
Belki başka yere yazabilirdim tüm bu düşüncelerimi fakat yazmak için burayı seçti parmaklarım. Kendi kafamın içinde dönüp duran sesleri başka türlü susturamayacaktım yoksa. Benim için ister şov yapıyor deyin, ister duyar kasıyor diye düşünün, şu an bununla ilgilenmiyorum. Bir yerlere bir şeyler yazmazsam vicdanım asla rahat etmeyecekti çünkü.
Öncelikle tek bir şey sormak istiyorum gerçekten boğazınızda bir yer düğümlenmiyor mu, gerçekten hiçbir şey olmamış gibi, on üç yaşındaki bir çocuk eline silah alıp okulda katliam yapmamış gibi devam edebiliyor musunuz hayatınıza?
Ben edemiyorum.
Ülkenin geldiği bu noktada nefes almak bile o kadar zor geliyor ki bana… Ne söylesem, ne desem yetersiz. Hakikatten kelimelerin tükendiği yerdeyiz.
Bugün on üç yaşındaki bir çocuk eline silah alıp okula girebiliyorsa buna sebep biziz. Şu, bu o değil, hepimiziz. O çocuğun silahı toplum olarak biz verdik, o okul koridorundan akan kanlar hepimizin eline bulaştı, hâlâ farkında değiliz, hâlâ uyanmak nedir bilmiyoruz. Hâlâ birbirimizi ötekileştiriyor, kutuplaştırıyor, suçluyoruz. Böyle içler acısı bir olayda bile en başta toplum olmayı öğrenemiyorsak, ülkedeki çocukları nasıl bir gelecek bekliyor olabilir?
Çocuk onlar, aileilerinin aynası. Aile ise ilkokulda öğrendiğimiz gibi, toplumun en küçük yapı taşı.
Herkes bu korkunç olay üzerinde yine kendi fikirleri savunmayı sürdürüyor peki ya ben? Ben ne düşünüyorum gerçekten? Hayır, vurdumduymazlık, bananecilik yapamıyorum. Yapamam… Bunu yapmam demek, kendi öz benliğime ihanet. Bunları hem kendi kendimle tartışmak için, hem de hiç olmazsa burada birilerine sesimi duyurabilmek için yazıyorum. Elimden gelen ne yazık ki sadece yine yazmak çünkü.
Her şeyden önce dört küçük kardeşini toprağa vermiş bir abla olarak, her masum çocuğu kaybettiğimizde kendi kardeşimi bir kez daha kaybetmişçesine canım yanıyor. Bu yaşananlar öylesine izleyip geçtiğimiz aksiyon filmleri değil. Okulda yaşanan gerçek bir can pazarı.
Okul diyorum arkadaşlar, okul… Eğitim yuvası diyorum savaş alanına döndü üstelik ortadaki saldırgan içimizden çıkan bir çocuk. Bu cümle her şeyi özetlemiyor mu? Bir şeyleri anlamamız için daha ne yaşanması gerekiyor? Artık uyanmamız için daha kaç masum canı kaybetmemiz gerekiyor?
Biliyorum bu olayda unutulacak. Arada belki birilerinin hatırına gelecek fakat o çocuklar unutmayacak, o aileler unutmayacak. Ancak birileri o ailelere de “Hayat devam ediyor,” diyecek. Sahiden tesellimiz bu mu olacak yine? Bu cümleyle mi saracağız yaralarımızı? Böyle avutacağız kendimizi? Akan kanlar üzerinde hayat devam ediyor diyerek mi kendi konforumuzdan ödün vermeyeceğiz?
Hayır, hayat devam etmemeli bu kez. Bu kez de insanlığımızı sorgulamayacaksak ne zaman sorgulayacağız?
Ateş düştüğü yeri değil, hepimizi yakmalı. O ufacık çocukların vebali hepimizin boynuna. Eğitimcisinden, velisine, toplumdan, çevresine herkes ama herkes suçlu bana göre. Diyorum ya, o çocuk silah almadı eline. O silahı, o çocuğun eline biz verdik. Kabul etseniz de, etmeseniz de.
