15. Bölüm
Beyza Arabacı / HAYDİ / 15. Bölüm

15. Bölüm

Beyza Arabacı
olumsuzusavar

Akşam herkes dağıldıktan sonra gece karanlığı çökmüş ve hesaplaşma vakti gelmişti.

Çağla verandadaki sandalyeye oturdu. Sargılı eli dizinin üzerinde duruyordu, öteki eliyle masanın kenarını kavramıştı. Kimseyi çağırmadı. Ben kendiliğimden karşısına geçtim. Sedef uzakta kaldı; bilerek. Bu bizim meselemizdi. Sargılı eline baktığımı fark edip:

“Bıçak düştü,” dedi kısa bir cümleyle.
“Keskinmiş.”

Keskin olan sadece bıçak değildi ama sesini çıkarmadım.

“Şimdi konuşabiliriz.” dedi.
Sesi sakindi. O sakinlik beni daha çok gerdi.

“İyiyim abla,” dedim aceleyle. “Bak buradayım, bir şeyler kurmaya çalışıyorum. Her şey—”

“Kes,” dedi.
Tek kelime. Ama bütün cümlelerimi durdurdu.

Başımı eğdim. Bir süre yüzüme bakmadı. Sonra gözlerini kaldırdı.

“Ben sana 'İyi misin' diye sormadım Çare.
Ben sana neredeydin diye soruyorum.”

Boğazım düğümlendi.
“Bilmiyorum…” diyebildim.

“Biliyorsun.” dedi sertçe. “Hep biliyordun.”

Sargılı elini kaldırdı. İşaret parmağı bana doğrulduğu an biliyordum ben yetişkin bir kadından daha çok ablasından azar yiyen yine o küçük kız çocuğuydum.
“Ben sana o adamla ilgili ne dedim? Kaç kere ‘dur’ dedim? Kaç kere ‘kendinden vazgeçiyorsun’ dedim?”

Sessiz kaldım.

“Bak,” dedi ve öne doğru eğildi.
“Beni dinlemediğin için kızgın değilim. İnsan âşık olur, yanlış yapar.
Ama sen herkesi sildin Çare.”

Gözlerim doldu.
“Ben kimseyi silmedim…”

“Yalan,” dedi. “Telefonlarımı açmadın. Geldiğimde kapıyı açmadın.
Ve sonra bir gün… bir gün ben senin bir adamın gölgesinde ezildiğini fark ettim.”

Sesindeki titreme ilk çatlağıydı.

“Ben seni kurtaramadım,” dedi. “Çünkü sen kurtarılmak istemedin.”

“Çok korkuyordum,” dedim fısıltıyla. “Utandım. Haklı olduğunuzu biliyordum.”

“Utandığın için mi beni yalnız bıraktın?”
Gözleri doldu ama ağlamadı.
“Ben senin ablandım. Sen düştüğünde yerden kaldırmam gerekiyordu.
Ama sen beni dışarıda bıraktın.”

Ayağa kalktı.

“Ben seni hâlâ seviyorum,” dedi. “Ama şunu bil:
Bir daha seni parçalayan bir adam için kendini kaybedersen,
bu sefer arkandan bakmam.”

Sözleri bıçak gibiydi.

“Benim sevgim, sen kendine ihanet ettiğinde seni taşımıyor.” içeri girdiğinde sözlerinin ağırlığı ile yutkundum.

Sedef bir süre sessizce başımda bekledi. Sonra masadan yavaşça araba anahtarlarını aldı.

"Ben artık gidiyorum." dedi.

“Sadece… bir iki gün daha.”

Gözlerimi kaçırmadım bu sefer.

“Bunca zaman sustuk, kaçtık, yanlış anladık. Şimdi sen gelmişken, Çağla buradayken… Her şey ilk defa bu kadar açıkken, hemen dağılmak istemiyorum.”

Derin bir nefes aldım.

“Bak, büyük laflar etmiyorum. Geçmişi telafi edelim demiyorum. Sadece… biraz daha yan yana duralım.”

Sesim yumuşadı.

“Birlikte kahvaltı edelim. Bir gün şu tarlada yürüyelim. Akşam çay içip, konuşmadan da oturalım. Zor değil. Sadece gerçek.”

Gülümsedim ama gözlerim doluydu.

“Gitmek istersen yine gidersin ama iki gün sonra gidersen… En azından yarım kalmış gibi değil.”

Küçük bir omuz silkişiyle bitirdim.

“Bu kadar. Kalmak zorunda değilsin… Ama kalırsan, bana iyi gelir"

Sedef dudaklarını büzüp bir süre bana baktı. Sonra derin bir nefes aldı, gözlerini devirdi.

“Bak sen…” dedi.
“İnsan bir ‘kal lütfen’ der, sen bildiğin ruhumdan tutup çekiyorsun.” Elini beline koydu.

“İki gün diyorsun, sonra bakıyorum ben burada sabah inek sağmaya başlamışım, ‘gitme artık’ diye ağlıyorsun.” Gülümsedi.

“Bir de şu var: Sen beni böyle düzgün düzgün, kaçmadan konuşurken yakalarsan ben zaten gidemem.”

Omuz silkti.

“Tamam ama bak, şartlarım var.”

Parmağını kaldırdı.

“Bir: Sabah kahvaltıda ciddi konular konuşulmayacak.
İki: Bana yine bağırırsan, ilk otobüse binerim.
Üç: Çağla’nın eline ben bakacağım, sen karışmayacaksın.”

Sonra yaklaşıp alnıma hafifçe vurdu.

“Bir iki gün kalırım ama bu ‘kaçamadım’ değil, ‘kalmayı seçtim’ olsun.” Göz kırptı.

“Anlaştık mı, keçi?” İstemsizce yüzümde yamuk bir gülümseme belirdi. Ayağa kalktım ve Sedef'e sarıldım. Bu öyle tanıdık öyle iyi gelen bir histi ki...

"Sizi çok özledim."

...

 

Gün doğmadan önce alacakaranlığa uyanmak. Gökyüzünün en karanlık zamanıdır. Aynı zamanda aydınlanmasına en yakın zamandır. Her zaman bir umut olduğunu bilmek beni gözlerimi aralamaya teşvik ediyor. Ah Pandora, ya o kutuyu hiç açmasaydın da kötülükleri Dünya'ya saçmasaydın...

Üzerime sabahlığımı geçirip, serin ve taze havayı içeri davet etmek için Jaluzileri yukarı kaldırıp, pencereyi araladım. İçeri giren ilk ses kuşların ötüşüydü. İşte bu tatlı cıvıldamalar İstanbul'da duyamadığım bir ses daha... Ben artık korna sesine uyanmıyordum ne olursa olsun bunu verdiği haz bambaşkaydı.

Omuzlarımı hareket ettirip biraz daha keyiflendim. Ardından boynumu gevşettim ve evdeki en özel misafirlerim için mutfağa girdim taş zeminin serinliği çıplak ayaklarıma değdi. Ocağın altını yaktım; odun ateşi çıtırdamaya başlayınca sabah gerçekten başlamış gibi hissettirdi. Bir yandan da bir şarkı mırıldanmaya başladım.

'A benim avanak arızalı arsız gönlüm
Feleğin çemberine takılıp döndün ya
Arayan bulur elbet aradın buldun pes
Hanya'yı Konya'yı gördün ya'

Domatesleri iri iri doğradım, tuzu biraz bol kaçırdım. Beyaz peyniri bezinden çıkarırken ufalanan kenarlarını tabağa topladım. Zeytinleri kâselere paylaştırdım, üstlerine bir tutam kekik serptim. Petekten bal süzülürken parmağıma bulaştı; fark etmeden yaladım.

Tavaya tereyağını attım, erirken çıkardığı ses içimi rahatlattı. Yumurtaları tek tek kırdım; sarıları bozulmadan ortada kaldı. Sacın üstünde bazlamaları çevirdim, kabaran yerlerine tereyağı sürdüm. Reçelleri dizdim: vişne koyu, incir altın rengi… Kaymağı da güzelce bir tabağa çıkardığımda işim bitmişti.

