsun dilekleriniz için hepinize teşekkür ederim. Fakat henüz bir şey geçmiş değil.

Doğu bir an duraksadı, boğazını temizleyip, önündeki sudan bir yudum alıp, devam etti konuşmasına.

Biliyorsunuz bundan kısa bir süre önce Bir suikastta uğradık. Ben ağır yaralandım, maalesef hayatta kaldım. Bu masanın çok değerli bir üyesi aynı zamanda benim çok yakın dostum olan Kürşat Altun, bizi bırakıp sonsuzluğa gitti..

O an Doğu’nun gözleri doldu fakat bozuntuya vermeden devam etti.

Hepinizin acısının, üzüntüsünün farkındayım. Bu yüzden burada bu kadar rahat konuşuyorum. Hepinize güvenim sonsuz çünkü biz bir aileyiz. Düşmanlarımız, bir kardeşimizi bizden aldı. Henüz kardeşimizi bizden alanların kim ya da kimler olduğunu bilmiyorum. Ama öğrenmek için tüm imkanlarımı sonuna kadar kullanacağım. Sizlerin her birinizin de kardeşinizin intikamını almak için elinizdeki tüm imkanlarınızı kullanacağınızdan son derece eminim!

Sizden istediğim bu konuyla ilgili bir bilgiye ulaşırsanız bu durumu ilk benimle paylaşmanız.

Masanın üyelerinden İlhan Bozkurt konuştu.

- Tabi ki paylaşırız Doğu da senin bu kadar erken işlerin başına dönmen sağlıklı mı sence, Biraz daha dinleseydin ya.

Doğu yumuşak bir yüz ifadesi ve ses tonuyla amcasına cevap verdi.

- Yok amca iyim merak etme.

Doğu’dan sonra Aybars Bozkurt konuştu.

- Bence dönmen iyi oldu Doğu, sonuçta düşmeni bekleyen çok çakal var.

- Haklısın amca, bende böyle düşündüğüm için olabildiğince çabuk Döndüm.

Aybars Doğu’nun cevabına karşın başını onaylar biçimde öne doğru eğdi.

Harun Altun araya girdi ve şöyle söyledi.

- Doğu Bey, bize bunu yapanın kim olduğu hakkında bir fikriniz var mı?

- Maalesef, henüz yok. Ama olacak. Bu arada sizin de başınız sağ olsun, hepimiz çok değerli bir kardeşimizi kaybettik ama siz torununuzu kaybettiniz. Çektiğiniz acının büyüklüğünü yüzünüzden okuyabiliyorum(!)

Doğu bu söylediklerinde ciddi değildi, Harun Altun’un acı çektiğine de inanmıyordu fakat, Doğu’nun ona güvendiğini düşünmesini istiyordu.

Ama merak etmeyin bunu yapanları hep beraber bulacağız...


 


 


 

Bölüm : 18.01.2026 18:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...