
Müge,neredeyse bütün gece boyunca genç adamla ettikleri dansı düşünmekten uyuyamamış,sabah 7 olur olmaz hazırlanıp soluğu kahvaltı salonunda almıştı.Şu anda da masaya oturmuş Meriç’in gelmesini bekliyordu.Kısa zamanda genç adamla kahvaltı etmeye çok alıştığı için az önce masaya gelen garsona sipariş vermek aklına bile gelmemişti.
Zihni yine dün geceki dansla meşguldü.Bir kere Meriç,tahmininden çok daha iyi dans ediyordu.Birlikte müziğin büyüsüne kapılmış,inanılmaz bir uyumla dans etmişlerdi.Adamın insana biraz denizi,biraz da yağmur sonrası ormanı anımsatan farklı bir kokusu vardı.Müge,kokuyu tam olarak kelimelerle ifade edemese de çok sevmişti.
Sonra dans teklifinin kendisinden geldiğini hatırladı ve yüzü utançtan pespembe bir hâl aldı.Öyle bir teklifi nasıl yapabildiğini aklı almıyordu.Müzik onu öyle etkilemişti ki,kelimeler istemsizce dilinden dökülüvermişti.Asla planlı bir hareket değildi.Ancak Müge’yi asıl şaşırtan,genç adamın teklifi sanki o da bunu istiyormuş ama nasıl soracağını bilemiyormuş gibi hiç tereddütsüz kabul etmesi olmuştu.
”Günaydın!Bakıyorum da bugün erkencesin Müge,yoksa bir sorun mu var?”
Duyduğu sesle ana döndü genç kız.Meriç karşısında duruyor,üzerindeki kırmızı kısa kollu polo yaka tişört,siyah kot pantolon ve yine siyah spor ayakkabılarla çok şık görünüyordu..Ama o,dalgınlıktan fark etmemişti.Birkaç saniye kadar
“Galiba bu adama ne giyse yakışıyor.”
diye geçirdi içinden.Ardından konuştu.
”Günaydın!Bir sorun yok merak etme.Sadece bugün biraz erken uyandım o kadar.”
”İyi misin,biraz dalgın gibisin sanki?”
”Gerçekten iyiyim.Neşem de yerinde aslında.Hadi,kahvaltı edelim bir an önce.Çok acıktım.”
”Neyse,dediğin gibi olsun bakalım.”
diye karşılık verirken Meriç biraz şaşkındı.Zira Müge,dağınık topuz yaptığı saçları,krem rengi bol kesim keten pantolonu,kısa kollu V yaka turuncu tişörtü ve yine turuncu düz bez pabuçlarıyla göze çok hoş görünse de biraz durgundu nedense.Oysa Meriç,onun bu sabah daha neşeli,cıvıl cıvıl olacağını ummuştu.Biraz düşündü.Belki de bu durgunluk dün gece ettikleri o dans yüzündendi.Eğer genç kız bu danstan huzursuz olduysa Meriç’in bunu bilmesi gerekiyordu.Çünkü,dün gece uzun zaman sonra ilk kez deliksiz bir uyku uyumuş,sabaha çok mutlu uyanmıştı genç adam.
Bu mutluluğun sebebi ise,dün gece genç kızın tarifsiz kokusu eşliğinde ettiği o danstı.Bu kadar uyumlu bir ikili olacakları aklına bile gelmemişti doğrusu.Müge’ye elbette ilk kez dokunmuyordu.Fakat o dokunuşların hepsi kısa ve anlıktı.Oysa dün akşam ilk kez onu uzunca bir süre kollarında tutmuş,çiçek kokusunu içine çekmişti.Bu hissi kelimelere dökmenin bir yolu olduğunu sanmıyordu.Aklından bunlar geçerken bir garson masalarına yaklaştı.
”Siparişlerinizi alabilir miyim lütfen?”
Meriç her zamanki gibi 1 fincan filtre kahve ve 2 kruvasan,Müge de vişne reçelli ekmekle 1 fincan ıhlamur çayı rica etmişti.Garson hızlıca not alarak onları masada yalnız bıraktı.Birkaç dakika sonra masadaki sessizliği sona erdiren genç adamdı.Zira hem sıkılmıştı hem de Müge’yi zorlamayacağına kendi kendine söz vermiş olduğu halde neler olduğunu öğrenmek istiyordu.
”Müge,akşam yanlış bir şey mi yaptım?Yoksa ettiğimiz dans seni rahatsız mı etti?”
Genç kız sorular karşısında şaşırdı.Meriç galiba sessizliğini tamamen yanlış anlamıştı.
”Hayır hayır,asla yanlış bir şey yapmadın.Sana ne böyle düşündürdü bilmiyorum.Aksine,çok keyif aldım her şeyden.”
”Peki,o zaman neden bu kadar sessizsin,ne oldu?”
”Ben asıl senin danstan rahatsız olmuş olabileceğini düşünüyorum.İnan bir anda gelişti her şey.Müziğin güzelliği yüzünden kendimi kaybettim.Umarım bana kızmadın?”
Genç kız sözlerini bitirdiğinde,Meriç’in yüzü gülmeye başlamıştı.
“Mesele bu muydu yani?O zaman için rahat etsin cesur kız.Sana asla böyle bir şey teklif ettiğin için kızmadım.Tersine,senin gibi her anından çok keyif aldım ben de.Hatta sonra uzun zamandır uyuduğum en huzurlu uykuyu uyumuş olabilirim.”
Onu duyunca Müge rahat bir nefes aldı ve yüzü yeniden güldü.Aynı anda kahvaltıları gelmişti.Neşeyle atıştırmaya koyuldular.Aradan 10-15 dakika geçip kahvaltıları bittiğinde genç adam sormuştu.
”Eeee,bugün nereye gitmek istersin bakalım cesur kız?”
Müge’nin biraz düşündükten sonra verdiği karşılık şöyleydi.
”Bugün,tarihi yerleri değil de bir pazarı gezsek nasıl olur?”
Genç adam bu cevap karşısında çok hafif bir sesle
“Sen iste,ben her yere gelirim seninle.”
diye fısıldadı.Ancak onun ne dediğini duyamayan Müge
”Efendim,ne dedin Meriç?”
diyerek araya girince kendini toparlayıp konuştu.
”Hıııı?Şey,tamam olur.Çok iyi fikir.”
Böylece bir pazara gidecekleri kesinleşmişti.Ama hangisine gidecekleri henüz net değildi.Bu nedenle Meriç elindeki turist rehberini açıp şöyle bir göz attıktan sonra bir kez daha söz aldı.
”San Lorenzo Pazarı’na gitmek ister misin?Burada yazanlara bakılırsa pazar San Lorenzo Meydanı’nda kuruluyormuş.Hemen hemen her çeşit ürünü de bulmak mümkünmüş.”
”Mesela ne gibi,örnek verebilir misin?”
”Her çeşit deri ürün,hazır giyim,aksesuar ya da hediyelik eşyalar gibi işte.”
Müge muzip muzip
”Tamam o zaman.Güzel bir yere benziyor.Hem ben de belki evdekilere birkaç şey alırım.”
dediğinde karar verilmişti.Hemen masadaki eşyalarını toparlayıp otelden ayrıldılar ve meydana doğru yürümeye başladılar.Yürürlerken genç adam yine ne olduğunu bile anlamadan kızın elini eline hapsetmişti.
15-20 dakika sonra meydana vardıklarında,karşılarında tahminlerinden çok daha büyük bir pazar vardı.Pazarları,onların o kendine has havasını ve canlılığını zaten çok seven Müge,bu görüntüyle adeta mest oldu.Genç adamsa,belki pazarlara pek alışık değildi.Ama halinden fazlasıyla memnundu.Çünkü,Müge’nin neşeyle tezgahtan tezgaha koşturuşunu izlemek çok keyifliydi.
Gerçekten de pazar,tıpkı rehberde yazdığı gibi meydana bağlanan bütün sokakları dolduruyordu.Müge’nin ilk tercihi hazır giyim tezgahlarından yana oldu.Ama dikkatini çeken bir şeye denk gelmemişti.Genç adam hemen onun arkasındaydı.İkinci olarak deri eşyaların sergilendiği tezgahlara yöneldiler.Fakat yine umduklarını bulamadılar.Sırada,aksesuar ve hediyelik eşya tezgahları vardı.Tezgahların arasında gezerken Pinokyo’nun küçük,hediyelik versiyonlarını görünce genç kız neşeyle bağırıp Meriç’i oraya sürükledi hemen.
”Aaaa!Pinokyo’ya bak!Çok sevimli değil mi?”
Meriç bir yandan onu takip ederken,bir yandan elindeki küçük kitapçığa göz atıyordu.Okuduklarından Pinokyo hikayesinin yazarının Floransa’da doğduğunu,bu nedenle şehrin “Pinokyo’nun Şehri “olarak anıldığını öğrenir öğrenmez,bilgileri genç kızla da paylaştı.Öğrendikleri Müge’yi şaşırtmıştı.Zira bu masalın onun her zaman doğruları söyleyen bir insan olmasında payı çok büyüktü.Birkaç saniye sonra konuştu.
”Öyle mi?Bunu bilmiyordum.Oysa masalı çok severim.Zira bu masal sayesinde yalan söylemenin ne kadar yanlış bir şey olduğunu öğrendim.”
”Olsun canım.Ben de sana yeni bir şey öğretmiş oldum böylece.”
diyerek gülümsemiş,ardından eklemişti genç adam.
”Büyük ihtimalle küçük Müge eğer yalan söylerse burnunun Pinokyo gibi uzayacağından korkmuştur.Ben ilk duyduğumda korkmuştum çünkü.”
Bu sözler genç kızın kıkırdamasına neden oldu.Sonra çeşit çeşit yüzük ve küpelerin sergilendiği bir tezgahın önünden geçtiklerini fark ederek durdu.Bir yüzükle bir çift küpe hoşuna gitmişti.Yüzük gümüşten bir halkaydı,ortasında dört yapraklı bir yonca vardı.Küpelerse denizyıldızı şeklinde ve tıpkı yüzük gibi gümüştüler.
Meriç o sırada hemen yan tezgahta kolyelere bakıyordu.Fakat henüz beğendiği bir şey yoktu.Tam Müge
”Hadi Meriç,ben yoruldum artık.Bir kafe bulalım da bir şeyler içelim.”
diye seslendiği sırada,tezgahın arka tarafında bir kolye gördü.Kolyenin zinciri gümüştendi,ortasında yine gümüşten minik bir sonsuzluk işareti göze çarpıyordu.
”Çok az bir işim kaldı cesur kız.Sonra gideriz.”
diyerek satıcı kıza küçük bir hediye paketi yaptırdı.Ardından ekledi
”Tamam,şimdi gidebiliriz.”
Genç kız
”Peki.”
deyip pazarın çıkışına yürürken adamın elindeki küçük paketi fark etmişti.Ne aldığını çok merak ediyor ama sorarsa cevap alamayacağını da biliyordu.Bu nedenle Meriç birden gülümseyerek
“Ne o,ne aldığımı sormayacak mısın?”
deyince,muzip muzip kıkırdadı.
”Sorsam da söylemezsin ki!Artık seni tanıyorum.”
Aynı anda meydandaki küçük bir kafeye gelmişlerdi.Hemen garson kıza birer filtre kahve ve cantucci siparişi verdiler,sonra da sessizce oturup meydanı izlemeye başladılar.Etraf oldukça hareketli ve kalabalıktı.
Kısa bir bekleyiş sonrası siparişleri masada yerini aldığında,Müge kahvesini içip çıtır çıtır kurabiyeyi ısırdı.Damağına yayılan enfes tat neşesini daha da arttırmıştı.Meriç sessizce onu izliyor,bir yandan da hediyesini gördüğünde ne tepki vereceğini düşünüyordu.Ayrıca şu an o pakette ne olduğunu öğrenmek için genç kızın can attığından da hiç şüphesi yoktu,
Aradan 5-10 dakika geçtiğinde,kahve ve kurabiyeler bitmiş,Müge’nin üstüne bir ağırlık çökmüştü.
”Şeyyyy!Benim biraz uykum geldi de,otele dönelim mi artık? Hem sen de yorgunsun.”
diye konuştu.Meriç’in cevabı hiç bekletmeden gelmişti.
”Haklısın,gitsek iyi olacak.Akşam yemeğinden önce biraz dinlenmen lazım.Yoksa yeniden hasta olabilirsin.”
Bunun üzerine genç kız
”E hadi o zaman.”
diyerek kapıya ilerlerken Meriç hesabı ödemek için kasaya yöneldi.
Az sonra kafede işleri biten ikili yan yana otele doğru yürüyorlardı ve yürürken genç kızın aklını kurcalayan tek soru vardı.Acaba bu gece o yemekte şu küçük kutunun sırrını çözebilecek miydi?
Meriç ve Müge bu özel günde sizinle olmak istediklerini kulağıma fısıldayınca,onları kıramadım ve bölümü yine erken paylaştım 😀😀😀Umarım keyifle okuduğunuz bir bölüm yazabilmişimdir 🙏🙏🙏Bol bol yorum yapıp yıldıza tıklarsanız da çok sevinirim 🙈🙈🙈Kucak dolusu sevgiler ❤️❤️❤️Öpücükler 😘😘😘
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.42k Okunma |
1.87k Oy |
0 Takip |
52 Bölümlü Kitap |