Temele inmek mi gerekiyor? İnelim… O zaman en başta aile suçlu. Bunu herkes gibi ben de biliyorum fakat işin içinde eksik olan bir şeyler yok mu? Öğretmenler yetki diye bağırıp dururken kendine ayrıcalığı hak gören veliler de, ayrımcılık yapan öğretmenlerin eseri değil mi? Abartmıyorum, yaşadığımı söylüyorum. Sekiz yıl boyunca herhangi etiketli birinin kızı olmadığım için onlarca kez ayrımcılığa maruz kaldım. Birilerinin çocukları her defasında kayrılırken onlara sınav sorularının cevaplarını veren öğretmenler gördüm. Herkes abarttığımı söylerken bugün gelinen nokta, her şeyi yeterince açıklamıyor mu?
Şimdi o, on üç yaşındaki çocuğun ailesi evet suçlu ama bir kez olsun tüm ideolojileri, siyasetleri bir kenara bırakıp kendi insanlığımızı sorgulamamızın zamanı gelmedi mi? Hiç olmazsa şurada kendi kendime konuşurken özgürce ifade etmek istiyorum düşüncelerimi. Tüm bu yaşanılan vahşice katliamların en temelinde, birbirimize duyduğumuz kinli hırs yatıyor. Millet olarak bir arada yaşamayı öğrenemeyişimiz, asla sarsılmayan egodan dağlarımız ve saygıyı insanın üzerindeki karaktere değil; unvanına bakarak göstermemiz… Yüzyıllar boyunca böyleydi aslında. İtibar asla karakterle kazanılmadı. Eğer kazanılsaydı bugün ülke çok daha başka bir yerde olurdu. Fakat ne acı ki, hâlâ ders almayacağımızı biliyorum.
Birileri, birileri tarafından ezildikçe aşağılık kompleksini yaşayan insanlar, çocuklarının üzerinden kendi egolarını tatmin etmeye çalışacaklar. Kendi çocuklarını “biricik” duygusuyla yetiştirirken (asla böyle bir eğitime yetiştirmek denemez) onlara ne kadar çok zarar verdiklerinin farkında olmayacaklar. Çünkü bu, onların açık yaralarını iyileştirme yöntemleri.
Özel durumlar dışında hastalıkla doğan çocuk yoktur. Bir çocuk Allah vergisi olarak bazı sıkıntılarla dünyaya gelebilir, özel durumları olabilir. Gerek doğum öncesi ya da sonrası… Böyle vaziyetler istisnadır ancak bunların dışında hastalıklı ebeveynler maalesef ki hastalıklı çocuklar yetiştirirler. Ve daha da acısı kendilerinin hasta olduklarını kabul etmedikleri gibi, çocuklarının da kusursuz olduğuna inanırlar. Onlara göre yetiştirdikleri çocuklar, mükemmel donanıma sahiptir. Yukarıda dediğimi tekrar etmem gerekirse, kendi ezilmişlik hislerini çocuklarını kullanarak alt etmeye çalışırlar.
Sonra ne mi olur?
Sonra “mükemmel olan çocuklar” ailelerinin her şartta arkalarında olduğunu bildikleri için her şeyi gözü kapalı yapabilirler. İstedikleri gibi kırıp dökmeyi kendilerine hak görürler. Kimse onlara karışamaz, kimse onlara söz söyleyemez çünkü onlar ailelerinin “biricik’leridir.”
Ve sonra yine kısır döngü.
Öğretmenler, çocuklarına toz kondurmayan velilerle karşılaşırlar ancak saygınlığı yalnızca mevki makam sahibi insanlara gösterilen bir toplumda yaşadıklarını unuturlar.
