

Uyandığımda başım ağrıdan çatlıyordu. Uzanıp alarmı kapattığımda neyse ki uyuyakalmamış olduğuma seviniyordum. Çiftlik işi hangover tanımıyordu. Kaan buradaydı... Gece göğsünde uyudum. Kokusu odaya sinmemiş olsa hayal görmüş olabileceğimi düşünürdüm. Akşam yavaş yavaş hatrımda sahnelenmeye başladığında utançla yüzümü ellerime gömdüm. Kendimi yıllar sonra bir erkeğe sunmuş ve red almıştım. Üstelik o erkek ortalıklarda bile görünmüyordu.
Kendimi azarlayarak mutfağa ilerledim. Bütün evde dünün izleri olmalıydı ama etraf derli topluydu. Alkol bu saatten sonra uzunca bir süre evimin yakınından geçmeyecekti. Büyük bir bardak su aldım kendime ve içeri gün ışığı girmesi için perdeleri açtım.
Çocukluğumdan gelme bir huyum varsa o da hafta başı yapılacakları oturup gün gün not düşmektir. Unutacağımdan değil de derli toplu dursun diye. Bazen nefes almayı bile ne zaman nasıl yapacağımı düşündüğüm oluyor son zamanlarda. Bu çok garipti çünkü eskiden bana ne yapacağımın söylenmesinden nefret ederdim. Oysa şimdi... Tanrı aşkına biri bana ne yapmam gerektiğini söylesin lütfen!
Diğer taraftan yapılacaklar listemin olduğu ajandam masanın üzerinde açık duruyordu. Kuşkuyla yaklaştığımda dikkatimi düzgün bir el yazısıyla yazılmış bir metin çekti. Büyük harflerle YAPILACAKLAR yazan bir başlık hemen altında ise tire çekilmiş ve "Uyandığım gibi boş kümeslerin arkasındaki tepeyi kontrol edeceğim." yazıyordu. İstemsizce kaşlarım çatıldı. Bu da neydi şimdi?
Üzerimde dün akşam giydiğim elbisem vardı. Saçlarım zaten darmadağındı. Rezil göründüğüme emindim. Banyoya gidip yüzümü yıkadım dişlerimi fırçaladım. Saçlarımı serbest bırakıp taradığım da biraz daha iyi göründüğümü umuyordum. Elime geçen düz beyaz bir tişört ve kot tulumumu giyip çıktım. Uzun uzun hazırlanmaya vaktim yoktu bir an önce boş kümesin ardındaki tepeyi kontrol edip hayvanlarım ile ilgilenmem gerekiyordu. Bir hışımla tepeye kadar olan yolu arşınlarken tatlı tatlı esen rüzgar ve henüz doğmuş güneş beni selamladı.
Vardığımda gördüğüm manzara beni gülümsetmişti. Hazır bir piknik sepeti ile mavi ve beyaz pötikareli kumaşın üzerine oturmuş, kitap okuyan Kaan beni şaşırtmıştı. Rüzgardan yüzüme gelen saçlarımı düzeltirken seslendim "Ne okuyorsun?" Ela'nın açık tonlarına sahip gözleri yavaşça okuduğu kitaptan bana kaydığında yüz hatlarının gevşediğine an be an tanık oldum. Elindeki kitabın arasına bir yaprak koyup kapattıktan sonra "Gelsene yanıma." diyerek yanındaki kumaşın üzerine nazikçe bir iki kere vurdu. Omuzlarımı silktim. " Gidip hayvanlarla ilgilenmem gerek, geç bile kaldım."
"Ben hallettim."
"SEN NE?"
Oturuşunu dikleştirdi ve bir çocuk gibi "Ö-özür dilerim. Ben yanlış bir şey mi yaptım." dedi.