İşte şimdi tamamdı. Hazırladığım kahvaltı tabaklarını verandaya taşırken, Kaan'ı arayıp telefonu başımla omuzum arasına kıstırmış iki elimle masayı hazırlıyordum. Bir kaç defa çaldı ve uykulu sesini duydum.

"Efendim." Boğazından yeni uyandığını belli eden kısık sesini duyduğumda duraksadım. Yutkundum.

"Uyuyor muydun?" Duyduğum bir sesten bile etkileniyor muydum? Kocaman kadındım artık bu resmen bir tür amatörlüktü.

"Hıhı." İstemsizce dudağımı dişledim.

"Kahvaltı hazırladım ve gelmek ister misin diye sormak istedim." Mutfağa doğru ilerleyip kıçımı tezgaha dayadım.

"Hıhı." Kaşlarım çatıldı bu ne demekti.

"Uyanamadın değil mi?" Hava yeni yeni aydınlanıyordu.

"Hıhı." Kıkırdadım ve onu kendi haline bırakmaya karar verdim.

"Uyanırsan ve gelmek istersen diye masaya bir tabak daha bırakacağım." dedim ve telefonu kapadım.

"O da kimdi?" Ablamın sesini duyduğumda yüzümdeki aptal gülümseme durdu.

"Veterinerim Kaan. Çay mı içersin kahve mi bilemedim o yüzden ikisinden de yaptım." Konuyu büyük bir özenle değiştirmek için çabaladığım belli olmamasını dileyerek gözlerimi kaçırıyordum."

"Ne var bu veterinerinle aranda?" Çağla Balkan bir elini beline koymuş sargılı eli havada gözlerini kısmış bana bakıyordu. Gözlerimi kapayıp derin bir nefes aldım.

"İçine düşmemeye çalıştığım bir duygu fırtınası." Gülümsemeye çalıştım. Dürüst olacaktım her konuda çünkü kimseye anlatmamaya çalıştığım her konu büyük bir çığ olup üstüme devrildiğinde kimsenin yanımda olmamasının tek sebebi bendim ve bunu artık yapmayacaktım. Kendimi yalnızlaştırmayı bir an önce bırakmalıydım.

"Dün sana bakışlarını gördüğümde anlamıştım." Bir an ablamın yüzünde yaramaz bir gülümseme yakaladım.

"Nasıl yani?" Omuzlarını silkip kendine bir fincan çıkardı bir adım atıp ona yöneldim.

"Ne demek bana bakışlarında anlamıştın?" Omuzunu bir kez daha silkti yüzündeki gülümseme daha belirgin bir hal almıştı.

"Abla söylesene nasıl bakıyormuş?" Hiç istifini bozmadan fincanına taze demlediğim kahveden koydu. böylece küçük mutfağımın içerisini kahve kokusu sardı.

"Ne bu tantana?" Sedef'te uyanmış kapıda uykulu gözlerle bizi izliyordu.

"Hiç. Sadece dün iki çift gözde gördüğümüz yıldızlı gece tablosundan bahsediyorduk." Bu da ne demekti şimdi?

"Ay anladım. Tamam o muydu derdiniz?"

"Sen de mi? Ya bana da anlatın dün ne gördünüz anlamıyorum gözler, yıldızlar, tablo... Neler oluyor?" İkisi de gülmeye başlayınca sahte bir öfkeyle söylendim.

"Her neyse. Umurumda değil ben kendime bir bardak çay alıyorum isteyen kahvaltıya gelsin." dedim ve topuklarımın üzerinde dönerek kıkırdamaların arasında çayımı alıp kahvaltının başına geçtim.

 

Bu sahneyi yazarken ben de o masaya oturmak istedim açıkçası… Çayın buharı, ekmeğin kokusu falan
Eğer siz de okurken biraz olsun “iyi geldi” dediyseniz, bir beğeni ya da iki kelimelik bir yorum bırakmanız bana çok iyi gelir.
Okuduğunuz, burada olduğunuz için teşekkür ederim 🤍

Bölüm : 28.12.2025 01:47 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...