Bir haberde duyduğum tek bir söz, her şeyi özetlemeye yetiyor aslında. “Babası emniyet müdürü olduğu için…”
Peki soruyorum ne olacak? Arkası sağlam olanlar istedikleri gibi böyle vahşetlere devam mı edecek? Gerçi ülkede o kadar dönen kaostan sonra bunu sormam biraz saçma. Buzdağının görünmeyen kısmında kim bilir neler var.
Hiçbir siyasi ideolojinin fanı, hiç kimsenin alkışçısı ya da onların sürüsündeki bir koyun değilim. Kendi düşüncelerimle var olmaya çalışan biriyim yalnızca. Fakat görünen köy de kılavuz istemiyor. Ortada eğitim adına hiçbir şey kalmamışken suçu tek bir tarafa atmak toplumda birey olarak yaşamaktan kaçma çabasından başka bir şey değildir. Ortadaki suç, açıkça herkesindir.
Çocuğunu yetiştirememiş, onlara sınırlarını öğretmemiş, disipline edememiş aileler başta olmak üzere; okula bir çocuğun silah sokabilmesini sağlayacak kadar güvenliği ihlal eden kim varsa, denetlemeden serbestçe yayınlanan şiddet içerikli tüm programlar ve dahası toplum olmayı öğrenememiş insanların hepsi bugün bana göre en büyük suçlulardır.
Bir çocuk, sadece çocuktur ve ona yalnızca çocukluğunu yaşatmak gerekir. Bırakın ağlasın, bırakın her istediği olmasın, bırakın düşsün, bırakın her zaman sizi yanınızda bulamayacağını öğrensin, bırakın ceza alsın… Böyle böyle yaşamı öğrenecek. Ödevlerini yapmayın, sorumluluklarından kaçmasına izin vermeyin. Hayır’ı öğrenmesine olanak sağlayın, eline telefon ya da bilgisayar verip onu yalnızlığına terk etmeyin. Sanal ortamlara değil, o çocuğun size ihtiyacı var. Sizin ilginize ve sevginize…
Ben bir anne değilim, eğitimci değilim, belli bir düzeyde bu konularda bilgimin olması beni uzman ya da profesör yapmaz ama hayatta öğrendiğim ve tecrübe ettiğim bazı noktaları da es geçemem. Dört kardeşi olan bir ablaydım ben de ve onlardan yaşça çok büyük olduğum için bazı sorumluluklar da benim üzerime kaldı. Şikayetim yok asla, keşke yanımda olsalardı da ben yine o sorumluklar içinde kalsaydım.
Keşke diyerek daha fazla duygusal noktalara sürüklemek istemiyorum konuyu. Fazla dağıtmadan da toparlamaya çalışıyorum. Eklemek istediğim birkaç cümle daha var zira.
Bir çocuk anne, babasını yönetmez, yönetmemeli. Ebeveynlerine vuramaz, annesine ya da babasına sesini yükseltemez. İstediği olmayınca oyuncaklarını veya başka nesneleri tekmeleyemez. Biliyorum, çocuk yetiştirmek çok zor, işte o yüzden bu kapasiteyi kendinde görmeyen insanlar dünyaya çocuk getirmemeli. Çünkü o çocuk hep küçük kalmıyor, büyüdüğünde hatta son olaylarda gördüğünüz üzere büyümeden bile canavara dönüşebiliyor. O canavarı da maalesef ki bazen biz kendi ellerimizle yaratıyoruz.
Özetle toparlayacak olursam, eğer bir şeyleri düzeltmek istiyorsak bugün kendimizi düzeltmeliyiz. Aynanın karşısına geçip her açıdan kendimizi ve insanlığımızı sorgulamalıyız. Toplum olmayı öğrenemedikçe, yetiştiremediğimiz çocuklar ne yazık ki daha nice felaketlere yol açacak. Tüm bunlara karşın umutlarımızı da diri tutmalıyız ama. Çünkü bu dünyayı erdem ve ahlakla yetiştirdiğimiz merhametli çocuklar güzelleştirecek. Tüm kalbimle buna inanmak istiyorum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 11.39k Okunma |
802 Oy |
0 Takip |
70 Bölümlü Kitap |