"Hayır yapmadın. Ben sadece şaşırdım. Bir gidip kontrol edeceğim. Yanlış anlama ama benim servetim yatıyor orada." dedikten sonra daha fazla bir şey söylemesine izin vermeden hayvan çocuklarıma bakmak için ahıra doğru ilerledim. Kaan'ın beni uyandırmadan böyle işlere kalkışmasına ister istemez öfke duymuştum hem o köy işlerinden anlamazdı. Söylene söylene ahıra girdiğimde sağımı düzgün yapabilmesine ihtimal dahi vermezken gördüğüm manzara beni şaşırtmıştı. Evet hepsinin yemeği suyu önünde tazelenmiş. Sağım makinesi temizlenip yerine yerleştirilmiş ve süt de sütçüye satmaya hazır bir şekilde depoya boşaltılmıştı. Üstelik kapının yanında duran çantaya baktığımda sağlık kontrolünden dahi geçtiklerini fark ettim. Kuşkuyla etrafı gezip bir sorun görmemekle birlikte rahatlayıp geri döndüğümde Kaan yaptığı işten öylesine emindi ki tekrardan kitabına gömülmüştü.
Geldiğimi gördüğünde yüzündeki alaycı gülümsemeyi açıkça sergilemekten çekinmiyordu. Kafasını dahi kitaptan kaldırmadan. İması bol bir ses tonuyla " Eee, nasılmış servetin?" diye sorduğunda ister istemez ben de gülerek cevap verdim. "Ben sanmıştım ki..."
"Sen sanmıştın ki ben bu işlerden anlamam. Doğru muyum?" Bir hışımla doğrulup gözlerini kıstı.
"Arkadaşım senin pet kliniğin falan yok mu ya cins kedi köpek tırnağı kesmiyor musun sen?"
Kaşları çatılmış ve çehresi gerilmişti "Arkadaşın mı?"
"O lafın gelişi de... Hem evet ya arkadaşım. Seni daha fazlası olduğuna inandıran mı var?"
Dudaklarıma bakan gözlerinden dün akşamın her bir sahnesinin geçtiğine şahit oldum. Ufak bir sessizlik olduğunda sertçe yutkundum. Üzerine gidiyordum ki bir an önce sadede gelelim. Beni utandıracaksa şimdi yapsındı bunu henüz öfkem tazeyken ve ben kendimi savunabilecekken. Sonra çok şaşırdığım bir şey oldu. Üstelemedi ya da yüzüme vurmadı.
"Haklısın olmadı. Sandeviç ve meyve suyum var. Evden çıkarken kahvaltı yapmadığını umuyorum." diyerek sepetin içine yöneldi.
"Bir şey demeyecek misin?" diye sordum kuşkuyla
"Hayır. Sandviç?" diyerek bana sepetin içerisinden aldığı stece sarılmış bir sandviç uzattı. Sandvici alırken göz ucuyla okuduğu kitaba baktım.
"Beyaz diş mi?"
Kendi sandvicindeki steci sıyırırken ‘’Gördüğü dünya, vahşi ve zalimdi; herhangi bir sıcaklık barındırmayan; sevmelere, okşamalara, şefkate ve ruhların ışıltılı yumuşaklığına yer vermeyen bir dünyaydı." diye mırıldandı ve ekledi.
"Başucu kitabım olur." Güldüm.
"Bu bir çocuk kitabı biliyorsun değil mi?" Dedim. Mutfağımdan çalınan iki bardağa meyve suyu dökerken.
"Çocukken sevdiğim şeyleri sevmeyi bırakmadım diyelim." gözlerinden yaramaz bir parıltı geçti.
"Ben okumadım sanırım." diye dürüst bir itirafta bulundum.
Şaşkınlığını saklamaya çalışarak. "Sana okuyabilirim." dediğinde kıkırdadım.
"Tabi ya! Bayramda da gelip elini öper misin Çare ninenin?" güldü ama resmen ayıp olmasın diye bahşedilmiş bir gülümsemeydi.
"Ben bana kitap okunmasını çok severim. Ondan yaşlılıkla kıyaslama yapmayı uygun bulmuyorum ama yine de Çare nine tasvirini beğendim zira başının ucundaki tansiyon aletini gözlerimle gördüm."
Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. "Ben yalnız yaşıyorum tabi ki baş ucumda tansiyon aleti olacak. Ayrıca bilmiyorum eskiden ablamla birbirimize kitap okurduk. Hoş olabilir haklısın."
"Bir ablan olduğunu bilmiyordum." Konu ablamdan açılınca telaşlanıp
"Bana biraz okur musun şimdi" diyerek kitabı işaret ettim.
" Elbette." diyerek kitaba uzandı ve arasından yaprağı nazikçe sıyırıp, kitabın ilk sayfasını açtı.
boğazını temizleyip sakin ve rahatlatan ses tonuyla bana kitabı okumaya başladı. "O diğerlerinden çok farklıydı. Onların tüyleri daha şimdiden anne kurt Kiche'ye benzeyerek kızılımsı bir renk almışken yalnız kendisi, babasına çekmişti."
***
"Şike var! Bir anne yavrusunu nasıl tanıyamaz?" diye bir hışım doğruldum.
"Bir kurt bir yıl önceki yavrusunu asla tanıyamaz ki güzelim."
"Yahu çocuğu çocuğu. Onun bir parçası."
"Doğa acımasızdır."
"Evet hayat da öyle. Kalkıp işimin başına dönmem gerek. Bugün aldığım tohumluklar gelecek ama ben kitabı dinlemek istiyorum."
Sesli güldü ve toparlanmaya başladı. "Benim de uğramam gereken yerler var istersen akşam devam edebiliriz ya da kitabı sana verebilirim."
"Gri kunduzu seslendirmen hoşuma gidiyor." dedim ve onun seslendirirken yaptığı gibi sesimi kalınlaştırmaya özen göstererek. "Akşam devam edelim." diye ekledim.
"Sen nasıl istersen. Bu arada Çare tamamen meracılık neden yapmıyorsun? Burada inanılmaz geniş bir alan var." Etrafı daha önce hiç görmemişçesine süzdüm.
"Ben de ilk başlarda çok istedim ama seçtiğim ırk süt bakımından iyi narin hayvanlar bazen çıkarıyorum ama sen de şahit oldun başlarında duramayınca neler olduğunu." Toparlanmayı bitirip kapıya doğru yürümeye başladık.
"Engebeli olması da yağmur alması açısından iyi aslında çok uzaklaşmamaları için bir çit çekebiliriz. Yem maliyetlerini yarı yarıyadan fazla düşüreceğine eminim."
"Bilemiyorum belki şu an değil bir düzen oturtmak zaman alıyor." Kapıya gelmiştik.
"Haklısın bir ihtiyacın olduğunda araman yeterli."
"Teşekkür ederim çok naziksin." elimdeki piknik örtüsünü uzatırken narin parmakları elimi okşadı.
"Ben teşekkür ederim hanımefendi görüşmek üzere."
Sonrasında gitmesini izledim. Aklım tekrar tekrar yaşadıklarımıza ve konuştuklarımıza gidiyordu. Yüzümdeki aptal sırıtmayı bile çok sonra farkettim. Bu yaşta aşık oluyor olamazdım değil mi? Aşk yaşı geçmişti. Hele benim için çok zor geçmişti. Bir daha olmazdı. Birini bulur onunla bebekler yapar ve sevgi saygı çerçevesinde yaşardım artık. Aşk bir hataydı!
Kafamı iki yana salladım hayır anlamında ve dönüp çiftlik evime ilerledim.
Buraya kadar geldiysen gerçekten çok teşekkür ederim 🤍
Ben yazarken çok keyif alıyorum ama sizin geri dönüşleriniz beni ayakta tutan şey oluyor. O yüzden bir beğeni, minicik bir yorum bırakırsanız dünyalar benim olur 🙈✨
Hem motive oluyorum, hem de “devamını getir!” diyen sesleri duyunca hemen klavyenin başına koşuyorum 😭💗
Sizi seviyorum, desteğiniz benim için çok değerli 🫶🌸
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |