
Kasabaya gelir gelmez yaptıkları ilk iş,solda kalan küçük parka doğru ilerleyip banklardan birine oturmak olmuştu.Müge,elinde gezi rehberiyle otururken düşündü.Bu küçük köyde,yüzyıllar önce Da Vinci koşmuş,yürümüş,hatta bu sokaklar onun en önemli eserlerine ilham kaynağı olmuştu.
Şimdiyse,yüzyıllar sonra kendisi buradaydı.Henüz yeni yeni tanıdığı,buna rağmen yanında kendini huzurlu hissettiği genç bir adamla bu büyülü havanın tadını çıkarıyordu.Bunun gerçek bir mucize olduğunu fark ederek neşeyle gülümsedi.
Meriç o anlarda genç kızı dikkatle incelemekle meşguldü.Müge’nin hissettiği neşe,mutluluk ve huzur yüzüne yansımıştı.O gece gözler,yeniden mutlulukla pırıl pırıl parlıyordu.Çok geçmeden o huzur genç adamı da etkisi altına aldığında,gülerek sordu.
”Eğer dinlendiysen artık kalkalım mı?”
Genç kız hemen cevap vermişti.
”Olur,kalkalım.Eğer parkı geçer,sol taraftaki yukarı doğru ayrılan yolda yürürsek,Vitruvian Man’i görebiliriz.Az önce turist rehberinde öyle yazıyordu.”
”Hani şu Vinci’nin ideal oranlarda bir adamı tasvir ettiği çizim değil mi?”
”Evet o.”
dedi,ardından hafifçe tebessüm ederek ekledi Müge.
”Gerçekten de sanat konusunda epey bilgilisin.”
”Senin kadar olamaz ama teşekkür ederim cesur kız.”
Meriç’in onun sanat konusundaki bilgilerine çok saygı duyması genç kızın fazlasıyla hoşuna gidiyor,gururunun okşandığını hissediyordu.Müge’nin dediği biçimde ilerledikten az sonra sözü geçen ahşap versiyon görüş alanlarına girmişti ve gerçekten çok etkileyiciydi.Genç kız dayanamayıp sessizliğini bozdu.
”Ne kadar güzel,öyle değil mi?”
”Evet,kesinlikle çok güzel.Ayrıca o dönemin şartları düşünüldüğünde,böyle bir çizim yapmak inanılmaz bir şey.Yani adam gerçek bir dahi,senin de ona hayran olman çok doğal.”
Onu çok az tanıyan birinin bu kadar kısa zamanda takdirini kazanmak,Müge için çok farklı,çok güzel bir duyguydu.Elindeki küçük rehberin ilgili sayfasını açarak sesli okudu.
”Heykel,1987 yılında heykeltraş Mario Ceroli tarafından yapılıp bağışlanmış.”
Cümlesi bittiğinde,heykelin yan tarafındaki müzeyi fark ederek devam etti.
”Müzelere girebilecek miyiz?”
Meriç’in cevabı gecikmemişti.
”Tabii ki!Her iki müze için de biletimiz var cesur kız.”
Aldığı cevap karşısında biraz şaşırdı Müge.Bunca şeyi ne ara ayarlamıştı bu adam?Sonra o trende etrafı seyrederken,Meriç’in telefonuyla meşgul olduğunu hatırladı ve konuştu.
”Çok planlı,düşünceli birisin.”
”Sanırım,bu bana ettiğin ilk iltifat ha Müge hanım?”
diye sorarken Meriç’in yüzünde haylaz bir ifade vardı.
”İltifat değil aslında.Ben sadece gerçeği söyledim.Ama sen nasıl istersen öyle kabul edebilirsin tabii.”
deyip ilk binaya doğru heyecanla ilerledi Müge.Genç adam da hemen arkasında onu takip ediyordu.Az sonra binadan içeri girdiklerinde genç kız kaldığı yerden okumayı sürdürdü.
”Şimdi,Lonardo Müzesi olarak kullanılan bina yıllarca kale olarak hizmet vermiş.1919 yılına gelindiğinde,müze hazırlıklarına başlanmış.1986 yılında da müzeye Leonardiano adı verilmiş.”
Bilet satılan küçük gişeyi gördüklerinde Müge okumayı bıraktı ve durup 2 kombine bilet alarak ilerlediler.Bu biletler sayesinde 2 müzeyi,Vinci kasabasını panoramik olarak izleyebilecekleri terası ve Vinci’nin evini gezebileceklerdi.
Müzede önce Leonardo’nun çark sistemini kullanarak yaptığı bir çok icadı gördüler.Ardından Vitruvius Adamı adı verilen meşhur çizim görüş alanlarına girdi.Hem Meriç hem de Müge gördükleri eserler karşısında adeta büyülenmişlerdi.
Vitruvius adamı,iç içe geçmiş çıplak bir adamı betimleyen bir çizimdi.Üstelik oranlar,son derece gerçekçiydi.Bir süre sonra Müge’nin sesi duyuldu.
”Hadi.şimdi de müzenin önündeki şu meydanı gezelim.Olur mu Meriç?”
Genç adam hemen
”Olur tabi!”
diyerek meydana doğru ilerlemişti.Burası Vinci’nin hem mimari,hem de bilim adamı yönü ele alınarak hazırlanmış ilginç bir yerdi.Dolayısıyla yaptıkları geziden çok memnun kaldılar.
Sırada Vinci’nin vaftiz edildiği müze vardı.Müge,kilisenin küçüklüğü karşısında biraz şaşırdı.Fakat içerideki Lonardonun derslerde okuduğu birçok eserinin kopyalarından oluşan sergiyi görür görmez,şaşkınlığının yerini heyecan almıştı.Nereye baksa heyecanı artıyordu.Bir duvarda Mona Lisa’yı,diğer duvarlarda Son Akşam Yemeği’ni,Kayalıklar Bakiresi’ni ya da Kakımlı Kadın’ı görmek muhteşem bir histi.Zira kopyalar bile asıllarını aratmayacak ölçüde kusursuzdu.
Bu sırada Meriç,kızın yanında sessizce yürüyüp,onun heyecanına büyük bir keyifle ortak oluyordu.Buradaki turları sona erdiğinde,sıra kaleye çıkmaya gelmişti.Kulenin bulunduğu kaleye geldiklerinde yine Vinci’nin birbirinden ilginç icatları karşıladı ikiliyi.Müge kendini tutamamış bağırmıştı.
”ŞUNLARA BAKKKK!”
Savaş makineleri,kanat iskeletleri,toplar ya da köprüler karşısında kızın heyecanla bağırması çok normaldi.Meriç’te hayran kalmıştı adamın dehasına.
Artık kuleye çıkabilirlerdi.Ancak bunun için önce 120 basamak tırmanmaları gerekiyordu.Bu durum ikisinin de aklına kadetral gezisini getirince gülmeye başladılar.Biraz sakinleştiklerinde konuşan Müge’ydi.
”Yine merdivenler!”
”Bu kez de önlem olarak elini tutsam,bana kızar mısın?”
Bu cevap karşısında genç kız biraz düşündü.Ardından konuştu.
”Yok merak etme,kızmam.Amacın beni korumak sonuçta.”
Böyle derken,aslında genç adamın tek amacının onu korumak olmadığının farkındaydı Müge.Ama Meriç son 2 gündür kendini ona affettirmek için öyle uğraşmıştı ki,bunu çoktan haketmişti.
Rahat bir bir nefes alan genç adam,elini bir kez daha eline hapsettiğinde,merdivenleri çıkmaya başladılar.Merdivenleri tırmandıkça gemi maketleri,dalgıç kıyafetleri gibi şaşırtıcı icatlarla karşılaşıyorlardı.
Basamaklar biter bitmez tüm kasaba ayaklarının altına serildi.İkisi de bu muhteşem görüntü karşısında konuşamayacak hale gelince cep telefonlarıyla birkaç fotoğraf çekmekle yetindiler.Bir süre sonra oldukları yerin yükseklik nedeniyle epey rüzgarlı olduğunu fark eden Meriç sessizliğini bozmuştu.
”Hadi Müge,zaten dün yağmurda ıslandık,şimdi bir de rüzgârda kalırsak hastalanacaksın.İnelim artık.”
Bu sözler,adamın ne kadar düşünceli biri olduğunun en önemli kanıtıydı.Genç kız neşeyle gülümseyip şöyle karşılık verdi.
”Peki,zaten Vinci’nin evine giden servisi kaçırmak istemiyorsak hemen inmemiz lazım.”
Ardından,hâlâ el eleyken merdivenleri inmeye başladılar.Servise binerek 3 km.kadar tepelere doğru yol aldıklarında,Anchiano köyündeki basit köy evi görünmüştü.Buna rağmen,evdeki Vinci’nin hayatını anlatan halogram sistemi sayesinde o döneme ilginç bir yolculuk yapma şansına sahip olarak bambaşka bir deneyim yaşadılar.Hele Müge,hayal aleminde gibiydi.Zira köyde hâlâ üzüm ve zeytin üretimine devam ediliyordu.Ayrıca manzara o günden bu güne neredeyse hiç değişmemişti.
Onlar tatlı bir yorgunlukla gezilerine devam ederken,gün yavaş yavaş yerini akşam saatlerine bırakıyordu.Artık şehre dönseler iyi olurdu.Hemen servise binip bir kez daha Vinci kasabasına doğru yola çıktılar.Kasabaya vardıklarında Empoli treninin kalkmasına epey zaman vardı.Meriç bunu görünce biraz düşündü sonra da gülümseyerek konuştu.
”Tren saati gelene kadar şuradaki kafede oturup bir şeyler atışrtırmaya ne dersin?Hem birer filtre kahve de içeriz olmaz mı?”
1 haftalık bir aranın ardından taptaze bir bölümle herkese iyi akşamlar arkadaşlar 😀😀😀Umarım tatiliniz güzel geçiyordur ve bölümü keyifle okumuşsunuzdur 🙏🙏🙏Bol bol yorum yaparak yıldıza tıklarsanız da çok sevinirim 🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |